Tag: Website

  • Av. Muharrem Erbey: Yargı Siyasetin Kıskacında

    Av. Muharrem Erbey: Yargı Siyasetin Kıskacında

    Uzman bilirkişi raporu sunmuş olduğu mahkemeye katılmak üzere Londra’ ya gelen insan hakları savunucusu Av. Muharrem Erbey, Diyarbakır Sur’da yapılmak istenen kentsel dönüşümü, Tahir Elçi cinayetini ve Kürdistan’da yaşanan son gelişmeleri konuştuk. Son günlerde tekrar gündeme gelen Çözüm Süreci iddialarının “fısıltı”dan öteye gidemediğini aktaran Muharrem Erbey, yargının egemen siyasal iktidarın kıskacı altında olduğuna dikkat çekti.

    Dilan Almaz-Telgraf

    -Öncelikle yıkımın başlamış olduğu Sur’da durum nedir? Devletin Sur’da amaçladığı nedir ve toplumsal muhalefet hangi pozisyonda?

    Sur’da yaşananlar devasa bir trajedi. Çatışmalar sonrasında mahalleler, ibadet yerleri, yerleşim yerleri topyekûn tahrip edildi, yok edildi. Onların onarılması bir şekilde eski haline döndürülmesi gerekirken, şimdi tamamen yok ediliyor. Onun yerine betonarme yapılar yapılıyor. Bu yapıların dışı bazalt taşlarla kaplanarak insanlara “bazalt taştan ev yaptım” imajı verilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla hem orada Diyarbakır’ı Tanıma Vakfı hem kentin sivil toplum dinamiği hem de orada yaşayan insanlar aslına uygun orijinal evlerini istiyor. Ama maalesef kamulaştırma kanunu Bakanlar Kurulu’ndan geçti ve oraya ilişkin acele kamulaştırma yasası mevzuatı çıktı. İnsanlara bu doğrultuda 3 şık sunulmaya başlandı. Ya çok düşük bir meblağa devlete satmak ya başka bir yerde TOKİ(Toplu Konut İdaresi)’den ev almak ya da devlet 50 bin liraya alacak vatandaşa 500 bin liraya satacak. Orada yaşayan insanların büyük çoğunluğu yoksul, göç mağduru insanlar dolayısıyla çok zor şartlarda sahip oldukları evler yıkıldı. Toplum tepkili ama orada yaşananların birçoğundan da habersiz. Giriş çıkışlar kontrol altında. Vatandaşlar Suriçi’ne giremiyor, sadece orada yıkımı gerçekleştiren çalışanlar girebiliyor. Devasa kamyonlarla oradaki enkazları alıp Dicle Nehri’nin kenarına döküyorlar. Kent dinamiğiyle, kentte yaşayan insanlarla konuşmadan onlarla ortaklaşmadan antik bir kent olan, dünyanın en güzel tarihi alanlarından ve sit alanı olması gereken yerlerden birisi olan Sur şu anda olağanüstü kanunlarla sözde yeniden yapılanıyor. 

    -Peki hukuken itiraz yolu açık mı?

    Bizzat ben Danıştay’a başvurdum. Yıkımın durdurulmasını talep ettim. OHAL’den kaynaklı reddedildi. Tümüyle yargısal bir kıskaç yaşanıyor. Yargı iktidarın talepleri doğrultusunda karar veriyor.

    -Başbakan’ın geçtiğimiz günlerde bir açıklaması oldu. OHAL Komisyonu kurulacağını ve oralara itiraz başvurularının yapılabileceğini söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu komisyonlar adaletin temininin sağlayabilir mi?

    O açıklama tamamen toplumu oyalamak için. Doğru bir yöntem değil. Yargı var zaten komisyona neden ihtiyaç duyuluyor ki? Bu itirazları bağımsız yargı değerlendirmeli. Bu komisyona insanları oyalamak için bir mekanizma kurmak adına ihtiyaç duyuldu. Mantık olarak belki iyi ama uygulamada boş. Komisyonlardan önce yargı var, kaymakamlık, valilik, konut dokunulmazlığı hakları var. Dolayısıyla doğru olmayan bir kurum ortaya çıkarıp, insanları orada bekletmenin bir amacı yok.

