Author: ali

  • Londra’da ‘Maraş’tan Roboski’ye; Unutmadık, Unutulmayacağız’ Paneli

    Londra’da ‘Maraş’tan Roboski’ye; Unutmadık, Unutulmayacağız’ Paneli

    Roboski Katliamı’nın 6’ıncı yılı ve Maraş Katliamı’nın 41’inci dolayısıyla Londra’da bulunun Kürt Toplum Merkezi’nde “Maraş’tan Roboski’ye Unutmadık, Unutturmayacağız!” başlıklı panel düzenlendi.

     

    Türk Devleti’nin Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünü bombalaması sonucu 34 genç yaşamını yitirmişti. Katliam davasına ilişkin herhangi bir gelişme olmazken, Kürtler ve dostları katliamın 6’yılında yaşamını yitirenleri kimi etkinliklerle andı. Londra’da ise bu bağlamda “Maraş’tan Roboski’ye Unutmadık, Unutturmayacağız!” başlıklı bir panel düzenlendi.

    Kürt Toplum Merkezi’nde yapılan panele Kürt siyasetçi Faysal Sarıyıldız, akademisyen Aziz Tunç telekonferans ile katılırken, HPD Milletvekilleri Müslüm Doğan ve Erdal Ataş ise halkla bir araya geldi. Panelin moderatörlüğünü sanatçı Ali Sizer Yaptı.

    ‘Katliamlar krizlerin derinleştiği dönemlerde yapılıyor’

    Yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra konuşmalara geçildi. Panelde ilk olarak söz alan Faysal Sarıyıldız, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin katliamlar tarihi olduğunu belirterek, “Bu katliamların Türk Sünni kimliğini korumak amacıyla yapıldığının tanığıyız. Bu katliamların yapıldıkları dönemlere bakılırsa Türk siyasi yapısının dönemeçlerine denk geldiğini görürüz. Yani krizlerin derinleştiği dönemlerde geliyor bu katliamlar” dedi. Ulus devlet anlayışının tüm farklılıkları biat etmeye zorladığının altını çizen Sarıyıldız, konuşmasını şöyle sürdürdü: “ Kürtler ve Aleviler yok olmamak için Cumhuriyet tarihinden beri direniş halinde oldular. Direniş halinde oldukları için sürekli katledildiler. Bu anlamda cumhuriyet tarihi kana bulanmış, lanetli bir tarihtir.”

    Kürdistan’da son 2 yılda yaşananlara da yakından tanıklık eden Sarıyıldız, şöyle devam etti: “ 2 yılda dünyanın gözü önünde Kürdistan’da kentlerin yakılması, Kürt çocuklarının toplu halde yakılması gibi kirli katliamlar gerçekleşti. Bu da egemenlerin ne kadar zorda olduklarını gösteriyor. 1978 Maraş katliamı da bu kirli katliamlardan biriydi. Orada büyüyen Türkiye sol hareketi ve Kürt özgürlük hareketine gözdağı vermek içinn bu katliamlar yapıldı. Bu tür katliamlar onların kirli yüzünü ortaya çıkardı ve direnen halkların tepkisi, öfkesi büyüdü.”

    ‘Türk Devleti katliamlar ile kendisini korumaya çalışıyor’

    19 Aralık ile 9 Ocak arasında Türk devletinin pratikleştirdiği 4 ayrı katliamın yaşandığına dikkat çeken akademisyen Aziz Tunç, “Maraş’tan sonra cezaevlerindeki katliamlar, Roboski Katliamı ve Sakine Cansız yoldaşlarla birlikte 4 katliam gerçekleşti. Türk Devleti 1922’den beri kendisini katliamlar yaparak var etmeye çalıştı. Hala da katliamlar yaparak kendilerini korumaya çalışıyorlar. Maraş katliamı son değildi, Roboski’ de son olmadı. Bu katliamlar tesadüfen gelişmiyor” diye ifade etti. Katliamlardan bizzat devletin sorumlu olduğuna vurgu yapan Tunç, devlet deyiminin soyut olmadığını somut anlamda devlet kurumlarının bu katliamlarda ki sorumluluğuna değinerek “ Sakine Cansız yoldaşların katledilmesinde devlet kurumlarının somut olarak bunu pratikleştirdiğini gösteren video görüntülerini çok yakın zamanda izledik. Aynı durum Roboski için de geçerli” diye ifade etti.

    Katliamcılardan mutlaka hesap sorulması gerektiğini söyleyen Tunç, sözlerini şöyle sona erdirdi: “ Mevcut koşullarda devletin toplumsal dinamiklere yönelik uyguladığı baskı, HDP’lilere verilen cezalar onların gücünde değil onların kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Zafere en yakın olduğumuz bir dönemde yaşıyoruz. 70 ve 80’lerde bu kadar örgütlü ve direnme potansiyeli güçlü bir durumda değildik. Dolayısıyla bu açıdan bakarak sadece katliamların olmamasına izin vermemek üzerinden kendimizi sınırlamamalıyız, katliamcılardan hesap soracak bir dönemi yaşıyoruz.”

    Daha fazla acı yaşanmasın diye mücadele etmeliyiz

    Mevcut AKP iktidarının kendisine muhalif olan herkese saldırdığını dile getiren HDP Milletvekili Erdal Ataş, “ Biz tabiki tüm bu katliamları hatırlarken, acılarımızı tekrar tekrar yaşamak için değil, sürdürdüğümüz bu mücadelede bu halklar bir daha bu acıları yaşamasın diye çaba vermeliyiz” diye ifade etti.

    İnsanlar arasında yaratılmak istenen ayrımcılığın küçük bir azınlık tarafından yapılmak istendiğini vurgulayan Ataş, “Bizim coğrafyamızda tüm bu oyunlara rağmen inanç üzerinden yapılmak istenen tüm oyunlar boşa çıkarılmıştır. Ama hala katliam girişimleri de devam etmektedir” şeklinde kaydetti.

