Author: ali

  • İngiltere’deki Akademisyenlerden Gülmen ve Özakça’ya Destek

    İngiltere’deki Akademisyenlerden Gülmen ve Özakça’ya Destek

    KHK ile ihraç edilen ve görevlerine geri dönmek için açlık grevi başlattıktan sonra tutuklanan ve eylemlerine cezaevinde de devam eden akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça’ya destek için İngiltere’de bulunan akademisyenler basın açıklaması yaptılar.

     

    Cumartesi günü BBC televizyonu önünde toplanan destekçi akademisyenlere kurum temsilcileri de destek verdi. Birleşik Krallık’tan Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza atan akademisyenler tarafından organize edilen eylemde uluslararası kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıldı.

    BBC televizyonu önünde toplanan grup üzerinde ‘Adalet için açlık grevi 87’inci gününde, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yalnız değildir’ yazılı pankart açarak basın açıklaması yaptılar. Grup adına açıklamayı yapan Profesor Mehmet Uğur, açlık grevinde olan Gülme ve Özakça’nın taleplerinin sadece işlerine geri dönmek olduğunu ifade etti.

    ‘‘Gülmen ve Özakça’nın da içinde bulunduğu 7000 bin akademisyen, 150,000 memur ihraç edildi. Olağanüstü hal Türkiye’sinde Nuriye Gülmen barışçıl direnişin sembolü oldu. Gülmen ve Özakça açlık grevlerinin 75’inci gününde terör suçlamasıyla tutuklandılar.’’

    Duyarlılık Çağrısı

    ‘‘Biz, Barış İçin Akademisyenler Bildirisinin Birleşik Krallık imzacıları olarak, Londra’da yaşayan Kürt, Alevi ve Türk toplumunun desteğiyle Birleşik Krallık hükümeti, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlere çağrımız, Gülmen ve Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi ve ihraç edilen akademisyenlerin işlerine geri dönebilmesi için Türkiye’ye baskı yapmalarıdır.’’

    Okunan açıklamadan sonra, grup Oxford istasyonuna kadar bir yürüyüş gerçekleştirdi. Grup daha sonra dağıldı. 

    Açlık grevinde 90’ıncı günü geride bırakan Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumunlarının kötüye doğru gittiği avukatları tarafından açıklandı.

     

    Britanyalı Akademisyenlerden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek çağrısı

     

  • Britanyalı YPG’liler’den ‘Corbyn’e Oy Verin’ Çağrısı

    Britanyalı YPG’liler’den ‘Corbyn’e Oy Verin’ Çağrısı

    Raqqa cephesindeki Britanyalı YPG gönüllülerinden ülkelerine mesaj var. YPG’nin sosyalist Britanyalıları olarak bilinen bir grup gönüllü savaşçı Britanya’da 8 Haziran’da yapılacak erken genel seçimler için İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’e destek çağrısı yaptı.

     

    Raqqa cephesinde DAİŞ çetesine karşı düzenlenen büyük operasyon için hazır bulunan bir grup İngiliz YPG’li “DAİŞ’i vur, Corbyn’e oy ver” yazılı dövizleri ile çektirdikleri fotoğrafı, Independent gazetesinin indy100.com adresli internet sitesine göndererek seçim öncesi Corbyn’e desteklerini belirtti. İnternet sitesi, İngiliz YPG’lilerin mesajını “DAİŞ’e karşı savaşan İngiliz YPG’liler Jeremy Corbyn’e oy vermenizi istiyor” başlığıyla yayınladı. Açıklamanın yayınlanmasından kısa süre sonra Corbyn’e destek mesajı sosyal medyada binlerce kullanıcı tarafından paylaşıldı.

    Corbyn tek isim

    Raqqa cephesindeki sosyalist İngilizlerin açıklaması şöyle: “Beslenme kaynaklarını ve maddi kaynaklarını kökünden keserek DAİŞ’i durdurabilecek tek isim Jeremy Corbyn’dir. Tüm dünya ve özellikle Avrupa açısından bu önemli süreçte, seçim konuşmalarında ve her toplantısında sadece Jeremy Corbyn, Ortadoğu ve Kürtlerin mücadelesine dikkat çekiyor. Corbyn, SDF ve Kürt güçlerinin DAİŞ’e karşı mücadelesini anlatan ve destekleyen tek isimdir ki bu Reqa operasyonu öncesinde çok önemlidir. Theresa May başbakanlığına devam ettiği sürece hem Suriye’de hem de ülkemiz Birleşik Krallık’ta hiç kimse güvende olamayacak.”

