Tag: Website

  • KÜRTLERİN STATÜ TALEBİNİ KABUL ETMEK ZORUNDASIN!

    newroz25

    Yeni bir bin yılın yeni bir yılına 16. senesine girerken hala coğrafyamızda ulusal ve dinsel sorunların insan öldürme gerekçesi yapıldığı ilkel bir dünya da kopamadığımızı da belirtmek gerek. Gezegen de ve yaşadığımız doğada bütün canlıların eşit birer varlık olduklarına hala inanmıyor ve kendi bencilliklerimiz için bir başkasını yok etme zalimliğini içimizde barındırıyorsak bu ilkel olduğumuzun göstergesidir de. Doğanın en Vahşi ve vampir yaratığı olarak insan yeryüzüne damgasını vurdu, ilkel komünal çağlardan sonra… Bir başka coğrafi şekilleniş, farklı ırk, farklı dil ve kültür, cins, renk, inanç, düşünüş ve canlı varlıkları kendimize düşman görüp toplu katliamlar, inkar ve imha planları uygulanıyorsa hala ilkel topluluklarız demektir! Bir başkalarını ötekileştirip, Üzerlerinde egemenlik kurmaya çalışıyorsak doğadışı varlık olmayı hedeflemiş ve evrenin sahibi olmaya çalışıyoruzdur. Toleranslı sınıf ve zümreler yaratarak gezegeni ve evreni denetim altına almaya çalışıyoruz demektir. İnsan kendisini evrenin efendisi ilan edemez, doğanın en güçlüsü görerek ezen insan barbarizmini bir sistem olarak inşaa etmemelidir.

    En sonun da söylememiz gereken cümleyi önceden söylersek meseleyi daha iyi anlaşılır kılarız. Türk devleti nüfusu 25 milyon olan bir başka ulus üzerinde ki 100 yıllık hakimiyetini sona erdirip, Kürtlere bir Statü vermek zorunda! Yeryüzünün statüsüz en kalabalık ve en geniş halkı olarak Mezopotamya da binlerce yıldır yaşayan mağdur edilmiş bir ulus var. Bu ulusun varlığı ve geleceği güvence altına alınmazsa o bölgede adaletsizlik giderek büyür ve yerine istikrarsızlık boyutlanır.

    Kürtlerin bölgede ki nüfusu 45 milyondur, bu da İran ve Türkiye’den sonra ki en kalabalık ulus demektir. 5 devletin sınırlarına hapse edildi.

    100 yıl önceki parçalanma şimdi bütünleştirmeyle taçlandırılmalı.

    Kürtlere Özerklik veya Federasyon Türk devletini korumanın en yakın ve yumuşak projesidir! Ortadoğu’da Kürtler Bağımsız olmadıkça rahat yok..

    Kürtlere ulusal bir toplum Statüsü kabul etmeyen devletler parçalanma, iç savaşa veya Irak ve Suriye gibi felaketlere gebedir, bunu bilmeyen politikacı var mı? Yeryüzünde ulus devletleri var oldukça eninde sonunda Kürtlerin de bir statüsü olmak zorundadır yoksa istikrarsızlık devam eder, kaos ve savaş bölgeyi esir alır. Kapitalizm aynı zamanda istikrarsızlıklar sistemdidir, bundan beslenir, istikrarsızlıkta fırsat arar ancak sermaye dolaşımı, para kazanma hırsı olan egemenler aynı zamanda istikrar da arar, rahat para kazanma yollarını da kollar. Parası olan rahat ve güvenceli yere yatırım yapar. Aslında çağımızda ki toplumsal yapı ve işleyen egemen sistemler de Kürtlere statü ister. Kapitalizm uluslar üzerinde büyüdü, gelişti ve güçlendi her ne kadar bugün küreselleşse de..

    Daha nereye kadar ve ne zamana kadar bir başka canlıya, bir başka insan veya ulusa karşı kin ve nefretini kusacaksın? Daha ne kadar ve ne zamana kadar Kürt halkını inkar edip imha etmek için her türlü yol ve yöntemi deneyeceksin? Daha ne zamana kadar ezeceksin, dövecekesin, işkence edip zindana atacaksın, yakıp, yıkıp katledeceksin, aşağılayıcı köle muamelesi yapacaksın?

    Yeter, bu dünya ya, evrene, doğaya ve insan bilimine karşı fazla direnme, anlamsız  çağdışı teklik ve 500 yıllık Türk İslam Sentezi projende vazgeç, daha ne kadar kan akıtacaksın?

    …önce insan, önce doğa, önce evrendir!

    Ne Türkiye, ne İran, ne Irak ve ne de Suriye devletleri parçaladıkları, işgal ettikleri, sömürgeleştirdikleri, asimilasyona tabii tutukları 45 milyonluk Kürt coğrafyasını daha fazla inkar ve imha edemezler! Kürdistan tarihsel bir gerçektir, Kürt ulusal varlığı yeryüzünün gerçeğidir, bu gerçekle yüzleşmek zorundasınız. O nedenle 1810″lar dan bu yana inkar, asimilasyon, sürgün, talan ve imha ile yüz yüze kalan Kürtler de artık ulusal uyanışı gerçekleşti. Din kardeşliği bitti !

