Author: ali

  • Grupsal Yabancılaşma, ‘Solculuk’ ve HDP’yi Desteklemek

    Grupsal Yabancılaşma, ‘Solculuk’ ve HDP’yi Desteklemek


    Çoğu insanın yaşamla ve yaşamın herhangi bir alanıyla ilgili yaklaşımlarına yakından baktığımızda siyah ve beyaz, uç noktalarda dolaşan değerlendirmeler yaptığını görürüz. Onlar için yaşam ya siyahtır ya beyaz, ya bir insanı tam sevecektir ya da hiç sevmeyecektir, ya bir insan tam bir milliyetçidir ya da hiç milliyetçi değildir.

    Mahir Güden

    CBT (Bilişsel Davranışsal Terapi) Psikoterapist 

    mahircbt@yahoo.co.uk

     

    Grupsal Yabancılaşma, 'Solculuk' ve HDP'yi Desteklemek 2

    Bu durumu yaşayan bireyler olayları, objektif nesnel ve olduğu koşullara / çevreye göre değerlendirme konusunda zorluklar çekerler. Subjektif değerlendirmelerinin, kendi tarihlerinden beslenerek olgu ve olayları ‘yanılsamalarla’ oluşturduğunu görmekte zorlanırlar.

    Bireyler, yaşamlarının ilk yıllarından beri çeşitli nedenlerle beslenen, hatta beslemek zorunda hissettikleri yaklaşımlar -davranışsal alışkanlıklar, inanışlar vasıtasıyla hayatlarına yön veren seçimler yaparlar. Örneğin başkalarının kendisinden daha iyi ve başarılı olduğunu ve kendisini değersiz biri olduğunu ailesi ve en yakın çevresi vasıtasıyla yaşayan, düşünen biri var olmak için her zaman başarılı olması gerektiğini ve bu başarının herkesin başarısından daha üstün olmasında yattığını, bunun dışında durumların, yaşayış tarzlarının başarısızlık manasına geleceğini düşünür ve ona göre davranışlar döngüsü içerisine girer. Dünya da ona karşıdır o yüzden her hâlükârda dünyayı alt etme ona gününü göstermeyi hedefler. Bu dünya bazen kendisini dışlayan arkadaşları, belki komşuları belki de tuttuğu takımın ezeli rakibi, aşkına karşılık vermeyen sevgili ya da farklı görüşte olan bir siyasi partidir.

    Grupsal Yabancılaşma, 'Solculuk' ve HDP'yi Desteklemek 1

    Ezilmişlik, hiçlikler, dışlanmışlıklar, hor görülmeler, baskılar, eziyetler, cinnetler döngüsünde toplumsallığın yaşadığı topraklarımızda bu bireyselliklerin kendisini toplumsallıklar ve oradan grupsal kurumsallaşmalar olarak ortaya çıkarmaları doğaldır. Aynı bireylerde olduğu gibi ‘büzülmüş’ bireylerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan toplumsal oluşumlar, gruplar, örgütler kendi varlıklarını var etme ya da diğerlerine onlar kadar değerli olduklarını ve o değerleri kendilerinin de elde edebileceklerini ispat etme isteği / uğraşıyla çözümler üretmeye girişirler. Fakat çözüm üretmeye girişirken aslında ürettikleri çözümlerin kendi problematik varoluş, düşünüş tarzlarından beslendiğinin farkına varmazlar. Örneğin değersizlik duyguları yaşayan bir bireyin çözümü mükemmel, hatasız olmakta araması ve oradan dünyayı, yaşadıklarını siyah ya da beyaz kategorilerde değerlendirip ona göre yaşamına yön vermesi gibi, toplumsal gruplaşmalar da problemli varoluşlarından beslenen bir pratik içerisine girerler. Böylece bireyin tek başına yaşadığı değersizlik duygularının toplumsal birliktelik içerisinde yaşanması, o topluluğu bir araya getiren bireylerin subjektifliklerinin farkına varamayan, kendi asıl hallerini bir türlü yaşayamayan ‘dengesiz’ (-ama kendi içinde şaşılacak kadar dengeli) psikolojik hallerinin daha da güçlenmesine neden olur. Bu yanılsamalı bireysel güç hali (aslında güçsüzlük) sonrasında bir araya getirdikleri topluluğu, grubu olduğundan daha güçlü, heybetli ve her şeye hakim bir konumda görmelerine neden olur.

