Author: ali

  • Mini Cab Şoförleri Örgütleniyor

    Mini Cab Şoförleri Örgütleniyor

    Londra toplantısı, 18 Mayıs 2015
    Londra toplantısı, 18 Mayıs 2015

    Londra’daki özel taksi şoförleri bir araya geldi ve GMB (Britanya Genel Sendikası) sendikasında örgütlenme kararı aldı. 18 Mayıs akşamı Euston’daki GMB binasında yapılan toplantıya LPHDA (London Private Hire Drivers Association), UDU (Uber Drivers Union of Britain), Addison Lee şoförleri ve Minicab ofislerinde çalışan şoförleri birleşme ve örgütlenme kararı aldılar. Yaklaşık elli şoför ve temsilcisinin katıldığı toplantıya GMB genel başkanı, genel sekreteri, örgütlenme ve branş temsilcileri hazır bulundu. GMB profesyonel şoförler şubesi başkanı Simon Rush’ın yönettiği toplantı da çok sayıda kişi konuşma yaptı. Konuşmalarında şoförlerin sorunları, örgütsüzlüğü ve bunlara karşı birleşmesi üzerinde duruldu. Uber şoförleri adına James Farrar’ın 3 sayfalık yazısı dağıtıldı ve Uber’da çalışan çok sayıda şoför konuşma yaptı. Britanya çapında 638 bin üyesi olan GMB sendikası şoförlerin örgütlenmesi için bütün yardımları yapacağı sözü verdi.

    2010 yılında ABD’nin San Francisco kentinde Travis Kalanick isimli Yahudi asıllı gencin kurduğu özel taksicilik operasyon şirketi Uber bugün dünyanın 60 ülkesinde ve 250’yi aşkın büyük kentinde yüzbinlerce şoförü var. Giderek gelişen Uber mahalle ve lokal taksi ofislerinin yanı sıra Londra’nın ünlü siyah taksilerini de tehdit ediyor. Dünya’nın her yerinde aynı sistemle, internet programıyla çalışan Uber’da her şey online yapılıyor. Araç siparişi yapılıyor ve araba kapıdan alıp gideceği kapıya bırakıyor, para alışverişi yok çünkü nakit işlemiyor, müşterinin hesabından çekiliyor. Müşteriye şoför ve aracın bilgileri gidiyor, müşterinin bilgileri de şoförün sistemine giriyor. Büyük, küçük, klas veya herkesin bütçesine göre dört çeşit aracı bulunuyor. Güvenli, zamanında ulaşım, nakitsiz, faturalı, 24 saat ve her yerde ulaşılabilecek şekilde ayarlanan Apple programına göre çalışan Uber fiyatları çok ucuz olduğu için müşteri tercih ediyor. Londra’ya 2012 sonlarında gelen Uber’in bugün 20 bin şoförü var. Uber’deki şoförler ucuz işgücü ile uzun sat çalışmaya zorlandıkları için Uber’e karşı örgütlenme kararı aldılar. Şoförlerin kazandığı paradan yüzde 20-25 dolayında komisyon alan Uber’ın sadece bir bilgisayar internet programı ile bunu yapması günde milyonlarca dolar kazanç elde etmesini sağlıyor. Sadece Londra da haftada en az 3 milyon pound para kazandığı tahmin ediliyor. Uber kurulduğu 5 yılın sonunda uluslararası piyasa değeri 48 milyar dolara çıktı. Dünyanın Facebook, Twitter, Google, Windows’tan sonra ki en hızlı büyüyen yeni teknoloji şirketi oldu.

    Addison Lee, Uber, mini cab ofislerinde çalışan 110 bin dolayında şoför olduğu varsayılıyor. Siyah Taksicilerin ise 32 bin olduğu biliniyor. Yaklaşık 150 bin kişinin çalıştığı Taksicilik sektöründe rekabette artıyor. Siyah Taksi Şoförleri Derneği, Uber aleyhine dava açtı, geçtiğimiz yılda Trafalgar Square da binlerce şoförün katılımıyla protesto gösterisi yapmıştı. Öte yandan Londra belediye başkanı ve TFL (Tranport for London) mini cab ofislerine gönderdiği yazıda Uber’i övdüğü ve her mini cab ofisinin Uber benzeri son teknoloji ile donanıp çalışma yapmasını önerdiği bildiriliyor.

