İki günlük resmi ziyaret için Ekvator’da bulunan Türk Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan bir grup Ekvatorlu Kürt dostu tarafından protesto edildi. Protesto eden grubun içerisinde yer alan Ekvator milletvekili Diego Vintimilla Erdoğan’ın özel korumaları tarafından darp edildi.
Haber: Aladdin Sinayic
Ekvator’un başkenti Quito’daki IAEN üniversitesinde konuşma yapmak için binaya girişte dışarıda bekleyen ve sayıları 50’den fazla olan Ekvatorlu Kürt dostu tarafından atılan ‘katil’ sloganları ile karşılanan Erdoğan salonda konuşma yaptığı sırada da 5 kişilik kadın grup tarafından protesto edildi.
https://youtu.be/LxMLgsGUm2I
SALONDA ‘KATİL’ SLOGANLARI YÜKSELDİ
Başkent Quito’daki IAEN üniversitesinde konuşmasına başlayan Erdoğan beklenmedik bir tepki ile karşılaştı. Dinleyiciler arasında yer alan 5 kadın Erdoğan’a ‘Katil’ diye defalarca bağırdı. Erdoğan’ın özel korumalarının müdahale ettiği protestocular salondan zorla çıkartıldı.
Así fueron maltratadas mujeres ecuatorianas por la seguridad del presidente turco pic.twitter.com/vXI1LK5vvm
Kadınlar Erdoğan’ın özel korumaları tarafından zorla dışarı çıkartılırken ‘Assasino’ (katil) diye bağırmaya devam ettiler.Konuşmasına devam eden ve çok sinirlendiği gözüken Erdoğan, ‘İşte böyle saygısız tipler de olabiliyor, böyle saygısız tiplere her zaman gerekli cevabı da vereceğiz’ dedi.
Protesto eylemi dışarıda da devam etti. İçerdeki protestoculara müdahale edilirken dışarıda bulunan 50’den fazla Ekvadorlu da protesto etmeye devam etti.Ellerinde ‘Yaşasın Özgür Kürdistan’, ‘Erdoğan Daiş’ yazılı pankart taşıyan protestocular son dönemde Kürdistan şehirlerine yönelik saldırılara dikkat çekti.
Protestocular arasında yer alan milletvekili Diego Vintimilla da Erdoğan’ın korumalarının saldırısına uğradı.
Erdoğan protestosu Ekvator basınında geniş yer buldu. Milletvekilinin korumalar tarafından darp edilmesi büyük tepkilere neden oldu. Erdoğan’ın korumalarıyla ilgili herhangi yasal bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığı öğrenilmedi.
Milletvekili Diego Vintim Erdoğan’ın özel korumaları tarafından darp edildi
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore, büyükelçilikte yaptığı bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşmada, Birleşik Krallığın, Türkiye’nin PKK ile mücadelesine Avrupa’daki en büyük desteği verdiğini söyledi. Moore, bir süre önce ‘PKK’ye katılmaya teşebbüs etmekten’ yargılanıp hapis cezasına çarptırılan Şilan Özçelik’e yapılan hukuksuzluğu da İngiltere’nin PKK ile mücadelesi kapsamında aktardı.
Cumhuriyet gazetesinden Çiğdem Toker’in haberine göre İngiliz büyükelçi Moore PYD’ye bakış açılarının Türkiye’den farklı olduğunu da söyledi. PYD’nin, Suriye Barış Görüşmeleri’nde Esad rejimine karşı “muhalif unsur” olarak yer almaması gereği konusunda, ülkesi ile Türkiye’nin aynı görüşte, ancak PYD’nin DAİŞ’le mücadelesi konusunda farklı görüşte olduklarını söyledi. Moore, PYD’nin “DAİŞ’in çıkarılmasında önemli bir aktör” olduğunu belirtirken “Bununla birlikte Türkiye’nin hassasiyetlerini de anlıyoruz” dedi.
Moore bu açıklamayı, ülkesinin Türkiye’deki sermaye piyasalarının gelişimi konusunda desteklediği projeyle ilgili olarak Büyükelçilik’te yapılan bilgilendirme toplantısı sırasında, davetli bir grup gazeteciyle görüşmesinde dile getirdi.
Büyükelçi Moore’a, Cenevre’ye davet edilen PYD heyetinin Türkiye’nin muhalefeti sonucu, masada yer almadığı anımsatılarak, hemen ardından Obama’nın özel temsilcisinin PYD’yi Kobane’de, İngiliz ve Fransız diplomatlar ile birlikte ziyaretine dair düşüncesi soruldu. Görüşmeleri basından izlediğini ve ayrıntılı bilgisi olmamakla birlikte, konunun iki yönü bulunduğunu vurgulayan Moore, şu görüşleri paylaştı:
“Cenevre görüşmelerinde, Esad’a karşı kimlerin muhalif olacağı konusunda Birleşik Krallık ile Türkiye arasında bir fikir ayrılığı yok. PYD’nin muhatap olarak bu gruplar içinde olmadığını düşünüyoruz. İkinci yön ise PYD’nin Suriye’deki olaylarda etkili aktör olup olmadığı konusudur. Zannediyorum ki, bu konuda Türkiye ile görüşlerimiz farklı. PYD, Suriye resminde önemli unsurlardan biri. Kuşkusuz, Türkiye’nin PYD’ye karşı hassasiyetleri olduğunu anlıyoruz. Naif değiliz. PYD ile PKK arasında bağlantılar olduğunu da biliyoruz. Ama PYD, DAİŞ ile mücadelede ciddi ve önemli adımlar attı. Biz de zaten bu nedenle onlarla görüşüyoruz. ABD de aynı nedenle onlara destek sağlıyor. Bu gerçek göz ardı edilmemelidir.”