    Tabii ki toplumsallığın evrimsel değişkenliği ve ekonomik gelişmelerin el verdiği ölçüde bu gruplar varlık nedenlerinden, var olma koşullarından beslenirken ona uygun politik yönelimler içerisinde bulunurlar. Komünist bir devrimi, proletarya devrimini savunan bizim topraklarımızda doğmuş bir grup doğal olarak o toprakların nesnel ve öznel kontextine göre bir pratik içerisine girecektir. O zamanın sığlıkları, el verdiği teorik ve pratik sınırlar kadarıyla bir düşünsel, eylemsel varoluş döngüsünde olacaktır. Kendisi üretemediği durumlarda ya da üretimin kendisi Bolivya’dan, Çin’den, Rusya’dan, devrim fikirleri, pratikleri aşırıp onu hayat geçirme uğraşı olacaktır. Sonrasında o pratiğin içerisinde yukarıda açıklamaya çalıştığım kısır bir döngünün içerisine girmesi de hiç de garipsenecek bir durum olmaz. Varolduğu yerin zaaflarını üzerinde taşıyan birey ve grup kendisine sunulan teorik ve de pratik zengin olanakları, deneyimleri o zaaflıkların ışığında değerlendirdiğinden (ya da değerlendiremediğinden) tarihi, nesneyi anlamakta zorluk çekecek ve hatta başkalarının neden bir türlü kendisi gibi düşünmediğine akıl sır erdiremeyecektir. Buradan Marx, Engels, Lenin, Atatürk, Deniz. Mahir, İbrahim gibi daha bilcümle tarihsel kişilikleri kendi emelleri için onları, dediklerini varoldukları kontextlerinden kopararak, ve sonrasında gelişen, büyüyen bilgi dünyasını görmeyip, hiçe sayarak sanki kendisinin yanındaymış gibi sunabilecektir. Ya da 20-30 sene önce kendi bağlamında devrimci olan eylemleri 2015 yılında tekrarlamanın yapılabilecek en büyük devrimci pratik olduğunu iddia edip herkesi buna ikna etmeye çalışacaktır.

    Grupsal Yabancılaşma, 'Solculuk' ve HDP'yi Desteklemek 3

    Bu gruplar kendisini var eden ekonomik altyapıların da temsilcisi, uzantısı olduğundan onların dinamiklerini de içlerinde taşırlar. Bu anlamda ulusal temeller üzerinde orta ve küçük burjuva üzerinden yükselen bir ulusal hareket istediği amaca, amaçlara ulaşmak için daha esnek olması gerektiğini ve olaylara pragmatist yaklaşması gerektiğini bildiğinden belki de bu durum onun daha objektif olup kendi subjektifliğinin farkında nesnel değerlendirmeler yapmasını koşullayabilir. Aynen Türkiye’de gelişen Kürt ulusal hareketinde olduğu gibi. Bunun aksine kendisini teorik olarak daha ilerde ve pratik olarak daha nihai hedeflere ulaşacak bir konumda görenler ise yukarıda açıklamaya çalıştığım durumlardan dolayı çok kaba ve yaşamın, tarihin gerektirdiklerinin aksi bir güzergahta ilerleyip ‘varoluş’ nedenleri olan toplumsal yapılarla bir türlü bir araya gelemeyebilecektir. Evrimsel döngü ve gelişim içerisinde bu grupların bazılarında bir birinden etkileşmede doğal olarak var olacak ama bu kötü alışkanlıklardan hemen vazgeçildiği anlamına gelmez.

    Böyle bir süreçte seçim sürecinde Türkiye’de son dönemde toplumsal muhalefetin en başarılı ve ezene, hor görene geri adımlar attırmayı başaran bir hareket gelişmişken / gelişmeye devam ederken onu desteklemeyenlerin neden desteklemediklerini yukarıda açıklamaya çalıştıklarıma bakarak anlamak zor değil. HDP varolan koşullarda AKP’ye geri adım attıracak, toplumsal iyiliği daha da ileriye çekebilecek, gerilemeye dur diyebilecek tarihsel bir potansiyeli içerisinde barındırıyor. Bugünkü nesnel koşullar içerisinde ‘aklıselim’ bir kişinin, özellikle ‘solcu gelenekten’ gelen bir kimsenin HDP’yi desteklememesi onun ne kadar çok dogmatik, kısır döngülerle varolduğunu işaret eder – kötü, yanlış bir insan, grup, örgüt olduğunu değil. Bunun tersine HDP’nin bugünkü nesnel koşullar içerisinde desteklemesinin gerekliliği onların her zaman her yerde doğruyu söylediği ve de söyleyeceği ya da öyle bir pratik içerisinde oldukları, olacakları anlamına gelmez. Kendisine ‘ilericiyim’, doğruyu ve halkı seviyorum diyen herkesin tarihsel anın doğruluklarını anlama ve yakalama yükümlülükleri vardır. Tarihsel koşullamalar bizi ne kadar engellese de, zamanın içindeki boşluklar bize bir geri adım atıp daha büyük resmi görme olanağını sunabilir. O olanakları kullanabildiğimiz ölçüde insanlığımızı, doğallığımızı yaşama, farklılıklar yaratma ‘şansına erişebiliriz’.

  • Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı İle Görüştü

    Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı İle Görüştü

    Seçimlerdeki vaatlerinden birisi olan AB ile ilişkiler konusunda harekete geçen başbakan David Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ile bir görüşme gerçekleştirdi.

    Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı İle Görüştü 1

    Avrupa Birliği’nin reforme edilmesi ve Birleşik Krallık-AB ilişkilerini görüşen Cameron halkın mevcut durumdan memnun olmadığını Juncker’a iletti. Görüşmeye ilişkin başbakanlıktan yapılan açıklamada, Juncker ve Cameron’un Buckinghamshire’da bulunan Başbakanlık özel konutu Chequers’da, çalışma yemeğinde bir araya geldiği bildirildi.