    Britanyalı YPG’liler: DAİŞ’i yok et, Corbyn’e oy ver

    DAİŞ’liler cirit atıyor!

    Daha önce Bob Crow Tugayı olarak bilinen Raqqa cephesindeki gönüllü sosyalist İngiliz YPG’liler kısa açıklamanın devamında, “Tüm insanlığın güvenliği için burada savaşıyoruz” ifadelerine de yer verdi.

    Grup ayrıca, May’e de DAİŞ destekçisi politikaları yüzünden eleştiride bulundu ve Manchester saldırısına dikkat çekerek saldırgan Salman Abedi’nin nasıl elini kolunu sallayarak ülkeye girdiğine dikkat çekildi.

    Silah ticareti yapıyor

    May’ın özellikle radikal dinci grupları destekleyen ülkelerle silah ticaretlerine de tepki gösterilen açıklamada şöyle denildi: “Kızarık burunlu milyoner ortakları ve muhafazakar partideki yandaşları ile yaptığı pazarlıklar sayesinde Theresa May, ülkesine hiçbir hizmet vermemiştir tam aksine Ortadoğu’ya kötülükler getirmiştir.”

    Rakka operasyonu başladı

    YPG öncülüğündeki Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Rakka kent merkezine yönelik operasyonun başladığını ‘Büyük Savaş’ başlığıyla ilan etti.

    Rakka’nın kuzeyinde bulunan Hezîma Kasabası’nda gerçekleşen basın açıklamasında DSG komutanları, Rakka Sivil Meclisi temsilcileri ve Eş Başkanı Leyla Mustefa ile bölge aşiretlerinin temsilcileri de hazır bulundu.

    Herkesin beklediği açıklama DSG Sözcüsü Telal Silo tarafından okundu.

    ‘Plan Koalisyon’la beraber hazırlandı’

    Açıklamada operasyona katılan güçler şöyle belirtildi: Ceyş El-Siwar (Devrimciler Ordusu), Cebhet El-Ekrad, El-Şemal El Dîmoqratî Tugayları, Aşiret Güçleri, Mexawir Humus Tugayları, Siqûr El-Rakka, Lîwa El-Tehrir, Türkmen Selçuklu Tugayı, Hemam Türkmen Şehitleri Taburu, Senadid Güçleri, Süryani Askeri Meclisi, Minbic Askeri Meclisi, Dêrazor Askeri Meclisi, Öz Savunma Güçleri, YPG, YPJ ve Nuxbe güçleri.

    Açıklamada,  operasyonun başta Rakka Sivil Meclisi ve Demokratik Suriye Meclisi (DSM) olmak üzere, bölgedeki aşiretlerin ileri gelenleri, kanaat önderlerinin büyük desteği ve bölge halkının yardımlarıyla gerçekleştiği aktarıldı.

    Ayrıca açıklamada, Rakka’ya yönelik savaş planının Uluslararası Koalisyon’la beraber hazırlandığının da altı çizildi.

    Silo, Reuters’a Suriye’den telefonla yaptığı açıklamada ise, “Rakka kentini özgürleştirme operasyonu dün başladı” dedi ve operasyonun kentin doğusundan, batısından ve kuzeyinden başladığını söyledi. Silo, “ DAİŞ sözde başkentini korumak için ölümü göze alacağı için çarpışmaların çok sert geçeceğini” ifade etti. .

  • Binlerce Kişi Terör Saldırısında Hayatını Kaybedenleri Andı

    Binlerce Kişi Terör Saldırısında Hayatını Kaybedenleri Andı

    Saldırının gerçekleştiği London Bridge ve Borough Market’e yakın bir mesafede bulunan Londra Belediye binası yanındaki parkta, yağmura rağmen toplanan binlerce kişi saldırıda yaşamını yitirenleri andı.

     

    Londra Belediye Başkanı Sadıq Khan ve İçişleri Bakanı Amber Rudd’un da katıldığı anmada, farklı topluluklardan ve farklı inanç gruplarından çok sayıda kişi, dayanışma içinde olduklarını belirterek teröre boyun eğmeyecekleri mesajını verdi.

