Tag: Redesign

  • Önce İspanyol gribini, 90 yıl sonra da sonra koronavirüsü yendi

    Önce İspanyol gribini, 90 yıl sonra da sonra koronavirüsü yendi

    İtalya’da 1920 yılında İspanyol gribini yenen 104 yaşındaki bir kadın şimdi de koronavirüsü yendi

    Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyayı etlkisi altına alan koronavirüsün en çok etkili olduğu ülkelerin başında gelen İtalya’nın Biella kentinde bulunan bir huzurevinde yaşayan 104 yaşındaki Ada Zanusso’ya, kusma, yüksek ateş ve nefes darlığı şikayetleri üzerine 17 Mart’ta hastaneye kaldırıldıktan sonra yapılan testler sonucunda koronavirüs teşhisi konuldu. Daha önce, aynı huzurevinde yaşayan 20 kişi koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetmişti.

    Hastalığı yenen Zanusso, dünya üzerinde koronavirüsü yenen en yaşlı insan oldu. İyileşmesini büyük bir sevinçle karşılayan doktorlar, Zanusso’yu ‘umut ışığı’ olarak görüyor. Zanusso, 1918-1920 yılları arasında ortaya çıkan salgında yakalandığı hastalığı da yenmişti.

    Zanusso’nun doktoru Carla Furno Marchese, “Ayağa kalktı, yatakta yatmıyor ve sandalyesine yürüyebiliyor. İyileşmesi bizim için büyük bir sevinç ve bu zor günlerde acı çeken herkes için umut ışığı oldu” dedi.

    DHA

     

  • Koronavirüs gençler için ne kadar tehlikeli?

    Koronavirüs gençler için ne kadar tehlikeli?

    Şu ana kadar uzmanların verdiği mesaj gayet netti: ‘Yaşınız ne kadar ileri ise koronavirüs sizin o kadar tehlikeli’. Fakat virüsün yol açtığı Covid-19 hastalığı genç insanlar arasında da ölümlere neden olurken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) gençleri hastalığı hafife almama konusunda uyardı.

    İngiltere’de Çarşamba günü kronik hastalığı olan 18 yaşındaki bir kişinin Covid-19’dan öldüğü açıklandı.

    Bu şimdiye kadar hastalığın İngiltere’de yol açtığı bilinen en genç ölüm. Daha önce de 21 yaşında sağlıklı olduğu düşünülen bir genç kadının da hastalıktan yaşamını yitirdiği belli olmuştu.

    BBC’ye konuşan ana muhalefet İşçi Partisi milletvekili Rosena Allin-Khan bir Acil Servis doktoru ve “hastalık sadece yaşlılar ve kronik hastalığı olanları etkilemiyor” diye uyardı.

    Doktor Allin-Khan eskiden hastası olan 30’lu 40’lı yaşlarında “sağlıklı” bazı kişilerin şu anda yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdiklerini söyledi.

    Yaşlara göre risk

    Bu uyarılar önemli olmakla birlikte bütün tablo içinde hastalığın yaş ilerledikçe daha riskli olduğu hâlâ doğru.

    Londra’daki Imperial College bünyesinde çalışan uzmanlar yaş ile Covid-19 nedeniyle hastaneye kaldırılma oranları konusunda açık bir bağlantı olduğunu buldular.

    Bir başka net bulgu da hastaneye kaldırılanlar arasında yoğun bakıma alınma olasılığının yaşla doğru orantılı olarak yükselmesi.

    50 yaşın altındaki hastaların yüzde 5’den azı hastaneye kaldırılacak kadar ağırlaşıyor. Oysa 70 ile 79 yaş arasında olup hastalananların yüzde 27’sinin hastaneye kaldırılması gerekiyor.

    Aynı şekilde 40 yaşın altındaki hastalardan hastaneye kaldırılanlara bakıldığında, bunların en fazla yüzde 5’i yoğun bakım ihtiyacı duyarken, bu oran 70’li yaşlardaki hastalarda yüzde 43’e çıkıyor.

    Salgından en kötü etkilenen iki ülke Çin ve İtalya’daki vakalara dayalı tahminler 80’li yaşlarında olan hastalarda bu oranların yüzde 71’lere kadar yükseldiğine işaret ediyor.

    İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’daki hastanelerden gelen verilere bakıldığında, hastaneye başvuran hastaların yaş ortalaması 63.

    Öte yandan ABD’deki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, ilk verilere göre hastaneye başvuranların yüzde 53’ünün 55 yaşın üzerinde olduğunu açıkladı. Bu ABD’de hastalığı daha ağır geçirenlerin neredeyse yarısının 55 yaşın altında olduğunu gösteriyor.

    Fakat yoğun bakıma alınanlar ve ölümler açısından bakıldığında ABD’de de yaş ortalamasının yükseldiği görülüyor. Son rakamlara göre Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ölümlerin yüzde 80’i 65 yaş üzeri hastalardan oluşuyor.

    Bireyler ‘ortalama’ya uymaz

    Fakat bunlar hep ‘ortalama’ rakamlar. Dolayısıyla her bireyin ortalamaya uyması mümkün değil ve daha genç yaşlardaki insanlar da hastalıktan ağır etkilenebiliyor ve zaman zaman ölüm vakaları da yaşanıyor.