    -Sur’da kimi aileler yapmış oldukları anlaşma gereği evlerini boşalttılar, bir kısım ise orada kaldı ve ısrarla evlerini yıktırmayacaklarını söylüyorlar. Sur’un Yıkımına Hayır Platformu kuruldu, toplumsal muhalefetin diri tutmaya dönük çabalar var. Bu bağlamda devletin sahip olduğu yasal argümanları da düşünecek olursak, Sur’un akıbeti sizce ne olacak? Yıkım herşeye rağmen devam edecek mi?

    Zaten herşey devletin himayesinde. İnsanlar yanımıza geliyorlar, itiraz etmek istiyorlar ama nereye, hangi yargıya başvuracaksınız ki? Ayrıca bir çoğu tapu sahibi değil. Tapu olmayınca dava da açılamıyor. Tapusunun olmaması büyük dert. Yurttaş zaten yeterince zor durumda .Dolayısıyla devlet zorla yurttaşı birşeylere mecbur bırakıyor. Yurttaş da ‘Yasa işlemiyor, kanun yok’ diyerek uğraşmayı bırakıyor.

    -Peki sivil toplum örgütleri?

    Yok ki sivil toplum örgütü. Kimse kalmadı zaten. Sokağa çıkamıyorsunuz, basın açıklaması yapamıyorsunuz. Kurum içerisinde basın açıklaması yapıyorsunuz. Bunu gören-duyan olmuyor medya desen hepsini susturdular. Dolayısıyla sivil toplumun da sesi duyulmuyor. Maalesef Sur konusunda toplumsal muhalefet yeterli olmayacak.

    -Peki, tutuklu olan seçilmişlerle ilgili durum nedir? Kayyum atanan yerlerde devlet, siyasi arka plandan ziyade kültürü de yok etmeye çalışıyor. Kürtçe’ye dönük ciddi tahammülsüzlükler var…

    Zaten kayyumlardan başka bir şey beklenmezdi. Kayyum kim? Merkezi hükümet tarafından atanmış. Dolayısıyla kayyum da AKP tarafından yönetilen merkezi hükümet kararları doğrultusunda, egemen siyasal iktidarın beklentileri doğrultusunda kararlar alıyor. Pek tabii ki, belediyecilerin legal alandaki tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yürütüyorlar. İşte çocuklar için açılan kurumlar, tiyatrolar, kültürel faaliyet yürüten kurumların üzeri bir kalemde çizildi. Hukuku bırakın, vicdana sığmayacak şeyler.

    -Tahir Elçi dosyasına dair son durum nedir? Yargı aydınlatmamak da kararlı gibi, Elçi’nin dostları ve meslektaşları olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Davayı ben takip etmiyorum ama takip eden arkadaşlarla zaman zaman görüşüyorum. Dosyada henüz bir arpa boyu yol gidilmiş değil. Olayla ilgili çok ciddi bir inceleme yapılmadı, delillerin karartılması için herşey denendi. Dolasıyıla sağlıklı bir sonucun çıkmasını beklemiyoruz. Tahir Elçi cinayeti davasıyla ilgili asla faillerin yargılanmayacağı, soruşturulmayacağı konusunda ben de, eşi Türkan Elçi de, Diyarbakır Barosu da hepimiz çok iyi biliyoruz ki diğer faili meçhul cinayetler gibi bu suikastte kesinlikle aydınlatılmayacak. Yaşananlar bize bunu gösteriyor.

    -Hep şuna tanık olduk: Devlet bir dönem farklı maskeler takarak, faili meçhul cinayetler işledi ama uzun yıllar sonra kendisini aklamaya dönük girişimlerde bulundu. Elçi cinayetinde de böylesi bir gelişme ilerleyen yıllarda yaşanabilir mi?

