Author: ali

  • Soas Üniversitesinde Kürt Kadın Hareketleri Semineri

    Soas Üniversitesinde Kürt Kadın Hareketleri Semineri

    Soas Üniversitesinde Kürt Kadın Hareketleri Semineri 2

    Soas Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları bölümü, ‘Muhafazakarlık ve Radikal Demokrasi Arasında Kürt Kadın Hareketleri’ isimli panel organize etti.

    Londra Soas Üniversitesinin Djam Konferans Salonunda gerçekleşen panele yoğun ilgi gösterildi. Houzan Mahmoud ve Nadje Al-Ali’nin Kürt kadın hareketleri hakkında birer sunum yaptıkları panel 1 Ekim Perşembe günü gerçekleşti.

    Irak Kadın Hakları Kurumu temsilcisi ve Kürt kadın hakları savunucusu olan Mahmoud, Güney Kürdistan’da kadın haklarına ilişkin gelişmeleri anlattı.

    Soas Üniversitesinde profesör olan ve kadın ve cinsiyet üzerine bir çok araştırması bulunan Al-Ali yaz aylarında Kuzey Kürdistan’a ziyaretinden gözlemlerini aktardı.

    Mahmoud, Güney Kürdistan’da kadın eşitlik sorununun bürokrasi ağırlıklı yürüdüğünü ve kadınların tarihte de peşmerge olarak savaşmalarına rağmen toplum içerisinde eşit konumda görülmediklerini ifade etti.

    Mahmoud, diğer bir sorunun da feminizmin belirli kadın grupları tarafından ret edilmesi olduğunu anlattı ve kadın eşitliğinin ancak feminizmle elde edilebileceğini savundu.

    İki hafta Diyarbakır’da feminizm ve milliyetçilik üzerine araştırma yapan Al-Ali, Güney Kürdistan’a kıyasladığında, Kuzey’de kadınların toplumsal alanda eşitliği için mücadelenin daha etkili olduğunu gözlemediğini ifade etti.

    Bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel belediye yetkilileri ve HDP yöneticileriyle görüşen Al-Ali, HDP’nin eş başkanlık sisteminin önemli olduğunu dile getirdi. Kadın kimliği ön planda tutularak siyaset yürütüldüğünü gördüğünü anlatan Al-Ali, HDP’nin radikal demokrasi uyguladığını ve böylece toplumun her alanında sorunlarla mücadele edildiğini söyledi.

  • Alışverişte Kullanılan Plastik Poşetler Artık Ücretli

    Alışverişte Kullanılan Plastik Poşetler Artık Ücretli

    Alışverişte Kullanılan Plastik Poşetler Artık Ücretli 1

    Alışverişte kullanılan her plastik poşet için 5peni ücret uygulanacak. Pazartesi (5 Ekim) günü yürürlüğe giren yasaya göre 250’den fazla işçi çalıştıran şirketler kullanılan her plastik poşet için müşteriden 5peni ücret alacak.

    Çevreye büyük zarar veren bu poşetlerin kullanımının azalması için önemli bir adım. Şirketler poşetler için aldıkları parayı yardım kuruluşuna bağışlamaları gerekecek ve devlete parayı nasıl kullandıkları hakkında bilgi vermek zorunda olacaklar.

    İngiltere’de uygulanmaya başlayan bu yasa İskoçya, Galer ve Kuzey İrlanda’da daha önce yürürlüğe geçmişti. Birleşik Krallık’ın diğer bölgelerinde yasa kağıt poşetler ve ufak şirketleri de kapsarken, İngiltere’de kapsamıyor.

    Verilere göre sadece İngiltere’de yılda 7.6 milyar plastik poşet kullanılıyor, ve tek sefer kullanılan bu poşetlerin çöp arazilerinde erimesinin yüz yıllar sürüyor.

    Galer’de uygulamanın başladığı üç yıl içerisinde plastik poşet kullanımı %79 düştü. Hükümet İngiltere’de benzer bir sonuç elde edileceğini tahmin ediyor.

    Ücreti ödememek için alışverişe gittiğinizde tekrar kullanılan çantalar kullanmanız gerekecek. Süpermarketler yanı, kıyafet gibi ürünlerin de satıldığı, diğer mağazalar da ücreti uygulamak mecburiyetindeler- kağıt poşet kullanıyorlarsa ücret uygulanmıyor.

    Havaalanlarında plastik poşet kullanımına ücret uygulanmayacak. Patates gibi ambalajsız yiyecekler, reçeteli ilaçlar, çiğ et veya balık, canlı balık, ağzı açıkta olan bıçaklar, tohum ve çiçekler alındığında kullanılan poşetler ücretsiz olacak.

    Ufak esnaf yasaya tabi tutulmayacaktır, fakat isteyen işyerleri uygulama kararı alabilir.

