Tag: Redesign

  • Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü küresel salgın ilan etti

    Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü küresel salgın ilan etti

    HABER MERKEZİ- Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Çin’de ortaya çıkan ve dünya geneline yayılan Koronavirüs (Covid-19) salgınının küresel pandemiye dönüştüğünü açıkladı.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Çin’de ortaya çıkan ve dünya geneline yayılan Koronavirüs (Covid-19) salgınına ilişkin Cenevre’de basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıda konuşan WHO Genel Müdürü Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni koronavirüs salgınının küresel pandemiye dönüştüğünü duyurdu.

    WHO Genel Müdürü, uluslararası toplumun “alarm verici düzeydeki eylemsizliği” konusundaki derin endişelerini de dile getirirken, “gelecek günler ve haftalarda, vaka, ölüm ve etkilenen ülke sayısının artacağı” uyarısında bulundu.

    Aralık ayında Çin’de ortaya çıkan yeni koronavirüs, mevcut durumda 118 ülke ve bölgeye yayılırken, 121 bin 560’ı aşkın vaka bulunuyor. Bunlardan 4 bin 370’ten fazlası hayatını kaybetti. Çin’de vaka sayısı azalırken, dünyanın geri kalanında hızlı bir şekilde yayılmaya devam ediyor. İtalya’da vaka sayısı 10 bini aştı, tüm ülke karantinaya alındı. İran’da yüzlerce ölü var, vaka sayısı 9 bine ulaştı. Güney Kore’de vaka sayısı 8 bine yaklaşıyor. İspanya, Fransa, Almanya ve ABD’de binlerce vaka var.

  • Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya

    Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya

    Şeyda İpek


    (Erkekler İçin) Hayat Kolaylaştıran Ürün Dizaynları

    Kadınlar birçok konuda erkekler ile aynı sonuçları almak için daha çok çalışmak zorunda. Bu sadece iş yerinde erkeklerin gördüğü saygıyı görmek gibi soyut kavramlar için değil, tarlada aynı ürünü üretmek için de böyle. Bunun en önemli sebebi insanlar için hayatı ve iş gücünü kolaylaştırması gereken araçların kadınlar için dizayn edilmemiş olması. Bunun günlük hayattaki en basit örneği, kadınlar olarak ne elimize ne cebimize sığan cep telefonları. Kadın eline sığmayan bir başka alet ise piyanolar. Bunun acısını küçük ellere sahip Christopher Donison adlı bir erkek piyanist de çekmiş.

     

    • Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkede tarım makineleşmeye başlayınca kadınların tarıma katılım oranı düşüyor. Bunun sebepleri arasında kadınların bu makineleri almaya yetecek maddi durumlarının olmamasının yanında makinelerin kadınlar tarafından kullanımının zor olması da yer alıyor.
    • Yine tarım alanında yapılan “kalkınmalar” kadınlara danışılmadan yapılıyor. 2012 yılında Gates Vakfı tarafından hazırlanmış bir rapor buna güzel bir örnek vermiş: Sadece erkeklere sorulduğunda tarımda en önemli şey verim. Bunun için bir kurum verimi yüksek ekin hazırlamış. Fakat bu ekinler daha sonra çiftçiler tarafından rağbet görmemiş. Çünkü gerçek hayatta çiftçilerin arasında kadınlar da var ve kadınların öncelikleri farklı. Onlar için bu ekinleri ekmek uzun süreli hazırlık istiyor. Ayrıca bu ekinler verimli olsa da pişirmek için uzun süre istiyorlar. Daha sonra o ürünü pişirecek olan kadınlarında zamanı yok.
    • Ses kontrollü sistemler kadın seslerini anlamakta ve ayırt etmekte zorluk çekiyor. Mesela Google’ın ses-tanıma yazılımı erkek seslerini anlamakta %70 daha başarılı. Ses kontrol sistemleri arabalarımızdan ameliyathanelere kadar birçok yerde kullanılmakta ve bu tehlikeli sonuçlar getirebiliyor. Bir teknoloji şirketi sahibinin fikrine göre kadınların tek yapması gereken ses eğitimi alarak erkek gibi konuşmayı öğrenmeleri! Fakat tabii ki sorun kadınlarda değil. Bu eşitsizliğin en büyük nedeni bu tarz sistemleri eğitmek  için kullanılan veri tabanlarının yeterince kadın ses ve konuşma kalıpları barındırmaması.
    • Sadece ses tanıma yazılımları değil, yüz tanıma ve çeviri yazılımları da bu veri boşluğundan muzdarip. Kadınların veri tabanlarında doğru ve yeterli şekilde temsil edilmemesi yüzünden Bilim Kadınları’nın da sıkça karşılaştığı bir durum var: İngilizceye çevrilen twitlerde bilim kadınlarına erkek zamiri olan he olarak hitap edilmesi. İş başvurularında CV’leri tarayan algoritmalar da bu tarz veri eksikliğinden dolayı kadınlardan gelen başvuruları erkeklere göre başarısız algılıyor.
    • Silikon Vadisi gibi yerlerin erkekler tarafından domine edilmesi yeni ürünlerin çoğunlukla erkeklere yönelik olmasını sağlıyor. Kadınların hayatını kolaylaştıracak, yeni dizaynlı meme pompası gibi, ürünler fon sağlayan erkekler tarafından önemli görülmüyor. Bu isteksizlik mantıklı değil. 2018 yılında toplanan veriler gösteriyor ki kadınlar aldıkları her 1 dolar için 78 centlik kazanç sağlarken erkekler sadece 31 cent kazanç sağlamış. Bu üstünlük uzun süreli kazanca bakınca da devam ediyor.
    • Teknoloji endüstrisinin birçok köşesi erkekler tarafından domine ediliyor. Bunun sonuçları çoğunlukla yeni teknolojilerin kadınlar tarafından kullanımının zor ya da imkansız olması, veya kadınlarının ihtiyaçlarına cevap vermemesi. Mesela koşu bantları veya Fitbitler erkek fizyolojisine ve hayatına göre ayarlandığı için kadınların kalori yakma ve adım atma verilerini yanlış yorumluyor. Sanal Gerçeklik (SG) kıyafetleri kadınların vücuduna tam uymadığı gibi gözlükleri de erkeklerinkine göre küçük olan yüzümüze tam oturmuyor. Bunun yanında bazı SG gözlükleri maskaralı gözleri algılamıyormuş!
    • Araba kazalarında hayat kurtarıcı olması gereken emniyet kemerleri sadece erkek bedenine göre tasarlanmış modeller üzerinde denenmiş. Yine araba koltukları da böyle. Avrupa Birliği dahil hiçbir yerde bu tarz güvenlik yöntemlerinin kadınlar için test edilmesi şart değil. Kadınların kas oranı ve vücut yapıları erkeklerden genel olarak farklı. Memelerimizin olması ve hamilelik bu farklılıkları hepten arttırıyor. Fakat erkek-odaklı araba dizaynları bu farklılıkları dikkate almıyor. Verilere göre kadınlar erkeklerden daha az oranda kaza yaptıkları halde daha yüksek oranda ölüm tehlikesi altında kalıyorlar. Büyük olasılıkla kadın vücudu gözardı edilerek yapılan dizaynlar bunun bir parçacı, fakat veri toplayan beri gelsin!
    • Kadınların bir erkeğe ihtiyaç duymadan günlük hayatına adapte edebileceği mekanizmalar bulmak için kadınlarla konuşmayı akıl edemiyor icatçılar. Dünyanın dört bir köşesinde kullanılan üç-taş ocağı denen ortasında odun, kömür gibi bir yakıtın bulunduğu üç taştan oluşan geleneksel bir ocak türü var. Bu ocak etrafa zehirli dumanlar saçıyor. Ocak başında en çok zaman geçiren kadınlar olduğu için bu zehirli gazlar en çok onları etkiliyor. Onlarca yıl boyunca birçok kurumun evlere temiz ocak türleri getirme çabaları yetersiz kalmış. Onlara göre suçlu değişim istemeyen kadınlar. Halbuki temiz denen ocaklara bakıldığında bunların kadınların hayatını birçok yönde olumsuz etkilediği görülüyor. Mesela bazıları pahalı ve kadınların parası yok. Bazıları dikkat istiyor ve kadınların gün içinde yapacak bin türlü işi var, ocak başında bekleyemezler. Bazıları sürekli bakım gerektiriyor ve bu erkek işi. Kadınların yeni bir teknolojiyi adapte etmelerindeki çok büyük bir etken o teknolojinin kadınları erkeklere muhtaç etmemesi. Bu arada ocak sorununa en sonunda kadınlara danışılarak bulunan bir çözüm eski ocaklara eklenen, ucuz bir baca mekanizması. Bu icat için neredeyse 50 sene beklemek gerekmiş!

     

    Doktora Gitmek

    Kadın bedeninin erkek bedeninden sapmış bir anomali gibi görülmesi çok yaygın bir alışkanlık. Bir başka alışkanlık ise tıp ve ilaç bilimcilerin kadınları normalin dışında, hormonal değişimleri çalışmalarda kontrol edilemeyecek, gizemli yaratıklar gibi algılaması. Bunun sonucu ise kadınların ihtiyaç duydukları tedavilerin bulunmaması, hatta birçok hastalığın kadınlarda teşhis bile edilememesi.

