Blog

  • ‘Irkçılığa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz’

    ‘Irkçılığa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz’

    Sakarya’da Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırıya dikkat çeken hak savunucuları, toplumsal barışı zedeleyen uygulamalara karşı mücadele edeceklerini ifade etti.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği ( İHD), Özgürlük için Hukukçular Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir şubeleri, ırkçı söylem ve eylemlere karşı ortak basın açıklaması yaptı. “Susma ırkçılığa karşı mücadele et” pankartını açıldığı açıklamayı avukat Erdoğan Akdoğdu okudu.

    Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereken yapılacaktır” sözlerini hatırlatan Akdoğdu, “Kürt illerinde güvenlik güçlerine verdiği talimatı ırkçı söylemleriyle ve eylemleriyle harmanladı. Türkiye coğrafyasının tamamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendinden olmayanı yok et diye buyurdu ve yok ettirmeye başladı” diye belirtti.

     

    ‘IRKÇILIK TOHUMLARI MEYVESİNİ VERİYOR’ 

    Sakarya’da Kürt işçilere yönelik saldırıyı hatırlatan Akdoğdu, şunları söyledi: “Memleketlerine dönen 16 tarım işçisi uğradıkları saldırının ve sömürülen emeklilerin hesaplarını kimlerden sorulabilecek. İktidarın kendi elleriyle ektikleri ırkçılık tohumları meyvelerini veriyordu” diye konuştu.

     

    ‘MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ’

    Sakarya’da meydana gelen ırkçı saldırının münferit bir saldırı olmadığını anlatan Akdoğdu, insan hakları savunucuları olarak  toplumsal barışı zedeleyen ve çatışmayı körükleyen bu uygulamalara karşı mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.

     


     

    Extra Cash & Carry

  • Cudi’de askerin izli mermisi yangın çıkardı iddiası

    Cudi’de askerin izli mermisi yangın çıkardı iddiası

    Cudi Dağı’nda kalekoldan açılan ateş sonrası bir noktada daha orman yangını çıktığı belirtildi.

    Şırnak’ta bulunan Cudi Dağı’nda gün içerisinde birçok noktada orman yangını çıktı. Akşam saatlerinde de bölgede bulunan kalekollardan atılan 3 adet izli mermiyle yeni bir yangın çıktığı belirtildi. Yerel kaynaklar Qursekêça bölgesinde ki askeri kalekoldan açılan 3 adet izli mermi sonrası Newa Qêra bölgesinde de orman yangınının başladığını aktardı. Geniş bir alana yayılan yangına herhangi bir müdahalede bulunulmadığı öğrenildi.

    Öğlen saatlerinde Gundikê Remo (Anılmış), Nêvava (Üçkiraz) ve Gundikê Spîndarûk (Kavalı) köyleri kırsalında başlayan yangın kendiliğinden sönerken, Şırnak’ın Balveren beldesine bağlı Benavya mezrasında yangın başladı. Müdahale edilmeyen yangınlar yayılarak devam ediyor.

  • Roj Women’s Association is recruiting a ‘Specialist Bilingual Domestic Violence Worker’

    Roj Women’s Association is recruiting a ‘Specialist Bilingual Domestic Violence Worker’ for a new service to provide VAWG support for Kurdish and Turkish women/girls living in Hackney, Haringey and Enfield.   The specialist worker is expected to provide high quality advocacy and support to women/girls experiencing domestic violence as well as working with the survivors of violence who have ongoing issues.  You will work in partnership with other agencies to develop and deliver risk management plans to ensure women safety.   The post holder is expected to provide one to one crises intervention, holistic casework support including referrals to the organisation’s therapeutic support service based on the needs of the individual women.

    You will be responsible for advocating on behalf of survivors of domestic violence in a range of settings and managing and reviewing their cases. The successful candidate will have significant proven experience of providing emotional and practical support to survivors of domestic violence with the ability to speak good English and with the ability to speak Kurdish and Turkish.

    You will understand the legal system in how it relates to survivors of domestic violence and have strong communication skills to deliver presentations and reports to stakeholders effectively. An ability to work independently and prioritise a busy workload is essential.

    Applicants will need to have very good experience of working with women/girls experiencing domestic violence either in current or previous role.   An individual who is highly skilled on advice, information and advocacy relating to domestic violence as well as on related areas such as housing, welfare benefits, domestic violence, health and education.

    An understanding of the issues affecting women, particularly those form Kurdish and Turkish background as well as the skills and ability to conduct casework in a sensitive and professional manner are essential requirements for the post.

