Tag: Hot News

  • NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen iki günlük NATO’nun Londra zirvesinde ‘iki yüzlülük’ tartışmaları altında bir nevi zoraki evliliğe devam kararı alındı. Zirve öncesi Erdoğan, Macron ve Trump’ın başını çektiği sert tartışmaların ardından gerçekleşen zirveden sonra ortaya çıkan genel fotoğrafın tek cümlelik tarifi; ‘Birbirimizden nefret ediyoruz, her konuda farklı düşünüyoruz, ama birbirimize mecburuz!’ oldu.

    Aladdin Sinayiç-Londra

    NATO’nun 70’inci kuruluş yıldönümünü kutladığı Londra zirvesinin ilk günü liderler arasında gerçekleşen ikili, üçlü ve dörtlü toplantılarla geçti. Türk devletinin Rusya ve DAİŞ ile olan ilişkileri ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarından kaynaklı ortaya çıkan kriz genel kuruldan çok özellikle de bu dar toplantılarda tartışıldı. Bu toplantılardan en önemlisi Britanya başbakanı Boris Johnson, Almanya başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve Türkiye cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan arasında gerçekleşen ve beklenenden çok kısa süren dörtlü toplantı oldu. Toplantı toplamda 50 dakika sürerken, sonrasında liderler tarafından yapılan açıklamada ‘çok faydalı bir görüşme gerçekleştirildiği’ ifade edilse de toplantının krizli geçtiği anlaşılıyor.

    Genel kurulda Türkiye işgali gündeme geldi mi?

    NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde Suriye krizine ve Türk devletinin işgaline hiç vurgu yapılmadı. Yayınlanan sonuç bildirgesinde bilinen klasik cümlelerin dışında, teröre karşı savaşa devam edileceği, 5’inci maddeye bağlılık, Avrupalı üye devletlerin savunma harcamaları konusunda üzerlerine düşeni yapacakları, Rusya ve NATO tarihinde bir ilk olarak da Çin’e yönelik rahatsızlık ifade edildi. Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları, S400 savunma sistemi, DAİŞ ile olan ilişkisi bir süredir tüm üye ülkelerin rahatsız oldukları başta gelen konulardan olsa da sonuç bildirgesinde yer almazken, liderlerin yaptığı basın açıklamalarında da bu konuların genel kurulda tartışılmadığı ifade edildi.

    Erdoğan’ın ayak oyunları: Kriz yaratıp krizi pazarlık konusu yapmak

    Türk cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın kriz yaratarak bunu pazarlık konusu yapma siyaseti burada da devam etti. DAİŞ ile ilişkisi, Kuzey-Doğu Suriye işgali, savaş suçları, etnik temizlik planları ve S400 meselesi kendisini NATO zirvesinde çok ciddi düzeyde zorlayacak konulardı. Bunların gündeme gelmemesi ve işgali meşrulaştırma amacıyla bir dizi ön hamle yaptı. Bunlardan en önemlisi NATO’nun Baltık ülkeleri ve Polonya’yı Rusya’dan koruma amaçlı hazırlanan savunma planını veto ederek YPG’nin NATO tarafından ‘terör örgütü’ ilan edilmesi şartını koşmak ve sürekli kullandığı mülteci kozu oldu. Erdoğan bu hamlesiyle kriz yaratarak NATO’yu kendi çizgisine çekerek taviz koparma siyaseti yürüttü. Erdoğan; ‘işgale destek vereceksiniz, zirvede konuyu gündeme getirmeyeceksiniz, ben de Baltık ülkeleri savunma planına destek veririm’ pazarlığı yaptı. Sonuç olarak zirvede Erdoğan Baltık ülkeleri savunma planına destek verdi ve NATO da bunun karşılığında Türk devletinin işgalini ve savaş suçlarını gündemleştirmeyerek, bir gün öncesinde gerçekleşen çocuk katliamına sessiz kalarak destek vermiş oldu.

    Türkiye’yi anlamaya çalışıyoruz!

    Zirvenin bitiminden sonra yapılan açıklamalarda NATO üyeleri arasındaki siyasi farklılıklar ve sorunların aşılamadığı ortaya çıktı.

    Zirve öncesi ve birinci gününde Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Türkiye ile ilgili açıklamaları gündeme oturmuştu. Zirvenin ilk gününde basına verdiği demeçte Türkiye’nin DAİŞ ile olan ilişkisine dikkat çeken Macron, zirve sonrası yaptığı açıklamada genel kurul toplantısında konuyu neden gündeme gelmediğine vurgu yapmazken, Türkiye ile terörizm tanımı konusunda anlaşmalarının mümkün olmayacağını ifade ederek Türkiye ile yaşanan sorunların halen devam ettiğini ifade etmiş oldu.