     

      • Kadınlar ilaç ve tedavi çalışmalarında yeterince, hatta bazen hiç, temsil edilmiyor. Bu çoğunlukla kadınları etkileyen hastalıklar için bile böyle. Bu temsil eksikliği hayvan, hatta hücre seviyesindeki deneylerden başlıyor ve her aşamada devam ediyor. Buna verilen en büyük mazeret kadınların adet dönemindeki hormonların istatistikleri etkileyeceği. Bu mazeret bilimsellikten ve etikten uzak. Erkeklerin de hormonal değişimler yaşadıkları biliniyor. Ama en önemli nokta: adet gören insanlar ilaç almasın mı? Ki çok görülen bir olay birçok ilacın adet döneminde işe yaramaması, çünkü o dönemdeki etkileri deneyler ile çalışılmamış. ABD’de ilaç yan etkilerini yaşayanların büyük çoğunluğu kadınlar. Kusmadan sonra kadınlar için en büyük yan etki ‘bu ilaç bir işe yaramadı’.
      • Kadınların ilaç ve tedavi gelişiminde temsil edilmemesinin yan etkisi sadece işe yaramayan ilaçlar değil. Bu eksiklik kadınların hayatını değiştirecek ilaçların geliştirilmesini engelliyor. Mesela neden adet sancısı için bir ilaç yok piyasada? Bazı ön çalışmalar Viagra’nın kadınlarda adet sancısını azalttığını göstermiş, fakat bu sorunun önemli bir durum olmadığını düşünen şirketler ve kurumlar detaylı çalışmalar için fon ayırmıyor. İlaçların yanında tıbbi aletlerin de kadınlar üzerindeki etkisi çok bilinmiyor. Kalp krizi riskini azaltmak için kullanılan kalp pili tarzı araçlar erkeklerde daha çok işe yarıyor. Bu tarz araçların ne zaman takılacağı ise yine erkeklerden toplanan verilere göre verilen bir karar.
      • Bazı hastalıklar kadınlar ve erkeklerde değişik semptomlarla başlıyor. Bunlardan belki de en önemlisi kalp krizi. Hepimizin küçük yaşta filmlerden öğrendiğine göre kalp krizi yaşlı, şişmanca bir erkeğin göğsünü tutması ile gösterir kendini. Halbuki birçok kadında kalp krizi semptomları mide bulantısı ve karın ağrısı. Bu ‘normalden farklı’ semptomlar doktorlar tarafından göz ardı ediliyor. Kadınların kalp krizinden ölme riski erkeklerden daha yüksek. Teşhis eksikliği bunun nedenlerinden biri. Diğer nedenler tabii ki kalp krizinden korunma ve tedavi yöntemlerinin kadınlar için değil erkekler için optimize edilmiş olması.
      • Kadınların semptomları sağlık personeli tarafından dikkate alınmıyor. Belki erkeklerin de ‘doktor beni dinlemedi’ tarzı sızlanışları vardır, fakat bu deneyim büyük oranda kadınları etkiliyor. Kadınların ağrı ve acıları çoğunlukla fiziksel bir hastalık değil de duygusal nedenlere bağlanıyor. Sırt ağrısı için doktora gidip antidepresan ile eve gönderilen kadınlar nadir değil. Bu inançsızlık kadınların hastalıklarının teşhisini senelerce geciktirebiliyor. Mesela ABD ve İngiltere’de endometriyozis adlı, rahim hücrelerinin vücutta başka yerlerde büyümesi ile oluşan bir hastalığın teşhisi 8-10 seneyi bulabiliyor. Bu hastalığın en büyük semptomu: aşırı karın ağrısı. Bayıltacak kadar olabiliyor bu ağrı, ama kadınlar ‘strestendir’ diyerek eve gönderiliyor.
  • Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!

    Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!


    Küçükken anneannem mor eteğimle sokakta oynamama izin vermezdi. Taytlar pantolonlar geçirip çıkardım üzerime. Etekli, sarışın kızlara bakıp özenirdim. Sanki o eteğin yokluğu beni görünmez yapıyordu. Mahalle maçı yapan oğlanların ilgisini çekmiyor, bir türlü dönüp bakılacak kadar güzel hissetmiyordum. Güzelliğin defter arasına kalp çarpıntısıyla bırakılmış akrostiş bir şiire, teneffüs aralarında kız kıza kikirdemelere, gizli bir bilginin yarattığı adına arkadaşlık dediğimiz ortaklıklara yol açtığı zamanlardı. Güzellik nasıl da her şey demekti! Bir de çalışkan öğrenciysen! Matematiğe kafan basıyor, hücreleri mikroskopla gözüne sokmaları gerekmeden uzaktan tanıyorsan.

