Blog

  • Rakka’da tiyatro küllerinden doğuyor

    Rakka’da tiyatro küllerinden doğuyor

    HABER MERKEZİ – Rakka’da ilk kez 1958’de kurulan ve 2000’li yıllara gelindiğinde ülkenin kültür merkezlerinden biri haline gelen tiyatro sahnesi, IŞİD zulmü ve iç savaş nedeniyle perdelerini kapatmıştı. Şimdi yeniden toparlanmaya başlayan tiyatro sanatçıları, eski günlere dönmek için tempo tutturmuş durumda. Suriye iç savaşında en ağır yarayı alan vilayetlerin başında gelen Rakka’da yeniden inşa süreci tüm hızıyla sürüyor.

    Yüz yıllar öncesinde bilim, sanat ve ticaret alanında merkez sayılabilecek bir konumdayken, 2014 yılında IŞİD’in işgali ile karanlığa bürünen Rakka, 2017 yılında IŞİD karşıtı koalisyon ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ortak operasyonu ile özgürleştikten sonra toparlanma sürecine girdi. IŞİD’in şeriat mahkemeleri tarafından tamamen yasaklanan kültür sanat etkinlikleri de özgürleşmeyle birlikte yeniden başladı.

    Tiyatro sanatçısı Hemod Setam tarafından 1958 yılında Rakka’da kurulan tiyatro da bu mekanlardan biri. Önemli oyunların sahnelendiği ve bünyesindeki sanat kulübünde çok sayıda tiyatro oyuncusunun yetiştirildiği merkez, 70’li yıllarda kentte oldukça popülerdi.

     

    Kadınlar ilk kez 2004’te sahneye çıkabildi

    İşçiler Birliği ve Zanaatkarlar Birliği’nin yanı sıra Rakka Kültür Merkezi de tiyatroya önemli katkılar sundu. 80’li yıllarda Abdulrezzak Ebu Heyv, Muhammed Şeyh ve Telal Şahin gibi sanatçılar tiyatroya büyük emek verdi. O dönemde dikkat çekici olan şey ise tiyatroda kadının olmamasıydı. Rakka’daki aşiretçi anlayış nedeniyle kadın tiyatroda yerini alamıyordu. Bu yüzden birçok erkek sanatçı tiyatroda kadın rolünü oynadı.

    Bu durum 2004 yılına kadar sürdü. Rakkalı sanatçıların büyük emekleri sonucu ilk tiyatro festivali o yıl düzenlendi. Dört yıl üst üste devam eden festivale dünyanın birçok yerinden gruplar da katıldı. Bununla birlikte Rakka’da tiyatro gelişmeye başladı.

     

    Eski günlerine dönmeye başlıyor

    2008 yılında festivalin durdurulması ve Suriye krizinin başlamasıyla birlikte tiyatro sanatı yeniden gerilemeye başladı. Suriye iç savaşının başlamasından sonra IŞİD Rakka’yı işgal etti. 2017’de ise DSG savaşçıları tarafından kent özgürleştirildi. Hayatın normale dönmeye başlamasıyla birlikte yeniden tiyatro alanında gözle görülür gelişmeler yaşanmaya başladı.

    Rakka Sivil Meclisi’ne bağlı Kültür ve Tarihi Mekanlar Komitesi tarafından Kültür Sanat Merkezi kuruldu. Kültür Sanat Merkezi, Kuzey ve Doğu Suriye’de düzenlenen birçok festivale katılarak Rakka’yı temsil etti. Rakka Kültür Sanat Merkezi’nin ilk performansı ‘Şengal’ oyunu oldu. Oyunda IŞİD’in 2014 yılında Ezidilere dönük katliamı anlatıldı. Yeniden festival düzenlemek isteyen Kültür Sanat Merkezi, birçok oyun üzerinde çalışmalarına devam ediyor.

    İbrahim Hıdır
    İbrahim Hıdır

    Çocuklar umut veriyor

    Tiyatro sanatçısı ve Raka Kültür Sanat Merkezi Tiyatro Yazarı İbrahim Hıdır, Rakka’da 1950’li yıllardan bu yana tiyatronun kısıtlı imkanlarla yapıldığına dikkat çekti. Rakka’nın özgürleşmesinin ardından kurulan Kültür Sanat Merkezi’nin kentteki tiyatro çalışmalarına önemli katkılar sunduğunu söyleyen Hıdır, çocuklara yönelik düzenlenen eğitim çalışmalarının gelecek adına büyük umut verdiğini belirtti. Rakka’da sanatçı ve yazarlara yeniden imkanlar sunulduğuna dikkat çeken Hıdır, Rakka tiyatrosunun yeniden festivaller düzenleyecek düzeye ulaşmasının hayal olmadığını söyledi.

     


    ANHA


     

  • Ayşe Gökkan serbest bırakıldı

    Ayşe Gökkan serbest bırakıldı

    Haber Merkezi – Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturma kapsamında 13 kişi ile birlikte gözaltına alınan TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan ve Mesut Çelik serbest bırakıldı.

    Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) 2013 yılındaki kimi faaliyetlerine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında 13 kişi ile birlikte gözaltına alınan Tevgera Jinên Azad (TJA) Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan’ın adliyedeki işlemleri tamamlandı. “Örgüt üyeliği” iddiası ile tutuklanması istenerek, Cumhuriyet Savcısı tarafından Mardin Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Gökkan ve 70 yaşındaki Mesut Çelik, savunmalarını yaptı.

    Hakimlik, Gökkan ve Çelik hakkında tutuklanmaya yetecek kadar delil olmadığı, sabit ikametgah sahibi olmaları bağlamında kaçma şüpheleri olmadığı gerekçeleri ile adli kontrol şartı uygulayarak serbest bırakılmasına karar verdi. Gözaltındaki 9 kişinin emniyet işlemleri ise sürüyor.

  • İngiltere’de ikinci karantina bugün başladı

    İngiltere’de ikinci karantina bugün başladı

    İngiltere’de koronavirüs salgınının hızını yavaşlatmak amacıyla bugünden itibaren yeni bir dizi sokağa çıkma yasağı yürürlüğe sokuldu. Kısıtlamaların ilk etapta bir ay sürmesi bekleniyor.

    Halktan mecbur kalmadıkça evden çıkmamaları istenirken, hayati önem taşımayan ürünlerin satıldığı mağazaların tamamının yanı sıra pub, restoran, kafe ve spor salonlarının kapatılması öngörülüyor. Ancak bahar aylarında yapılan uygulamanın aksine bu kez okullar ve üniversiteler kapatılmıyor.  Ayrıca yurtiçinde ve yurtdışına turistik amaçlı her türlü seyahat de yasaklandı. Yalnızca iş amaçlı seyahatlerin yapılmasına izin verilecek. Polis, sokağa çıkma kısıtlamalarını “ciddi şekilde” ihlal edenlerin sert cezalara çarptırılacağını söyledi.

    Başbakan Boris Johnson, kısıtlamaların 2 Aralık Çarşamba günü “otomatik olarak” kaldırılacağını belirtti. Ancak bu süre dolmadan önce, parlamentonun toplanarak bundan sonra atılacak adımlara ilişkin karar vermesi bekleniyor.

    Johnson, bu hafta içinde parlamentoda yaptığı konuşmada, kısıtlamaların tekrar devreye sokulmasını “kimsenin istemediğini” ancak bu uygulamanın ülke için “en iyi ve en güvenli yol” olduğunu ifade etti.

    İngiltere’de dün koronavirüs kaynaklı can kayıplarının sayısı 19 Mayıs’tan bu yana en yüksek düzeyini gördü. Ülkede günlük vaka sayısı 25 bin 177, can kaybı da 492 olarak açıklandı.

     

    Yeni kısıtlamalar neleri kapsıyor?

    Alınan önlemlerle sosyal hayat asgariye çekilerek, enfeksiyon zincirinin kırılması amaçlanıyor.Buna göre, halktan egzersiz yapmak veya işe, okula ya da alışverişe gitmek gibi faaliyetler dışında evden çıkmamaları istendi.

    Buna göre farklı hanelerden insanlarla ev ortamında bir araya gelinemeyecek. Yürüyüş gibi aktiviteler ise ancak farklı haneden bir kişi ile yapılabilecek. Restoran ve kafeler kapatılacak ancak paket servis yapmalarına izin verilecek. Alınan önlemlerin Noel dönemi öncesinde ülkenin sağlık sistemi üzerindeki baskıyı hafifletmesi amaçlanıyor.

    İngiltere’de son dönemde yapılan modelleme ve öngörüler, salgının ikinci dalgasının bahar aylarındaki ilk dalgadan çok daha ölümcül olabileceğine işaret ediyor.  Hükümete sunulan modellerden biri, sınırlamaların hiç uygulanmaması durumunda kış aylarında günlük ölüm sayısının 4 bini aşabileceğini öngörüyor.

     

  • Başaran’dan kadınlara çağrı: Her alanda mücadele edelim, dayanışalım

    Başaran’dan kadınlara çağrı: Her alanda mücadele edelim, dayanışalım

    HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, 7 Kasım’da 25 Kasım çalışmalarının startını vereceklerini duyurdu, kadınlara seslendi: “Biz kadınlar evlerde, sokaklarda, fabrikalarda şiddete karşı mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Gelin hep birlikte iktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı bulunduğumuz her alanda mücadele edelim, ortaklaşalım, dayanışalım. Çünkü bizi yaşatacak olan birlikteliğimizdir, dayanışmamızdır, örgütlü mücadelemizdir.”

    HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyerek kadın gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

    30 Ekim’de İzmir’de yaşanan depreme ilişkin konuşmasına başlayan Başaran, “Sadece deprem öldürmüyor, yürütülen politikalar sonucunda insanların hayatını kaybettiğine hep birlikte şahitlik ettik” dedi, yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı dileklerini iletti.

