Tag: Website

  • Mehmet Yüksel Dede: Alevilerin Kimlik ve Kültürleri Ellerinden Alınmak İsteniyor

    Mehmet Yüksel Dede: Alevilerin Kimlik ve Kültürleri Ellerinden Alınmak İsteniyor

    Sinemilli Ocağı Piri Mehmet Yüksel, AKP rejiminin Maraş’ta Kızılbaş Kürt Alevilerinin yoğunlukta yaşadığı Terolar bölgesine AFAD eliyle yapacağı kamp ile Alevilerin kimlik ve kültürlerinin ellerinden alınmak istendiğini söyledi. Yüksel, “Maraş coğrafyasını terk edip gitmemiz isteniyor. Bu coğrafyayı terk edip gitmeyeceğiz. Bu kadar katliama rağmen burada kaldık. Bizim açımızdan burası çok önemli” dedi.

    Maraş’taki Kürt Alevilere 1978’de yaşatılan devlet destekli katliam ile Aleviler, Avrupa ve Türkiye metropollerine kaçırtılırken, şimdiler ise bu kez AKP rejimi Alevi topluluğunun yaşadığı bölgede AFAD kampı yaparak geriye kalanları göçertmek ve saldırılarla yüz yüze bırakmak peşinde. Maraş’ın merkez Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Terolar bölgesinde yapılmak istenen kamp ile daha Maraş Katliamı’nın travmasını atlatamayan Aleviler, kampa yerleştirilmeleri beklenen çete ardıllarının saldırıları ile karşı karşıya kalmamak adına ve yaşam alanlarının işgaline karşı direnişe geçti.

    Terolar bölgesindeki 7 Alevi köyünün ortasına denk gelecek şekilde mera alanına yapılmaya çalışılan AFAD kampına ilişkin konuşan Sinemilli Ocağı Piri (Dede) Mehmet Yüksel, kampın söylenenin aksine Alevilerde yarattığı algının çok masumane ve sadece “mültecilerin” yerleştirileceği bir proje olarak ele alınmadığını kaydetti. Kampın yapıma dönük kamp alanında alınan askeriye önlemlerin projenin altında yatan niyeti ortaya koyduğunu dile getiren Yüksel, neden Maraş ve neden Terolar sorusuna ise şöyle açıklık getirdi: “Maraş Kürt Kızılbaş Alevi kimliği açısından oldukça önemli bir bölge. Burası tarihsel olarak da Türkiye ve Ortadoğu açısında birkaç önemli merkezden bir tanesidir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Dersim ve Koçgiri bölgesinin haricinde en önemli bölge burasıdır. Maraş denince Maraş sınırlarıyla matuf tutmamak lazım. Adıyaman’a ve Urfa’ya, Karsa kadar büyük bir etkisi olan Sinemilli Ocağı’nın etki alanı burası. 1500’lü yıllardan itibaren Selçuklusundan Osmanlıya devreden ve oradan da Türkiye Cumhuriyeti’ne geçen asıl derin devlet algısıyla Alevilere karşı yürütülen politikaların sürdürülmeye çalışıldığı bir yer. Bütün bu devletlerin bu bölge üzerindeki Alevilere dönük planları hiçbir zaman bitmedi.”

    Mehmet Yüksel Dede: Alevilerin Kimlik ve Kültürleri Ellerinden Alınmak İsteniyor 2

    ‘BU MARAŞ KATLİAMININ BİR BAŞKA VERSİYONUYLA DEVAM EDEN HALİ’

    Maraş Aleviliğinin aynı zamanda Mezopotamya ve Ortadoğu topraklarından Türkiye coğrafyasına giriş kapısı olarak en önemli güzergah olduğunu söyleyen Yüksel, “Burası çok etkili bir coğrafya. Bu anlamda Dulkadiroğulları Beyliği zamanından bu yana hakim olan egemenin burayla olan savaşları ve davası hiç bitmedi. Buradaki dokuyu hep asimile etmek, hep parçalamak projesi her zaman sürdü. Yavuz Selim zamanından başlayan, Kanuni dönemiyle Şah Kalender Çelebi ve etrafındakilerin hunharca katledilerek bu politikaların devamının günümüze kadar gelen dediğini biliyoruz. O tarihten bu yana Nurhaklar ve Pazarcık her zaman bir direniş yeri oldu. Her zaman bir demokrat kimliğin ifade edildiği ve yeşerdiği alanlar oldu. Buradaki Kürt Kızılbaş Alevi kimliğinin özellikle bu dokuyu besleyen, üreten bir kimlik olduğu için resmi algı bundan kurtulmak istiyor. Yakın tarihte 78 Maraş Katliamı bunun en tepe noktalarından bir tanesidir. Bu da 78 Maraş katliamının başka bir versiyonuyla devam eden hali” dedi.