Bu konunun “son derece karmaşık” olduğunu vurgulayan Moore sözlerini şöyle sürdürdü: “Birleşik Krallık, Türkiye’nin PKK ile mücadelesine Avrupa’daki en büyük desteği veriyor. PKK’nın terör örgütü olduğu konusunda farklı görüşte değiliz. PKK’nın Birleşik Krallık’taki faaliyetlerini, finansman sağlama çabalarını engellemek için biz de mücadele ediyoruz. Kısa süre önce, 21 yaşındaki bir kadın PKK’ya katılmak için dışarıya çıkmak istediği için yargılandı ve hapis cezası aldı.
Ancak, her ne kadar biz PKK’nın terör örgütü olduğunu düşünüyorsak, Türkiye’de hükümetin de Güneydoğu’da tekrar diyalog sürecini başlatması gerektiğini de düşünüyoruz. Biz de benzer bir deneyimi IRA ile yaşadık. Ve sonuçta fark ettik ki, gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Terörü sona erdirmenin, yenmenin tek yolunun IRA ile müzakere yapmak olduğunu gördük. Ama her ülkenin dinamikleri aynı değil. Bu söylediklerimle hükümetinize ne yapması gerektiğini söylemek gibi anlaşılmasını istemem. Bu benim görev alanımda değil. Barışın tesis edildiği bir Türkiye, muhakkak ki, Birleşik Krallığın da yararına olacaktır. Dolayısıyla biz, PKK ile mücadelesine desteğimizi sürdüreceğiz. Ama hükümet diyalog, barış sürecini sürdürme kararı aldığında ona da elimizden gelen desteği vereceğiz.”
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Sultanahmet’teki saldırıyı kınayarak başladığı konuşmasında Demirtaş, “Son derece vahşi bir tablo, yabancı olmadığımız vahşi tablolardan biri sahneleniyor. Tek temennimiz hayatını kaybedenlerin sayısının artmaması yönünde. İnşallah bu saldırı da diğerleri gibi karanlıkmış, faili yokmuş gibi kapalı kapılar ardında saklı kalmaz. Bu saldırıyı nefretle, şiddetle kınadığımızı belirtmek istiyorum” dedi.
HDP Eş genel başkanı Selahattin Demirtaş meclis grup toplanstısında gündemdeki konuları değerlendirdi
‘PARLAMENTO, GÜNDEM İÇİN TALİMAT ALDI’
Türkiye’nin gündeminin yakıcı olduğunu dile getiren Demirtaş, “Her gün her saat bir zulüm ve ölüm haberi alıyoruz, neredeyse her saat. Bu gündem Türkiye’nin rutin gündemi haline geldi. Ülkeyi kasıp kavuran şu gündemde ülkenin parlamentosundan beklenen nedir? Oturur tartışır çözüm arar. Çözüm yoksa hiç değilse duyarlı olduğunu gösteren bir parlamento olması gerekiyor. Bizim parlamentonun bu haftaki gündemine bakıyorum, askerlik kanununda değişiklik… Zannedersiniz ki uzak bir ülkenin gündemi. Zannedersiniz ki biz İsveç’iz, Norveç’iz ve burası onun parlamentosu” diye konuştu. Demirtaş, hükümetin ve parlamentonun bu konuların gündeme getirilmemesi için kesin talimat aldığını işaret ederek, “Kime talimat var, valiye kaymakama polis memuruna talimat var demiyorum. Ülkenin parlamentosuna talimat var diyorum. Vahim bir durum. Bu konular gündem olmayacak demiş, kim demiş, Saray demiş. Bunu kendisi itiraf etti. İsteseniz de istemezseniz de rejim değişmiştir dedi. Parlamento bu durumda zavallı bir pozisyona düştü” şeklinde konuştu.
‘BUNUN DAHA LOLOSU VAR!’
Demirtaş, parlamentonun Kürdistan’daki soykırımcı saldırıları gündeme getirmemek için Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan talimat aldığını vurgulayarak, “Bu sıralar boş işlerle uğraşın denilmiş onun gereğini yerine getiriyorlar. AKP şimdi boş işlerle uğraşıyor” dedi. Demirtaş, muhalefetin ve HDP’nin milletin sorunları ile uğraştığını söyledi. Demirtaş, “Başkanlık olmazsa parlamento sorunları çözmüyor yönünde” adımlar atıldığını ve bu algının yaratılmaya çalışıldığını belirterek, her türlü adımın da Saray’dan atıldığını dile getirdi. Demirtaş, “Hükümet Saray’ın icraatıyla parlamento onun gündemini yerine getirmekte sorumludur. İşte buna başkanlık sistemi diyorlar. İsteseniz de istemezseniz değişti dedikleri rejim budur. Üstelik anayasal güvenceye kavuşmadan böyledir. Birde bunun anayasal güvenceye kavuştuğunu düşünün. Bilen bilir bir hikaye var. Bu daha lêlêsidir bir de bunun lolosunu düşünün” ifadelerini kullandı.
