Author: ali

  • İskoç Polisi İki Gün Önce Kapısını Kırarak Girdiği Kürt Derneğinde Halkın Sorularına Cevap Verdi

    İskoç Polisi İki Gün Önce Kapısını Kırarak Girdiği Kürt Derneğinde Halkın Sorularına Cevap Verdi

    Geçtiğimiz hafta İskoçya’nın başkenti Edinburgh’ta Kürt Toplum Merkezi ve bazı Kürt Halk Meclisi üyelerinin evlerine yapılan baskınlara tepkiler büyüyerek devam ediyor. Çarşamba günü yaşanan baskınlardan sonra Kürdistanlıların yoğun eylem ve protestolarından sonra İskoç Polis birimi sözcüleri birkaç gün önce kapısını kırarak girdikleri Kürt Toplum Merkezinde Kürdistanlıların sorularını yanıtladı.

    Çiğdem Özlük-Edinburgh

     

    Soruşturma polise gelen şikayet üzerine başlatıldı

    Yaşanan baskınlardan sonra Kürdistanlıların organize ettiği protestolar ve diplomasi çalışmaları devam ederken, polis sözcüleri Kürt Toplum Merkezine gelerek halkın sorularını yanıtladı. Dün (Salı) akşam saatlerinde Edinburgh Kürt Toplum Merkezine gelen Polis Departmanı üyeleri Alan Carson ve Andy Jones yoğun tepkiler altında halkın sorularına cevaplayarak baskınların polise gelen bir şikayet üzerine başlatılan soruşturma çerçevesinde yaşandığını belirttiler.

    Konuyu Adalet Bakanlığına taşıyacağız

    Yaşanan baskınları protesto etmek ve Kürdistanlılar ile dayanışmak amacıyla İskoçya Yeşiller Partisi parlamento üyesi Ross Greer ile Unison sendikası temsilcisi Stephen Smillie de toplantıya katıldı. Smilie bu baskınların tekrar yaşanmaması için konuyu Adalet bakanlığına taşıyacaklarını ve bu durumun tekrarlanmaması için teminat isteyeceklerini ifade etti.

    Kürt Toplum Merkezindeki toplantıya katılan Polis birimi sözcüsü Alan Carson soruşturma devam ettiğinden kaynaklı çok fazla bilgi veremeyeceğini ifade etti.

    “Edinburgh da yaşayan Kürt ailelerine yapılan bu baskınlar ve dernek binanıza yapılan bu baskınlar polise ulaşan bir şikayet sonucu başlatılan araştırma çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Özür dileyerek belirtmeliyim ki, soruşturma hala devam ettiği için bu konuda fazla yorum yapma yetkim yok, ancak İskoçya’daki Kürt halkının barışçıl ve entegresyona yatkın bir halk olduğuna gönülden inanıyoruz. Bu yapılan baskınlar sonucu yaratılan gerilim ve korkudan dolayı üzgünüz. Derneğinizdeki kültürel çalışmalarınıza devam etmenizi, bu olayın İskoçya polisi ve Kürt halkı ile olan ilişkisinin etkilenmemesi için elimizden ne gerekiyorsa yapacağız”.

    Toplantıya katılan diğer polis sözcüsü Andy Jones ise şunları ekledi: “Yapılan bu baskınlarda bireylere davranış biçimleri ve uygulanan tutumları anlattığınız sözler ile teşkilatımızdaki gerekli mercilere iletilecektir”.

     

    Kürdistanlılar Polis Baskınlarını Protesto Etti

    Öte yandan İskoç polisinin baskılarını protesto eden Kürtler Britanya Kürt Toplum Merkezi Eşbaşkanlığı öncülüğünde yaptıkları basın açıklamasıyla tepkilerini dile getirdiler. İskoçya Parlamento binası önünde bir araya gelen Kürdistanlılar Kürtleri kriminalize eden bu tarz yaklaşımların Türk devletinin yaklaşımını andırdığına dikkat çekti.

    DAİŞ’e karşı savaşanlara yapılan baskılar barbarlığa hizmettir!

    Kürt dostlarının da yer aldığı açıklamada bildiri dağıtılarak, Kürtlere yönelik baskınlar karşısında kamuoyunun duyarlı olması gerektiğine vurgu yapılarak, “Kürtler DAİŞ barbarlığına karşı savaşıyor. Bu baskılar insanlığa değil, barbarlığa hizmettir” denildi.

    İskoç polisinin baskılarının protesto edildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tarihten silinmek istenen Kürt halkı eşi ve benzeri görülmemiş bir mücadele geleneği ile Kürt kadını öncülüğünde toplumlar yaşam umudu olmuştur.

    Böylesi tarihi insanlık mücadelesinin sahibi olan Kürtler anlam vermekte zorlandığımız İskoç polisi tarafından bir baskı ve saldırı ile karşı karşıyadır. Yabancısı olmadığımız bu baskılar bize Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki cuntaları, Kürtlere karşı yapılan katliamları, Saddam’ın Irak’ta kullandığı kimyasalları, Şengal ve Rojava’daki DAİŞ barbarlarını hatırlattı. İnkar ve imhayla karsı karşıya olan Kürtlere savaşmaktan ve özsavunmaya geçmekten başka bir yol bırakılmamıştır. Çareyi Avrupa’ya kaçmakta gören Kürt mülteciler aynı baskıyla diasporada da karşılaşmıştır.”

    Kürdistanlıların evlerinin hukuksuzca basıldığı belirtilen açıklamada, baskınlarda evlerdeki özel eşyalara ve kitaplara el konulduğu ifade edildi.

    Dernek binasının mafyavari bir şekilde basıldığına vurgu yapılan açıklamada son olarak şunlar ifade edildi:

    “Derneğimizin usulsüzce ve mafyavari bir şekilde kapısı kırılmış, kitaplara ve Kürtlerin manevi değeri olan resimlere, renklerimize el konulmuştur.

    Birçok aktif çalışan arkadaş ve üyelerimizin evlerinin önünde hala polis araçları dolaşmaktadır. Bu da baskıların devam edeceğini göstermektedir.

    Biz Kürt halkı olarak artık daha örgütlü ve her yerdeyiz. İskoçya’da yaşayan Kürtler yalnız değildir. Bu örgütlü yapımız sadece kendi toplumumuza değil içinde bulunduğumuz, mensubu olduğumuz ülkenin de toplumuna her türlü kazanım sağlamaktadır. Her daim birlik ve beraberlik içerisinde barışçıl yaşamdan yanayız.

