Suruç’ta AKP’li İbrahim Yıldız’ın akrabalarının saldırısı sonucu Esvet, Celal ve Adil Şenyaşar ile Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdiği olaya ilişkin 18 ay sonra iddianame hazırlandı. Baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede daha çok Şenyaşar ailesinin soruşturulması dikkat çekti.
Tag: Website
-

Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu
Urfa’nın Suruç İlçesinde 24 Haziran 2018 genel seçim sürecinde AKP’li İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait iş yeri ve hastanede devam eden silahlı saldırılarında Hacı Esvet Şenyaşar, çocukları Celal ve Adil ile AKP’li Yıldız’ın ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirmişti. Yaşanan olaydan 18 ay sonra Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı.Silahlı kavga sonrası Suruç Devlet Hastanesi’nde Yıldız ailesi bireylerinin saldırısında hayatını kaybeden baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede Adil, Celal Şenyaşar ile Milletvekili Yıldız’ın kardeşi Mehmet Şah Yıldız’ın ölümüyle kısıtlı kaldı.İddianamede tutuklu Fadıl Şenyaşar ile Ferit Şenyaşar, Kenan, Abdurrahman, Mustafa, Nihat ve Süleyman Yıldız müşteki şüpheli olarak yer alırken Enver, Ali, Mehmet ile İbrahim Yıldız, İbrahim Halil ve Mehmet Şimşek ise şüpheli olarak yer aldı.‘ÖRGÜTLE BAĞ’ ARAŞTIRMASIRamazan Bayramı’nın Arife günü olan 14 Haziran 2018 günü saat 15.50 sıralarında AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın seçim çalışması için sırasıyla esnaf ziyaretleri gerçekleştirdiği “İstanbul Ucuzluk” isimli iş yerine yaptığı ziyarette çıkan tartışma nedeniyle İbrahim Halil Yıldız’ın söz konusu yerden ayrılmasına müteakip işyeri sahipleri olan Şenyaşar ailesi mensupları ile Yıldız ailesi mensupları arasında kavga çıktığı belirtilen iddianamede, “Devamında gelişen öldürme olayları sonucu Mehmet Şah Yıldız’ın ateşli silahla öldüğü, Süleyman, Mustafa, Nihat Yıldız’ın ateşli silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı beraberlerinde ki diğer kişilerden Engin Şimşek ve Ahmet Çetin’in ateşli silahla yaralandığı, Esvet, Adil ve Celal Şenyaşar’ın öldüğü, Mehmet Şenyaşar’ın ateşli silahla yaralandığı, Suruç Devlet Hastanesi ve ambulanslarının zarar gördüğü, 6136 sayılı yasaya aykırılık ve diğer yaralama suçlarının işlendiği adli olaylar meydana gelmiştir. Milletvekili adayı İbrahim Halil Yıldız’ın seçim öncesi ‘esnaf ziyaretleri’ şeklinde gerçekleştirilen seçim çalışması sırasında meydana gelen olayların; demokratik bir toplumda siyasi partilerin aday ve mensuplarının her seçim dönemi rutin olarak gerçekleştirdikleri esnaf ziyaretlerinin böylesi ağır bir olaya neden olmayacağı gerçeği karşısında; tarafların terör örgütleri ile bağlantısı ya da olağan dışı radikal yönlerinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerektirmiştir” denildi.ŞENYAŞAR AİLESİ SORUŞTURURULUYOROlayın gelişimine yer verilen kısmın ardından iddianame, Şenyaşar ailesinin soruşturma kayıt araştırmasıyla devam ediyor. Baba Esvet Şenyaşar’ın 23 Aralık 2016 tarihinde “PKK/KCK terör örgütünün kayyum atanan belediyelere ve atanan kayyumlara, Ak parti yöneticileri ve askerlere yönelik eylem planlandığı” şeklinde edinilen istihbarat çerçevesinde gözaltına alındığı ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı belirtiliyor. Şüpheli Fadıl, Adil ve Celal Şenyaşar, hakkında ise herhangi bir soruşturma kaydının bulunmadığı belirleniyor. Sicil kaydının ardından başsavcılık Şenyaşar ailesi üyelerinin sosyal medya hesaplarını incelemeye alıyor. Celal ve Ferit Şenyaşar’ın sosyal medya hesapların herhangi bir suç unsuru içeren paylaşıma rastlamayan savcılık Fadıl Şenyaşar’ın “Foursquare” isimli sosyal medya platformunda açtığı hesabın profil fotoğrafına koyduğu resim için “PKK terör örgütünü simgeleyen işaretler ve renklerin yer aldığı bez parçası ile zafer işareti yaparak paylaşım yaptığı yer almaktadır” değerlendirmesi yapılırken PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın ANF üzerinden yaptığı açıklamada Şenyaşar ailesi için, “Şehit Celal ve Adil’in annesi daha fazla ağlayıp düşmanı sevindirmesin. Ama şunu iyi bilmeli ki ahı yerde kalmayacaktır. Sadece bu kadarını söylüyorum” dediğine iddianamede yer veriliyor.