     

    ‘KADINLARIN KARARLI DURUŞU IŞİD’İN KARANLIK ZİHNİYETİNİ YERLE BİR ETTİ’

    1 Kasım Dünya Kobanî Gününü’nün geride kaldığını hatırlatan Başaran, bu vesile ile Kobane’de tarih yazan başta kadınlar olmak üzere yaşamlarını yitirenleri andı. Başaran, “Bilinmelidir ki, Kobane direnişi ve sonrasında gelişen devrim, bir kadın devrimi olarak dünya tarihine geçti. Kadınların kararlı ve direngen duruşu, IŞİD’in karanlık zihniyetini yerle bir etti. Kadınlar, bugün Kobanî başta olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye’de yeni yaşamın öncü güçlüğünü yapmaya devam ediyorlar.”

     

    ‘4 KASIM DARBESİ TEKÇİ ERKEK REJİMİNİN İNŞA PLANIDIR’

    Partilerine yönelik 4 Kasım 2016’da gerçekleştirilen siyasi darbenin 4. yılı olduğunu hatırlatan Başaran, şunları söyledi: “AKP-MHP faşist bloku, 4 yıl önce bugün, eşbaşkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın aralarında olduğu binlerce yoldaşımızı bu darbe sonucu hukuksuz bir şekilde rehin aldı. 4 Kasım Darbesinin; faşizmin kurumsallaştırması, tekçi erkek rejimini ve eril tahakkümü inşa etme planı olduğunu biz çok yakından biliyoruz. 

     

    ‘YOLDAŞLARIMIZ ZİNDANDA DA OLSA MÜCADELELERİ DUVARLARI AŞIYOR’

    Bu vesileyle; buradan, Kandıra’dan, Sincan’a, Edirne’den Amed zindanındaki yoldaşlarımıza; Sebahat’e, Gülten’e, Gülser’e, Figen’e, Çağlar’a, Aysel’e, Ayla’ya ve ismini sayamadığım kadın yoldaşlarımız başta olmak üzere selam yolluyoruz. Gülser yoldaşımızın buradan bir cümlesini aktarmak istiyorum. Gülser yoldaşımız 4 duvar arasında rehinken “bizler biliyoruz ki, tutsak arkadaşlarımızın yürek gözleri beton duvarları değil, yıldızları görüyor” demişti. Çünkü onlar zindanlarda da olsa,  verdikleri direniş ve mücadele duvarları aşıyor, dışarıya taşıyor, hepimize güç veriyor.”

     

    ‘HADDİNİZ DEĞİL BEDENİMİZ ÜZERİNDEN SÖZ SÖYLEMEK’

    Partilerinin, kadın partisi olduğu için de hedef alındığını vurgulayan Başaran, “saldırılar, kadın partisi olma iddiası olan kadın rengimizedir, kadın mücadelemizedir, eşbaşkanlık sistemi ve eşit temsiliyet ilkesinedir” dedi. Başaran, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Evet, kadınlara yönelik saldırıların, baskıların hız kesmediği bir haftayı daha geride bıraktık. İktidar kadınlar adına söz kurma haddini göstermekten vazgeçmedi. Yine kadın bedenine yönelik cinsiyetçi saldırılarını sürdürdü. Kadın bedenine yönelik cinsiyetçi politikalar geçen hafta da devam etti. İktidar 2021 yılı programında, kadınların kaç çocuk doğuracağına karar vermiş! Cumhurbaşkanı kadınların kaç çocuk doğurmasını ifade ediyordu şimdi de programa almış.

    “İktidar, neredeyse kadınların ovulasyon dönemlerini bile takip edecek duruma geldi maalesef! Bedenlerimiz üzerinde söz hakkı kurma hakkınız ve haddiniz olmadığını buradan bir kez daha söylüyoruz. Haddiniz de değil, bedenimiz üzerinden söz söylemek ve programlar yapmak. 

    “AKP erkek iktidarı, kadınların kaç çocuk yapacağına kafa yormasın, İzmir depreminde enkaz altında çıkan çocukların can güvenliğini sağlasın, yoksulluk nedeniyle eğitim alamayan çocuklara güvenli ve eşit bir yaşam sağlasın, eğitim alamayan çocukların sorunlarını çözsün, çocuk istismarını meşrulaştıracak yasalar getirme çabasından vazgeçsin! Eğer ihtiyaçsa çocukların kadınların ihtiyaçlarını buradan ifade edelim.”