    Kürtlerin tüm katliamlara rağmen Türk devletinin imha politikalarına karşı bir arada yaşamayı savunduğunu ve bunun mücadelesini verdiğini söyleyen Ataş, “ Kürtler 70’lerde başlattıkları mücadele ile bugün ülke gerçekliğinin de herkes tarafından kabul edildiği bir pozisyona gelip, milyonlara ulaştılar. Bugün de Ortadoğu’da daha özgür bir dünya için mücadele etmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    Direniş arttıkça, devlet şiddeti arttı!

    Direnenlerin gücü oranında devletin şiddeti ve baskıyı arttırdığına değinen HDP Milletvekili Müslüm Doğan, “Devlet bir şiddet organıdır, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki egemenlik aracıdır. Egemenliğini korumak için elbetteki bu yollara başvuracaktır. 78 Maraş Katliamı’nın esas nedeni işçi sınıfının, devrimci mücadelesinin güçlendiği bir dönem yapılmış olması gerçekten manidardır. Bu devletin gözünden kaçmamıştır ve devlet eliyle bir katliam gerçekleşmiştir. Roboski’de de Kürt özgürlük mücadelesinin geldiği boyut itibariyle ortaya konan bir gözdağıdır. Açıktır ki devlet bu katliamı gerçekleştirmiştir” diye ekledi.

    HDP üzerindeki baskılara da değinen Doğan, sözlerini şöyle bitirdi: “ Demokratik siyasetin bu derece sınırlandırılması hangi ülkede görülmüştür? Arjantin’de bile, Şili’de bile bu durumla karşılaşılmadığını gösteriyor raporlar bize. HÖH gibi paramiliter yapıların oluşması söz konusu. Rejimin korkusu nedeniyle bu güçler oluşturuldu. O yüzden tüm muhalifler kendi siyasi yapılarını koruyarak, bir araya gelebilmelidir. Bugün ki AKP’nin kurduğu karanlık sisteme karşı bir araya gelerek çok şey yapılması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Gerçekten de Türkiye’de çok zor şartlar söz konusu. Milletvekillerimize verilen cezalara baktığımızda resmen bir sömürge hukuku uygulanmaktadır. Örgütlü alanlarda, devrimci cepheyi oluşturmalıyız. Çok geniş bir demokrasi cephesine ihtiyaç var.”

    Panelde son olarak bir konuşma yapan Aktivist Arzu Pesmen, Türkiye’dede yıllardır iktidarda olan tekçi zihniyetin, kendisi dışında hiçkimseyi kabul etmediğini ve her türlü saldırıyı mubah gördüğünü belirttikten sonra, toptan saldırıya karşı topyekûn direniş olması gerektiğini ifade etti.

    Panel sinevizyon gösterimi yapıldıktan sonra sona erdi.

  • 13 Yılın Ardından Gelen Görkemli Açılış

    13 Yılın Ardından Gelen Görkemli Açılış

    On yıldan fazladır inşaatı devam eden Cemevi’nin yeni binası Pazar günü yapılan büyük bir tören ile açılışı gerçekleştirildi. Açılışa Türkiye ve Birleşik Krallık parlamentosu üyeleri ile birlikte çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ve Alevi vatandaş katıldı.

     

     

    Londra’nın Wood Green bölgesinde açılan ve 2,800 metrekare alan üzerine kurulan İAKM ve Cemevi Avrupa’nın en büyük Cemevi ünvanını kazanmış oldu. Pazar günü yapılan geniş katılımlı açılış törenine aralarında Türkiye’den HDP ve CHP’li milletvekilleri, İşçi Partili milletvekilleri ve bölge belediye başkanları ve meclis üyelerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Gülbanklarla yapılan kurdele kesme töreninden sonra misafirler binayı gezdi. Akşam saatlerinde de Avrupa’dan gelen dedelerin de katılımıyla Cem bağlandı ve semahlar dönüldü.

    ‘Avrupa’nın en büyük dergahı’

    ‘Avrupa’nın en büyük dergahı’ olarak adlandırılan İAKM ve Cemevi açılışına katılan Türkiyeli ve İngiliz siyasetçiler Türkiye’de devam eden hukuksuzluklara ve Aleviler üzerindeki baskılara değindiler.

    ‘Kendi vatanlarında almadıkları hakları başka ülkelerde almaları buruk bir mutluluk’

    Açılışta bir konuşma yapan CHP Milletvekili Hüseyin Çomak, Alevilerin Türkiye’de tarih boyunca rutin olarak katliama uğradıklarını ve sistematik olarak asimilasyona tabi tutulduklarını ifade etti.

    ‘‘Aleviler, Selçuklu imparatorluğu, Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti devleti döneminde rutin olarak katliama uğradıklarını ve sistematik olarak asimilasyona uğradılar ve bugün de bu politikalar halen devam etmektedir. Bugün Alevilerin kendi vatanlarında alamadıkları hakları başka ülkelerde elde etmeleri bizim için buruk bir mutluluktur.’’

    ‘Çok karanlık günler yaşıyoruz’

    Törende bir konuşma yapan HDP Milletvekili Müslüm Doğan da Türkiye’de yaşanan son gelişmelere değinerek, ülkenin çok karanlık bir süreçten geçtiğini ve yeni bir devlet modeliyle karşı karşıya olduklarını belirtti.

    ‘‘Çok karanlık günler yaşıyoruz ülkemizde, yeni bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. Siyasal İslam’ın yeni rejimi Alevilere, Kürtlere ve ötekileştirilen halklara hayat hakkı tanımıyor. Öyle bir hale geldi ki, bürokraside bir Alevi yönetici bulamıyorsunuz, bir Kürt yönetici bulamazsınız. Kürt coğrafyası tarumar edildi, yıkıldı, yakıldı. 90 yıldır Aleviler ve Kürtler için değişen bir şey yok. Tek bir çözüm yolu var; Aleviler tek başına sorunlarını çözemez, Kürtler tek başına sorunlarını çözemez. Tüm kesimlerin içinde olduğu genişletilmiş bir demokrasi cephesi ile buna karşı mücadele edebiliriz. Bu şekilde AKP’nin bu karanlık rejimine son verebiliriz.’’