    Londra’daki Müslüman toplulukların ve hayır kurumlarının yanı sıra, evsizler ve sığınmacılar için faaliyet gösteren yardım kuruluşlarından katılımcıların hazır bulunduğu anma töreninde, terör saldırısında hayatını kaybedenler için taziye mesajları yazıldı.

    Anmada Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan yaptığı konuşmada hep beraber bu barbarlığa karşı duralım mesajı verdi. “Cumartesi akşamı gerçekleşen barbarca saldırıda hayatını kaybeden masum yaşamları anarken, bu barbarlığa karşı hep beraber duracağız. Bu hasta ve şeytanlara bir mesajım var. Kazanamayacaksınız, size yeneceğiz.

    Bazı katılımcılar ise barış sloganları atarak hayatını kaybedenlerin ailelerine verilmek üzerine oluşturulan taziye defterine çok sayıda mesaj yazdı ve çiçek bıraktı.

     

  • Başbakan May’in Rakiplerinden Birisi Sarı, Kırmızı Yeşil Puşili Derek

    Başbakan May’in Rakiplerinden Birisi Sarı, Kırmızı Yeşil Puşili Derek

    Uzun yıllardır Kürt halkı ile dayanışma içerisinde olan Derek Wall, başbakan Theresa May’in seçim bölgesi olan Maidenhead’ten Yeşiller Partisi milletvekili adayı.

     

     

     

    Perşembe günü yapılacak genel seçimlerde Yeşiller Partisi adına yarışan Derek Wall tüm seçi kampanyası boyunca boynundaki Kürt renkleri yeşil, kırmızı ve sarı puşisini çıkarmadı. Başbakan Theresa May’in de hazır bulunduğu seçim toplantısında bile puşisini çıkarmayan Wall, başbakana yönelttiği Türkiye’ye silah ticareti eleştirisi May’in suratının asılmasına neden oldu.

    Uzun yıllardır Yeşiller Partisi içerisinde üst düzeyde siyaset yapan Derek Wall hem yazar hem de akademisyen. Eko-sosyalist olarak ta bilinen Wall hem çevreci hem de sosyalist aktiviteleriyle biliniyor. Ekososyalizm üzerine kitabı da olan Wall Morning Star gazetesinde köşe yazarlığı da yapıyor.

    Derek Wall

    Seçim kampanyası kapsamında başbakan May de içinde olmak üzere tüm partilerin adayları birlikte seçmenlerin karşısına çıktılar. Panelde konuşan Derek Wall başbakan May’i Türkiye ile yaptığı silah ticareti üzerinden eleştirdi.

    ‘‘Ben yıllardır Kürt halkı ile büyük bir dayanışma içerisindeyim. Kürtler DAİŞ’e karşı büyük mücadele veriyor. May bu konuda çok başarısız. Şuan DAİŞ’e karşı savaşan Kürtleri bombalayan Türk devleti ile yapılan silah ticareti beni şoke etti.’’

    Derek Wall’ın bu sözlerinden sonra başbakan May’in suratı asıldı.

  • Kürdistanlı Gençler Spor ve Kültür Etkinliği Düzenledi

    Kürdistanlı Gençler Spor ve Kültür Etkinliği Düzenledi

    Londra merkezli çalışmalarını yürüten Ciwanên Azad UK (Özgür Gençlik) ‘Mayıs ayı şehitleri kültür spor etkinliği’ düzenledi. Pazar günü Wood Green bölgesinde yapılan etkinliğe çok sayıda genç katıldı.

     

    Her yıl geleneksel olarak yapılan etkinlik bu 4 Haziran Pazar günü Woodgreen’de bulunan New River Sport and Fitness Centre’da gerçekleşti. Bu yılki etkinlik yaşamlarını yitiren devrimciler Çekdar Botan, Lecwan Munzur, Tijda Ekecik, Dean Evans, Erik Scurfield ve Ryan Lock’a adandı.

    Etkinlik kapsamında düzenlenecek futbol turnuvasına 19 takım katıldı. Turnuvayı Muş Spor adlı futbol takımı kazanarak kupayı aldı. Farklı sportif faaliyetlerin yanında çocuk oyunları, yüz boyama, müzik ve halk dansları gösterisi yapıldı.

    Sabah başlayan etkinlik akşam saatlerinde çekilen halaylarla son buldu.

     

  • Kahvaltılarda Altın Dağıtmak Varken, Kim Ne Etsin Genel Seçimleri!

