Tag: Website

  • Anayasa Mahkemesi, infaz paketini ve milletvekilliği düşürülen HDP’lilerin itirazını görüşecek

    Anayasa Mahkemesi, infaz paketini ve milletvekilliği düşürülen HDP’lilerin itirazını görüşecek

    Anayasa Mahkemesi,üç kritik düzenlemeyi gündemine aldı. Yüksek Mahkeme, son infaz yasasının iptali istemi ile şehirlerası yollarda gösteri yasağı düzenlemelerinin iptal istemini görüşecek. AYM ayrıca vekillikleri düşürülen 2 HDP’li ismin itirazını da karara bağlayacak. Üç başlık da Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nda yarın ele alınacak.

    Nisan ayında Meclis’te kabul edilen infaz düzenlemesi ile binlerce mahkum cezaevlerinden erken tahliye ya da izin kullandırılarak serbest bırakıldı. Ancak düzenlemenin bazı suçlarla sınırlı tutulması muhalefetin tepkisini çekti. CHP düzenlemenin bazı hükümlerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Yüksek mahkeme başvuruyu gündemine aldı. Yasanın kapsamının genişleyip genişlemeyeceği AYM’nin vereceği karar ile belli olacak.

    Şehirlerarası yollarda gösteri yasağı

    AYM, son baro başkaları eyleminde de gündeme gelen şehirlerarası yollarda gösteri yapılmasını yasaklayan düzenlemenin iptal istemini de gündeme aldı…Manisa İdare Mahkemesi, Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yer alan “şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptalini istedi. Yüksek Mahkeme iptal istemini esastan karara bağlayacak. Bir iptal kararı verilmesi durumunda şehirlerarası yollarda gösteri yasağı kalkacak.

    HDP’li Güven ve Farisoğullarının vekilliklerinin düşürülmesi

    AYM’nin bir diğer kritik gündemi ise siyasete ilişkin olacak. HDP’li Leyla Güven ve Musa Farisoğlulları’nın vekillerinin düşürülmesinin iptal istemi de yüksek mahkeme tarafından karara bağlanacak.

  • Kobanê’ye yönelik hava saldırısı kınandı

    Kobanê’ye yönelik hava saldırısı kınandı

    DİYARBAKIR –  TJA ve DBP, Kuzey Suriye’nin Kobanê kentine bağlı bir köye düzenlenen ve 3 kadının yaşamını yitirdiği hava saldırısını kınadı.