    ‘Korkmuyoruz, Teslim olmayacağız!’

    Törene katılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat yaptığı konuşmada son dönemde dillendirilen saldırılara değinerek,korkmadıklarını ve teslim olmayacaklarını belirtti.

    ‘‘Bugün burada Avrupa’nın en görkemli Cemevi’nin açılışına tanıklık ediyoruz. 30 yıldır Aleviler olarak Avrupa’da örgütleniyoruz ve birçok kazanım elde ettik.

    Cumhuriyet döneminde üzerimize düşen bütün vatandaşlık yükümlülüklerimizi yerine getirmemize rağmen, halen daha kendimizi anlatmak zorunda kalıyoruz. Bu tekçi, ırkçı gerici zihniyeti bir kez daha lanetliyoruz. Avrupa’da yaşayan biz Alevileri tehdit ediyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. Bizler Kerbela’da Yezid’e nasıl biat etmediysek, bunlara da teslim olmayacağız. Korkmuyoruz, kimi gönderirlerse göndersinler korkmuyoruz.’’

    ‘Başbakanımızın yaptıklarından utanıyorum’

    İşçi Parti Milletvekili Joan Ryan da törene katılarak bir konuşma yaptı. Konuşmasında Alevilere yönelik baskılara dikkat çeken Ryan, İngiliz hükümetin Türkiye ile devam eden silah ve diğer ticari alışverişten duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

    ‘‘Türkiye’de yaşananları yakından takip ediyoruz. Birleşik Krallık hükümetinin ekonomik ticareti ve silah satışını insan haklarının önüne koyması kabul edilemez. Türkiye’de insanlar katledilirken, işkence görürken, tutuklanırken Başbakanımızın Türkiye’ye gidip silah ticareti yapmasından utanç duyuyorum. Bunun karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.’’

    ‘Her katliamdan sonra daha da güçlenerek geldik’

    Nesimi’nin darağacındaki hikayesi ile konuşmasına başlayan Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, ‘Alevileri her katlettiklerinde daha da güçlenerek geri geldiler, Sivas’ta yaktıkları sazımız bugün Avrupa’da binlerce gencimizin sırtındadır.’ dedikten sonra, Cemevi’nin yeni binasının tamamlanmasında emeği geçen herkese teşekkür etti.
    Açılışa katılan Haringey Belediye Başkanı Stephan Mann, Alevi toplumunun başarılarından söz etti. Avrupa’nın en büyük cemevinin bölgelerinde hizmet veriyor olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.

    Fotoğraflar: Süleyman Topal

  • İngiliz Devrimcilerin Naaşları Londra’da

    İngiliz Devrimcilerin Naaşları Londra’da

    YPG saflarında DAİŞ’e karşı savaşırken Rakka’da yaşamlarını yitiren İngiliz enternasyonalist savaşçılar Jac Holmes ve Oliver Hall’un naaşları bugün öğleden sonra Londra’ya getirildi. Heathrow Havalimanında çok sayıda Kürdistanlı ve aile üyeleri tarafından karşılanan İngiliz devrimcilerin naaşları otopsi için hastaneye götürüldü.

     

    Rakka’da mayın temizleme çalışması sırasında 25 Kasım’da yaşamını yitiren Oliver Hall (Canşer Zagros) ile 23 Ekim’de yine Rakka’da yaşamını yitiren Jac Holmes’un (Şoreş Amanos) naaşları bugün Londra Heathrow havalimanda çok sayıda kişi tarafından karanfillerle karşılandı.

    İngiliz basının çok yoğun ilgi gösterdiği karşılama töreninde her iki devrimcinin aileleri hazır bulundu. Yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra Aktivist Mark Campbell bir konuşma yaptı. Konuşmasında Jac ve Oliver’ın insanlık için yönlerini Rojava’ya verdiklerini ve DAİŞ’ e karşı kahramanca savaştıklarını, Rakka’nın özgürleştirilmesinden sonra mayın temizleme çalışması esnasında yaşamlarını yitirdiklerini ifade etti.

    Her iki İngiliz devrimcinin naaşları otopsi için hastaneye götürülürken, işlemlerin tamamlanmasından sonra yapılacak törenin ardından Jac Holmes Dorset’te, Oliver Hall ise Porsmuth’ta defnedilecek.

     

     

  • Şehit Düşen İngiliz Devrimciler İçin Kitlesel Karşılama Töreni

    Şehit Düşen İngiliz Devrimciler İçin Kitlesel Karşılama Töreni

    YPG saflarında DAİŞ’e karşı savaşırken Rakka’da yaşamlarını yitiren İngiliz enternasyonalist savaşçılar Jac Holmes ve Oliver Hall’un naaşları salı günü Londra’ya geliyor. Britanya Kürt Halk Meclisi her iki devrimcinin kitlesel olarak karşılanması için törene katılım çağrısı yaptı.

     

    Rakka’da mayın temizleme çalışması sırasında 25 Kasım’da yaşamını yitiren Oliver Hall (Canşer Zagros) ile 23 Ekim’de yine Rakka’da yaşamını yitiren Jac Holmes’un (Şoreş Amanos) naaşları salı günü Londra Heathrow havalimanına varacak. Britanya Kürt Halk Meclisi her iki devrimci için yapılacak karşılama törenine katılım çağrısı yaptı.

    Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan çağrıda, ‘‘Britanya’dan gidip, Kürt halkıyla omuz omuza günümüzün en büyük barbarlarına karşı savaşırken Rakka’da şehit düşen Jac Holmes (Şoreş Amanos) ve Oliver Hall (Canşer Zagros) naaşları evlerine dönüyor. Bu iki enternasyonalist kahramanı onlara layık bir şekilde karşılamak için tüm halkımızı Heathrow havalimanına davet ediyoruz.’’ denildi.

    Karşılama 9 Ocak 2017 Salı günü Saat: 15:00’te Heathrow havalimanında bulunan Royal Jordanian kargo bölümü önünde gerçekleşecek.