    Kahvaltılarda Altın Dağıtmak Varken, Kim Ne Etsin Genel Seçimleri!

    Birleşik Krallık, yarın tarihinin en önemli seçimlerinden birisine tanıklık edecek. Avrupa genelinde olduğu gibi Birleşik Krallık’ta da göçmen karşıtlığı ve ırkçılık yükselişte. Art arda terör olaylarının da bu yükselişi daha da perçinlediği böylesi bir dönemde Birleşik Krallık vatandaşları da sandık başına gidiyor. Yazımızın konusu aslında Türkiyeli toplumun bu seçimlere yaklaşımı ve ne kadar ilgili olduğu, daha doğrusu ne kadar ilgisiz olduğu. Ama bundan önce 8 Haziran seçimlerinin neden bu kadar önemli olduğuna ve seçimlere bir gün kala genel fotoğrafa bakalım.

    Aladdin Sinayiç

    Bu seçimler Avrupa Birliği’nin geleceğinden tutalım, Kuzey İrlanda ve İskoçya’nın da gelecek rotasını belirleyecek. Emekliden tutalım, emekçiye kadar, göçmenden evsizlere kadar, üniversite öğrencisinden ilkokul öğrencisine kadar, en zengininden en fakirine kadar bir bütün tüm toplumu etkileyecek bir seçim sonucundan bahsediyoruz.

    Herşey Ocak 2013’te bir seçim yatırımı olarak başbakan David Cameron’un Avrupa Birliğini referanduma götüreceği vaadiyle başladı.

    Bu söz Mayıs 2015 genel seçimlerinde Muhafazakar Parti’nin tek başına iktidar olmasını sağladı.

    Haziran 2016’da yapılan AB referandumunda Birleşik Krallık %51.9 oy oranıyla çıkma kararı aldı. Ama İskoçya ve Kuzey İrlanda yüksek bir oy ile kalma kararı vermişti.

    Referandum vaadi David Cameron’a başbakanlık koltuğu kazandırmış, olsa da referandumun sonucu onu koltuğundan etmeye yetti. Cameron’un yerine Birleşik Krallık tarihine Demir Kadın olarak geçen eski başbakan Margaret Thatcher’in ruh ikizi sayılabilecek Theresa May başbakanlık koltuğuna oturdu.

    Ve kriz daha da derinleşti. Yalanlar, u dönüşleri, kandırmalar, tutulmayan sözler havada uçuşurken, ırkçılık, göçmen karşıtlığı, nefret suçları, ekonomik kriz daha da büyüdü, İskoçya’nın yeniden bağımsızlık referandumu yapma kararı, Kuzey İrlanda’nın geleceği üzerine tuz biber oldu. Bunların altında ezilen hükümet kurnazlık yaparak keskin bir manevra ile 18 Nisan’da kimsenin beklemediği bir erken seçim kararı aldı.

    Ülke genelinde bunlar yaşanırken, Ana Muhalefette olan İşçi Partisinde sular hiç durulmuyordu. Mayıs 2015 genel seçimlerinde İşçi Partisinin yaşadığı başarısızlık Ed Milliband’ı genel başkanlık koltuğundan etmişti. Eylül 2015’te yapılan kongrede Jeremy Corbyn oyların yüzde 60’ını alarak partide büyük bir depreme neden olmuştu.

    Corbyn genel başkanlığa aday olabilmek için ihtiyaç duyduğu 35 milletvekilinin imzasını, başvuru süresinin bitmesine iki dakika kala tamamlayabilmişti. Hatta imza verenler arasında genel başkanlık yarışında rakip olan milletvekilleri de vardı ve bu rakipler alay edercesine, ‘sadece adaylarda renklilik olsun diye imza verdik’ demişlerdi.

    O zamandan bu yana Birleşik Krallığın en çok konuşulan politikacısı olan Corbyn hem kendi partisi içerisindekilerin, hem medyanın, hem de muhalif partilerin saldırı hedefi olmaktan kurtulamadı. Peki Jeremy Corbyn neden bu kadar hedef tahtasına oturtulmuştu?