‘TUZAĞIN İÇİNE ÇEKİLDİM’iddianamede, İbrahim Halil Yıldız’ın ifadesine yer verildi. “Selamın aleyküm” diyerek Şenyaşar ailesine ait dükkâna bayramlarını kutlamak için girdiğini ifadesinde belirten Milletvekili Yıldız, dükkân sahibinin kendisine iyi bakmadığını iddia etti. Gönülsüz şekilde karşı tarafın elini uzatması üzerine dışarı çıktığını anlatan Yıldız, “Ancak kendisi konuşmaya başladı. ‘Siz Ak Partililer bu memleketi mahvetmişsiniz’ dedi. Ben de kendisine ‘Elinizde rahatsız olduğunuzu gösteren bir belge varsa ben bu sorunla ilgileneyim’ dedim. Orada bir tuzağın içine doğru çekilmeye başladığımı hissettim ve ayrılmak istedim. Dükkân sahibi konuşmasına devam etti: ‘Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor’ dedi. Bu sırada dükkân sahibi ya da diğeri bize hitaben ‘S. olun, gidin buradan ‘ dedi. Daha sonra görüntüleri izlerken fotoğraf çeken kişinin Nesih Şimşek olduğunu gördüm. Düşündüğüm zaman olayın gelişimi içerisinde benim dükkânda biraz daha zaman kaybetmem amaçlanmıştı. Araştırdığımda Nesih Şimşek’in PKK’nin dağ kadrosunda yıllarca kaldığını, etkin pişmanlıktan faydalanarak dışarı çıktığını öğrendim. Bu kez arkamda bir tartışma oldu ve ben iteklendim. Ben ‘Bir şey yok sakin olun’ anlamında bir şeyler söyledim. Korumalarım beni yürüyerek Suruç Meydanı’nın oraya götürdüler ve Nar Kafe isimli iş yerine oturttular. Kafedeyken silah sesleri gelmeye başladı” ifadelerini kullandı.FOTOĞRAFLAR ÜZERİNDEN OLAYA YER VERİLDİİddianamede dükkânın içinde bulunan kamera görüntülerinden alınan kesitlerle olayın en başından itibaren nasıl başladığı ve kimin kimi silahla ya da sopayla yaraladığı da açıklamalar ve kamera görüntülerinden alınan fotoğraflar üzerinden tanımlanıyor.Dükkân içinde arbedenin başlamasıyla birlikte dükkanın önüne sivil polislerin geldiği ve olayı yatıştırmaya çalıştıkları belirtilen iddianamede, “Celal ve Adil Şenyaşar’ın işyerinin iç kısmına doğru götürüldüğü, dışarıdaki kalabalığın uzaklaştığı, bir süre sonra Kenan ve Süleyman Yıldız’ın işyerine tekrar girmeleri ile peşlerinden Mehmet Şah, Mustafa, Abdurrahman ve İbrahim Yıldız’ın geldiği, işyeri içinde Celal, Adil ve Ferit Şenyaşar ile Süleyman, Kenan, İbrahim, Ali, Nihat, Enver ve Mehmet Yıldız, Engin Şimşek’in işyerinin içerisine tekrar girerek karşılıklı olarak her iki grup arasında ellerine geçirdikleri sopa ve diğer eşyalarla birbirlerine vurmaya başladıkları anlaşılmıştır” denildi.TELEFON DİNLEMESİNE RAĞMEN YAKALANAMAMIŞŞüphelilerden Enver ve İbrahim Yıldız’ın olay sonrasında kaçtıkları, haklarında yakalama emri çıkarıldığı belirtildi. İddianamede, yakalanmaları ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla şüpheliler İbrahim ve Enver Yıldız’ın iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması ve tespiti tedbirinin uygulandığı ifade edildi. Tedbir çerçevesinde, şüphelilerin yakalanması amacıyla konutlarında aramalar ve çevre araştırmalarının yapıldığı ancak yakalanamadıklarına yer verilirken, “Şanlıurfa 2’nci Sulh Ceza hâkimliğinin 04/07/2018 tarih ve 2018/2243 sayılı kararı uyarınca Şüpheli Enver Yıldız’ın iletişimin kayda alınması tape kaydı çerçevesinde 19.08.2018 tarih, Enver Yıldız: ‘Arkama döndüm baktım abim karnını tutuyordu, bende çektim vurdum’ dediği tespit edilmiştir. Şüpheli Enver Yıldız’ın Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelerek suçta kullandığı Ruger marka tabancası ile birlikte teslim olduğu, şüpheli İbrahim Yıldız’ın ise hakkında yakalama emri halen bulunuyor olup halen aranmaktadır” ifadeleri kullanıldı.