    Bölgeye sürdüğünüz IŞİD veya El kaide gibi şeriatçı grupları din kardeşliğinin bitşini hızlandırdı zaten. Gelişen kapitalizm, sosyalleşen ve toplumsallaşan halklar dinsellikten de uzaklaşmak zorunda kalıyor. Din kardeşliği adına coğrafyasında bin yıldır sözüm ona köle olarak kullandığın, eziyet ettiğin yoksul halk artık başkaldırmıştır, ulusal demokratik haklarına sahip olmak istiyor. Tıpkı diğer uluslar gibi yeryüzünün eşit halkı olarak topraklarında kardeşçe yaşamak istiyor.

    Sen hala zorla Türksün diymezsin!

    Kürt ulusal varlığını kabul edip, geçmişte yaptığın eziyetler, katliam ve sürgünler için özür dileyip onlara insanca yaşamaları için el uzatman gerekir. Eğer kardeşlik diyorsan, birlikte yaşam diyorsan bu erdemliliği göstermen gerekmektedir. Kürtleri tanımak,statü vermek ve normal sosyal,kültürel ve toplumsal yaşamları için yardımcı olmak aynı zamanda insani bir görevdir.

    Bu ve benzeri yazıları egemen ulusa mensup birilerinin yazması,çizmesi ve gün ışığına çıkarması daha anlam kazanır, çünkü Ezilen ulusun mensupları dinlenmiyor. Peşin hükümle, önyargıyla hemen en adaletsiz bir şekilde ellerinde ki medya gücüyle, güvenlik ve yargı mekanizmasıyla ‘mahkum’ ediliyor. Başka bir ulusu ezen bir ulusun gücü hemen devreye girer ve linç kampanyası sokak, sokak, mahalle mahalle, ev ev ve işyeri işyeri devam eder. Zalimin zulmü bu olsa gerek! Ezilen ulusun mensuplarının eleştirisi, istek, arzu veya analizleri dikkate alınmıyor tersine bölücülük, teröristlik veya benzeri saçmalıklarla damgalanıp, suçlanıyor.. Yani ne yazsak, ne söylesek egemen ulus egemen sınıf piyasasında kayda değeri olmuyor.

    2015 yılında maalesef kötülükler fazlaydı. Bugünkü hükümet yeniden Kürtleri dıştalıyor. Ankara meclisine girip orada demokratik hak ve özgürlükler mücadelesini dillendirmeye çalışanlara karşı linç girişimi başlatıldı. Elinde kasap bıçağıyla en önde yürüyen ulusalcı sahte solcular, koltuğunun altında Kuranı kerim kitabıyla yeşil sarıklı ve fistanlı din tüccarlarının yok etme, yakma ve talan girişimine ‘cennete’ gitme olarak adalndırılıyor.

    Kürtleri aşağılayan, dıştalayan, kötüleyen ve topluma kötü gösteren politikalar ve programlar yapılıyor. Bu da etki tepki meselesine dönüşebiliyor ve Kürtleri kötü şeyler yapmaya azmettiren yayınlarla gündelik hayat sürekli ısıtılıyor, değiştirilip hedef saptırılması yapılabiliyor. Kürdü İnsan olarak kucaklayan, buluşturan, birleştiren,eşitlik ve adaleti paylaşan,dünya nimetlerini paylaştıran,yaşama teşvik eden yok.. Ya da böyle bir projesi olanlar birer küçük grup olarak ‘etkisiz’ leştirildiler.

    Son 4 ayda 20 ilçede 58 kez ilan edilen sokağa çıkma yasağıyla Kürt katliamı, Kürtleri imha etme programı uygulanıyor, bu adı konulmamış bir soykırımdır. Yaklaşık 3 milyon insan yerinden yurdundan edildi.

    Hem Suriye’deki Kürtler hem de Türkiye’deki Kürtler için kötü bir yılı geride bıraktık.

    100 yıldır soykırım ve katliamalrla,sürgün ve hapislerle,açlık ve yoksulluk dayatmalarıyla,inkar ve imha politikalrıyla yok edemedin, Kürtleri! Tersine Kürtler daha güçlenip çıkmadılar mı?..Öyleyse neyi tekrarlıyorsun? Bir de insan ol,insana istediği ulusal statsünü ver, korkma bölünmezsin! Bıkmadın mı? Aynı şeyleri tekrarlamaktan..