    Özellikle geçmişi kurtuluş mücadelesiyle geçen ve Kürtlerin tarihine benzer bir tarihe sahip olan İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesini sahipleniyor ve destekliyoruz. Fakat polisin tutumu anlaşılır değildir ve kabul edilemez. Bu durum karşısında bir Kürt halkı olarak büyük bir üzüntü içerisindeyiz. İskoçya hükümetinin bu tavrını derhal terk etmesini belirtiyor, barışın teminatı olan Kürtlerin yanında yer almaları gerektiğini vurguluyoruz.

     

     

  • Ulus Group: Muhasebede Yakaladığımız Başarıyı Yayma Planımız Var

    Ulus Group: Muhasebede Yakaladığımız Başarıyı Yayma Planımız Var

    Başta muhasebe olmak üzere finans, kaza davaları, sigorta ve mortgage alanında çalışmalar yürüten Ulus Group, yeni şubeleriyle İngiltere genelindeki müşterilerine daha yakın olmaya çalışacak. 2004 yılında Türkiyeli toplumun finans ve muhasebe sorunlarına çözüm üretme amaçlı hizmet vermeye başlayan Ulus Group, Edmenton’dan sonra Güney Londra ve Sheffield şubelerini 2017 sonuna kadar açmayı planlıyor.

    Suzan Doğan

    2008 yılında Kuzey Londra’da mortgage, kaza davaları, sigorta, muhasebeyi de içine alan geniş kapsamlı bir çatı yarattıkları bilgisini aktaran firma yetkilisi Haydar Ülüş, çatı sistemi çalışma işini ilk kendilerinin başlattığını söyledi. Londra’da finans boyutuyla birçok alanda hizmet verdiklerini anlatan Ülüş, bütün çalışmaların insan gücüyle ortaya çıktığına dikkat çekti. Kendilerinin zaman içinde eleman sıkıntısı çektiklerini ve bu çatı sisteminin yürümediğini aktardı. “Bizim o dönemlerde eleman sıkıntımız nedeniyle bu çatı sistemi yürümedi. Ve ana işimiz olan muhasebe işine döndük. Muhasebe bizim Lokomotifimiz. 20’ye yakın eleman ile şu an hizmetlerimiz devam ediyor” diyen Haydar Ülüş, “Bu ay içerisinde yeni ofisimizi açmayı planlıyoruz. Güney Londra veya Lewisham henüz karar veremedik. 11’nci ayda o şubemizi açacağız. Ulus olarak muhasebe de yakaladığımız başarıyı yayma planımız var. Londra’yı Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye bölmek istiyoruz.

    İngiltere’ye yayılma planımızı da Sheffield şubemiz ile gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Çok merkezi bir bölge olacak. Çok ciddi bir ağ yakalamayı planlıyoruz o şubemiz ile. Bunun açılışını da Eylül ortası gibi düşünüyoruz” dedi.

    Her türlü muhasebe işini yapıyor

    Muhasebe alanında verdikleri hizmetleri küçük ve orta ölçekli esnaflara yönelik gerçekleştirdiklerini aktaran Ülüş, yaptıkları işi şu şekilde aktardı “Defter tutma, aylık maaş bordroları, yıllık kdv kayıtlarını tutma, şirket ve şahsi beyannamelerini, ortaklaşa hesaplar, varsa yılsonu hesaplarını yapıyoruz. Yılsonu maaş bordrolarını çıkartıyoruz. Muhasebe alanında her türlü işi yapıyoruz. Toplumumuzun sıkıntıları bitmiyor, ya doğru muhasebeci ile çalışmıyorlar ya da doğru hesap tutmuyorlar, ister istemez yanlış planlamalar yapıyorlar, tüm bunların sonucu çok ciddi vergi cezaları çıkıyor.

    Vergi cezası almamak için işinizi takip edin

    Ulus Group yetkilisi Haydar Ülüş, bugün 20 çalışanları ile 1000’in üzerinde müşteriye hizmet verdiklerini ve yeni şubeleriyle bu rakamı kısa zamanda iki katına çıkarmayı planladıklarını anlattı. İngiltere’de faaliyet gösteren firmaların bu yıldan sonra daha dikkatli olmaları konusunda uyarılarda da bulunan Ülüş, yeni dönem vergi araştırmalarının çok daha ciddi boyutlarda olacağını da sözlerine ekledi. Ülüş, kendisinin şu an 30’a yakın firmanın vergi incelemesini yaptığını ve bu firmaların kesinleşmiş 3 milyon vergi cezası olduğunu söyledi.

    Haydar Ulus

    1999 yılında ekonomi ve yatırım alanında eğitimini tamamladıktan sonra İngiliz bir firmada muhasebe alanında çalışmaya başladığını anlatan Haydar Ülüş, Türkiyeli firmaların İngiltere vergilendirme sistemini bilmemelerinden kaynaklı çok yüksek vergi cezaları aldığına dikkat çekti. Ülüş, yılların verdiği muhasebe alanındaki tecrübelerini bugün daha üst seviyeye taşıdığını da dile getirerek artık kendisinin Ulus Group bünyesinde vergi araştırmalarına yöneldiğini anlattı. Ülüş, “Şu an benim ilgilendiğim vergi araştırmaları. Ben muhasebe işlerine karışmıyorum. Muhasebeyi bizim firmamız bünyesindeki gençler yürütüyor. Ben araştırmalar yapıyorum. Vergi araştırmaları. Vergilendirmelerde yanlış verilmiş beyanlar, maaş bordrolarında yanlış verilmiş beyanlar, yılsonu hesaplarının yanlış beyanları, şirketlerin kapanışlarının düzgün yapılmaması gibi konularda araştırmalar yaparak firmaların aldıkları vergi cezalarını düşürmeye çalışıyorum. Şirketlerin aldıkları cezalar sonrasında devlet firmalara yönelik son 6 yıla dönük inceleme başlatıyor. Maliye bu anlamda çok ciddi cezalar kesiyor. Buradan kendi insanlarımıza uyarıda bulunmak isterim. Firma muhasebenizi işi bilen kişilere teslim edin. Kendiniz de hesaplarınızı belli aralıklarla kontrol edin” dedi.

    Basit hatalar yüksek vergi cezaları olarak karşınıza çıkabilir

    Ülüş vergi cezası alan firmaların basit hatalardan kaynaklı cezalar aldığını dile getirerek, “Cezası kesinleşmiş hemen hemen 3 milyona yakın toplam vergi cezası olan firmalar var elimde. Bu rakamlar çok daha yüksek rakamlarken biz bu rakamları indirmişiz. Ceza almış olan bu firmalar bize sonradan gelen firmalardan ibaret. Muhasebe hataları ve firmaların ihmalkarlıklarından kaynaklı ya da bilgisizlikten kaynaklı oluşan bu cezaların rakamları çok daha yüksekti. Ben bize gelen firmayı en ince ayrıntısına kadar detaylı bir incelemeden geçiriyorum ve hataları devlete bildirerek rakamları düşürmeleri talebinde bulunuyorum. Bu çerçevede yüzde 80 indirim uygulatabiliyor ve rakamları aşağı çekebiliyoruz. Çünkü çok basit hatalarla bu cezalar kesilmiş olabiliyor” dedi ve İngiliz maliyesinin çalışma prensiplerine yönelik bilgiler aktardı.