‘KANIN SEBEBİ BAŞKANLIK DAYATMASI’
Yaşanan bütün kan, gözyaşı ve kavganın sebebinin bu başkanlık sistemi dayatması olduğunu belirten Demirtaş, “Halk bunun bedelini ödüyor şimdi. 7 Haziran seçimlerinden önce başladı ve kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Bunu kabul etmeyen herkes düşman kabul ediliyor. Düşmana ne yapılıyorsa ona o yapılıyor. Basın, akademi kim olursa olsun bir mekanizma harekete geçiyor onu düşman ilan ediyor, lince tabii tutuluyor ya öldürüyor, ya tutuklanıyor. Çünkü karar verilmiş bu başkanlık adı altındaki diktatörlük gelecek” diye konuştu.
‘DİRENİRSEK KAZANIRIZ’
“Öte yandan diktatöryal monarşiye tek adam rejimine karşı biz varız” diyen Demirtaş, çoğulculuktan ve yerel yönetimlerin, yerel demokrasinin güçlendirilmesinden yana olduklarını dile getirerek, şöyle devam etti: “Biz tek dil değil çok dilliliğin gerçekliğinin farkında olarak, bizi bir arada tutan değerlerin faşizan değerler değil evrensel değerler olduğunu bilerek, bu dayatmaya karşı direniyoruz. Türkiye toplumu bu iki gerçeği bilmelidir. Ya biz kaybedeceğiz Türkiye bu faşizme teslim olacak Türkiye nefessiz kalacak, bugün yalvaranlar yarın faşizmin hedefi haline gelecek, ya da bizimle birlikte direnilecek. Ya faşizme karşı rica minnet edilecek ya biz direniyoruz, buna karşı çıkanlar bizimle birlikte direnecek.”
AKP MEDYASI
Haklı olduklarını ve er geç kazanacaklarını belirten Demirtaş, Türkiye’nin her tarafından bu sese ses katılması gerektiğini belirtti. Basın üzerinden yürütülen linç kampanyalarını da, “gerekirse tek bir kişi üzerinden 70 milyona mesaj vermek isteniyor” dedi. Demirtaş, Doğan Grubu’na ilişkin daha önce yaptığı açıklamaları sürdürerek, “Kayıtlar açılsın incelensin. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri. Doğan Medyası’nın bize ayırdığı saat AKP ve Erdoğan’a ayırdığı sürenin 20’de biridir. Doğan Medyası’nın bizi desteklediği söylenen dönemde AKP’ye bizden 20 kat daha fazladır. Ben 6 programa katıldım, siz 150 programa katılmışsınız. 6 programımız sizin 150 programınızdan daha etkili olmuşsa o medyanın suçu değil sizindir” dedi. “Biz sizin gibi medya satın alarak siyasete girmedik, havuzun dibini satın alarak siyasete girmedik” diyen Demirtaş, söz konusu medyanın AKP ve Erdoğan’ı desteğini 600 kanalın AKP’ye destek verdiğini belirterek, “Ama yetmiyor, bir yerden tek bir çatlak çıkınca panikliyorlar. Ya bu kadar kanalınız var bu kadar yağlama yıkama mekanizmanız var. Yetmiyor mu?” diye konuştu. Marina Yat Limanı işletmesini bir kez daha gündeme getiren Demirtaş, AKP’nin Doğan Grubu’nun 49 yıllığına kiraladığı yerin sözleşmesini iptal ettiğini belirterek, “Aradan 25 gün geçmiş açılan bir dava yok, feshi kaldırdık demişler. Ne oldu 25 gün içende? Doğan Medya açıklama yapmış, biz itiraz ettik diyor. Bende sesleniyorum, dilekçenizin örneğini açıklayın. Devlet sırrı değil ya. Hangi mahkemeye başvurdunuz? Bunları açıklayın. İtiraz ettik diyorsunuz, bende diyorum ki hayır Saray’la pazarlık yaptınız 4 madde üzerinden anlaştınız. Ondan sonra Demirtaş bizi kandırdı. Kim kimi kandırmış ortada. Biz dik diriyoruz siz eğik duruyorsunuz” dedi.