    ‘KÜLTÜRÜMÜZ VE KİMLİĞİMİZ ELİMİZDEN ALINMAK İSTENİYOR’

    Alevilein yaşam alanı olan Terolar bölgesinde yapılmak istenen kamp ve hayata geçirilmeye çalışılan kirli oyunlar ile kültürlerinin ve kimliklerinin ellerinden alınmak istendiğini vurgulayan Yüksel, “1978’de Maraş’ta bir provokasyon ve vahşi bir katliam ile Maraş’ta ekonomiye hakim Alevi kitlesi sindirilip, yok edilmek ve gönderilmek istendi. Bunda da kısmen başarılı olundu. Şimdi o dönem orayı besleyen ve halen büyük çoğunluğu Alevilerin elinde Pazarcık Ovası’nda da bu hareketin devamı sağlanmak isteniyor. Bu bir tek Maraş ile sınırlı bir proje değil. Özellikle Suriye savaşının bize yansımaları ve Suriye savaşına yangına körükle giden bir AKP’nin yeşil İslami faşizminin Suriye’deki savaşı bir başka şekliyle buraya taşımaya çalışmasıdır. Burada bizim endişemizi arttıran daha önce başka şehirlerde Antep, Kilis, Konya ve İstanbul’da gördüğümüz bu Suriye’den geldiği iddia edilen ya da oradan gerçekten getirilenlerin o kamplarda cihadi-selefi eğitimlere tabi tutulduğudur. Dolayısıyla burada da öyle şeyler olacak diye çok haklı gerekçelerimiz var. Çünkü buranın nüfusunu da aşan yoğunlukta bir şehir (kamp) yapıyor ve buraya 25-30 bin kişi yerleştirileceğinden bahsediliyor. Yerleştirilecek mıntıkaya baktığımızda böyle bir nüfusu buranın kaldırması mümkün değil. Bu nüfus değil sadece burayı değil, Maraş’taki bütün dokuyu da şöyle veya bu şekilde zedeler. Bu anlamda biran önce bundan vazgeçilmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    ‘BU KADAR KATLİAMA RAĞMEN KALDIK, COĞRAFYAMIZI TERK ETMEYECEĞİZ’

    “Maraş coğrafyasını terk edip gitmemiz isteniyor. Bu coğrafyayı terk edip gitmeyeceğiz. Bu kadar katliama rağmen burada kaldık. Bizim açımızdan burası çok önemli” diyen Yüksel, şöyle devam etti: “Bizim mücadelesini verdiğimiz özellikle günümüzde Alevilerin kendi içlerinde de çok yoğun bir asimilasyona tabi tutulduğu bu zaman diliminde Alevilik mücadelesinin çok daha bilinçli, sağlıklı ve doğru bir Alevilik çerçevesinde verdiğimiz mücadeleyle buraya bakarak ve bu tür yerlere daha fazla sahip çıkarak; donanımlı, üst boyutlu ve örgütlü bir şekilde yürütme zorunluluğumuz var. Türkiye’nin veya Avrupa’nın her nerede yaşıyorsak bütün Alevilerin, Kürtlerin, Anadolu’da ve Türkiye’de yaşayan herkesin bu artık memleketi bir uçuruma götürdüğü çok açık aşikar olan, uzun yıllardır eğitimde, kanunlarda, yürürlükte ve yönetmeliklerde yaptığı ‘düzenlemeler’ ile memleketi şer-i idareye götüren İslami tanımda faşist bir idareye götüren zalim, zorba ve diktatöryal eğilime biran önce herkesin güç birliği ederek dur demek zorunluluğu var. Kendi kanunlarını, Anayasasını, hukuku çiğniyorlar. Dünyanın gözü önünde yapıyor bunu. Buradaki ekonomik, demografik dokuyu gözümüzün içine baka baka parçalayıp bizi buralardan ya göndermek ya da asimile edip kendi egemen resmi ideolojisinin içerisine çekmeye çalışmak gibi gayesi var. Bunu da gizlemiyor. Bunu eğitimde, ekonomide, iş hayatında, inanç merkezlerimizde ve normal günlük sosyal yaşantıda olmak üzere yaşamın her alanında yapıyor ve dayatıyor. Bizi bunun karşısında marjinalize ve terörize etmeye çalışıyor. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden katletmekte herhangi bir beis görmüyor. Bunu da bütün dünyaya çok normal bir şeymiş gibi anlatıyor.”