    İtalya’dki vakalarda 40’lı yaşlarındaki insanlar arasında ölüm oranı yüzde 0,4 iken, 80’li yaşlarında olanlar arasında bu oran yüzde 19,7’ye kadar çıkıyor. ABD’de ise şu ana kadar 40’lı yaşlarındakiler arasında ölüm oranının yüzde 0,7 civarında olduğu tahmin ediliyor.

    ABD’deki Ulusal Alerji ve Salgın Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Anthony Fauci ölümlerin ağırlıkla “yaşlı ve kronik hastalıkları olanlarda” görüldüğünü ama bu veriyi bir matematik formülü gibi görmemek gerektiğini vurguluyor:

    Dünya Sağlık Örgütü WHO da “Veriler 60 yaş üzeri hastaların daha riskli olduğuna işaret etse de ölenler arasında genç ve çocuklar da var” diye uyarıyor.

    Çin’de virüsü alan 2 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmaya göre “Çocuklar her ne kadar Covid-19’un belirtilerini genel olarak daha hafif atlatsa da, özellikle daha küçük yaştakiler başta olmak üzere yine de hastalıktan kötü etkilenebiliyor.”

    Kronik hastalıkların etkisi

    Şu ana kadar yaşananlar kronik hastalıkların yaşı ne olursa olsun kişiyi hastalık karşısında daha korumasız bıraktığı ve daha kötü etkilenmesine yol açtığını ortaya koyuyor.

    Örneğin Birleşik Krallık sınırları içerisinde yaşayan 4 milyon 300 bin astım hastasının koronavirüs karşısında daha korumasız olduğunu ve hangi yaşta olurlarsa olsunlar risk grubunda olduklarını söyleyebiliriz

  • ‘Korona virüsü insan yapımı değil’

    ‘Korona virüsü insan yapımı değil’

    Dünyanın üç büyük üniversiteden araştırmacılar, korona virüsün yapay olarak üretildiğine dair hiçbir belirti bulamadıklarını öne sürdü.

    Columbia, Edinburgh ve Sydney Üniversitesi’nden araştırmacıların içinde yer aldığı uluslararası bilim ekibi, yeni tip korona virüsünün (Kovid-19) doğal kökenlerinin bulunduğunu ve tamamen evrim yoluyla oluştuğu sonucuna vardıklarını duyurdu.

    Nature Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, Kovid-19 ile ilgili ortak genom dizisi verilerinin ve benzeri virüslerin kapsamlı bir şekilde analiz edildiği, çıkan sonuçların virüsün yapay olarak veya laboratuvar ortamında üretildiğine dair hiçbir belirti göstermediği bildirildi.

    Çalışmada, kendilerini ev sahibi hücrelere bağlayan bir tür “çengelli kanca” olan Kovid-19’un reseptör bağlanma alanının, insan hücrelerinin belirli bir moleküler özelliğini hedeflemek için evrimleştiğinin keşfedildiği, araştırma ekibinin bu gelişmenin bir çeşit genetik mühendisliği değil doğal seleksiyon sonucu olduğuna inandığı kaydedildi.

    Yeni tip korona virüsün yeni gelişen yeteneğinde çok etkili göründüğü ve bilim insanlarının, modern bilimin böyle bir canavarlık yaratmasının imkansız olduğu sonucuna vardığı ifade edildi.

    Araştırmacılar Kovid-19’un insana nasıl bulaştığı konusunda da virüsün yarasa gibi insan dışı bir varlıkta doğal seçilim yoluyla evrimleşip daha sonra insanlara geçmiş olabileceğine ya da insanlara bulaşmadan önce muhtemelen patojenik olmayan virüsün sadece insan popülasyonunda mevcut ölümcül formuna evrilmiş olabileceğine dikkati çekti.

    Şu aşamada iki senaryodan hangisinin gerçekleştiğini belirlemenin neredeyse imkansız olduğunu belirten araştırmacılar, virüsün tamamen evrimleşmiş haliyle insanlara transfer olması teorisinin doğru çıkması halinde bunun “gelecekte daha fazla salgın” ihtimalini artıracağı uyarısında bulundu. (AA)

  • Almanya, koronavirüsü 2012’de öngörmüş! İşte salgın raporu

    Almanya, koronavirüsü 2012’de öngörmüş! İşte salgın raporu

    Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Alman Meclisi’ne tam 8 yıl önce sunulan Robert Koch Enstitüsü ve çok sayıda bilim kurulunun hazırladığı rapor ortaya çıktı.

    Raporda Güneydoğu Asya’da bir hayvan pazarında mutasyona uğramış yeni SARS-koronavirüsünün ortaya çıkacağı ve tüm dünyaya yayılacağı yazıyor. Ayrıca salgının üç yıl süreceği virüsün iki kez mutasyona uğracağı ve aşısının ancak üç yılda bulunabileceği belirtildi.

    Sözcü Gazetesi’nden Ali Güven’in haberine göre, Almanya’da Robert Koch Enstitüsü Başkanlığı’nda hazırlanan “Risk Analizi ve Halkı Koruma” başlıklı raporda ‘SARS CoV’ virüsünün mutasyona uğrayıp ‘pandemi’ olacağı, tüm dünyayı etkileyeceği ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olacağı belirtiliyor.

    Alman Meclisi’ne sunulan, 10.12.2012 tarihli ve 17/12051 sayılı raporda dikkat çeken bulgular ve bilgiler içeriyor. Sekiz yıl önce yapılan salgın tahminine göre, yaşlıların yüzde 10’u bu virüsten etkilenecek ve virüs üç ayrı dalga halinde yayılacak.

