Blog

  • Londra’da gözaltına alınan kişinin boynuna diziyle bastıran polis görevden uzaklaştırıldı

    Londra’da gözaltına alınan kişinin boynuna diziyle bastıran polis görevden uzaklaştırıldı

    Londra’da, bir siyah vatandaşı gözaltına alırken diziyle boğazına bastıran polis görevden uzaklaştırıldı. Sosyal medyada yayılan görüntülerde, vatandaşın “Boynumdan çekil. Yanlış bir şey yapmadım” dediği anlar kameralara yansıdı.

    Görüntülerde, silah taşıdığı şüphesiyle gözaltına alınan 45 yaşındaki Marcus Coutain’ın iki polis tarafından yere yatırıldığı, bir polisin diziyle Countain’ın boynuna bastırdığı görülüyor.
    Olayla ilgili soruşturma başlatıldığını söyleyen Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, “Bu üzücü olay nedeniyle derin endişe duyuyorum” ifadelerini kullandı.

    ‘BUNLAR EĞİTİMDE ÖĞRETİLMİYOR’

    Bu görüntülerin ‘son derece rahatsız edici’ olduğunu söyleyen Londra Metropolitan Polisi Komiser Yardımcısı Steve House, “Kullanılan tekniklerden bazıları beni oldukça endişelendirdi. Bu teknikleri eğitim sürecinde öğretilmiyor” dedi. House, bir polis memurunun görevden uzaklaştırıldığını, diğerinin ise operasyonlara katılmayacağını aktardı.

    Yetkililer, Coutain’ın silah taşıdığı şüphesiyle gözaltına alındığını ve mahkemeye çıkacağını açıkladı.

    25 Mayıs tarihide ABD’nin Minnesota eyaletinde George Floyd gözaltına alınırken boğazına diziyle bastıran polis tarafından öldürülmüş, Floyd’un ölümün ardından dünya genelinde başlayan ırkçılık karşıtı protestolarla beraber binlerce kişi sokağa dökülmüştü. Floyd’un ölümüne yol açan dört eski polisten üçü kefaletle serbest bırakılmıştı. Floyd’un boğazına dakikalarca bastırarak ölümüne sebep olan Derek Chauvin ise Hennepin Böge Cezaevi’nde tutuluyor

     

  • Hasret Gültekin’in Heykeli Söküldü

    Hasret Gültekin’in Heykeli Söküldü

    Dersim’in Nazimiye İlçesindeki Düzgün Baba Cemevinin bahçesine dikilen Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden sanatçı Hasret Gültekin’in heykeli kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce sökülerek, cemevinin arkasına atıldı.

    HDP Dersim vekili Alican Önlü, Hasret Gültekin’in anıtına yönelik yapılan saldırıyı kınadı. Önlü, “Bundan sonra Dersim halkı ve kurumları olarak sökülüp atılan Hasret Gültekin’in anıtını Dersim’in en güzel köşesine dikmek ve onun ismini ve eserlerini yaşatmak olmalıdır” dedi.

    Kaynak : @freijournalist

     

  • Ferhat Tunç’tan Samandağ Festivalinde birlik çağrısı

    Ferhat Tunç’tan Samandağ Festivalinde birlik çağrısı

    Samandağ 21. Evvel Temmuz Festivali’ne katılan Sanatçı Ferhat Tunç, “Demokratlar, Araplar, Kürtler, Türkler, Aleviler, zulme sessiz kalmayan Müslümanlar birlik olmalı” dedi. Geleneksel Samandağ 21. Evvel Temmuz Festivali, bu sene koronavirüs salgını dolayısıyla online olarak düzenlendi. Samandağ Kalkındırma Derneği tarafından 11-12-13-14 Temmuz günlerinde düzenlenen festivali 200 bini aşkın kişi izledi. Online paneller ve etkinliklere çok sayıda sanatçı, akademisyen, gazeteci, yazar, siyasetçi ve aktivist katıldı. Sürgünde yaşayan Sanatçı Ferhat Tunç, Samandağ Evvel Temmuz festivalini video ile selamladı.