  • 1 Ekim’de Dört Yeni Yasa Yürürlüğe Girdi

    1 Ekim’de Dört Yeni Yasa Yürürlüğe Girdi

    1 Ekim’de Dört Yeni Yasa Yürürlüğe Girdi 1

    30 günlük iade hakkı

    Alınan herhangi hatalı bir ürün 30 gün içerisinde geri iade edilebilir. Önceki yasaya göre, ürüne göre, ‘makul süre’ içerisinde iade hakkı bulunuyordu. Yeni uygulama Tüketici Hakları Yasası kapsamında yürürlüğe girdi.

    İnternet üzere alınan ürünlerin tüketici hakları da genişletildi. İnternet üzere alınan dijital ürünler de yasa çerçevesinde, çalışmaz ya da indirilmezlerse yeni bir kopya tekrar alınabilinir.

    Kiralık evlerde duman ve karbon monoksit alarmları mecburi

    Ev sahipleri, kiraladıkları evlerin her katına duman alarmı taktırmak mecburiyetindeler. Karbon monoksit alarmları katı yakıt yakılan her odada bulunmaları gerekiyor. Alarmları taktırmayan ev sahiplerine 5 bin sterlin ceza verilecek.

    Hükümet, bu yeni uygulamanın yılda 25 can kaybını ve 700 yaralanmayı önleyeceğini söylüyor. Yasa sadece İngiltere’de geçerli.

    Park süresi biten araçlara ceza 10 dakikadan sonra yazılacak

    Özel şirketlerin yürüttüğü park yerlerinde, park süresi dolduktan 10 dakika sonra ceza yazılabilir- böylece, cezacı araçlara park süresi dolar dolmaz ceza yazamayacak. Yasa, ücretsiz park zamanlara ve paralı park için de geçerli. Britanya’nın tümünde geçerli olan bu yasa, belediyelere ait park yerlerinde de geçerli.

    Çocuk taşıyan araçlarda sigara içmek yasak

    İngiltere ve Galler’de 18 yaş altı birilerinin olduğu araçlarda sigara içildiğinde araç sahibine, şoföre ya da yolcuya 50 sterlin ceza kesilecek. Üstü açık araçlar ve elektronik sigaralar için ceza geçerli değil. Aynı yasa dahilinde, 18 yaşı altında herhangi birisine elektronik sigara satışı yasak olacaktır.

  • GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı

    GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı

    GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı 1

    Ankara’da 97 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırı Britanya’nın en büyük sendikaları tarafından kınandı.

    Britanya’nın en büyük sendikası olan Unite ve GMB sendikası (genel çalışanlar sendikası) Cumartesi gerçekleşen iki intihar saldırısını kınayarak Türkiye’deki Kürt ve sol hareketine dayanışma mesajları yolladılar.

    Ayrıyeten, Pazartesi günü, TUC binasında (Sendikalar Kongresi) NUT, RMT, Unison ve Unite sendikalarının da dahil oldukları basın toplantısı düzenlenip, Türkiye’de Pazartesi ve Salı günleri gerçekleşen genel greve destek mesajı yayınlandı. (Bu basın toplantısının detaylı haberi sayfa 7’de)

    GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı 2

    Unite, Pazar günü yayınladığı basın bildirisinde Ankara’da barış mitinginde yapılan bombalı saldırıya karşı öfke duyduklarını ifade ettiler: ‘‘Unite sendikası dün Ankara’da barış mitingine yapılan bombalı saldırıya karşı duyduğu öfkeyi ifade etmek istiyor. Patlamalarda yaklaşık 100 kişi öldü ve yüzlercesi yaralandı; Unite olarak bütün mağdurlara en içten taziyelerimizi ve dayanışmamızı gönderiyoruz.’’

    Mitingin, barış talebinde olan sendikalar, STK’ler ve siyasi aktivistler tarafından, Erdoğan’ın şiddet politikalarına karşı düzenlendiğine dikkat çeken Unite, açıklamasına şöyle devam etti: ‘‘Miting, barışı umut eden, cesur sendikacılar, STK’ler ve siyasi aktivistler tarafından düzenlendi, ve hepsi, Erdoğan yönetiminin Kürt toplumuna, sendikalara ve insan hakları savunucularına karşı şiddetin durmasını talep ediyorlar.’’

    Unite Türk devletinin insan hakları ihlalleri konusunda daima endişe duyduklarını ve yürüttüğü nefret politikalarının böyle bir saldırı için zemin yarattığını ifade etti.

    GMB yayınladığı basın bildirisinde Türk devletinin çatışmalara son vermesi için çağrıda bulundu.

    Ankara’daki saldırıyı kınayan GMB barışçıl eylemlere katılanların can güvenliğinin sağlanması gerektiğine dikkat çekti. GMB Uluslararası memuru Bert Schouwenburg’un açıklaması şöyle: ‘‘GMB Cumartesi günü, Türkiye’nin başkenti Ankara’da sendikacılar ve diğer barış eylemcilerine karşı yapılan korkunç bombalı saldırı karşısında öfke duymakta. GMB yakınlarını kaybeden ailelere taziyelerini gönderiyor.