‘AKP KATİL DENİLİNCE ÜZERİNE ALIYOR’
‘Ayşe Öğretmen’ örneğine de değinen Demirtaş, şöyle konuştu: “Teslim olmanın sınırı yok, bunu defalarca söyledik, onurunuzu paranızı malınızı alır ama yetmez. Siz verdikçe o isteyecek. Biatin sınırı yoktur” diyen Demirtaş, şöyle devam etti: “O programdan bir suç işlenmedi. Bunu bir TV canlı yayında söylenmemiş gibi düşünün. Şu cümleleri bir okuyun. ‘Türkiye’de çocuklar öldürüyor neler olup bittiğiniz farkında mısınız? Siz de yaşananlara sesiz kalmamalısınız. Çocukların öldürülmesine sevinenler var onlara yazıklar olsun demenin dışında bir şey demiyoruz.’ Konuşanın adı Ayşe midir değil midir bilemeyiz, hiç fark etmez, orada mı yaşıyor yaşamıyor mu bilemeyiz hiç fark etmez. Fail yok kimseyi suçlamıyor bir insani çağrı yapıyor her ne hikmetse AKP üstüne alınıyor. Biri katil deyince AKP ayağa kalkıyor. Nedir bu panik barış sözcüğünden bu kadar korkacak ne yaptın? Bu hangi karanlık yüzünü açığa çıkarıyor ki, zan ediyorsunuz ki bütün devleti tehdit etmiş havuz medyası yargısı üstüne atlıyor. Bu konuşmanın altına imza atmayacak kimse insan değildir. Bir kadın çıkıp bunları söylediği zaman bu kadar panik yapıyorlarsa deme ki suçlunun yüzüne fener tutulmuştur.” Demirtaş, “Mevzu arayan kadın değil, mevzu dinleyenlerdir onları cezalandırmak lazım. Onları öyle bir cezalandırmak lazım ki arayanın başına ne geldiğini göstermek lazım. Aklında barış geçen bir kişi bile varsa bak başına bu gelir. Öyle ünlü olmanız da sonucu değiştirmez, terör örgütü propagandası ile cezalandırılırsınız. Bunlar yüzde 49,5 oy almış bir iktidar döneminde yaşanıyor. Çıkarılıp canlı yayında bunlara özür diletiliyor. Gün gelecek bunları yapanlar özür dilecektir” diye konuştu.
‘FAŞİZMİN YALAKASI HALİNE GELDİNİZ!’
Sedat Peker’in Trabzon’da “Meşru savunma hakkımız hasıl olduğu zaman oluk oluk kan akacak” sözlerini hatırlatan Demirtaş, “Yapacaksanız kahraman olacaksanız bu konuşmayı yapmanız lazım. Tayip Erdoğan’ın arkasında olduğunuzu söyleyin ne yaparsanız yapın önemli değil. Bebek öldürün, cenazeyi günlerce yerlerde çürütün soruşturma açılmaz. Ama barış asla… Tayip Erdoğan ne zaman ‘annalar ağlamasın’ dediği zaman o zaman barış diyebilirsiniz. Onun zamanını da biz kullar bilecek değiliz ya. O söyleyecek biz kullar evet evet barış diyeceğiz. Faşizm budur. Söylediklerinizden değil söylemediklerinizden sorumlu olduğunuz rejimdir. Biz buna direniyor diye bunlar Türkiye partisi olmaktan çıktı diyenler; gidişatınız iyi değil, siz kendinize bakın, siz faşizmin yalakası haline geldiniz” diye kaydetti. ”Biz halen aynı noktadayız, özgür eşit ve adil yaşamdan yanayız, bunu kolay zamanda da zor zamanda da savunduk. Mesele bir fikri kolay zamanlarda değil, inandığın her zaman savunabilmektir” diyen Demirtaş, “Faşizan düşünceyi temsil edenler bu kadar rahat konuşuyor ama biz utanacağız öyle mi?” şeklinde konuştu. ’İSLAM’A İHANET EDEN SİZSİNİZ’ AKP’lilerin ODTÜ hakkındaki tehditlerine yer veren ve “Cizre’ye nasıl girildiyse ODTÜ’ye de öyle girilir” sözlerin hatırlatan Demirtaş, “AKP’nin Ankara vekili bunu söylüyor. Biz bunu söylesek kendimizi içeride buluruz. Bunlar barışçı biz ırkçı teröristiz! Dünya tersine döndü Türkiye’de. Siz siniz insanların kimliği ile mezhebi ile oynayan. AKP dini dışında başka hiçbir dine izin vermeyen sizsiniz. İslam’a ihanet eden sizsiniz. Milletin parasını çalıp üstüne birde mağduriyet sayıyorsunuz. Sizin ortamlarınızda ahlaksızlık serbest. İslamiyet’te bunlar suçtur. Hangisi suçtur diye bizler peygamber efendimize mi bakacağız sizin efendinize mi bakacağız. Cenazeye hakaret etmek, yerde çürütmek sizin dininizde var bizim dinimizde yok. Bunları bunlar yarattı, 13 yılda Türkiye’yi adım adım bu noktaya getirdiler” dedi. Türkiye’nin bunca emek ve insanı AKP siyaseti yüzünden kaybettiğini belirten Demirtaş, şunları da söyledi: “Kendilerini bir çözüm olarak pazarladılar. Hani iktidar tek başına iktidar olunca istikrar olacaktı. İçeride savaş dışarıda savaş. Hangi alanda istikrar var. Önce istikrar için demokrasiye inanmamız gerekiyor. O yok. Cizre’de Silopi’de Sur’da 40 günü bulan sokağa çıkma yasakları var. Zan ediyorlar ki bunlar uçucu bir anda insanların düşüncesinden çıkar. Hayır yer ediniyor, gönül gözü açık herkes görüyor. Ne olacak, toprağa ektiğiniz o nefret tohumları. Hiç düşünmüyor umurunda değil. Başkanlığı elde edersek kim hesap soracak. Cizre Sur Silopi yakılıp yıkılmış önemli değil nasıl olsa kimse hesap soramaz.”