    ‘İKİNCİ DERSİM’

    Sanatçı Ferhat Tunç da festivalde videolu olarak konuşma yaptı. Tunç, “Ben Dersimliyim. O topraklarda tanıdım acıyı da direnmeyi de. Samandağ ise benim için ikinci Dersim olmuştur. Kardeşliğin, teslim olmamanın, adalet arayışının ve sol-sosyalist değerlerin kıymetini bilen, kıymetini artıran bir yerdir Samandağ. Samandağ halkının yaptığı, yapacağı her şeyin bu minvalde bir karşılığı vardır. Festivalin anlamı bu nedenle çok önemli” dedi. Özellikle diktatoryal koşulların hakim olduğu böyle günlerinde Samandağ’ın ve halkının değerinin çok daha iyi anlaşıldığını vurgulayan Tunç, “Ülkemiz uzun zamandır bir karanlıkta ve zulmün, adaletsizliğin, yoksulluğun, savaşın gölgesinde yaşıyor halklarımız. Sanatçısından gazetecisine, siyasetçisinden işçi ve emekçisine kadar herkesin özgürlük, adalet ihtiyacı çok daha artmıştır. Ülkemizin kaynakları iktidar tarafından sömürülüyor, savaşa, ölüme harcanıyor, halklarımız kutuplaştırılıyor. İnsanların birbirinden giderek uzaklaştığı, vicdanın yara aldığı bir yozlaşmaya itiliyor toplumumuz. Umutsuzluk, çaresizlik aşılanmaya çalışılıyor” şeklinde konuştu.

    ‘SON NEFESİME KADAR HALKIN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKACAĞIM’

    Sonu gelmeyen davalar, hapis cezaları ve “tetikçi medya” aracılığıyla hedef alındığını söyleyen Tunç, şu mesajları verdi: “Evimden, siz değerli halkımızdan uzun süreden beri sürgündeyim. Ülkemiz 12 Eylül Darbesi koşullarını aratmayan karanlık dönemini yaşıyor. Bu karanlıkla mücadele ederken kimimiz hapiste, kimimiz sürgünde. Beni sanatçı kimliğimle çok iyi siz tanıyorsunuz. Ben kim için, neden sanat yaptığını bilen biri oldum. Siz değerli halkımızdan ve değerlerinden kopmadım. Bu değerlerin müziğini yaptım, türkülerini söyledim, son nefesime kadar bu mücadeleyi sürdürmeye kararlıyım. Hakkımda süren sayısız dava, cezalar ve sürgün, benim için bırakın caydırıcı olmasını, doğru yolumun teyidi niteliğindedir. Özgürlüğe, barışa, sanata düşman bir iktidarla ters düşmediğimde neyin sanatını yapacağım ki ben? Vicdanı olan her sanatçı bunu her gün kendisine on kere sormalıdır.” Türkiye’de artık en temel hakların bile çiğnenir olduğunu söyleyen Tunç, “Seçtiğimiz belediye başkanlıklarından milletvekilliklerine kadar gasp ediliyor. Bu, demokrasi’nin d’sini tanımamaktır, halkın iradesini yok saymaktır” mesajını verdi. “Bir reçetedir Samandağ” vurgusunda bulunan sanatçı, “Dayanışmayı, bilinci, temiz duyguları, halkların kardeşliğini lafta bırakmayacaksak eğer, Samandağ halkını anımsamamız gerekecek. Tıpkı Dersim gibi değerlerine sahip çıkan, ülkenin güzel geleceğinde sözüne, duruşuna kulak verilmesi gereken yerdir Samandağ” diye ekledi.

    ‘BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR’

    Sanatçı Ferhat Tunç, konuşmasının sonunda birliğe ihtiyaç olunduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Hiçbir baskı tek birimizi hedeflemiyor, herkese ve her yere yayılıyor. Önüne geçmediğimizde çok geç kalabiliriz. Demokratlar, Araplar, Kürtler, Türkler, Aleviler, iktidarın zulmüne sessiz kalmayan Müslümanlar birlik olmalı. Bizi ancak birlik ve sessiz kalmamak barışa, kardeşliğe, adil bir ülkeye kavuşturacak. Umutsuzluğa asla yer yok. Zulüm ve talan düzeniyle mücadele etmeyi onur saymalıyız. Ülkemiz halkları böyle bir diktatörlük rejiminde yaşamayı asla hak etmiyor.”