    Hesaplarınızı doğru yapın ceza yemeyin

    “İngiliz maliyesi maalesef bir konu hakkında cevap alamadığı zaman üst seviyede ceza veriyor. Yani beyanı almazsa tahminen üst seviyede cezayı kesiyor. Tabi biz bu cezaları yarıya indirebiliyoruz ama ondan sonra da farklı mücadeleler başlıyor. O nedenle insanlarımızın doğru muhasebeci ile çalışmalarını öneriyorum. Aksi taktirde 5-10 yıl sonra muhasebecinize ödediğiniz ücretlerden çok daha yüksek rakamlar ödeyerek hesaplarınızı geçmişe yönelik düzeltmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu çok önemli bir konu. Ciddiye alınmalı ve gereği firma yetkilileri tarafından yapılmalı. Hiçbir şey bilmiyorsanız bile farklı bir muhasebecinin de görüşünü alın ona göre muhasebecinizi seçin. Elimdeki 30’a yakın firmanın aldığı vergi cezası 3 milyon sterlin. Bazı firmalar var 400 bin sterlinlik cezayı 200 bin sterline indirmişiz. Bu firmaların çoğunluğu Türkiyeli firmalar. Bizim insanlarımız. Yabancılar da var tabi. Hesaplarınızı düzgün yapın ceza yemeyin. Biz muhasebe işlerinin yanı sıra vergi araştırmalarında da uzman bir firmayız. Çözüm odaklı çalışıyor ve firmaların rahat bir nefes almasını sağlıyoruz” diye konuştu.

    Oturum almak için alternatifler var

    Enfield Belediyesi’nde yürüttüğü çalışmalar nedeniyle de sürekli göz önünde olan Haydar Ülüş, son zamanlarda Türkiye’deki siyasi otoritenin attığı adımlardan kaynaklı ciddi telefon görüşmeleri yaptığını da dile getirerek, “Türkiye’deki siyasi durumlardan kaynaklı çok ciddi telefon görüşmeleri yapıyoruz. Orta ölçekli kişiler, firmalar, siyasilere kadar telefonlar alıyoruz. Bu insanlar ister istemez çocuklarını ailelerini güvence altına almak istiyorlar. İş adamları, iş kadınları… Türkiye’deki yurtdışına yatırım yapmak isteyen kişilere de bu hizmeti verebiliriz. Firma olarak her türlü deneyimimiz var. Ankara Antlaşması değil de yüksek gelirli olan kişileri kapsayan yatırımcılar bu ülkeye yerleşmek istiyorlar. Onların yapmak istedikleri Ankara Antlaşması değil. Onlara mantıklı gelmiyor bu antlaşmanın koşulları. Onların yapmak istedikleri 250 bin sterlinlik ciroyu sermaye gösterip ticari vizeye başvurmak. Bunun elbette ki koşulları var. Hatta bazı görüştüğüm kişiler, 750 bin sterlin yatırıp finans sektöründe şirket kurarak direk otomatik olarak bir hafta içinde oturum alıp hayatlarını burada kurmak istiyorlar. Hızlı girişimci başlığı altında değerlendirilen bu kişilerin minimum göstermeleri gereken sermaye bedeli 50 bin sterlin. Ankara Antlaşması çok daha farklı ve ondaki rakamsal sermaye bedeli düşük. Ayrıca Britanya’da minimum 250 bin sterlinlik gayrimenkul yatırımı da yapan kişi bu ülkede otomatik olarak oturum alabiliyor. Bu rakamlar bu ülke için geçerli diğer Avrupa ülkeleri rakamları daha düşük tutabiliyor. Aslında toplumumuzun uygulamaya geçirmediği çok farklı alanlar ve durumlar var. Bu bilgiler bizde mevcut ama tavsiye üzerine gelen insanlarımızla bunu paylaşabiliyoruz” dedi.

    İngiltere’de üç saatte şirket kuruluyor

    Şirket kurulumuna yönelik de bilgi veren Ülüş, “Bir şirket kurulumunu 3 saat içinde gerçekleştirebiliyoruz. Bize kişi gelip saat 9:00’da bana şirket kurun dediğinde saat 12:00’de şirketi kurulmuş faaliyete hazır oluyor. Bankada hesap açma işleminde yardımcı olabiliriz. Bankacı arkadaşlarımız var. Şirket adresi temin ediyoruz. Sanal ofis de kurmak isteyenlere hizmetler verebiliyoruz. Her şey kendine göre ücretlendirmelere tabii. Telefon numarası, adres, cep telefonuna yönlendirme, mail adresi, bunlar yeni şirket kuran ve hemen iş yapamayan kişilere sunabildiğimiz diğer hizmet alanları. Şirket kuruluşunda farkımız da bu diyebiliriz. Sadece şirket kurup da alın size şirket kurduk demekten öte bu hizmetleri de sunuyoruz.

    Tam vergi kaydı, şahsi vergi beyanname kaydını, eleman çalıştıracaksa maaş dairesine kaydını maaş bordrosu kaydını, şirket vergi dairesine kaydını yapıyoruz. Doğru bilgi doğru yerden alınırsa işleriniz de düzgün yürür. Maliyenin kendine göre sistemi var. İnceliklerini bilip ona göre çalışmak sizi maliyenin gözünde sıradan şirket yapar. Göz önünde olan bir şirket olmazsınız. Britanya maliyesi dünyanın en iyi maliyelerinden biri. Adamlar direk sizin verdiğiniz bilgiye göre kayıt yapıyor. Hiçbir şekilde sizi teftiş etmiyor. Britanya maliyesi muhasebecinin deklare ettiği boyutuyla işlerini yürütüyor” diyerek diğer boyutuyla da ufak bir mali hata da en yüksek cezaların kesildiğinin altını çizerek mükelleflerin dikkatli olması gerektiğini dile getirdi.

     

     

  • Sessizliğin Sesi: Teknolojinin Bizi Çevreleyen Duvarlarına Karşı, Duygularımızı Sessizce Haykırmaktır

    Sessizliğin Sesi: Teknolojinin Bizi Çevreleyen Duvarlarına Karşı, Duygularımızı Sessizce Haykırmaktır

    Sanatçı Özge Ateş’in “Sound of Silence” (Sessizliğin Sesi) resim sergisi Londra’da ziyaretçiler ile buluştu.