    1071’de seni Malazgirt’ten içeri alan Kürtler bin yıl sana din kardeşliği yaptı, 1299’da Osmanlı’yı kurduğunda yanıbaşındaydı, 250 yıl uğraştın ta istanbul’u ele geçirmene kadar sana hep yardımcı oldu. 1923’te Lozan’da Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu onlarsız onaylatamadın..Savaşlarda önce Kürtleri öne sürdün, 600 yıl Osmanlıyı ve Türkleri koruma ve kollama görevi yaptı din kardeşliği adına şimdi sen ölümle mükafatlandırıyorsun!Yeter artık fazla uzatma bu zorraki oyunu ve 5 bin yıldır orada yaşayan bir millet var ve eşitlik istiyor,statü istiyor bu dan onun en doğal en insani hakkıdr! Bence Kürtler özgür olsunlar, kendileri karar versinler gelecekler i için, sen değil! Öyleyse ben referandum öneriyorum. Kürtlerin yaşadığı 22 ilde referandum yapılmalaıdır. Federasyon mu? Özerklik mi? Otonom mu? Bağımsızlık mı? Birlikte mi olma? ya da ne istiyorlarsa..karar onlarındır, bu karara saygı duyulmalıdır.

    Kürt halkına özgürlük!

    Kürtlerin geleceği, yeri yurdu, evi barkı, hayatı veya yaşamı hakkında AKP veya bir başka parti,hükümet veya devlet karar verme hakkına sahip olmasın.Kürtler terörist değildir, Kürt halkı terörü istemez, kardeşlik, eşitlik ve adalet ister bu bin yıllık ızdırabındandır, çektiği eziyettendir. Her ulus gibi o da insan olarak yeryüzünde yaşamak ister. Bu da onun hakkıdır! Rahat ve özgür bırakın! İhanet, vatan haini, bölücü, terörist veya benzeri yakıştırmalarla iktidarınızı milliyetçi,ırkçı ve şövenist duygularla soslamanıza gerek yok. İç politika malzemesi üretip ‘vatan ve millet’ bölünüyor safsatalarıyla daha ne kadar sürecek bu gangasterlik! Birazcık insan olabilmeniz yeterlidir!

    Bir başka insanı,halkı veya ulusu yok sayma,saygı göster yeter. Bu gezegen de onun da yaşadığını unutma ! Tıpkı diğer 7 milyar insan gibi, ona saygı göster bunu da haklarını iade ederek gerçekleştirebilirsin!

    Kadim Laçin – Londra

    info@kadimlacin.com

  • Paris katliamı yıldönümünde Türk devleti yine 3 Kürt kadın siyasetçiyi katletti

    Paris katliamı yıldönümünde Türk devleti yine 3 Kürt kadın siyasetçiyi katletti

    Silopi’de dün akşam katledilen 3 kişinin DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA aktivisti Fatma Uyar olduğu öğrenildi. Beraberinde katledilen 1 erkek cenazesinin de kime ait olduğu henüz netleşmedi.

    Paris katliamı yıldönümünde Türk devleti yine 3 Kürt kadın siyasetçiyi katletti 1
    DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA aktivisti Fatma Uyar

    Şırnak’ın Silopi ilçesinde dün akşam saatlerinde Karşıyaka Mahallesi zırhlı araçlarla uzun süre yaylım atışa tutulmuştu. Açılan ateşte yaşamını yitiren 4 kişinin cenazesi Silopi Devlet Hastanesi Morgu’na kaldırılmıştı. Cenazelere ilişkin bilgi almak için hastaneye giden HDP’li vekilleri Aycan Irmez ve Ferhat Encü devlet güçlerince engellenmişti.

    3 CENAZE ŞIRNAK’A GÖNDERİLDİ

    Akşam saatlerinde 3 cenaze Şırnak Devlet Hastanesi Morgu’na gönderildi. Hastaneye giden HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve HDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan savcılıkla görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeden sonra bilgi veren Birlik, cenazelerin DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA aktivisti Fatma Uyar’a ait olduğunu ifade etti. Birlik, 1 erkek cenazesinin ise yüzü tanınmaz halde olduğu için kime ait olduğunu bilinmediğini kaydetti.

    4 KİŞİDEN HABER ALINAMIYORDU

    Dün akşam Karşıyaka Mahallesi’nin taranmasından sonra Nayır, Demir, Uyar ve ismi öğrenilemeyen 1 kişiden haber alınamıyordu.

    Paris katliamı yıldönümünde Türk devleti yine 3 Kürt kadın siyasetçiyi katletti 2
    DBP PM üyesi Sêvê Demir
  • Sur, Cizre ve Silopi’de Yılın İlk Üç Günün Bilançosu: 6 sivil, 2 Güvenlik Görevlisi yaşamını yitirdi

    Sur, Cizre ve Silopi’de Yılın İlk Üç Günün Bilançosu: 6 sivil, 2 Güvenlik Görevlisi yaşamını yitirdi

    Sıkıyönetim uygulamalarının devam ettiği Cizre, Silopi ve Sur’da yeni yılın ilk üç gününde 6 sivil yurttaş yaşamını yitirirken, biri özel harekatçı, biri de asker olmak üzere 2 güvenlik görevlisi öldü.

    Sur, Cizre ve Silopi’de Yılın İlk Üç Günün Bilançosu: 6 sivil, 2 Güvenlik Görevlisi yaşamını yitirdi 1 

    Sokağa çıkma yasakları Sur’da 33 gün, Silopi 21 ve Cizre’de de 21 gündür devam ediyor. Sokağa çıkma yasağının devam ettiği kentlerde çok yüksek düzeyde gıda, elektrik ve su sıkıntısı yaşanıyor.