    Adres: UK/LHR ROYAL JOURDANİAN BLDG 550 B Shoreham Road East TW6 3UA Hounhlow Middlesex

    Oliver Hall (Canşer Zagros), Jac Holmes (Şoreş Amanos),Mehmet Aksoy (Firaz Dağ),  Luke Rutter (Soro Zinar), Ryan Lock (Berxwedan Givara), Dean Carl Evans (Givara Rojava), Konstandinos Erik Scurfield (Heval Kemal).

     

  • Londra Mehmet’ini Uğurlamaya Hazırlanıyor

    Londra Mehmet’ini Uğurlamaya Hazırlanıyor

    Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitiren Mehmet Aksoy (Firaz Dağ) 10 Kasım Cuma günü yapılacak törenden sonra Karl Marx’ın bulunduğu mezarlığa defnedilecek.

     

     

    Halk Savunma Birlikleri (YPG) basın biriminde görev yapan, gazeteci Mehmet Aksoy, 26 Eylül’de Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitirmişti. Aksoy’un naaşı 25 Ekim’de Londra’ya ulaşmış ve Heathrow havalimanında yüzlerce kişi tarafından karşılanmıştı. 10 Kasım Cuma günü Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde yapılacak törenden sonra Highgate Mezarlığında toprağa verilecek.

    Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada İngiltere’de yaşayan Kürdistanlı ve dostlarına törene katılım çağrısı yapılırken, Mehmet Aksoy’un mücadelesini yaşatma sözü verdi; ‘‘Uğruna yaşamını feda ettiği özgür ve eşit dünya umudunu mücadelemizde yaşatma sözü veriyoruz.’’

    Tören:

    10 Kasım 2017-Cuma

    Saat: 09:30

    Yer: Kurdish Community Centre

    11 Portland Gardens

    Harringay-London

    N4 1HU

    KCC’de yapılacak merasimden sonra saat 11:30’da toplu olarak yürüyüş halinde Highgate Mezarlığına (Swain’s Ln, Highgate, London N6 6PJ) hareket edilecektir. Highgate Mezarlığında defnedilecek Aksoy bundan sonra sonsuza dek Karl Marks’ın komşusu olarak kalacak.

    Mehmet Aksoy

    MEHMET AKSOY kimdir?

    Malatya’dan İstanbul’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Aksoy dört yaşına kadar İstanbul’da yaşamıştır. 1989 yılının Ocak ayında Aksoy, daha dört yaşındayken ailesi ekonomik ve politik nedenlerden kaynaklı İngiltere’ye göç etmiştir. Emekçi bir ailenin çocuğu olarak Londra’da yaşamaya başlayan Aksoy, ilkokul, kolej ve üniversite eğitimini Londra’da tamamladı.

    Londra’da bulunan Queen Mary üniversitesinde sinema bölümünü tamamladıktan sonra Goldsmiths Üniversitesinde yine sinema üzerine Master yaptı. Master tezi olarak yönetmenliğini yaptığı Panfilo adlı kısa film katıldığı uluslararası bir çok festivalde çok sayıda ödül aldı.

    Erken gençlik yaşlarında kimlik arayışına giren Aksoy, Kürt Özgürlük Hareketini yakından takip etmeye başlamış ve Kürt tarihi üzerine yoğunlaşmaya başlamıştı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kitaplarını okudukça Demokratik, Ekolojik ve Cinsiyet Özgürlükçü Toplum paradigmasının güçlü bir savunucusu ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin aktif bir neferi olmaya başlamıştı.

    Londra’da çalışma yürüten Kürt Kurumlarında gençlik çalışmalarında yer almaya başlayan Aksoy, zamanla yönetim başta olmak üzere farklı kademelerde aktif görevler almaya başladı. Kürt Toplum Merkezi, Halkevi ve Heyva Sor gibi kurumların yanı sıra uzun yıllar Londra Kürt Film Festivalinde farklı düzeylerde görevler üstlendi.

    Edebiyata yoğun ilgi duyan Aksoy’un çok sayıda şiir, öykü ve film senaryosu bulunuyor. Çektiği kısa film ve belgesellerin yanında birkaç uzun metrajlı filmde oyunculuk yaptı.

    Rojava devrimi ile beraber politik çalışmalarına daha fazla zaman ayıran Aksoy, Birleşik Krallık’ta diplomasi çalışmaları yürütmeye başladı. İngilizce olarak Kürtlerle ilgili haber ve analizler yayınlayan Kurdish Question adlı web portalının kurucusu ve editörü olan Aksoy, çok sayıda panel ve konferansa konuşmacı olarak katılmış ve Kürt mücadelesi ile ilgili sunumlar yapmıştır.

    Daiş çetelerinin Kobane’ye yönelik saldırısı ile beraber tüm sosyal ve ailevi yaşamına ara veren Aksoy gece gündüz aralıksız bir şekilde eylem ve pratik içerisinde yer almıştır. O süreçte Kobane’ye geçemediği için karşı tarafta bulunan Suruç ilçesinde bir süre kalmış ve burada iki tane belgesel çalışması yapmıştır.

    Kom News ve The Region adlı web portallarının kuruluşunda yer alan Aksoy, bu çalışmalar için bir süre Almanya’nın Köln kentinde yaşamaya başlamıştır.

    Türk devletinin Rojava’ya dönük saldırılarında hedef aldığı YPG Basın merkezinde bir çok basın çalışanının yaşamını yitirmesinden sonra Rojava’ya gitmeye karar veren Aksoy, hazırlıklarını tamamladıktan sonra Haziran 2017’de Güney Kürdistan üzerinden Rojava’ya geçti. Varır varmaz YPG Basın Biriminde çalışmaya başlayan Aksoy bir süre sonra Daiş’in kalbi sayılan Rakka hamlesini yakından takip etmek ve oradaki direnişi dünyaya anlatmak için Rakka’da görev yapmaya başladı.

    26 Eylül Salı günü sabah saatlerinde Rakka’da bulunan YPG basın merkezi binası önünde Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitiren Aksoy’un naaşı 25 Ekim’de Londra’ya getirildi. Şehadetinin ilk haftasında Kürt Toplum Merkezinde taziyeleri kabul eden Aksoy ailesini binlerce kişi ziyaret etti.