    Çünkü Jeremy Corbyn hiçbirisine benzemiyordu. 1983’ten bu yana parlamentoda olan Corbyn, hep muhalif kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Parlamentonun en az harcama yapan milletvekili, altındaki bisikleti ve başındaki kasketi ile Finsbury Park’ın oralarda her an karşınıza çıkabilecek, göçmen toplumların yaptıkları tüm etkinliklerde göreceğiniz, savaş karşıtı, ırkçılık karşıtı tüm eylemlerde en önde yürüyen, gerektiğinde kendi partisinin sağ politikalarına bile karşı durabilecek, giysilerini ünlü mağazalardan değil Finsburry etrafındaki yerel konfeksiyonlardan alan, hatta 1 pound shoplarında karşınıza çıkabilecek, yardım kesintinizde, ev ihtiyacınızda sizin adınıza gerekli yerlere mektup yazacak, mütevazi yaşamı ile bizden birisidir Jeremy Corbyn.

    Bu yüzden merkez medya, zengin takım ve üst sınıf politikacılar hep nefret etti bu adamdan. Bizden nefret ettikleri gibi, bizim gibi olan Corbyn’den de nefret ettiler ve hep saldırdılar.

    Tüm bu saldırılara rağmen Corbyn ülke siyasetine yeni bir heyecan getirdi. Gençler başta olmak üzere, siyasetten umudunu kesmiş yüzbinlere yeniden umut oldu.

    Ve herkesin alay ettiği kişi şuan ülkenin başbakanı olmaya bir nefes kadar yakın. Bu hafta yapılan anketlerde Muhafazakar Parti’nin tek başına iktidar olabilecek çoğunluğu yitirdiğini, İşçi Partisi ile arasında sadece 1-2 puan fark kaldığını gösteriyor.

    Peki bu kadar hassas bir süreçten geçerken ve seçim sonucu en çok biz göçmen toplumları etkileyecekken bizim toplum kurumları, temsilcileri neler yapıyor, ne kadar ilgililer?

    Maalesef bizim kurumların ne dünyadan, ne de yaşadığı ülkeden haberi yok, öyle bir yoğunlaşması yok! Dernekler kahvaltı yapıp altın dağıtma, piknik yapma, festival yapma yarışındalar. Hitap ettikleri üyelerini ülke siyaseti hakkında bilgilendirme, yön verme ve eğitme gibi bir dertleri yok.

    Geçtiğimiz hafta ‘Toplumumuz ne düşünüyor’ diye bir haber yapalım dedik. Görüş sorduğum 15 tane kurumdan sadece 4 tane (Londra Kürt Halk Meclisi, Britanya Alevi Federasyonu, Halkevi ve Tohum Kültür Merkezi) kurum görüş bildirdi. Geri kalanlar maalesef görüş bildir-e-medi. Çünkü söyleyebilecek bir sözleri bile yok. Takip etmiyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar, ülke siyasetinden kopmuşlar ve gündemlerinde seçimler yok. Kahvaltı yapacaklar, altın dağıtacaklar, piknik yapacaklar, içi boş festivaller yapacaklar… zamanlarını, enerjilerini bunlara harcayacaklar!

    Bu derneklerin pratikleri tamamen farklı bir yazının konusu, ancak şu belirlemeyi yapmadan geçemeyeceğim. Şuan bu derneklerin yaptığı en iyi ve tek şey toplumu apolitikleştirmekten başka hiçbir şey değil! Yazık ediyorlar, o binalara ödedikleri kiralara yazık ediyorlar, harcadıkları enerjiye yazık ediyorlar, topluma yazık ediyorlar!

    Bu derneklerin yüzde doksanını görüş bildiremeyecek kadar kopmuşken, görüş belirten yukarıda bahsettiğim 4 kurumun da seçimlere yaklaşımı yine sorunlu.

    Jeremy Corbyn uzun yıllardır Türkiye’deki hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerini her fırsatta en yüksek sesle dile getiren bir siyasetçidir. Daha bir hafta önce Jeremy Corbyn Türkiye ile ilgili çok net açıklamalarda bulundu, iktidar olmaları halinde ilişkilerinin silah ticareti ve ekonomi odaklı değil, insan hakları ve demokrasi odaklı olacağını belirterek, Türkiye konusunda sert bir politika izleyeceğini ifade etti.

    Hem HDK İngiltere, hem de Londra Kürt Halk Meclisi uzun uzadıya Muhafazakar Parti’nin Türk devleti ile silah ticareti üzerinden yürüttüğü ilişkiyi eleştirirken, seçimlerde kimin desteklenmesi gerektiği ile ilgili topluma net bir mesaj veremiyorlar. Net bir tutum yok ortada! Durum böyleyken ‘demokrat adayları destekleyelim’ çağrısı hiç bir anlam ifade etmiyor.