    ‘‘Sendikalar, birinin yarası, herkesin yarası olduğuna inanıyor ve Türkiye sınırları içerisinde demokratik ve çoğulcu bir toplum için mücadele eden meslektaşlarımızla dayanışma içerisinde duruyoruz. Türkiye yetkililerine, bu vahşeti gerçekleştiren ve planlayanları yargılamak için ellerinden geleni yapmalarına ve vatandaşların, hakları olan, barışçıl eyleme katıldıklarında yeterli şekilde korumalarının sağlanması için çağrı yapıyoruz.’’

    GMB, açıklamasında Türk devletinin PKK ile çatışmalarına son vermesi için de çağrı da bulundu: ‘‘GMB olarak Türk devletinin PKK ile savaşını sonlandırıp diyaloğa geçmesini çağırıyoruz.’’

    Unite ve GMB, Kürt sorununa barışçıl bir çözüm ve olumlu diyaloğun gelişmesi için, geçtiğimiz aylarda Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için yaptıkları çağrıları da açıklamalarında yenilediler.

    GMB’nin açıklamasında şöyle denildi: ‘‘Kürt toplumunun katılımı olmadan kalıcı bir barış sağlanamaz ve süreçte tam olarak yer alması için, Kürt halk lideri, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gerektiğinin çağrısını burada tekrarlıyoruz.

  • Sürüklenen insanlık ve seçimler

    Sürüklenen insanlık ve seçimler

    Ülkede, yakın geçmişte pek alışık olmadığımız bir seçim süreci yaşıyoruz. Bugüne kadar her hükümet, seçimlere yakın zamanlarda gönülleri okşayacak yatırımlar ve kimi kırıntılarla halkı yanıltmaya, küçük umutlar ekerek buradan beslenmeye çalışırdı. AKP’nin de bugüne kadar yaptığı bundan farklı değildi. Ne oldu da bugün bundan vazgeçildi?.. Neden, alenen kanlı saldırı ve imha politikaları, vahşet kareleri eşliğinde seçimlere gidilebiliyor?..

    Öyle anlaşılıyor ki, 2023’leri planlayan bir parti, elindeki tüm devlet kaynakları ve olanaklarına rağmen 7 Haziran’da yeni kurulan bir parti (HDP) tarafından yenilgiye uğratılmış olması, onu ciddi ve hala etkisinde kaldıkları bir şoka sokmuş. Ciddi bir özgüven kaybı yaşatmış…

    Düştüğünde bir daha kalkamayacağının farkında olan Saray ve AKP, öyle görünüyor ki durumu tersine çevirebilmek için elindeki tüm mekanizmaları devreye sokmaktan, şoven ve faşist karakterini alenen kullanmaktan kaçınmıyor / kaçınmayacak…

    Ortaçağ vahşetinin deneylerine sarılarak “ya tutarsa” mecalinden korku imparatorluğunu bir kez daha inşa etmek, bu tutmaz ise düşman gördüklerine zarar vermeyi, öç almayı ve son ayakkabı kutularını da doldurmayı planlayan bir seçim planı ile yol almaya çalışıyor.

    Sadece ülkede değil Ortadoğu içinde de hükümranlık hayalleri kuran Saraylı, öncelikle 7 Haziran seçimleri sonrası yeni bir hükümet oluşumuna engel olduğu gibi kontrolündeki DAİŞ çetelerini de ortalığa salarak Suruç katliamı ile savaş ilanını vermiş oldu. Kendince uluslar arası kamuoyunda DAİŞ gerekçelendirilerek Kürt ulusal özgürlük hareketinin yaşam alanları imha edilecek ve böylelikle bir yandan Ortadoğu hayalleri için kullandığı DAİŞ’in önünü açarak oradan ilerlemeyi sürdürecek, diğer yandan ise moral üstünlüğü ele geçirerek Türkiye ve Kürdistan’daki başta ulusal özgürlük güçleri ve devrimci, sosyalist güçler olmak üzere demokrasi güçlerini teslim alabileceğini ummaktaydı. Bunu başaramayınca başta HDP’nin en fazla oy aldığı kentler olmak üzere Kürdistan kentlerine yönelik sıkıyönetim, sokağa çıkma yasakları devreye sokularak katliam saldırıları yapılmaya başlandı. Özellikle Cizre halkının direnişi ve başta Kürdistan olmak üzere Avrupa çapında Kürt halkı ve dostlarının, devrimci, sosyalist ve ilerici kuvvetlerin eylemleri ile saldırıların püskürtülmüş olması Saray ve AKP gladyosunu daha da korkutmaya başladı. Korku büyüdükçe saldırıların boyutu da pervasızlaştı. İnsanlık, panzerler arkasına bağlanarak sürüklenir oldu. Katledilen kadın gerillalar çırılçıplak teşhir edilir oldu. Evlerinin kapılarını açanlar kurşuna dizilir oldu.