    Suna Alan-Londra

     

     

    Sanatçı Özge Ateş tarafından yağlıboya, soft pastel, akrilik resim sergisi The Swedish Church’de ziyaretçileri ile buluştu. 5 Ekim tarihine kadar görülebilecek sergide Ateş’in 22 eseri bulunuyor.

    Sanat birikimine biraz daha değer katabilmek üzere radikal bir kararla 2016 yılının sonuna doğru Londra’ya yerleştiğini söyleyen Ateş, ”Buradaki ilk sergim ‘Sound Of Silence’ burada hayat buldu. Eskizleri 2003 yılına dayanan projenin yansıttığı temel kavram, insan bedeninden soyutlanan biçimin duygularla hayat bulması, teknolojinin bizi örten, saklayan ve maskeleyen duvarlarına karşı, duygularımızı sessiz ama yüksek bir tonda haykırmaktır” dedi.

    Özge Ateş’in ‘Sound of Silence’ Sergisinden

    Londra’daki en büyük hedeflerinden birinin ‘sanat toplum içindir’ ilkesinin bilinciyle, kendisini daha fazla geliştirerek üretmek ve daha fazla sergi aracılığıyla topluma ulaşmak olduğunu söyleyen sanatçı Özge Ateş, ”insana ve topluma dair gerçekliği sanatla dile getirmek, farklı ressamlarla tanışıp farklı yaklaşımları takip etmek ve hatta beraber çalışarak kendimi geliştirmeyi hedefliyorum. Londra’ya kısa bir süre önce taşındım ve yıl bitmeden en az üç sergi daha açmayı planlıyorum. Resimlerimde insan doğasındaki anlık duygu saflığını yansıtmayı seviyorum. Diğer yapacağım projelerde toplumsal olaylara değinmek ve yansıtmak istiyorum” dedi.

    Resim yapmaya henüz 4-5 yaşlarında başladığını söyleyen sanatçı Ateş, ”hep insan figürleri çiziyordum ve hala da insan figürü çizmeyi seviyorum. Formları bozup soyutlayarak kullanmayı tercih ediyorum. Resimlerimdeki genel temayı oluşturma aşamasında, iç dünyamızın etkisini soyutsal dışa vurarak yansıtıyorum” dedi.

    Özge Ateş

    Sanat çalışmalarına Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim görevlisi ressam Ali Düzgün ile başlayan Özge Ateş, akabinde ressam Akdoğan Topaçlıoğlu’dan 2006 yılından 2010 kadar eğitim aldı ve 2012 yılına kadar asistanlığını yaptı. Bu süre içerisinde bir çok sanat galerisinde resimleri sergilendi. Bunlardan en çok beğeni alanların başında ”Alone In The Dark” (Karanlıkta Yalnız Başına) ve ”Women” (Kadınlar) sergileri oldu. Sanatçı Ateş, bu sergilerinde kadın figürlerini imgeledi ve tema kadının duygusal ama bir o kadar güçlü tarafını ortaya koymak ve bütünleştirmekti.

    Sanatçı Özge Ateş’in “Sound of Silence” (Sessizliğin Sesi) resim sergisi 6 Harcourt St, Marylebone, London W1H 4AG adresinde bulunan The Swedish Church’de ziyaret edilebilir.

     

     

     

  • Kansoy: Bir Gün Önce Röportaj Yaptığınız Kişinin Diğer Gün Ölüm Haberini Yazmak Zor Bir İş

    Kansoy: Bir Gün Önce Röportaj Yaptığınız Kişinin Diğer Gün Ölüm Haberini Yazmak Zor Bir İş

    Reqa! Çağımıza ait olmayan barbarlar ordusu DAİŞ’in 2014 yılında başkent ilan etmesinden sonra çoğumuz duyduk ismini. DAİŞ’in vahşetine belki de en uzun süre tanıklık eden kentlerden birisi. Şeriat kanunları adı altında insanların günlük yaşamının işkenceye çevirildiğ, çağdışı kurallar, zulüm ve katliamlarla, tanımlanması zor acılara tanıklık eden bu kentte üç aydır amansız bir savaş yaşanıyor. YPG ve YPJ öncülüğündeki QSD güçleri Reqa kentini DAİŞ’ten geri almak için başlattığı Cenga Mezin hamlesi (Büyük Savaş) yavaş yavaş sona doğru geliyor.

    Büyük Savaş’ın devam ettiği DAİŞ’in kalbi sayılan kente gazetecilerin ulaşması kolay değil elbette. Bazı batılı gazeteciler ön cepheye dahi varmadan geri dönmek zorunda kalıyor. Tüm dünya yerel gazetecilerin çektikleri görüntüler ve geçtikleri haberler üzerinden Reqa’dan haberdar oluyor. Böylesi bir dönemde muhabirimiz Erem Kansoy Reqa’ya giderek, iki buçuk ay boyunca en ön cephelerden haber geçti, görüntüler paylaştı, büyük savaşı kamerasıyla tarihe not etti. Muhabirimiz Kansoy ile Reqa’da geçirdiği iki buçuk ayı konuştuk.

    Ölümün kol gezdiği topraklara gittiniz. ‘Meslek aşkı’ dediğimiz olgu yeterli mi bu durumu tanımlamak açısından?

    ‘Meslek aşkı’ sadece bir kıvılcım. Savaş muhabirliği mesleğine, aşık bir çok gazetecenin pratikte çalışmak istediği bir alan. Savaş bölgelerindeki yüksek tansiyon, olanaksızlıklar içerisinde yoktan var etme, en zor ve ağır yaşam koşullarında üretebilmeyi ancak bu mesleğe aşık olursanız yapabilirsiniz. Uzun yıllardır hep örneklendirdiğim gibi, ‘bu mesleğe aşık değilseniz yapamazsınız.’ Ölümün kokusunu her an alabildiğiniz, mermilerin bazen sizi hedef aldığı bazen de etrafınıza havanların yağdığı benzersiz ve sıradışı bir ortamda en iyi görüntüleri almak, gözlem yapmak, haberler hazırlamak, internet erişiminin neredeyse dakikalarla kısıtlığı durumunda haberinizi en hızlı şekilde geçmenin tadına birkez vardınız mı ‘mesleki aşkınızı’da hakikatiyle yaşıyorsunuz.

    Özellikle, tarihsel bir geleneğin bir parçası olmak, Rojava devrimi gibi dünyaya örnek olan ve dünyayı aslında daha yaşanır bir yer kılan Kürt halk mücadelesine buralarda yaşananları dünyaya duyurma çabasıyla insanlığa da bir el uzatmak, beni cephelere götürüyor. Meslek aşkı ve mesleğimi icra ederken insanlığa faydalı olabilme çabası ile tarihsel bir mücadelenin bir parçası oluşumun harmanlanması beni ölümün fink attığı Reqa mevzilerine götürdü diyebilirim.