ANAYASA
Meclis Başkanı’nın anayasa komisyonu için davetine de işaret eden Demirtaş, “El insaf çıkaracaklarını bilsek bir günde çıkarırız. Dertleri bu değil. Başkanlığın etrafına bir kaç düzenleme ile hadi bakalım başkanlığı Türkiye toplumuna kabul ettirecekler. Partimiz yarın yetkili kurullarında değerlendirecek. Henüz olumlu olumsuz bir cevap vermiş değiliz. Ama biz AKP tarafından yeni ve demokratik anayasa yapılacağına inanmıyoruz. Geçen sefer 60 madde de uzlaştık. İlk madde ne biliyor musunuz? İnsanlık onuru. Bunda uzlaşmıştık ama sen ne insanlık bıraktın ne onurunu. Pratiğiniz darbe anayasasını bile uygulamayan bir pratik. Bunu askıya aldınız, yenisini yapsam uygulayacağınızın garantisi var mı, uygulamazsanız size hesabını soracak kaç yargıç var. Yapalım yapmayalım değil de yeni bir zihniyet olmadan ne yeni bir anayasa yapılabilir ne de yapılacak derme çatma bir anayasa uygulanabilir” diye konuştu.
BELEDİYELER
Belediyelere yönelik yapılan soruşturmaları da hatırlatan Demirtaş, 3 ay önce bunun talimatının da Erdoğan tarafından verildiğini söyledi. AKP’nin “hırsızlık yapmadan yönetim olmayacağını” düşündüğünü ve DBP’li belediyelere de böyle baktığını söyleyen Demirtaş, Mardin Belediyesine ilişkin söylemlerin de talimat olduğunu belirterek, kendilerinden önce belediyenin koltuğunun bile hacizlik olduğunu dile getirdi. Demirtaş, “Öyle yemişler ki, koltuk gitti. Mardin Belediyesinin personel giderleri yüzde 60 değil, yüzde 30 civarındadır. Şuanda kasasında para var, borçlarını ödemiş ama parası var. Bütün belediyelerimiz böyle. Ağrı’ya bakın, belediye başkanının ismi ‘Dızo’ya çıkmıştı. Sırrı Bey gitti, belediye borçları kapattı” diye konuştu.
‘DİRENEN HALKIMIZI SELAMLIYORUZ’
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bizim savunduğumuz yetki devri olsa sadece bizim değil AKP’li ve CHP’li belediyeler de daha iyi çalışır. Biz ülkenin bölünmesini değil yerelin daha iyi çalışmasını istiyoruz. Cizre’ye Sur’a, Silopi’ye direnen bütün halkımıza sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir televizyon programında kadın öğretmen çıkıp “çocuklar öldürülmesin” diyor, programı yapan sanatçı arkadaş özür üzerine özür diliyor. Niye özür diliyorsun yürek yok mu sende cesaret yok mu. Kimi üzdün üzsen üzsen çocuk katillerini üzersin bırak da üzülsünler” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Sultanahmet Meydanı’nda patlayan bombanın gündemi allak bullak ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Ankara’da patlama olduğunda Kadıköy’de bir etkinlikteydik. Fakat iptal ettik. Gazetecilerin önüne çıktığımızda terörü bitirme konusunda açık çek veriyorum. Kim ne istiyorsa açıkça çağrı yapıyorum. Bütün gücümüzle hazırız. Bütün siyasi partilerin amasız terörü lanetlemesi lazım. Defalarca uyardık. ‘Ortadoğu bataklığına Türkiye’yi sürüklemeyin’ dedik. Artık bu işin aması maması yok. Türkiye’deki 78 milyon vatandaşın şu gerçeği bilmesi lazım. Bu hükümet Türkiye’yi yönetemez, yönetemiyor. Yönetemiyorsanız gideceksiniz yönetenler gelecek. Üçüncü sınıf adamlara Türkiye yönetilemez.” diye konuştu.