    Hiç kuşkusuz bunlar daha önce de yaşanmıştı. Fakat dün ile bugün arasında önemli bir fark vardı. Kürt sorunu ve çözüm zorunluluğu artık en azgın faşist güçler tarafından da kabul görülmek zorunda kalınmış ve toplumsal bir gerçeklik haline gelmişti. Daha da ötesi artık bir başka eşiğe girilmişti. Şovenizm önemli oranda kırılmıştı. Bugün, asker ailelerinin “oğlumu bu vatana feda etmiyorum” demeye başlaması, askerlerin cenaze törenlerinde “Erdoğan oğlunu savaşa yolla” sloganlarının atılması ya da değişik rütbelerdeki askerlerin “bu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘sonuna kadar savaş’ diyor” demeleri toplumsal tabandaki değişimlere işaret etmektedir…

    Bütün bunlar, Saray ve AKP gladyosunun yaşadığı korku ve özgüven kaybını daha da derinleştirmektedir. Korku derinleştikçe saldırının dozu artmaktadır…

    Halkların birleşik demokratik cephesi haline gelen HDP ve onu oluşturan güçlere (Kürt ulusal özgürlük hareketi, devrimci ve sosyalist güçler, demokrasi güçleri, Alevi hareketi) yönelik saldırılar bir yana artık liberal aydınlar bile linç edilmektedir.

    Deyim yerindeyse artık panik atak hale gelen Saray ve AKP gladyosu katliam ve siyasi soykırım operasyonlarından medet ummaktadır.

    Bu saldırılar ile bir yandan geniş yığınlarda korku ve umutsuzluk yaratmayı ummakta, diğer yandan ise örgütlü kuvvetleri seçimleri boykota zorlamaktadır. Böylelikle seçim dışı kalan kuvvetlere düşen milletvekili sayısını alarak kendi imparatorluğunu kurmayı hayal etmektedir.

    Tüm bu nedenlerle seçimler, bir öncekinden çok daha önemli bir mücadele alanı haline gelmiş bulunmaktadır.

    Bu dönemin seçim çalışmaları, yukarıda saydığımız gerekçeler nedeniyle açıktır ki ikili karakterli olmak durumundadır. Bir yandan yaşanan saldırılara karşı sokağın gücü ile faşist baskı ve saldırılara karşı barikat örerken diğer taraftan seçim sandıklarını hesap sorma aracı haline getirebilmeliyiz.

    Böylesi bir zaman diliminde seçim çalışmasını hafife alan duygu ve düşünceler, geleceği göremeyen yaklaşımlardır. Varsa bu ruh halinden hızla kopuşmalıyız!.. Seçim çalışmaları üzerinden en geniş yığınları karanlığın suç ortağı olmamaya hazırlamalı ve elde edeceğimiz başarı ile gerçek adaletin yolunu açabilmeliyiz. Bunu başarabildiğimiz oranda ödenen bedellerin hakkını verebilir, aydınlıklara ulaşabiliriz!

    Yerlerde sürüklenen insanlığımız Hacı Lokman Birlik şahsında tüm ölümsüzleşenlerimiz önünde saygı ile eğiliyorum.

  • Kıbrıs’ta Barış Arayışları- 2

    Kıbrıs’ta Barış Arayışları- 2

    KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü ve görüşmeci heyeti üyesi Barış Burcu ile Kıbrıs’ta barış arayışları süreci ile ilgili tarihsel sürece ve şuanda müzakerelerin ne yönde devam ettiği konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

    Kıbrıs’ta barış arayışları- 2 2

    Reportaj-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Uzun yıllardır Kıbrıs adasındaki bölünmüşlük ve sınırların kaldırılması adına devam eden barış görüşmeleri ve müzakerelerde ne noktaya gelindiği merak konusu. Ateşlerin yandığı ve kan gölüne dönen Ortadoğu, gündemi uzun süredir meşgul ederken Kıbrıs’ında stratejik olarak Ortadoğu’ya açılan bir kapı ve batılı güçler için Akdeniz’de bir savaş gemisi olduğu gerçeği göz ardımı ediliyor. Kıbrıs Türk toplumu cumhurbaşkanlığı seçiminde bu sefer sol kökenli bir adayı başa getirerek müzakerelere ivme kazandırmaya çalışırken, garantör ülke Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya karşı ve Kıbrıs meselesine yönelik tutumu ne yönde. Ana vatan- Yavru vatan atışması, müzakere süreci, anlaşılan yada anlaşmaya varılmayan konu başlıkları Türkiye devletinin Kıbrıs politikasına dair daha bir çok konuyu ele aldığımız ve KKTC devleti Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı her hafta bir bölüm olmak üzere yayınlayacağız.