    RAPORU KİMLER HAZIRLADI?

    Robert Koch Enstitüsü başkanlığında Alman İnşaat ve Yerleşim Planı Müsteşarlığı, Halkı Koruma ve Doğal Felaketlere Yardım Müsteşarlığı, güvenlik ve bilgilendirme bölümüne bakan müsteşarlık, tarım ve beslenmeyle ilgili müsteşarlık, Teknik Yardım Ulaştırma Birimi Başkanlığı, Özel Komando Birlikleri, Alman Ordusu uzmanları ve Paul Ehrlich Enstitüsü ile birlikte hazırlanan rapor, 8 yıl önce Alman Meclisi’ne sunuldu.

    Alman hükümetinin o rapora dayanarak ülkedeki sağlık sistemini güçlendirip tüm önlemleri aldığı belirtildi. Öte yandan, bugün, Merkel’in açıkladığı tüm önlemlerin o günkü raporda aynen yer aldığı da ifade edildi.

    ‘MUTASYONA UĞRAYACAK’

    Raporda, ‘SARS CoV’un ‘mutasyona uğrayıp’ salgın haline geleceği belirtilirken, buna ilişkin öngörüler yer alıyor. Raporda hazırlık önerileri, çeşitli durumlara göre iyi-kötü durum senaryolarının hazırlandığı görülüyor.

    İşte “Salgın-Pandemi ve Risk Analizi, MODİ-SARS’ın Mutasyona Uğramış Hali“ başlıklı rapordan bölümler:

    SARS Cov’un mutasyona uğramış hali olan yeni bir virüs gelecek ve insanların bağışıklık sistemini hızla çökertecek.

    2003 yılındaki SARS CoV’dan çok farklı olan bu virüs hızla yayılacak.

    Bu yeni bir tür virüs olacak ve SARS CoronaVirüs, H5N1-Influenza’dan daha ağır sonuçlar doğuracak.

    Senaryoda, Çin’den gelen Çinliler veya Çin’e giden 6 ile 10 Almanın bu hastalığı yayabileceği ve herkesin hastalığı 10 kişiye kadar bulaştıracağı belirtiliyor.

    ‘KONTROLÜ AIDS’DEN ZOR OLACAK’

    Hazırlanan raporda, neler olabileceği şu şekilde ifade ediliyor:

    Burada, yeni bir salgına neden olacak virüsten bahsediyoruz.

    Her ne kadar Modi-SARS desek de, bu yeni virüs yeni bulgularla ortaya çıkacak.

    Bu yeni virüs, SARS CoV’un farklı bir mutasyonu.

    SARS CoV’dan farklı olarak insanlara çok daha hızlı yayılacak.

    Adını henüz koyamadığımız bu virüs, çok yüksek oranda ölümlere yol açacak.

    Kontrolü, AIDS’e neden olan HIV’den daha zor olacak.

    Belirtileri açısından Modi-SARS ile SARS CoV birbirine çok benzeyecek.

    Bir insandan diğerine bulaşması 5 gün olacak.

    Virüs kapan kişide de semptomları 2 ile 14 gün arasında ortaya çıkacak.

    ‘VİRÜSÜN BELİRTİLERİ YÜKSEK ATEŞ, KURU ÖKSÜRÜK ŞEKLİNDE OLACAK’

    2012 tarihli raporda “Yeni virüsün belirtileri, yüksek ateş, kuru öksürük, hastaların çoğunda nefes darlığı, röntgen çekildiğinde akciğerlerde çeşitli bulgular, üşüme-titreme nöbetleri, bazen kusma hissi, baş dönmesi, kas ağrıları şeklinde olacak. Ayrıca ishal, baş ağrısı ya da vücutta çeşitli yerlerde egzama benzeri kızarıklıklar olabilir” ifadeleri yer aldı.

    Ayrıca, raporda, “Bu yeni virüs, özellikle ileri yaşlardaki ve kronik hastalığı olanlarda yüzde 10’lara kadar varan ölümlere neden olabilecek. Çocuk ve gençlerde ölüm oranları yüzde 1’in altında kalacak. Gençler ve sağlıklı insanlar bir haftada bunu atlatacak, ancak yaşlıların tedavileri 60 günü bulabilecek” denildi.

    ‘İLACI OLMAYACAK’

    Raporda şu ifadeler yer aldı:

    Virüs kişiden kişiye, damlacıklar, partiküller ya da dokunma ile geçebilecek.

    O geldiğinde, onan için bir ilaç henüz bulunmamış olacak.

    Bir aşı ancak ilk virüsten 3 yıl sonra geliştirilebilecek.

    İnsanların kendilerini koruması için hijyen kurallarına dikkat etmesi, gerekli yerlerde eldiven kullanması, koruma gözlüğü ve maske takması gerekiyor.

    Hastalık özellikle, aile içindeki temaslar, virüsü taşıyan kişilerin çevresinde bulunmak, toplu taşıma araçlarını kullanıyor olma, iş yerleri ve izin zamanlarında insanlardan insanlara bulaşacak.

    Salgın tüm dünyaya yayılacak.

    Almanya’ya gelmesi ise fuarlar ve üniversiteleri ziyaret eden yabancı öğrencilerle olacak.