    Zirve sonrası basının karşısına geçen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg,

    ‘Baltık ülkeleri ve Polonya ile ilgili savunma planının imzalaması için Erdoğan’a ne verdiniz?’ sorusuna verdiği cevapta NATO’nun 5’inci Maddesine vurgu yapması, Türkiye’nin bir saldırıya uğraması durumunda yanında olacakları konusunda Erdoğan’a güvence verildiği anlamına geliyor. Stoltenberg cevabının devamında ‘NATO’nun temel amacı barışı korumak, savaş çıkarmak ve çatışma alanlarını provoke etmek değildir. YPG ve PYD konusunda farklı görüşler var, hepimizin ortaklaştığı tek şey DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin zarar görmemesi’ diyererek te Erdoğan’ı tekrardan uyarmış oldu.

    Önümüzdeki hafta yapılacak genel seçimlerde koltuğunu korumaya çalışan İngiltere başbakanı Boris Johnson ev sahibi sıfatıyla düzenlediği basın açıklamasında Türkiye’yi ‘anlamaya çalıştıklarını’ ifade etti.

    Zirvenin ‘maskotu’ Trump oldu

    Zirvenin ilk gününün akşamında Kraliçe Elizabeth’in Buckingham Sarayında verdiği resepsiyonda Kanada başbakanı Justin Tradeau’nun Macron ve Johnson ile sohbetinde Trump ile alay etmesi videosu zirvenin en çok konuşulan konusu olmuştu. Trump, videoyu izlediğini ifade ederek ‘Trudeau ikiyüzlü’ diye tepki gösterdi. Trump zirve sonrası planladığı basın açıklamasını da iptal ederek Washington’a geri döndü.

    Ve çocuk katili

    NATO zirvesinden bir gün önce Tel Rifat’a yönelik saldırısında 8 çocuğu katleden Türk ordusunun başkomutanı Erdoğan zirveye bürokrat ordusu ve üç dilde hazırladığı üç kitapçıkla katıldı. Kitapçıklarda; işgal ve etnik temizlik planı, Türkiye’nin gücü, stratejik önemi gibi konuların propagandasının yapıldığı kitapçıklar tüm devlet başkanlarına dağıtıldı. Zirve sonrası ve ikili toplantılar sonrası sessiz kalmayı tercih eden Erdoğan, akşam saatlerinde İngiltere’de yaşayan AKP’lilerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı açıklamalarla zirveden duyduğu memnuniyetsizliği ortaya koydu.

    “Terör örgütlerine on binlerce TIR’la silah, mühimmat gönderenler bize paramızla silah vermediler. AB mülteciler konusunda verdiği para yardımı sözünü tutmadı’’ repliğini tekrarlayan Erdoğan zirve öncesi dikkat çektiği konulara değinmedi.

    Birleşik Krallık’ta yaklaşık 500 bin nüfuslu bir ‘Türk’ toplumu olduğunu, ticaret hacminin iki milyar doları bulduğunu söyleyen Erdoğan “Ama ne yazık ki vatandaşlarımızın ekonomik alanda elde ettikleri başarıyı siyasi alana yansıtamadıklarını görüyoruz. Milli hassasiyeti yüksek STK’lara Birleşik Krallık’ta çok ihtiyacımız var” dedi. Erdoğan ‘milli hassasiyet’ çağrısı yaptığı 500 bin vatandaşın yüzde sekseninin Kürt, Alevi ve devlet zulmünden kaynaklı Türkiye’yi terk eden muhaliflerden oluştuğunu bir anlığına unutmuş gibiydi.

    Ve NATO liderleri 2021’de tekrar buluşmak üzere ayrıldı ancak mevcut sorunların ve çelişkilerin 2021’e kadar bekleyemeyeceği kesin.

     

  • NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!

    NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!

     

    NATO’nun kuruluşunun 70’inci yılına denk gelen Londra zirvesi NATO’nun geleceği açısından da önemli bir zirve olarak kabul ediliyor. Dün zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve ABD başkanı Donald Trump ikili görüşme gerçekleştirirken, sonrasında da Boris Johnson, Angela Merkel, Emanuel Macron ve Tayip Erdoğan dörtlü bir görüşme gerçekleştirdi. Akşam saatlerinde de tüm liderler Kraliçe Elizabeth’in misafiri olarak Buckingham Sarayında toplandı.