    3 OCAK

    SILOPI’DE 2 SİVİL YAŞAMINI YİTİRDİ

    Silopi’nin Barbaros Mahallesi’nde başına bomba atar mermisinin şarapneli isabet eden 35 yaşlarındaki bir kadın ile özel harekat timleri tarafından taranan evdeki Yusuf isimli yurttaş yaşamını yitirdi. Saldırılarda çok sayıda yaralı olduğu bildiriliyor.

    CİZRE’DE 1 SİVİL YAŞAMINI YİTİRDİ

    Sıkıyönetimin 21’inci gününe girdiği Cizre’de özel harekat polisleri tarafından açılan ateş sonucu Yafes Mahallesi’ne Sezai Burçin isimli yurttaş yaşamını yitirdi. Mahallede yaklaşık 60 kişinin mahsur kaldığı bir ev ise asker ve polisin saldırısı altında.

    SUR’DA BİR KADIN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Diyarbakır’da 3 annesi Melek Alpaydın (38) isimli bir kadın, bulunduğu eve isabet eden top mermisi sonucu hayatını kaybetti. Sur’un yasak kapsamında olmayan İskenderpaşa Mahallesi Küçük Aktar Sokak’ta bulunan evdeki diğer kişilerle birlikte sofrada yemek yedikleri esnada atılan top mermisin hedefi olan kadın, kanlar içerisinde yerde kalarak can verdi.

    2 OCAK

    SİLOPİ’DE 70 YAŞINDAKİ ÖMER MASLU YAŞAMINI YİTİRDİ

    Şırnak’ın Silopi ilçesi Karşıyaka Mahallesi’ndeki evi özel harekat polisleri tarafından taranan 70 yaşındaki Ömer Maslu, namaz kıldığı sırada açılan ateşle katledildi. Silopi Polis Müdürlüğü’nden hedef gözletilerek açılan ateş sonucu Maslu’nun karnına isabet edilen kurşunla vurulduğu, cenazesinin ise ailesinin saldırıdan ötürü evin duvarını kırarak girdiği odadan alınarak mahallede bulunan camiye götürüldüğü öğrenildi.

    CİZRE’DE YARALANAN İKİ KİŞİNİN HAYATİ RİSKİ DEVAM EDİYOR

    Sıkıyönetim saldırılarının 20’nci gününe girdiği Cizre’de 2 yurttaş daha özel harekat polislerinin saldırılarında ağır yaralandı. Konak Mahallesi’nde sokakta kalan çocukları minibüsüne bindiren Hüseyin Naycı adlı yurttaş, emniyet binası yönünden açılan ateş sonucu kafasından vurularak ağır yaralandı.

Dicle Mahallesi’nde ise Nihat Aşan isimli yurttaş evinin önünde özel harekat polisleri tarafından açılan ateşle vuruldu. Her iki yurttaşın da Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı ve sağlık durumlarının kritik olduğu öğrenildi.

    Saldırıların yoğun yaşandığı Cudi Mahallesi’nde de 7 yaşındaki Umut Geçit, özel harekat polislerinin açtığı ateş sonucu ayağından yaralandı.

    1 OCAK

    SILOPI’DE YARALANAN YALMAN HASTANEYE KALDIRILIAMADIĞI İÇİN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Sıkıyönetim saldırılarının 19’uncu gününe girdiği Şırnak Silopi’de Başak Mahallesi’nden Barbaros Mahallesi’ne gitmeye çalışırken özel harekat timlerinin açtığı ateş sonucu ağır yaralanan Ömer Yalman (45) adlı yurttaş, çatışmaların devam etmesi ve ambulansın gelmesine polislerin engel olması nedeniyle kan kaybından yaşamını yitirdi.

    CIZRE’DE IKI KADIN YARALANDI

    Cudi Mahallesi’nde özel harekat polislerinin açtığı ateş sonucu Nazlı Ipek Uğur (35) ve Mine Çağrıcı adlı yurttaşlar yaralandı. Yaralı iki kadın Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

    SILOPI’DE 1 ASKER YAŞAMINI YİTİRDİ

    Sıkıyönetim saldırılarının sürdüğü Silopi’de dün gece özyönetim mahallelerine girmeye çalışan polislere özsavunma güçleri tarafından karşılık verilmesi üzerine çatışma çıktı. Karşıyaka Mahallesi’ne girmeye çalışan özel harekat polisleri ve askerlere, özsavunma güçlerinin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada, 1 askerin yaşamını yitirdiği, çok sayıda da yaralanın olduğu belirtildi.

    CIZRE’DE 1 POLIS YAŞAMINI YİTİRDİ

    Sıkıyönetimin 19’uncu güne girdiği Cizre’de dün gece yaşanan çatışmalarda 1 polisin yaşamını yitirdi, 4 polis de yaralandı.

    CIZRE

    Cizre’de halkın özyönetim talebine karşı girişilen abluka ve saldırılar 3’üncü haftasına girdi. Bu süre zarfında aralarında 3 aylık Miray bebeğin de bulunduğu 29 sivilin devlet güçlerince katledildiği saldırılara rağmen ilçe halkı, yaşamlarını komünlerle örgütleyip direnişlerine devam ediyor.

