Blog

  • Tahliye edilmeyen Yüksekdağ: Demokratik yaşam inisiyatifi geliştirilmeli

    Tahliye edilmeyen Yüksekdağ: Demokratik yaşam inisiyatifi geliştirilmeli

    Yargılandığı davada tutukluluk halinin devamına karar verilen HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Halkımız bir siyasi ve ekonomik krizle karşı karşıya. Bu koşullarda insani, demokratik taleplerde bir yaşam inisiyatifi geliştirilmelidir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı dava görüldü. Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Yüksekdağ savunma yaptı. Pandemiyle birlikte dışarıda olduğu gibi cezaevlerinde de hakları birer birer ellerinden aldığını aktaran Yüksekdağ, Türkiye’nin önünü göremez hale getirildiğini belirtti.
    Yüksekdağ, “Bizler hapishane koşullarında önümüzü göremiyoruz. Kural, toplumsal ve hukuksal düzenin olmazsa olmazıdır. Yargılama süreçlerinde çok daha katı ve ilkeli uygulanması gerekiyordu ama dört ay boyunca en temel hakkımız olan savunma hakkı elimizden alındı. Bana kalırsa avukatların o kapalı görüş beyanına görüş yapmayı bile reddetmesi gerekiyor. Bu zihniyeti artık çok iyi biliyoruz. Bu koşullar içinde avukatlarımla savunma hazırlamam. Daha sık benim davaların bütünüyle aleni olsa bile siyasi davalardır; ben de çıkarım siyasi savunma yaparım. Bu koşullarda avukatlarımla sağlıklı insan haklarına yakışır temas ve koşul sağlamadan her şey olağan koşulunda devam ediyormuş gibi savunma yapamam. Bu hukuka aykırıdır, siyaset anlayışına aykırıdır. Siyasi kimliği bir tarafa bırakarak, bunu yapmam, fezlekelerle ilgili mazeretim budur” diye konuştu.
    BİR MASKE DAĞITAMAYAN SİYASİ İKTİDAR…
    Anlattığı gerekçelerden kaynaklı savunma yapmayı doğru bulmadığını belirten Yüksekdağ, dava dosyasında bulunan 3 fezleke hakkında cezaevindeki koşullardan kaynaklı savunma yapmayacağını söyledi. Cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesi talebinde bulunan Yüksekdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kapalı görüş mekanlarında her şeyimiz kayıt altına alınıyor. Tedbir altında bir dizi yasak ve kısıtlama var, bunu kabul etmemiz mümkün değil. Virüse karşı insanlar savunmasız. Bu kriz çok daha önce çözülebilecekken siyasi iktidarın beceriksizliği nedeniyle faturanın halka çıkarıldığını görüyoruz. Kapitalizmin aşırı kar hırsı, devletlerin gözünü kör ettiği koşullarda bu tür felaketlerin yaşanmaması mümkün değil. Bir acı gerçek de ortaya çıktı, hiçbir devlet toplumu koruyacak pozisyonda değil. Devlet bir kalkan enstrümanıdır ama böyle bir devlet olma özelliğini tamamen bitirmiş durumda. Bize, kendi halkına ücretsiz maske dağıtmayan bir siyasi iktidar ne kadar mükemmel bir politika uygulayabilir ki. Bu süreçte siyasi iktidar avukatımla görüşme hakkımı gasp ediyor. Salgın sürecinin üstesinden gelebilmenin ilk yolu halk sağlığıdır. Amerika’da niye yer yerinden oynadı çünkü halk sağlığı üzerine kurulu bir sistemleri yok. Geriye baktığımız 20 yıl içerisinde toplum sağlığı tamamen rafa kaldırıldı; çocukluğumda hatırlarım sıtma salgınları çok fazla yaşanırdı, kapı kapı dolaşırdı sağlık çalışanları, 1980’nin başında bahsediyorum. Toplumsal zenginliğin çok daha düşük olduğu koşullarda felaketleri engellemek için kapı kapı sağlık çalışanları dolaşırdı. 83 milyonun yarısına test yapmayı başaramamış bir siyasi iktidar mükemmellik göstermesin.”
    YARGIDA DARBE
    Mutlak tecrit ve hapishanedeki hak ihlalleri konusunda sahiplenmenin geliştirilmesi gerektiğini dile getiren Yüksekdağ, bugün 15 Temmuz darbe girişiminin artçı darbelerinin yaşandığını vurguladı. Yargı alanının bu darbenin geliştiği alanlardan biri olduğunu ifade eden Yüksekdağ,  Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) denge denetleme kurumu haline geldiğini belirtti. AYM’nin Anayasa’dan doğan gücü ile denetleme mekanizması olarak çalışması gerektiğine dikkat çeken Yüksekdağ, “AYM, oluşan haksızlıkları ortadan kaldıracak iyileştirici bir rol ortaya koyamıyor. AYM’nin en önemli faktörlerinden birisi, haksız yargılama süreçlerinde ulusal mahkemeler arsında bir tampon görevi görmek. Ama 20 yılın yığılması var. Bir baraj olarak kurulmuş AYM’de korkunç bir yığılma var. Yargı kurumu bunun altından nasıl kalkacak? Dünyada neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir tablo ortaya çıkarıldı; Yargıtay’ın durumu ortada. Bu sadece devlet krizi değil, memleket krizidir. 100 bin insan adil yargılama talebiyle başvuru yapmış; korkunç bir başvuru var, bunların her birisi de siyasi iktidarın yargı operasyonları sonucudur” ifadelerini kullandı.
    MAHKEMELERE OPERASYON 