     

  • İç Güvenlik Güçleri: Türkiye, Rusya’nın askeri noktalarını hedef aldı

    İç Güvenlik Güçleri: Türkiye, Rusya’nın askeri noktalarını hedef aldı

    Dirbêsiyê’de iki gündür gerçekleşen saldırılara ilişkin açıklama yapan İç Güvenlik Güçleri, konuyla ilgili soruşturmanın devam ettiğini belirterek, Türkiye’nin Rusya’nın askeri noktalarını hedef aldığını belirtti.

    Hesekê Dirbêsiyê ilçesinde iki gündür gerçekleşen ve bölgede yaşayan 3 kişinin yaralanmasına neden olan drone saldırılarına ilişkin İç Güvenlik Güçleri yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada “İşgalci Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına devam ediyor. Bugün Türk devletine ait bir drone Rusya’nın askeri bir noktasını Dirbêsiyê’de hedef aldı. Faşist Türk devletinin hedef aldığı askeri nokta stratejik bir noktadır. Dirbêsiyê’nin 1 km güneyine düşen askeri koordine noktası Hesekê yolu üzerinde bulunuyor. Yapılan saldırıda bir Rus askeri ve 3 sivil yaralandı. Rusya askeri noktasının hedef alınmasının nedeninin tam olarak ortaya çıkarılması için açılan soruşturma devam etmektedir. Türkiye, uluslararası kamuoyu önünde vahşi saldırılarına devam ediyor. Her saldırının bedelini siviller ödüyor” ifadeleri kullanıldı.

  • Tevacüzle suçlanan uzman çavuşun bırakılmasına tepki

    Tevacüzle suçlanan uzman çavuşun bırakılmasına tepki

    Batman Demokrasi Platformu, Beşiri’de İ.P.’ye tecavüz eden uzman çavuş M.O.’nun serbest bırakılmasına yaptıkları açıklama ile tepkilerini gösterip, kamu görevlilerince işlenen suçlardaki ‘cezasızlık’ politikasına dikkat çekti.
    Batman Demokrasi Platformu üyeleri, Beşiri ilçesinde 17 yaşındaki İ.P.’ye tecavüz eden M.O. adlı uzman çavuşun gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmasına yönelik tepkilerini yaptıkları açıklamayla gösterdi. Açıklamanın yapıldığın Batman Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’na “Sessiz kalmayacağız! İntiharın hesabı soruluna kadar konunun takipçisi olacağız” yazılı pankart asıldı.
    ‘BATMAN SESSİZ KALMAMALI’
    Açıklama öncesinde konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Batman Şubesi Eşbaşkanı Deniz Topkan, meydana gelen olayın takipçisi olacaklarını belirterek, kolluk birimlerine dönük ‘cezasızlık’ politikası üzerinde durdu.
    Kimi çevrelerin ‘Olay Siirt’te geçmiş Batman’ın adını kirletmeyin’ yönündeki açıklama ve beyanlarına tepki gösteren Topkan, “Yaşanan olay nerede olursa olsun, Batman halkı olarak bu olaya sessiz kalmamız mümkün değildir. Bir genç kadının hayatı söz konudur. Dolayısıyla Batman bu olaya sessiz kalmamalı” dedi.
    ‘RAPORA RAĞMEN SERBEST BIRAKILDI’
    Ardından Platform adına hazırlanan açıklamayı okuyan TMMOB Batman İl Koordinasyon Kurulu’ndan Melek Atalay, son günlerde Şırnak ve Batman’da gerçekleşen taciz, tecavüz vakalarının ardından hükümet ve devlet yetkililerince bu vakaların örtbas edilmesine yönelik çabalara tanık olduklarını dile getirdi.
    Atalay, “Tecavüz insanlık suçudur aklanamaz. Bunun mazereti de olamaz. Daha önceden alınan mağdurun açık beyanı ve dosyada bulunan cinsel saldırı olduğunu belirten Adli Tıp raporuna rağmen serbest bırakıldı. Belirtmek isteriz ki, cinsel saldırı suçu Türk Ceza Kanunu’nun 102/2 maddesinde ‘Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur’’ şeklinde düzenlenmiştir. Verilecek ceza miktarı cezayı arttıran nedenlerin varlığı halinde yarı oranında arttırılması durumu da dikkate alındığında Siirt Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararının hakkaniyetle bağdaşmadığı ve toplum vicdanı tarafından kabul edilebilir hiçbir yönünün olmadığı ortadadır” dedi.
    ‘CEZASIZLIK POLİTİKASI’
    Atalay, Adli Tıp raporuna rağmen uzman çavuşun serbest bırakılmasını ise “Bölgemizde kamu görevlilerince işlenen suçların cezasızlık politikası ile sonuçlanmasının bir pratiği olarak” değerlendirdiklerini ifade etti.
    ‘TAKİPÇİ OLACAĞIZ’
    Batman ve Şırnak’ta yaşanan cinsel istismar vakalarıyla, İstanbul Sözleşmesi’nin öneminin bir kez daha açığa çıktığının altını çizen Atalay, “Bütün bu olaylar bize İstanbul Sözleşmesinin de ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir. Yasayı suçlamak yerine suçlulara gereken cezaların verilmesi gerekmektedir. Cezasızlık güvencesiyle özellikle güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen istismar, işkence gibi insanlık dışı uygulamaların Batman Demokrasi Platformu olarak takipçisi olacağımızın tüm kamuoyu tarafından bilinmesini istiyoruz” dedi.
  • Birleşik Krallık’taki bir araştırmaya göre koronavirüs taşıyan kişilerin üçte ikisi belirti göstermiyor