    Raporda, yeni virüsün SARS benzeri olacağı ama 2003 yılındaki SARS’tan büyük farklılıklar göstereceği, sağlık sistemini derinden sarsıp sınırları zorlayacağı belirtiliyor.

    Öte yandan bunun, SARS virüsünün mutasyona uğraşmış hali olacağı ve şimdilik “Modi-SARS” diye tanımladıkları aktarılıyor.

    ‘ASYA’DAN HAYVAN PAZARINDAN ÇIKACAK’

    Tam bilimsel verilerle hazırlanan raporda şöyle denildi:

    Bu salgına neden olan virüs, Güneydoğu Asya’dan, vahşi hayvan satılan pazarlardan yayılacak ve insanlara geçecek.

    Hayvanlar bu virüse karşı bağışık olacak çünkü, zaten kendi bağışıklık sistemleri bunu tanıyor.

    Evde beslenen kedi ve köpekler bundan etkilenmeyecek veya yayılmasında etkili olmayacak.

    Ancak insanlar arasında çok hızlı şekilde yayılacak.

    “Yeni virüs, üç dalga halinde vuracak” denilen raporda şunlar yer aldı:

    En tehlikelisi ilk dalga olacak.

    Daha sonra bunu ikinci ve üçüncü dalgalar takip edecek.

    Böylece üç yıla yayılacak bir pandemi gerçekleşecek.

    Virüs bu sürede iki kez mutasyona uğrayacak.

    Bir kere bu hastalığı kapan, aynı virüsten 360 gün daha etkilenmeyecek.

    Ancak mutasyona uğramış halinden ve başka bir benzer virüsten olumsuz etkilenebilecek.

    Virüse karşı karantina önlemleri, okulların kapatılması, kalabalık yerlerde bulunma yasağı, yakın temas yasağı gerekli olacak.

    Virüse kapan kişiler, özel karantina koşullarında tedavi edilmek zorunda olacak.

    İnsanlara yeni dezenfeksiyon kuralları getirilecek ve yeni hijyen kuralları konulacak.

    NE KADAR SÜRECEK?

    Modi-SARS (mutasyona uğramış SARS) virüsün ilk dalgası 1 gün ile 411 gün sürecek.

    Bu dalgada 29 milyon kişi virüs kapacak.

    İkinci dalga 462 ile 692 gün aralığında olacak.

    Burada 23 milyon Almanın virüsten etkileneceği hesaplanıyor.

    Üçüncü dalga ise 693 günden başlayıp 1052 güne kadar uzayabilecek.

    Bu da 26 milyon kişiyi etkileyecek.

    Bazı kişiler iki ya da üç dalgadan da etkilenmiş olacak.

    ‘ÖNLEM ALINMAZSA 7.5 MİLYON ÖLÜM’

    Raporda şu ifadeler de yer alıyor:

    Yaşlı insanlarda ölüm oranı, yüzde 50’yi bulabilir.

    Üç dalga, 7.5 milyona yakın Almanın hayatına mal olabilir.

    Bunun için tüm hastanelerde ve her yerde önlemler alınmalı, kişiler kendilerine daha etkin koruyucu önlemler almalıdır.

    Raporda hükümete ve yetkililere nasıl önlemler alacakları, hangi yasalarda değişikliklere gidilmesi gerektiği belirtiliyor.

    İlgili bölümler “Alınması gereken önlemler”, “Aşama aşama yapılacak işler ve bunların yönetmelikleri”, “Ekonomik alandaki işlemler” başlıklarıyla sıralandı.

    Hastalık başladığında halkın hızlı derecede bilgilendirilmesi, alınması gereken önlemler ve hijyen kuralları yeniden hatırlatılırken, ilk aşamada halkın yüzde 8’inin bundan etkileneceği vurgulanıyor.

    HANGİ SEKTÖR NE KADAR ETKİLENİR?

    Virüsün ne gibi etkiler yapacağı; çeşitli sektörlerin Alman halkına daha ne kadar hizmet verebileceği, yeterlilik oranları, ekonominin nasıl bir seyir izleyeceği de raporda senaryolarla işleniyor.

    Ayrıca, raporda hava trafiğinin durma noktasına geleceği; deniz taşımacılığında yolcu değil ama yük taşımacılığının devam edeceği; gaz, kalorifer yakıtı ve elektrikte sıkıntı olmayacağı; iletişimde sorun yaşanmayacağı; tren taşımacılığının azalacağı; trafik yoğunluğunun düşeceği; evlere paket servislerinin artacağı tahmin edilmiş.

    Ek olarak raporda rakamlar çok yüksek ve beklentilerin üzerinde olursa, sağlık sisteminin çökeceği, doktor ve hemşire sıkıntısı yaşanacağı belirtiliyor.

    Şu anda ülkede 500.000 yatak kapasitesi olduğu, bunun da ağır pandemiyi kaldıramayacağı belirtilen raporda aynı anda 4 milyon kişinin hasta olması halinde büyük sorunlar yaşanacağı vurgulanırken, önlemler için sinyaller veriliyor.

    Özellikle ilaç, kişisel korunma malzemeleri, dezenfeksiyon malzemeleri konusunda büyük talepler olacağı, 8 yıl önceden öngörülmüş.

    ‘SU VE YİYECEK SIKINTISI OLMAYACAK’

    Ülkelerde su ve atık su sıkıntısı olmayacağı, yiyecek temininde de çok çeşitlilikten dolayı problemler görülmediği vurgulanıyor.