‘SALDIRIYI DEFETMEK İÇİN SİLAHLA ATEŞ ETTİM’14 Haziran günü saat 16.00 sıralarında işyerinde çalışmakta iken bir kaç şasın İstanbul Ucuzluk isimli işyerini çalıştıran Celal, Mehmet ve Adil isimli kardeşlerini kastederek “abinleri dövüyorlar” diye bağırdığını aktaran Fadıl Şenyaşar, dükkanında bulunan ruhsatsız tabancasını alarak ağabeyi Ferit’le birlikte kardeşlerinin dükkanına gittiği yönündeki ifadelerine de yer verildi. Dışarıda eli sopalı ve demirli bir kalabalık grup gördüğünü aktaran Fadıl Şenyar ifadesinde, “İşyerinin içerisine girdiğimde içeride daha önceden görmediğim ve şuan görsem de tanıyamayacağım şahısların abim Ferit ve Adil’i dövdüklerini gördüm. Bende müdahale ettim. Bana da saldırmaları üzerine ve saldırıyı defetmek amacıyla elimde bulunan silahla ateş etmeye başladım. Ancak kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Daha sonra şahıslar üzerime gelerek elimden silahı aldılar. Daha sonra sopa ve bıçakla beni yaraladılar. Ayrıca olay esnasında ilk bana saldırdıklarında sol kolumdan silahla yaralandım ancak yoğun kalabalıktan dolayı kimin ateş ettiğini göremedim. Daha önce benim ve abimlerin herhangi bir kimseyle husumetimiz yoktu. Abimlerle şahıslar arasında nasıl bir konuşma ve tartışma geçtiğini bilmiyorum” dedi.‘PKK’DEN DOLAYI KAÇTIM’Milletvekili Yıldız’ın üvey kardeşi Enver Yıldız ise kardeşinin çarşıda ziyaret yaptığı esnada sahibi arkadaşı olan bir tekel bayide olduğunu söyledi. Silah ve bağrışların gelmesi üzerine kavganın olduğu dükkâna gittiğini söyleyen Yıldız, şöyle konuştu: “Abdurrahman Yıldız ‘Amca amca beni öldürüyor’ diye bağırınca ben belimde olan silahı çekip şuursuzca 2-3 el ateş ettim, ateş etmemin etkisiyle Adil Şenyaşar yere düştü. Ben işyerinden dışarı çıkıp olay yerinden uzaklaştım, sonra geri işyerinin önüne geldim kardeşim Mehmet Şah Yıldız’ı işyerinin önünde yerde kanlar içinde yattığını gördüm, onu alıp belediyenin önüne götürüp bir araca koyup oradan hastaneye gönderdik. Sonradan ben köye gidip saklandım zira bölgede terör olayları yoğundu, PKK terör örgütü de devamlı bize ve ailemize tehditler savurmaktaydı bunun etkisiyle korktuğumdan sonradan gidip teslim olmadım, bugün kendi rızam ile olayda kullandığım tabancayı da beraberimde getirerek teslim oldum. Tabancamı rızam ile teslim ediyorum muhafaza altına alınmasına mükâfatım vardı. İbrahim Yıldız’ın nerede olduğunu bilmiyorum. Olaya ilişkin olarak Youtube de bulunan kamera görüntülerinde olay sonrasında izlemiştim. Bir insanın öldürülmesi iyi bir duygu değil bu nedenle üzgünüm.”MİLLETVEKİLİ YAKINLARININ BEYANLARI ÇELİŞKİLİMilletvekili Yıldız’ın yakınlarının olay sonrasında verdikleri ifadelerde çelişkilerin olduğu iddianamede de göze çarpıyor. Ali Yıldız milletvekilinin dışarı çıktığı esnada Celal Şenyaşar’ın milletvekiline karşı “Namussuz, pezevenk”, Adil Şenyaşar’ın da “Vekili dışarıya bırakmayın, vurun onu dışarı çıkmasın” diyerek hakaret ettiğini söylerken, Mehmet Şimşek ise Şenyaşar’lardan birisinin “Milletvekilimiz İbrahim Halil Yıldız’ın Mecliste yapmış olduğu bir konuşmasından dolayı o tokatın hesabını verecek şeklinde sözler söylüyordu” dediğini ifade de aktardı. Milletvekili Yıldız’da, Şenyaşar’ların kendisine “Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor” dediğini ifadesinde yer vermişti.OLAY TANIĞININ İFADELERİNE YER VERİLDİOlayın yaşandığı “İstanbul Ucuzluk Pazarı” isimli dükkânın hemen yanındaki dükkanın sahibi olan ve olaya yakından tanık olan kavga esnasında da yaralanan Ahmet Çetin ise, “Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın Celal’in dükkanına uğradığını gördüm. Bir dakikadan biraz fazla Celal’in dükkânında kaldılar. İçeriden tartışma sesleri geldi. Ben son andaki bazı konuşmalara şahit oldum. Celal Şenyaşar vekile tam olarak şu cümleleri söyledi: ‘Bazı çakallar bu köşelere geliyorlar, hırsızlık yapıyorlar, milletin cüzdanlarını çalıyorlar, kimse ses etmiyor, eroinciler var, tinerciler var, siz bunlara müdahale etmiyorsunuz’ dedi. Vekil buna cevap vermedi ancak canı sıkılmıştı. Ondan sonra ‘Hadi neyse çıkalım’ dedi. Tam olarak bu cümleyi söyledi. Celal Şenyaşar HDP’yi destekliyordu. Ancak tartışma sırasında ‘Ben PKK’lıyım, ben HDP’liyim, ben size oy vermeyeceğim’ dediğini duymadım” ifadelerini kullandı.