    Birleşik Krallık’taki bir araştırmaya göre koronavirüs taşıyan kişilerin üçte ikisi belirti göstermiyor

    Birleşik Krallık (BK) Ulusal İstatistik Ofisi’ne (ONS) göre koronavirüs testi pozitif çıkan kişilerin üçte ikisi belirti göstermiyor.

    Yeni rakamlar, çok sayıda asemptomatik (belirtisiz) vaka potansiyeli bulunduğunu gösteriyor. Bu da virüsü taşıdığından habersiz kişilerin onu yayabileceği anlamına geliyor.

    ONS analizine göre, Kovid-19 testi pozitif çıkanlar arasında sürüntü örneği testlerinde veya bu testten önce ve sonra, belirti gösterdiği bildiriminde bulunanların oranı sadece yüzde 33 olarak gerçekleşti.

    Bu oran, yalnızca sürüntü testi sırasında belirti gösterdiğini bildirenler dikkate alındığında yüzde 22’ye düşüyor.

    ONS analizi, İngiltere’deki özel konut meskenlerinden Kovid-19 testi pozitif sonuç veren 115 kişilik küçük bir örneklem üzerinde gerçekleşti. Analize hastaneler, bakımevleri ve diğer kurumsal ortamlar dahil edilmedi.

    Ev dışında çalışanların sürüntü testinin, evden çalışanlara göre daha yüksek oranda pozitif sonuç verdiği bulundu.

    Veriler, hastalarla ve yurttaşlarla yüz yüze çalılan sağlık ve sosyal bakım çalışanları arasında virüsün bulaşma oranının, bu işlerde çalışmayan kişilere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor.

    Bir ve iki kişilik hanelerde bulaşma oranının büyük hanelere kıyasla daha düşük olduğunu gösteren bazı kanıtlar da mevcut.

    Ayrıca antikor testi sonucu verileri, beyazların geçmişte Kovid-19 geçirmiş olma olasılığının beyaz olmayan etnik gruplara göre daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.

    Bu arada ONS verileri, İngiltere ve Galler’de koronavirüs kaynaklı resmi ölü sayısının 50 bine ulaştığını da gösteriyor.

    Salı günü yayımlanan verilere göre, 28 Aralık ve 26 Haziran tarihleri arasındaki ölüm belgelerinde Kovid-19 bahsi geçen 50 bin vaka gerçekleşti.

    ONS, 26 Haziran tarihinde sona eren haftada her iki ülkede kaydedilen toplam ölüm sayısının 8 bin 979 olduğunu açıkladı. Bu sayı geçen haftaya kıyasla 360 kişi daha az.

    Bakımevlerindeki yüksek ölüm sayısı sebebiyle işletme sahiplerini suçladığı izlenimini uyandıran Boris Johnson bu sebeple kınanmıştı.