    Telgraf: Yönetim ve güç paylaşımı konularında, müzakerelerde iki tarafın uzlaşıları var diyebilirmiyiz..

    Burcu: Yönetim ve güç paylaşımı konusunda matematiksel hesabım doğrumu bilemiyorum ama yüzde 85 oranında uzlaşıya varıldığını söyleyebilirim. Geriye kalan yüzde 15’lik konunun da aslında pek çoğunun, karşılıklı hoşgörü ve anlayışlarla büyük oranda uzlaşı sağlandı fakat son kertede kağğıt üzerinde anlaşmaların imzalandığını söyleyemem.

    Telgraf: görüşmelerde ne gibi konuları tartışıyorsunuz

    Burcu: Görüşme sürecinde vardığımız noktalar ve uzlaşılar ile ilgili gizlilik ilkesinden dolayı dışarıya bilgi veremiyoruz. Fakat e gibi konular konuştuğumuzu ne gibi konularda sonuç ürettiğimizi paylaşabiliriz. Mesela yönetim ve güç başlığı altında 20 tane kağıt ürettiğimizi vurgulamıştım, bunların her birinin de içinde kendi başıkları var. Mesela federal yönetimin nasıl olacağı, başkanlık sistemimi yoksa parlamenter sistemimi olacak yoksa ikisinin karması bir yönetimmi olacak.

    Başkan kim olacak, bir rotasyon olacak mı başkanlar arasında, örneğin bizim pozisyonumuz bir rotasyon olması gerektiği yönündedir, her zaman bir Rum’un kurulacak federasyonun cumhurbaşkanı olması doğru birşey değildir çünkü 11 şubat belgesinde belirtilen eşitlik temelinde bir federasyon kurulacak algısına terstir. Birde, başkanlıkmı parlamenter sistem mi olacak tartışması aslında yürütmenin yapısına belirleyecek, çünkü varılacak anlaşmaya göre başkanlık sistemi kurulabilir yada bakanlar kurulu kurulabilir. Bunları tartışıyoruz.

    Yine yasama ile ilgili konuşacak olursam, genellikle federasyonlarda iki meclis vardır, bir üst meclis birde alt meclis. Örneğin üst meclisi seçecek seçmen yapısı ne olacak, al meclisi seçecek seçmenler ne olacak, AB birliğindeki seçmen yapısı ne olacak sorularına cevaplar arrıyoruz, tabiki çeştli seçmen yapıları oluşturulacaktır fakat kalıcı ve net bir çözüm adına oldukça detaylı tartışmalara giriyoruz. Üst meclisteki kompozisyon ne olacak, ne kadar Türk ne kadar Rum olacak, ayni şekilde alt meclisin de ve bunların karar alma mekanizmaları nasıl olacak konularınıda tartışıyoruz. Üst mecliste bir tıkanıklık olursa, bu tıkanıklığı açma mekanizması ne olacak, hatta iki meclis arasında da yaşanabilecek bir tıkanıklık nasıl çözümlenecek gibi konular.

    Bahs ettiğim 20 kağıttan yine bir örnek verecek olursam, yargı. Yargı konusu çok önemli. Federal bir yargı mekanizmasının çalışma alanları ne olacak, yüksek seçim kurulu gibi davranabilecekmi, yada anayasa mahkemesi gibi davrana bilecekmi, yada islah mahkemesi gibi davranabilecekmi hususlarını tartışıyoruz, her bir davanın başkanlığını yapacak ve O başkanın nasıl seçileceğini de tartışıyoruz. Her zaman bir Türk yada her zaman 1 rum olamayacağına göre bunların nasıl seçileceğinide konuşuyoruz. Karar alma mekanizmaları bu mahkemelerde nasıl çalışacak, yargıçların atanması dahi ince detay bir konudur. Bir anlaşma sonrasında ilk yargıçların atama usulü olması gerekebilir ve bu atamalar nasıl yapılacak konularını görüşüyoruz.

    Telgraf: Çözüm sürecinin olumlu yönde bir ivme kazandığını söyleyebilirmiyiz ve bu gün yoğun olarak devam eden müzakerelerde TC devletinin dışardan veya içerden herhangi bir etkisi varmı, varsa nedir?

    Burcu: çözüm süreci daha önceki dönemlere kıyasla olumlu yönde bir hız kazanmıştır doğrudur. Çok samimiyetle söyleyebilirim ki evet TC’nin pozitif bir etkisi var, yapmış olduğumuz üst düzey yetkililer ile görüşmelerimizde olumlu neticeler çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaret ettik O da bizi ziyaret etti, ayni şekilde Sn. Davutoğlu ile de görüşmelerimiz oldu ve daha bir çok yetkili ile görüştük. Tüm bu ziyaretlerde ortaya konulan samimi konuşma ortamları içerisinde Kıbrıs sorununun adil bir çözüme kavuşması için bize destek çıkmaktadırlar. Bu sadece bizim TC yetkilileri ile yapılan toplantılarda değil, dünya devletleri dahi destek vermektedir. Bizlerin hem teknik hem mali hemde iki liderin oluşturduğu politik iradeye evrensel bir irade desteğine ihtiyacımız oldu.