    Bugün devam edecek NATO zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ‘‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” belirlemesi, ABD başkanı Donald Trump’ın sürekli ‘‘Avrupa’lılar maddi sorumluluklarını yerine getirmiyor’’ çıkışı ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarından sonra NATO’nun Baltık devletleri ve Polonya için hazırladığı Savunma Planı’nı veto etmesi zirveyi meşgul edecek temel tartışmalar olacak.

    ABD başkanı Trump ile görüştükten sonra bir açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron “Aynı terörizm tanımına sahip değiliz. Türkiye’ye baktığımda, onlar şu anda bizimle omuz omuza IŞİD’e karşı savaşanlara karşı savaşıyor ve bazen de DAİŞ bağlantılı gruplarla birlikte çalışıyorlar” diye konuştu. Bunun “stratejik bir konu” olduğunu belirten Macron zirvedeki tartışmaların merkezinde müttefiklerin İttifak için ne kadar ödeme yapacağı konusunun olmasını “ciddiyetsiz” bir durum olarak niteledi.

    Dün başlayan zirve başkent Londra’da binler tarafından protesto edildi. İngiltere’nin savaş karşıtı en büyük sivil toplum örgütlerinden birisi olan Stop The War Coalition, Kürt Halk Meclisi ve Kurdistan Solidarity Campaign öncülüğünde dün saat 16:00’da Trafalgar Meydanında toplanan kitle burada bir miting gerçekleştirdi. Yapılan konuşmalarda NATO’nun Ortadoğu’da yaşanan sorunların temel kaynağı olduğu ifade edildi.

    Rojava’da Çocuklar Katlediliyor

    Britanya Kürt Halk Meclisi adına bir konuşma yapan Elif Gün, iki gün önce Tel Firat’ta sekizi çocuk 10 sivili katleden Türk ordusuna dikkat çekti; ‘‘Türk ordusu iki gün önce Tel Rirat’ta sekiz çocuğu katletti. Türk devletinin işlediği bu insanlık suçlarından tüm NATO üyesi ülkeler sorumludur.’’

     

    Yapılan konuşmaların ardından kitle Buckingham sarayına doğru yürüyüşe geçti. Buckingham sarayı önünde toplanan kitle uzun bir süre NATO, Trump ve Erdoğan karşıtı sloganlar attı.

  • Day-Mer 30. yılını görkemli bir gece ile kutladı

    Day-Mer 30. yılını görkemli bir gece ile kutladı

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer 30. Kuruluş yıl dönümünü ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele’ adlı görkemli bir gece ile kutladı. Emekçilerin işçilerin, sanatçı ve yazarların katıldığı Day –Mer 30. Yılı Gecesi’nde şarkılar eşliğinde halaya durulurken, yapılan konuşmalar da “Daha fazla örgütlenme daha fazla mücadele” denildi.

    Londra’da 1989 yılında kurulan ve kısa bir süre sonra etkili bir kitle örgütü haline gelen Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER), 30. mücadele yılını ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele’ adlı bir etkinlikle kutladı. Day- Mer 30. yıl etkinliğini  Kasım 1989 yılında kurulduğunda ilk etkinliğini gerçekleştirdiği Kuzey Londra’daki Stoke Newington Town Hall’da gerçekleştirdi. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı etkinliğe Day-Mer Başkanı Aslı Gül’ün yanı sıra, yazar Aydın Çubukçu, yazar Mustafa Yalçıner ile çok sayıda sendikacı, sanatçı, akademisyen, işçi ve emekçi katıldı. Etkinliğin yapıldığı salona, Deniz Gezmiş,  Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı gibi bir çok devrimcinin fotoğraları asılırken, ‘Faşizme ölüm halka hürriyet’, ‘Birliğimiz gücümüzdür’, ‘Sosyal saldırılara karşı örgütlü mücadele’ yazılı pankartlar asıldı. Geceye katılanları Day-Mer Meydan Sahnesi üyeleri karşılarken, salon da kitap satış standları kuruldu.

    LİMAN İŞÇİLERİ GECEYE KATILDI

    Etkinliğe, 1995 yılında tüm dünyada etkili olan Liverpool Liman işçileri grevinin direniş komitesi üyeleri Kevin Robinson ve Billy Jenkins, Demiryolu İşçileri Sendikası (RMT) Genel Sekreter Yardımcısı Steve Hedley ve Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Sendikası eski Başkanı Louise Reagan da katılarak birer konuşma yaptı. İngiltere’deki işçi ve emekçilerin mücadelesine dahil olmada önemli bir adım atan Day-Mer’in yerli ve göçmen emekçilerin mücadele birliği konusunda da topluma önemli katkılarda bulunduğu belirtildi.