    Yapılan açıklamada şunlar belirtildi; “Cameron Juncker’a Birleşik Krallık halkının AB’nin mevcut yapısından memnun olmadığını ve bu yönlü reform ihtiyacı gördüğünü iletti. Cameron ve Juncker, sorunlara çözüm bulunması çerçevesinde uzun bir görüşme gerçekleştirdi. İkili, bu alanda daha fazla müzakere edilmesine, en iyi şekilde ilerleyebilmek için diğer liderlerin de bu müzakerelere dahil edilmesi gerektiğinde hemfikir oldu”

    Başbakanlık açıklamasında, Cameron ile Juncker’in ayrıca Yunanistan’daki ekonomik durum, Ukrayna’daki gelişmeler ve Rusya’ya yönelik yaptırım konularına da değindiğine yer verildi.

    Cameron’ın bu hafta içinde ülkesinin AB üyeliğine ilişkin yapacağı Avrupa turu kapsamında Almanya başbakanı Angela Merkel, Danimarka başbakanı Helle Thorning Schmidt, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Polonya Başbakanı Ewa Kopacz ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile bir araya gelmesi bekleniyor.

    CAMERON’UN GÖÇMENLERLE SAVAŞI BAŞLADI

    Başbakan David Cameron, ülkeye gelen göçmen sayısının kontrol altına alınması ve yıllık 100 binin altına indirilmesi konusunda kararlı olduklarını belirterek, yasa dışı göçmenlerin kökünü kazımayı amaçladıklarını söyledi.

    Cameron, hükümetin yasa dışı göçmenlerle ilgili yeni planları konusunda İçişleri Bakanlığı’nda konuştu. Cameron, Britanya halkının iki hafta önce bir tercihte bulunarak Muhafazakar Parti’yi iktidara taşıdığını ve böylece halkın Muhafazakar Parti’nin göçün kontrol edilmesi yönündeki amacına destek verdiğini belirtti. Bu amacın “ülkenin farklılıklarla ilgili gururuyla çelişmediğini” savunan Cameron, şunları ifade etti:

    “Ancak eğer kontrolsüz bir göç olursa bu kamu hizmetlerine kontrolsüz bir baskı yaratır. Kontrolsüz göç iş piyasasına zarar verir. Kontrolsüz göç çok sayıda kişinin İngiltere’ye yasal şekilde girip yasa dışı kalmaya devam etmesi anlamına gelmektedir. Halk, bu ülkede olmaması gereken ancak kalanlara izin veren bu sistemden bıktı.”

    Geçen beş yıllık görev süreleri boyunca bu sorunu çözmek için çalıştıklarını belirten David Cameron, sahte okulları ve kursları kapattıklarını, işsiz göçmenlerin devlet yardımı almalarına son verdiklerini ve 9 binden fazla yasa dışı göçmenin ehliyetine el koyduklarını kaydetti.

    Avrupa dışından gelen kişilerin ülkedeki sağlık sisteminden artık ücretsiz yararlanamadığını hatırlatan Cameron, “İşçi Partisi döneminde yeni iş fırsatlarının yüzde 90’ının yabancılara verildiği zamanlar olmuş. Bizde ise yeni işler İngilizlere gitti” dedi.

    Başbakan Cameron’ın konuşması öncesi Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) ülkeye göç edenlerin sayısının geçen yıl yüzde 50 arttığını ve 318 bin kişiye ulaştığını açıklamıştı. Yıllık göçü 100 binin altına indirmeyi hedefleyen Cameron, şöyle konuştu:

    “Açıklanan rakamlar amacımızdan ne kadar uzak olduğumuzu göstermektedir. Göçü kontrol edeceğiz. Şimdi hükümette tek başınayız ve daha güçlü olabiliriz. ‘Bir millet’ yaklaşımımız daha katı, adil ve hızlı olacak. Bu, gelecek hafta göç yasa tasarısının Kraliçe’nin konuşmasına eklenmesiyle başlayacak. Bu yasa tasarısı ve başka önlemler üçe ana konuya odaklanacak. Bunlar, yasa dışı göçmenlerin kökünü kazımak ve sınır dışı sürecini hızlandırmak, göç ve iş piyasası kurallarını yeniden düzenleyerek yetkin göçmenlere talebi azaltmak, AB ülkelerinden gelen göçmenler konusunu Avrupa ile yeniden müzakere etmek.”

    Cameron, ülkesinin “dünyadaki en başarılı çok ırklı demokrasilerden biri olduğunu” da söyledi. Cameron, “Bundan gurur duyuyorum ancak bunu korumak için göç kontrol altına alınmalı. Yaklaşımımız daha sert, adil ve hızlı olacak” ifadesini kullandı.

    Britanya’da yürürlüğe girmesi beklenen yeni göç yasasıyla belediyelere yasa dışı göçmenlerin bulunduğu evlerin boşaltılması konusunda yeni yetkiler verilmesi, banka hesaplarının yasa dışı göçmenlerin tespiti için daha yakından takip edilmesi, sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması, sınır dışı edileceklere uydu takip bilekliği takılması ve insan kaynakları şirketlerinin yurt dışında iş ilanı vermeden önce İngiltere’de duyuru yapmaları gibi önlemler getirilmesi bekleniyor.