     

    ‘KADINLARIN TALEBİ ‘KADIN ÜNİVERSİTELERİ’ DEĞİL, ÖZGÜR BİR ÜLKEDE YAŞAMAK’

    Bu haftanın bir diğer gündeminin de kadın üniversiteleri olduğunu hatırlatan Başaran, Japonya’ya giden Erdoğan’ın “kadın üniversiteleri açmak istiyoruz” dediğini söyledi. “Biliyoruz ki bu ülkede bahsedilen kadın üniversitelerinin amacı, pozitif ayrımcılık ya da kadına daha özgün çalışmalar yapabileceği alanlar yaratmak değil” diyen Başaran, AKP’nin kendi tekçi, gerici bir yapıyı oluşturmak için bu üniversiteleri de araçsallaştırdığını söyledi.

    Başaran, sözlerine şöyle devam etti “Kadınlar, her fırsatta kendilerini sosyal ve ekonomik hayattan adeta silmeye çalışan bu zihniyetin açmaya çalıştığı bu üniversiteyi günlerdir reddettiklerini ifade ediyorlar. Türkiye’de bugün kadınların üniversitelerle ilgili problemlerini çözmek istiyorlarsa bunlardan birkaçını sayalım. Binlerce kadın bu süreçte 2016 darbe girişimi bahane edilerek çıkarılan OHAL sonucu KHK ile  işinden edilerek akademiden uzaklaştırıldı. Kadınların kadın üniversitesi talebi yok. Bugün birçok kadın üniversitelerde mobbinge uğruyor ve şiddetin farklı biçimlerine maruz kalıyor. Yine binlerce kadın öğretmen atama bekliyor. 

    “Kadınların, kadın üniversiteleri talebi yok; kadınlar eşit, parasız, anadilinde, bilimsel ve toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan üniversitelerde okumak istiyor. Kadınlar her şeyden önce özgür bir ülkede yaşamak istiyor, haklarının gasp edilmediği, kısa etek giydiği için katledilmediği, emeğinin sömürülmediği, siyasi iradesinin yok sayılmadığı, şiddete maruz kaldığında gidebileceği mekanizmaların kapatılmadığı, yaşam hakkının korunduğu bir ülkede yaşamak istiyor.”

     

    ‘HALK SAVAŞ BÜTEÇESİNİ, KADINLAR DA İKTİDARIN ERKEK BÜTÇESİNİ İSTEMİYOR’

    AKP’nin 2021 bütçesinin de daha öncekiler gibi savaş ve saraya ayrıldığını vurgulayan Başaran, HDP olarak geçtiğimiz günlerde “toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe çalıştayı” düzenlediklerini hatırlattı. Kadınlardan nasıl bir bütçe istediklerine dair güzel öneriler aldıklarını bildiren Başaran, önümüzdeki günlerde de her kesimden kadınla görüşerek hazırlayacakları raporu kamuoyuna açıklayacaklarını, Melis’e sunacaklarını açıkladı. Başaran, “Toplumdan gizlenen bir bütçe var karşımızda, ama kadınlar iktidarın savaş bütçesini istemiyor.  Savaşa, yandaşa, ranta aktarılan cinsiyetçi bütçe değil, cinsiyet eşitlikçi bütçe önerilerimizi önümüzdeki günlerde açıklayacağız. Çünkü biliyoruz ki halk; iktidarın savaş bütçesini istemiyor, kadınlar iktidarın erkek bütçesini istemiyor” şeklinde konuştu.

    İstanbul Sözleşmesi’nin hala iktidarın hedefinde olduğunu anımsatan Başaran, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü yaklaşırken kadına yönelik şiddet ve katliamların sürdüğünü hatırlattı. Buna rağmen iktidarın, cinayetleri önlemek yerine hala İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamadığını ve sözleşmeden çekilmeyi tartıştığını ifade eden Başaran, kadın cinayetlerine, şiddete karşı mücadele eden kadınların ise tutuklandığını söyledi. 

     

    ‘BİZ ERKEK EGEMENLİĞİNE KARŞI 365 GÜN TETİKTEYİZ’

    Son olarak TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökhan’ın da aralarında olduğu 14 kişinin gözaltına alındığını anımsatan Başaran, “İktidar, kadınları koruyan sözleşmeden, kadınlara açılan alana, kadına dair her kazanıma topyekûn saldırıyor. Ama kadınlar vazgeçmeyecek biz vazgeçmeyeceğiz. Biz kadınlar erkek egemenliğine karşı 365 gün tetikteyiz ve mücadele ediyoruz.”

    7 Kasım’da pilot illerde yapacakları çalışmalarla 25 Kasım’ın startını vereceklerini de açıklayan HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Başaran, “Erkek-devlet şiddetine karşı mücadeledeyiz” sloganıyla sokaklarda, alanlarda kadınlarla birlikte olacakların ifade etti. 

    Başaran, konuşmasını şöyle tamamladı: “Katledilen kadınların hesabını soracağız, kayyım rejimine karşı ses yükseltmeye devam edeceğiz. Kesintisiz bir şekilde ev ev, kapı kapı, mahalle mahalle, köy köy dolaşarak kadınlarla bir araya geleceğiz, dayanışmamızı ve örgütlülüğümüzü büyüteceğiz.