    ‘KİMLİKLE OLAN AİDİYET İLİŞKİMİZ KOPARILMAK İSTENİYOR’

    Kürt coğrafyasında Kürtlere yapılan zulüm başta olmak üzere Alevilerin yaşam alanlarında yapılacak her türlü kanunsuzluğa, insansızlaştırma ve her türlü zorbalığa ülkedeki bütün kesimlerin bir güç birliği, bir örgütlenme ve doğru bir siyasi mücadeleyle karanlık günlerden biran önce sıyrılma çabasına girmesi gerektiğini dile getiren Yüksel, “Maraş coğrafyası bizler açısından bize miras kalan bir coğrafyadır. Kızılbaş Kürt Alevi kimliğinin çok önemli bir merkezidir burası. Hangi dağına, tepesine, taşına baksanız, hangi köyüne gitseniz mutlaka her yörede bir ziyaretgah, türbe, bir dergah, insanların gidip niyaz oldukları bir kutsal mekan ile karşılaşırsınız. İnsanların halen manevi hislerini besleyen bir coğrafyadır burası. Birazda o anlamda bir saldırıyla karşı karşıya. Çünkü burayı çökerttiği ve bu duyguyu bertaraf ettiği, bu bağı kopardığı zaman kimlikle olan aidiyet ilişkimizi koparacak. Bizler de Sinemilli pirleri olarak bu yolun, bu hizmetin birer gönüllü neferi ve hizmetkarı olarak; dedelerimizden atalarımızdan bize miras kalan ama bizimde gönül borcumuz bulunan buradaki insanlarımıza, talip kitlemize, dostlarımıza bir vefa borcumuz var. Buraları asla ve asla terk etmeye niyetimiz yok” dedi.

    ‘BURADA ZAFER DUYGUSUNU ZALİMLERE YAŞATMAYACAĞIZ’

    Yüksel son olarak şunları dile getirdi: “Zorla ve cebirle buraya girebilir. Tankıyla topuyla silahıyla buraya girebilir. Şehirleri yıktığı gibi. Ama burayı fethe-demez. Burada bir zafere ulaşamaz. Nasıl ki pirlerimizin dediği gibi. Dersim’e sefer olur ama zafer asla. Aynı şey Maraş içinde geçerli. Burada o zafer duygusunu bu zalimlere yaşatmayacağız. Biz var oldukça, yaşadıkça, taliplerimiz burada oldukça, bu coğrafya ve mekanlarımız ile kutsalımız durdukça bizim mücadelemiz hayatın her alanında sürmeye devam edecek. Bu coğrafya, bu vatan, bu toprak bizim. Başka yerde nefes alma şansımız yok. Geçmişimiz burada bugünümüz burada, yarınımız da burada olacak.”

    HASAN YOLDAŞ-Maraş-ANF

  • AP’den Erdoğan’a; Kınama, PKK’ye; Silah Bırak, Türkiye Vatandaşlarına; Vizesiz AB İçin Çok Umutlu Olma…

    AP’den Erdoğan’a; Kınama, PKK’ye; Silah Bırak, Türkiye Vatandaşlarına; Vizesiz AB İçin Çok Umutlu Olma…

    Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye İlerleme Raporu’nu oy çokluğuyla kabul etti. Son yılların en sert raporunda, başta medya özgürlüğü olmak üzere Türkiye’de demokratikleşme ve hukuk devletinin gerilediği not ediliyor.

    Raporu hazırlayan Hollandalı Kati Piri, Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda ‘Türkiye ile vizelerin kaldırılması’ hakkında da açıklamalarda bulundu. abhaber.com’da yer alan habere göre, Ankara yönetimi tarafından “Haziran ayında kalkacak” denilen vizelerin durumu için ‘kötümser’ olduğunu dile getiren Piri, “Son iki yıldaki ilerlemeye bakıldığında ve yasanın kısa bir sürede geçmesi gerektiği dikkate alındığında bu imkânsız gibi görünmektedir” dedi.

    Raporda ifade ve medya özgürlüğü, Kürt sorunu, operasyonlar, Türkiye ile AB arasında sığınmacılar konusunda varılan anlaşma ve Kıbrıs sorunu değerlendiriliyor.

    2015 raporunda Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin gerilediğine işaret edilip, medya özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler kaygı verici olarak tanımlanıyor.

    Ayrıca, Türkiye’de yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, ‘terörle mücadele’ alanındaki yasal mevzuatın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla uyumlu hale getirilmesi talep ediliyor.