    Zannetmiyorum. Orada gazeteciler, polis memurları ve tesadüfen oradan geçen eylemciler vardı. Kameralar açık ve görünüyor. 2 eylemcinin de kurşunları bitiyor ve silahlarını atıyorlar ve 3 polis sağ tarafa dönüp İnce Minare’ye doğru ateş açıyorlar ve sonra Tahir Elçi düşüyor. Dolayısıyla başka birinin orada ateş etmesi düşünülemez. O memurlar sanık dahi olmadılar. Orada bulunan memurlardan birisiyle Emniyet Müdürlüğü’nde karşılaştım. Uzun yıllardır basın açıklamalarımızı kayıt altına alan polislerden birisiydi. O’na dedim ki oradan bir vatandaş geçseydi, şimdiye dek 50 defa tutuklanmıştı. Sen nasıl sanık olmadın? Dedim. O’ da “O sokakta bizim dışımızda kişiler de vardı, gerçekten ben yapmadım ve Tahir Elçi’nin vurulduğu mermi tabanca mermisi değildi” dedi. Bende o zaman bu niye raporlara yansımıyor dedim. O da “Yansımaz” şeklinde bir beyanda bulundu. Karanlık her yerde bir şekilde devam ediyor. Maalesef Tahir Elçi cinayeti de bir dönem sonra diğer cinayetler gibi tozlu raflara kaldırılacak.

    -Cumhurbaşkanı Başdanışmanı “Bölge halkı çok zulüm gördü, telafi edilmeli” şeklinde bir açıklaması oldu. Uzun zamandır da Çözüm Süreci’ne dönüleceği konuşuluyordu. Bölge halkı bu konuda ne düşünüyor sizce? Gözlemlerinizi aktarabilir misiniz?

    Bu aslında fısıltı halinde dolaşıyor ama karşılığı yok. Belkide böyle yaparak insanları umutlandırıp, sessiz kalmalarını sağlamaya çalışıyorlardır. Bölge illerinde ileri gelen 300 aşiret liderinin içerisinde olduğu, temsilcilerle oturup konuşulacağı yönünde konuşmalar döndü. Kimileri de HDP ile görüşüleceği PKK’ nin yer almayacağını söylüyor. Bölge halkı sorunun çözümünden yana. Bu sorunla ilgili çözüm mercii neresi ise, sonuç verecek mekanizmalar neresi ise orayla görüşmek lazım. Siyasetçiler, belediyeler var. Halkın “irademdir” dediği mekanizmalar var. Dolayısıyla onlarla konuşulması, en doğru yöntemdir. Tabii kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları ile de görüşülmeli, hiç kimse dışında tutulmadan herkesle tartışarak süreci hayata geçirmek lazım. Hem HDP ile çözmekten bahsediyorlar hem de HDP’nin genel başkanlarını tutukluyorlar. Sürece başlamak için önce siyasetçilerin bırakılması lazım.

    -Siyasetçilerin bırakılmasından bahsetmişken; nedir yargılanmalardaki son durum, uzun tutukluluk halleri devam mı edecek?

    Selahattin Demirtaş’ın ilk yargılama tarihi 6 Eylül olarak geçtiğimiz günlerde belirlendi. HDP’liler şu an siyaset yaptıkları için yargılanıyor. Şiddete teşvik ettiği için değil, “Kürt Sorunu şiddetle çözülmez” dediği için yargılanıyorlar. AK Parti gibi düşünmediği için, farklı bir yaşam konfigirasyonu üzerinde durdukları için Demirtaş ve arkadaşları yargılanıyor. Tamamı egemen siyasal iktidarın talebiyle oluyor. İdris Baluken tutuklandı ve Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile tahliye edilmişti. Hemen akabinde O’nu tahliye eden hakimi görevden aldılar. Şu an yargının üzerinde siyasal bir baskı var. Seçimle yapamadıklarını bir şekilde böylesi kıskaçlarla yapıyorlar.

    -Peki, OHAL sürecek mi?

    OHAL kesinlikle devam edecek ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’da söylüyor sürekli. Erdoğan AKP’ye yeniden başkan seçildikten sonra tüm il, ilçe teşkilatlarını seçime hazır hale getirmek istiyor ve OHAL ile de kendisine muhalif herkesi krimine edip seçimden 400 milletvekili almayı planlıyor. Türkiye’de şu an kimse konuşamıyor bile. Uluslararası arenada Türkiye’nin meşruiyeti iyice tartışılır hale geldi. OHAL sonrası ne olur bilemiyoruz. Ne yasa, ne mevzuat takip edemiyoruz. Her gün onlarca değişiklik oluyor. Basın özet şeklinde haber yaparsa, ne olduğunu okuyabiliyoruz. OHAL’in bitmesi gerekiyor ki, ne kadar tahribat yaşandığının fizibilitesini yapabilelim.