    “60 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde kanlı diktatöre karşı mücadele ederken katledilen Patria, Minerva ve Maria Mirabel Kardeşlerin bıraktığı mirasa bizler sahip çıkıyoruz. Mirabel Kardeşlerden Sevgili Maria’nın dediği gibi, ‘Haklı olan her şey için mücadele etmeye devam edeceğiz’ Çünkü haklı olduğumuzu çok iyi biliyoruz.

     

    ‘BİZİ YAŞATACAK OLAN BİRLİKTELİĞİMİZDİR, DAYANIŞMAMIZDIR, ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDÜR’

    “Erkek egemen zihniyete karşı her zaman dimdik durmaya devam edeceğiz. Biz kazanımlarımızı kolay elde etmedik, her bir kazanımımızda yüzlerce kadının emeği, alınteri var. Biz kadınlar evlerde, sokaklarda, fabrikalarda şiddete karşı mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Buradan bir kez daha kadınlara da sesleniyoruz; gelin hep birlikte iktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı bulunduğumuz her alanda mücadele edelim, ortaklaşalım, dayanışalım. Çünkü bizi yaşatacak olan birlikteliğimizdir, dayanışmamızdır, örgütlü mücadelemizdir.”

     

  • Evin Jiyan Kışanak yazdı: Balıklardan korkmayın!

    Evin Jiyan Kışanak yazdı: Balıklardan korkmayın!

    Bodrumlu kadınlar anneme pazenden bir elbise gönderdiler, üzerinde balık deseni olan ve geçen pazartesi kapalı görüş için cezaevine gittiğimde anneme vermek istedim elbiseyi. Fakat elbise sakıncalı bulundu, alınmadı.

    Annem Gültan Kışanak, Diyarbakır’da 30 Ekim 2016’da, beş günlük gözaltı süresinden sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Peki, annem neden tutuklandı?

    Nedenler çok…

    Kürt olmak, Alevi olmak, muhalif olmak, ömrü hayatı boyunca boyun eğmemek, eşitliği, barışı, ortak iyiyi bulma çabası… Annem tutuklanan ilk Kürt siyasetçi değil, son Kürt siyasetçi de değil, ne yazık ki!

    Dört yıldır tutuklu yargılanıyor annem Gültan Kışanak. Dava süreci her zamanki gibi eşitsiz koşullarda ilerliyor maalesef. Şöyle ki, 2007 yılında ilk defa milletvekili seçildiği tarihten itibaren bir siyasetçi, bir parti başkanı, bir kadın aktivist olarak yaptığı çeşitli konuşmalardan yargılanıyor.

    Bütün siyasetçiler konuşur, bazıları yargılanır

    Annem, 25 Kasım, 8 Mart, Newroz gibi milyonların önünde, karşısında, yanında yaptığı konuşmalardan yargılanıyor. Durumun eşitsiz kısmı burada başlıyor sanıyorum.

    Siyasetçi konuşur, bütün siyasetçiler konuşur ama bazıları mütemadiyen yargılanır. Yargılama sürecinde de hakim savcılar defalarca değişir, talep edilen hemen her şey reddedilir, avukatlarınız aileniz bir şehirde, duruşma başka bir şehirde, sizi de başka bir şehirde cezaevine koyarlar.

    Duruşma günlerinde izleyici ve avukat sayısından çok kolluk kuvvetleri salonda bulunur, sanal bir yargılama mekanizması ile kameralardan derdinizi anlatmaya, anlamaya çalışırsınız, bulunduğunuz cezaevinde kitap ve gazete yasağı uygulanır.

    Cezaevine bir pazen elbise götürdüğünüzde üzerinde “balık şeklinde bir işleme var” diye  sakıncalı bulunur ve cezaevine alınmaz, Evet, yanlış okumadınız balık deseni sakıncalı bulunur.

    Balık nasıl propaganda yapsın?

    Bodrumlu kadınlar anneme pazenden bir elbise gönderdiler, üzerinde balık deseni olan ve geçtiğimiz pazartesi kapalı görüş için cezaevine gittiğimde anneme vermek istedim elbiseyi. Fakat sakıncalı bulunduğu için verilmedi elbise.

    Üzerinde desen, sembol, işleme olan kıyafet vermek yasakmış. Nedenini ben de anlamakta güçlük çekiyorum.

    Tabii siyasi propaganda olabilecek şeylerin önünü almak istiyorlar kendilerince sanırım fakat bir düşünelim balık nasıl bir propaganda aracı haline getirilebilir? Şöyle olabilir mi?

    Mesela, balık denizlerde yüzen bir canlı, denizler uçsuz bucaksız özgür alanlar, balıklar özgür ve eşit bir dünyada yaşam fikrinin subliminal mesajı olamaz mı? Olabilir…

    Kesintisiz 12 Eylül

    Yani bütün bu gereksiz bürokratik tantananın sonucu olarak bir elbise için bile cezaevi kapısında mücadele vermek zorunda kalırsınız. Korona sebebiyle 9 ay boyunca ve daha ne kadar süreceğinin belirsizliği ile annenize sarılamaz, açık görüş yapamazsınız.