‘ESVET ŞENYAŞAR HASTANEDE ÖLDÜRÜLDÜ’Milletvekilinin dükkânda çıktığı esnada 3-4 kişilik bir grubun küfrederek içeriye doğru yöneldiğini anlatan Çetin, Şenyaşar’larında karşılık verdiğini söyledi. Araya girerek tarafları sakinleştirmeye çalıştığını aktaran Çetin, “Ben ‘Durun yapmayın’ diye bağırırken, bir silah sesi geldi. Baktığımda kolumdan kan fışkırıyordu. Ben komşum Reşit Çetin’in yanına giderek yaramı sardım. Ambulans istedim. Ben yeğenim Salih Güngör ile birlikte benim aracımla üçümüz birlikte hastaneye gittik. Ben hastaneye vardığımda Vekilin abisi Mehmet Şah Yıldız’a sedye üzerinde kalp masajı yapıyorlardı. Salih bir doktor istedi. Ancak sağlıkçılar sedyedekinin durumunun daha ağır olduğunu söyleyerek beklememizi istediler. Bunun üzerine beni Şanlıurfa’ya getirdi. Hastaneye vardığımda Mehmet Şah Yıldız’ın yanında 20 kadar kişi vardı. Ben Esvet Şenyaşar’ı ve eşini çok iyi tanıyorum. Benim ziyaretime gelen Reşit ya da konfeksiyoncu Mevlüt isimli kişi, Esvet’in çocuklarının hastaneye kaldırıldığını öğrenince Esvet’i bir arabayla hastaneye bırakmış. Dükkânda Şenyaşar’lardan bir kişi ölmüş diğer ikisi hastanede öldürülmüş diye anlattılar. Zaten ben Esvet’in hastanede öldürüldüğünü zaten biliyorum. Zira iş yerinde değildi. Hatta onun da başına bir kurşun sıkmışlar diye anlattılar” diye ifade verdi.13 KİŞİ HAKKINDA CEZA TALEP EDİLDİDelilleri ve ifadeleri hukuki olarak değerlendiren başsavcılık Fadıl Şenyaşar’ın Abdurrahman, Mustafa, Süleyman, Kenan ve Nihat Yıldız’a yönelik kasten öldürme teşebbüs suçunu, Mehmet Şah Yıldız’a yönelik kasten öldürme suçunu, Ahmet Çetin ve Engin Şimşek’e yönelik kasten silahla nitelikli yaralama suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Enver Yıldız’ın Adil Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli İbrahim Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Ali Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Abdurrahman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik sopa ile yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mustafa Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik silahla kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Süleyman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Kenan Yıldız’ın Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Nihat Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli İbrahim Halil Şimşek’in Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Şimşek’in Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçunu işlediğini, müşteki Şüpheli Ferit Şenyaşar’ın Süleyman Yıldız’a yönelik basit yaralama suçu ile Kenan Yıldız’a yönelik basit yaralama suçlarından cezalandırılmalarını talep etti.Başsavcılık hazırlanan iddianameyi Urfa 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu.MA / Muhammed Abdulkadir Esen -

Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?
Ceren Özdemir 3 Aralık 2019 Salı günü 19:30 sıralarında Altınordu ilçesinde bulunan evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özdemir’in kısa süre içerisinde tedavisi başlatılsa da genç balerin hayatını kaybetti.
Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?
Ordu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 3. sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Ceren Özdemir’i takip ederek, evinin önünde bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf eden zanlı adliyeye sevk edildi. Zanlının 2005 yılında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yaklaşık 14 yıl hapis yattığı ve Ekim ayı sonunda açık cezaevine alındığı açıklandı.
Başsavcılık açıklamasında, 35 yaşındaki Özgür Arduç’un, Ceren Özdemir cinayetinden 3 gün gün önce Ordu Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan kaçtığı duyuruldu.
Zanlı Arduç’un emniyetteki ilk ifadesinde Ceren Özdemir’i neden takibe başladığını anlattı.
35 yaşındaki zanlı, Özdemir’i çantasını çalmak üzere 4 kilometre takip ettiğini ve bina girişinde başkalarını görmesi üzerine panikleyerek çantayı alamadan bıçakladığını söyledi.
Özgür Arduç, Anadolu Ajansı’nın aktardığı ifadesinde cinayeti bir iş yerinden çaldığı bıçakla gerçekleştirdiğini belirtiyor.
Zanlının açık cezaevinden nasıl çıktığı da tartışma konusu oldu. Şüpheli polis ifadesinde cezaevinden izinli olarak çıktığını ve geri dönmediğini iddia etti. Ancak Ordu Başsavcılğı ise zanlının 01/12/2019 günü saat 00.15 sularında kurumdan firar ettiğini açıkladı.
Ceren Özdemir’in öldürülmesi sonrası bazı sosyal medya kullanıcılarının, genç kadını fotoğrafları ve paylaşımları üzerinden karalaması nedeniyle de soruşturma başlatıldı.
Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler, “Ceren Özdemir’in canice öldürülme eylemini ve şiddeti meşrulaştıran, suçu ve suçluyu öven, suça teşvik eden sosyal medya paylaşımları hakkında hukuki süreç başlatacak ve ilgililerin gerekli cezayı alması için sürecin takipçisi olacağız” açıklaması yaptı.
Olay nasıl gelişti?
Salı akşamı 19.30 sıralarında gerçekleşen olay, verilen ifadelere göre şöyle gelişti.
20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ceren Özdemir, bale dersi verdiği özel sanat evinden yürüyerek geri dönüyordu. Bu yol üzerinden elde edilen güvenlik kamerası kayıtlarında zanlının, Özdemir’i bu sırada takip ettiği belirlendi.
Özdemir, evinin bulunduğu binanın giriş kapısı otomatiği çalışmadığı için telefonla ulaştığı ablasından kendisine anahtar atmasını istedi.
35 yaşındaki zanlı bu sırada kendi ifadesiyle, çantasını almak üzere 20 yaşındaki Özdemir’e saldırdı. Ancak yine kendi ifadesiyle çevredekilerin fark etmesi nedeniyle çantasını alamadan genç kadını bıçakladı.
Baba Yılmaz Özdemir, büyük kızının cinayet zanlısını arkadan kaçarken de gördüğünü, kafasında kep olduğunu aktardığını söyledi.
Ceren Özdemir’e ilk müdahaleyi de hemşire olan annesi yaptı.
Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Ceren Özdemir, yapılan müdahalelere karşın kurtarılamadı.

Zanlı adliyeye sevkedildi
Emniyet sorgusunun ardından zanlı Özgür Arduç, Ordu Adliyesi’ne sevkedildi.
Sağlık kontrolünden de geçirilen zanlıya, Emniyet Müdürlüğü’nden çıkışı sırasında, bir grup fiziki tepki göstermek istedi.
Soylu’dan Ceren Özdemir açıklaması: Her uygulamayı eleştiremeyiz
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ceren Özdemir ile katil Özgür Arduç’un tanıştıklarının tespit edilemediğini açıkladı. Soylu firari Arduç’un yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise, “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil” yanıtını verdi.İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ordu’da Özgür Arduç adlı bir erkek tarafından katledilen Ceren Özdemir cinayetine ilişkin açıklamalarda bulundu. Soylu, suçunu itiraf eden zanlı Özgür Arduç’un Ceren Özdemir ile tanışıklıklarının olmadığının tespit edildiğini söyledi.Soylu, hem savcılık hem de kolluk kuvvetlerinin gerekli araştırmaları yaptığını belirterek, “Söyledikleri ne kadar doğru soruşturmada ortaya çıktı. Yapılan tespitte tanışıklıkları olmadığı söz konusu” dedi. Arduç’un cezaevinden ikinci kez firar edip yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise Bakan’ın yanıtı, “İki günlük firari. Katil ve cani. Bu durum her şeyin kötüye gittiği şeklinde yorumlanamaz” diye cevapladı.Soylu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ama tabii bu ölen kızımızı geri getirmiyor. Günün sonunda böyle bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Başsağlığı diliyoruz. Soruşturma devam ediyor. Adliye’ye sevk edildi. Onun söyledikleri var. Ne kadar doğrudur, neyi yansıtıyor, elbette ki bu soruşturma çerçevesinde ortaya çıkacak bir durumdur. Her firarinin bir cinayet işleyebileceğine yönelik bir bilgimiz söz konusu değil. Bizim görevimiz bütün firarileri yakalayarak adalete teslim etmektir. Bu tür eleştiriler illa ki olacaktır. Bütün bu eleştiriler bu kızımızın geri dönmesini sağlamayacaktır. Hakikaten elinde bıçak olup hiç tanımadığı bir insanı katledebilecek bir caniyle karşı karşıyayız. Firar etmiş ve bir cin.”Katil zanlısının dışarı çıkmasına izin verilmesi hakkındaki soruyu da yanıtlayan Soylu, şunları söyledi: “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil. Uygulama yapılıyor. Açık ve kapalı cezaevlerinde bir takım uygulamalar yapılıyor. Bu uygulamalarla ilgili sürekli olarak bir olay söz konusu geldiğinde tüm sistemi değiştirecek bir adım atarsak orada da başka sorunlar çıkıyor. Bizim bir sistemimiz var. Bu tür firari olaylar söz konusu olabilir. Bizim görevimiz yakalamaktır. Bulduğumuz oluyor. Bulamadığımız oluyor. Teknik takip yapmak zorundayız. Bu bütün Türkiye’nin güvenlik endişesiyle karşı karşıya kaldığınız göstermez. Evet, böyle bir olayla karşı karşıya kaldık. Bizim ihmalimiz nerededir. İki günlük bir firarinin bulunamamasındaki ihmal nedir bunları değerlendiriyoruz.” -

“Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti
Üniversite öğrencisi Şule Çet’in şüpheli ölümüyle ilgili davada karar açıklandı. Mahkemeye göre Çet, tecavüze uğradı ve kasten öldürüldü. Davanın tutuklu sanığı Çağatay Aksu için müebbet hapis cezası verildi.