    Yolculuğunuz nasıl geçti? Reqa’ya ulaşmak kolay oldu mu?

    Reqa, Suriye’nin kuzeyinde en büyük şehirlerden biri. Suriye son 6 yıldır DAİŞ cehaletinin kara bulutları altında olduğu için buraya uçak seferleri durdurulmuş durumda. Bölgeye en yakın havayolu ile ulaşabileceğiniz ülke Irak. Bildindiği üzere, Kürt ve Arap halkları DAİŞ’e karşı verilen son 6 yıllık mücadelede dünya devletlerinin de Türk faşizmine ayak uydurması ile ciddi bir ambargo altında bırakıldı. Suriye, Irak, Rojava, İran’a kadar uzanan karayollarını aslında kullanarak Ortadoğu’da büyük şehirlere çok kısa sürelerde ulaşmanız mümkün. Fakat KDP yönetimindeki bölgelerden Kürt basınında çalışan gazetecilerin artık bırakın geçişini giriş yapması dahi neredeyse olanaksız.

    Erem Kansoy-Reqa

    Havayolu ile Irak’a ulaştıktan sonra, Suriye sınırının önceden belirlenmiş bölgelerinden saatler süren yaya yolculuğun ardından Rojava’ya ulaşabiliryorsunuz. Aslında Zaxo yakınındaki Simelka sınır kapısından 2 dakikalık bir bot yolculuğuyla Dicle nehrinin karşı tarafında bulunan Rojava’ya geçebilirsiniz. Ancak uzun bir süredir Rojava’ya dönük çok şiddetli bir ambargo uygulanıyor ve gazeteciler de dahil olmak üzere kimsenin geçişine izin verilmiyor. Bu yüzden de yolculuk uzun saatler sürüyor, tüm ekipmanınızı ve kişisel ihtiyaçlarınızı sırtınızda topladığınız yaklaşık 20 kiloluk çantada saatlerce taşımanız gerekiyor. Bu uzun yürüyüşe başka bir gazeteci arkadaşım gidiş yolunda bana eşlik etmişti. Yolu tamamladığımızda bir an dönüp bana şöyle demişti: ‘Çektiğimiz eziyete, düştüğümüz bu duruma bak, kendi ülkemde -Kürdistan’da- korku içinde hareket ediyorum.’ Evet gerçekten tüyler ürpertici, yürüdüğünüz yolda bölgeyi kontrol eden Peşmerge size ateş açabilir veya pusu kurup tutuklayabilir.

    Zahmetli ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Reqa’ya vardınız. Bize biraz da Reqa şehrini anlatır mısınız? Nasıl bir şehir, kimler yaşar, ne kadar büyük, coğrafik konumu, jeopolitik, siyasi önemi?

    Reqa her yönüyle önemli bir şehir. Önemli olmasının başında İslamiyet’in en eski şehirlerinden biri olması geliyor. Reqa sakinlerinin neredeyse tamamı Arap. Kürtler de var fakat burada sadece Arapça konuşuluyor. Şehrin nüfusunun savaş başlamadan önce 1milyona yakın olduğu söyleniyor. Coğrafi konumu ise hem yaşayanlar hem de burada savaşan güçler için çok önemli. Fırat nehrinin devasa bir kolunun şehrin etrafında geçmesi ile bölgede nufüsün büyük bölümü tarım hayvancılık üretimi ile geçimini sağlıyor, şehir aslında ülkenin kuzey merkezi. Konumu itibarıyla ile de Reqa özellikle petrol yatakları ile ünlü Deyr El Zor kentine açılan kapı, doğal kaynakların çevrelediği ayrıca yerel halkların ticarette ve sosyal yaşamda merkezleştirerek yaşam sürdüğü Reqa kenti tam da bu sebeple aslında askeri güçler içinde büyük bir stratejik öneme sahip.

    Reqa tam bir çarpık kentleşme örneği, fakat kendi içindeki düzensizlikten bir düzen doğurmuş. Tarihi surlar bölgesinde sanayicilik, şehir etrafında tarım ve hayvancılık ile şehir merkezinde pahalı ve lüks binaların varlığı göze batarken şehir merkezinden uzaklaştıkça binalar evler küçülüp, eskiyor. Şehir merkezinde dip dibe dar yolların ayırdığı 3-4 katlı apartmanlar ile yine eski Reqa diye bilinen merkezde de eski yapıtları görmek mümkün. Reqa öyle bir şehirki her yanı tarihi eserlerle dolu, nereye baksanız bir tarihi eser görebiliyorsunuz ve şehrin ruhu size bunu yaşatıyor. Fakat şuanda benim şahit olduğum şehrin doğu cephesinde ciddi bir yıkımın yaşandığı.

    Reqa’dan yeni döndünüz. Oradaki son durumu bize biraz anlatır mısınız?

    Reqa diğer hamlelerden farklı olarak bir şehir savaşıydı. YPG-YPJ öncülüğünde QSD güçleri ayrıca koalisyon güçlerinin de hava desteğini alarak Reqa’ya yaklaşık 3 ay önce köylerinden başlayan ‘büyük cenk’ adında bir operasyon başlatılmıştı. Sık sık savaş koordinesinden bilgi alıyordum. Planlamaya uygun gidiliyor mu veya bir aksaklık var mı? sorularını yöneltiyordum. Gün gün aksilikler yaşansa da planın hedefinden genel çerçevede sapılmadığını görmek mümkün.

    Şuan da şehrin yüzde 80’lik bir bölümü DAİŞ’ten kurtarılmış durumda. DAİŞ çeteleri yinede bu bölgelerde zaman zaman, daha önce kazdıkları tüneller aracılığı ile intihar saldırıları girişimlerinde bulunabiliyor. Özellikle kentin kurtarılan bölgelerinde temizlik operasyonları da hızlandırılarak devam ediyor.

    QSD güçleri dediğimiz zaman içerisine yerel güçler de dahil oluyor. Yani Menbic, Musul, Heseke, Derik, Dırbesiye’den tutunda Arap coğrafyasında demokrasi arayan ve DAİŞ’e karşı savaşan her kesimden savaşçıları barındırıyor, buna ek olarak da YPG ve YPJ güçleri askeri tecrübeleri ile de QSD güçlerine saldırı operasyonlarında öncülük ediyor. Farklı dilller ve farklı ırkların omuz omuza hem DAİŞ cehaletine karşı hem de demokratik özgür bir yaşamın inşası için mevzilerde çatıştığını görmek benim için en anlamlı deneyimlerden biriydi.