    Kıbrıs’ta barış arayışları- 2 1

    Telgraf: Erdoğan’ın en son Kıbrıs’ın Kuzeyine 20 Temmuz’da gerçekleştirmiş olduğu ziyarette ‘anavatansız bir çözüm mümkün değildir’! daha öncede anavatan-yavru vatan krizide yaşanmıştı, bu noktada TC devletinin müzakerler ile ilişkisi anne yavru ilişkisimi yoksa Kıbrıs Türküne özgürlük sağlayacak bir yöndemidir?

    Burcu: Bunu iki farklı düzlemde değerlendirmeliyiz. Birincisi ana yavru ilişkisi düzelemi, bu zaten Sn Akıncı’nın başa geldiği dönemde oldukça yoğun geçen bir tartışmaydı, farklı algılar farklı değerlendirmeler olabilir, biz artık Kıbrıs Türk toplumunun kendi ayakları üstünde durup ve tabiki Türkiye ile de iştisare içerisinde kendini yönetebileceği olgunluğa erişmesini istiyoruz. Başkanımızın ifade ettiği kardeşlik ilişkisi bu yöndedir. Tayyip Bey bunu ana yavru ilişkisine yorumlamış olabilir bu kendi yorumu ve düşüncesidir. Fakat TC devleti içinde bir çok yetkili de bu kardeşlik ilişkisinin yerinde olduğunu ana yavru mentalitesinden kurtulunması gerektiği yönünde de açıklamalarda buunmuşlardı. Yaşanan ana vatan yavru vatan krizi yıllara dayalı, kelimelerin kullanımına dayalı jargonla alakalı idi ve O konu aşıldı. Şuanda öyle bir tartışma yok.

    İkinci düzelenmde bunun değerlendirmesini yapacak olursam Türkiye olmadan çözüm olmaz diyebilirim. 1960 da kurgulanan Kıbrıs yapısı Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının imzasını taşıyor. Uluslar arası anlaşmaların doğası gereği bütün imzacı tarafların yeni kurulacak bir düzene onay vermesini gerektiriyor. Sadece TC için geçerli değil tüm imzacılar tüm taraflar için geçerlidir. Bütün tarafların onaylamadığı bir değişiklik Kıbrıs’ta söz konusu olamaz.

    Telgraf: Beş imzalı bu yapıya, uluslar arası platformda ve siyasette bakıldığı zaman Türk silahlı Kuvetlerinin Kıbrıs’a işkalci durumuna düştüğünü görüyoruz. Bizlere, uluslar arası düzeyde, Kıbrısta bulunan Türk askerinin drumunu birde siz anlatırmısınız..

    Burcu: TSK’nin adadaki varlığı bir gerçektir doğrudur. Hangi sebeple burada oldukları da bir gerçektir. Adada uzun süredir ve fazla sayıyla duruşları ile ilgili olumsuz siyasi yorumlar gelebilir. Bu doğaldır. Birleşmiş milletler kayıtlarına bakıldığında yabancı askerlerin arındırılması yönünde ve silahsızlanma yönünde maddeler bulunsada, TSK’yı şuanda BM düzeyinde işkalci konumuna düşürecek bir madde yada yasa bulamazsınız. Bunun sebebide, BM genel kurulu nezninde TSK’nın Kıbrıs’ta bulunmasını işkalci olarak uluslararası hukukta nitelendirmemesidir. Ayrıca BM asker bulundurmanında biran önce değiştirlmesi taraftarı.

    Telgraf: Kıbrıs coğrafi konumu itibari ile Türkiye için Akdenizde bir bir gemi… Birleşmiş Milletler ve Kıbrıs yönetimlerinin Türkiyenin Kıbrıs’ta asker bulundurmasını nasıl değerlendireceksiniz.