  • KCK’den Açlık Grevi Açıklaması: Bırakılmasını İstiyoruz

    KCK’den Açlık Grevi Açıklaması: Bırakılmasını İstiyoruz

    KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye ve Kürdistan’da 63 gündür devam eden açlık grevlerinin bırakılmasını istedi.

     

    KCK: Tutsaklar eylemleriyle AKP-MHP faşizmine karşı yürütülen demokrasi mücadelesini de güçlendirmişlerdir. Bu açıdan bu direnişin daha fazla uzatılmasına gerek kalmamıştır.

    KCK: Tutsaklar eylemleriyle AKP-MHP faşizmine karşı yürütülen demokrasi mücadelesini de güçlendirmişlerdir. Bu açıdan bu direnişin daha fazla uzatılmasına gerek kalmamıştır. Bizler de halkımız da gündemleşen konuların takip edilmesi ve bu yönlü mücadelenin başka yol ve yöntemlerle verileceği inancıyla süresiz dönüşümsüz açlık grevinin bırakılmasını istiyoruz.

    Yazılı bir açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı zindanlardaki tutsakların 63 gündür ölüm orucu olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olduğunu belirtti.

    Tutsakların Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin, Kürt halkı üzerindeki faşist saldırıların, siyasi soykırım operasyonları ve zindanlardaki baskıların durdurulması için direnişe geçtiğini kaydeden KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı şunları vurguladı: “300 civarındaki arkadaş ölüm orucunu sürdürürken, binlerce tutsak da dönüşümlü açlık grevi yürütmektedirler.

    Tutsakların bu düzeyde kapsamlı direniş içine girmek durumunda kalmaları, AKP-MHP faşist iktidarının Kürt düşmanlığını İmralı başta olmak üzere zindanlardaki uygulamalarıyla daha katmerli hale getirilmesi sonucudur. Tutsaklar halkımız üzerinde baskıların yoğunlaştırıldığı her dönemde olduğu gibi bugünkü baskılar karşısında da sessiz kalmamışlardır. Ömürlerini özgürlük mücadelesine verdikleri gibi, baskılar karşısında da ölümüne direnerek devrimci iradelerini ortaya koymuşlardır. Halkımız da her zaman olduğu gibi devrimci evlatlarının yanında yer almış, bu direnişi desteklemiştir.

    Tutsakların direnişi, halkın ve demokrasi güçlerinin desteğiyle devrimci tutsakların direniş gerekçesi olan İmralı’daki tecrit, cezaevindeki baskılar, demokratik siyasete yönelik siyasi soykırım saldırılar ve halk üzerindeki faşist saldırılar gerektiği kadar gündemleşmiş ve amacına ulaşmıştır. Bu eylemleriyle AKP-MHP faşizmine karşı yürütülen demokrasi mücadelesini de güçlendirmişlerdir. Bu açıdan bu direnişin daha fazla uzatılmasına gerek kalmamıştır. Bizler de halkımız da gündemleşen konuların takip edilmesi ve bu yönlü mücadelenin başka yol ve yöntemlerle verileceği inancıyla süresiz dönüşümsüz açlık grevinin bırakılmasını istiyoruz. Direnişçilerin talepleri artık Özgürlük Hareketimizin, halkımızın ve kamuoyunun talepleri haline gelmiştir. Başta İmralı olmak üzere tüm zindanlardaki baskıların ortadan kalkması konusunda üzerimize düşün sorumluluk bundan sonra daha duyarlı biçimde yerine getirilecektir.