    Hürriyet Gazetesi’nden Güven Özalp’in haberine göre, her satırında eleştiri yer alan ‘Türkiye raporu’nda öne çıkan bazı vurgular şöyle:

    ‘Medyaya saldırı önlenmeli’: Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasi hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasadışı şekilde el konulmasını kınar.

    ‘PKK silah bırakmalı’: Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok. AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz. PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl ve yasal yollarla dile getirmeli. Terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğu tanınır. Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı. AP, PKK’nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.

    İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB’nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.

    ‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında acil reformlara ihtiyaç var.

    Cumhurbaşkanı’na kınama: AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa’nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.

    Yolsuzlukla mücadele: Yolsuzlukla mücadele Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her seviyede mücadele niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.

    Seküler yaşam tarzına saygı: AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam tarzlarına tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.

    Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.

    Aydınlara kovuşturma: Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden fazla akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.

    Raporun çok büyük bir bölümünde olumsuzluklar ön plana çıkarken Türkiye’nin Suriyeli mülteciler konusunda izlediği yaklaşım, AB açısından önemli bir stratejik ortak oluşu, dış politika ve güvenlik konularında AB ile Türkiye arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılması pozitif şekilde not ediliyor.

    ‘Medyaya saldırı önlenmeli’: Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasi hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasadışı şekilde el konulmasını kınar.

    ‘PKK silah bırakmalı’: Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok. AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz. PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl ve yasal yollarla dile getirmeli. Terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğu tanınır. Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı. AP, PKK’nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.

    İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB’nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.

    ‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında acil reformlara ihtiyaç var.

    Cumhurbaşkanı’na kınama: AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa’nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.

    Yolsuzlukla mücadele: Yolsuzlukla mücadele Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her seviyede mücadele niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.

    Seküler yaşam tarzına saygı: AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam tarzlarına tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.

    Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.

    Aydınlara kovuşturma: Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden fazla akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.

    Raporun çok büyük bir bölümünde olumsuzluklar ön plana çıkarken Türkiye’nin Suriyeli mülteciler konusunda izlediği yaklaşım, AB açısından önemli bir stratejik ortak oluşu, dış politika ve güvenlik konularında AB ile Türkiye arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılması pozitif şekilde not ediliyor.

     

  • Irkçılık Sinmiş Ülkenin Her Köşesine: AmedSpor’a Sivas’ta Otel Yok!

    Irkçılık Sinmiş Ülkenin Her Köşesine: AmedSpor’a Sivas’ta Otel Yok!

    Daha önce defalarca haksız cezalara maruz kalanan ve gittiği Türk kentlerinde ırkçı sloganlarla karşılanan Amedspor’a, Sivas Belediyespor ile yapacağı maç öncesi gittiği şehirde hiçbir otel tarafından yer verilmedi.

    Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup’ta mücadele eden Amedspor, maç için gittiği Sivas merkezde hiçbir otele alınmayınca, kentin 35 kilometre uzağında bulunan bir otele yerleşti.

    Irkçılık Sinmiş Ülkenin Her Köşesine: AmedSpor’a Sivas’ta Otel Yok! 2

    Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup 20. hafta erteleme maçında Sivas Belediyespor’a konuk olacak olan Amedspor kafilesine şehirde hiçbir otel konaklamarı için yer vermedi. Kafile şehre 35 kilometre uzaklıkta bulunan bir otelde kampa girdiği belirtildi.

    Amedspor resmi twitter hesabından da konuyla ilgili bir açıklama yapıldı.

  • Bakan Açıkladı: 34 Ölü, 19’Ağır, 7’si Ameliyatta, 125 Yaralı

    Bakan Açıkladı: 34 Ölü, 19’Ağır, 7’si Ameliyatta, 125 Yaralı

    Ankara’daki bombalı saldırı sonrasında, toplanan güvenlik zirvesinden sonra Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu açıklama yaptı.

    Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu yaptığı açıklamada toplam da 34 vatandaşın öldüğünü açıklarken, 19 kişinin de durumunun kritik olduğunu ifade etti. Müezzinoğlu 7 kişinin de ameliyatta olduğunu toplamda hastanelerde 125 vatandaşın tedavi gördüğünü açıkladı.

    İçişleri Bakanı Efkan Ala: Hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar. Bu tür saldılar milletin azim ve kararlığını ortadan kaldırılmayacaktır. Ciddi bulgular ve emarelere ulaşılmıştır. Kesin olarak yapan örgüt soruşturma bu yönüyle tamamlanınca açıklanacaktır sanırım yarın bu araştırmalar kesinleşir. Kesin kanaata varıldıktan sonra da açıklama yapılır.