    Çektiğiniz bir fotoğraf karesinde, Ezidi, Suryani, Kürt ve Arab kadın savaşçılar omuz omuza size gülümsüyorsa hissetiğiniz tekşey güzel bir geleceğin devrim getireceği ve Ortadoğu topraklarında halkların nasıl faşizmin karşısında durabileceklerinin göstergesidir.

    Kaldığınız süre içerisinde size en çok zorlayan şey ne oldu, ne gibi zorluklarla karşılaştın?

    Reqa doğu cephesinde savaşın en sıcak yaşandığı mevzilerde toplam 75 gün kaldım. Mesleğinize aşkınız gözünüzü kör ediyor. Çok ağır yaşam koşullarını, işinizi düzgün yapabilmek için görmezden geliyorsunuz. Zaten bu koşulları kaldıramayan gazeteci arkadaşlar ya yol yakınken geri dönmüş ya da oraya hiç gelememişlerdi. Kıyafetlerinizi yıkamanız yada değiştirmeniz nerdeyse olanaksız, banyo yapmak en büyük lükslerden biri, sıcaklığın 50 derecenin altına düşmediği günlerde soğuk içme suyu bulmak ise hazine aramak gibi bir şey. Gece uykuları sadece birkaç saat ve üzerinize sivri sinekler üşüşmüş halde… Yatacak temiz bir sünger yada başınızın altına koyacak bir yastık yok.

    Koşullar gerçekten çok ağır fakat bu yönü değil de beni en çok zorlayan tarafı, gün içerisinde şakalaştığımız bir tas pilavı dahi paylaştığım savaşçıların ölüm haberini yapmaktı.

    Ordayken ve döndükten sonra yaptığımız sohbetlerde, yaşadığın tehlikeli anlardan da bahsetmiştin. Ölüm ile yaşam arası ince bir çizgide kaldığınız çok oldu. Bu tür koşullarda bir gazeteciyi motive eden temel şey nedir?

    Defalarca ölümle karşılaştım. İnce çizginin belirleyicisi aslında sizsiniz. Savaş muhabirliği aslında sadece kurşunların sıkıldığı çatışma anlarında görüntü almakla olmuyor. İlk yardım bilmelisiniz, mayınları tuzakları tanımalısınız, bir keskin nişancının stratejisini anlayıp kaçış yolunuzu belirleyecek kadar deneyimli olmanız gerekiyor, ya da havan düştüğünde ne yapmalısınız? bunları bilmek bazen hayati önem taşıyor. Beni mevzilerde ölümle yüzleştiğimiz her anda motive eden şeyler: Daha yapacak çok işimin olması. Daha yazacak çok haber, çekecek çok fotoğraf ve sesi olmam gereken bir toplumun olduğunu bilmek beni ben yapan, motive eden esaslardı. 75 günün ardından, daha da fazla çalışmak ve üretmek adına tek parça olarak geri dönmeyi başardım.’

    Raqqa

    Bir gün önce röportaj yaptığınız, ya da oturup sohbet ettiğiniz, aynı sofrada yemek yediğiniz savaşçılar ertesi gün yaşamlarını yitirdiler, tekrardan haberini yapmak zorunda kaldınız, o anki duygularınız ne oluyor?

    Çoğu insan bu mesleği icra edenlerin duygusuz ya da duygularının köreldiğini düşünüyor. Fakat her meslekte olduğu gibi ben önce insan olunması gerektiğini söylüyorum hep. Özellikle tanıdığınız veya selamlaştığınız ya da oturup bir çay içtiğiniz, röportaj yaptığınız bir savaşçının saatler sonra cansız bedeniyle yüzleşmek ya da yanınızdayken son sözünü bile söyleyemeden can vermesi yüreğinizde derin yaralar açıyor. Yine de işinizi yapmaya devam ediyorsunuz, tam da bu yüzden savaş muhabirliği ve gazeteciliğe aşık değilseniz yapamazsınız diyorum. Eğer nefesiniz bir an kesilir veya tek bir saniye dahi gözleriniz dolarsa yeriniz orası değil anlamına geliyor. Bu tarz anlarda sadece yapmam gerekeni yapıyorum.

    Elbette belirtiğim gibi herşeyden önce insanız, bu yaşadığım tecrübeler daha farklı boyutlarda daha farklı zamanlarda duygusal yönüyle açığa çıkmıyor değil. Örneğin Avrupa’daki günlük yaşantımda bir parkta babası ile oynayan bir çocuk ya da el ele sevgiyle tutuşan genç bir çift gördüğümde zaman zaman göz yaşlarımı tutamadığım oluyor.

    Çok ciddi bir savaş alanından babsediyoruz, savaş uçakları, keskin nişancılar, İHA’lar, mayınlar, canlı bombalar…. Ve bu ateşin ortasında halen yaşayan siviller de var. Kurtarılan bazı sivillerle de karşılaştınız. Bize biraz sivillerin yaşamından bahsedebilirmisiniz?

    Reqa’da sivillerin büyük bölümünü Arap halkları oluşturuyor. Reqa’daki sivil yaşamı, çöl yaşamının şehir yaşamına adapte olmuş hali diyebiliriz. Daha öncede bahsettiğim gibi Reqa çok eski bir İslami geleneğe sahip bir şehir, dolayısıyla şehrin sakinleri İslami kurallara göre sosyal yaşamlarını sürdürüyor.

    Kurtarılan siviller özellikle önce ilk yardım noktasına götürülüp burada yaraları varsa sarılıyor. Ardından yiyecek ve giyecek ihtiyaçları karşılanıyor, QSD güçleri tarafından belirlenen güvenlikli noktalarda barındırılıyor. Hamle süresince şehirde ne elektrik ne de su bulmak mümkün değil, dolayısıyla sivillerin içerdeki yaşantısının ne kadar ağır koşullarda olduğunu tahmin edebiliyoruz. Çıkarılan bazı sivilerle yaptığımız reportajlarda edindiğim bilgi doğrultusunda, şehir sakinlerinin belkide yüz yıllarca unutamayacağı yaraları DAİŞ esaretinde kaldıkları son 4-5 yıl içerisinde aldıklarını açıkca söylemeliyim.

    Kaldığınız süre boyunca mutlaka çok fazla unutamayacağınız anılarınız olmuştur, bunlardan en çok unutamadığınız anınızı okurlarımızla paylaşır mısınız?