    Korona bir tecrit bahanesi haline getirilir ve sistematik hak ihlallerine maruz bırakılırsınız, korona önlemleri öne sürülerek hapishanelerde binlerce siyasi mahpus Mart 2020’den beri ciddi hak ihlallerine maruz bırakılıyor.

    12 Eylül’ün 40. yılı, 40 yıl önce 12 Eylül’de Diyarbakır 5 No’lu askeri cezaevinde 19 yaşında bir üniversite öğrencisiyken yaşatılanlarla yüzleşmek şöyle dursun, kesintisiz 12 Eylül yaşatılır. Dört sene önce annem Diyarbakır büyükşehir belediye başkanıyken tutuklandı, beş yıldır sürekli seçilmiş Kürt belediye başkanları ve milletvekilleri tutuklanıyor.

    Kürtlerin iradesi tanınmıyor, eşit vatandaşlık olma yolundaki belki de en temel ilkelerden biri uzun zamandır yok sayılıyor. Peki Kürtlerden ne isteniyor? Kürtlere ne denmeye çalışılıyor?

    Ha yanlış anlaşılmasın bu sorular bugünün soruları değil, sadece “bize” sorulan sorular da değil, bu soruları herkesin sormasını, hakikatin peşine düşmesini diliyorum.

    Bu ülkeye barış gelsin diyoruz, eşitlik gelsin istiyoruz, ortak iyiyi bulmaya çabalayalım istiyoruz, büyük büyük dedelerimiz nenelerimiz zulümlerle boğuştu, nenelerimiz dedelerimiz, annelerimiz babalarımız da.

    Mezarlarımız, dilimiz, kültürümüz burada, bu bugünün ya da yüz yılın hikâyesi değil, yüz yıllara yayılan bir dert ve bu zulümle, bu öfke ve nefretle bastırılamayacağı aşikâr. Zulmetmekten vazgeçin, balıklardan korkmayın.

     

    Bianet /Evin Jiyan Kışanak

    *Kandıra Cezaevi’ndeki Gültan Kışanak’a gönderilen ve cezaevi yönetimince “sakıncalı” bulunan elbise

     

  • İngiltere’de uygulanacak ikinci karantina ve milyonlarca asgari ücretlinin yoksulluk korkusu

    İngiltere’de uygulanacak ikinci karantina ve milyonlarca asgari ücretlinin yoksulluk korkusu

    Haber Merkezi – Yapılan araştırmalara göre asgari ücretle çalışan işçilerin ikinci karantina sırasında daha düşük ücret karşılığında izin alma olasılığını ortaya koydu.

    Asgari ücretle çalışanların yoksulluğa sürükleneceğine dair korkular, Perşembe günü başlayacak ve bir ay sürecek karantina kararı ile ortaya çıktı.

    Ulusal İstatistik Bürosu bugün, düşük ücretli çalışanların ücretlerinin yüzde 80’ini patronlar tarafından ödendiği izinli maaşlarını almama olasılıklarının beş kat daha yüksek olduğunu ortaya koyan bir analiz yayınladı.

    İngiltere’de iki milyon işçi 25 yaş ve üzerindekiler  saatte 8,72 sterlin, 21-24 yaş arasındakiler 8,20 sterlin ve 18 ila 20 yaş arasındakiler 6,45 sterlin olarak asgari ücretten daha az kazanıyor.

    İşçi Sendikaları Kongresi ( TUC) genel sekreteri Frances O’Grady şunları söyledi: “Düşük ücretli ve daha genç işçiler bu pandemi sırasında en çok etkilenenler oldu. İzinli birçok kişinin gelirleri işverenler tarafından tamamlanmadı ve daha az ücretle geçinmek zorunda kaldılar. Bu doğru değil. Hiç kimse ulusal asgari ücretin altında kazanmamalı – özellikle krizin ortasında.”

    Gölge Maliye Bakanı Anneliese Dodds hükümetin pandeminin ekonomik düşüşünü “kontrol etmesini” istedi. Ayrıca, Eylül ayında bilim insanlarının tavsiyesine rağmen bakanları bir aydan fazla bir süredir ikinci bir karantina uygulamaktan vazgeçtikleri için eleştirdi.

    Dodds hükümetin “paniğe kapılmış ve son dakika” açıklamaları nedeniyle işçilerin mali durumları konusunda çaresiz kaldıklarına da dikkat çekti. Bir restorandaki personelle yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Karantina söylentileri dolaştıkça, personel müşterilerle fedakar bir biçimde ilgilenirken, ertesi hafta normal şekilde mi çalışacaklarını, fazla mesai ile mi karşılaşacaklarını, yüzde 67 mi, yoksa yüzde 73 mü maaş alacaklarını bilmiyorlardı.”