    YILDIZLAR TOPLULUĞUNA TAM NOT

    Gecede, Day-Mer bünyesinde yer alan yaşları 12-18 arasında değişen ve gençlerden oluşan Yıldızlar Topluluğu ilk olarak sahne oldu. Grubun söylediği devrimci türkülere dinleyenler de eşlik ederken, topluluk performansları ile dinleyenlerden tam not aldı. Etkinlikte Day-Mer’in 30 yıllık mücadele ve çalışmalarını anlatan sinevizyon gösterimi gerçekleşirken, 30 yıllık zaman dilimini kapsayan görüntüler izleyenler de duygulu anlar yaşattı.

    Sinevizyon gösteriminin ardından bir konuşma yapan Day-Mer Başkanı Aslı Gül, Day-Mer’i bulunduğu noktaya getirmenin çok kolay olmadığını söyleyerek, ‘30 yıl önce ilk etkinliğimizi bu salonda gerçekleştirdik. 30 yılda Day Mer’i bu noktaya getirmek kolay bir şey değildi. Bu kollektif çalışmanın, dayanışmanın örgütlü mücadelenin sonucuydu. 30 yıl da direnişi dayanışmayı ördük. Türkiye ve uluslararası alanda emekçiler ezilenlerle hep dayanışma içerisinde olduk. İngiltere’de tekstil işçileri başta olmak üzere toplumumuzun emek alanında örgütlenmesinin öncülüğünü yaptık” dedi.

    ‘ÖRGÜTLENELİM DUR DİYELİM’

    Kültürel ve sanatsal çalışmaları sürekli hale dönüştürdüklerini ve bir çok sanatsal alanda kurslar gerçekleştirdiklerini kaydeden Gül, “Kendim sahneye çıktığım da 18 yaşında idim. Örgütlü mücadele önemlidir. Örgütlenmeseydik emekçilerin ve işçilerin mücadelesinde etkili olamazdık” diye kaydetti. Britanya’da yapılacak 12 Aralık Genel Seçimleri’ne de vurgu yapan Gül, sonuç ne olursa olsun herkesi zor günlerin beklediğine dikkat çekti. Gül, yoksulluk, işsizlik ve evsizliğe karşı daha fazla örgütlenmenin gerektiğini ifade ederek, birlikte örgütlenildiği halde bu saldırılara ‘dur denilebileeğinin altını çizdi.

    ONUR DUYUYORUM

    Yazar Aydın Çubukçu ise Day-Mer’in 30 yıllık kurumsal sürecine dikkat çekerek, “İnsan hayatında da 30 yıl çok önemlidir. Ama bizim hayatımız genelde yaptığımız işlerle anılır. 30 yılda ne yaptık isek onu yapacağız yine. Day-Mer’e baktığımız da yaşadığı ve yaşattığı her şey belki yüz yıl da yapılamayacak işlerdir. Liverpool’dan Van’a kadar İstanbul’un arka sokakların da ezilen kadınlardan işçilere gazetecilere kadar ezilen tüm kimliklere kadar bunlarla dayanaşan kucaklayan örgütlenerek direnişlerine öncülük eden bir Day Mer var. 30 yaşında belki ama yüz yılı sığacak işler yaptı 30 yıl yaptığı  her iş bir ömre değen bir örgüttür Day Mer. Böyle bir örgütle anıldığım için gurur duyoyurum” dedi. “Burası göçmen örgütü olmaktan çok, bir işçi emekçi örgütü, bir aydınlanma ve bir kültür merkezi olarak varlığını sürdürecektir” diyen Çubukçu, Day-Mer’in yeni kuşaklar için ne kadar önemli bir kurum olduğunun da altını çizdi.

    JENKİNS’INDAN ANLAMLI HEDİYE

    Gecede bir konuşma yapan Liverpool liman işçileri direniş komitesi üyesi Kevin Robinson, DAY-MER üyelerinin verdiği desteğin kendilerinin mücadele azmini arttırdığını ve o dönem 28 yıllık direniş boyunca, kendilerine çok kıymetli bir destek  verildiğini belirtti.  Sendikacı Billy Jenkins ise Day-Mer’e sunduğu özel bir hediye ise salonda coşkulu alkışlara tutuldu. Jenkins, eski Liverpool efsane futbolcusu Robbie Fowler’in, attığı golden sonra liman işçilerini desteklediği tişörtünün olduğu fotoğrafı imzaladığını ve kendilerine verdiği bu tişörtü Day-Mer’e 30. yılında hediye ettiğini söyledi. Büyük bir çoşkuyla karşılanan bu hediyeyi DAY-MER yöneticilerine takdim eden Jenkins, “İş, Ekmek, Özgürlük” diyerek konuşmasını bitirdi.