    Şehadetinden 10 gün önce 16 Eylül 2017 tarihinde Hüseyin Çelebi şiir ve edebiyat etkinliğine İngilizce bir öykü gönderen Aksoy, beraberinde gönderdiği biyografisinde kısaca kendisini şöyle tanımlamıştı;

    ‘‘İstanbul’da Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Memed Aksoy, siyasi ve ekonomik nedenlerle dolayı dört yaşındayken ailesiyle birlikte Londra’ya göç etmek zorunda kaldı. Goldsmiths Üniversitesi’nde sinema üzerine Master yapan Aksoy, aynı zamanda yaratıcı yazarlık ve edebiyat dersleri aldı. Gençliğinden beri anti-kapitalist mücadele içinde bulunan aktivist aynı zamanda Kürt hakları savunucusudur. Kısa filmleri ve hikayeleri bulunan Aksoy, bir şiir koleksiyonunu Türkçe’den İngilizce’ye tercüme etmiştir. Şu anda Rojava Kürdistanı-Kuzey Suriye’de gerçekleşen devrime katkıda bulunmak için orada yaşıyor.’’

    Aksoy’un Hüseyin Çelebi Şiir ve Edebiyat etkinliğine gönderdiği öykü İngilizce öykü bölümünde birincilik ödülüne layık görüldü.

     

  • Londra Silah Fuarı Protesto Edilecek

    Londra Silah Fuarı Protesto Edilecek

    Başkent Londra’da düzenlenecek olan uluslararası silah satış fuarı protesto edilecek. Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumlar tarafından yapılan açıklamada Türkiye gibi ülkelerin bu fuarda silah satıp satın alacağını ve alınacak bu silahların sivillere yönelik kullanılacağını ifade edilerek, yapılacak protestoya güçlü katılım çağrısı yapıldı.

     

     

    Dünyanın en büyük silah fuarı olarak kabul edilen Defence and Security Equipment International –DSEI (Uluslararası Savunma ve Güvenlik Malzemeleri fuarı) bu yıl Eylül ayında Londra Docklands’daki Excel Centre binasında yapılacak.

    Kürdistan ile Dayanışma Kampanyası’nın (Kurdistan Solidarity Campaign) öncülük ettiği eyleme, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer ve Gik-Der gibi çok sayıda kurum destek veriyor. 10 Eylül Pazar günü saat 13:00’te gerçekleştirilecek eylemde Türkiye’ye silah satışının durdurulması çağrısı yapılacak.

    Britanya en büyük silah tedarikçisi

    Kurdistan Solidarity Campaign tarafından yapılan açıklamada son iki sene içerisinde binlerce Kürdün Türk devleti tarafından katledildiği ve Britanya’nın tüm insan hakları ihlallerine rağmen Türkiye’nin en büyük silah tedarikçisi olduğu belirtildi.

    Londra Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada ise Kürt halkı üzerinde kullanılan silahların bu fuara katılan uluslararası silah şirketleri tarafından karşılandığını ifade edilerek eyleme güçlü katılım çağrısı yaptı.

    ‘‘Bu şirketler bu silahları bu yıl Londra’da gerçekleştirecek Silah fuarında sergileyecek. Dolayısıyla yeni silah antlaşmalarını durdurmak için İngiltere çapında büyük bir protesto eylemi gerçekleşecek. Türkiye’nin Kürt halkı üzerindeki katliamlarını kınamak, İngiltere’nin Türkiye’ye silah satışını kınamak, Rojava devrimini sahiplenmek ve Önderliğin özgürlüğü için tüm duyarlı herkesi yapılacak olan büyük eyleme güçlü katılmaya çağırıyoruz.’’

    Londra’da çalışmalarını yürüten Day-Mer, Gik-Der, HDK, YÇKM ve Tohum Kültür Merkezi de birer açıklama yaparak eyleme katılım çağrısı yaptılar.

    Protesto eylemi detayları:

    Tarih: 10 Eylül Pazar Saat 13:00-18:00 arası

    Yer: ExCeL London One Western Gateway, Royal Victoria Dock, E16 1XL London En yakın tren istasyonu: Canning Town

    Toplu gidiş: Saat 12:00 Halkevi 31-33 Dalston Ln, London E8 3DF

     

  • Kürdistan’daki Savaş Londra’da Başlıyor

    Kürdistan’daki Savaş Londra’da Başlıyor

    “Düşen her bomba, ‘terörle mücadele’ adına atılan her merminin bir yerde üretilmesi gerekiyor. Ve her nerede olursa olsun, bu üretime karşı koyulabilir. “- Kampanya grubu Smash EDO

    Sara Woods – Shoal Collective*

     

     

     

    Türkiye, Eylül ayında Londra’da silah satın alacak ve satacak 

    Londra Docklands’daki Excel Merkezi, iki yılda bir, hava, kara, deniz ve siber alan için askeri ve gözetim ekipmanı ve teknolojisini sergileyen dünyanın en büyük silah fuarına ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın en baskıcı rejimlerinin çoğu, en nihayetinde yüz binlerce cana mal olan anlaşmalar yapmak için oraya gitmekteler.

    Protestocularca “tehlikeli” olarak bilinen DSEI (Defence & Security Equipment International/ Uluslararası Savunma & Güvenlik Ekipmanı), son olarak Eylül 2015’te gerçekleşti ve keskin nişancı tüfekleri, füzeler ve tanklardan savaş uçakları, helikoptere ve eylemlere müdahale ekipmanları ve gözetleme teknolojisine kadar 40 farklı ülkeden 1,500 silah satıcısını bir araya getirdi.