Üniversite öğrencisi Şule Çet’in Ankara’da bir plazanın 20. katından düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesine ilişkin bir buçuk yıldır süren davanın karar duruşması Ankara Adliyesi’nde görüldü.
Duruşmaya Çet’in ailesi, taraf avukatları, davaya müdahil olan Aile Bakanlığı avukatları, çok sayıda hak savunucusu ve vatandaş katıldı.
Davanın tutuklu sanıklarından ve Çet’in patronu olarak bilinen Çağatay Aksu son savunmasında da suçsuz olduğunu ileri sürdü. Neden yargılandığını anlamadığını iddia eden Aksu, “Şule’ye dokunmadım” derken, mahkeme heyetine “Delil bulabiliyorsanız asın beni” diye çıkıştı.
Çağatay Aksu, davanın başından beri Şule Çet’in intihara meyilli olduğunda ısrar etmiş, Baba İsmail Çet’i de “kızına sahip çıkmamakla” suçlamıştı. Aksu’nun “ortada cinayet” yok çıkışlarına karşın mahkeme heyeti bir önceki duruşmada Çet’in ölümünü “cinayet” olarak tanımlamıştı.
Salondan tepki
Aksu son savunmasını yaparken mahkeme başkanı “Şule’nin düştüğü sırada ayakkabıları ayağında mıydı?” sorusunu yöneltti. Aksu’nun bu soruya “Aşağıya atlamaya çalışırken ayak bileğinden tuttum. Şule’nin üzerinde kadın pedi vardı, tecavüz edilip yerine mi konuldu. Burada savunmamı yapamadım” yanıtına duruşma salonunda bulunanlar, “Adalet yerini bulsun” sözleriyle tepki gördü.
Mahkeme başkanının “Başka diyeceğin var mı?” sorusu karşılığında da Aksu, beraatini talep etti. Aksu’nun yalan söylemediği konusunda namus sözü vermemesi salonda şaşkınlıkla karşılandı.
Şule’nin ölümünde Aksu’ya yardım etmekle suçlanan sanık Berk Akand da, “Aksu’ya yardım etmedim. Bu suça yardım etseydim, kendi kafama sıkmış olurdum” savunmasında bulundu.
Davanın başından beri Şule’nin intihara meyilli olduğu, psikolojik durumunun bozukluğu konusunda gündeme getirdikleri raporlarla tartışma yaratan sanık avukatları da, Şule’nin cinayete kurban gittiğine dair ortada hiçbir delil olmadığı görüşünde ısrar ettiler. Hem “tecavüz yok” hem de “Şule tecavüze karşı mücadele etmemiş” diyen avukatlar, bugüne kadar mahkemeye sundukları raporlar ciddiye alınmamış olsa da Şule’nin intihar ettiği görüşünü yinelediler.
Müebbet çıktı
Sanıkların ve avukatlarının “Şule intihar etti” iddiasını reddeden mahkeme heyeti kararını açıkladı.
Sanık Çağatay Aksu’ya “kasten öldürme, cinsel saldırı, hürriyetten yoksun kılma” suçlarından müebbet ve 12 yıl 6 ay hapis cezası verildi. “Şule Çet’e tecavüz edildi, kasten öldürüldü” diyen mahkeme heyeti Berk Akand’ın da Aksu’ya yardım ettiğine kanaat getirdi. Berk Akand’a, Aksu’yla aynı suçlardan 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi.
Hilal Köylü / Ankara
© Deutsche Welle Türkçe
-

Demirtaş bir haftadır hastaneye sevk edilmedi
Cezaevinde nefes darlığı nedeniyle bilinç kaybı yaşadığı belirtilen Selahattin Demirtaş’ın yapılan başvurulara rağmen bir haftadır hastaneye sevk edilmediği kaydedildi.
Edirne Cezaevi’nde tutulan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı ve kız kardeşi Aygül Demirtaş, cezaevinde nefes darlığı nedeniyle bilinç kaybı yaşayan ağabeyinin, yaptıkları başvurulara rağmen bir haftadır hastaneye sevk edilmediğini belirtti.
Aygül Demirtaş Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlarda “Cezaevi doktoru da Demirtaş’ın kardiyoloji, nöroloji ve gastroenteroloji olmak üzere üç ayrı bölüme sevk edilmesini istemiştir. Biz de avukatları olarak cezaevi idaresiyle yaptığımız görüşmede derhal hastaneye sevkini talep ettik. Ancak Demirtaş, aradan 7 gün geçmesine rağmen hastaneye sevk edilmemiştir. Böylesi hayati önemdeki bir sağlık sorununa rağmen hastaneye sevk edilmemesi, açıkça hayati risk altında tutulduğu anlamına gelmektedir” ifadelerine yer verdi.
Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Demirtaş’ın sağlık durumunun şu anda iyi olduğunu ancak üst tetkikler için mutlaka tam teşekküllü bir hastaneye naklinin yapılması gerektiğini vurguladı.
Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunmak gerekli mi?
Avukat Ramazan Demir bunun için Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunmak gerekip gerekmediği sorusuna, teknik olarak buna gerek olmadığı yanıtını verdi. Demir, cezaevi yönetiminin bu durumdaki bir hastanın tam teşekküllü bir hastaneye sevkini hemen yapması gerektiğini ancak bunun hâlâ gerçekleşmediğini kaydetti.