    Specialist Bilingual Domestic Violence Worker will work for, 21 hrs per week, Salary: £25,200 £27, 00 pro rata (Fixed Term Contract until 31st October 2021)

    Closing date for the applications: 22 September 2020, 9am, Interview will take place at the end of September 28, 29. September 2020.

    Potential candidates can email rojwomen@gmail.com for an application pact and please note that the post holder will be subject to a DBS Disclosure check. Roj Women’s Association is committed to quality, equality and diversity and welcomes applications from all sections of the community. This post however is restricted to women who can speak both Kurdish and Turkish. This is due to the nature of the role. The Occupational Requirement under Schedule 9 (part 1) of the Equality Act 2010 applies

  • JI BO AZADIYÊ : Özgürlük Uğruna

    JI BO AZADIYÊ : Özgürlük Uğruna

    2018 yapımı Ersin Çelik’in yapımcılığını üstlendiği, AKP destekli İŞİD eliyle Kürtlere karşı Rojava’da başlatıp, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusuna sıçratılan iç savaşı anlatan film “Ji Bo Azadiyê” Londra’da Alevi Federasyonun da seyirci ile buluştu.

    Film 13-14 Eylül tarihlerinde Liverpool’da da yine iki günlük gösterime sunulacak.

    Kısa bir söyleşi yapılan Kürt Film Festival’inin direktörü Ferhan Sterk bu filmin Kürtlerin bağımsız bir şekilde yaptığı tek film olduğunu ve Kürtlerin olduğu herhangi bir yerde gösteriliyor olmasının çok anlamlı olduğunu belirtti.

    Sözlerine “tabi ki bağımsız filmlerine örnek verebileceğimiz bir çok film var ama bu film özellikle çok önemli” diyerek altını bir kez daha çizdi.

     

    Ji bo Azadiyê film gösterimi
    Ji bo Azadiyê film gösterimi

     

    Çok şey yaşandı, geriye hikayeler kaldı”

    Amed’in Sur ilçesini geçen film bu süreçte yaşanan can kayıpları, şehir tahribatları, yapılan saldırılar ve mücadele eden insanların, hikayesini olduğu gibi beyaz perdeye başarıyla taşıyor.

    Sterk,  başrol kahramanının, her şeyini bırakıp halkın yanında Sur’da direnen komutan  Çiyager’in amcasının oğlu olduğunu belirtti. Kürtlerin yerel bağımsızlık ilan ettiği, demokrasi otonomi çıkışları yapıldığı 2015-2016 iç savaş döneminde Kürtlerin kendilerini anlatabilecekleri bir ortamları hiç olmadı. Yaşanan onca şeye canlı tanıklık eden Ersin Çelik’in yönetmenliğini yaptığı filmin sadece bir şehrin mücadelesinin anlatmadığını, özgülük için hayatlarını ortaya koyan insanların hikayelerine de tanıklık ettiğini aktardı.

    “Ji Bo Azadiyê” oradaki, gençlerin yaşadıkları travmaları ve diğer tüm detaylar olduğunun altını çizen Ferhan Strek “Düşülmesi gereken, bunlar yaşandığı için mi AKP bu kadar azıttı yoksa AKP azıttı diye mi tüm bunlar yaşandı ikilemidir” dedi.

    Kürt Film Festivali sanatsal mücadelelerine devam edeceğini belirten Sterk, Kürt eliyle yapılan filmlerin değerlendirilerek izleyiciyle buluşturmaya çalıştıklarını dile getirdi.

     

    Telgraf – Yasemin Çelik

  • Demokratik Güç Birliği, Londra’da çeteleşme ve yozlaşmaya karşı bir araya geldi

    Demokratik Güç Birliği, Londra’da çeteleşme ve yozlaşmaya karşı bir araya geldi

    Demokratik Güç Birliği  ‘Çeteleşme ve yozlaşmaya’ karşı yürüyüş eylemini geniş bir katılımla gerçekleştirdi. Kitle, çeteler tarafından öldürülen, uyuşturucu batağına düşürülen ve tehdit edilen gençlere ‘yalnız değilsiniz, korkmayın, gelin birlikte güzelleştirelim hayatları’ diyebilmek için buluştu.