    Ben mikroskopla görmeden inanmayanlardandım. Hayal gücüm bir rapunzel saçlı prenseslere, bir de şu suya bile karışan hidrojenle oksijene kızgındı. Başka şeyler hayal ediyordum. Sonu hep bir sahnede ödül aldığım, bazen yazar, bazen fen bilimlerini parmağında oynatan bir profesör, bazen de dünya şampiyonu ilk kadın futbolcu olduğum düşlerle bitiyordu. O zaman herkes mecburen fark edecekti beni. Mahalle maçı neymiş, ben dünya şampiyonu olmuştum. Üstelik birkaç dilde röportaj veriyor, İngilizce öğretmeni ‘’repeat after me’’ diye sınıfta öfkelenedursun, dünya basınını kendime hayran bırakıyordum. Bu hayallerin sabahı koşa koşa aynaya baktığım ve yine nalet olası gözlerimin yeşil oluvermediği gerçeğiyle kararıyordu.

    Dokuz yaşında neredeyse her gün bilim kadını ya da ünlü bir yazar olma düşüyle daldığım uykulardan kahverengi çekik gözlerle uyandım. Hangisi benim düşümdü, hangisi renkli gözlü Barbie bebeklerden kalmıştı? Baktım gözlerimin bir sabah yeşil, mavi, hadi en olmadı elaya döneceği yok ben de çalışkan olmaya karar verdim. Dünyanın en çalışkanı! Matematikten din bilgisine bütün konuları ezberleyip, durmadan yıldızlı beş almaya başladım. Yeşil gözlü olmaktan biraz daha zordu tabii. Yeri geldiğinde uzun duaları bile hatasız okumayı, yirmi beş soruluk testlerden en fazla iki yanlış çıkarmayı gerektiriyordu. Profesörlüğe dair hayallerimi ardı arkası gelmeyen konu testleriyle rafa kaldırdım. Elli yaşında bile, laboratuvarımda buluşlar yapmak isterken beni rahat bırakmayacaklar, ikide bir test çözdüreceklerdi demek bana. Bilim benim için dört şıklı test sorusu demek oldu.

    Çalışkan olunca çok sevildim. Öğretmenler yere göğe sığdıramıyor, kopya timi sınavlarda etrafıma denk gelebilmek için çırpınıyordu. Başkalarıyla aynı suçu işlediğim halde cetvelle avucuma vurulmadı. Hatalarımda annemle babamı arayacağını söyleyerek tehdit etmedi müdür yardımcısı. Ben yine de hata yapmadım. Ya biterse korkusuyla. Ya beni de matematikten 1 alanlar gibi arka sıralara atarlarsa diye. Şimdi düşünüyorum da nice güzel yetenek, belki ressam, en hakikisinden bir şair, bir zanaatkâr ya da sadece kendine inanan bir insan olabilecek niceleri arka sıralara atılarak etkisiz eleman, istenmeyen bir hayalet olduğuna inandırılmıştır.

    İlkokul yıllarında o dönem televizyonda denk geldiğim bir filme öykünerek olsa gerek, yirmi yıl sonra açmak üzere bir mektup yazmışım kendime. “Sevgili gelecekteki ben” diye başlıyor mektup. “Mutlaka çalışkan olmalısın!” Hayata dair keşfettiğim bu şahane bilgiyi heyecandan devrilen cümlelerle tekrarlayıp durmuşum. Hata yapmayacak, çok çalışkan olacak, en iyi okullarda okuyacak, böylece sevilecekmişim. İnsan sevilmeye ne hasret, hem de her yaşta. Biraz gözlerim doldu ne yalan söyleyeyim. Keşfettiği çok gizli hayatta kalma iksirini gelecekteki haliyle paylaşan küçük kızı bulup sarılmak istedim. Onun elinden tutacak, bu kadar kafaya takma diyecektim. Düşeceksin, hayatının en büyük başarısızlığı sandığın başarısızlıklar yaşayacaksın. Çalışkan olmakla engelleyemeyeceğin yaralar alacaksın. Hayat keşfettiğini sandığından biraz daha çetrefil çıkacak. Bazen bir festival, bazen korku filmi. Korktuğunda gözünü sımsıkı kapayacaksın, yine de yok olup gitmeyecek. Orada dikilip seni mücadeleye çağıracak. Gideceksin sen de. Bata çıka, düşe kalka. En kötü halinde de seni seven çıkacak. Hem de sırf düzgün doldurduğun sınav kâğıdına göz ucuyla bakabilmek için değil, yalnızca sen olduğun için.