    GECE DE MÜZİK ZİYAFETİ

    Gece de 30 yıllık fotoğraflar da sahne de sürekli gösterlirken, yerel sanatçı ve müzik grupları ise geceye renk kattı. Söylenen Türçe, Kürtçe ve İngilizce şarkılar türküler ve klamlar ile geceye katılanlara bir müzik ziyafeti sunuldu. Katılanlar, kimi zaman halaya durdu kim zaman şarkılara eşlik ederek duygulandı. Gecede, Sudden Exit, Canan Sağar, Suna Alan ve Olcay Bayır sahne alarak performanslarını sergiledi.

  • Londra’da demiryolu ulaşım tarihinin en uzun grevi

    Londra’da demiryolu ulaşım tarihinin en uzun grevi

    Londra’da toplu ulaşımda yeni yıla kadar sürmesi beklenen grev, yüzbinlerce kişiyi etkileyecek.

    Grev Pazartesi günü başladı. Bir ay sürmesi bekleniyor. Sadece 12 Aralık seçimleri, Noel ve 26 Aralık’ta greve ara verilecek. Londra banliyölerinde en çok kullanılan South Western şirketine bağlı hatlar greve gitti.
    Rail, Maritime and Transport (RMT) sendikasının başlattığı bu grev, İngiliz demiryolları tarihinin en uzun grevi olarak değerlendiriliyor.

    South Western tren hatları her gün 600 bin kişi tarafından kullanılıyor. RMT ile yönetim arasında yapılan görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine grev kararı alındığı bildirildi.
    Anlaşmazlık, şirketin vagon kapılarını kapatma sorumluluğunu sürücülere verme projesi üzerine yaşanıyor. Bu görev, mevcut durumda başka bir görevli (bekçi) tarafından yürütülüyor.
    Sendika, bu projenin hem bekçilik iş kolunu ortadan kaldırma hem de tren güvenliğine zarar verebileceğini belirtiyor.

    Tren ulaşımının iyileştirilmesi 12 Aralık’taki genel seçim kampanyasının da gündemleri arasında yer alıyor. İşçi Partisi, ulaşım ağını kamulaştırmak isterken, bilet fiyatlarını yüzde 33 düşürme, 16 yaşın altındakilere ücretsiz ulaşım ve komisyonsuz bilet satın almak için tek bir internet site kurmayı vaat ediyor.

  • Londra’da 27 Kasım coşkusu

    Londra’da 27 Kasım coşkusu

    LONDRA- Londra’da yüzlerce kişinin katılımıyla PKK’nin 41. Kuruluş yıl dönümü görkemli bir etkinlik ile kutlandı. Sanatçıların sahne aldığı gecede Diriliş Bayramı halaylarla kutlanırken, yapılan konuşmalar da ise 41 yıllık destansı mücadelenin Kürt halkının diriliş ve özgürlük mücadelesi olduğu vurgulandı.

    Londra Kürt Halk Meclisi’nin organizesi ile 27 Kasım 1978’de kurulan PKK’nin 41. Kuruluş yıl dönümü KCC binasında düzenlenen görkemli bir etkinlik ile kutlandı. Kutlamaya yüzlerce kişi katılırken, sık sık “Biji PKK” ve “Biji Serok Apo” sloganlarının atıldığı etkinlikte  salon PKK, PAJK ve YPG bayrakları ile süslendi. PKK’nin kuruluşun anlatıldığı bir slayt gösterisi ile başlayan etkniklikte şiirler okundu. Etkinlikte ilk olarak Hozan Şewder sahne aldı. Hozan Şewder şarkı ve klamları ile geceye renk katarken, 27 Kasım’ı kutladı.

    BUGÜN DİRİLİŞ BAYRAMIDIR

    Etkinlik dolayısıyla bir konuşma yapan Londra Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Nejla Ari, iradesi kırılmış, sindirilmiş, korkutulmuş, köleleştirilmiş, vahşi asimilasyon politikaları ile zihni ve kişiliği dumura uğratılmış bir halkın kaderi bir 27 Kasım günü değiştiğini söyledi. PKK’nin kurucusu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı selamlayan Ari, “27 Kasım 1978 sadece bir tarih değildi. Bir halkın yeniden doğuşunun tarihiydi. Dirilişin ve özgürlüğün bayramı doğuyordu. Halkımızı ulusal yok oluştan var oluşa, kölelikten özgürlüğe kavuşturan Apocu grubun 1973 yılında tarih sahnesine çıkması ve 1978 yılında Partileşmesi gerçekleşmiştir. Bugün Kürtlerin Diriliş Bayramıdır. Böyle büyük bir Özgürlük Mücadelesini başlatan ve bugünlere getiren Önder Apo’yu saygıyla selamlıyor, tüm değerlerimizi yaratmada borçlu olduğumuz yirmi bine yakını PKK kadrosu ve bir o kadar da halktan olan kırk bine yakın şehidimizi minnetle anıyoruz.PKK’nin tarihi, şehitlerin anısının ve özlemlerinin mücadeleyi yükseltme gerekçesi yapıldığı bir tarihtir” dedi.