    Pazartesi günü Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) Genel Müdürü Simon Stevens’in dile getirdiği endişelere yanıt veren BK Başbakanı, “Birçok bakımevinin, prosedürleri yapmaları gerektiği şekilde takip etmediğini keşfettik” iddiasında bulunmuştu.

    Ulusal Bakım Derneği, söz konusu açıklamanın sektör çalışanlarının “yüzüne atılmış bir tokat” olduğunu belirtirken, Ulusal Bakım Forumu da Johnson’ın yorumunu “büyük hakaret” diye nitelendirdi.

    *İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

    https://www.independent.co.uk/news/health/

    Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

  • ‘Suruç’un hesabı sorulmadan Türkiye aydınlığa kavuşamaz’

    ‘Suruç’un hesabı sorulmadan Türkiye aydınlığa kavuşamaz’

    Ferhat Çelik – Mehmet Aslan 

    Suruç Katliamı’ndan yaralı kurtulan Koray Türkay, “Buranın hesabı sorulmadan Türkiye aydınlığa kavuşamaz” dedi.

    Kobanê’ye oyuncak götürmek ve çocuklara yeni yaşam alanları yaratmak amacıyla 20 Temmuz 2015’te Türkiye’nin dört bir yanından Sosyalist Gençlik Federasyonu Derneği’nin (SGDF) çağrısıyla bir araya gelen gençler, Suruç’ta buluştu. Amara Kültür Evi’nin bahçesinde açıklama yapmak için toplanan onlarca kişi arasına giren canlı bombanın kendini patlatması sonucu 33 kişi hayatını kaybetti, yüzden fazla kişi yaralandı. Yaşamını yitirenler geride tarifi zor acılar bırakırken, yaralananlar ise yıllardır katliamın izlerini üzerinde taşıyor. Katliamın üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada arpa boyu yol alınamadı.
    Suruç Katliamı’ndan yaralı olarak kurtulan Koray Türkay yaşanan sürece ilişkin konuştu.
    ‘KİRLİ SİYASETİN BİZZAT TANIĞIYIM’
    Kobane’ye dönük saldırılar döneminde Suruç’ta tutulan nöbet eylemlerine katıldığını hatırlatan Türkay, “Kobanê’nin İŞİD tarafından ablukaya alınması ve AKP’nin desteğiyle 4 taraftan sarılması sürecine bilfiil tanıklık ettim. Türkiye’nin İŞİD’le ne kadar kirli bir siyaset yürüttüğünün bizzat tanığıyım” dedi. Bu süreçte Kobanê’nin tamamen yerle bir edildiğini, kadınların, çocukların ve yaşlıların yaşam koşullarının çok ciddi bir şekilde zora girdiğini vurgulayan Türkay, “Bu sırada SGDF’nin ‘Kobanê’yi yeniden inşa ediyoruz’ çağrısını gördüm. Bu dayanışmaya destek olmak amacıyla bu çağrıya icabet ettim. Bu şekilde Suruç’a gittik. Ben oraya çocuklara jimnastik ile tanıştırmak için bazı jimnastik aletlerini götürmüştüm. Kürdistan’ın dört bir tarafından insanlar gelmişlerdi. Herkes o dayanışmaya destek vermek bir şeyler götürmek istiyordu” diye belirtti.
    ‘PARÇALANMIŞ BEDENLERE BASARAK GİTTİM’
    Patlama anına ilişkin de konuşan Türkay, şunları dile getirdi: “Patlama anında sanki arkamdan biri kafama sopayla vurdu sandım. Ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Sonrasını hatırlamıyorum. Belli süre sonra gözümü açtığımda ağır şekilde çığlıklar kulağımda yankılanıyordu. ‘İkinci bir bomba var, kaçın’ sesini duyduğumda anladım ki bomba patlamış. Sonra ben kalkmaya çalıştım ama sağ kolum sağ bacağım yok sandım. Sonra sol bacağımın üzerinden kalkarak yürümeye çalıştım. Aşağıya baktım arkadaşlarımın parçalanmış bedenlerine basıyordum. Gözlerimi kapattım kapıya kadar öyle gittim. Beni kapıda bir arkadaş gördü. Diğer arkadaşları çağırdı gelip beni aldılar. Kapının önünde de siyah bir jeep vardı. Beni ona atmak istediler ama o kaçtı. Kamera görüntülerinde bunun plakasız olduğunu daha sonra tespit ettik. Sonra beni bir belediye aracına atıp Suruç Devlet Hastanesine oradan da Urfa’ya sevk ettiler. Urfa’ya geldiğimizde doktorun ‘bendesin kendini bırakabilirsin’ dediğini hatırlıyorum. Ben zaten o anda uyku haline girmişim. Burada iki defa kalbim duruyor ikisinde de çalıştırıyorlar. Doktorlar beni yaşatmak için çok büyük bir çaba sarf etmişlerdi.”