    Bir sonraki DSEI bu yıl 12-15 Eylül’de olacak. Etkinliğin resmi web sitesinde sizi, “Savunma Bakanları, Uluslararası Askeri ve Silahlı Kuvvetler, kilit sektör oyuncuları ve özel sektör şirketleri dahil olmak üzere 34,000 kişilik hedef kitleyle ilişkiler geliştirmek üzere DSEI 2017’ye katılmaya” davet eder. Bu elbette ki en azından 2003’ten bu yana DSEI’ye, fakat muhtemelen ilk etkinlikten beri, bir heyet gönderen Türkiye’den büyük bir grubu da içermektedir.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olan Roketsan, Lockheed Martin ile DSEI 2015’te bir sözleşme imzaladı [Defence News] 

    Kürdistan’da siviller Cizre gibi şehirlerde katlediliyorken Türkiye, o yılın Eylül ayında gerçekleşen DSEI 2015’in tek “uluslararası ortağıydı”. Etkinlik sırasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olan silah üreticisi Roketsan, Amerika Birleşik Devletleri silahlı kuvvetleri için yeni bir F-35 savaş uçağı füzesi geliştirmek için dünyanın en büyük silah şirketi Lockheed Martin ile bir sözleşme imzaladı. O tarihten itibaren, Türkiye yeni nesil savaş uçakları geliştirmek için BAE Systems ile ortaklığa girdi. Türk silah şirketi Nurol da, havacılık programında dünyanın üçüncü büyük silah şirketi BAE Systems ile ortaklığa girdi. DSEI 2015’teki “başarısından” sonra, Türkiye 2017 yılı için etkinlikteki silah sergisi alanının 200 metrekareye genişletilmesini istedi.

    İngiltere ve diğer Batılı ülkeler Türkiye’ye ve diğer otoriter rejimlere silah satmaya her zaman hazırdırlar. Özelleştirilen bir etkinlik olmadan önce DSEI’nin öncüsü, hükümete ait İngiliz Ordu Ekipmanları Fuarı’ydı. Saddam Hüseyin rejimi İran ile yürüttüğü savaşın altıncı yılındayken, Halepçe’de kimyasal silahlarla binlerce Kürdü katletmeden iki yıl önce İngiliz hükümetinin daveti üzerine bu etkinliğe katılmıştı.

    Theresa May, Ocak 2017’deki bir devlet ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 100 milyon sterlinlik savaş uçağı geliştirme anlaşmasını imzaladı.

    Ocak 2017’de, İngiliz hükümetinin, Türkiye’nin tam bir diktatörlüğe sürüklendiği bir dönemde, 100 milyon sterlinlik savaş uçağını Türkiye’ye sattığı yaygın bir şekilde haberleştirildi. İngiliz savunma devi BAE Systems, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI) ile 100 milyon sterlinlik anlaşma imzaladı, ancak bu esasen hükümetler arası bir anlaşma olacak. Savaş jetleri, BAE’nin uzmanlığıyla tasarlanacak, ancak Türk topraklarında üretilecek.

    Theresa May ve Recep Erdoğan

    BAE, bu anlaşma için Airbus ve Saab ile rekabet halindeydi ve Türkiye, tüm kaynak kodlarına, yazılım ve iletişim sistemlerine erişimin yanı sıra doğrudan proje üzerinde çalışan Türk mühendis ve bilim adamlarına sahip olmak gibi tam teknoloji transferi konusunda ısrar etmek için rekabet ortamını kaldıraç olarak kullanıyor. Bu, Türkiye’nin gelecekte teknolojiyi özerk bir biçimde geliştirmesini sağlayacaktır.

    14 Temmuz’da Türkiye, İtalya ve Fransa ile füze geliştirme konusunda bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, anlaşmayı NATO ittifakı içinde Türkiye için en somut gelişmelerinden biri olarak nitelendiren Savunma Bakanı Fikri Işık tarafından duyuruldu. Türk ajansları, deniz ve uzay füzelerinin askeri üretimi için bir İtalyan ve Fransız konsorsiyumu olan Eurosam ile füze sistemleri üretmek için çalışacaklar. % 66’sı MBDA’ya aittir (% 33 Fransa -% 33 İtalya) ve diğer % 33’ü ise Thales grubuna aittir. Bu yıl, Türkiye’ye askeri ihraç için başvuran 69 şirket, BAE Systems dahil olmak üzere DSEI Silah Fuarı’na katılacak; Lockheed Martin; MBDA; Thales, Türkiye’ye zeki bombalar satan General Dynamics ve “Türkiye’nin savunma yetenekleri ve programlarına çeşitli katkıda bulundukları” konusunda övünen Northrop Grumman da katılacak. İngiliz askeri teçhizat için ihraç lisanslarının Temmuz 2013’ten Haziran 2016’ya kadar olan bilinen değeri 466 milyon TL idi.

    Bir itibar oluşturma

    Türkiye sadece DSEI’de silah satın almakla kalmıyor aynı zamanda bir silah satıcısı olarak da itibarını artırmak istiyor. ABD’nin 1974’teki Kuzey Kıbrıs işgalinden sonra silah ambargosu uygulaması gibi, Türkiye’nin hakimiyet kurma planları birçok kez hayal kırıklığına uğradı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, amacının “2023 yılına kadar savunma sanayimizin dışa bağımlılığını tamamen yok etmek” olduğunu söyledi. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye’nin silah ithalatı yerine giderek silah ihracına daha fazla güvenmesi gerekecektir. Erdoğan, Türkiye’nin 100’üncü doğum günü olan 2023’e kadar yıllık 25 milyar dolarlık ihracat hedefliyor.

    Bunun ne kadar ilerleyeceği, bazı tartışmalara konu olmaktadır, istatistikler raporlarda çılgınca değişmekte ve Türk medyasında sahte haberler yayılmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye şimdi dünyanın önde gelen askeri şirketlerinden bazılarıyla ortaklaşa kendi uçaklarını, gemilerini, tanklarını ve şimdi silahlı uçağı üretiyor.

    Ocak 2015’te Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Artık kendi savunma sanayii ile başkalarına boyun eğmeyecek bir Türkiye var. Bu yeni Türkiye’dir. ”

    “Biz Batı’daki birçoğundan daha iyi ürün üretiyoruz” diye övünen Türkiye’nin en büyük savunma şirketi Aselsan Genel Müdürü Faik Eken, “Biz daha ucuzuz … Teknolojiyi paylaşmaya hazırız. Türk savunma sanayii Batı’ya geçerli bir alternatif olabilir “dedi.