    Gezi’de söylenen “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganının bugün de güncelliğini sürdürdüğüne işaret eden Yüksekdağ, “Olağanüstü şatlarla karşı karşıyayız. Durmadan siyasi iktidar yargıya talimat veriyor. HDP’nin iki eşbaşkanı olarak iki defa tutuklanarak hapiste tutuluyoruz. Selahattin Demirtaş’ı 10 yıl hapiste tutmak için ikinci tutuklama kararı verildi. Bize operasyon yapıyorsunuz; kendi mahkemenize niye yapıyorsunuz? Kötülük icat etme yetenekleri bazen köreliyor demek ki, tekrara düşüyorlar. Kendi sistemlerini de katlederek bunu yaptılar. Bir tanesi çıkıp kral çıplak diyemiyor” dedi.
    ÖLÜM ORUCUNDAKİLERİ SELAMLADI 
    Hukukun aynı zamanda insani olması gerektiğine dikkati çeken Yüksekdağ, Türkiye’de hukukun insani özelliğini yitirdiğini belirterek, “Hukuk tamamen siyasi iktidarın uzvuna dönüştürülmüştür” diye belirtti. Türkiye’de insanların ve hukukçuların adil yargılanma talebiyle ölüm orucuna başladığını kaydeden Yüksekdağ,  ölüm orucunda bulunan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ı selamladı. “Adil yargılanma talebiyle Türkiye’de ilk defa açlık grevi yapılıyor” diyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Bu memlekette çeşitli taleplerle açlık grevi ve ölüm oruçları yapıldı ama bakın talepler hangi seviyeye geldi. Bu memlekette hukukçular adil yargılanma talebiyle ölüm orucu yapıyorsa bu siyasi iktidarın suratına inmiş bir tokat olması gerekir. O insanların bedenlerinden başka koyacak bir şeyleri yok; güvenecek hiçbir kurum kalmamış. Bu kitlesel düzeye yayılırsa kimse şaşırmasın. Çünkü insanların güvenebileceği bir şey kalmadı, siyasi kurumların tamamında bir zorbalık hakim, bu koşullar içerisinde toplumsal güven de tamamen ortada kalkar. Kaybedeceği bir şeyi kalmayan toplumun her şey yapması ve savunması mecburdur. ‘Ben vurayım vurayım bunlar da sokağa çıksın hepsini hapse atayım’ diyor. Biz bu koşullar içerisinde adaletin sağlanabilmesi için toplumsal muhalefetin olması bilincindeyiz. En azından asgari ve zorunlu bazı kuralların yerine getirilmesi gerekir. Türkiye’de kuralsızlık egemen hale getirilmiştir. Biz demokratik kurallar ve insani kurallar üzerinden yeni bir normalleşme istiyoruz bu normalleşme için halkımızın bir arada mücadelesi çok önemlidir. İnsanlar sağlıklı, huzurlu ve güvenlikli yaşamamanın nasıl bir şey olduğunu bu süreçte gördüler. Halkımız bir siyasi ve ekonomik krizle karşı karşıya. Bu koşullar içerisinde insani, demokratik taleplerde bir yaşam inisiyatifinin geliştirilmesi gerekiyor.”
    DEMİRTAŞ KARARI YÜKSEKDAĞ’I BAĞLAR 
    Yüksekdağ’ın savunması ardından avukatlar söz aldı.
    Avukat Ruken Gülağacı, Anayasa Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş kararına değinerek, Yüksekdağ’ın da aynı durumda olduğunu söyledi. Gülağacı, “AYM kararı başkası hakkında verilmiş  diye yok sayılacak bir karar değil. Kararı inceleme fırsatınız olduysa karar birebir Figen Yüksekdağ’ı bağlar, kararın esasında Demirtaş’ın tutuklunun makul süreyi aştığını söylüyor. Bizim söylediğimiz her şeyi AYM gerekçeli kararına yerleştirilmiştir” dedi.
    Avukat Sezin Uçar, müvekkilinin ifadesinde hapishane koşulları hakkında beyanda bulunduğunu belirterek, “Müvekkilimiz dört yıla yaklaşan tutukluk süreci içerisinde hakları kısıtlanmış, savunmasını bu nedenle parça parça ifade etmiştir. Bu sürecin ne kadar süreceği ve müvekkilimizle ne zaman açık görüş yapabileceğimiz belirsizliğini sürdürüyor. Pandemi nedeniyle alınan kimi tedbirler suiistimale dönüşmüş durumda. Savunma hakkımız kısıtlanmayacağı bir şekilde diğer dosya ilgili daha sonra beyanda bulunacağız” diye konuştu.
    Yüksekdağ ve Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ikinci kez tutuklanma verildiğini anımsatan Uçar, “Türk yargı tarihi tarafından aynı fiil nedeniyle ikinci defa tutuklanmış olmaları bir istisna. Mevcut yasalarda hukuksal normlara dahi riayet edilmediğini görüyoruz. Tutukluğunun devamı kararı hukuki değil” dedi.
    TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA 
    Ardından söz alan iddia makamı, Yüksekdağ hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin müzekkere yazılarak, dosyanın istenmesini ve incelenerek, dosyayla bağlantılı olup, olmadığının tespit edilmesini talep etti.
    İddia makamı ise, Yüksekdağ hakkında tutukluluğun devamını istedi.
    Mahkeme heyeti tarafından duruşmaya ara verildi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme heyetinin bir üye hakimi, tutukluluk kararına şerh koydu.
    Bir sonraki duruşma 28 Eylül tarihine ertelendi.
  • Zindzi Mandela yaşamını yitirdi