    7 Mayıs’taki genel seçimle tek başına iktidar olan Muhafazakar Parti’nin lideri David Cameron’ın bugün açıkladığı önerilerin ve gelecek hafta tartışmalara neden olması beklenen yeni göç yasa tasarısının İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in yarın (27 Mayıs) parlamentoda okuyacağı hükümet programında yer alması bekleniyor.

    Birleşik Krallık’ta bulunan yasa dışı göçmen sayısının 400 bin ile 900 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

  • SEÇİMLER: TARİHİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMEK SENİN ELİNDE!

    Bazı tarihi olaylar vardır ki yüzlerce yıl hatta binlerce yıla yön verir.

    İşte 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak seçimler de böyle bir arifedir. Kesinlikle klasik bir seçim olmayacak ve sonuçları yeni bir dönemi başlatacak, geleceğimize yön verecektir.

    Bu seçim tıkanan ırkçı, gerici, tekçi, militarist, erkekçi, vahşi kapitalist, işçi düşmanı, doğa talancısı, din kullanıcısı, farklı kimlikler düşmanı, …FAŞİST ZİHNİYET ile eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu, anti Militarist, anti cinsiyetçi, sosyal üretimci, üreten yanlısı, doğa dostu, ahlaklı demokratik dinler, farklı inanç ve kimliklerin destekçisi demokrasi cephesi arasında olacaktır.

    Iyilik ve kötülük, esaret ve özgürlük, karanlık ve aydınlık arasındaki savaşın birinin lehine uzun bir dönem olacağı seçimdir.

    Bu seçim demokratik cephenin kazanması halinde, lokal anlamda Ülkenin eşitliğe ve özgürlüğe dayalı yeni bir sosyal ekonomik kültürel ve siyasal işleyiş ahlak ve hukukun kurulmasına yol açabilme fırsat yaratıyor ve kartopu gibi büyüyecektir.

    Bu seçim aynı zamanda uluslararası alanda, Ortadoğu ve dünya çapında dinsel siyasal kültürel ekonomik ve sosyal bir model olma boyutlarıyla etkileri olacaktır.

    Demokratik cephenin kazanması halinde:

    1- Ülkenin kuruluşundaki tekçilik yerini çoğulculuğa bırakacaktır. Demokratikleşen kimlikler ve İnaçlar oluşacak ve birbirini kabullenmeler olacaktır. Kimlikler ve inançlar demokratik evrensel boyutlara evrilecektir.

    A-Dolayısıyla başta sömürmek amacıyla zehirlenmeye çalışılan Türk kültürü özgür olacak. Türk halkına dayatılmak istenen ırkçı duruş ortadan kalkacak.

    B-Tekçi ulus devlet anlayışıyla zor ve aşağılama ile yokluğa mahkum edilen kimlikler ve inançlar varolabilecekler. Öteki kimlikler kendilerini inkar hatta yaşama dürtüsüyle işbirlikçi ihanetçi ve sırf kendilerini egemen olan topluma kabul ettirebilmek için popülist kimliklere sahiplenme davranış bozukluklarından kurtulmuş olacaklardır.

    2-Demokratik Üretim ve üretim araçları gelişecektir. Özgür kimlik ve inançlarıyla varolabilen insanlar eşit, adil ve sosyal üretimin sağlanmasında vijdan sahibi olacaklar ve eşit, sosyal üretim ve paylaşımın önünü açacaklar. Sosyal devlet, sendikalar, toplumsal hukuk, özgür bilim, ….vb toplumsal esasların önü açılacak.

    3- Demokratik kimlik, inanç ve üretim; faşizm kısırdöngüsüne sahip erkek egemenlikli cinsiyetçiliği doğal olarak ortadan kaldıracak. Demokratik eşit cinsiyetçilik ikame olacaktır. Insanın insandan üstünlüğü olmayacak, yaşamın kaynağı ve emekçisi kadının üstün emeği ortaya çıkacaktır.

    4- Demokratik kimlik, inanç, üretim ve cinsiyetçilikle kendini var edebilen insanoğlu keza üzerinde yaşadığı ve bir ana gibi kendisini besleyen doğayla dengeli bir ilişki kurabilecek. Sağlıklı yaşam için organik tarımcılık ve doğal (güneş, rüzgar,…) enerjiler elde edilecek. Doğanın ve canlıların DNA’sıyla , genetiğiyle oynayan bir üretim biçimi insanın kendisini ve doğayı hasta etmesinden başka bir şey değildir.

    Yukarda saydığım bilimsel diyalektiği savunan tek parti HDP’dir.

    Geriye kalan diğer partiler her ne kadar yukarda saydığım diyalektiğin kısmi parçalarını savunsalar da, genel mantık döngüsünü eksik uyguladıklarından bugün Var olan adaletsiz sistem, ırkçı kimlik, gerici inanç, sabit ideolojilerin,…biricik var edenleri ve sebepleridirler.

    1-Bugün MHP izlediği milliyetçilikle Türk Halkının üstünlüğünü savunarak veya başka kültürlere yokluğu, asimilasyonu dayatarak Türk halkına hangi erdemi kazandırabilir veya faydası olabilir. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük o halkın diğer halklardan üstünlüğünü savunmak veya diğerlerin haklarını gasp etmektir. Bu politikalar o halkın adaletini, özgürlüğünü, ahlakını, üretimini, eşitliğini ve toplumsallığını çürütür.