    ‘TÜM İNSANLIĞIN PARTİSİDİR’

    27 Kasım 1978’de bir halkın diriliş öyküsü yazılmaya başlandığını vurgulayan Ari, şunları kaydetti: “Bugün Kürdistan’ın dört parçasında, Bakur’da, Başur’da, Rojhilat’ta ve Rojava’da bu diriliş öyküsü bir destana dönüşmektedir. Kürtlerin yitik aşkını temsil eden Adule ve Derweş bir kere daha can bulmuş, Kürt aşkı yeniden filizlenmiş, Kürdistan’ın dört parçasında boy vermiştir. Bugün tüm dünya bu aşkı, direnişi dillendirip Kürdistan da yaşanan devrimi kendi devrimi gibi sahipleniyor. Yaşanan bu gelişmeler bir kere daha PKK’nin yalnızca Kürt ve Kürdistan partisi değil, tüm insanlığın, insanlık değerlerinin partisi olduğunu kanıtlamıştır.”

     

    ‘ÖZLEMLERİNİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ’

    41 yıllık destansı mücadelenin Kürt halkının diriliş ve özgürlük mücadelesi olduğunun altını çizen Ari, “Ölü bir halkı dirilterek özgürlük savaşına kaldırmıştır. Bizi yeniden dirilten özgürlüğe yürüten 27 Kasım’ı 41. Yılını bugün Türk işgaline karşı Rojava da yürütülen Onur direnişi ruhu ve heyecanıyla kutluyoruz. Kürt Halk meclisi olarak Rêber Apo ve PKK çizgisinde 42. yılda mücadeleyi yükselterek Özgür Kürdistan ve Demokratik Ortadoğu’yu gerçekleştireceğimiz sözünü yineliyor, Şehitlerimizin özlemlerini gerçekleştirme sözüyle bir kez daha minnetle anıyoruz” dedi.

    ‘BU HAREKET YENİLMEZDİR’

    Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal ise yaptığı konuşma da 78’de küçük bir grupla partileşen PKK’nin bugün bütün dünya ya yayıldığının altını çizdi. PKK’nin felsefesi direnişi mücadelesi ile bugün bütün dünya tarafından konuşulup tartışıldığını ifade eden Akbal, ‘Tüm dünya da devrimci ve sosyalist hareketler PKK’yi kendine örnek olarak mücadele hattını geliştiriyor büyütüyor., Bugün Ortadoğu’da ise hangi güç olursa olsun hangi devlet olursa olsun PKK’siz hareket edemez. Hiç bir güç ve devlette PKK kadar saldırıya uğrasalar ayakta bile duramazlardı. Ancak PKK’nin kutsal direnişi ve özgürlüğe bağlılığı o kadar büyük ve derindir ki hiç bir gücün saldırısı bu hareketi yenemiyor yenemeyecektir de. 27 Kasım 78’de küçük bir grupla başlayan Apocu hareket bugün  büyük bir güçtür uluslararası alanda. Rojava’da yaşanan devrim Önder Apo ve PKK önderliğinde gelişti. Buradan bir kez daha Önder Apoyu selamlıyoruz. PKK halkların umudu ortadoğunun umudu haline gelmiştir” diye kaydetti.

    ‘ZALİMLERİN SALTANATI TİTREDİ’

    Devrimci Yurtsever Gençlik Hareketi üyesi Elif Gün ise PKK’nin insanlığın en kadim toprağı olan Kürdistan’da tohumlarının ekildiğini söyleyerek, “PKK bugün toprağa kök salmış, milyonların kalbine taht kurmuştur. Yine devrimci gençliğin kıblegahı haline gelerek zalimlerin saltanatını titreten mühteşem bir direniş hareketi olmuştur” dedi. Gün, direniş ve zafer önderi olarak nitelenen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, halkın ve devrimci gençliğin Diriliş Bayramı’nı kutladı.