    Zindzi Mandela yaşamını yitirdi

    Güney Afrika Lideri Nelson Mandela ve Mandikizela’nın kızları Zindzi Mandela yaşamını yitirdi.

    Güney Afrika Cumhuriyeti’nin apartheid rejimiyle mücadelesinde yer alan Winnie Madikizela-Mandela ile Nelson Mandela’nın kızları olan Zindzi Mandela yaşamını yitirdi. Zindzi’nin ölüm sebebi ise henüz öğrenilemedi.

    Güney Afrika Devlet Başkanı Matamela Cyril Ramaphosa, Twitter’dan yaptığı açıklamada “Üzüntümüz, Nelson Mandela’nın doğum gününden sadece birkaç gün önce öğrendiğimiz bu kayıpla daha da arttı” ifadelerini kullandı.

  • Koronavirüste 2. dalga uyarısı: İngiltere’de kışın yaşanacak salgında 120 bin kişi ölebilir

    Koronavirüste 2. dalga uyarısı: İngiltere’de kışın yaşanacak salgında 120 bin kişi ölebilir

    İngiltere’de hükümet için yapılan bir çalışmada, koronavirüs salgınında kışın yaşanacak ikinci dalganın ilkinden daha büyük olabileceği ve 120 bin kişinin daha hastanelerde ölebileceği öngörüsünde bulunuldu.