     

    Demokratik Güç Birliği yürüyüşünden kareler
    Demokratik Güç Birliği yürüyüşünden kareler

     

    “Gidene içim yanıyor, kalan için tedirginim her gün”

    3 Eylül 2018’de Tottenham Park Mezarlığında çeteler tarafından katledilen İsmail Tanrıkulu’nun ailesi, İsmail’in fotoğrafı ile yozlaşma ve çetelere karşı yürüyüşe katıldılar. Anne Fatma Tanrıkulu “Oğlumu vuran da azmettiren de bellidir. Tetikçi M.A. olaydan 2 gün sonra Kıbrıs’a kaçtı, azmettiricisi M.D ise olayın araştırılmasındaki çember daralınca Avukatı ile teslim oldu fakat hiç bir cezai işlem yapılmadı. Şu an serbest bir şekilde dolaşıyor, başka canların da yanacağını biliyoruz” dedi. İngiliz polisinin olaya baķış açısının onlar zaten hep birbirlerini öldürüyor, karışmayın olduğunu dile getiren anne “Üç tane daha evladım var benim. En büyük ağabeyleri katledildi ve ben onun acısı ve diğer çocuklarımın gelecek korkusu arasında kaldım. Yaşadığım bölgeyi değiştirmek istedim ama devlet yine bana aynı muhitte yer verdi” acısını ve endişesini dile getirdi.

    Demeokratik Güç Birliğine kitlesel destek verildi
    Demeokratik Güç Birliğine kitlesel destek verildi

     

    “Bir tek kişi binlerce çeteye bedel”

    Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil’in kitleye çağrısı ile Edmonton’da başlayan yürüyüş, trafiğin akışını durdurdu. “Çeteler halka hesap verecek” “Çetelere karşı omuz omuza” sloganlarıyla eylem devam etti. Edmonton polis istasyonunun önünde basın açıklamasıyla devam eden eylem, DGB sözcüleri “Çeteleşme, yozlaşma ve uyuşturucunun bizzat devlet tarafından önü açılıyor, yeterli müdahaleler yapılmayarak gösteriyor ki, bu durum toplumumuzu içten çürütmeye, toplumumuz arasındaki birliği-beraberliği bölmeye yönelik bir adımdır. Bir gencimizin daha ölmesine müsaade etmemek için buradayız ve İngiliz devletine bu konuda ne kadar rahatsız olduğumuzu ve buna karşı ciddi duruşumuzu göstermeye devam edeceğiz” açıklaması yaptı.

    DGB konuşmacıları “Gençlerin kurtuluşu toplumumuzun gelişmesi birlik olmasıyla gerçekleşir. Buradaki her bir birey, bin çeteye bedeldir” diyerek sloganların eşliğinde son buldu.

     

    Telgraf- Yasemin Çelik

  • Mehmet Sincar öldürülüşünün 27’nci yılında anıldı: Devlet utansın

    Mehmet Sincar öldürülüşünün 27’nci yılında anıldı: Devlet utansın

    Silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren DEP Milletvekili Mehmet Sincar, 27. ölüm yıl dönümünde mezar başında anıldı. Anmada konuşan eşi Cihan Sincar, “Devlet kendi milletvekilinin katilini bu güne kadar ortaya çıkarmadığı için utansın” dedi.

    Batman’da 4 Eylül 1993’te partisinin İl Örgütü yöneticisi Metin Özdemir ile birlikte Elma Sokak’ta uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren DEP Milletvekili Mehmet Sincar, Mardin’in Kızıltepe ilçesi Fırat Mahallesi’ndeki mezarı başında anıldı. Anmaya Sincar’ın ailesi, HDP milletvekilleri Ömer Öcalan ve İmam Taşçıer, partililer ve çok sayıda kişi katıldı. Anmada konuşan Sincar’ın eşi Cihan Sincar, şunları söyledi: Devlet kendi milletvekilinin katilini bugüne kadar ortaya çıkarmadığı için utansın. Bir Hizbullahçıyı çıkarıp katili olduğunu söylediler, onu da serbest bıraktılar. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu failleri ortaya çıkarmak bizim borcumuzdur. Biz değerimize borçluyuz.

    Ömrümüz yettiği kadar. Bizim ömrümüz yetmez ise çocuklarımız bunun peşini, davanın peşini bırakmayacak. Sesimiz herkese gitsin. Bugüne kadar insanımız da partimiz de kendine göre bedelini ödedi. Biz davamızın peşini bırakmayacağız. Bu şeref ve namus bayrağıdır. Bu bayrağı taşıyacağız. Herkese de bu çağrıyı yapıyoruz. Söz veriyoruz mezarlık üstünde, demokrasi ve saldırılara karşı mücadele verenlerin mücadelesini devam ettireceğiz. Bizler değil, devlet utanacak. Biz yitirdiklerimize layık olmaya çalışacağız. Sözümüz sözdür.

    “Kürt düşmanlığına karşı barış mücadelesi”

    HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer de yaptığı konuşmada demokrasi mücadelesinde bu zamana kadar açık açık veya faili meçhul bir şekilde çok sayıda siyasetçinin katledildiğini hatırlattı.

    HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ise Kürt düşmanlığının devam ettiğini ifade ederek, buna karşı barışı ve demokrasi mücadelesini savunacaklarını söyledi.