    COŞKULU KUTLAMA

    Yapılan konuşmaların ardından İran Kürdistan’ından sanatçı Jale Sineyi sahne aldı. Sineyi’nin işçi ve Kürdistani marşlarına ise alkışlarla tempo tutuldu. Gece de sahne alan Sanatçı Sipan Xelat ise geceyi coşturdu. Xelat’ın PKK ve gerilla içerikli şarkıları ile kitleye halaya durarken, şarkılara eşlik ederek tempo tuttu. Bu sırada sık sık ‘Biji PKK’ sloganlarının atıldığı gece de son olarak Davul Zurna ekibi sahne aldı. Davul zurna ile halaya duran Kürtlerin 27 Kasım coşkusu halaylarla son buldu.

  • Ressam Kirkan Kürdili eserleri  ile ABD’de

    Ressam Kirkan Kürdili eserleri ile ABD’de

    Suna Alan

    Soyut katmanlı dokulu kolajı temel alan resimleri ile dünyanın bir çok ülkesinde resim sergileri açan Kürt ressam ilyas Kirkan’ın son resim sergisinin adresi ise ABD oldu. Ressam Kirkan Kürt coğrafyasında yaşanan savaşa da dikkat çekerek, KESK Û SOR Û ZER ‘ adlı resmi ile Kürt halkını anlattığını ifade etti.

    Kürt ressam İlyas Kirkan, 1972 yılında Konya’da doğdu ve Danimarka’da büyüdü. Sanat kariyerine başladığı Londra’da uzun yıllar yaşadıktan sonra 2015 yılında Lizbon’a taşınmaya karar verdi.

    Kirkan, Londra, Brighton, Kopenhag, Paris, Anvers, Beyrut, Montreal, Tokyo, Fort Myers, Fort Lauderdale ve Lizbon gibi çeşitli şehirlerde soyut katmanlı dokulu kolajı temel alan resimleri ile sayısız sergiler açtı.Sanatçı Kirkan’ın ABD’nin Florida eyaletine bağlı Fort Myers şehrindeki kişisel sergis 30 Kasım’a kadar ve yine ortak sergide yeralacak eserleri 1-31 Aralık tarihleri arasında ziyaret edilebilir. 6 Aralık ve 6 Ocak tarihlerinde de Fort Lauderdale’de eserlerim ortak sergide ziyaret edilebilir.

    Kurdî renkler sergİde

    Her bir eserin kendine ait bir hikayesi olduğunu söyleyen sanatçı İlyas Kirkan, devamla ”bunlardan iki tanesini vurgulamak istiyorum. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin dört bir yanından gelen bomba ve mermilerle parçalanmış Kürt halkının kültür, tarih, müzik, sanat ve bayrağına atfen resmettiğim KESK Û SOR Û ZER I & II” dedi. ABD’deki bu sergilerde ayrıca sanatçının ‘Written Behind Bars in Turkey’ (Türkiye’de Parmaklıklar Ardında Yazılanlar) isimli cezaevlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden çeşitli siyasetçi, yazar, gazeteci ve diğer sanatçılar tarafından yazılmış kitaplardan oluşan sayfalardan meydana gelen kolajları yeralıyor.

    Sergilenen resimlerinin çoğunluğunun MAVİ Karma media: gerilmiş tuvale verniklenmiş, tutkallı akrilikler olduğunu söyleyen sanatçı Kirkan, mavi tercihini şu sözlerle özetliyor: ”Ve denizdeyken, sahilde veyahut mavi sularda yüzerken hepimiz özgür hissediyoruz. Kelimelerle ifade edilemeyen sonsuz bir özgürlük. Genel olarak mavi, özgür olmanın ve ebedi özgürlüğün bir çağrışımıdır.

    Mavi, hayallerimin rengi

    Mavi yolculuklarımın rengi

    Mavi benim dünyamın rengi

    Mavi denizin rengidir

    Mavi okyanusun rengi

    Mavi gökyüzünün rengi

    Mavi, Özgür olmanın çağrışımının rengi! ”

    Resim yapmak alternatif bir dil

    Resim sanatına yolculuğundan bahsetmesini istediğimiz sanatçı Kirkan şöyle konuştu: ”Gerek resim, fotoğraf ya da yazı olsun, genel olarak sanat her zaman hayatta yaşadığım ve deneyimlediğim şeyleri ifade etmenin bir yolu olmuştur. Okuma yazma bilmeyen ebeveynlerim, Türkiye’de hala yasak bir dil olan Kürtçe’yi sadece günlük yaşamda konuşuyorlardı. Danimarka’da büyüyen ve çeşitli dilleri konuşan biri olarak, her zaman başka bir dili iletişim aracı olarak kullanma ihtiyacı duyduğumu hissettim. Ebeveynlerimle aynı dili konuşamamanın hüsranı her zaman vardı ve şu anda da var.