    Reqa’da geçirdiğim her an kalıcı etkiler bıraktı bende. Fakat bu soru her yöneltildiğinde nedense aklıma Heval Amara geliyor. Derikli genç kadın bir savaşçı, taburunun en genç üyesi. Orada bulunduğum ilk 36 gün hemen hemen her gün onun taburunda ve mevsizinde bolca zaman geçirmiştim. Ekmeğini suyunu benle her zaman paylaşıyor, yol göstericiliğimi hatta korumalığımı bile yapmışlığı oluyordu. Kürtçe bilmememe rağmen bir yolunu bulup anlaşıyorduk. Her zaman yüzünden eksik olmayan gülüşü her gittiğimiz noktaya pozitif bir enerji getiriyor diğer arkadaşlarımızı da güldürüyordu.

    Bir gece yine ilk yardım noktasında beklerken, zırhlı araç uzun korna çalarak yaklaştı, içerisinden arkadaşları Heval Amara’yı çıkarıyordu, ayakları kan içinde baygın ve gülen gözleri kapalıydı, o anı asla unutamam. Amara’ya yapılan ilk müdahalenin ardından bir kurşunun ayağına isabet ettiği anlaşıldı, cephenin doktoru daha kapsamlı bir ameliyat gerçekleştirerek, kurşunu çıkardıktan saatler sonra Amara kendine gelip gözlerini açtığında benim kuşkulu bakışlarım gözünü alan ilk şey oldu ve gözlerime bakarak yine gülümsedi O anda derin bir nefes alarak içimin rahatladığını hissetiştim. ‘Amara’nın gülüşü’ başlıklı haberim de buradan çıkmıştı.

    Üç aya yakın bir süre savaş bölgesinde kaldın, Londra’ya geri döndüğünüzde ilk hissettiğiniz ne oldu?

    Londra’ya ilk geldiğim anda ciddi bir yabancılık hissettim, belki de sayfalara dahi sığdıramayacağım tarifi zor bir yabancılık. 9 yıldır yaşantımın devam ettiği bu şehir bomboşmuş gibi, buradan gitmeden önce beni çok rahatsız eden polis ve ambulansların siren seslerini sanki artık duymuyorum gibi…

    Elbette burada özlediğim dostlarım, yoldaşlarım olması benim için çok önemli, aksi takdirde görev yerimi bırakmak istemiyordum. Bir gazetecinin yaşamı haber yapmakla renklenir, Londra’da da bu renklere renk katmaktan çok mutluyum fakat savaş bölgelerindeki zorlu görev alanında da kendimi daha verimli hissetiğim için elbet kapitalizmin başkenti Londra bazen kısa süre de olsa daralmalara neden olmuyor değil.

    Mesleki açıdan sizce bu kadar riskli bir yolculuk yapmaya değdi mi? Mesleki bir doyum oldu mu?

    Mesleki açıdan bu kadar riski göze almak benim için aslında meslek yaşantımda yine çıtayı bir daha yükseğe çekmek anlamına geliyor. Tam anlamıyla aslında değdi ve daha ağır, daha riskli koşulları kaldırabileceğimi artık biliyorum, bu da beni mesleğimi daha iyi yapmaya daha çok üretmeye itiyor.

    Böylelikle insanlığa da daha da faydalı olabileceğimi düşünüyorum, Reqa tecrübesi hem bir doyumu hem de yeni bir açlığı getirdi diyebilirim, ölümün dibinde mermilerin sesini yanından geçen bir arıya benzettiğiniz, havanların davul tokmağına dönüştüğü, ve cesur savaşçıların halaylarla ölüme gidebildiği daha sert dahada zorlu koşullarda her haberi ve görüntüyü en hızlı ve en doğru şekilde dünyaya duyurabileceğimi söyleyebilirim.

  • Kurdistaniyan Şehîd Soro Pêşwazî Kirin

    Kurdistaniyan Şehîd Soro Pêşwazî Kirin

    Kurdistaniyên li Manchesterê şervanê YPG’ê yê Ingilîz, Soro Zinar (Luke Rutter) ê li Reqayê şehîd bûyî, pêşwazî kir. Kurdistaniyan alayên YPG, YPJ, KCK´ê û wêneyên înternasyonalîstên li rojava şehîdbûyî hilgirt, rêz ji wan re nîşan da. 

     

    Şervanê YPG’ê yê Ingilîz, Soro Zinar (Luke Rutter) ku li Reqayê şehîd bû, li welatê xwe ji hêla bi sedan Kurdistaniyî ve pêr hat pêşwazîkirin.

    Şoreşgerê Ingilîz Soro Zinar ku di pêngava rizgarkirina Reqayê de şehîd bûbû, cenazê wî şandin welatê wî. Bi sedan Kurdistaniyî Rutter pêşwazî kir.

    Luke Rutter li bajarê Liverpoolê jidayik bûbû û Adara jî çûbû Rojava û tevlî nav refê YPG’ê bûbû. Rutter 6’ê Hezîranê di şerê li nav bajarê Reqayê de şehîd bû. Li gel Rutter 2 şervanên din ên înternasyonalîst şehîd bûbûn. Cenazeyê Rutter beriya bi 3 hefteyan bi merasîmekê ji Dêrikê şandibûn Başûrê Kurdistanê.

    ‘Ew ê di dilê Kurdan de bijî’

    Piştî kar û barên fermî cenazeyê Luke Rutter şevê din gihîşte balafirgeha Manchesterê. Bi sedan Kurdistanî li balafirgehê bi qerenfîlan û bi dirûşmên ‘şehîd namirin’ Rutter pêşwazî kir. Li gel wêneyên Rutter wêneyên 3 şervanên din ên Ingilîz ku di demên cuda de li Rojava şehîd bûbûn, hatin hildan. Her wiha di merasîma pêşwazîkirinê de alayên YPG’ê, YPJ’ê, PKK’ê, KODAR û posterê Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan jî hatin hildan.

    Xelkê wesayita cenaze bi qerenfîlan xemiland û deqeyekê rêz hate girtin. Piştre di axaftinan de hat gotin, Rutter di dilê Kurdan de tim wê leheng bimîne: “Ji bo ku dawî li barbariya DAIŞ’ê bû û ne tenê gelên Rojava hemû gelên dinyayê ji bo ku bi azadî bi hev re bijîn, Luke Rutter jiyana xwe feda kiriye.”

    Ji bo nirxên mirovahiyê

    Di pêngava rizgarkirina navenda bajarê Reqayê de, roja 6’ê Hezîranê tevî Luke Rutter û 2 Înternasyonalîstên Emerîkî, 6 şervanên YPG’ê jiyana xwe ji dest dabûn. Soro Zinar (Luke Rutter) ê 24 salî, meha Adara îsal tevlî nav refên YPG‘ê bûbû û bû Ingilîzê çaremîn ku di nava du salan de li Rojava jiyana xwe ji dest da. Ryan Lock bi nasnav Berxwedan Gîvara meha Kanûna 2016’an, Knostandinos Erik Scurfield Adara 2015’an û Dean Evans jî 21’ê Tîrmeha 2016’an li Rojava jiyana xwe ji dest dabû.