    Bugün yirmi yıl sonra okumak üzere başka bir mektup yazdım kendime. “Sevgili gelecekteki ben!”, diye başladım, “seni çok seviyorum”. Başına bin bir türlü iş gelmiş olmalı. Eminim elinden geleni yapmışsındır, üzülme. Bugün elimde geleceğini mükemmel kılacak harika buluşlar yok. Belki de hiç olmadı. Gelecekteki hali mutlu olsun diye mektup yazan o masum inançta saklı büyük sır. İnancın hala baki mi? Öyleyse devam. Hayatı kestirilemez olduğu için tutkuyla sevmedik mi?

    Görsel: PING ZHU
    Kaynak: 5Harfliler
  • Covid-19 salgını 60 aşkın ülkeye yayıldı, 3 bine yakın ölü

    Covid-19 salgını 60 aşkın ülkeye yayıldı, 3 bine yakın ölü

    Cumartesi saat 17.00 itibariyle son bilançoya göre dünya genelinde 85 bin 919 kişiye virüs bulaşırken, bunlardan 2 bin 941’i hayatını kaybetti.

    Virüs, 61 ülke ve bölgeye yayılmış durumda. Saat 17.00’ye kadar gün içinde en az 1.802 kişiye virüs bulaştı.

    Hong Kong ve Macao özerk bölgesi hariç anakara Çin’de 79 bin 251 vaka tespit edilirken, 2 bin 835 kişi hayatını kaybetti. Dünyanın geri kalanında saat 17.00 itibariyle vaka sayısı 6 bin 668 olarak açıklandı. Çin dışında 106 kişi hayatını kaybetti.

    Çin’in dışında en fazla etkilenen ülkeler 3 bin 150 vaka, 17 ölü ile Güney Kore, 1.148 vaka ve 29 ölü ile İtalya, 593 vaka ve 43 ölü ile İran olarak dikkat çekiyor. Japonya’da ise bir gemide 700’ü aşkın vaka tespit edildi. Gemi Yokohama açıklarında bekletiliyor.

  • Salona sığmayan coşku: Kongre faşizme meydan okuyor

    Salona sığmayan coşku: Kongre faşizme meydan okuyor

    ANKARA- HDP’nin 4’üncü Olağan Kongresi’ne Türkiye’nin dört bir yanından katılan halklar, salonun dışına taşan atmosferi, “faşizme meydan okuyor” diye yorumladı.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4’üncü Olağan Büyük Kongresi, Ankara Spor Salonu’nda (Arena) devam ediyor. Kongreye, Türkiye’nin dört bir yanından erken saatlerde gelen binlerce kişi salondaki yoğunluktan dolayı dışarıda bekliyor. Salon ve bahçesini dolduran binlerin slogan, halay, türkü ve coşkusu, Ankara sokaklarında yankılanıyor.
    Kadınların yöresel kıyafetleriyle halayları coşturduğu kitle, “Jin jiyan azadî” “Bê serok jiyan nabe”, “Selam selam İmralı’ya bin selam”, “Baskılar bizi yıldıramaz” şeklinde sık sık sloganlar atıyor.
    POLİS RAHATSIZ OLDU! 
    Salon dışına taşan kitlenin attığı sloganlardan rahatsız olan polis zaman zaman müdahale etti. HDP’li vekillerin araya girmesiyle müdahale gerginliğe dönüşmedi.
    Salonda yerlerini alan binlerce kişinin coşkusu, gösterilen sinevizyona, Türkiye devrimci hareketinin liderleri ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yansımasıyla doruğa ulaştı.
    Kongreye katılanlar duygu ve düşüncelerini ajansımızla paylaştı.
    ROBOSKİLİ ANNELER KONGREDE
    Roboskili Anneleri’nden Kadriye Encu , kongreye başarılar dilediğini belirterek, “Biz dilimize sahip çıkıyoruz. Umarım HDP daha ileriye gider, güzel günler görürüz. HDP benim için aydınlıktır, halkların birlikte yaşamıdır” dedi. Roboskili Anne Hazal Encu de kongrenin özgürlük kongresi olduğunu vurgulayarak, “Bakın halklar ne kadar çok. Biz kesinlikle başaracağız” dedi.
    ‘SOYLU’YA VE FAŞİZME VERİLMİŞ EN BÜYÜK CEVAPTIR’
    Kongre için İstanbul’dan gelen Nedim Genç ise kongredeki atmosferi şu sözlerle tarif etti: “Süleyman Soylu’ya ve HDP’yi bitirmeye çalışan faşizme verilmiş en büyük cevaptır.” Kongrenin ülke ve dünya barışına vesile olacağını belirten Gençi kongrenin tüm halklara umut olacağını vurguladı.
    TUNÇ: BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK KONGRESİ OLSUN
    Sokağa çıkma yasaklarında Cizre bodrumlarında yakılarak katledilen Mehmet Tunç’un eşi Zeynep Tunç da salonda yer aldı. Özgürlük ve barış istediklerini dile getiren Tunç, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çekerek, “Tecrit sona ersin artık. Kimse ölmesin, tüm dünyada barış istiyoruz. HDP her şeyimizdir. Yolumuzu aydınlatıyor. Halkın iradesi güçlüdür, hiçbir şey yıkamaz. Birlik olalım, özgürlük ve barış ısrarımızı sürdürelim. Bu kongre de barış ve özgülük kongresi olsun” diye belirtti.
    ‘UMUDU BÜYÜTÜYORUZ’
    Adana’dan gelen Gülseren Turan, kongredeki coşkunu faşizmi geriletmenin bir başlangıcı olduğunu dile getirdi. Turan, “Hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı tüm halkların ortak mücadele zemini oluşturma alanıdır. Bu kongreyle umudu büyütüyoruz. Kararlıyız, tüm Türkiye halklarını, demokrasi güçlerini barış zemininde buluşmaya davet ediyoruz. Kongrenin bunlara vesile olmasını diliyoruz” diye konuştu.
    ‘UMUDUN FOTOĞRAFI’
    Antalya’dan gelen Ali Çiftçi, kongrenin atmosferini tarif etmenin zor olduğunu belirtti. Çiftçi, kongre için, “Halkların, demokrasiye, birlikte yaşama ve daha güzel günlere olan umdun fotoğrafı” olarak tanımladı.
    Dersim’den gelen İbrahim Kasun, kongre atmosferini “Bu kongre bizim için büyük anlam taşıyor. Türkiye’de AKP-MHP faşizmine karşı muhalefet eden tek parti olan HDP, Türkiye’de tek muhalif parti olma görevini üstlenmiştir. Bugünkü coşku da mücadelenin karşısında faşizmin ne kadar gerilediğinin göstergesidir” diye anlattı.
    ‘KONGRE FAŞİZME MEYDAN OKUYOR’
    Antalya’dan kongreye katılan Ertuğrul Barka ise, “Kongre faşizme meydan okuyor. Burada cesur, kararlı ve coşkulu halklar görüyoruz. Türkiye mozaiği büyük bir direngenlik, kararlılık ve birlikte mücadele isteği ile burada” diye belirtti. Kongreden aydınlık umut ettiğini dile getiren Barka, “Aydınlanma bu kongrede bir adım daha artmış olacak. HDP, özgürlükleriyle her konuda eşitliği, kardeşliği, ekoloji değerleri, kadın ve insan halkları en önemlisi yaşamın sürdürülmesinden yana” diye konuştu.