    Aynı şekilde Britanya Alevi Federasyonu’nda da çok muğlak bir yaklaşım var. ‘Halkımızdan ricamız Alevi Sekreterya’sına destek verecek olan bölge milletvekillerimizi desteklemeleri’ çok yetersiz bir yaklaşım. Alevi sekretaryasında hem Muhafazakar Parti’den, hem de İşçi Partisi’nden milletvekilleri var. Nasıl yapacağız, Alevi sekreteryasına destek veren o birkaç milletvekilinin bulunduğu bölgeler dışında, toplum ne yapacak?

    O gün Kürt Toplum Merkezinde konuşan Yeşiller Partisi İslington Milletvekili adayı Caroline Russel bile İşçi Partisine oy verme çağrısı yaptı. Bir siyasi parti mevcut hassasiyetten kaynaklı rakip bir partiye oy verme çağrısı yapabiliyor, ancak bizim kurumlar halen kaygılı net bir açıklama yapabilmek için…

    Tablo çok net: Ya göçmen karşıtı, zengin kesimin temsilcisi Muhafazakar Partisi, ya da emekçinin, göçmenin dostu İşçi Partisi…

    Yarış bu ikisinin arasında, durum çok kritik!

    Dünya genelinde sağ bu kadar yükselmişken, ortalık Trump ve Erdoğan gibi kafalarla dolmuşken, Birleşik Krallık başbakanlığına solcu birisini oturtmaya bu kadar yakınken kurumlarımızın seçimlere yaklaşımı içler acısı!

    Son not: Bunları söylerken elbet İşçi Partisi’nin Tony Blair dönemindeki geçmiş pratiğini de unutmuyorum. Kalbimiz Yeşiller Partisi ve benzeri bazı partilerden yana olsa da şuan Muhafazakarların tekrardan iktidara gelmesini engellemek için İşçi Partisi ve lideri Jeremy Corbyn’e destek olma zamanı.

     

     

  • “Rap Müzik İle Kadın Özgürlüğünün Sesi Olabiliriz”

    “Rap Müzik İle Kadın Özgürlüğünün Sesi Olabiliriz”

    Kimisine göre isyanın sözlere ve müziğe nakşedilmesi, kimisine göre de müzikten öte birşey. Rap müziği ile ilgili çok farklı yaklaşımlar olsa da, gençlerin sınır tanımadan öfkesini ve isyanını dile getiriş tarzı da diyebiliriz. Çoğu zaman sözlerinde küfür olması aslında bu öfkenin bir yansıması.

     

    Övgü Kaya-Telgraf

    Rap’in “Rhytm And Poem” (Ritim ve Şiir ya da Ritmik Şiir) veya “Rhytmic African Poetry” (Ritmik Afrika Şiiri) sözcüklerinin kısaltması olduğu görüşü yaygın olsa da aslında rap kelimesi, Oxford sözlüğüne göre İngilizce sözlük anlamı olarak “ağır eleştiri” anlamına gelmektedir.

    Rap daha çok 1970’li yıllarda Afrikalı gençler ile özdeşleşse de şuan dünyanın dört bir yanında geçlerin yoğun ilgi gösterdiği bir müzik tarzı. Janset te bu gençlerden birisi. Londra’da doğup, büyümüş başarılı bir müzisyen olan Janset Sayar ile sanat ve müzik hakkında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

    Janset

    Türkiye’ye sık sık gidiyor musunuz? Radikal bir karar alıp, orada yaşayabilir misiniz?

    2 yaşımdan bu yana sık sık gidiyorum İstanbul’a ama ergenlik dönemimde 6 yıl kadar gitmedim. Sonrasında yetişkin bir birey olarak tek başıma gittiğimde İstanbul’a aşık oldum. Aslında sadece müzik yazmak için bir süre yaşamak istedim ama koşullar uygun olmadı. Londra’da doğdum, büyüdüm ve bütün hayatım burada. Yaşadığın yeri terk etmek hayli zor bu yüzden bu kararı veremem ama bağımı asla koparmak istemem. Türkiye’deki kültürü, oradaki dostlukları seviyorum. İstanbul’da bu durum (dostluklar, bağlar) biraz daha farklı, insanlar için daha kıymetli. Burada bunları yakalamak zor.