    Ekonomi Bakanı Rishi Sunak’ı, farklı senaryoların önceden nasıl ele alınacağına dair altı aylık bir plan ve karantina uzatılırsa veya ülkenin bazı kısımları ulusal karantinadan sonra bile kısıtlamalar altında kalırsa diye bir destek planı hazırladıklarını açıkladı.

    Boris Johnson hafta sonu yaptığı açıklamada, serbest meslek sahiplerine verilen desteklerin 40’ından yüzde 80’ine çıkarılacağını duyurmuştu.

  • Tutuklu seçilmişlerden 4 Kasım mesajı: Faşizme boyun eğmedik

    Tutuklu seçilmişlerden 4 Kasım mesajı: Faşizme boyun eğmedik

    HDP, 4 Kasım 2016’da tutuklanan seçilmişlerin cezaevinden gönderdikleri mesajı paylaştı. Yüksekdağ, Demirtaş, Baluken, Demirel, Kışanak, Tuncel ve Zeydan’ın mesajlarında “Faşizme boyun eğmedik. HDP dimdik ayakta ve direnerek kazanacak” denildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Basın Bürosu, “4 Kasım 2016 Siyasi Darbesi” sonucu tutuklanan HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, milletvekilleri Çağlar Demirel, İdris Baluken, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve Abdullah Zeydan’ın cezaevinde 4 Kasım’ın yıl dönümüne ilişkin kaleme aldıkları mesajları paylaştı.

    Tutuklu eski eş genel başkanları ve milletvekillerinin kaleme aldığı mesajlar şöyle:

     

    YÜKSEKDAĞ: DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRME GÜNÜ

    Figen Yüksekdağ: “Değerli halkımız; halkların, kadınların, insanlığın umudu ve direncini temsil eden partimize yönelik saldırılar her gün daha kirli ve hoyrat bir hal kazanarak sürüyor. Ama elbette bizim hakikatimiz ne olursa olsun umudun ve direncin yolundan ayrılmamaktır. Bundan 4 yıl önce 4 Kasım günü bizleri yenebileceğini, yok edebileceğini sananlar yanıldılar, başaramadılar, yine başaramayacaklar. Gün HDP’ye ve tarihsel haklılığımıza dört elle sarılma ve birliğimizi, dayanışmamızı güçlendirme günüdür.”

     

    DEMİRTAŞ: DEMİR LEBLEBİYİZ

    Selahattin Demirtaş: “4 Kasım 2016 gecesi evlerimizde baskın yapılarak bizi kaçırıp, hapse attırıp, rehin alanlar bugün tükenme noktasına geldiler. Tam bir çözülüş ve dağılış sürecindeler. HDP’yi yıkma hayalleri kabusa dönüştü. Ne demiştik; ‘biz demir leblebiyiz, bizi çiğnedikçe dişleriniz dökülecek’ ve o gün bu gündür. Bunun için direniyoruz, başarıyoruz, kazanıyoruz.”

     

    ZEYDAN: HDP DİMDİK AYAKTA

    Abdullah Zeydan: “Uzun yıllardır HDP’ye yönelik saldırılar halkımızın fedakarca duruşu sayesinde boşa çıkarılmaktadır. Tüm bu amansız baskılara rağmen HDP dimdik ayakta durabilmiştir. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların onurlu ve özgür yaşama kavuşması için halkımızla ve tüm arkadaşlarımızla mücadelemizi her zamankinden daha yüksek bir gururla sürdürmeye devam edeceğiz ve tüm halklara onurlu özgür yaşamı mutlaka armağan edeceğiz.”

     

    DEMİREL: SİYASİ DARBE DEVAM EDİYOR

    Çağlar Demirel: “4 yıl oldu! Türkiye’de ne değişti? Baskı, asimilasyon, tutuklamalar gittikçe arttı. Aslında 4 Kasım’ın siyasi bir darbe olduğunu o zaman söylemiştik. Bu siyasi darbe devam ediyor. Özelde kadınlara, Kürtlere ve demokrasi güçlerine yönelik bir tasfiye süreciyle sorunların çözüme kavuşmadığını bir kez daha gördük. Açıktır ki çözüm, demokratik siyasetle, halkların, kimliklerin, düşüncelerin özgürce ifade edilmesiyle sağlanır. Bu iktidarın artık ülkeyi yönetemediği ortadadır. Pandemi süreciyle Türkiye halkları bunu daha net görmüştür. İktidar, kovidi bahane ederek ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bu çaba dahi AKP-MHP iktidarını kurtaramayacaktır.