Sultanahmet’te yaşanan patlama sonrasında Anadolu Ajansı’nın patlamayı değil de patlama sonrasında getirilen yayın yasağını haber yaptığını belirten Kılıçdaroğlu, “Şimdi birilerini suçlayacaklar. Hükümet şikayet merci değildir. Şikayet edeceksen ayrılacaksın, orası sorunların çözüm mercidir, sen sorumları çözeceksin, önce önlem alacaksın. Nerede senin istihbaratın, bizi izlemekten terörü izlemeye fırsat bulamıyorlar. Bizi dinlemekten onları dinlemeye fırsat bulamıyorlar. Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Emin olun anlamakta zorluk çekiyoruz. Bırakın bir vali konuşsun Başbakan konuşsun hayır gene bizim diktatör bozuntusu konuşuyor, niye konuşuyorsun sen, bu ülkenin başbakanı var bırak önce Başbakan konuşsun. Anadolu Ajansı patlamayı haber yapmıyor, yayın yasağını haber yapıyor. Böyle bir haber ajans olabilir mi?” diye konuştu.
Devlette liyakatin öldürüldüğünü, ‘Benim adamım’ diyerek bazı kişilerin getirdiğini ifade eden CHP Genel Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Senin adamında iş yok, iş yapamıyor kardeşim. İş yapan yok. İtiraz etmesi gereken yerde itiraz etmiyor. Böyle bir devlet yönetimi olur mu? Liyakat devlet yönetiminin olmazsa olmaz koşullarından birisidir. Öyle bir noktaya geldik ki, yayın yasağı getiriyorlar, vatandaş haberleri dinlemesin, okumasın, görmesin diye. Bu vatandaş doğruyu nereden öğrenecek, senin ağzından mı öğrenecek, sen sabah akşam doğruları söylemeyen birisin, biz doğruları nereden öğreneceğiz. Bu milletin hepsi Fransızca, Almanca bilmiyor ki yabancı yayın organlarını izlesin. Bütün dünya bilecek sen bilmeyeceksin, böyle bir anlayış olmaz.”
TÜRKİYE ÇIKILMAZ DAR BİR SOKAĞA GİDİYOR
Gazetelere el konulduğunu, televizyonlara el konularak başlarına kayyumlar atandığını vurgulayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Onların bile inanamadığı paralar vererek kayyumlar atadılar. Ayda 30-40 bin lira para. Rüyasında görse inanamayacak. Kimin parası başkasının parasını veriyorsun. Bunlar Türkiye’de oldu. Sizin görmeniz lazım sevgili vatandaşlarım. Görmeniz yazım bilmeniz lazım. Ülke bir felakete doğru bir ayrışmaya doğru gidiyor. Bunlar Türkiye’yi yönetemiyor. Bu kadar açık ve net. Bir de havuz medyası denilen grup var onlar hayatlarından çok memnun. Bütün haberleri ve yorumları iktidarın başarıları üzerine şekilleniyor. Ve hep suçlu aranıyor. Bu oldu paralel yaptı, bu oldu PKK yaptı, bu oldu IŞİD yaptı bu oldu şu yaptı bu yaptı. Sen ne yaptın niye yakalamıyorsun polisin var askerin var valin var kaymakamın var niye izin veriyorsun. Niçin yakalamıyorsun. Sen izin vermedinde birisi sana engel mi oldu. Yok öyle bir şey. Türkiye gerçekken içinden çıkılmaz bir sokağın dar sokakların içine sürükleniyor. Herkes kaygı içinde.” ifadelerini kullandı.
Bir tarafta medyanın ayakta kalma savaşı verdiğini hatırlatan CHP Genel Başkanı, açıklamalarını şöyle tamamladı: “Havuz medyasına da bunlar para sağlıyor. Kamu bankalarından aktarılan para. Bunlar bir avuç, aktarılan para son eski para ile 5 yılda bir katrilyonun üstünde para aktarıldı. Bir katrilyon 32 milyar 273 milyon lira para aktarıldı. Kimin parası bunlar vatandaşın parası. O kadar memnun ki bunlar durumlarından, o kadar memnun ki, kullandığı şu cümleye bak sonra internet sitelerinden kaldırmaya kalkıyor. Bir medya patronu olan Ethem Sancak diyor ki, ‘anam, babam, eşim, çocuklarım sana feda olsun’ diyor. Düşünebiliyor musunuz? Sana feda olsun diyor. Param feda olsun demiyor. Anası feda, babası feda, eşi feda, çocukları feda. Ve siz buna medya patronu diyorsunuz. Sabah, akşam CHP’yi eleştirecek ve hükümeti göklere çıkaracak. Bir katrilyon aldın zaten malı götürüyorsun. Eşini anneni hatta sülaleni feda ediyorsun bir kişi için sana para verdiği için. Değer mi bunlar, para için insan eşini çoluğunu çocuğunu satar mı?”
‘NEDEN ÖZÜR DİLİYORSUN SEN? CESARET YOK MU SENDE?’
Bir televizyon programında bir kadın öğretmenin ‘Çocuklar ölmesin’ dediğini belirten Kılıçdaroğlu, “Vay efendim sen nasıl çocuklar ölmesin dersin? Özür üzerine özür. Programı yapan arkadaş da sanatçı arkadaş da özür diliyor.. Kardeşim neden özür diliyorsun sen? Yürek yok mu sende? Cesaret yok mu? Ne özürü diliyorsun? Kimi üzersin sen, ancak üzsen üzsen çocuk katillerini üzersin sen başka kimi üzeceksin? Ben merak ediyorum. Bu sanatçı arkadaşımızın üzerine gidenler, gitsinler annelerine bir sorsunlar, ‘anne benim önemim nedir senin güzünde’ desinler. Bir evladın önemi nedir annenin gözünde, bir sorsunlar. Bir sorsunlar bakalım. Sen kalkıyorsun bunu acımasız bir propaganda aleti olarak kullanıyorsun. Bir de savcı soruşturma açıyor terör örgütü propagandası yapmaktan.” dedi.