    Özgür Kadın Hareketi (TJA) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kuzey Suriye’nin Kobanê kentine bağlı bir köye düzenlenen ve 3 kadının yaşamını yitirdiği hava saldırısını kınadı.
    TJA yaptığı yazılı açıklamada, “Her gün 3 kadın seçilerek öldürülüyor.  Sakine, Leyla, Rojbîn, Hevrîn, Sêvê, Fatme, Pakize, Gulistan, Melek, Zehra, Hebun, Emine, bunlar sadece bazıları. AKP-MHP faşist yönetimi Kürt kadınları katletmekte sınır tanımıyor. Nerede olursa olsun katlediyor. Kürt kadını öldürmek için adeta yemin edilmiş” denildi. Kobanê de 3 kadının öldürülme olayının hatırlatıldığı açıklamada, “Saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Emine, Zehra ve Hebun’un ailesinin başı sağ olsun. Bilinsin ki bunun peşini bırakmayacağız. Uluslararası devletlere sesleniyoruz! Katiller beli. Katiler uluslararası arenada hesap verene kadar mücadelemiz devam edecek” denildi.
    DBP: DÜN MAHMUR BUGÜN KOBANİ 
    DBP’nin yaptığı açıklamada,15 Haziran gecesi başlatılan sınır ötesi operasyon ile Türk devletinin, Kürt karşıtlığı siyasetinin artık sınırları aştığı ve Kürtlerin yaşadığı her alana yayıldığı belirtilerek, “15 Haziran’da Şengal ve Mahmur bölgesindeki sivil alanlar bombalanırken, bugün ise Kobani bombalanmaktadır. Kürdün yaşadığı her alan tehdit olarak algılanmakta ve bombalanmaktadır. Yeminli Kürt ve kadın düşmanlığı yapan bu iktidar, Türkiye’yi bir savaş ortamına sürüklerken, kadınların öncülük ettiği Rojava devrimini de boğmaya çalışmaktadır. Dünyaya korku salan, faşist bir diktatörlük kurma yolunda ilerleye İŞİD ordularını dağıtan, başta Kobanê olmak üzere tüm Ortadoğu’da zihniyet devrimini yaratan Kürt kadınlarını hedef almaları bu sebeptendir. Hevrin Xelef’in katledilmesinin ardından şimdi de Kürt kadın siyasetçi Zehra Berkel başta olmak üzere katledilen sivil 3 Kürt kadını bizlere bir kez daha Türkiye’nin, Kürt kadınlarını hedef aldığını göstermiştir.  Örgütlü kadından korkan bir zihniyetin bu saldırıları Cizre’de Taybet Ana’nın cenazesinin günlerce sokakta bekletilmesinde, Silopi’de Seve Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar’ın katledilmesinde daha önce görmüştük” diye belirtildi.
    ‘DEVRİMCİ DİRENİŞ CEVAP OLACAK’
    Kadınların öncülük ettiği Rojava devriminin, bugün tüm dünyada hayranlık uyandırdığı hatırlatılan açıklamada, “Kobanê devrimine Kürt kadınları üzerinden saldırılanlar şunu bilmelidir ki, kadınları terörize etmek isteyenler diktatörlük hevesinde bulunanlardır. Diktatörlük hevesinde bulunanlara ise en iyi cevabı Kürt kadınının devrimci direnişi cevap olacaktır. Katledilen Kürt kadınları saygıyla anarken, idealleri olan özgür yaşamın hayat bulması için mücadelemizi sürdüreceğimize söz veriyoruz” diye kaydedildi.
  • Demirtaş’tan Timtik ve Ünsal için Adalet Bakanına çağrı

    Demirtaş’tan Timtik ve Ünsal için Adalet Bakanına çağrı

    Selahattin Demirtaş, ölüm orucunda olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal hakkında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal hakkında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal hakkında Demirtaş’ın mesajı şöyle: “Bütün siyasi değerlendirmeler bir yana, lütfen insanlığın ölmesine izin vermeyin. Meslektaşlarımız için, ilk defa bir siyasetçiden ricada bulunuyorum. Lütfen konuyla bizzat ilgilenin. Av. Ebru Timtik ve Av. Aytaç Ünsal yaşasınlar.”

  • “Özlemi hafifler sanıyordum ama artıyor”

    “Özlemi hafifler sanıyordum ama artıyor”

    Evrim Kepenek

    Babası Ahmet Kaya’yı anlatan Melis Kaya, “Ben o ağacın gölgesinde büyüdüm. Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyorum ondan, onun varoluşundan” diyor.

    “Bizi güllerin iklimi tüketti,

     Toprağı yaran filize vurulduk,

     O vahşi beyaz at alıp başını gitti,

     Bir yaz yağmuru gibi unutulduk

    Sığ yanlarımız oldu ara sıra el yordamıyla dalarken hayata

     Bir parça telaş bir parça ümittik hiç yetişemedik o vahşi ata…*”

    Sanatçı Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999’da “Önümüzdeki kasette Kürtçe şarkı yapıyorum, Kürtçe klip yapıyorum” dediği için Magazin Gazetecileri Derneği’nin Ödül Gecesi’nde linç edildi. Çok sevdiği yurdunu terk etmek zorunda bırakıldı.