    Burcu: Tesbitiniz doğrudur fakat eksik yönüde şudur ki Kıbrıs sadece Türkiye için staratejik bir konumda değildir, her devlet için ayi önemi taşır. Süveyş kanalının açılmasının ardından Kıbrıs’ın büyük strateji yükselmesi oldu, o tarihten buyana Kıbrıs bu sıkıntıyı yaşıyor. Hele şimdi enerji kaynaklarınında bulunması ile onu dahada stratejik yaptı. Ayrıca yeni gelişen bir durumda var ki, doğu Akdenizdeki coğrafyaya bakıldığında Afrika’nın kuzeyinden tutunda, Irak,Suriye, Msır, Lübnan, Türkiye’nin güneyi bütün buraları kaynıyor. Akdenizin içinde bir sorun olan ama çok şükür kan akmayan belli bir demokratik olgunluğa gelmiş bir ada var. Bu adada iyi bir örnek yaratmak müümkündür, bu kaynayan denizi soğutmaya yarayan küçük bir buz parçası gibi düşünün Kıbrıs’ta yeni bir ortam yaratmak herkesin menfaatına olabilir. Ayrıca sizin bahsettiğiniz stratejik konularda yeni iş birlikleri ortaya çıkabilir. Uzlaşmış bir Kıbrıs’ta enerrji kaynaklarının İsrail ve Mısır’ın da enerji kaynakları ile birlikte Türkiye üstünden Avrup’ya sevkiyatı çok önemli bir gelişme olabilir. Kıbrıs üzerindeki Türkiye’nin çıkarları Avrupa, İsrail ve Mısır’ın da çıkarları ile örtüşme potansiyeli de taşıyor.

    Telgraf: Kıbrıs’ta mal-mülk sorunu için çözüm ne şekilde aranmaktadır?

    Burcu: Mülkiyet sorunumuz dördüncü başlığımızdır. Mülkiyette 3 ana ara başlık var. Birincisi etkilenmiş mülklerin kategorileri: Etkilenmiş bir malı biz incelediğimizde kategorisini belirlememiz gerekiyor. Şuana adar 22 kategori belirledik. Birkaç örnek vercek olursam, önümüze bir tapu geldiğinde bakıyoruz bu birisine verildimi, tahsis edildimi, eğer edilmemişse bu ayrı bir kategori. İkinci kategori ise istimlak edilen bir mülk mü, diyelim ki devletlerin kullanması amaçlı istimlak edilmiştir o zaman bu mülk halka tahsis edilenler kategorisindedir. Veya yeni orman alanları açılıyor, buralarda bazı tarlalar mülkü olan taralalar var, o zaman bu ormanlaştırılan bir alana düşen mülk kategorisine girer. Yada bir ev düşünün bir Rum’un evi ve burada şuanda bir Türk yaşıyor, bu terk edilen mülkün içindeki Türk’te hangi sebeple o evde kalıyor ve güneyde bir mal bıraktımı, eşdeğercimi, bu da bir kategoridir. Bu ve buna benzer toplam 22 kategoride anlaştık diyebilirim.

    İkinci başlık ise bu malların ne olacağına kimin karar vereceği ile ilgili. İade, takas veya tazminat mı olacağına kim karar verecek. Bunun anlaşmasınıda yaptık, buna göre çözüm ile birlikte özel bir yapı kurulacak bu yapıyada mğlkiyet komisyonu diyoruz, eşit sayıda Türk ve Rum’dan oluşacak. Ve 2 sene içinde bu yapı ile mülkiyet sorununu aşmayı planlıyoruz. Günümüzde artık uluslarrası hukukta kendi istemi dışında uzun yıllar kendi malı olmayan topraklarda yaşayanların haklarıda bir trent haline dönmüştür. Rum tarafı bunuda göz önğnde bulundurarak taşınmaz mal komisyonunun kurulmasına bize onay verdi. Şuanda mülkiyet konusunda yeni tartışmaya başladığımız şey ise karar mekanızması ile ilgilidir. Kategorisi belli olan malların kaderinin ne olacağına karar verecek mekanizmanın yapısını tartışıyoruz. Biz Kıbrıs’lı Türk’ler olarak süzgeçin deliklerini küçük açmaya çalışıyoruz ki bu kategorizasyon sonucunda bizim yönetimimizde olacak bölgede nifus ve mal-mülk doğru orantıda olsun, aksi takdirde birçok ortadoğu ülkesinin düştüğü duruma düşebiliriz.

  • Kışlık Kavurma

    Kışlık Kavurma

    Bu hafta soğuk kış aylarına büyük tatlar katan, kış hazırlıklarının en gözdelerinden olan kavurma tarifi ile beraberiz.

    Kışlık Kavurma 1

    Kavurma, Kürdistan’da tarihi yüz yıllara dayanan, kış aylarında yapılan yemeklere katmak amacıyla hazır et bulundurmanın en etkili, pratik aynı zamanda en lezzetli yollarından biri idi. Yaşam koşulları ve iklim yemek kültürünü direk olarak yakından etkileyen faktörlerdendir. Elektiriğin dolayısıyla soğutucuların bulunmadığı, ayrıca kasaplık diye bir mesleğin henüz tam olarak gelişmediği bir ortamda, taze et ihtiyacını karşılamak tahmin edileceği gibi öylesine basit bir iş değildi. Her et ihtiyacınız olduğunda bir hayvan kesmek, hem pratiklik hemde finansal anlamında çok akıllıca bir çözüm olmadığından geliştirilen kavurma tekniği bu soruna harika bir çözüm getirmiştir.