“Ne zamandan beri ‘çocuklar ölmesin’ demek terör örgütü propagandası oldu.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Yıllar önce bunu Nazım yazmıştı, ‘çocuklar ölmesin, şeker yesinler’ diye yıllar önce. Ülke bu hale gelirse, savcı da Ankara’daki beylerin savcısı olur, cumhuriyetin savcısı olmaz. Cumhuriyetin savcısı farklı. O savcıya sormak istiyorum, şehir merkezlerini ilçe merkezlerini terör örgütü silah deposu haline getirirken, valilere ‘dokunmayın’ diyen adam teröre yardım ve yataklık yapan adam değil mi? niye soruşturma açılmıyor? Oralar silah deposu haline gelirken bu Ankara’daki beylerin haberi yok muydu? Soruşturma açacaksan buna aç. Sorarsın bürokrasiye dünyanın belgesi gelir. Sen bunları bırakıyorsun, talimatın gereğini yapıyorsun. Hitlerin adalet danışmanı vardı ya. Diyor ki hakimlere ‘bir hakim nasıl karar verecekse Führer nasıl karar verecekse öyle karar verin’ diyor. Benzeri var. Erdoğan nasıl karar verecekse öyle karar vereceksin. Böyle bir düzen olabilir mi?”
BAŞBAKANLIK SİSTEMİNİ GETİRMEK İÇİN NE GEREKİYROSA YAPIYOR
Türkiye’de her gün terör olaylarıyla şehit verirken birisinin derdinin başkanlık olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Sadece başkanlık. Başkanlığı getirmek için ne gerekiyorsa yapıyor. Vatandaşa doğru bilgi vermiyor. Bir siyasetçinin temel görevi vatandaşa doğru bilgi vermektir. Bilgiyi doğru vereceksiniz ki vatandaş size güvensiz siyasetçiye güvenebilsin. Başkanlık için ilk başta şu örneği verdi Sayın Erdoğan, ‘gelişmiş ülkelere bakarsak tamamında başkanlık sistemi var’ diyor, tamamı yalan. Gelişmiş 20 ülkenin 16 tanesinde parlamenter sistem var. Sadece 2’sinde başkanlık sistemi var. Neden millete doğru söylemiyorsun? Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyorsun, o koltukta oturan halka doğru bilgi vermez zorunda değil mi? İsteyebilirsin başkanlık sistemini, ama vatandaşa doğru bilgi ver. Niye doğru bilgi vermiyorsun? Dünyanın en az gelişmiş son 20 ülkesinin 15 tanesinde başkanlık sistemi var. Söylediğinin tam tersi. Az gelişmiş ülkelerin, gelişmemiş ülkelerin çoğunluğunda başkanlık sistemi, gelişmiş ülkelerin çoğunluğunda parlamenter sistem var. Sonra kalktı ‘İngiltere’de başkanlık sistemi var’ dedi. Herhalde İngiliz kraliçesi de ‘ben başkanım’ dedi. Yok. Parlamenter sistem var yıllardır. Neden halka doğruyu söylemiyorsun? Bunlar yetmedi bir şey daha söyledi. Baktı ki bu örnekler fazla tutmuyor, bu sefer Hitler örneği verdi, ‘mesela Hitler parlamenter sistemi başkanlık sistemine dönüştürdü’ dedi. Ne oldu başkanlık sistemine dönüştü, milyonlarca insan hayatını kaybetti. Söylediği lafın farkına vardı, internet sitelerini sansürledi. Kendi internet sitesinde kendi sözlerini sansürledi.” Kaynak: Cumhuriyet
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Sultanahmet’te 10 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı için “Fail Daiş mensubu” dedi. Başbakan, saldırıda yaşamını yitirenlerin tamamının yabancı uyruklu turistler olduğunu da açıkladı.
Davutoğlu yaşamını yitirenlerin hepsinin yabancı olduğunu açıkladı
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Sultanahmet’te 10 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı için “Saldırıyı gerçekleştiren canlı bomba yabancı uyruklu Daiş mensubu” dedi.
Başbakan Davutoğlu, İstanbul’daki patlamaya ilişkin yaptığı açıklamada saldırının failinin yabancı uyruklu IŞİD üyesi olduğunu söyledi.