  • Yayın Yasağı Kesmedi, Sosyal Medyaya Erişim de Engellendi

    Yayın Yasağı Kesmedi, Sosyal Medyaya Erişim de Engellendi

    Ankara Kızılay’da gerçekleşen bombalı eylemden sonra basına getirilen yayın yasağından sonra facebook ve Twitter’a da mahkeme kararıyla erişim engellendi.

    Ankara Kızılay’da meydana gelen patlama ardından kullanıcılar Facebook ve Twitter’a erişimde güçlük yaşadı. Sosyal medya ağlarına erişimdeki sıkıntının nedeni yapılan açıklamayla belli oldu. Ankara Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği’nin, paylaşılan görüntüler nedeniyle sosyal medyaya erişim yasağı getirdiği açıklandı.

    Telekominikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Kızılay’daki saldırının ardından sosyal medyada paylaşılan yaralı veya hayatını kaybeden kişilere ait görüntülere erişimin engellenmesi kararı aldı.

     

    TİB, 5156 Sayılı Yasa kapsamında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca (RTÜK) Kızılay’daki saldırıyla ilgili alınan yayın yasağının ardından, patlamada yaralanan veya hayatını kaybedenlere ait görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasına ilişkin erişimi engelledi.

     

    TİB tarafından, söz konusu erişim engeline ilişkin Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesine de başvuruda bulunuldu.

  • Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu

    Londra’da faaliyet gösteren Kürt-Türk Toplum Merkezi Day-Mer’de yapılan ‘Barışa imza atan akademisyenler konuşuyor’ adlı panelde konuşan Profesor Dr Şebnem Korur fincancı Cizre izlenimlerini anlattı. Fincancı Cizre’de bir insanlık suçu işlendiğini belirttikten sonra, ‘büyük ihtimalle o bodrumlarda insanların bir yerde toplanarak belki de bazıları canlı bir şekilde yakılarak öldürüldüler, çünkü aynı bodrumlarda yanmış kemikler var ama aynı yerde bulduğumuz yünler yanmamıştı’ dedi.

    Cumartesi akşmı Tottenham’da bulunan Day-Mer binasında yapılan panele, Türkiye’den Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı, Profesor Alex Collinicos, Profesor Nadje Al Ali ve Dr Thomas Marios konuşmacı olarak katıldılar. Konuşmacıların tümü barış için akademisyenler kampanyasına imza atan akademisyenlerden oluşuyor.

    Panelde ilk sözü alan Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı resim ve grafiklerle desteklediği konuşmasında barış isteyen akademisyenlerin imza kampanyasını, sonrasından başlarına gelenleri, Türkiye’nin geldiği noktayı ve Cizre izlenimlerini paylaştı. Fincancı özellikle Cizre’de insanlık suçunun işlendiğini ifade ederken Türkiye’de insan değerinin hiç kalmadığı belirtti. Fincancı’nın konuşmasından satırbaşları şöyle;

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Doktor Şebnem Korur Fincancı

    KÜRT BÖLGELERİNDE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ KORKUTUCU DÜZEYDE

    ‘‘Barış isteyen akademisyenlerden bahsediyoruz. Ama bu nasıl başladı biraz buna bakmak gerekir. Biz ayağa kalkıp barış istediğimizde, Kürt bölgelerinde gerçekten ciddi düzeyde insan hakları ihlalleri vardı. İnsanlar aylarca evlerinde hapis edildi.

    Elimizde halen yeterli düzeyde veriler yok. Örneğin Cizre’de halen tam olarak öldürülenlerin sayısını net olarak bilmiyoruz. Bize gelen bilgilerde her üç bodrumda 178 kişinin yaşamını yitirdiği, ancak aynı kişinin bedeninin parçaları iki tane bodrumda bulunduğu için şuanda sayıyı 176 olarak biliyoruz. Sorun sadece bodrumlarda öldürülenler değil, bir de sokaklarda öldürülen insanlar var, maalesef bu yüzden net ölü sayısını bilmiyoruz.

    BARIŞ İSTEYEN BİZLERİ HAİN İLAN EDİP SALDIRMAYA BAŞLADILAR

    Bizler akademisyenler olarak böylesi bir ortamda bir kampanya başlattık. İlk başta 1128 akademisyen bu kampanya dahil olduk. Cumhurbaşkanı bizi teröristlerin yanında durmak ve cezalandırılmamız gerektiğini söyledikten sonra sonra bu sayı 2212’ye çıktı bir anda. Bununla beraber İngiltere’nin de içinde bulunduğu dünyanın birçok ülkesinden de kampanyaya binlerce akademisyen imza attı.