    Raporda bankaların, borsanın, sigortaların, finans danışmanlarının, hükümetin ve meclisin kısıtlı ve zorunlu işlerde de olsa çalışmalarını sürdürebileceği belirtiliyor.

    Medyanın ise çalışmalarına devam edeceği, bazı alanlarda daha fazla yoğunlaşacağı ancak kültür, spor ve sanat gibi alanlara daha az eğileceği de öngörüler arasında yer aldı.

    MERKEL HÜKÜMETİ BU RAPORU UYGULADI

    Merkel hükümetinin, 8 yıl öncesinden hazırlanan bu raporlar doğrultusunda önlemlerini aldığı belirtilerek hastaneler buna göre güçlendirildiği aktarıldı.

    Sağlık sisteminin pandemiye hazırlandığı ifade edilirken Almanya’nın şu an için coronanın hızını kesmesinde, Meclis’e sunulan bu “Bilimsel öngörü ve senaryo çiziminin” etkisinin büyük olduğu belirtildi.

    2012 RAPORU ANALİZ EDİLDİ VE HATALI OLAN YÖNLERİ AÇIKLANDI

    Çeşitli uzmanlar tarafından 8 yıl önce hazırlanan rapor bir ay önce analiz edildi ve raporda günümüz şartları ve sonuçları kıyaslandığında hatalı olan yönleri açıklandı. Bu analiz raporunun özetinde asıl durulan nokta henüz daha gerçekleşmemiş 2 madde ve 3 yıl içinde beklenen ölüm oranı.

    2012 yılındaki 55 sayfalık Alman uzmanların hazırladığı raporda söylenen her şey günümüzde gerçekleşti ve gerçekleşmeye de devam ediyor. Ancak madde madde bakıldığında bu raporlara 2 maddenin henüz daha gerçekleşmemiş/gerçekleşmediği görülüyor.

    Bunlar;

    1) Büyük protestolar, hırsızlık, yağma ve vandallık.

    2) İş gücündeki azalmaya bağlı olarak yiyecek, içecek stokları tükenmeye başlayacak.

    Ancak uzmanlar bu rapordaki söylenen ölüm oranlarını gerçekçi bulmuyor. Çünkü 2012 yılında ön görülmüş sonuçlara bağlı olarak 7.5 Milyon insanın 3 yıl içinde öleceğini söyleniyor. Alman raporunu inceleyen uzmanlar günümüz gelişmelerine ve ilerlemesine bağlı olarak verilen bu rakamların abartılmış olduğunu vurguluyor.

    Bilimsel çalışmalara bağlı olarak 3 yıl içinde virüsün aşısı bulunmuş ve dünyaya dağıtılmış olacağı tahmin ediliyor. Bununla beraber KoronaVirüs’ün 3 dalga halinde geleceği. Şuan 1. aşamanın bitmiş durumda olduğu ve 2. aşamanın içerisinde olduğumuz vurgulanıyor.(Bu aşamalar virüsün mutasyona uğraması, iklim değişikliğine direnci ve dünyaya yayılma hızına bağlı olarak tanımlanıyor)

  • Fransa’da ölü sayısı 674’e, Britanya’da 281’e çıktı

    Fransa’da ölü sayısı 674’e, Britanya’da 281’e çıktı

    Fransa Sağlık Genel Müdürü Jerome Salomon, ülke genelinde hayatını kaybedenlere 112 kişi daha eklenerek, 674’e çıktığını bildirdi.

    Salomon, “hayatını kaybedenlerin yüzde 87’si 70 yaşın üzerindekilerden oluşuyor” dedi. Mevcut durumda 7 bin 240 kişinin koronavirüs teşhisiyle hastanelerde olduğu, bunlardan 1.746’sının durumunun ağır olduğu kaydedildi.

    Salomon, “Salgın yayılmaya ve ağırlaşmaya devam ediyor. Durum ağırlaşmaya devam edecek (…) Evinizde kalmanız, hayat kurtarmaktır” dedi.

    Birleşik Krallık’ta da son 24 saatte 47 kişi hayatını kaybetti. Koronavirüsle bağlantılı ölümler 281’e yükseldi. Ülkede vaka sayısı 5 bin 683’e çıktı

  • 32 yıldır kanayan yara: Halepçe

    32 yıldır kanayan yara: Halepçe

    Bundan 32 yıl önce 5 bini aşkın kişi Saddam rejimi tarafından kimyasal gazlarla vahşice katledildi. Halepçe Katliamı, Enfal harekatı adı altında Kürtleri hedef alan soykırımın bir parçasıydı. Onlarca yıl geçti, bıraktığı yaralar halen kanıyor.

     

    Darbelerle iş başına gelen Irak yönetimleri tarafından, Başurê (Güney) Kürdistan’da verilen Kürtlük mücadelesinden ötürü her zaman katliamlar yapıldı En büyük saldırılar 1975 yılından sonra başladı. Saldırılar, İran ve Irak arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için yapılan bir anlaşmadan sonra başlatıldı.