    KÜRTÇE VURGUSU

    Katılımcılar, Kürtçeye yönelik baskı ve engellemelere dikkati çekmek amacıyla Aram Tigran’ın Zimanê Kurdî şarkısını hep bir ağızdan söyledi.

  • Brexit ile ne değişecek ne değişmeyecek?

    Brexit ile ne değişecek ne değişmeyecek?

    Üç yıl, üç başbakan ve iki seçimden sonra İngiltere sonunda yerel saatle 23.00’te (TSİ 02:00) Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılacak.

    Ayrılıkla birlikte 11 aylık geçiş süreci başlayacak.

    Peki bu sürede ve sonrasında neler değişecek, neler aynı kalacak?

    1. Avrupa Parlamentosu’ndaki İngiliz milletvekilleri koltuklarını kaybedecek

     

    Brexit Partisi lideri ve İngiltere’nin AB’den ayrılmasının mimarlarından Nigel Farage, Avrupa Parlamentosu üyeliğini kaybedecekler arasında.

    Bunun nedeni, İngiltere’nin AB’den ayrıldığı anda, Birlik’in siyasi kurum ve ajanslarıyla bağını yitirecek olması.

    Geçiş sürecinde İngiltere’nin AB kurallarına uyacak olmasına ek olarak, AB kanunlarının yerine getirilmesi ile ilgili konularda karar mercii olan uluslararası Avrupa Adalet Divanı, yasal anlaşmazlıklarda son sözü söyleyecek.

    1. AB zirvelerine katılım bitecek

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın, gelecekte AB Zirvesi’ne katılan liderler arasına girmek istemesi halinde, özel olarak davet edilmesi gerekecek. İngiliz bakanlar da artık düzenli olarak AB toplantılarına katılarak, örneğin balık avlanmaya ilişkin sınırlamalar hakkında karar veremeyecek.

    1. Ticaret konusu çok konuşulacak

    İngiltere malların ve hizmetlerin alım-satımına ilişkin olarak dünya çapındaki diğer ülkelerle pazarlıklara başlayabilecek.