    Cumhurbaşkanın emriyle soruşturmalar hemen başladı. Sadece birkaç rektör bu soruşturmaları red etti, onun dışında tehdit, istifaya zorlama, soruşturmalar, gözaltılar, işten kovmalar, ev ve ofisleri basmalar başladı. Hatta bazı akademisyenlerin kapıları işaretlendi. Medya tarafından ‘Hain imzacılar, Ermeni aşığı çıktı’ gibi başlıklarla saldırlar başlattı.

    HACI BİRLİK CANLI HALDE ASKERİ ARACIN ARKASINDA HALATLA SÜRÜKLENDİ

    Belki de çoğunuz gördünüz iki gün önce ortaya çıkan Sur’dan ortaya çıkan bir fotoğraf var. Fotoğrafta bir grup erkek çıplak bir şekilde askerlerin önünde duruyor. Aynı şekilde bir süre önce Cizre’de bir kadın gerillanın da çıplak fotoğrafları servis edilmişti. Devlet bu fotoğrafın Cizre’den olmadığını iddia etmişti. Ancak kendim de Cizre ziyaretimde gördüm, fotoğrafın çekildiği yerin Cizre olduğu çok açık. Orada halen kan izleri vardı.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Barış için akademisyenler paneline yoğun ilgi gösterildi

    Yine Eylül ayında Şırnak’ta bir genç (Haci Birlik) bir askeri arabanın arkasında boynuna ip asılarak gezdirilmişti. Bunun videoları da ortaya çıktı. Devlet yaptığı açıklamada ‘kişi öldürüldükten sonra, bomba ihtimaline karşın halatla bağlanmış’ dedi. Bundan sonra yeni bir tartışma başladı; Bu ailesine yönelik bir işkence mi, yoksa öldürülen gencin kendisine yönelik bir işkence mi. Daha sonra avukatlarımız bağımsız gözlemciler olarak gencin otopsisine katılarak bazı fotoğraf ve videolar çektiler. Genç yüz üstü bir şekilde sürüklenmiş ve vücudundaki kesikler bize gösterdi ki, canlı bir halde sürüklenmiş. Aynı zamanda canlı bir şekilde askeri arabanın arkasında sürüklenirken silahla ateş edilmiş. Bu işkenceden de öte bir durum. Bu bir insanlık suçu. Ve bunu yaparken videoya kayda alacaksın ve dağıtacaksın. İnanılmaz bir şey.

    2002’DE SİVİL ÖLÜM SIFIR İKEN, 2015’TE 222

    2002’den 2015’e kadarki sürecin rakamlarına baktığımızda büyük bir değişim görüyoruz. 2007’e kadarki süreçte sivil ölümler görmüyoruz. 2007’de AKP tarafından çıkarılan yasa ile polise silah kullanma yetkisi verildi. Bununla beraber 2007’de ilk sivil ölümleri görüyoruz. Ve 2015’te 222 tane sivil ölüm var. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de sivil ölümleri sıfırken 2015’te 222’ye çıkmış. Buna Suruç, Ankara ve İstanbul’daki bombalı eylemlerde ölen siviller dahil değil.

    BODRUMLAR DEVLETTEN KORUNMA YERİ

    1990’larda Cizre’de herkes devletin saldırılarından korunma amaçlı bodrumlar inşa etti evlerinde. Çünkü o zamanlar devletin ağır saldırıları karşısında insanlar sadece bodrumlar vasıtasıyla kendilerini koruyabiliyorlardı. Bu yüzden her evin bodrumu var Cizre’de.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı

    CİZRE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ

    Bu bodrumlarda insanlar vardı ve seslerini duyduk. Bunlardan birisi halk meclisi eşbaşkanı Mehmet Tunç’tu, diğeri de Asya’ydı. Bizim doktor arkadaşlarımız ambulans kiralayarak Cizre’ye hareket etti. Ama askerler geçişlerine izin vermedi.

    Devletin işlediği bir suçtan bahsettiğimiz için incelemenin bağımsız heyetler tarafından yapılması gerekir. Burada işlenen suçlar uluslararası mahkemelerde yargılanacak. Bu insanlığa karşı işlenen suçtur. Bu suçun zaman aşımı olmaz. Bu vahşet, bir soykırım girişimidir.