    Hükümetin bilim danışmanı Patrick Vallance’ın çağrısıyla, Tıbbi Bilimler Akademisi’nin 37 bilim insanıyla yaptığı çalışmada “makul bir en kötü senaryo” modeli oluşturuldu.

    ‘Virüs soğuk havada daha dayanıklı’

    Karantina önlemleriyle olası tedavi ve aşıların hesaba katılmadığı çalışmada virüsün soğuk hava koşullarında daha uzun süre dayanabileceği ve insanların evlerine kapanmasıyla hastalığın daha hızlı yayılabileceği belirtildi.

    İngiltere’de Covid-19 salgınında şimdiye kadar 44.830 kişi hayatını kaybetti. Ancak son haftalarda ölü sayısında azalma görüldü. Temmuz’da 1.100 kişi öldü.

    Yeni çalışmayla ilgili raporda Ocak ve Şubat’ta salgının zirve noktasına çıkabileceği ve bunun sonucunda 24.500 ila 251.000 kişinin daha hayatını kaybedebileceği vurgulandı.

    ‘Bu bir tahmin değil, olasılık’

    Southampton Üniversitesi Hastanesi’nden Prof. Stephen Holgate, hükümete sundukları rapor için “Bu bir tahmin değil, bir olasılık” dedi ve çalışmanın enfeksiyonların artmasına izin verilmesi ve Ulusal Sağlık Sistemiyle (NHS) sosyal hizmetlerde hazırlık yapılmaması halinde salgının nasıl evrilebileceğini ortaya koyduğunu belirtti.

    Uzmanlar sadece Covid-19 vakaları nedeniyle değil, grip mevsimi ve koronavirüsle bağlantısı olmayan hastalıklardan kaynaklanan yığılma yüzünden hastanelerin kışın çok büyük bir baskı altında kalabileceğini vurguladı.

    Raporda hastanelerin bekleme listelerindeki hasta sayısının yıl sonuna kadar 10 milyona ulaşabileceği belirtiliyor.

    Hükümete tavsiyeler

    Raporda hükümete şu tavsiyelerde bulunuldu:

    • Koronavirüs grip ve diğer kış enfeksiyonlarının ortak belirtileriyle baş edebilmek için test ve temas-takip programı kapasitesinin artırılması
    • Daha fazla insanın grip aşısı yaptırmasının sağlanması
    • Hastaneler ve bakımevlerinde kişisel koruyucu donanım tedariki için önlem alınması
    • Enfeksiyonları durdurmak için hastaneler ve bakımevlerinde koronavirüsten arındırılmış bölgeler oluşturulması

     

    Kaynak : BBC

  • Diyadin Belediye Eşbaşkanı Yaşar tutuklandı

    Diyadin Belediye Eşbaşkanı Yaşar tutuklandı

    Gözaltına alınan ve yerine kayyım atanan Diyadin Belediye Eşbaskanı Betül Yaşar, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

    Dün sabah saatlerinde evine baskın yapıldıktan sonra gözaltına alınarak Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen ve yerine kayyım atanan Diyadin Belediye Eşbaskanı Betül Yaşar, saatlerce süren ifade işlemlerinin bitmesi ardından savcılığa sevk edildi.

    Savcılıkta alınan ifade sonrası tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Hakimliği’ne sevk edilen Yaşar tutuklandı.