    Cizre’de devlet güçlerinin saldırılarında bu güne kadar hayatını kaybeden ve hükümet yetkilileri ve savaş medyası tarafından “terörist” ilan edilen yurttaşların isimleri ise şöyle:

    Cudi Mahallesi 

1- Hediye Şen (30)

    2- Doğan Aslan (22)

    3- Sellahadin Bozkurt (70)

    4- Zeynep Yılmaz (40)

    5- Emine Duman (77)

    6- Lütfü Aksu (25)

    7- Mehmet Saçan (38)

    8- Ferdi Kalkan (20)

    9- Hüseyin Ertene (17)

    10- Hüseyin Selçuk (5)

    11- Zeynep Demir (65-70)

    12- Cabbar Taşkın (40)

    13- Anneleri yoğun bombardıman nedeniyle erken doğum yapan 7 aylık doğmamış iki bebek

    Nur Mahallesi

    14- Doğan İşçi (32)

    15- Mehmet Tekin (25)

    16 Azime Aşan (50)

    17- Kumru Işık (85)

    18- Abdullaziz Yural (28)

    19- Güler Yanalak’ın karnında doğmamış kurşunla katledilen 7 aylık bebeği

    Sur Mahallesi

    20- İbrahim Akhan (15)

    21- Yılmaz Erz (42)

    22- Dikran Sayaca (25)

    23- Ramazan İnce (75)

    24- Miray İnce (3 aylık bebek)

    Yafes Mahallesi

    25- Abdullmecit Yanık (24)

    26- Haci Özdal (25)

    27- Hediye Erden (60)

    Dicle Mahallesi

    28- Besna Zırığ (50) kalp krizi geçirdi

    Kale Mahallesi

    29 – Cahide Çakıl (35)

  • Hasan Cemal, Demirtaş’ı İhanet ile Suçlayanlara Sert Cevap Verdi

    Hasan Cemal, Demirtaş’ı İhanet ile Suçlayanlara Sert Cevap Verdi

    Deneyimli gazeteci ve yazar Hasan Cemal son dönemde HDP Eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ı ihanet ve hainlikle suçlayanlara t24’teki köşesinden sert cevap verdi. Hasan Cemal’in T24’de yayınlanan yazısı şöyle:

    Hasan Cemal, Demirtaş’ı İhanet ile Suçlayanlara Sert Cevap Verdi 1
    Hasan Cemal: Demirtaş Hain Değil

     

    Hayır, Demirtaş hain değil, ihanet içinde değil!

    Hain!

    İhanet!

    Vatan haini!

    Bu sözcükler havada yine çok fazla uçuşmaya başladı.

    Korkun!

    Kötü bir şeyler olacak demektir.

    Hep böyle olmuştur bu memlekette.

    Anlaşılan, gidiş yine o gidiş.

    Ders çıkarmak yok bizde.

    Vatan hainleri üretmekle, hapse atmakla, işkence etmekle, ipe çekmekle, vurmakla, kırmakla işlerin düzeleceğini sanıyoruz.

    Yıllar böyle geçti.
Ama olmadı, olmuyor.
 Şimdi bir denemeye daha hazırlanıyoruz. Hatta başladık bile.

    Selahattin Demirtaş ‘vatan haini’ ilan edildi, ‘ihanet’le suçlanıyor her yandan.

    Ama bakın.

    Demirtaş hain değil!

    Hayır değil.
Demirtaş, ihanet içinde değil.

    Kötülük yapan o değil.

    Tam tersine…

    Bu memlekete kötülük yapanlar onu ‘ihanet’le suçlayanlardır.

    Bu memlekette barış ve demokrasiyi kundaklayanlar Demirtaş değil, onu her Allah’ın günü şeytanlaştırmaya başlayanlardır.

    Demirtaş, bu toprakların acılarını iliklerine kadar hissetmiştir, yaşamıştır.

    Kürtlerin acılı coğrafyasını, Kürtlerin trajediye doymayan topraklarını barışa, özgürlüğe kavuşturmak için elini her zaman taşın altına koymuştur.

    Elinden geleni yapmaya çalışmıştır.

    Bugün Selahattin Demirtaş’ı şeytanlaştıranlar, önce dönüp Saray’daki Sultan’a baksınlar.

    Önce onun yanlışlarını vurgulasınlar.

    Önce Saray’ın 1 Kasım için nasıl savaş düğmesine bastığını sorgulasınlar.

    Bugün şeytanlaştırma ateşlerine odun atanlar önce dönüp ‘Saray’a baksınlar.

    Önce devletin yanlış politikalarına itiraz etsinler.

    Çok kolayına kaçıyorlar.
Devlete hiç itirazları yok!
1990’ların ‘asker gazeteciliği’nden sonra şimdi de ‘saray gazeteciliği’ne, ‘saray yazarlığı’na soyunmak gerçekten ayıp oluyor.