    İngiltere AB üyesiyken, ABD ve Kanada gibi ülkelerle resmi ticaret müzakereleri yürütmesine izin verilmiyordu. Brexit destekçileri kendi ticaret politikasını belirleyebilecek olmasının İngiltere ekonomisini şaha kaldıracağını savunuyor. AB ile de görüşülecek çok fazla konu var. Geçiş süreci sona erdiğinde malların fiyatının artmaması ve başka ticaret engellerinin olmaması için İngiltere-AB ticaret anlaşmasının imzalanması en öncelikli konu. Eğer bir ticaret anlaşmasına varılırsa, geçiş dönemi sona erinceye kadar anlaşmanın maddeleri uygulamaya konulmayacak.

     

    1. İngiliz pasaportlarının rengi değişecek

    Mavi renkteki pasaportlar, şu anki bordo pasaportlarla değiştirildikten 30 yıl sonra geri dönecek.

    İngiltere’de göçten sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Brandon Lewis, 2017 yılında bu değişikliği açıklarken, ilk olarak 1921 yılında kullanılan bu pasaport için “ikonik” ifadesini kullanmıştı.

    Yeni pasaport uygulamasına geçilmesi aylar sürecek. İngiltere’de yıl ortasına kadar yeni pasaportların hazırlanması bekleniyor.

     

    1. Brexit bozuk paraları

    İngiltere’de Brexit’i anmak için 31 Ocak tarihini taşıyan ve “Barış, Refah ve Bütün Uluslarla Dostluk” yazılı 3 milyon adet 50 penilik bozuk para basılacak. Paralar dolaşıma girdi. Ancak bozuk paralar da halkı böldü, AB’de kalınmasından yana olan bazı kişiler bozuk parayı kabul etmeyeceklerini açıkladı. Hükümet Brexit’in gerçekleşmesi planlanan 31 Ekim tarihi için de paralar bastırmıştı, ancak İngiltere’nin AB’den çıkışı ertelenince paralar eritilmek zorunda kalındı.

     

    1. İngiltere’nin Brexit ekibinin görevi sona erecek

    İngiltere-AB müzakerelerini ve anlaşma olmaması ihtimaline yönelik hazırlıkları yürüten ekip, Brexit’in gerçekleşeceği gün görevlerinden ayrılacak.

    Brexit departmanı, eski Başbakan Theresa May tarafından 2016 yılında kurulmuştu.

    Bundan sonraki görüşmeleri yürütecek ekibin adresi Başbakanlık konutu olan Downing Street olacak.

    1. Almanya suç işleyenleri İngiltere’ye geri gönderemeyecek

    Bazı zanlıların Almanya’ya kaçmaları halinde İngiltere’ye geri gönderilmeleri mümkün olmayacak. Almanya Anayasası, başka bir AB ülkesi olmadıkça vatandaşlarının sınır dışı edilmesine izin vermiyor.

    Almanya Adalet Bakanlığı’ndan bir sözcü BBC’ye, “Bu istisna İngiltere AB’den ayrıldıktan sonra uygulanmaya devam edemez” açıklamasını yaptı.

    Aynı kısıtlamaların başka ülkeler tarafından da getirilip getirilmeyeceği belirsiz. Örneğin Slovenya, durumun karmaşık olduğunu söylüyor, Avrupa Komisyonu ise görüş vermeyi reddetti.

    İngiltere İçişleri Bakanlığı Avrupa Tutuklama Müzekkeresi’nin geçiş dönemi boyunca devam edeceğini söylüyor. (Bu Almanya’nın Alman olmayan vatandaşlarını sınır dışı etmeye devam edeceği anlamına geliyor.)

    Ancak bir ülkenin yasası İngiltere’ye iadeyi engelliyorsa, “yargılamayı devralması ve söz konusu kişiyi cezalandırmasının” mümkün olduğunu kaydediyor.

     

    Şimdilik neler değişmeyecek?

    Geçiş dönemi Brexit’in hemen ardından başlayacağı için, pek çok şey aynı kalacak – en azından 31 Aralık 2020’ye kadar.

    1. Seyahat

    Uçaklar, tekneler ve trenler her zamanki gibi çalışmaya devam edecek.

    Pasaport kontrole gelindiğinde geçiş dönemi boyunca İngiliz vatandaşları, AB vatandaşları için ayrılan bölümlerde sıraya girmeye devam edecek.

    1. Ehliyetler ve evcil hayvanların pasaportları

    Geçerli oldukları müddetçe, kabul edilmeye devam edilecekler.

    1. Avrupa Sağlık Sigortası Kartı (EHIC)

    Bu kartlar İngiliz vatandaşlarına, bir kaza sonucu meydana gelebilecek hastalıklarda resmi kuruluşlarda tedavi imkanı sağlıyor.