    Halklar gittikçe yoksullaştı. İç ve dış siyasette düşmanlaştırıcı politikalar arttı. Biz 4 Kasım öncesi bunları söylediğimiz için HDP olarak siyasi darbeye maruz kaldık. Bizlere yapılan bu siyasi darbeyi tüm Türkiye halkları gördü ve yaşıyor. Tutuklamalar ve rehin almalarla sorun çözülemeyecektir. Ancak ve ancak halkların demokratik iradesini tanımak ve çözüm süreciyle bu sorunun çözümü mümkündür. Bizi bu günlere getiren mücadele ve direniş ruhu devam edecektir. Haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı sözümüzü söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Özelde kadınlara ve tüm halklara selam, sevgi ve saygılarımla.”

     

    KIŞANAK: FAŞİZME BOYUN EĞMEDİK

    Gültan Kışanak: “4 Kasım operasyonu, özellikle Kürt Halkının demokratik yollarla siyasete katılmasının önünü tamamen kapatmaya yönelik gerçekleşmiştir. Kürtler yaşadıkları bütün haksızlıklara ve hukuksuzluğa rağmen demokratik siyasette ısrar etmek için yoğun bir çaba gösteriyorlar. Fakat son 4 yılda kesintisiz bir şekilde hem yerel hem de genel siyasete katılmalar faşist uygulamalarla engelleniyor. Bu durum açıktır ki sadece Kürt halkının sorunu değil Türkiye’de yaşayan ve demokratik bir yönetim arzulayan herkesin sorunudur. Demokratik siyasete inandığını söyleyen tüm siyasi partilerin bu konuda net bir tutum alması ve güçlü bir mücadele hattı kurması gerekir. Bizler siyasi rehin olarak tutuluyoruz. Ama şunu bir kez daha net olarak ifade etmek isterim ki faşizme boyun eğmedik, eğmeyeceğiz!”

     

    BALUKEN: MÜCADELE SÖZÜNÜ VERİYORUZ

    İdris Baluken: “Halkımızın iradesine yönelik yapılan 4 Kasım darbesinin 4. yılını geride bırakmaktayız. Bu süre içerisinde barış, demokrasi, özgürlük ve adalet mücadelemizden tek bir geri adım atmamanın onurunu yaşıyoruz. Bu anlamda halklarımızın gösterdiği kararlı duruş ve sağlam irade en büyük dayanağımız, moral ve güç kaynağımız olmuştur. Bu iradenin ve inancın bizleri aydınlık ve özgür yarınlara yakınlaştırdığına yürekten inanıyoruz. 4 Kasım halk iradesine yapılan darbe bugün ülkenin içinden geçtiği siyasi, toplumsal, hukuksal ve ekonomik çöküşün yolunu döşeyen mihenk taşlarından biridir. Bu anlamda halklarımızı ve ülkemizi çöküşten kurtaracak çözüm, halk iradesine yapılan darbe anlayışının içerdiği bütün hukuksuzlukların alt edilmesinden geçmektedir. Sarsılmaz inancımızla, bütün halklarımıza ve yoldaşlarımıza kararlı mücadelemizin sözünü veriyor; bu onurlu yolda herkese başarılar diliyoruz. Aydınlık yarınlarda buluşacağımıza olan inancımla.”

     

    TUNCEL: DAHA GÜÇLÜ HALE GELDİK

    Sebahat Tuncel: “HDP’ye yönelik siyasi soykırım operasyonları üzerinden dört yıl geçti bu süreç içerisinde Türkiye siyasi, ekonomik kriz derinleşti. Hukuk mekanizması AKP-MHP faşist iktidarının iktidarının bastırma aracına dönüştü. Barolar yasasından, sosyal medya yasasına işçilerin emekçilerin hak gasplarına, özgürlük mücadelesi veren kadınların İstanbul sözleşmesine yönelik saldırılar arttı. Kürt halk iradesine karşı uygulanan kayyım siyaseti iktidar için temel bir politika haline geldi. Doğa talan edilmeye, toplum nefessiz bırakılarak baskı altına alınmaya devam edildi. Ama tüm bu baskı zor ve zulüm politikaları devlet şiddeti bizi mücadeleden alıkoymak bir yana bizi daha güçlü, iradeli, dirençli hale getirdi.

    HDP halkların, inançların, kadınların umudunu diri tutan başka bir yaşamın mümkün olduğuna inanan herkesin öncü partisidir. Baskılar, saldırılar, gözaltılar, tutuklamalar HDP’nin haklı mücadelesinden ve faşist iktidara karşı tek alternatif olmasından kaynaklanıyor. HDP radikal demokrasi çizgisini esas alarak demokratik, eşit, özgür, ekolojik bir yaşamı kurmak için yaşamın her alanında örgütleniyor ve direniyor. Bu mücadelemiz mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Şimdi özgürlük zamanı ve özgürlüğü örgütleyerek geleceği kurmak her zamankinden daha önemlidir. 4 Kasım siyasi darbesini yapanlar kaybetmeye mahkumdur. Onlar yolun sonuna geldiler. Bizler ise daha yolun başındayız. Bu daha başlangıç mücadeleye devam. İçeride, dışarıda, tarlada, fabrikada, sokakta direneceğiz, örgütleneceğiz ve kazanacağız.”