    Fermandariya Giştî ya YPG’ê ji malbata Soro Zinar re nameyek şand û destnîşan kir, ku Rûtter dema ji bo nirxên mirovahiyê têdikoşiya şehîd bûye.

    Lûke Rûtter, demeke kin beriya şehîd bibe di dîmenekî de ji hezkiriyên xwe re gotibû, “Hêvîdar im hûn ê hemû hurmetê nîşanî vê biryara min bidin. YPG, ji bo aştî bê herêmê, şensekî mezin e.” Piştî merasîma pêşwazîkirinê, cenazeyê Rutter ji bo otopsî bê kirin, canaze rakirin nexweşxaneyê. Piştî otopsiyê wê ber bi bajarê Birkenheadê ve  bê şandin ku malbata wî lê ye û li vir bê veşartin .

  • Polêsên Îskoç: Em ji ber rewşê xemgîn in

    Polêsên Îskoç: Em ji ber rewşê xemgîn in

    Hefteya borî li paytexta Îskoçya Edînbûrghê, polîsan avêtibûn ser malên Kurdan. Piştî ku Kurdistaniyên li Edinburghê û dostên Kurdan bênavber çalakî li dar xistin û zextên polêsan şermezar kirin, poles mecbûr man ku biçin Navenda Civaka Kurd ya Edinburghê û bersiv bidin endamên Meclîsa Gelê Kurd ya Îskoçya.

    Berpirsên Departmana Polêsan ya Îskoçya Alan Carson û Andy Jones duh çûn Navenda Civaka Kurd ya Edinburghê û pirsên Kurdan bersivandin. Polêsan dan zanîn ku ev jiber giliyek hatiye kirin û di çarçoveya vî gilêyê hatî kirin de lêpirsîn hatiye dest pê kirin û jiber vê yekê polêsan li çend malên Kurdan lêgerîn kiriye. Polêsan dan zanîn ku ji ber ku hîna lêpirsîn berdewam dike ew nikarin zêdetir agahiyê bidin.

    Derdora 50 endamên Meclîsa Gelê Kurd di civînê de amade bûn. Jibo piştgiriyê berpirsê sendîqaya Unisonê Stephen Smile û endamê Partiya Keskan yê Parlamentoya Îskoç Ross Geer ji di civînê de amade bûn.

    Berpirsê departmana polêsan Alan Carson di axaftina xwe de anî ziman ku Kurdên li Edinburghê dijîn aşitîxwaz in û bandoreke erênî li bajarê Edinburghê dikin. “Ev serdegirtinên malan jiber ku gilî hatiye kirin pêk hatiye. Jiber ku lêpirsîn berdewam dike mixabin em nikarin bêhtir agahî bidin. Lê dixwazim bibêjim ku jiber vê aloziya pêk hatî em xemgîn in. Jibo ku têkiliya me bi gelê Kurd re xera nebe çi ji destê me be em ê bikin.”

    Endamên din yê polêsan Jones jî di civvînê de axivî û anî ziman ku, nerazîbûnên gelê Kurd dên werin lêkolîn kirin û nîqaş kirin.

    Berpirsê Sendiqaya Unison Stephen Smilie jî anî ziman ku divê ew rewş were lêkolîn kirin û dê vê rewşê bibin heta Wezareta dadê û divê ev tişt carek din newin dubare kirin.

    Heftaya borî polêsan avêtibûn ser mala 5 endamên meclîsa gel û welatparêzan û dest danîbûn ser pirtûk û pereyê şexsî yê Kurdistaniyan. Polîsan deriyê komeleyê şikandibûn û dest danîbûn ser wêne û eşyayên komelê.Di serde girtinan de kesek ne hatibûn binçavkirin.

    Berdevkê polêsan li Edinburghê dabû zanîn ku di destê Polêsa Scotland de fermanek hebû û rayêdaran têne ev ferman bi cîh anîne. Bi hinceta ku lêpirsîn berdewan dike, polês nedixwest bêhtir agahiyan bide. Berevajî daxuyaniya polêsa, berpirsên Navenda Civaka Kurd diyar kirin ku têne ji ber ku ew Kurd in ji hêla polêsan ve hatine hedef girtin û dûçariyên wan nîjadperest in.

     

  • ’14 Temmuz’ filmi 24 Eylül’de Londra’da

    ’14 Temmuz’ filmi 24 Eylül’de Londra’da

    12 Eylül darbesi ardından Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde yaşanan vahşete karşı PKK’li tutsakların direnişini konu alan “14 Temmuz” filmi 24 Eylül’de Londra’da gösterilecek.

     

    Yönetmenliğini Haşim Aydemir’in yaptığı film 14 Temmuz 1982 günü PKK’nin öncü kadrolarından Kemal Pir ve M.Hayri Durmuş’un öncülüğünde başlayan ölüm orucunu konu alıyor.

    Londra Kürt Film Festivali ve Londra Kürt Halk Meclisi tarafından organize edilen gösterimin tüm geliri Sakine Cansız ve Mazlum Doğan’ın hayatlarının anlatıldığı başka bir projeye aktarılacak.

    Büyük bir direnişin öyküsü

    Organize komitesi tarafından 14 Temmuz filminin gösterimi ile ilgili yapılan açıklamada film ile ilgili şu bilgilere yere verildi;

    ‘‘Kendi topraklarında varlıkları, kimlikleri, dilleri ve kültürleri yasaklanan Kürtlerin temel insani haklarına ve özgürlüklerine kavuşmak için başlattıkları mücadeleyi boğmak isteyen Türk devleti tarafından 12 Eylül 1980’de askeri faşist bir darbe yapıldı. On binleri aşan Kürt ve Türk devrimci, demokrat zindanlara atıldı. Kürdistan’ın en büyük kenti olan Diyarbakır’da ki 5’nolu zindanda Kürt halkının özlemlerini ve hayallerini betona gömmek için Auschwitz’i aratmayan zulüm ve işkenceler uygulandı. Buna karşı bir gurup devrimci büyük bir iradeyle dünyadaki tüm halkların sahip olması gereken temel insani hakları ve özgürlükleri içim ölümü göze alıp büyük bir direniş başlattılar.’’

    14 Temmuz özel gösterimi 24 Eylül Pazar günü saat 15:00’te Londra’da ilk defa Rio Sinemasında gösterime girecektir.

    Filmin biletleri Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezi ve Dalston’da bulunan Halkevi’nden temin edilebilir. Ayrıca Rio sinemasından da biletleri temin edebilirsiniz.

    14 Temmuz Film Afişi