    ‘HAYATIMDA KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER OLDU’
    Patlamanın birçok şeyi yeniden görmesini sağladığını ve bununla birlikte kararlılığının yükseldiğini dile getiren Türkay, hayatında çok köklü değişikliklerin olduğunu söyledi. Türkay, yaşadığı değişiklikleri şöyle ifade etti: “Daha önce kaybedecek şeylerim maddi ve gelecek temelliydi. Yani mevcut sistem içerisinde bir beklenti ve bunun karşılanması üzerinden beyhude bir çaba içerisindeydim. Ama şuanda daha büyük bir iddia için çaba sarf ediyorum. İddia o ki daha güzel ve yaşanılır bir dünya ve bir Türkiye. Bunun için bir çaba içerisinde olmaya çalışıyorum.”
    ‘HALKLAR ARASINDA ÖNEMLİ BİR BULUŞMA’
    Kobanê için başlatılan dayanışmanın Gezi’deki dayanışmanın daha üst bir tezahürü olarak kendisine umut olduğunu vurgulayan Türkay, “Gezi’de Kürt halkı ile Türk halkı arasında önemli bir buluşma gerçekleşti. Suruç Katliamı da aslında Kürt direnişi ile Türkiye’nin diğer halklarının direnişinin birleşmesine dönüktü. Çünkü bu birleşme olduğu taktirde bugünkü iktidar veya zorba düzeniyle iktidarlarını sürdürmeye çalışanlar sekteye uğruyor. Bundan dolayı bu mücadelenin önüne set çekmek istediler” dedi.
    ERDOĞAN KATLİAMIN STARTINI VERDİ
    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran seçimlerinde önce “400 sandalyeyi verin bu iş huzur içinde çözülsün” sözünü hatırlatan Türkay, bu mesajla katliamın ilanının verildiğinin altını çizdi. Bu huzur vermeme ilanının 7 Haziran’da hükümetin düşmesiyle birlikte hemen harekete geçirildiğini belirten Türkay, “20 Temmuz Suruç Katliamı, 10 Ekim Ankara Katliamı bunun için gerçekleşti. Bu iki büyük huzur vermeme halinin planlı olduğunu biz o gün söylediğimizde insanlar; ‘Bunlar katliamda çok yara aldılar bir intikam duygusu içindeler normaldir. Bunu mazur görmek lazım’ diyorlardı. Böyle bir durumda adalet mücadelesi vermeye çalışıyoruz” dedi.
    ‘BİR AKP GİDER BİR AKP GELİR’
    Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Eğer 7 Haziran ile 1 Kasım arasında olanların ne olduğunu açıklarsak kimse yerinde oturamaz” sözlerini de hatırlatan Türkay, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu söz aslında kendi kendini ihbar etmedir. İtiraf niteliğindeki bu açıklama belki şimdiki mahkemelerde ele alınmıyor olabilir ama yarın özgürleşecek mahkemelerde bunların hesabı sorulacak. Bunlar yaşanan katliamın bizzat özneleridir ve bunu itiraf ediyorlar. Suruç ve Ankara katliamları Türkiye’nin karanlıktan kurtulup demokratikleşmesi için çok önemli bir kesit. Bunların hesabı sorulmadan Türkiye’nin aydınlığa kavuşmasının imkanı yok. Bu karanlıktan kurtulma bununla yüzleşmekten geçer. Bugün Türkiye’de demokrasi isteyen kim varsa iki katliamın peşine düşmesi lazım.  Bunun peşine düşmeden Türkiye’de demokrasi olmaz. Bir AKP gider başka bir AKP gelir. Ben hem bu iki katliamın hesabının sorulmasından hem de Türkiye’nin demokratikleşmenin uzağında olmadığından dolayı umutluyum.”
    Kaynak : MA