Alevi Kültür Dernekleri temsilcilerini kabulünde konuşan Davutoğlu, İstanbul’daki canlı bomba saldırısına ilişkin şu açıklamada bulundu:
“Maalesef menfur bir terör saldırısı ile tekrar karşı karşıya kaldık. Bu sabah saat 10.20 civarında bir canlı bombanın kendisini infilak ettirmesi sonucunda 10 ölü, 15 yaralı, canlı bombanın kendisini de katarsak 11 kişinin öldüğü bir terör saldırısı ile karşı karşıya kaldık. Her şeyden önce ölenlere Tanrı’dan rahmet diliyorum. Yaralılar için de bütün imkanlarımız ile tam bir seferberlik halinde yaralarını sarmak için çaba içindeyiz. Terör bütün dünyada mezhep, bölge ayırımı yapmadan insanlığa savaş ilan etmiş durumda. Bu alçakça saldırılar, bazen Paris, Londra… Suruç’ta, Ankara’da, İstanbul’da olabiliyor. Saldırının failinin yabancı uyruklu bir Daiş mensubu olduğunu şu anda biliyoruz.
Ortaya çıkan boşluktan istifade eden Daiş terör örgütünün eylemleri en barbar örnekler arasındadır. Paris saldırısında dayanışmamızı gösterdik. Bugün ülkemizde gerçekleşen saldırıda hayatını kaybedenlerin tümü yabancı uyruklu. Bu misafirlerimiz bizim için aziz ve değerlidir.
Onlar Türkiye’yi tanımak için gelmişlerdi. Her şeyden önce hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerimi iletiyorum. Biraz önce görüştüğüm Merkel’e de taziyelerini sundum.
Bu saldırı Türkiye’nin demokratik ortamını etkileyemeyecektir. Sadece orada bulunanları değil, bütün Türkiye’yi hedef aldı. Saldırının failinin yabancı uyruklu Daiş mensubu olduğu anlaşıldı. Bu eylemi gerçekleştiren failin bütün bağlantıları ortaya çıkarılacak.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sultanahmet’te 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan patlamaya ilişkin “Sultanahmet’teki saldırıyı Suriye kökenli bir canlı bomba gerçekleştirdi” dedi.
Büyükelçiler Konferansı’nda konuşan Erdoğan, “İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda meydana gelen ve Suriye kökenli bir canlı bomba saldırısı olduğu değerlendirilen terör olayını esefle kınadığımı belirtmek istiyorum” dedi.
Saldırıda 10 kişinin hayatını kaybettiğini söyleyen Erdoğan, “Bunlar yerli, yabancı. Yarım saat, bir saat içinde açıklanacak. Patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum, yaralananlara acil şifalar diliyorum” diye konuştu.
BARIŞ İSTEYEN AYDINLARI İHANETLE SUÇLADI
Savaşın son bulması için çağrı yapan aydın ve akademisyenler de Erdoğan’ın bugünkü hedefi oldu.
Aydınların “barış” çağrısını “ihanet” olarak tanımlayan Erdoğan, “Sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız. Türkiye’nin Kürt vatandaşlarıyla sorunu yoktur, Türkiye’de Kürt sorunu gibi bir mesele yoktur. Ama bu aydın müsvetleri devletin katliam yaptığından söz ediyor. Ey aydın müsvetteleri siz karanlıksınız. Sizler doğunun adresini bilemeyecek kadar karanlık ve cahildir” diye konuştu.
İstanbul, Sultanahmet Meydanı’nda şiddetli bir patlama meydana geldi. Valilik patlamada 10 kişinin yaşamını yitirdiğini, 15 kişinin yaralandığını açıkladı. Durumu ağır yaralılar olduğu bildiriliyor. Patlamayla ilgili yayın yasağı geldi.
İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda şiddetli bir patlama meydana geldi.
Saat 10.20 sıralarında henüz belirlenemeyen nedenle meydana gelen patlamanın İslam Eserleri Müzesi’nin karşısındaki Dikilitaş yakınında yaşandığı belirtiliyor.
Valilik: 10 ölü, 15 yaralı
İstanbul Valiliği patlamada ilk belirlemelere göre; 10 kişinin öldüğünü, 15 kişinin de yaralandığını bildirdi.
Açıklamada, patlamanın nedeni, patlayıcının cinsi, olayın fail veya failleri hakkındaki incelemelerin sürdürüldüğü ifade edildi.
Polis patlama alanına giriş çıkışları kapatırken, olay yerine çok sayıda ambulans ve itfaiye sevk edildi.
Olay yerine giden bir polis aracının kaza yaparak ters döndüğü, içindeki polislerin hafif yaralandığı belirtildi.
Seferler iptal
Patlama sesi İstanbul’un Avrupa yakasındaki Beşiktaş, Taksim, Karaköy ile Anadolu yakasındaki Kadıköy ve Üsküdar’dan da duyuldu.
Eminönü-Beyazıt hattında tramvay seferleri iptal edildi.
İçişleri Bakanı, Başkanlık’ta
Bu arada, İçişleri Bakanı Efkan Ala, patlamanın ardından Başbakanlık Resmi Konutu’na geldi.
Bakan Ala’nın olayla ilgili Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bilgi verdiği belirtildi.
Yayın yasağı
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş imzasıyla Başbakanlık tarafından hazırlanan yayın yasağı açıklamasında, ‘milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının muhtemel olduğu durumlarda geçici yayın yasağı getirilebilir” denildi.