    1975 yılında ABD İran ile Irak arasında yaşanan sorunu çözmek için her iki ülkeyi Cezayir’de bir araya getirmişti. İki ülke arasında yapılan görüşmeler sonucunda, belli bazı bölgelerin tampon bölge olarak kalması şeklinde sınır sorunu çözülmüştü. Kürtlerin “Aş Betal” olarak adlandırdığı bu anlaşma daha ilan edilmeden, Irak savaş uçakları ile Süleymaniye’den Behdinan’a, Qendil’den Xakurkê, Zap, Gare’ye kadar boydan boya Başur’un köy, kasaba, ilçe, şehir ve dağlarını bombalamaya başladı. Binlerce köy boşaltıldı. Boşaltılan köyleri Irak askerleri yaktı. Peşmerge güçlerinin bir bölümü Kürdistan’ın kuzeyine (Bakûr), bir kısmı doğusuna (Rojhilat), bir bölümü de dağlık alanlara çekildi.

    ENFAL SOYKIRIMI

    Aş Betal’ın etkileri uzun yıllar sürdü. 1978 yılında Saddam Hüseyin tarafından iktidara getirilen Ahmed Hesen Bekir, Hewler, Ranya, Süleymaniye, Zaxo ve Duhok çevresinde kamplar oluşturdu. Yakılıp yıkılan köylerden kurtulan insanlar bu kamplara zorla sokuldu. Köylerini terk etmeyenlerde asker zoru ile köylerinden çıkarılarak bu kamplara yerleştirildi.

    1978’in sonlarında Saddam Hüseyin, kendi eliyle iktidara getirdiği Ahmed Hesen Bekir’i devirdi. Saddam, Bekir’in Kürtlere yönelik başlattığı Enfal katliamlarını kaldığı yerden devam ettirdi. İlk Enfal, 1982 yılına kadar dört yıl sürdü.

    Saddam ayrıca ABD arabuluculuğu ile 1975 yılında imzalanan ve Kürtlerin katliamının önünü açan Cezayir anlaşmasını tanımadığını ve bu anlaşmada belirlenen sınırları da tanımayacağını ilan etti. Böylece İran ile başlayacak bir savaşın hazırlıklarını başlatmış oldu. 1979 yılı ortalarında İran-Irak savaşı olarak tarihe geçen ama gerçekte Kürdistan topraklarında devam eden 9 yıllık savaş başladı.

    1988 yılında BM’nin arabuluculuğu ile savaş bitirildi. Ancak savaşın bitme ihtimalinin olduğu dönemde hem İran hem de Irak, güçlerini Kürtlere karşı mevzilendirmeye başladı.

    EL MECİD: 15 GÜN KİMYASAL SİLAHLARLA SALDIRACAĞIM

    Kimyasal Ali lakaplı Ali Hasan El Mecid, 26 Mayıs 1987’de Baas Partisi yetkilileri önünde şu açıklamayı yapmıştı: “Sürgünleri tamamladığımızda, onlara (peşmergelere) her yerde saldırmaya başlayacağız (…) Küçük birimlerde çembere alacağız ve kimyasal silahlarla saldıracağız. Onlara kimyasal silahlarla sadece bir gün saldırmayacağım, 15 gün boyunca saldırmaya devam edeceğim…”

    Bu proje, 1988 Şubatı’nda Eylül 1988’e kadar, altı aşamalı soykırımcı Enfal kampanyasının hayata geçirilmesine yol açtı.

    Böylece İran ve Irak savaşının bitmesine bir kaç ay kala, çatışmaların yavaşlamasını fırsata çeviren Saddam 15 Mart 1988 yılında Halepçe’yi kimyasal silahlarla bombaladı. 5 binin üzerinde Kürt kimyasal silahla katledildi. Enfal harekatı sırasında ise 200 bin dolayında Kürdün katledildiği belirtiliyor. Bu soykırım sırasında Kürt köylerinin yüzde 90’ı yerle bir edildi.

    32 YIL GEÇTİ, HALA KANIYOR

    Halepçe Katliamının üzerinden 32 yıl geçti. Ancak Halepçe hala Kürtlerin kanayan yarası olmaya devam ediyor. Katliamın yapıldığı sırada uluslararası alandan tepki gelmedi. O dönem Sovyetler Birliği, Batılı ülkeler ve Arap dünyasının tamamı Irak rejimini, İran’a karşı destekliyordu. Fransa sadece, nerede olursa olsun kimyasal silah kullanılmasını kınayan bir açıklama yaptı. BM, 26 Nisan 1988’de basit bir şekilde Irak ve İran’da kimyasal silahların kullanıldığını not etti.

    AİLESİNDEN KALAN TEK KİŞİ: ARAS ABİD EKREM

    Daha sonra, Halepçe katliamında kaç kişinin katledildiği, kaç kişinin kayıp olduğu, kaç kişinin kimyasal silahtan etkilenerek hastalandığına dair çalışmalar yürütüldü. Bu çalışmaları yürüten kurumlardan biri merkezi Halepçe’de bulunan Kimyasal Silah Kurbanları Derneğiydi.

    Dernek, uzun yıllar yürüttüğü çalışmalar sonucunda katliamda 5600 kişinin katledildiğini ortaya çıkardı. Derneğin ortaya çıkardığı verilere göre, katliamdan kurtulmak için Rojhilatê Kürdistan’a kaçan onlarca çocuktan hala haber alınamıyor.

    Yine derneğin yürüttüğü çalışmalarda Halepçe’de katliamdan her evden en az bir kişinin kimyasal silahla katledildiği sonucuna ulaşıldı.