  • İngiliz gazetecilerden Ayşe Güney ile dayanışma

    İngiliz gazetecilerden Ayşe Güney ile dayanışma

    Türkiye ve Kürdistan’da Demokrasi için Gazeteciler Platformu, Ayşe Güney’in gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yaptı.
    İngiltere merkezli Türkiye ve Kürdistan’da Demokrasi için Gazeteciler Platformu, Diyarbakır’da gözaltına alınan editörümüz ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu Sözcüsü Ayşe Güney’in gözaltına alınmasına ilişkin yazılı açıklama yayınladı.
    ‘Gazetecilik suç değildir’
    Açıklamada, “Güney’in gözaltında tutulması, gittikçe otoriterleşen bir devletin demokrasiyi ve özellikle Kürt kadınlarını hedef alan saldırılarını ortaya koyuyor” denilerek, Ayşe’nin  derhal serbest bırakılması çağrısı yapıldı.
    Gazeteciliğin suç olmadığına dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “Biz sadece haber yapabilmek için yaşamlarını ve özgürlüklerini riske atan Türkiye’deki tüm kadın ve erkek kardeşlerimizin yanındayız. Bugün İngiltere hükümetinden, demokrasinin yeniden sağlanacağı ve tüm siyasi mahkumların serbest bırakılacağı zaman kadar Türkiye ile ticareti ve silah satışlarını askıya almasını talep ettik.”
    ‘Erdoğan özgür kadınlardan korkuyor’
    Platform Sözcüsü olan İngiliz gazeteci Steve Sweeney de gönderdiği mesajda, “Ayşe Güney’in gözaltına alınması Türk devletinin demokrasiye karşı işlediği suçlardan biri. Kadınlar, hükümetin vahşi zulmüne karşı direnişinin ön saflarında yer alıyor; Kürtler sadece Türkiye’de değil, Suriye’de de hedef alınırken Suriye’deki drone saldırısının üç kadını öldürdü” dedi.
    Steve mesajının devamında şunları söyledi: “Evinde üç buçuk saat süren bir işkenceli sorgulama sırasında köpekler tarafından yaralanan önde gelen kadın aktivist Rojbin Çetin’in yakın zamanda yaşadığı işkence ve tutuklama, Türk devletinin kadınlara olan derin nefretini ve kadın seslerini susturma girişimini gösterdi. Bu bir güç göstergesi değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özgür kadınlardan korktuğunu gösteren bir zayıflık işareti. Ayşe Güney’i serbest bırakın, Gazetecilik suç değildir.”
    Bethany: Gazeteci kızkardeşlerime saldırıları kınıyorum
     Kürt gazetecilerle dayanışma için başlatılan kardeş gazeteci kampanyasından Ayşe’nin kardeş gazetecisi olan Morning Star Gazetesi muhabiri Bethany Rielly de Ayşe  ile dayanışma mesajı paylaştı. Bethany, “Bu sabah Kürt gazeteciliğinin ve kadın hakları gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden Ayşe, Türkiye’de gözaltına alındı. Bir meslektaşı olarak Ayşe ve diğer binlerce gazetecinin, Türkiye’de Kürtlerin rejimin ellerinde karşılaştığı gizli, gözden kaçan ve acımasız gerçekliği açığa çıkardıkları için maruz kaldıkları zulmü açıkça kınamak istiyorum. Yurtdışındaki gazeteci kız kardeşlerime bu korkunç saldırıları kınıyorum ve derhal tahliye edilmelerini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
  • Gik-Der’de çocuklar için ‘oyuncak şenliği’

    Gik-Der’de çocuklar için ‘oyuncak şenliği’

    Göçmen Işçiler Kültür Derneği binasında çocuklar için “kendi oyuncağını yapma” etkinliği gerçekleşti.

    Çok sayıda çocuğun katıldığı etkinlikte çocuklar doya doya eğlendiler.

    Son 3 aydır pandemiden kaynaklı evden çıkamayan ve okula gidemeyen çocukların ilk defa bir araya geldikleri etkinlikte çamur atölyesi, ahşap atölyesi, resim atölyesi, dikiş atölyesi, müzik aleti yapma atölyesinin yanısıra çok sayıda oyun atölyeleri yerini aldı.

    Atölyelerde yaptıkları oyuncakları beraber evlerine götüren çocuklar etkinlikte yeni arkadaşlıklar edindiler.

    Gik-Der adına yapılan konuşmada “tüketim kültürüne karşı çocuklara kendi ürettikleri vesilesi ile kolektivizmi ve toplumsullağı taşımaya hedefliyoruz” denildi.