    Yazıktır, günahtır.
“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!” zihniyetiyle, “Katli vaciptir!” sloganlarıyla bu topraklarda çok kıyım yapıldı, büyük acılar çekildi.

    “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!” zihniyetiyle, “Katli vaciptir!” sloganlarıyla bu topraklarda çok kıyım yapıldı, büyük acılar çekildi.

     

    Barışın canına okundu.
İnsan hakları katledildi.

    Demokrasiydi, hukuktu hiçe sayıldı.

    Şimdi bir daha mı?..

    Demek, aklınızı peynir ekmekle yediniz.

    Çoğunluk var elinizin altında.

    Kaldırın milletvekili dokunulmazlıklarını.
Selahattin Demirtaş’ı atın hapse.

    Sırrı Süreyya’yı atın içeri.
Figen Yüksekdağ‘ı, Kamran Yüksek’i, Selma Irmak’ı, Hatip Dicle’yi, Sebahat Tuncel’i tıkın hapse.

    HDP’yi de kapatın gitsin.
Kürtlerin 6 küsur milyon oyunu yok sayın.

    İşbirlikçileri de unutmayın.

    Onları da etkisiz kılın, temizleyin!

    Askeri darbe dönemlerindaki gibi, tam bir mıntıka temizliği yapın!

    Vatan hainleri’nden arınsın bu ülke!

    Yapın yapın.
Daha fazla beklemeyin.

    O arada, tıpkı askeri darbe dönemlerindeki gibi bir Anayasa yapın, bir referandumla da başkan babalığı Anayasa’ya bağlayın.

    Kim bilir belki bu despotluğu da, havuzlaştırılmış medya düzeni sayesinde demokrasi diye yutturursuz.

    Zaten muhalif sesler neredeyse yok oldu. 
Gazeteciliği de bitirdiniz büyük ölçüde.
 Zincire vurdunuz.

    Bakın, sevgili Can Dündar’ın Silivri’den İngiliz Guardian gazetesine yazdığı yazı,
“Erdoğan ve Suriye ile ilgili gerçeği açığa çıkardım, bunun için beni hapse attırdı” başlığını taşıyor.

    Şöyle devam ediyor Can:
“Devlet sırrı mühürü, iktidarların kirli işlerini örtmek için bir örtüye dönüşürse, bunu yırtıp atmak gazetecinin görevi değil midir? Toplumun çıkarlarına en çok neyin hizmet ettiğine kim karar verir?”

    Sevgili Can;
Biliyorsun, bizde tek karar odağı, Saray.
Son söz onda.

    Saray’daki Sultan, etek boyundan vatan hainliğine kadar neredeyse her konuda tek yetkili…

    Evet öyle.

    Şimdi de vatan hainlerini, ihanetleri, casusları deşifre ediyor.

    Ama her geçen gün kendi kendini dünya aleme deşifre ettiğinin farkında değil.

  • Cizre’de Öldürülen Sağlık Emekçisinin Son Paylaşımı: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

    Cizre’de Öldürülen Sağlık Emekçisinin Son Paylaşımı: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

    Cizre’de, Devlet Hastanesi çalışanı sağlık memuru Aziz Yural, bulunduğu sokakta özel harekat polisleri tarafından açılan ateşle ayağından yaralanan bir kadını almak istediği sırada, polislerin hedefi oldu. Yural özel harekat polislerinin açtığı ateş sonucu başından vurularak yaşamını yitirdi. Yural’ın katledilmesiyle beraber 14 Aralık’tan bu yana Cizre’de polisler tarafından katledilenlerin sayısı 25’e yükseldi.

    Cizre’de Öldürülen Sağlık Emekçisinin Son Paylaşımı: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar 2
    Cizre devlet hastanesinde çalışan sağlık emekçisi Aziz Yural bir kadının yaşamını kurtarmaya çalışırken polisler tarafından başından vurularak katledildi.

    Sokağa çıkma yasağının başladığı 14 Aralıkta facebook hesabında ‘Güzel günler göreceğiz çocuklar’ ile dizelerine Aziz Yurdakul şöyle devam etmişti.

    Güzel günler göreceğiz çocuklar

    korkaklıkla KAÇANLARA ve ULUYAN KATLIAMCILARA rağmen,

    Güzel günler göreceğiz Çocuklar

    inanın çocuklar

    Sıkıyönetim saldırılarının sürdüğü Cizre’de, halkın öz yönetim direnişini kıramayan devlet güçleri, yaraladıkları sivilleri sokaklardan almak isteyenleri de hedef aldı. Nur Mahallesi’nde yaşayan Cizre Devlet Hastanesi çalışanı sağlık memuru Aziz Yural, özel harekat polisleri tarafından ayağından yaralanan bir kadını sokaktan almak istediği sırada özel harekat polislerinin hedefi oldu. Polis tarafından açtığı ateşle başından vurulan Yural, yaşamını yitirdi. Cenazesi sokakta olan iki çocuk babası Vural’ın cenazesi ise yoğun saldırılar nedeniyle sokaktan alınamıyor.