    Paris’e gitti, Türkiye’de bıraktığı arkadaşlarından yeterli desteği göremedi, yalnız kaldı. Yaklaşık bir yıl sonra “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde kalp krizi geçirdi, hayatını kaybetti. 43 yaşındaydı.

    Arkasında “dünyanın bütün halklarını”, eşi Gülten, kızları Melis ve Çiğdem’i bıraktı.

    Babası öldüğünde 13 yaşında olan Melis, babalar günü öncesi pek çoğumuzun bilmediği Ahmet Kaya’yı anlatıyor ve sanatçının sesiyle toplumun her kesiminden insanlar arasında kurduğu dünyayı hatırlatıyor:

    “Sesi, gülüşü hep benimle. Sesini milyonlarca insanla paylaşıyor olmak duygusu da bana iyi geliyor…”

    Melis’in bir cümlesi de Ahmet Kaya’nın çok sevdiği Türkiye halklarına:

    “Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakmak ve o öyküyü doğru okumak gerekiyor bana göre. Benzer acılar ve kayıplar tekrar yaşanmasın diyerek yakın tarihten dersler çıkarmayı başardığımız zaman toplumsal iyileşmenin de başlayacağına inanıyorum…”

    Melis Kaya’yı dinliyoruz..

    “Kıymetli bir varlığı yitirdiğimizi biliyorum”

    Ahmet Kaya sizin için nasıl bir babaydı?

    Ahmet Kaya fenomenini düşündüğümde hep beraber çok biricik ve kıymetli bir varlığı yitirdiğimizi biliyorum. Babamı anlatmaksa çok zor. Yaşım ilerledikçe özlem hafifler, durulur zannediyordum ama artıyor. Onu çok özlüyorum. Aklına, sevgisine, şefkatine çok ihtiyaç duyuyorum. Elbette ki muhteşem bir babaydı ve babadır da hâlâ.

    “Babamı dolu dolu yaşadım”

    Onunla ilgili aklınızda kalan anılar var mı?

    Ben babamı uzun uzun yaşayamadım ama dolu dolu yaşadım, bunun için yine de şanslı olduğumu düşünüyorum aslında ya da böyle avunuyorum. Anılar tabii çok fazla.

    Ortaokula başladığım zaman dağ gibi gövdesiyle okulun merdivenlerinin başında durup yukarıdan bana el salladığı anı hatırlıyorum, müthiş bir güven duygusu dolmuştu içime. Ne zaman ihtiyaç duysam, o an bana vermiş olduğu o duyguya sarılırım.

    Babalar Günü sizin için nasıl geçiyor?

    Buruk geçiyor. Babası hayatta olmayan ya da babasından uzak düşmüş olan bütün evlatlar için böyledir sanırım. Sadece babalar gününde değil, çok sık ziyaret etmeye çalışıyorum.

    Fotoğrafçı Werner Bischof’un bugün 70’li yaşlarında olan oğlu şöyle bir şey söylemişti: “Babamı Peru’da bir kazada kaybettim, bedeni parçalandı. Bense mutlaka Peru’ya her sene en az iki kere gidiyorum çünkü babam nerenin toprağındaysa, evin artık orasıdır.” Benim de buna benzer tuhaf bir hissiyatım var, ona fiziken yakın olunca sanki daha güçlü durabiliyorum hayata karşı.

    “Bana pazarın sesini dinletir misin?”

    Ahmet Kaya bu ülkeden medyanın tetiklediği bir nefret söylemi üzerine ayrılmak zorunda kaldı, çok sevdiği ülkesinden ayrılmak onu nasıl etkilemişti?

    Çok üzgün olduğunu hatırlıyorum. Sürekli bir keder ve yalnızlık hali, fakat bir yandan da bizlere hissettirmemeye çalışırdı. Sağlığı çok etkilendi. Ülkesini, ailesini çok özlüyordu. Mesela bir gün anneme telefon açıp “Gülten, pazara gidip bana pazarın sesini dinletir misin?” diyor. Bu talebin ve cümlenin etkisini üzerimden atamıyorum.