    2-CHP izlediği tekçi anlayışla gericiliğin ve Irkçılığın besleyeni olageldi. Bilimsel sosyal demokrasi ilkelerinin içeriğini özgürlük, adalet, eşitlik, özgür kimlik ve inançlarla, sosyal devlet anlayışı , kadın erkek eşitliği, demokratik üretim ve doğa dostu politikalarla dolduracağına tekçi kimlik ,sahte laiklik ve demagojilerle adeta çürümeye, gericiliğe kapı açtı, bügün bir çok faşist gerici yapı mevcut ise, bunun doğuranı evrensel ilkeleri izlememesinden dolayı CHP’dir.

    3- AKP’nin son on üç yıl iktidar olmasının temel nedeni toplumu çürüten ulus devlet anlayışıdır. Ulus devlet oluşturma projesiyle çerçeve milliyetçilik , dincilik, militarizm ile ekonomik sosyal kültürel ve siyasal güdük bir toplum yaratıldı. Zor ile iradesiz, düşüncesiz, kendini veya karşındakini inkar eden bir toplum ortaya çıktı.

    AKP’li önderler kendileri de özünde bu politikalardan mağdurdular ancak oportünist taraflarda yer tuttular. Halkın özgürlük, eşitlik, barış, çoğulculuk, …taleplerini kendilerine sermaye edip iktidar oldular.

    Iktidarda kalabilmek için de sorunları çözmek yerine Laik Kemalizm’in yerine dinci Kemalist paralel oluşturma gayretine girdiler ve ülkeyi talan ettiler. Ülkedeki Sosyal siyasal ekonomik ve kültürel değerleri güven ve ahlak erozyonuna uğrattılar. Ülkede Yolsuzluk ve hırsızlık en büyük gündem olmuş durumdadır.

    Dolayısıyla AKP’nin doğuranı tekçi ve ulus devlet anlayışı CHP Ve MHP’dir.

    Onun için bu seçimler faşizm ve faşizm yaratıcılarından kurtuluşun başlangıç günü olacaktır. Yukarda saydığımız partilerin de dönüşümünü tetikleyecektir.

    Halkların hakiki Kardeşliği için,

    Gerçek demokratik inançlar için,

    Özgürlük ve eşitlik için,

    Hak ve adalet için,

    İşçi ve kadın hakları için,

    Çocuk ve Öğrenci hakları için,

    Zindandaki siyasiler için,

    Ülkesinden kopmuş gurbetçi için,

    Sağlığımız ve Organik tarım için,

    Can çekişen doğa için,

    Özgür yaşam için,

    Vicdan için,

    GÜN NAMUS GÜNÜDÜR DIYOR HDP’YE OY VERİYORUZ!

    Irkçılara karşı,

    Rantçılara karşı,

    Sömürgeci ve işbirlikçilere karşı,

    Hain ve ihanetçilere karşı,

    Kendini yok sayanlara karşı,

    Emek düşmanlarına karşı,

    Kimlik ve inançlarımıza düşman olanlara karşı,

    Özgürlüğe ve eşitliğe olanlara karşı,

    Kadına ve işçiye düşman olanlara karşı,

    Canlıya ve doğaya düşman olanlara karşı,

    İKİ ELİMİZ KANDA DA OLSA SANDIĞA KOŞUYOR VE HDP’ye OY VERİYORUZ!

  • Britanya Kürt Halk Meclisi: Tarihi Bir Sorumlulukla Karşı Karşıyayız

    Hafta sonu Türkiye vatandaşı seçmenler Britanya’da sandık başına gidiyor. Türkiye’nin geleceği açısından çok kritik önemde olan genel seçimlere katılım için Britanya Kürt Halk Meclisinden duyarlılık açıklaması yapıldı.

    bkhm kongre esbaskanlar
    Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanları Türkan Budak ve Sabri Çimen

    Kürt Halk Meclisi eşbaşkanları Türkan Budak ve Sabri Çimen adına yapılan açıklamada Türkiye’nin demokratikleşmesi ve halkların özgürce ve eşit bir şekilde yaşayabilmesinin önünü açmak için sandık başına giderek oyunu HDP’ye verme çağrısı yaptı.

    Açıklamada şunlar belirtildi: ‘‘Kendi gibi olmayan halkları ve inançları yok sayan, ülkeyi kendi çiftlikleri gibi kullanan AKP’nin önünü kesebilecek tek güç Halkların Demokratik Partisidir. Avrupa’dan HDP’ye sağlayacağımız oy desteği AKP´ye en büyük darbe olacaktır. ‘Bir oydan bir şey çıkmaz’ demeden, bir oyun aslında çok şey ifade ettiği bilinci ile sandıklara gitmeli, insanları sandığa taşımalıyız. Avrupa’dan alınabilecek bir oy bile barajı aşmak için önemlidir. Bu hususta yurtseverlerimiz hassas ve duyarlı olmalıdır.