    Ortaya çıkan diğer bir sonuç ise her evde en az bir kişi olmak üzere 12 şehide kadar ölü veren ailelerin de olduğuydu. Katliamdan ötürü onlarca aile yok edildi. 31 aileden ise sadece birer kişi kaldı. Bu kişilerden biri olan Aras Abid Ekrem Merkezi Halepçe’de bulunan Kimyasal Silah Kurbanları Derneğine başkanlık yapıyor.

    Halepçe katliamının 32. yıl dönümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aras Abid Ekrem, Kürt yönetimi ve Kürt partilerini eleştirdi. Ekrem, yaşananların uluslararası güçler tarafından Kürt soykırımı olarak kabul edilmemesi, Bakur, Rojava ve Rojhilat’ta Kürtlere yönelik soykırımın önünü açık bıraktığı tepkisinde bulundu.

    EKREM: PARTİLERİN İKTİDAR SAVAŞI, KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇTI!

    Ekrem, katliamın yaşanmasının Kürt parti, örgüt ve güçlerinin birlik olmamasının bir sonucu olduğuna dikkat çekti.

    Kürt parti ve örgütleri arasındaki iktidar mücadelesi ve egemenlik kavgasının bir sonucu olarak Kürtlerin başta Halepçe ve birçok katliamı yaşadığını savunan Ekrem şunları söyledi: “Herkesin bildiği gibi 32 yıl önce Halepçe kimyasal silahlarla vuruldu. Kürdistan’ın dört parçasındaki siyasi partilerin birbiri ile anlaşmaması, birbiri ile iktidar mücadelesini vermesi, birbirini kabul etmemesi Kürdistan’daki katliamların önünü açmıştır ne yazık ki. Partilerin birbiri ile bu kavgası, iktidar mücadelesi Halepçe başta olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasındaki katliamların önünü açmıştır. Birlik olma, birlikte mücadele etme gibi bir siyasetleri, politikaları projeleri olmaması bu felaketleri başımıza getirmiştir.”

    ‘ULUSLARARASI GÜÇLER SOYKIRIMIN SUÇ ORTAĞIDIR’

    Binlerce insanın kimyasal silahla katledilmesinin hala uluslararası güçler tarafından bir Kürt soykırımı olarak değil de, İran Irak savaşının bir sonucu olarak ele alınmasını da sert bir şekilde eleştiren Abid Ekrem şöyle konuştu: “Halepçe soykırımının Kürt soykırımı olarak uluslararası alanda kabul edilmemesi, İran-Irak savaşının bir sonucu olarak kabul edilmesinin nedeni de partilerimiz arasındaki anlaşmazlık, birlik olmamasından kaynaklanıyor. Bu işin bir boyutudur. Diğer önemli bir boyutu ise Saddam Hüseyin’e destek veren, silah satan uluslararası güçlerin de bu katliamda suç ortağı olduğu boyuttur. Uluslararası güçler katliamdan sadece Saddam Hüseyin sorumlu olmadığı, bu katliamda kendilerinin de payları olduğu için Kürt katliamını, soykırımı olarak görmüyorlar. Çünkü katliamdan sonra dönemin ABD Dışişleri Bakanı yaptığı açıklamada İran’a karşıtlığından ötürü katliamın başka ülkelerin de yapmış olabileceği yönünde şüpheleri olduğu, Saddam’ın yapmadığı gibi bir durumun da olabileceğini savunmuştu. Irak ve İran’a, Saddam Hüseyin’e silah veren, onlara yardım eden onlarca Avrupa şirketine ilişkin belgeler de ortaya çıktı. Bu açıklama ve belgeler bu katliamda hepsinin ortak olduğunu gösteriyor. Katliamdaki ortaklıklarından dolayı bu soykırımın bir Kürt soykırımı olarak kabul edilmesi önünde engel oluyorlar.”

    KÜRT PARTİLERİ BİRLİK OLMADIĞI İÇİN…

    Diğer parçalarda da katliamların önünün alınması için Kürt parti ve örgütlerinin birlik olması gerektiği, ancak bunun yapılmadığı tepkisinde bulunan Ekrem, bu nedenle diğer parçalarda da birçok katliamın yapıldığının altını çizdi.

    Abid Ekrem, “Saddam Hüseyin’in yıkılmasından sonra Başur’da oluşan Kürt yönetimi Halepçe, Barzan ve Başur’un diğer yerlerinde yaşanan katliamların uluslararası alana taşınmasını sağlasaydı, bunun diplomatik ve siyasi faaliyetlerini sürdürseydi, bugün Kürdistan’ın diğer parçalarından Bakur, Rojhilat, Rojava’daki katliamlar olmazdı. Şengal’de bu katliamlar olmazdı” diye konuştu.

    32 yıl önce yapılan bu katliamın yaraları hala sarılmadığını, yaranın hala ilk günkü gibi taptaze ve durmadan kanadığını söyleyen Abid Ekrem, sözlerini şöyle noktaladı: “Hala onlarca insan o katliamlardan aldığı yaralarla inliyor. Ailesini, çocuklarını, yakınlarını kaybedenler hala inliyor. Binlerce çocuk katledildi. Yaşlı, kadın demeden insanlar kimyasal silahla katledildi. Yaralı, kayıplarla birlikte 5 bin 600 kişi kimyasal silahlarla katledildi. Son altı ay içinde Halepçe’nin kimyasal silahla bombalanmasından sonra yaralananlardan 900 kişinin tedavisi daha yeni bitti.