    “Babam yalnız bırakıldı”

    Dilini, kültürünü, suyununun tadını bilmediğiniz bir ülkede bir anda sıfırlanıyorsunuz. Onun için yürümeyi yeniden öğrenmek gibidir hissi belki de. Sürgünün her türlüsü çok acı, biz de bunu kısmen yaşadık babamla fakat yine de bugünün şartlarıyla yirmi sene öncenin şartları arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum. Babam hem sürgünde yalnızdı hem de ülkedeki arkadaşları tarafından çok yalnız bırakıldı. Bu yalnızlık çok hırpaladı, incitti onu.

    “Hayatımız bir gecede değişti”

    Sizi bu “haksız-adaletsiz” gidiş nasıl etkiledi?

    Bizim hayatımız bir gecede değişti. Bu bir süreç değildi. Bir gecede bütün ülkenin nefret odağı haline geldik. Paris’e gelişinden bir yıl sonra da babamı kaybettik. Bugün demokrat zannedilen ya da addedilen bazı medyatik yüzlerin ve o dönemin gazetecilerinin yaşadıklarımız ve yalnızlığımız karşısında veballeri çoktur, hepsi kendini biliyor.

    “Yokluğu ile başa çıkabildim mi bilmiyorum..”

    Babanız öldüğünde 13 yaşındaydınız… Büyürken onun yokluğu ile nasıl başa çıktınız?

    İnsan arada kanayan ve asla iyileşmeyen bir kesikle yaşamayı öğreniyor. Baba kaybı benim için böyle bir şey. Yokluğu ile başa çıkabildim mi ya da çıkabiliyor muyum bilmiyorum ama yarayla yaşamayı öğrendim.

    Babanızı ölmeden önce en son ne zaman görmüştünüz?

    Babamı kaybettiğimizde yanı başındaydık. Bazen gitmek için bizim orada olduğumuz bir anı kendisinin seçtiğini düşünüyorum.

    Nasıl bir baba-kız ilişkiniz vardı?

    Çok düşkündük birbirimize. Sadece babamı değil, en sevdiğim oyun arkadaşımı da kaybettim.

    Bir yazınızda “Eğer kaldıysa, bu yazıyı lütfen siz de en çocuk yanlarınızla bir kez daha okuyun ki beni anlayasınız…”diyorsunuz. Size bunu yazdıran duygu neydi? Arkasından söylenen kötü, vicdana sığmayan cümlelerle nasıl başa çıkıyorsunuz?

    Şimdi birçok konuda sosyal medya üzerinden örgütlenilip ortak refleks veya tepki oluşturulabiliyor. Ben o cümleyi yazdığımda sosyal medya henüz gündemde yoktu. İnsanların empati kurmalarını istedim. Zaten bir süre sonra söylenenlere kulak asmayı ya da takip etmeyi bırakıyorsunuz çünkü o kadar fazla ki! Ben de öyle yaptım.

    Ahmet Kaya’nın en sevdiğiniz yönü neydi?

    Çok var. Onunla sıkılmanız mümkün değildir, her zaman orijinal fikirleri vardır. Bir de bence sihirli olan şöyle bir yeteneği vardı; hayatı tutup ucundan ters yüz eder sonra beğenmezse öbür yüzünü çevirir, yine beğenmezse silip yeni baştan yazar hem de her zaman aynı yaşama inadıyla. Vazgeçmezdi yani. Hep güleç ve espiriliydi, en çok da kendiyle dalga geçerdi.

    Sizde babanızın sevdiği ne gibi yönler vardı?

    Ona her anlamda çok benziyor oluşumdur diye tahmin ediyorum.

    “Öfkem ona bunu yaşatanlara”

    Onsuz geçirdiğiniz yıllara bir öfkeniz var mı?

    Öfke sanırım eğitilebilen bir şey. Benim eğitmek, ehlileştirmek istemediğim bir öfkem var ama onsuz yıllara değil, ona bunu yaşatanlara. Onlarla barışmayacağım.