    TARİHİ BİR SORUMLULUK İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

    7 Haziran seçimleri Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir. AKP’nin faşizan yaklaşımları Türkiye’yi büyük bir kaosa doğru götürmektedir. Bu kaos tehlikesinin önünü alabilecek tek çözüm HDP’nin güçlü bir şekilde mecliste temsil edilmesidir. Halkımız ve dostlarımız bu süreçte tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Sadece kendi oyumuzdan sorumlu değil, aynı zamanda komşumuzun, dostlarımızın, akrabalarımızın da oylarından kendimizi sorumlu hissetmeliyiz. Bu noktada seferberlik ruhuyla insanlarımızı sandıklara taşımalıyız. Kazandıracağımız tek oyun büyük bir değişim yaratabileceği bilinciyle hareket etmeli, kesinlikle rehavete kapılmadan halkı sandığa gitmeye ön ayak olmalıyız.

    Biz sürgünde-gurbette yaşayan Kürdistanlı ve Türkiyeliler olarak ülkemizin kaderini değiştirebilecek güce sahibiz. Bu büyük bir fırsattır aynı zamanda. Kazandıracağımız tek oy yaptığımız ve yapacağımız onlarca eyleme bedeldir. Özellikle Daiş’in Ortadoğu’daki varlığının geriletilmesi bu seçimlerle de çok bağlantılı olacaktır. Daiş’e her türlü desteği veren AKP’nin geriletilmesi aynı zamanda Daiş’in de geriletilmesi anlamına gelecektir.

    Tüm renkleri, halkları, inançları içinde barındıran HDP Türkiye için büyük bir umuttur. Bu umudun daha da güçlenmesi bizlerin sahip çıkmasına bağlıdır. Gidip oy kullanmak gibi pasif bir eylemle bu umudu daha da güçlendirebiliriz. Tüm yurtseverleri, dostları, sosyalist ve demokratları bu umuda güç vermeye davet ediyoruz. 30-31 Mayıs’ta tüm halkımızı bu umut karşısında Olympia Sergi salonunda buluşmaya davet ediyoruz.

  • Parlamentonun Resmi Açılışı Eylemle Karşılanacak

    Parlamentonun Resmi Açılışı Eylemle Karşılanacak

    Parlamentonun Resmi Açılışı Eylemle Karşılanacak 1

    Genel seçim sonrası parlamentonun resmi açılış töreni 27 Mayıs günü yapılacak. Fakat Muhafazakar Parti’nin, 7 Mayıs genel seçimlerin sonucunda iktidar olması toplumun bir çok kesiminde olumsuz karşılanmasıyla, parlamentonun resmi olarak açılışına eş zamanlı olarak Başbakanlıkta başlayan bir eylem gerçekleşecek. ‘The Queen’s Speech’ olarak adlandırılan resmi törenle her yıl göreve başlayan parlamento, 18 yıldan sonra Muhafazakar Parti iktidarı altında yönetilecek.

    Birleşik Krallık geleneklerine göre, parlamento her yıl Kraliçe Elizabeth tarafından resmi bir törenle açılıyor. Törende, Kraliçe önümüzdeki bir yıl içerisinde uygulanması planlanan politikaları içeren bir konuşma yapıyor.

    Genel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin iktidar olmasıyla, toplumun büyük bir kesimini mağdur edecek, seçim beyanları arasında olan bütçe kesintileri özellikle eleştiriliyor. Hükümetin ilan edilmesiyle 9 Mayıs’ta Başbakanlık önünde eylemler gerçekleşmişti. Muhafazakarların seçim manifestosunda yer alan, İnsan Hakları Yasasının kaldırılması özellikle büyük tepkilere yol açıyor ve buna karşı bir imza kampanyası başlatıldı. Parlamentonun açılış töreninde Hükümetin önümüzdeki bir yıl içerisinde izleyeceği politikalar açıklanacak.

    Parlamento Açılış Günü Eylem:

    27 Mayıs Çarşamba

    Başlangıç yeri: Downing Street, 17:30

    Bitiş yeri: Emmanuel Centre, Marsham Street, London, Westminster SW1P 3DW

    Hükümetin planladığı bütçe kesintilerine karşı toplum içerisinde tepkiler büyüyerek de devam ediyor. Önümüzdeki ay, ülke genelinde gerçekleşecek kitlesel bir eylem yapılacak. End Austerity Now (Kesintilere Son), adı altındaki, büyük eylem 20 Haziran Cumartesi günü ülke genelinde eş zamanlı gerçekleşecek.

    Büyük eylem: 20 Haziran Cumartesi, 12:00

    Londra’da toplanma yeri: Bank of England (Queen Victoria Street)

  • 5. Alevi Festivali Resepsiyonu Oxford Üniversitesinde Yapılacak

    5. Alevi Festivali Resepsiyonu Oxford Üniversitesinde Yapılacak

    5. Alevi Festivali Resepsiyonu Oxford Üniversitesinde Yapılacak 1

    Britanya Alevi Federasyonu tarafından, bu yıl beşincisi düzenlenecek olan, Alevi Festivali’nin resepsiyonu, 26 Mayıs’ta Oxford Üniversitesinin tarihi mezuniyet balo salonunda gerçekleşecek.