    DSEI 2017’deki Türk şirketleri

    DSEI 2017’ye en az altı Türk silah şirketi katılacak. Aselsan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfının bir parçasıdır. Şu anda dünyanın en büyük 100 silah şirketi arasında yer alıyor ve bu listedeki sırası yükseliyor. İletişim ve bilgi teknolojileri; Mikroelektronik, Rehberlik ve Elektro-Optik; Radar ve Elektronik Harp Sistemleri; Savunma Sistemleri Teknolojileri; Ulaştırma, Güvenlik, Enerji ve Otomasyon Sistemleri yapıyorlar.

    Roketsan geçtiğimiz günlerde 120 km’lik yerden yere güdümlü Füze ve silah sistemlerinin ilk serisini üretmiş ve Lockheed Martin ile geliştirme için bir anlaşma imzalamıştı. Ayrıca yakın zamanda Airbus Savunma ve Uzay ile de anlaşmalar yapmış; Raytheon ile güdümlü füzeler yapmak ve Coorstek ile zırhlı araç üretmek için. Ayrıca silahlı insansız uçak teknolojisi üzerinde çalışıyorlar.

    MKEK, kuruluşundan bu yana “çeşitli isimler altında” Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ana tedarikçisi konumundadır (MKEK web sitesi). Küçük silahlar, havan topları, toplar, mühimmat, roketler, uçak bombaları, el bombaları ve göz yaşartıcı gaz da dahil olmak üzere piroteknik üretiyorlar.

    Otokar, 4 × 4 araçları için Türk ordusunun ana tedarikçisidir. Zırhlı araçları, Amed (Diyarbakır) gibi Kürt şehirlerinin askeri işgali ve mahkumların taşınması için kullanılıyor. Kısa süre önce esasen standart olmayan orduya karşı savaş anlamına gelen ya da bir ordusu bulunmayan insanlar, direniş hareketi gibi “asimetrik savaş ortamı” için özel olarak tasarlanmış olan ALTAY-AHT Kentsel İşlemler Tankı diye yeni bir tank tasarladılar.

    Asimetrik savaş için ALTAY-AHT kent operasyonları tankı [Otokar web sitesi]

    BMC, otobüsler, kamyonlar ve askeri araçlar dahil olmak üzere çeşitli araçlar üretmektedir. “Savunma sanayindeki ileri teknoloji ve engin tecrübesiyle BMC öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin taleplerini dünyanın her yerindeki ordularla birlikte karşılamayı amaçlıyor” diyerek savunma sanayi ürünleriyle övünüyorlar.

    Nurol Holding, 35’in üzerinde yan kuruluşunda inşaat, finans, turizm, enerji, ticaret, savunma ve imalat konularında çalışıyor. Protestolar ve şehirlerin askeri işgalleri sırasında insanları kontrol etmek için kullanılan tomaları üretiyorlar. BAE Systems (% 51 Nurol Holding, % 49 BAE Systems Inc.) ortaklığında BNA adı altında savunma üzerine çalışıyorlar. Ayrıca BAE ile FNSS Savunma Sistemlerinin (% 51 Nurol Holding,% 49 BAE Systems Inc.) müşterek sahibidirler. FNSS, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Müttefikler Silahlı Kuvvetleri için paletli ve tekerlekli zırhlı muharebe araçları ve silah sistemlerinin lider üreticisi ve tedarikçisidir. ” Nurol’un satışları 2012’de 5 milyon dolardan 2016’da neredeyse 100 milyon dolara yükseldi. Nurol, savunmanın yanı sıra yol yapımı ve turizm gibi çeşitli diğer iş kollarında da aktif. Diğer birçok şey arasından Ankara’da Lugal ve Sheraton otelleriyle komşu Gürcistan’da Batum’daki Sheraton’a sahip. Ayrıca sinema salonlarında çocuk filmleri ve sanat sergilerine ev sahipliği yapan Bodrum Oasis alışveriş merkezinin ve Antalya’daki 5 yıldızlı Tatil Köyü olan Club Salima’ya sahipler.

    Sinema salonlarında sanat sergileri ve ev sahipliği yapan Bodrum Oasis alışveriş merkezinin yanı sıra Antalya’daki 5 yıldızlı Tatil Köyü olan Club Salima’ya da ev sahipliği yapıyor. Bu, Türkiye’de ne kadar çok turist dolarının savaşa doğru aktığını göstermektedir.

    Direniş bereketlidir

    1999’daki ilk olaydan bu yana DSEI silah fuarına karşı direniş içinde tabandan gelen kampanyalar ve doğrudan eylemler olmaktadır. Eylemler, gösterilerden ve yol kapatmalardan yaratıcı gösterilere kadar farklılık gösteriyordu.

    2015’te, yüzlerce kişi silah fuarının kurulmasını durdurmak için büyük bir eylem haftasına katıldı – DSEI’ye karşı yapılan en büyük protestoydu bu. Altı gün boyunca insanlar giriş kapılarını kapattı, fuarın kurulumunu aksattılar. Kürt toplumu, bunun bir parçası olarak DSEI’nin önünde bir gösteri düzenleyerek, Türk devletinin silah fuarı sponsorluğu ve İŞİD sponsorluğu arasındaki bağlantılara dikkat çekti. Kürtler ayrıca, DSEI’nin kurulduğu haftadaki abluka günlerinden birinde yer aldı.

    Aynı yıl, farklı uluslardan sekiz aktivistten oluşan bir grup, DSEI’nin bulunduğu binaya kapıları tıkadıktan sonra “anayolun kasıtlı engellenmesi” ile suçlandılar ve mahkemeye çıkarıldılar. İngiliz aktivist Lisa Butler, savaş suçlarının Kürdistan’da olmasını durdurmak için hareket ettiğini söyleyerek siyasi bir savunma verdi. Yargılanan diğer kişiler de Filistin, Yemen ve Bahreyn ile ilgili olarak benzer savunma yapıyorlardı.