    Mehmet Sincar Anma
    Mehmet Sincar

    Mehmet Sincar hakkında

    1953’te Mardin’de doğdu. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu. 1991 seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Mardin Milletvekili olarak parlamentoya girdi. Halkın Emek Partisi (HEP) kurucuları arasında yer aldı, parti kapatılınca Demokrasi Partisi’ne (DEP) geçti. 4 Eylül 1993’te faili meçhul cinayetleri soruşturmak üzere gittiği Batman’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Kutlu Savaş, Mesut Yılmaz’a ilettiği Susurluk raporunda, 1994’te Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muhsin Gül’ün verdiği ifadelerde “Batman’da milletvekili Sincar’ı, Alaattin Kanat, Mesut Mehmetoğlu, İsmail Yeşilmen ve Yeşil kod Ahmet Demir’in birlikte planlayıp öldürdüklerini, bu olaydan sonra Kanat’ın ‘kendisinde garantili imzalı kağıt olduğunu’ söylediğini” yazmıştı. Raporda Ahmet Demir adıyla geçen kişi, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Sincar, Habip Kılıç’ın öldürülmesini araştırmak için Batman’a gitmişti. Öldürülmesinin ardından, eşi Cihan Sincar, milletvekilinin havaalanındaki polis aracında ve Emniyet Müdürlüğü’nde Kanat’la karşılaştığını anlattı. Cihan Sincar, Ergenekon davasına müdahil olmak için başvurdu ama mahkeme Ekim 2008’de talebini reddetti.

  • AYM, fotoğraflanan işkenceyi ‘dayanaktan yoksun’ buldu

    AYM, fotoğraflanan işkenceyi ‘dayanaktan yoksun’ buldu

    Anayasa Mahkemesi, 2016 yılında Diyarbakır Bismil’de bir uzman çavuşun öldürülmesiyle ilgili gözaltına alınıp, işkenceye maruz kalan Ömer Şimşek’in yaptığı başvuruyu işkenceyi yansıtan fotoğraflarına rağmen “dayanaktan yoksun” olduğu gerekçesiyle reddetti.

    Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde yaşayan Ömer Şimşek’in maruz kaldığı polis işkencesine dair Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuru reddedildi. Olay, 28 Haziran 2016 tarihinde uzman çavuş Erdem Ünal’ın ilçede uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin heman ardından yaşandı.

    Uzman çavuşun öldürülmesinden habersiz, bir yakınlarının taziyesinden dönmekte olan Ömer Şimşek, Yusuf Başkan ve Sadrettin Bilir’in içerisinde bulunduğu aracı ilçe girişinde durduran özel timler, araçtan indirdikleri 3 kişiyi darp etmeye başladı. Bayılana kadar darp edilen 3 kişi, götürüldükleri İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde de işkence görmeye devam etti. Gördükleri ağır işkenceden dolayı 3 kişinin başlarında, yüzlerinde, dişlerinde, dudaklarında, burunlarında ve hayati organlarda ezilme, morluk, zedelenme ve kırıklar meydana geldi. Daha sonra Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen üç ismin avukatlarının talebi üzerine, soruşturma savcısının talimat doğrultusunda işkence gören yurttaşların fotoğraf ve görüntüsü çekildi. İşkence ve darp izlerinin tespit edilmesi için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilen yurttaşlar, doktor olmadığı gerekçesiyle muayene edilmedi.

    Bu yüzden darp raporu alamayan Şimşek ve diğer iki arkadaşı, çıkarıldıkları mahkeme “örgüt kurmak, yönetmek ve tasarlayarak öldürmek” iddiasıyla tutuklandı.

    Bir yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen üç arkadaş, Diyarbakır 4 Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davadan 2019’da beraat etti. Kararın ardından Ömer Şimşek, avukatı Abdullah Zeytun aracılığı ile “işkence ve kötü muamele yasağının ihlali” şikayeti ile Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Fakat AYM, fotoğraflarla belgelenen bu işkence başvurusunu reddetti.

    DEVLET SORUMLULUĞU DIŞINDA KALAN İŞKENCE!

    Şimşek’in avukatı Abdullah Zeytun’un başvurusunu inceleyen AYM, “Başvurunun sunulan belgeler çerçevesinde değerlendirildiğinde Anayasa’nın 17’nci maddesinde öngörülen devletin yükümlülükleri kapsamında bir ihlalinin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır” diye kaydetti. AYM, Şimşek’in işkence görmesinde devletin bir yükümlülüğünün olmadığı gerekçesiyle, fotoğrafları bulunan işkencenin, “açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna” karar verdi.