    Kış aylarının başlamasından itibaren, ailenin gelir kaynağına göre, bir yada bir kaç koyun, keçi veya dana gibi hayvanın kesilip, koca kazanlar içinde etin kendi yağında yavaş yavaş haşlanıp ve sonrasında kavrulmasından sonra bolca tuzlanarak küplere yada tenekelere basıldığı bir teknik.

    Kavrulan et içindeki su miktarının azalması sonucu lezzeti bakımından inanılmaz bir yoğunluğa ulaştığından,  yerken etin öz lezzetinin tadına varıyorsunuz. Görüntü bakımından tadını bilmeyenler için çok iştah açıcı olmadığı halde tadını bilenler için ağız sulandırıcı bir görüntüye sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    Kavrulmuş parça etler, etrafını saran yağlı katmanlar arasında sıkışmış ve muhafaza edildiği kabın şeklini almış ve aynen doğal dalgalı hatları olan bir mermer görüntüsü alır. Özellikle keskin bir bıçakla kestiğinizde yağ ve et oranının iyi ayarlandığını, dolayısıyla lezzetini ve kalitesini bu mermerimsi dalgalardan anlamanız mümkün.

    Annemden dinlediğim kadarıyla eskiden kış için hazırlanan kavurma çok maliyetli olduğundan ve yapımı emek istediğinden çok kıymetliymiş ve bu sebeple çok dikkatli tüketilirmiş. Özellikle misafirlere servis edilen kavurma tek başına yenilmesinden ziyade kışın yapılan çorba ve sulu yemeklere lezzet katması için az miktarda kullanılan bir malzeme olarak görülürmüş. Lezzetinin yoğunluğundan dolayı az miktarda kullanılmasının tamamiyle anlaşılır bir durum olduğunu yemeklerde kullanmaya başladığınızda anlıyorsunuz. Yemeğin lezzetini tamamen değiştiren ve kendine has muhteşem bir lezzet katan bir özelliğe sahip kavurma.

    Kavurma ile neler mi yapabilirsiniz?

    Öncelikle benim favorilerimden olan sahanda kavurmalı yumurta, onun ardından yoğurtlu çorbalarda, köftelerde, pilav ve makarna çeşitlerinde kullanabilir, hatta ekmek arası sade, veya soğan, yeşil salata ve domatesle yiyebilirsiniz. Her hali her şekli muhteşem lezzetli fevkalade bir yiyecek. Eğer et meraklısı biri iseniz tam size göre bir yiyecek.

    Buzdolabında en az bi kaç hafta bozulmadan muhafaza edebiliyorsunuz ve yoğun temposu olan kişiler için kısa sürede lezzetli bir öğün hazırlamak bakımından inanılmaz bir kolaylık sağlıyor.

    Haftaya yeni bir lezzette buluşmak dileği ile yorumlarınızı bekliyorum.

    Kavurma

    200 gr. Kuyruk yağı-ince kıyılmış

    2 kg. Kuzu kürek eti- kuş başından büyük doğranmış.

    Tuz & karabiber

    2 yemek kaşığı tereyağı

    1. Sağlam tabanlı geniş bir tencereye kuyruk yağını alın ve orta ateşte arada bir karıştırarak yağlarını salana kadar biraz kavurun. Eti üzerine ekleyip bir yemek kaşığı tuz ve karabiber ekleyip karıştırın ve kapağı kapalı bir şekilde kısık ateşte 1-1 buçuk saat kadar 15 dakika kadar aralıklarla karıştırarak pişirin. Bu süre içerisinde et suyunu bırakacak ve kendi suyunda yavaş yavaş pişmeye devam edecektir.
    1. Et suyunu çekip azaldığında hemen hemen yarı miktara inmiş ve istenilen yumuşaklığa varmıştır. Tencerenin kapağı açık şekilde karıştırarak eti biraz kahverengini alana kadar kavurmaya devam edin. Bu safhada etin suyunun tamamen çektiğini ve etin tencerenin dibine yapışmaya başladığını göreceksiniz. Tuz ve karabiberini kontrol edip gerekirse ekleyip ardında tereyağını ekleyip karıştırın ve ocaktan alıp dinlenmeye bırakın.

    Kavurma uzun süre muhafaza etmek için genelde çok tuzlu yapılsada, kısa sürede tüketileceği için çok tuzlu yapmak zorunda değilsiniz.

    1. Kavurma hala ılıkken içinde muhafaza ededeğiniz uygun bir kaba alın ve tamamen soğuduktan sonra buzdolabına yerleştirin.

    Kullanacağınız zaman tek bir kütleye dönüşmüş kavurmayı keskin bıçakla ince dilimlere bölüp öyle kullanmanızı tavsıye ederim.

    Bol yağ içerdiğinden yemekler fazla extra yağ kullanmanıza gerek yok ayrıca.

    Afiyet olsun.