    Lisa ve bazı arkadaşlar, DSEI’nin kurulduğu ExCel Merkezinin arka girişine giden yolun kapısını kapatmıştı. Boynunun etrafında bir bisiklet D-kilidi ile kapalı kapıyla kendini kapattı, böylece hiçbir teçhizat bu kapıdan içeri giremeyecekti.

    Lisa, mahkemedeki ifadesinde yakınları Türk devleti tarafından öldürülen insanlarla tanıştığını söyledi. “Silah fuarı sırasında devlet, Cizre’ye 24 saat sokağa çıkma yasağı koydu. Sokaklara çıkan herkes vuruldu ve öldürüldü. Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda net bir profesyonel görüş vardı.” “Türk delegasyonu DSEI ile anlaşma yapıyor ve orada satın alınan silahlar Kürt sivillerin üstünde kullanılmış.” “Türkiye’de suçları önlemeyi amaçladım. İşlenen suçların, durdurmaya çalıştığımız DSEI silah fuarındaki silahların satışıyla ilişkili olduğuna inanıyorum. ”

    Bölge Hakimi Angus Hamilton kararını verirken, mahkemeye, misket bombaları ve işkence ekipmanları gibi yasadışı ürünlerin satışının yanı sıra sivil nüfusa karşı silah kullanan ülkelere silah satışını da içeren cezai haksızlıkların DSEI sergilerinde devam ettiğine dair açık, inanılır ve tartışmasız kanıtların sunulduğunu söyledi.

    Ayrıca, bu tür cezai faaliyetlerin uygun bir şekilde soruşturulmadığına veya yargılanmadığına dair yeterli kanıt bulunduğunu söyledi. Sanıklara karşı yapılan tüm suçlamalar reddedildi.

    Silah ticareteni durdurun

    Sekiz aktivist, 2016’daki davada suçsuz bulunduktan sonra

    Bununla birlikte, Kraliyet Savcılığı Hizmeti doğrudan Yüksek Mahkemeye başvurarak eylemcilerin aklanmasının yargı denetimine çağırdı ve Temmuz 2017’de Yüksek Mahkeme Yargıç Hamilton’un kararını bozdu. Yine de, adaletin menfaatleri doğrultusunda eylemcilerden herhangi birinin yeniden yargılanmayacağı ya da masraflarla karşı karşıya kalmayacağına karar verdi. Yargı kararının alındığı günde çıkan bir grup bildirisinde eylemciler şunları söyledi: “DSEI silah fuarı kapatmaya çalışmaktan yürekten pişmanlık duymadık. Devletin savaş suçlarını önleme konusunda güvenilemeyeceği koşullarda ve özellikle de onlarla tamamen suç ortaklığı yaptığı durumlarda, her birimizin bireysel olarak hareket etmesi gerekir.”

    Lisa, 2017’de DSEI’ye karşı harekete geçmeyi düşünenlere ne söyleyeceklerini sorulduğunda şunları söyledi: “Harekete geçmek bizim sorumluluğumuzdur. Kürdistan’daki yoldaşlarımızla dayanışma içinde olmamız gerekir. Silah fuarını kapatmaya çalışmalıyız: savaşın başladığı yerdir. Sokaklarda yeterince insan olursa, DSEI’nın olmasını engelleyebiliriz.

    Kürdistan’da kullanılan silahları uluslararası şirketler tedarik ediyor

    Türkiye’nin Afrîn’de ve Kuzey Kürdistan halkı üzerinde kullandığı silahlar uluslararası silah şirketleri tarafından tedarik ediliyor ve DSEI 2017’de yeni anlaşmaların yapılması kuvvetle muhtemeldir. Silah fuarı, Türk hükümeti ve Türk ordusu için önemli bir etkinliktir. Aktivistler, Türk delegelerini Londra ziyaretinde utandırmak ve Türkiye’nin Kürt halkını ezmekteki rolünü ve hem Rojava’daki devrimi ve Bakur’daki demokratik özerkliği baltalama girişimlerini vurgulama şansına sahipler. Aktivistler ayrıca silah fuarını kapatma şansına da sahipler, bu nedenle savaş başladığı yerden durdurulur.”

    DSEI 2017: Plan

    DSEI 2017, 12-15 Eylül tarihleri arasında Londra Docklands’daki dev sergi merkezi ExCel’de gerçekleşecek. Geçen yıl olduğu gibi, aktivist gruplar silah tüccarları ve teçhizat fiilen varmadan önce bir eylem haftasıyla silah fuarının kurulmasını engellemeye çalışacak. Bu, silahların ­— tankların, insansız uçakların, ateşli silahların, hatta savaş gemilerinin — ExCel Merkezi’ne girmesini engellemektir.

    Planlama ve eğitim etkinlikleri DSEI 2017’ye kadar ülke genelinde gerçekleşecek. Detaylar için Stop the Arms Fair ‘deki (Silahları Durdurun Fuarı) takvime bakın.

    CAAT’den Kat Hobbs, “Bu, Birleşik Krallık silahlarının özerklik mücadelesindeki Kürt halkına karşı kullanılıyor olması bir skandal ve utançtır. Kürt halkıyla kendi kaderlerini tayin etme çabaları için dayanışma içindeyiz ve DSEI’deki Türk askeri varlığına ve baskıya neden olan Birleşik Krallık silah ihracatına karşı harekete geçmek için birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz.

    DSEI’de yoğun bir polis varlığı olabilir. İnsanların durdurulduğu, arandığı veya tutuklandığında haklarını bilmeleri önemlidir. Hukuki bilgiyi, aktivist Legal Defence ve Monitoring Group veya Green and Black Cross’dan alabilirsiniz.

    * Sosyal adalet ve kapitalizm ötesi bir dünya üzerine yazılar yazan bağımsız yazar ve araştırmacalır tarafından kurulan Shoal Collective’den Sara Woods’un İngilizce kaleme aldığı yazının orjinaline https://kurdishsolidaritynetwork.wordpress.com/2017/07/21/turkey-will-buy-and-sell-weapons-in-london-this-september/ adresinden ulaşılabilir.