HDP’den açıklama
HDP de, Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumuna ilişkin hükümeti ve Adalet Bakanlığı’nı acilen açıklama yapmaya davet etti.
HDP’den yapılan açıklamada, “Demirtaş’ın tam teşekküllü bir hastaneye sevki için gerekli işlemler derhal yapılmalıdır. Şu ana kadar bunun gerçekleştirilmemiş olması kesinlikle kabul edilemez ve tüm sorumluluk yetkililerdedir” dendi.
Açıklamada ayrıca HDP Meclis Başkan Vekili ve Grup Başkanvekillerinin Edirne Cezaevi’ne hareket edecekleri kaydedildi. HDP temsilcilerinin bugün Edirne’ye gideceği öğrenildi.
Demirtaş daha önce de Aralık 2016’da cezaevinde kalp spazmı geçirmişti.
© Deutsche Welle Türkçe
-

Gözaltında beyaz tülbentlerine el konuldu
Batman’da 27 Kasım’da gözaltına alınıp, gözaltı süreleri 4 gün uzatılan 30 kişi arasındaki kadınların beyaz tülbentlerine el konulduğu belirtildi.Batman’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Barış Anneleri Meclisi, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivistleri ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski çalışanlarının da aralarında bulunduğu 30 kişi, 27 Kasım’da evlerine düzenlenen baskınlarla gözaltına alınmıştı. Emniyetteki ifade işlemleri tamamlanan 30 kişi, bugün Batman Adliyesi’ne getirildi.İfade almayan savcılık, 30 kişi hakkında ek gözaltı süresi talebinde bulundu. Sulh Ceza Mahkemesi 4 günlük ek gözaltı süresi verdi.Adliyeye getirilen 30 kişiye plastik kelepçe takıldığı, sürekli beyaz tülbent takan kadınların ise başlarında bu kez tülbent olmadığı görüldü. Gözaltındaki kadınların tülbentlerine emniyette el konulduğu öğrenildi.‘Gizlilik’ kararı bulunan soruşturma dosyası kapsamında gözaltına alınan 30 kişie “örgüt üyesi olmak” suçlaması yöneltildiği öğrenildi. -

‘Dört yılda 16 bin HDP’li gözaltına alındı, 3 bin 500’ü tutuklandı’
Ankara merkezli olarak dün 14 ilde yapılan operasyonlarda siyasetçi, insan hakları savunucuları ile emek ve demokrasi mücadelesi veren pek çok ismin gözaltına alınması birçok kentte protesto edildi. Yapılan açıklamalarda gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması istendi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, yapılan gözaltılara ilişkin Mülkiyeliler Birliği’nde basın toplantısı düzenlendi. Açıklamaya Hakların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Yazar Fikret Başkaya, Şair Ahmet Telli ve Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’un yanı sıra çok sayıda sendika, parti ve kurum temsilcisi katıldı.
Toplantıda konuşan İHD Ankara Şube Üyesi Sevil Turgut, yapılan gözaltıların gerekçesine dair avukatlara herhangi bir bilgi verilmediğini paylaştı.
Turgut, “Uzun zamandır yasal bir hak olan düşüme ve ifade özgürlüğü kapsamında, toplanma haklarına dönük eski faaliyetler gerekçe gösterilerek, periyodik hale getirilen gözaltı işlemleri yapılmaktadır” dedi.
Gözaltı uygulamalarındaki amacın topluma korku yaymak ve endişeleri çoğaltmak olduğunu kaydeden Turgut, şöyle dedi:
“Bu uygulamalar belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Serbest bırakılanların çoğuna adli kontrol şartı getirilmekte; imza ve yurtdışı yasağı ile bir başka şekilde özgürlükleri kısıtlanmaktadır. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında tutuklanmayıp adli kontrol tedbiri uygulanan kişi sayısının ise 450 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.”
Korku uyandırılarak gözaltına alınmaların kabul edilemez olduğunu belirten Turgut, “Anayasal bir hak olan ve uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ortadan kaldırılamaz. Bu haklar suç değildir, suç sayılamaz. Siyasal iktidar bu yasa ve sözleşmelere uymakla yükümlüdür” dedi.
Batman’da DTK, İHD yöneticileri ile Barış Anneleri’nin de aralarında 30 kişinin gözaltına alınması protestosunda konuşan DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk, “Kimse bizi tutuklama ve gözaltılarla korkutamaz” dedi.
Kentte yapılacak açıklama öncesinde parti binası çevresi polislerce abluka altına alındı. Valilik kararı doğrultusunda dışarıda açıklamaya izin verilmeyeceğinin belirtilmesi üzerine Öztürk ile HDP Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, polislerle tartıştı. Gösterilen tepkiler üzerine polislerin yasak ısrarından geri adım atmasıyla açıklama yapıldı.