    İmralı ve zindandaki uygulamalar, halkımız ve demokratik siyaset üzerindeki baskılar bu direnişle daha fazla gündeme girmiş ve kamuoyuna mal olmuştur. Halkımız da demokratik kamuoyu da bizler de bundan sonra zindan direnişçilerinin gündemleştirdiği konuları takip edeceğiz ve bu yönlü gereken çaba içinde olacağız. Bu çerçevede halkımız ve demokratik güçlerden gelen talepler de dikkate alınarak ölüm sınırına gelen eylemler derhal sonlandırılmalıdır.

    Eğer gündemleşen bu konularda olumlu gelişmeler olmazsa; gerekirse ileride daha planlı ve örgütlü biçimde yeniden eyleme geçmeleri zindan direnişçilerinin iradesinde olan bir konudur. Bu temelde direnişlerini bir daha selamlıyor; amaçlarına ulaştıkları inancıyla eylemlerini bırakma çağrısı yapıyoruz.”

    Kaynak: Fırat Haber Ajansı

  • Her gün bizde ölüyoruz!

    Her gün bizde ölüyoruz!

    Geçtiğimiz yıl 100’den fazla gazeteci görevi başında katledildi, dünya çapında 348 gazeteci cezaevinde.

    Erem Kansoy

    Avrupa dışındaki ülkelerde basın özgürlüğünden bahsetmek neredeyse mümkün değilken, binlerce gazeteci işsiz, kurumları faşist yönetimlerce kapatılmış veya kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışıyor. Darp girişimleri, sosyal medyada küfür ve hakaretler de ne kadar normal karşılansa da, Hayır! Normal değil ve aksine üzerine gidip ses çıkartılmalı. Mesleğine aşık gazeteciler bugün olduğu gibi faydalanılıp bir kenara atılmamalı.

    Her gün okuyucular kendilerine yakın gördükleri haber kaynaklarından çok hızlı şekilde habere erişmeye devam ederken, biz habercilerin yaşantısı ve ölüm ile yüzleşmesini kaçımız sorguluyoruz?

    Evet, gazetecilik yorucu bir meslek, işe başlama saatiniz vardır ama çıkış saatiniz belli değildir. Salonların yerine, sokakları tercih edersiniz çoğu zaman… Yeri gelir bir feryadın, yeri gelir bir acının içinde bulursunuz kendinizi… Bazen de içiniz kan ağlarken, cebinizde beş kuruş yokken; şen kahkahaların atıldığı bir zevk masasının halini ölümsüzleştirirsiniz objektifinizde. Annenizi, babanızı, eşinizi hatta çocuğunuzu saatlerce bekletirsiniz ama habere yetişmek veya haberi yetiştirmek için yeri gelir tüm zaman limitlerini zorlarsınız. Aşkla koşmazsanız haberin peşinden çabuk yorulursunuz. İçinizde aşk yoksa yapamazsınız bu işi… Öyle ki tüm bunların karşılığı ölüm, baskı, tehdit ve geçim mücadelesi olmamalıydı gazetecilerin.

    2016’da her 4 günde 1 gazeteci öldü!

    Birleşmiş Milletler’in dünyadaki basın özgürlüğü ile ilgili araştırmaları da bünyesinde yürüten UNESCO, geçtiğimiz günlerde kendi haber sitelerinde yayınladığı bir makaleye göre, geçtiğimiz yıl içerisinde ortalama 4 günde 1 gazeteci görevi başında yaşamını yitirdi. 2016’da UNESCO’ya göre görevi başında ölen gazeteci sayısı 101 fakat bunlar sadece bilinenler.

    Yayınlanan verilere göre ölen gazeteciler, Ortadoğu’da Arap Emirlikleri, Suriye, Irak, ve Yemen ayrıca Latin Amerika ve Karibeanlar’da çoğunlukta yaşamını yitirdi. Makalede yer alan bir diğer bilgi ise her ölümün ardından UNESCO Direktörü Irına Bokova olayının yaşandığı yerlerdeki otoriteleri özellikle arayıp ölümlerin aydınlatılmasını istemiş. Makalede ayrıca hem sorunlu hemde sorunlu olmayan bölgelerde çalışma yürüten gazetecilerin sağlık ve güvenliği ile alakalı bir de protokol oluşturulacağı bilgisi yer aldı. Uluslararası Haber Güvenliği Enstitüsü’ne göre ise 2015 yılında 115 gazeteci

    katledilirken, 2016 yılında ise Kolombiya, Meksika, Afganistan, Irak ve Rusya bölgelerinde en çok gazeteci ölümünün yaşandığı belirtiliyor.