    Yaşadığım her yerde göçmen ve azınlık olan, Türkiye’de bir Kürt olarak doğmuş, Danimarka’da büyümüş, 18 yıl Londra’da ve son 4 yıldır da Lizbon’da yaşamış biri olarak, kendimi farklı ifade etme ihtiyacını her zaman hissettim. Benim için bir resim insan zihnindeki hatıra katmanları, yaşayarak ve ziyaret ederek deneyimlediğimiz çeşitli şehirlerde biriktirdiğimiz hatıralar gibidir.

    Birisi ”bu resim bana Monet’in nilüferlerini hatırlatıyor” dediğinde, elbette ki gülümsüyorum. Bunun, Monet olarak ortaya çıkan bilinçdışı aklımdaki katmanlardan biri olduğuna inanıyorum ve tabii ki Monet, ilham kaynağım olmamasına rağmen, büyük bir sanatçıydı ve hala öyle. Benim için Mark Rothko, Jackson Pollocks, Yves Klein ve diğer soyut ressamlar büyük ilham kaynağıydı.

    Kolejdeki sanat öğretmenim bana sanat eğitimi alıp almayacağımı sorduğunda, bunu hiç düşünmedim bile. Açıkçası sanat eğitimi almayacaktım çünkü bu bir eğitim değildi! Yine kültürel bir hayal kırıklığı idi. En büyük kız kardeşimi ve kocasını trafik kazasında kaybettiğimde yaklaşık bir yıl kadar farklı dünyalar arasında yaşıyordum! Bir sabah yarı zamanlı çalışmaya başlamaya ve resim yapmaya karar verdim! Çevremdeki insanlar çıldırmış olduğumu düşünüyordu. Belki öyleydim ya da hala biraz deliyim. Sanatçılar deli sayılmazlar mı?.”

    İki kez Tokyo Metropolitan Sanat Müzesi ve Uluslararası Montreal Sanat Festivali’ndeki iki yıllık JAALA Art Tokyo BIENNALE’ye dahil olan sanatçının eserleri ayrıca 2020’de Fransa, İngiltere, Portekiz, Danimarka, Yunanistan ve ABD’de çeşitli sergilerde yer alacak.

  • Londra saldırganı 2012 saldırılarından hüküm giymiş

    Londra saldırganı 2012 saldırılarından hüküm giymiş

    İngiltere’nin başkenti Londra’da Cuma günü ölümlü saldırıyı düzenleyen kişinin, “terör” suçundan hüküm giydiği ve geçen yıl cezaevinden şartlı tahliye edildiği ortaya çıktı.
    Saldırının bir “terör vakası” olduğu açıklayan polis, saldırıyı düzenleyenin kimliğini 28 yaşındaki Usman Khan olarak belirledi.

    Saldırganın Şubat 2012’de Londra Menkul Kıymetler Borsası’na yönelik bombalı eylem planındaki rolü nedeniyle 16 yıl hapis cezası aldığı, geçen yıl tahliye edildiği, tahliye şartları kapsamında elektronik kelepçe sistemiyle takip edildiği kaydedildi.

    Londra Emniyet Müdür Yardımcısı Neil Basu yaptığı yazılı açıklamada, “Aralık 2018’de cezaevinden şartlı tahliye edildi ve tabi ki, soruşturmanın önemli bir kısmı bu saldırıyı nasıl düzenlediğine yoğunlaşıyor” dedi.

    Neil Basu, “Soruşturmanın erken aşamalarında olsak da, şu anda saldırıyla ilgili aranan başka bir şüpheli yok” dedi. Yetkililerin, Khan’ın yaşadığı, ülkenin ortasında yer alan Staffordshire’daki bir adreste arama yaptığı öğrenildi. Neil Basu saldırganın üzerinde “sahte patlayıcı süsü verilmiş düzenek” olduğunu kaydetmişti.
    Cuma günü kentin merkezindeki Londra Köprüsü’nde düzenlenen bıçaklı saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı. Khan, önce yoldan geçenler tarafından zapt edildi, ardından polis tarafından vurularak öldürüldü.

    Siyasiler saldırganı zapt etmeye çalışan vatandaşlara teşekkür ederken, ülkede “terör” suçlarından hüküm giyenlerin erken şartlı tahliye edilmesiyle ilgili tartışma da başladı.
    Cobra adı verilen hükümetin acil durum komitesini toplayan Başbakan Boris Johnson, “Ciddi ve şiddet içerikli eylemler düzenleyen mahkûmların erken tahliye edilmesine uzun zamandır karşı çıktığını” söyledi.