    Vural’ın katledilmesiyle birlikte Cizre’de 14 Aralık gününden bu yana süren sokağa çıkma yasağında devlet güçlerinin devam eden saldırılarında aralarında anne karnında bir bebek ve 3 aylık Miray İnce’nin de bulunduğu katledilenlerin sayısı 25’e yükseldi.

    Cizre’de Öldürülen Sağlık Emekçisinin Son Paylaşımı: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar 1
    Aziz Yural
  • Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet Tarihin En Büyük Krizini Yaşıyor, Morglarda Yer Kalmadı

    Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet Tarihin En Büyük Krizini Yaşıyor, Morglarda Yer Kalmadı

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sert ifadelerle eleştirdi. Yolsuzluk olaylarında büyük artış olduğunu, gazetecilerin cezaevine atıldığını, hukukun üstünlüğünün ayaklar altına alındığı ve komşularla krizin derinleştiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, özellikle 5 temel sorun alanının ortaya çıktığını ifade etti. Türkiye Cumhuriyetinin tarihin en büyük krizini yaşadığını belirten Kılıçdaroğlu, morglarda yer kalmadığı ifade etti.

    Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi:

    13 yılda Türkiye’nin 5 temel sorun alanı ortaya çıktı. Terör, ekonomi, eğitim, toplumsal barış, hukuk. Asgari ücretin ne olduğunu bilmezlerdi, asgari ücreti bizden öğrendiler. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Vatandaşa sorun ‘Adalet var mı?’ diye. Gazeteciler doğru haber yaptıkları için cezaevinde. Hukukun üstünlüğü… Hangi üstünlük? Adaleti kim bu hale getirdi? Hangi vatandaşımın can ve mal güvenliği var? Birilerinin üstünlüğü var. 17-15 Aralık’a darbe dediler. Hırsızlığınız ortaya çıktı. ‘Darbeye karşıyız’ diye vatandaşı kandırdılar. 21. yüzyılda darbe mi olur? Gelin darbeyi araştıralım dedik, hayır dediler.

    BİZİM BİR DİKTATÖR BOZUNTUMUZ VAR

    Bizim bir diktatör bozuntumuz var. Cumhuriyet Savcılığı’na gizli ibareli bir yazı yazıyor. Cumhurbaşkanı’na hakaret konusunu araştırın, bana bilgi verin diyor. Kimsin sen? Türkiye’nin çivisi çıktı diye boşuna demiyoruz. Cumhurbaşkanı bunu yaparsa sade vatandaşı da yapacaktır. Örnek alacaktır.

    Sayın Davutoğlu gelecek. Hoşgeldiniz diyeceğiz. Elbette konuşacağız. Neleri söyleyeceğini ben de merak ediyorum. Başkanlık sistemiyle ilgiliyse nasıl bir başkanlık anlatacak. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ekonomi politikası var mı? İşsizliğin hangi noktaya geldiğini çocuğu işsiz olan bir babaya sorun bakalım. Yolsuzluk almış başını gidiyor. TÜRGEV’in adı artık ‘götür gel’.

    Komşularla sıfır sorun dediler. Kavga etmediğimiz ülke kalmadı. Değerli yalnızlık dediler, neresi değerli? Rus uçağını biz değil, komutan düşürdü dediler. Komutan değil, Fethullah Gülen düşürdü dediler. Arap Birliği, Türk hükümeti kınadı. Türkiye’yi bu hale kim getirdi?

    Diktatör bozuntusunun bir de sözcüsü var. Gazze ablukasının hafifletmesinden bahsediyorum diyor. Yutmayacağın lokmayı niye ağzına alıyorsun. 

    Kimse unutmasın; ODTÜ Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli markalarından biridir. Öğrenciler ve öğretim üyeleri üzerine baskı kurmaya çalışıyorlar.

    Yıllardır orada namaz kılınıyor, ibadetlerini yapıyorlar. Bu provokasyona dikkat edin. 10’un üzerinde mescit var. Hiçkimse namaz kılıyor diye saldırıya uğramadı. ODTÜ’ler üniversitelerine sahip çıkacak. Diktatör bozuntusu ‘gereğini yapın’ diyor. Allah bilir savcıya yazı yazmıştır. ODTÜ’ye tankla, topla, TOMA’yla giremezsin. ODTÜ’ye girmek istiyorsan sınavla girersin.

    MORGLARDA YER KALMADI

    Morglarda yer kalmadı, bebekler öldürülüyor. Ölen kadının cesedini ailesi alamıyor. Böyle bir travmayı Türkiye Cumhuriyeti yaşamadı. Suriye’deki fotoğraflara bakın, aynı fotoğraflar. Ülkeyi bu hale getiren kimdir?

  • Can Dündar Guardian’a Yazdı: Erdoğan ve Suriye ile ilgili gerçeği açığa çıkardım. Bunun için beni hapse attırdı

    Can Dündar Guardian’a Yazdı: Erdoğan ve Suriye ile ilgili gerçeği açığa çıkardım. Bunun için beni hapse attırdı

    Türk devletinin Suriye’deki silahlı gruplara silah göndermesini haber yaptığı için tutuklanan Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar İngiltere’nin saygın gazetelerinden Guardian gazetesine yazdı. Gazetede yayınlanan yazı şöyle:

    “Türkiye’de, hükümetin kendisi kadar eski bir tartışma yeniden gündemde. Bu kez konuyu Türk hükümetinin Suriye’ye gizli silah sevkiyatı yeniden gündeme taşıdı.