    Türkiye’den ve Londra’dan çok fazla arkadaşınız var. Aralarındaki farklar sizin için nelerdir ve nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aslında benim burada çok fazla Türk arkadaşım yok, son senelerde yeni yeni tanışmaya başladık. Benim gözümde bariz bir fark yok, daha ziyade insanlığa önem veriyorum. Ayrıca müzikle hitap ettiğim için değerlendirme noktası bambaşka oluyor. Londra’da büyüyen ve Türkiye’de büyüyen Türk gençleri arasında ise gördüğüm; hayata bakışları bambaşka. Burada birden fazla kültür etkisi altında büyüyoruz ve genel anlamda değerlendirirken birçok şeyi, kendi hayatımıza odaklanıyoruz. Ailenin ve dış faktörlerin dışında. Sanırım biraz daha benciliz. Türkiye’deki gençlerin daha ince düşündüğüne rastlıyorum. Aile, dostlar ve yakın çevre onlar için daha önemli olabiliyor. Tabii bunun bir dengesi olmasını isterdim. Ayrıca kendimizi açıklamaktan imtina etmiyoruz biz burada. Hayatımızda yanlış anlaşılmaya pek yer bırakmıyoruz.

    Rap müzik yapıyorsunuz. Toplumda “Rap müzik erkeklere yöneliktir” gibi bir yakıştırma var. Bir kadın olarak; sektör hakkında ne düşünüyorsunuz?

    İnsanlar sizin kadın olduğunuz için Rap müzik yapamayacağınıza inanıyor. Çocukken kızlar bundan korkuyor, bir kitleye ulaşamayacaklarına inandıkları için bu müzik tarzını sevse bile yaklaşmıyor. Ben bir beklentiye gitmeden Rap müzik yapmaya başladım. Kendimi, hislerimi ve düşüncelerimi ifade edebileceğim en iyi yolun bu olduğuna karar verdim. Rap yapmak; şarkı söylemenin ve hatta yazmanın da dışında bambaşka bir enerjiye sahip. Bu aslında bir noktada özgürlük savunması. Kendimizi savunmanın, ifade etmenin en özgür yanı. Düşünceleri ve hisleri aktarma olayını müzik ile birleştiriyoruz. Şimdi sektörde daha fazla kadın rapper var, daha fazla da olmalı. Kadınlar olarak bu tarzı iyi yansıttığımız sürece aykırı olmanın ötesinde; başka sesleri de duyurabilir, kadın özgürlüğünün sesi olabiliriz. Ayrıca Londra’daki tek Türk kadın rapper olduğumu sanıyorum çünkü henüz görmedim.

    Janset

    Sarkopenya, 9canlı gibi ünlü Türk Rapper’lar ile çalışmalar yaptınız. Hatta “Kandırılamaz” isimli yeni, yarı Türkçe, yarı İngilizce bir video klibiniz yayınlandı. Türkiye’de yapılan rap müziğin kalitesi sizi tatmin ediyor mu?

    Aslında biraz ediyor ama asla tamamen tatmin olduğumu söyleyemem. Daha iyi bir noktada olabilir, olması gerekir. Yapılan tüm eserler neredeyse birbirinin aynısı, yeni şeyler duymak güç. İki dille bir rap yapmak uzun zamandır yapılmayan, unutulmuş bir şeydi. İki farklı kültürü bir eserde birleştirmek çok daha fazla şeyi ifade etmeye eşdeğer. Bundan dolayı gurur duyuyorum.

    Londra’da zaten sürekli etkinliklerin içinde yer alıyorsunuz. Türklere yönelik bir etkinlik planınız var mı?

    Tabii ki var! Yener Çevik, Sansar Salvo ve TekMill gibi büyük isimlerle birlikte bu yılın sonuna doğru bir festival organize ediyoruz.

    Janset Sayar kimdir?

    Babası Çeçen, Annesi Çerkez olan Janset, 1989 yılında Londra’da dünyaya geldi. London Metropolitan Üniversitesi’nde İşletme ve Hukuk eğitimi aldı. Müzik hayatına ilk olarak 14 yaşında şiir yazarak başladı ve şiirlerini müzikle birleştirmeye başladı. Müzik hayatına devam etmenin yanı sıra 2013 yılından bu yana TFL’de çalışma hayatına devam ediyor.