    Britanya Alevi Federasyonu’nun yanı sıra yöre ve köy dernek yöneticileri, Hacı Bektaşi Veli kültür derneği yetkilileri de Alevi festivaline katılırken, Londra’dan festivale katılacaklar için İngiltere Alevi Kültür Merkezi tarafından otobüs seferleri düzenlenecektir.

    Alevi Festivali 14 Haziran tarihine kadar çeşitli etkinliklerle kutlanacak.

    14 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilecek olan park festivalinde Ezginin Günlüğü, Oğuz Boran, Özlem Taner ve Seyfi Yerlikaya sahne alacak.

    Britanya Alevi Federasyonu’nun resepsiyon programına ilişkin yayınladığı program bilgisi:

    Semahlarımız ve Zakirlerimiz Oxford Üniversitesinde.

    26 Mayıs 2015 Salı Günü Oxford Üniversitesi’nin Tarihi Sheldonian Salonunda Semahlarımız ve Zakirlerimizle İnancımızı Anlatılacak.

    1. Britanya Alevi Festivali Açılış Resepsiyonu kapsamında Alevi Semahları ve Zakirleri Oxford Üniversitesinde Anlatılacak.

    ‘İlimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır’ şiarıyla inanılan Alevi inancımızın önemli ritüelleri olan Semahlarımız ve Zakirlerimiz Üniversite çatısı altında yüksek öğretim üyeleri ve öğrencilerine tanıtılacak. Britanya Alevi Federasyonu na bağlı Alevi kurumlarında ve Londra Nurhak Kültür Merkezinde yetişen Zakirlerimiz ve Semahçılarımızdan oluşan yaklaşık 250 kişilik ekiple Oxford’ta olacağız.

    26 Mayıs Salı günü, Britanya nın dört bir yanından Canlar Oxford şehrine gelerek bu tarihi etkinliğe şahitlik edecekler. Londra dan gidecek olan canlarımız salı sabahı saat 8:00’de İakm ve Cemevi önünde 4 otobüs ve aynı saatte Nurhak Kültür Evi önünde 1 otobüsle Oxford’a gidecekler.

    Semah

    Semahın her figüründe ayrı bir anlam vardır.semahta gezegenlerin güneş çevresinde dönüşleri sergilenir. Evrende herşeyin dönmesi olgusu Alevilerce “bütün evren semah döner” dizesi ile en güzel ifadesine kavuşur. Semah aynı zamanda Hakk ile bütünleşme halinin yani var oluşun sembolüdür.

    Semah sırasındaki hareketlerin anlamları:

    • Gökyüzünde uçmak
    • Evrenin dönüşü gibi dönmek
    • Turnalar gibi kanat çırpıp uçmak
    • Haktan alıp halka vermek, paylaşmak
    • Semah Hakk’a ulaşmada vesiledir.

    Birçok semah çeşidi vardır, hepsinin genel özelliği ağır tempo ile başlayıp, hızlanır ve yavaşlayarak durur (ağırlama-yürütme-çark). Bu durum duyguların (ruhun) uçuş ve geri dönüşünü simgeler.

    Semahta kadın-erkek birdir ve “can” denir. Birlik, eşitlik gibi derin anlamları vardır. Dönmek; hiçbirşeyin durmadığını, ölmediğini hareket edip değiştiğini anlatır. Semah yalın ayak dönülür, insanlar içsel dünyasında uçsada gerçeğe, doğaya bağlılığı temsil eder.

    Bazı semahlarda avuçlar yer ve gökyüzüne döndürülür, bu yerle gök arasında yani hava ve toprak, tanrı ve insan arasındaki bağı temsil eder.

    Semahta gözler avuç içine bakar, bu da; aynada kendini (insanda Hak) görmeyi simgeler. “Aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme”.

    Semahta kalbe götürülen eller, bir tür saygı şeklidir. İçten ve kalben sevgi ile bu yola bağlılığı anlatır.

    Semah Çeşitleri

    1. Kırklar Semahı: Kırklar ceminden ismini almıştır, 40’lar meclisini temsil eder. Ağırlama, yürütme, ve çark olmak üzere üç aşamalıdır.
    2. Turnalar Semahı: Turnalar Alevi inancında özel önem taşır. Turna semahı Turna kuşunun figürlerine dayanır. Hareketler yavaş ve olgundur.
    3. Kırat Semahı: Pir Güneş i Semahçılarda Güneş çevresindeki gezegenlerin dönüşünü sembolize eder.
    4. Urfa Semahı: Urfa ve çevresinde dönülen semahlardır. Bunlar içinde en özgünü Urfa Kısas Semahıdır.
    5. Ladik Semahı: Samsun Ladikten adını almıştır.
    6. Hacı Bektaş Semahı: Hacı Bektaş Veli’ye saygı semahıdır. Sağ el göğüste mühürlenmiş olarak semaha başlanır.
    7. Hubyar Semahı: 5 kadın, 4 erkek can ile dönülür. Kollar sarkık, öne doğru eğilmiş olarak semaha başlanılır. Semah sırasında, hem kendi, hem daire ekseni etrafında dönerler.

    Semah ibadet halidir, cemin ayrılmaz erkanıdır, benlikten arınmaktır. Hak ile Hak olmaktır. Kırklar Meclisindeki aşk halidir ve semahın adreside “Kırklar Meclisi”dir.