    Onu özlediğinizde ne yapıyorsunuz?

    Biliyor musunuz, onun bizimle birlikte olduğu videoları yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen ben hâlâ rahatça izleyemiyorum ama fotoğraflar var, şarkılar var. Sesi, gülüşü hep benimle. Sesini milyonlarca insanla paylaşıyor olmak duygusu da bana iyi geliyor.

    Siz onun bazı özelliklerini kendi kimliğinize kattınız mı?

    Ben o ağacın gölgesinde büyüdüm. Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyorum ondan, onun varoluşundan ve tabii annemden. İkisine de minnettarım.

    Babanız önce “nefret”le bu ülkeden gitmek zorunda kaldı ama sonra iktidar sahipleri onun mezarını getirmek istedi veya onu başka söylemlerle onurlandırdıklarını düşünüp konuştu. Buna dair ne söylemek istersiniz?

    “Mezar” sözcüğü beni rahatsız ediyor. Bu konunun tekrar tekrar gündeme getirilmesi de ailemizi çok yıprattı. Bu tür girişimlerin, onun milyonlarca seveni ve dinleyeni olduğu dikkate alınarak anlamlandırılması gerekir. Ruhunun huzura kavuşmasını, geçmişle hesaplaşmayı ve hatırasını yaşatmayı istiyorsak, onun düşlediği ülkeyi hep birlikte kurma çabasıyla başlayabiliriz belki. Onun, kendisini mağdur olarak tanımlayanlar karşısındaki tavrının ve demokratik duruşunun anlaşılması ve benimsenmesidir bize ve ona da asıl iyi gelecek olan.

    “Herkesin bir Ahmet Kaya şarkısı var” derler, sizin de var mı?

    Hepsi diyebilirim ama “O Vahşi At”ı çok sık dinliyorum bu aralar. Sevgili Yusuf dayımı da selamlamış olayım böylece.

    Babanızın mücadele ettiği sorunlar, ırkçılık, demokratikleşememe, insan haklarının gaspı gibi sorunlar Türkiye’de halen devam ediyor. Türkiye’nin “Kürt Sorunu”na çıkıyor kapılar.. Buna dair ne söylemek istersiniz?

    Dağılan heterojen bir imparatorluktan homojen bir ulus yaratma çabalarının bugün gelinen noktada gerçekçi olmadığını görüyoruz. Kürt Sorunu bizlere demokrasiyi, hakları ve özgürlükleri sorgulatıyor aynı zamanda ve bu nedenle yaşadığımız çağın içine sığmayacak kadar da büyüktür.

    “Yakın tarihi anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakın”

    Bağlantılı olarak sistemin var olan Kürt Sorunu’nu yıllar içerisinde bilerek kangren haline getirdiğini düşünüyorum. İnsan hakları ve demokratikleşme Türkiye’nin geleceği için mecburi, bunu biliyoruz. Kürtler olmadan bunun sağlanmasının mümkün olmadığını da biliyoruz.

    Tarihten dersler çıkararak yeni bir diplomasi modeli, toplumsal norm ve diyalog için daha çok çalışmalıyız belki de. Diğer türlü, ifade özgürlüğünü yargılamak, haksız tutuklamalar, anadilinde şarkı söyleyenlere hattâ dinleyenlere yaşatılanlar ya da yok sayma sonuç vermeyecektir. Tarih de böyle söylüyor, gelecek de. Duymak zorundayız.

    Son olarak Türkiye toplumuna, okurlarımıza bir mesajınız var mı?

    Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakmak ve o öyküyü doğru okumak gerekiyor bana göre. Benzer acılar ve kayıplar tekrar yaşanmasın diyerek yakın tarihten dersler çıkarmayı başardığımız zaman toplumsal iyileşmenin de başlayacağına inanıyorum. (EMK/AÖ)


    Evrim Kepenek

    bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. bianet stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA, Jinha ve Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

    Kaynat : Bianet Haftasonu

  • Görevden alınan belediye eşbaşkanı gözaltına alındı

    Görevden alınan belediye eşbaşkanı gözaltına alındı

    BATMAN – Batman’da jandarmanın evlere düzenlediği baskınlarda aralarından görevden alınan İkiköprü Belde Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Taş’ın da bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı.

    Batman’da yürütülen bir soruşturma kapsamında bugün sabah saatlerinde kent merkezi ve bazı köylerdeki evlere jandarma tarafından eş zamanlı operasyon düzenlendi.  Operasyonda Beşiri ilçesine bağlı İkiköprü Belde Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Taş’ın Batman’daki evine de baskın yapıldı. Yapılan operasyonda Taş ile birlikte şu ana kadar 7 kişinin gözaltına alındıkları öğrenildi.
    Gözaltına alınan İkiköprü Belde Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Taş, Belediyesi Meclis üyesi Tahsin Yıldırım, belediye çalışanları Hüseyin Taş, Cemal Doğan, Ekrem Evruz,  ve Bayram Özalp ile ismi öğrenilemeyen bir kişinin Batman Jandarma Komutanlığı’na götürüldükleri öğrenildi.
    KARABULUT EVİNE DE BASKIN
    Operasyon kapsamında İkiköprü Belediyesi Eşbaşkanı Osman Karabulut’un da evine baskın düzenlendiği, ancak evde bulunmadığı için gözaltına alınamadığı bilgisine ulaşıldı.
    25 KİŞİ HAKKINDA GÖZALTI KARARI
    Soruşturmanın gerekçesi konusunda henüz bilgi edinilemezken toplam 25 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldığı bilgisine ulaşıldı.
  • ‘Saldırılarla Kürtlerin tamamına mesaj veriliyor’

    ‘Saldırılarla Kürtlerin tamamına mesaj veriliyor’