    BU PARTİLER ÜSTÜ BİR MESELE

    Halepçe’de 31 aileden sadece birer kişi kaldı. Her aileden şehit var. Bir şehitten 12’ye kadar şehidi olan aileler var. Onlarca çocuk hala kayıp. Bombalamadan sonra İran ve Rojhilat’a geçmişler bir daha dönmemişler. Yaşayıp yaşamadıkları da belli değil. Halepçe soykırımı uluslararası düzeyde bir Kürt soykırımı olarak kabul edilmek zorundadır. Çünkü bir halkın ülkenin bir şehri kimyasal silahlarla bombalanmış binlerce sivil, savunmasız insan, kadın, çocuk, yaşlısı katledilmiştir. Kürtler açısından söylenmesi gereken bu mesele, siyasi partiler üstü bir sorundur. Partilerimiz bunu bilerek mücadele vermeli, uluslararası güçlere Kürt soykırımı olduğunu kabul ettirmek için çalışmalı.”

  • İngiltere’de 245 bilim insanı; Sürü Bağışıklığına karşı çıkan bir bildiri yayınladı

    İngiltere’de 245 bilim insanı; Sürü Bağışıklığına karşı çıkan bir bildiri yayınladı

    İngiltere’de 245 bilim insanı hükümetin coronavirüsle ilgili uygulamak istediği ” Sürü Bağışıklığı” politikasına karşı çıkan bir bildiri yayınladı. Yurtdışından da 29 akademisyenin imzaladığı bildiride ‘Sürü bağışıklığı’ yönteminin bu aşamada uygulanabilir olmadığı yer aldı.

    Bilim insanları hükümetin acil sosyal izolasyon önlemlerini devreye sokmaması kısa süre içinde on binlerce kişinin koronavirüsten etkileneceğini belirterek “Engellenmeden yayılan bu salgın önümüzdeki haftalarda milyonlarca kişiyi etkileyecek” dedi .

    Bu yöntemin Ulusal Sağlık Sistemi’nin yoğun bakıma ihtiyaç duyan hastalara hizmet vermesini ciddi bir şekilde riske atacağını yazan bildiride İngiltere’deki yoğun bakım ünitesi sayısı, benzer nüfusa sahip komşu ülkelerdekinden daha fazla olmadığı belirtildi.

    “Bu noktada ‘sürü bağışıklığını’ hedeflemek uygulanabilir bir yöntem değil ve bu Ulusal Sağlık Sistemi’ndeki yığılmayı artırır, gereksiz yere çok sayıda kişinin hayatını riske atar.”

    “Sosyal izolasyon önlemleri şimdi alınırsa salgının yayılması dramatik bir şekilde yavaşlatılabilir ve binlerce hayat kurtarılabilir. Bugüne kadar alınan önlemleri yetersiz buluyoruz ve diğer ülkelerde olduğu gibi derhal daha sıkı önlemler alınması gerektiğine inanıyoruz.”

    http://maths.qmul.ac.uk/~vnicosia/UK_scientists_statement_on_coronavirus_measures.pdf

    Çin’in Wuhan kentinde Aralık ayında ortaya çıkan corona virüsü kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. Çin’de durum kontrol altına alınırken, Avrupa ise virüsün merkezi konumuna geldi. Başta İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere olmak üzere virüs nedeniyle ölümler her geçen gün artış gösteriyor. Dünya çapında corona virüsü tespit edilen kişilerin sayısı 100 bini geçti. İtalya geçtiğimiz günlerde bir günde 250 kişinin yaşamını yitirmesiyle, corona virüsün en tehlikeli yeri haline geldi. Çin’de durumu kontrol altına alan doktorlar, İtalya’ya yardım amaçlı gitti. Tüm ülkeler sınır kapılarını kapatıp kendilerini karantina altına alırken, İngiltere ise daha farklı bir politika izliyor. Peki İngiltere’nin corona virüsle savaş için uyguladığı ve virüsün kontrollü yayılmasını içeren stratejisi nedir, işe yarar mı?

    Sürü Bağışıklığı nedir ?

    BBC Türkçe’nin haberine göre hükümetin danışma kurulunda olan Profesör Graham Medley bu durumu şöyle açıklıyor. “Bu virüs uzun bir süre bizimle olacak. Bir epidemik (salgın hastalık) yaşayacağız. Bu zamanla endemik (salgın olmayan hastalık) haline gelecek. Daha önce ortaya çıkmış ve hep varolan ama farkında olmadığımız Koronavirüs çeşitlerine bu da katılacak. Burada ‘Sürü Bağışıklığı’ dediğimiz durumu yaratmamız gerekiyor. Bu, nüfusun büyük bir çoğunluğunun enfeksiyona bağışıklık geliştirmesi demek. Aşının yokluğunda bunu yaratabilmenin tek yolu, nüfusun çoğunluğunun hastalığa yakalanmasıdır.

    “Aslında elimden gelse, ideal olan, hastalık karşısında daha zayıf olan yaşlı ve hastaları İskoçya’nın en kuzeyine gönderir, kalanları da en güneyde toplarım. Şöyle esaslı bir epidemik yaşarız. Böylece herkes bağışıklık kazanmış olur ve hayat normale dönebilir. Tabi bu mümkün değil. O zaman yapmamız gereken kontrollü bir şekilde “Sürü Bağışıklığı”nı oluşturmak ve bunu yaparken nüfusun kırılgan olan kesimini korumak olmalı.