    Herhangi bir AB ülkesinde kullanılabilirler (İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’da da geçerliler) ve geçiş döneminde de geçerli olacaklar.

    1. AB’de yaşamak ve çalışmak

    Geçiş döneminde hareket serbestisi devam edecek, böylece İngiltere vatandaşları şu an olduğu gibi bu süreçte de AB’de yaşayıp, çalışmaya devam edebilecek.

    İngiltere’de yaşamak ya da çalışmak isteyen AB vatandaşları için de aynı koşullar geçerli.

    1. Emeklilik maaşı

    AB’de yaşayan İngilizler devletten emeklilik maaşlarını ve yıllık zammı almaya devam edeceler.

    1. Bütçeye yapılan katkılar

    İngiltere geçiş döneminde AB bütçesine para ödemeye devam edecek. Bu, AB tarafından fonlanan projelerin devam etmesi anlamına gelecek.

    1. Ticaret

    İngiltere-AB ticareti ek ücretler ya da denetimler gerekmeden devam edecek.

    *BBC Türkçe’den alınmıştır
  • Amazon iklim değişikliğine karşı kampanya yürüten çalışanlarını “işten atmakla tehdit ediyor”

    Amazon iklim değişikliğine karşı kampanya yürüten çalışanlarını “işten atmakla tehdit ediyor”

    İşverenlerine emisyonları azaltma çağrısında bulunan çalışanlar, şirket politikalarını ihlal etmekle suçlandıklarını iddia ediyor

    Şirket, çalışanlara yönelik politikalarının yeni olmadığını söylüyor (Reuters)

    Amazon çalışanlarından oluşan işçi birliği, Amazon’un, şirketin neden olduğu çevresel zararlarla ilgili konuşan en az iki personeli işten atmakla tehdit ettiğini ileri sürdü.

    E-ticaret devi Amazon, Maren Costa ve Jamie Kowalski’ye şirketle ilgili kamuoyuna açıklamalar yaparak personel kurallarını ihlal ettiklerini söyledi.

    Costa ve Kowalski, şirket patronu Jeff Bezos’u “iklim felaketine doğrudan katkıda bulunan” bir iş modeli yürütmekle suçlayan ve çoğunlukla teknoloji ve tasarım çalışanlarının oluşturduğu bir grup olan Amazon Çalışanları İklim Adaleti’nin üyesi.

    İşçi birliği internette yayımladıkları açıklamalarında şirketin 2030’a kadar karbon salımını sıfıra indirmesini, fosil yakıt şirketleriyle çalışmayı durdurmasını ve iklim değişikliğini inkar eden politikacıları fonlamayı sonlandırmasını istedi.

    Birlik, üyelerinin “iş modellerinin iklim krizine katkıda bulunmamasını sağlamanın kendi sorumlulukları olduğuna inandığını” belirtti.

    Ancak grup, insan kaynakları ve hukuk biriminin şirket kurallarını ihlal ettikleri uyarısında bulunmak için tasarımcı Costa ve yazılım mühendisi Kowalski’yle iletişime geçmesinin ardından patronları “yıldırma taktikleri” uygulamakla suçladı.

    Grup internette yayımladığı açıklamasında, her iki çalışanın görüşmeye çağrıldığını ve ardından konuşmaya devam etmeleri halinde sözleşmelerinin feshedilme olasılığına ilişkin kendilerine e-mail gönderildiğini kaydetti.

    Costa, “Elçiye zeval olmaz. Konuşanları susturmanın zamanı değil” dedi.

    Costa, “Amazon’un bizi sansürleme girişimini umursamayarak, özellikle iklim insanlık için böylesine benzeri görülmemiş bir tehdit oluştururken yüksek sesle konuşmak bizim ahlaki sorumluluğumuz” diye ekledi.

    Kamuoyuna açıklamada bulunan çalışanlara yönelik politikalarının yeni olmadığını ve diğer şirketlerin politikalarıyla örtüştüğünü belirten Amazon, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    Kısa süre önce çalışanların konuşma yapmak, medyaya röportaj vermek ve şirket logosunun kullanımı gibi şirket dışı faaliyetlerde yer almalarını kolaylaştırmak için politikamızı ve ilgili onay sürecini güncelledik. Herhangi bir şirket politikasında olduğu gibi, bir prensibe uyulmadığını öğrendiğimizde çalışanlar insan kaynakları ekibimizden ihtar alabilir.

    Bezos daha önce yaptığı açıklamada şirketin 2030’a kadar tamamen yenilebilir enerjiyle çalışması ve 2040’a kadar da net sıfır karbon emisyonuna sahip olmasını planladıklarını söylemişti.

     

    *İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

    https://www.independent.co.uk/news/world/americas

    Independent Türkçe için çeviren: Cenk Korkmazer