    Semah etmek, bir kuşun kanadında, güneşin etrafında, bulutların üstünde dönmektir. Aynı dünya gibi, ay gibi evrendeki yıldızlar gibi, elini ayna yapmak ve aynada özünü seyretmek. İnsanı sevmek, paylaşmak, inanmak ve arınmaktır.

    Turna olup hakka ve hakikate doğru göçmek gökyüzüne, bir deyiş, bir nefes olup birliğe, kardeşliğe insan sevgisine kendi gerçeğini kavrayıp dönmektir.

    Ay Ali’dir gün Muhammed

    Üç yüz altmış altı ayet

    Balıklarda suya hasret

    Çarha döner göl içinde

    Zakir

    Zakir Cem’de bağlaması ile Dede’nin yanında oturur. Dede’nin desturuyla on iki hizmet görevlilerini bağlaması ve nefesleri ile göreve çağırır. Deyiş, Nefes, Duvaz, semah ve Mersiyeler seslendirir. Deyişler güzel duygu ve düşünceleri anlatır. Nefeslerin içinde Hak, Muhammed, Ali isimleri geçer. Duvaz ya da Duvaz-ı İmam içinde On iki İmamların isimleri anılır. Mersiyeler İmam Hüseyin için yakılan ağıtlardır.

  • İngiliz Parlamentosu Yeni Dönem Çalışmalarına Başladı

    İngiliz Parlamentosu Yeni Dönem Çalışmalarına Başladı

    A video grab image shows MPs voting on gay marriage legislation, in the House of Commons, London...A video grab image shows MPs voting on gay marriage legislation, in the House of Commons, London February 5, 2013.  British lawmakers on Tuesday backed legalising gay marriage in the first of several votes on the issue after a debate which split Prime Minister David Cameron's ruling Conservative party in two.   REUTERS/UK Parliament    (BRITAIN - Tags: POLITICS RELIGION SOCIETY) NO COMMERCIAL OR BOOK SALES. FOR EDITORIAL USE ONLY. NOT FOR SALE FOR MARKETING OR ADVERTISING CAMPAIGNS. NO THIRD PARTY SALES. NOT FOR USE BY REUTERS THIRD PARTY DISTRIBUTORS

    İngiliz Parlamentosu’nun alt kanadı Avam Kamarası önceki hafta yapılan genel seçimin ardından çalışmalarına başlayarak, yeni sözcüsünü belirledi.

    İngiliz Parlamentosu’nun alt kanadı Avam Kamarası önceki hafta yapılan genel seçimin ardından çalışmalarına başlayarak, yeni sözcüsünü belirledi.

    Parlamentonun en yaşlı üyesi olduğu için “Avam Kamarasının babası” olan 84 yaşındaki İşçi Parti Milletvekili Gerald Kaufman, yapılan oylama sonucu bir önceki dönemde de sözcülük yapan John Bercow’un yeniden sözcü seçildiğini açıkladı.

    Geleneksel olarak Avam Kamarası’nın yeni sözcüsü parlamenterlerin oturduğu sıralardan diğer parlamenterlerin kollarına girmesiyle kaldırılıyor ve “sürüklenerek” sözcü koltuğuna oturtuluyor. Renkli görüntülere ve gülüşmelere neden olan bu geleneksel törenden sonra konuşan Sözcü Bercow, sözcülük görevine yeniden seçilmekten onur ve gurur duyduğunu söyledi. Bercow, 2009 yılından bu yana Avam Kamarası sözcülüğünü yapıyor.

    Sözcünün ardından konuşan İngiltere Başbakanı David Cameron da Bercow’a görevinde başarı dileyerek, “Bu hükümet, tek milletin hükümeti olacak. Avam Kamarası’nda farklılıklarımız olduğunu biliyorum ama bu parlamentonun da tek milletin parlamentosu olmasını umuyorum. Önümüzdeki görev bir olmak ve ekonominin iyileşmeye devam etmesini sağlamak. Birleşik Krallık halkının tümüne hizmet etmeliyiz ve bunu yapacağız” diye konuştu.

    Ed Miliband‘in istifasıyla boşalan İşçi Partisi‘nin genel başkanlığına vekalet eden Harriet Harman ise 1982’de ilk kez milletvekili seçildiğinde parlamentonun sadece yüzde 3’ünü kadın milletvekillerinin oluşturduğunu, bu oranın ise bugün yaklaşık yüzde 30 olduğunu belirtti. Harman, “Bu büyük bir ilerleme ama elbette daha da iyi olabilir” dedi.

    Birleşik Krallık‘ta 7 Mayıs’ta yapılan genel seçim sonucu David Cameron liderliğindeki Muhafazakar Parti tek başına iktidar olmuştur. Yeni parlamento döneminde Avam Kamarası’nda Muhafazakar Parti’nin 331, İşçi Partisi’nin 232, İskoç Ulusal Partisi’nin (SNP) 56, Liberal Demokrat Parti‘nin 8, Yeşil Parti’nin 1, Ukip’in 1, Plaid Cymru’nun 3 ve diğer partilerin 18 sandalyesi bulunuyor.