    VAN – Şengal ve Mahmur’a dönük hava saldırılarıyla tüm Kürtlere “yok ederim” mesajının verildiğini belirten HDP milletvekilleri Hasan Özgüneş ve Nuran İmir, yerel ve uluslararası güçlerin sessizliğine tepki gösterdi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Şengal ve Mahmur’daki yerleşim alanlarına yönelik hava saldırılarına tepki gösteren HDP Milletvekilleri Hasan Özgüneş ve Nuran İmir, yapılan saldırılara karşı her parçada bulanan Kürt halkının bir araya gelerek tepki göstermesi gerektiğini söyledi. Özgüneş ve İmir, KDP, YNK ile uluslararası güçlerin sessizliğine de tepki gösterdi.
    ‘YOK EDERİM’ MESAJI VERİLİYOR
    AKP-MHP’nin Ergenekon ile birlikte Türkiye halklarının üzerinde görülmemiş bir faşizm uygulamaya koyduklarını söyleyen Özgüneş, “Bu blok özellikle Kürtlerle olan düşmanlıklarını ısrarla sürdürmek istiyor. Çünkü HDP Türkiye’de yaşayan tüm halkların özgürlüğünü ve Kürt sorunun demokratik çözümünü istiyor. Ortadoğu’daki tüm Kürtler de, tek bayrak, tek millet, tek dine karşı, demokratik bir yapı inşa ediyor. İşte Şengal ve Mahmur’da oluşturulan bu yapıya karşı Türkiye büyük bir rahatsızlık duyuyor. Mahmur’da yaşayan halkımız 90’lı yıllarda devletin yok etme politikası sonucu oraya göç etmek zorunda kalmış insanlar. Bu insanlar, Türkiye devletinin zulmünden kaçarak orada yeni bir yaşam inşa etmişler. AKP-MHP bloğu yürüyüşümüzün başladığı gün Mahmur’a yönelik saldırı yaparak orayı bombalıyor. Yani bize; ‘Ben seni burada da, orada da yok ederim’ mesajı veriyorlar. Türkiye bu mesajı sadece oraya değil, Kürtlerin yaşadığı bütün bölgelere veriyor” dedi.
    ‘KDP VE YNK TUTUMUNU NETLEŞTİRMELİ’
    Türkiye’nin yıllardır “iyi Kürtler”, “kötü Kürtler” politikasını yürüttüğünü aktaran Özgüneş, “Türkiye, Kürtlerin bir bölgesiyle ticaret yaparken onlara; ‘Ben diğer Kürtleri yok edersem hem sizin için hem bizim için sorun ortadan kalkar’ mesajı veriyor. Diğer taraftan özgür düşünen, başını eğmeyen, onlarla işbirliği yapmayan ve direnen Kürtlere saldırıyor. KDP ve YNK de ‘Biz aramızda küçük bir devlet kurmuşuz kimse bize karışmasın’ derdine düşmüşler. İki parti orayı kendi aralarında ikiye bölmüşler. Bir tarafın rantını YNK, bir tarafını ise KDP yiyiyor. Biri İran’la işbirliği yapmak istediğini ve kimsenin kendilerine karışmaması gerektiğini söylüyor, diğeri ise ‘Türk devleti bizim komşumuz, dostumuzdur ve biz onlarla ticaret yapmaya devam edeceğiz’ diyor. Bu nedenle iki yapı da ne İran’a ne Türkiye’ye karşı çıkmıyor. Bazen kısık sesle ‘Keşke Kürtler özgür olsa’ gibi açıklamalar yapıyorlar ama iki parti de ne İran’la ne Türkiye ile ilişkilerini koparmıyor. Durum böyle olunca onların özgür olduğunu nasıl düşünebiliriz ki? MİT orada, Türk askeri orada ve birlikte hareket ediyorlar. İki parti seslerini çıkarmadığı gibi halkın bunlara karşı ses yükseltmesine de izin vermiyorlar. Ne yazık ki yaşananlar bize böyle acı bir tablo sunuyor” diye konuştu.
    ‘GÜÇLENEREK CEVAP VEREBİLİRİZ’
    Yıllardır Kürtlerin ulusal bir kongrede bir araya gelmeleri konusunda bir ısrar sürdürdüklerini anlatan Özgüneş son olarak, “Biz tüm Kürtlerin ulusal kongrede bir araya gelmeleri gerektiğini ve Kürtlere yönelik herhangi bir saldırıda tüm parçaların buna karşı çıkmasını isterdik. Bu saldırılara karşı tek isteğimiz Kürtlerin akli selim bir şekilde hareket etmeleridir. Irak Federal Kürdistan bölgesi yönetimi Erdoğan’ın, ‘Biz Irak’ta referandumun yapılmasını engelledik’ açıklamalarını her zaman akıllarında tutsunlar. Unutulmamalı ki, bir parçanın güçlü olması yetmiyor. Kürtler güçlenerek ancak bu saldırılara cevap verebiliriz” ifadelerini kullandı.
    ‘SALDIRILAR ÖZGÜR YAŞAMA YÖNELİK’
    Mahmur ve Şengal’e yönelik saldırıları asla kabul etmeyeceklerini ve buna karşı mücadele edeceklerini belirten Nuran İmir ise, “Bu saldırı Türkiye’nin ne ilk saldırısı ne de son saldırısı olacak. Türkiye bu saldırılarıyla uluslararası tüm hukuku da ayaklar altına alıyor. Şunu söylemek gerekiyor ki, AKP-MHP ittifakı uluslararası güçlerden onay almadan bu saldırıları yapamaz. AKP ve MHP, Kürt değerlerini savunan herkese karşı büyük bir düşmanlık besliyor ve bu saldırı da onun bir parçasıdır. Mahmur halkı zaten devletin zulmünden kaçarak orada kendilerine yeni bir yaşam inşa eden insanlardan oluşuyor. Bu insanlar sadece yılan ve farelerin olduğu bu çorak topraklarda kendilerine yeni bir yaşam var ettiler. Bu saldırı, Kürtlerin yarattığı işte bu değer ve özgürlüklerine karşı bir saldırıdır. Yine DAİŞ çetelerinin saldırılarına uğrayan Şengal’da binlerce insan hayatını kaybetti, kadınlar köle pazarlarında satıldı. Şengal halkımız yaşadıkları tüm bu katliamlara rağmen orada yeni bir yaşam inşa etmeye çalışıyorlar. İki bölgeye saldırı işte bu özgür yaşama yönelik saldırılardır” dedi.
    ‘HERKES TUTUMUNU NETLEŞTİRMELİ’
    Mahmur ve Şengal’in Kürt halkı için birer sembol olduğunu ifade eden İmir, “Irak Kürdistan Bölgesi yönetiminin bu saldırılara karşı tavrını netleştirmesi ve buna karşı sessiz kalmaması gerekiyor. Bu aynı zamanda ulusal birlik için elzem bir durumdur. Kürt halkının tüm önde gelenleri, din adamları, saygın insanları ve politikacılarının bu saldırılara karşı tutumlarını netleştirmesi gerekiyor. Ortaya çıkacak bu itiraz aynı zamanda ulusal birlik için de bir ön adım olacaktır. Sadece bu değil, yine Kürtlerin tüm parti, oluşum ve insanlarının birlik olması ve bu saldırılara karşı ortak hareket etmesi gerekiyor. Uluslararası güçlerin de oradaki halklarımıza sahip çıkması ve Türkiye’nin bu saldırılara karşı çıkmaları gerekiyor. Şengal, DAİŞ’e karşı insanlığın onurunu savunmuş bir yerdir. Ne olursa olsun Şengal ve Mahmur halkını savunacak ve tüm gücüyle buna karşı çıkacağız” diye konuştu.
  • Tahliye olan Selma Altan: Cezaevlerinde korkunç tecrit uygulanıyor