    2014’ün başlarında Türk istihbarat servisine (MİT) ait olduğu anlaşılan bir kamyon, Suriye sınırında durduruldu. Jandarma ve konvoydaki istihbarat görevlileri birbirlerine silah çekti. Bu, devlete hâkim olmak için mücadele eden iki bloğun karşı karşıya geldiği andı. Kamyon arandı. Kamuflaj olarak kullanılan ilaç kutularının altında silahlar ve cephane bulundu. Kamyon biraz bekletildi. Ancak hükümet yetkililerinin müdahalesinden sonra Suriye’ye geçmesine izin verildi.

    ‘Olayın üstü kapatıldı’

    Hükümet derhal konvoyu durduran jandarma (komutanı) ve savcıyı açığa aldı ve tutuklattırdı. Kamyonlarda insani yardım malzemesi olduğu duyuruldu. Erdoğan Hükümeti’nin Suriye’deki iç savaşa müdahale ettiği iddialarını gündeme getiren bu olay derhal kapatıldı.

    Ancak Mayıs 2015’te Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştığım Cumhuriyet gazetesi bu olayın görüntülerine ulaştı. Kamyonun silah dolu olduğu çok açık görülüyordu. İstihbarat servisinin bir komşu ülkede yaşanan iç savaşa yasa dışı olarak silah taşıdığı belgelenmişti. Bu büyük bir haberdi. Fotoğraflarla operasyonun ayrıntılarını yayımladık. İnternet sitemize de görüntüleri koyduk.

    ‘Öyle bırakmam onu’

    Erdoğan zor durumda kaldı. Haberi yalanlamadı. Bunun yerine yayını sansürlemeyi ve sorumlu gazeteciyi, yani beni tehdit etmeyi seçti. Devlet kanalında, “Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek. Öyle bırakmam onu” dedi. Görüntülerin “devlet sırrı” olduğunu ve bunları yayımlamanın “casusluk” faaliyeti olduğunu ekledi. Dahası bunun devletin değil kendi sırrı olduğunu teyit edercesine savcılığa bireysel suç duyurusunda bulundu.

    Benim için vatana ihanet ve casusluk amacıyla gizli bilgiyi ele geçirip yayımlamaktan iki müebbet hapis cezası talep etti. Bu, devletin cumhurbaşkanının arzularının ceza mahkemesi yargıçları tarafından emir olarak kabul edildiğini çok iyi bilen bizlerin tutuklanacağının göstergesiydi. Nitekim 26 Kasım’da, Jandarma’nın ‘Evet MİT tırlarında silah vardı” haberini yapan Ankara temsilcimiz Erdem Gül’le birlikte tutuklandım.

    Tutuklanmadan tam 10 gün önce Cumhuriyet adına Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün Basın Özgürlüğü ödülünü aldım.

    Tutuklanmamız konusunda yerel ve uluslararası basınla insan hakları örgütlerinin eleştirileri üzerine Adalet Bakanı ‘her ülkenin güvenlik konusunda hassas olduğunu’ söyledi ve Julian Assange ile Edward Snowden’ı örnek gösterdi. ABD’inin Türkiye Büyükelçisi cevap verdi: “Biz bilgiyi sızdıranın peşine düştük, yayımlayanın değil.”

    ‘Güvenliğe tehdit basını susturmaya gerekçe olabilir mi?’

    Bu, basın özgürlüğü konusunda dibe vuran baskıcı Erdoğan rejimine yeni bir darbeydi. Bu aynı zamanda, İran-Contra’dan Watergate’e, Pentagon Belgeleri’nden Clive Ponting davası gibi birçok skandalda hep sorulan soruları bir kez daha gündeme getirdi. Devletin güvenlik ihtiyacı, halkın bilme hakkıyla çelişince öncelik kimindir? Güvenliğe tehdit, hükümetin medyayı susturma girişimine gerekçe olabilir mi? “Devlet sırrı” mührü yönetimlerin kirli işlerini örtmek için bir örtüye dönüşürse, bunu yırtıp atmak gazetecinin görevi değil midir? Toplumun çıkarlarına en çok neyin hizmet ettiğine kim karar verir?

    Casusluk suçlamasıyla karşı karşıya olan ve İstanbul’da hücreye atılan bir gazeteci olarak bu sorulara yanıt arıyorum ve vardığım sonuç şu ki, hiçbir ‘devlet sırrı’ etiketi ya da “devlet güvenliği” gerekçesi, devlet suçuna izin vermez. Bu nedenle kendimi Winston Churchill’in sözleriyle savunuyorum: “Resmi Sırlar Yasası, ulusal savunma için çıkarıldı… ve gerçeğin gizlenmesinde kişisel çıkarları bulunan hükümet yetkililerini korumak için kullanılmamalı.”BBC Türkçe