    VARTİNİS KATLİAMINI YAPANLARA BERAAT YENİ KATLİAMLARIN HABERCİSİ

    1993’te Vartinis (Muş-Altınova) katliamı ile ilgili birkaç gün önce bazı askerlerin duruşması vardı. İnsanlarla dolu bir ev yakılmıştı. Ve bu olayın canlı bir tanığı ve delillerimiz olmasına rağmen birkaç gün önceki mahkemede tüm askerler beraat etti. Bunların hepsi yeni katliamların habercisi ve verilen mesajdır.

    KEMİKLER YANIYOR AMA YÜN YANMIYOR, NE ANLAMA GELİYOR BU?

    Delilleri toplamak neden önemli. Mesela ben Cizre’deki bodrumda şunu da gördüm. Bodrumda yün de vardı. İnsan kemikleri yanmış, gördüğümüz çeneden de anlaşılacağı gibi ama pamuk yanmamış ve bembeyaz duruyordu orda. Bu çok ilginç, bunu anlayamıyorum, nasıl kemikler yanıyor ama yün yanmıyor. Bu şu anlama geliyor; büyük ihtimalle insanları bir yere topladılar ve başka bir materyalle yaktılar. Tabi şuanda bu delillerin hepsini topladılar.

    Yine sokaklarda aynı şekilde yanan çimler, yanık toprak ve izler gördük. Bu izler kan izleriydi. Şuan arkadaşlarımız geriye kalan delilleri topluyor. Evet şuan dokunulmaz bir yapı var ama bu böyle gitmez. Bana göre şuan en önemli şeylerden birisi adaletin yerini bulması. Bunun için de bunu yapanların cezalandırılması. Bu insanlara adalet borcumuz var. Adaletin gelmesi için hepimizin çalışmasına ihtiyaç var.

    İNSAN OLMAKTA ISRAR EDECEĞİZ

    Başarılı olmak için Artvin’in Cizre’nin birlikte mücadelesi etmesi gerekir. Yine de bunun kolay olmayacağını biliyoruz. Büyük bir güç var karşımızda ve büyük bir propaganda yapıyor. Ben siyasetçi değilim, sosyal bilimciyim. Bu büyük gücün karşısında elimizden geldiği kadar insan olmakta ısrar etmeliyiz.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Alex Collinicos

    PROFESOR ALEX COLLİNİCOS: YAŞADIKLARIMIZ ÇOK KORKUNÇ

    Panelin konuşmacılarında Profesor Alex Collinicos yaptığı konuşmada Britanyalı sosyalistlere çağrı yaparak her zamankinden daha fazla Kürtlerle dayanışma ihtiyacı olduğunu ifade etti.

    Collinicos şunları belirtti; ‘‘Kürtlerle dayanışmamı göstermek için bugün burdayım. Bu korkunç dönemde tüm Britanyalı sosyalistlerin Kürtlerle dayanışması çok önemli. Çünkü Britanya emperyalizmi bundan yüz yıl önce Kürtlerin kimliğini red edip, kendi kendilerini yönetme haklarını elde etmelerine engel oldu. Son aylarda yaşadıklarımız, gördüklerimiz gerçekten çok korkunç, tarih sanki tekerrür ediyor. Kürtlere karşı savaşın karşısında akademisyenlerin çıkışı çok önemliydi. Ben akademisyenlerin çıkışını desteklemekten çok mutlu oldum. Belki de Londra gibi güvenli bir yerde benim için istediğim şeyi imzalamak kolay. Ancak Türkiye’deki akademisyenlerin aldığı risk çok büyük dayanışma ve desteği hakkediyor.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Nadje Al-Ali

    PROFESOR NADJE AL-ALİ: KÜRT KADIN HAREKETİ GİBİ İLERİCİ BİR HAREKET GÖRMEDİM

    Panelin bir diğer konuşmacısı Profesor Nadje Al-Ali ise yaptığı konuşmada Kadın mücadelesine değinerek, 20 yıllık kadın ve cinsiyet çalışmasında Kürt kadın hareketi kadar ilerici gelişen bir hareket görmediğini ifade etti.

    Al-Ali konuşmasında şunları belirtti; ‘‘Akademisyenlere yönelik saldırı aynı zamanda demokrasi ve insan haklarına yönelik daha geniş saldırıların sinyalini veriyor. Kürt sivillere, şehirlere yönelik saldırılar görünür olanlar, ama Türkiye genelinde demokrasiye ve insan haklarına yönelik te geniş saldırılar var.