    Tahliye olan Selma Altan: Cezaevlerinde korkunç tecrit uygulanıyor

    Tahliye edilen Ege TUHAY-DER Kurucu üyesi Selma Altan, tutuklu bulunduğu Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden çıktı. Altan, cezaevlerinde yaşanan sürece dikkat çekerek, “Cezaevlerinde korkunç tecrit uygulanıyor” dedi.

    Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TUHAYDER) Kurucu üyesi hasta tutuklu Selma Altan (71)  İstanbul 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7 ay sonra görülen ilk duruşmasında tahliye edildi. Altan, Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye oldu. Cezaevi önünde yakınları Altan’ı ailesi ve yakınlarının yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eş Başkanı Besriye Tekgür ve İl yöneticileri, EGE TUHA-DER, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri karşıladı.

    ‘ÇALIŞMALARA DEVAM’

    Altan burada kendisini karşılayan herkese teşekkür ederek kısa bir açıklama yaptı. Koronavirüs (Kovid-19) bahane edilerek, cezaevlerinde tecridin daha çok arttırıldığını kaydeden Altan, şunları söyledi: “İçeride tutukluları hastaneye falan götürmüyor. Bu şekilde tecridin olması tedirgin edicidir ve buda psikolojiyi olumsuz etkiliyor. O nedenle dışarıdan içerdekileri desteklemek lazım. Ben esas olarak dernek çalışanı ve yöneticisi olarak buraya cezaevine getirildim. Bizim içerde olmamızın esas nedeni buydu. Bundan sonra bu çalışmalara zaten devam edeceğiz. Biz kanunsuz hiç bir şey yapmadık. Emniyet önce fişliyor sonra da bir sürü delil üretmeye çalışıyor. Adeta öküzün altında buzağı arıyor. Adaletsiz bir ülkede yaşıyoruz maalesef.”