    Etkinlik vesilesi ile Gik-Der bünyesinde oluşturulması planlanan Gik-Der çocuk kulübünün adımları da atıldı.
    Önümüzdeki günlerde bu kapsamda çocuklar için, çocuklar tarafından örgütlenecek olan bir dizi çalışma yürütülecek.

    Gik-Der çocuk kulübünün düzenleyeceği çalışmalara katılmak isteyenler Gik-Der’e sosyal medya sayfalarından ulaşabilirler.

  • Londra’da 14 Temmuz şehitleri ve ardılları anıldı

    Londra’da 14 Temmuz şehitleri ve ardılları anıldı

    Anmaya şehit aileleri, Diyar Xerib’in kardeşi Armanc Xerib, Zeynep Ana, ile kadın ve gençlik temsilcilerinin de aralarında olduğu kalabalık bir katılım oldu.

    14 Temmuz şehitleri ile son dönemde Türk devletinin saldırıları sonucu şehit olan gerillaların fotoğrafları ile PKK, YPG ve YPJ bayrakları asıldı. Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmada ilk olarak 14 Temmuz Diyarbakır Zindan direnişini ve ölüm orucu şehitlerini anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı.

    LAZ KEMAL’İN SELAMIYIZ

    Sinevizyonun ardından Kürt Halk Meclisi ve Şehit Aileleri Komisyonu adına bir konuşma yapan Ali Boyraz, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin tarihinin şehitler tarihi olduğunu vurgulayarak, “Tam 40 yıl önce Amed zindanında faşist cunta rejimine karşı PKK’nin öncü kadroları büyük bir direniş gerçekleştirdi. Şehitler vererek bu cuntayı gerilettik ve o dönemin işkencecisi ve katili olanlar ise Laz Kemal’in selamıyla bertaraf edildiler. Kürdistan halkı tüm bu soykırım ve baskı politikalarına karşı özgür bir yaşamı gerçekleştirmek için Laz Kemalin selamını iletmeye devam ediyor devam edecek” dedi.

    Konuşmaların ardından anma sinevizyon gösterimi ile devam etti. Sinevizyon izlenirken halk, sık sık “Şehit namırın”, “Biji serok Apo”, “Jin, jiyan, azadi” sloganları attı.

    Sinevizyon gösteriminin ardından bir konuşma yapan Diyar Xerib’in kardeşi Armanc Resul, Kürt halkının büyük bedeller ödediğini ancak her gün bir adım daha özgürlüğe yaklaştığını ifade etti. Diyar Xerib’in PKK’nin özgürlük ideallerine hem duruşu hem de yaşamı ile bağlı bir tavır ortaya koyduğunu ifade eden Resul, Xerib’in dört parça Kürdistan halkının ulusal birliğinin bir sembolü olduğunun altını çizdi.

    Kürt Kadın İnisiyatifi adına yapılan konuşmada ise şehitlerinin mücadelesi ve anılarının yaşamsallaştırmanın önemine dikkat çekildi.

    SÖZ KİFAYETSİZ KALIYOR

    Mazlum Tekdağ’ın mücadele arkadaşı Mehmet Dersim ise Mazlum Tekdağ’ın ailesine yazdığı son mektubu okudu. Dersim, Tekdağ’ı anlatırken sözün kifayetsiz kaldığını vurgulayarak, onun 35 yıllık ömründe nasıl gençlik, demokratik mücadele ve basın alanında öncülük yürüttüğünü aktardı.

    Son olarak KCDK-E adına yapılan açıklamada ise şehitlere bağlığının onları yaşamsallaştırmak olduğu vurgulanarak, “Şehitlerimiz ile büyüdük geliştik ve şu anda dört parça Kürdistan’da binlerce Kürt evladı savaşıyor mücadele ve direniş içerisinde özgürlüğe yürüyor. Önemli olan şehitlerimiz anmanın yanı sıra daha fazla mücadele sarılmak onların umut ve hayallerinin takipçisi olmaktır. Bizim için esas olan onların hayallerini ve umutlarını gerçekleştirmektir. İşte 14 Temmuz umudun bittiği yerde yoldaşlarımız şehadete ererek umudu yarattılar” denildi.

    Yapılan konuşmaların ardından “Şehit namırın” sloganları ile anma sona erdi.