    Öldürülen yerel gazetecilerin sayısı net olarak belirlenemezken, birçok gazetecinin öldürülmeden önce hem kendisinin hem de ailesinin tehdit aldığı ve saldırılara uğradığı da biliniyor.

    Gazeteciler için; Türkiye eşittir hapishane!

    Türkiye’de içi boş bir takım siyasetçiler halen rahatça ‘basınımız özgür’diye yalanlar söylemeyi becerebiliyor. Hem Türkiye hem de Avrupa’da onlarca gazeteciyi hapse atan, katleden, işsiz bırakan, darp eden Türki zihniyetten aksini söylemesi beklenemezdi zaten. Öte yandan uluslararası basın örgütleri ve kurumlar ise Türkiyede gazetecilere yönelik barbar tutum karşısında şok içerisindeler.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RWB) ve Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke 2 yıl sonraki araştırmalar neticesinde yine Türkiye. Dünya Basın Özgürlüğü raporunda iki sıra daha gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 151’inci sırada. Önünde Tacikistan, arkasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti var. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) raporları ile rakamsal olarak örtüşen uluslararası kurumların raporlarında da belirtildiği üzere, Türkiye’de 148 gazeteci cezaevinde, 170’e yakın medya organı kapatıldı. Yaklaşık 2 bin 500 medya çalışanı ve rakam net olmamasıyla beraber 10 bine yakın tahmin edilen gazeteci ise işsiz. Yargı önündeki, darp edilen, ekstra işlerde çalışıp geçimini sağlamaya çalışan, tehdit ve baskı altındaki gazeteci sayısını kestirmek ise neredeyse imkansız.

    İngiltere ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye hassasiyet

    Özellikle Türkiye’deki gazeteci meslektaşları ve dava arkadaşlarını yalnız bırakmayarak yurt dışında yürüttükleri bilgilendirme toplantıları ve çalışmalar ile yabancı gazetecilerin Türkiye’yi de değerlendirmeleri sağlandı.

    İngiltere üzerinden, Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN International), Avrupa Yazarlar Birliği (European PEN), Uluslararası Gazeteciler Birliği (IFJ), İngiltere Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJ) geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye’deki gazeteciler ve yüzleştikleri katliamlar, tutuklamalar ile alakalı sayısız açıklamalar yapmıştı. Yine İngiltere’de oluşurulan yabancı gazeteci heyetleri de hem Kürdistan hem de Türkiye’ye gönderilmiş ve gazetecilerin yaşadığı zulüm yerinde incelenmişti.

    Alman Gazeteciler Birliği BM’ye kadar gitti

    Alman Gazeteciler Birliği (DJV) ise, BM yeni genel sekreteri Antonia Guterres’ten, savaş ve kriz bölgelerinde bulunan gazetecilerin daha etkili bir şekilde korunmasını talep etti.

     

  • Putin: Saldırının emrini kim verdi bilmeliyiz!

    Putin: Saldırının emrini kim verdi bilmeliyiz!

    Vladimir Putin’in az önce Moskova’da devlet televizyonlarından, Rusya Türkiye Büyükelçisi Andrey Gennadiyeviç Karlov’un katledilmesine ilişkin ilk açıklamasını yaptı. Putin açıklamasında, bu cinayetin bir terör olduğunu ayrıca Suriyedek barış sürecine yönelik bir provokasyon olabileceğinide vurguadı.

    Haber: Erem Kansoy

    Putin’in açıklaması; “Öncelikle ölen yoldaşımızın ailesi ve dostlarına sabırlar diler ve saygılarımı iletirim. Andrey Gennadiyeviç Karlov mükemmel bir diplomattı ve Türkiyede tüm çevreler tarafından saygı duyulan bir kişilikti. Karlov hem Türk devleti hem de diğer politik gruplar ile iyi ilişkiler içerisindeydi ve saygı duyuluyordu.