Partilerine dönük operasyonlarla 2015 yılından bu yana 16 bin 300 arkadaşlarının gözaltına alındığını, bunlardan 3 bin 500’ünün tutuklandığı bilgilerini veren Tiryaki, “Bunlara rağmen partimiz dimdik ayaktadır ve onlara İstanbul’da, Ankara’da ve daha birçok yerde kaybettirmiştir. Onlar umutla bakamıyorlar, umutla bakan halkımızdır, o yüzden bizi kriminilaze etmeye çalışıyorlar. Kazanan halkımız olacaktır” dedi. (Mezopotamya Ajansı)
-

Anneleriyle kalan çocuklara tutsak muamelesi yapılıyor
Anneleriyle birlikte cezaevlerinde tutulan çocukların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çeken CİSST Hapiste Çocuk Temsilcisi Cansu Şekerci ve Miraz Bebeğin Babası Cengiz Zaza Akbaba, çocuklara tutuklu muamelesi yapıldığını söyledi.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye’de en az 864 çocuk annesiyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda. Annesi Gülistan Diken Akbaba’yla birlikte Gebze Kadın Cezaevi’nde tutulan Miraz bebek de bunlardan biri. Hafta içi annesinin yanında kalan Miraz bebek hafta sonu ise babası Cengiz Zaza Akbaba’nın yanında kalıyor. Eşi Gülistan Diken Akbaba’nın yaklaşık üç yıldır cezaevinde olduğunu hatırlatan Cengiz Zaza Akbaba, çocukların cezaevlerinde yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekti. Çocuğun anneyle buluşması başta olmak üzere bir bebeğin en temel ihtiyaçlarına ulaşmasında dahi ciddi sorunlar yaşadıklarını belirten Akbaba, “Bir keresinde Miraz hastaneye giderken annesi yanında götürülmedi. Bu sorunu çözdük derken yeni sorunlarla karşılaştık. Miraz’ın mamaya ulaşımında çeşitli sıkıntılar yaşandı. Oyuncaklarını bile yasakladılar” dedi.
Miraz’ın en son cezaevine alınmaması meselesine değinen Akbaba, Miraz’ın içeri alınmadıktan sonra ağladığını ve kendisine, “Baba, neden annemin yanına gidemiyoruz” sorusuna Miraz’ı oyalamak amacıyla, “anahtarı kaybettik” diye cevap verdiğini aktardı.
Cezaevlerinde yaşamak zorunda bırakılan çocukların haklarının açık ve anlaşılır bir şekilde yazılması gerektiğini dile getiren Akbaba, “Çocukların hakları açık ve anlaşılır bir şekilde yazılmadığı için bazı idareler ve görevliler tarafından çocuklar tutuklu muamelesi yapılıyor” dedi. Adalet Bakanlığı’ndan yetkililerle zaman zaman görüşmeler gerçekleştirdiğini dile getiren Akbaba, son olarak “Bakanlık, eğer bir çalışma yapıyorlarsa bizimle de ortaklaştırsın. En kısa zamanda bu çocuklu ailelerin, mağduriyetinin giderilmesi lazım. En azından çocuklu anneler, denetimli serbestlik veya ev hapsi şeklinde uygulamalarla infazlarını tamamlayabilir” diyerek çağrıda bulundu.
İhlaller saymakla bitmiyor
Ceza İnfaz Sistemlerinde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Çocuk Temsilcisi Cansu Şekerci de cezaevlerinde yaşanan mevcut nüfustan kaynaklı yaşanan sorunlardan çocukların da etkilendiğini dile getirdi. Şekerci, çocukların ayrı yataklarının olmaması, sağlık haklarına, oyuncak ve gıdaya ulaşamama gibi hak ihlallerinin yaşandığını belirtti. Bunların yanı sıra 15 Temmuz 2016’da Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen OHAL ile birlikte cezaevlerinde bulunan kreşlerin kullanımıyla ilgili ihlaller yaşandığını kaydeden Şekerci, “Özellikle OHAL’den sonra kreşler faydalanmanın annenin siyasi ya da adli olmasına göre değiştiğine dair bize bilgi aktarımı oldu. Bunun önüne geçecek denetimlerin olması çok önemli” dedi.
Alan görünür kılınmalı
Şekerci, cezaevinde kaç çocuğun yaşamak zorunda bırakıldığını, bu çocukların oyuna, uykuya, sağlığa erişimlerinin hangi düzeyde olduğunun tespit edilmesi için kurumların daha şeffaf bir politika izlemesi gerektiğini ifade etti. Şekerci, “Alanın görünür olması çok önemli, çünkü alan görülmediği takdirde sayılar karanlık sayı haline gelmeye başlıyor, yani ihlallerden haberdar olamıyoruz” diye konuştu.
Yargı reformunun gündemde olduğu bugünlerde hapsetmenin alternatiflerinin öncelenmesi gerektiğine değinen Şekerci, şunları ekledi: “Hapis cezasının günümüzdeki şartlarıyla insanlara daha çok zarar vereceğini, insan hakkı ihlallerini arttıracağını düşünüyoruz. Denetimli serbestlik tekrar değerlendirilmelidir” dedi. Şekerci, “Bu değerlendirilirken çocukların annesi dolayısıyla değil, birey olmaları dolayısıyla bir şeylerin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz.”