    Şuanda Türkiye’de barış aktivizmi ile kadın hakları aktivizmi arasındaki ilişki üzerine çalışıyorum. Şunu fark ettim ki Türk feministler biraz Kemalist ve ulusalcı olan eski feminist harekette değişim yaşanmış. Türk feministler Kürt feministlerle beraber eylemlerde Kürtçe slogan atıyorlar. Ve benim için çok etkileyiciydi, Türk feministlerin bana ‘Kürt kadın hareketinden çok şey öğrendik’ demeleri. Kürt politik hareketi uzun bir yol kat etti. Ve şunu söyleyebilirim ki; 20 yıldır cinsiyet ve kadın üzerine çalışıyorum, hiç bir zaman bu kadar ilerici ve gelişen bir ideoloji ve pratik görmedim.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Doktor Thomas Marios

    Panelin son konuşmacılarından Doktor Thomas Marios ise yaptığı konuşmada akademisyenlere yönelik saldırıların çok korkunç düzeye ulaştığını, AKP’nin demokratik açılımıyla beraber çoğumuzda bir umut oluştuğunu ancak, şuan Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan baskıların çok ciddi derecede arttığını ifade etti.

    Panel soru cevap bölümünden sonra sona erdi.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

     

  • İngilitere Başbakanı Cameron’dan Erdoğan’ı Kızdıracak Açıklama

    İngilitere Başbakanı Cameron’dan Erdoğan’ı Kızdıracak Açıklama

    Cameron: YPG Terörle Mücadelede Merkezi Pozisyonda

    Haber: Aladdin Sinayiç

    Enfield milletvekili Joan Ryan’ın kendisine Kürtler ile ilgili yazdığı mektuba cevap veren başbakan David Cameron, YPG’yi Daiş ile mücadelede merkezi bir pozisyonda gördüklerini ve bu konuda kendileriyle ortak çalışmaya devam edeceklerini belirtti.

    ABD’nin ‘YPG’yi terrorist bir örgüt olarak görmüyoruz’ açıklaması ve devamında üst düzeyde yapılan Rojava ziyareti Türkiye’yi rahatsız ederken, benzer bir açıklama da İngiltere başbakanı Cameron’dan geldi. İngiltere başbakanı David Cameron, İşçi Parti Enfield Milletvekili Joan Ryan’ın kendisine yazdığı mektuba verdiği cevapta, Suriye’de siyasi çözümün sağlanması noktasında Kürtlerin çok önemli rol alacağını belirtti.

    KÜRTLER KAHRAMANCA MÜCADELE VERİYOR

    İşçi Parti Enfield Milletvekili Joan Ryan başbakan Cameron’a mektup yazarak Kürt halkının Suriye ve Irak’ta Daiş’e karşı kahramanca bir mücadele verdiklerini ve bu konuda çok büyük bedel ödediklerini belirterek, Birleşik Krallık hükümetinin Kürtlere destek konusunda neler yapacağını sormuştu. Ryan özellikle de Suriye çözüm görüşmelerinde Kürtlerin eşit bir şekilde katılımının sağlanması için Cameron hükümetinin neler yapacağını sormuştu. Cameron Joan Ryana cevaben geçtiğimiz hafta kaleme aldığı mektupta şunları belirtti:

    ‘‘Suriye’de, Daiş karşıtı koalisyonun havadan yardımıyla birlikte, YPG güçleri hem Kürt bölgelerini korudu hem de Daiş’i bir çok bölgede geriletti. Son iki yılda YPG sürekli bize Daiş’den bölge alabileceğini ve elinde tutabileceğini kanıtladı, bu yüzden onları Daiş’e karşı mücadelede merkezi bir pozisyonda görüyoruz.

    Tabii ki Birleşik Krallık Devleti Kürtlerin Suriye’deki siyasi çözümde söz sahibi olacağını kabul ediyor ve bu yüzden Suriye’nin önemli topluluklarının Riyad Muhalefet Konferansında olmasından memnuniyet duydum. Bundan ayrı olarak Suriye Demokratik Güçleri de Demokratik Suriye Konferansını gerçekleştirerek Suriye Demokratik Meclisi’ni kendi politik oluşumları olarak kurdular. Bu noktada tüm oluşumların, buna Suriye Demokratik Meclisi de dahil, Cenevre Duyurusuna bağlı olarak ortak bir siyasi çözüm bulmalarının önemli olduğunu düşünüyorum.’’

    Cameron ayrıca, Güney Kürdistan’da Peşmerge güçleriyle ortak çalışmaya devam edeceklerini, son dönemde kendilerine 600 bin sterlinden fazla askeri malzeme yardımı, yarım milyon atımlık cephane ve 40 adet ağır silah yardımı yapıldığını belirtti.

    İngilitere Başbakanı Cameron’dan Erdoğan’ın Kızdıracak Açıklama 1