    Büyükelçi Karlov iyi kalpli bir insandı. Ben şahsen tanıyorum, Türkiyeye son ziyaretimde Karlov hep yanımdaydı. Türkiye Rusya ilişkileri açısından bu cinayet tam bir provokasyon ve algı operasyonudur, ayrıca Suriye’deki barış sürecinide karalamaya yöneliktir, bu barış sureci, Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’deki sorunun son bulmasını isteyen diğer ülkeler olarak devam ettiriyoruz.

    Sadece bizler, bu cinayete şiddetli tepkimizi göstermeliyiz ki diğer kriminaller de sıcaklığı hissetsin… Rus istihbaratı hala hazırda geniş çaplı bir operasyon ile soruşturma ve araştırma başlattı.

    Bu cinayeti kim ve neden yaptığını bilmek istiyoruz, saldırının emrini kim verdi bilmeliyiz. Türkiye’den, Türkiye’deki tüm Rus diplomatların güvenliği sağlamalarınından emin olmalıyız.” (photo: rt.com)

  • HDP Grup Başkanvekilinden Sonra Milletvekili Konca da Tutuklandı

    HDP Grup Başkanvekilinden Sonra Milletvekili Konca da Tutuklandı

    HDP Grup Başkanvekili ve Diyarbakır milletvekili Çağlar Demirel’in tutuklanmasından sonra ikinci gez gözaltına alınan HDP Siirt milletvekili Besime Konca da tutuklandı.

     

    Türk devletinin Türkiye genelinde yürüttüğü siyasi soykırım operasyonlarında dünden beri 500’den falz kişi gözaltına alınırken, iki HDP’li milletvekili daha tutuklandı.

    Diyarbakır ve Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen iki ayrı soruşturma kapsamında, haklarında yakalama kararı bulunan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili ve Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel ile Siirt Milletvekili Besime Konca, TBMM’den ayrıldıktan bir süre sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı.

    Konca ve Demirel, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra emniyete götürüldü.HDP Grup Başkanvekili Çağlar Demirel için savcı tutuklama talep etti. Tutuklama talebiyle adliye sevk edilen Demirel tutuklandı.

    HDP’li vekil Konca serbest bırakıldı, ‘İşkence gördüm’ dedi,10 dakika sınra Diyarbakır’da tekrar gözaltına alındı. HDP Siirt Milletvekili Besime Konca da tutuklandı.

    ‘MUTLAKA KAZANACAĞIZ’

    Siirt milletvekili Besime Konca tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedildi.  Polisler arasında Sulh Ceza Hakimliği’ne götürülen HDP’li Konca Zafer işareti yaparak, “Serkeftin (Başarılar), mutlaka kazanacağız. Diktatöryalizm demokrasiden korkmasın. Sonuna kadar demokrasi için direneceğiz. Serkeftin ya gelê Kürdistanê ye (Başarılar Kündistan halkınındır).

    8 MİLLETVEKİLİNE ZORLA GETİRİLME KARARI

    Yargılandıkları KCK ana davasında daha önce haklarında çıkarılan mahkemeye zorla getirilme kararı 10 Kasım’da kaldırılan 1i tutuklu 8 HDP’li milletvekili için de zorla mahkemeye getirilme kararı çıkarıldı.

    Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, KCK ana davasında yargılanan HDP milletvekilleri Osman Baydemir, Dirayet Taşdemir, Çağlar Demirel, Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Besime Konca, Alican Önlü ve Nadir Yıldırım hakkında zorla getirilme kararı çıkarıldı.

  • İstanbul’daki Saldırıda Ölü Sayısı 44’e Yükseldi

    İstanbul’daki Saldırıda Ölü Sayısı 44’e Yükseldi

    İstanbul Dolmabahçe’deki Beşiktaş Vodafone Arena’nın yanında ve Maçka Parkı’nda TAK tarafından yapılan eylemlerde ölenlerin sayısı 44 oldu. İçişleri bakanı süleyman soylu tarafından yapılan açıklamada ölenlerden 37’sinin polis, 7’sinin de sivil olduğu belirtildi.

     

    İstanbul Eylemini TAK Üstlenmişti

    Cumartesi akşamı İstanbul’da gerçekleştirilen bombalı saldırıları TAK üstlenmişti. TAK, resmi web sayfasından yaptığı açıklamada her iki eylemin Şehid Tirej intikam timi tarafından gerçekleştirdiğini duyurmuştu.

    Teyrebazen Azadiya Kurdistan-TAK tarafından resmi web sayfasında yapılan açıklamada şunlar belirtilmişti;

    ‘‘10 Aralık 2016 tarihinde saat 22:30’da İstanbul Vodafone Arena Stadyumu ve Maçka’daki eş zamanlı eylemi Ş. Tirej İntikam Timimiz gerçekleştirmiştir. 100’e yakın polis öldürüldüğü, yüzlercesinin de yaralandığı bu eylemde 2 fedai yoldaşımız kahramanca şehid olmuşlardır. Bu yoldaşların bilgilerini önümüzdeki günlerde paylaşacağız.

    Türk Halkı TAK’ın direk hedefi değildir. Nitekim Ş. Tirej İntikam Timi büyük bir titizlikle bu eylemi gerçekleştirmiştir. Ancak Başkan Apo’nun tutsaklığı devam ederken, TC-AKP faşizmi Kürdistan’da her gün analara işkence yaparken, genç kızların cenazeleriyle oynarken, çocukları katlederken Türkiye’de rahat bir yaşamın sürdürülebileceği beklenmemelidir. Türkiye Halklarının bu faşizme artık dur demesi gerekmektedir. Çünkü bu kaostan sadece AKP faşizmi sorumludur.

    Faşizm ya kendi eliyle ipini çekecek, ya da biz onu döktüğü kanda boğacağız. Yoldaşlarımızın dökülen her damla kanı TAK’ın fedai savaşçıları için yeni eylemlerin biricik talimatıdır. Kürt Halkı rahat olsun; bu korkunç savaşın kazananı biz olacağız!’’

  • İstanbul Saldırısını TAK Üstlendi

    İstanbul Saldırısını TAK Üstlendi

    İstanbul’da dün gece gerçekleştirilen bombalı saldırıları TAK üstlendi. TAK, resmi web sayfasından yaptığı açıklamada her iki eylemin Şehid Tirej intikam timi tarafından gerçekleştirdiğini duyurdu. İstanbul’un Beşiktaş semtinde gerçekleştirilen eylemde İçişleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 30’u polis, 38 kişinin yaşamını yitirdiğini açıklamıştı.

    Teyrebazen Azadiya Kurdistan-TAK tarafından resmi web sayfasında yapılan açıklama şöyle;

    ‘‘10 Aralık 2016 tarihinde saat 22:30’da İstanbul Vodafone Arena Stadyumu ve Maçka’daki eş zamanlı eylemi Ş. Tirej İntikam Timimiz gerçekleştirmiştir. 100’e yakın polis öldürüldüğü, yüzlercesinin de yaralandığı bu eylemde 2 fedai yoldaşımız kahramanca şehid olmuşlardır. Bu yoldaşların bilgilerini önümüzdeki günlerde paylaşacağız.

    Türk Halkı TAK’ın direk hedefi değildir. Nitekim Ş. Tirej İntikam Timi büyük bir titizlikle bu eylemi gerçekleştirmiştir. Ancak Başkan Apo’nun tutsaklığı devam ederken, TC-AKP faşizmi Kürdistan’da her gün analara işkence yaparken, genç kızların cenazeleriyle oynarken, çocukları katlederken Türkiye’de rahat bir yaşamın sürdürülebileceği beklenmemelidir. Türkiye Halklarının bu faşizme artık dur demesi gerekmektedir. Çünkü bu kaostan sadece AKP faşizmi sorumludur.

    Faşizm ya kendi eliyle ipini çekecek, ya da biz onu döktüğü kanda boğacağız. Yoldaşlarımızın dökülen her damla kanı TAK’ın fedai savaşçıları için yeni eylemlerin biricik talimatıdır. Kürt Halkı rahat olsun; bu korkunç savaşın kazananı biz olacağız!’’