    Özel taksicilik Londra da sıkıntılı günler yaşıyor. Kendi aralarında rekabetin yanı sıra Siyah Taksicilerle rekabetlerine şimdi de ABD firması Uber eklendi. Türkiye, Kürdistan veya Kıbrıs kökenli çok sayıda insanımızın da ekmek kapısı olan taksicilik şimdi yeni bir aşamayı geçiriyor. Binlerce Türk, Kürt bu sektörde çalışıyor ancak toplantıya sadece bir kişinin katıldığı bildirildi. Mini Cab şöförleri şimdi GMB bünyesinde örgütlenme kararı aldı. GMB’ye ayda 12.40 pound aidat ödeyerek üye olanların sosyal, ekonomik, mesleki ve hukuksal haklardan yararlanacağı anlatıldı. GMB bütün hukuksal yardımlar için bir hukuk firması kurduğu ve her üyeye ücretsiz yardım edeceği sözü verildi. Aylık branş toplantılarına katılıp sorunları tartışılıyor. Kaza, sigorta, lisans, iş, iş veren, polis, belediye vb konularda ücretsiz telefon hattı ve yardımlar için kontak numaraları verildi. Unionline’nın 0300 333 0303’nolu numarasında hukuksal danışmanlık ve yardımlar yapılıyor. www.unionline.co.uk web sitesinde daha fazla bilgi alınabilir. Sendikanın genel web sitesi www.gmb.org.uk den daha geniş sendikal hakların bilgisi alınabilr, şöförler için ise www.gmbdrivers.org web sitesi ziyaret edilmeli. PHC isimli aylık bir dergide çıkaran özel şoförlerin birleşmesi giderek yayılıyor. UBER şoförlerinin çağrısıyla toplanan değişik şirketlerdeki mini cab sürücülerinin hedefi Londra’daki 120 bin şoföre ulaşmak ve GMB çatısında birleştirip büyük şirketlerin hak kesintilerine karşı durmaktır.

  • İrlanda’da Yarın Eşcinsel Evlilik Referandumu

    İrlanda’da Yarın Eşcinsel Evlilik Referandumu

    İrlanda’da Yarın Eşcinsel Evlilik Referandumu 1

    İrlandalı seçmenler 22 Mayıs’ta eşcinsel evliliğin yasal olup olmaması konusunda sandığa gidiyor. Oyların “evet” ağırlıklı çıkması durumunda, İrlanda, oylama ile eşcinsel evliliği kabul eden ilk ülke sıfatını kazanacak.

    İrlandalılar 22 Mayıs’ta gerçekleşecek oylamaya gözlerini dikmiş durumda. İrlanda’daki önemli isimlerin, firmaların ve siyasi partilerin eşcinsel evliliğin onaylanmasına karşı yürüttüğü kampanyalar yüzünden eşitlikçi aktivistler oldukça endişeli. 22 Mayıs’ta sandıktan “evet” oyu çıkması halinde ise tarihte bir ilk gerçekleşecek ve eşcinsel evlilik halkın oyu ile onaylanacak.

    22 Mayıs’ta İrlanda’da gerçekleşecek tarihi oylama için İrlanda vatandaşları, eşcinsel evliliğe karşı duran ve bu evlilik tipini onaylayan yüzlerce afiş hazırladılar. İrlandalı fotoğrafçı Debbie Hickey, hazırladığı eşcinsel evliliği destekleyen “Sandıkta evet de” konseptli ve lego temalı afişleri fotoğrafladı.

    İrlanda’daki eşcinsel evliliği destekleyen yaratıcı lego afişi

    İrlanda’da Yarın Eşcinsel Evlilik Referandumu 2

    Tanrı hayır diyor”, “Doğa hayır diyor”, “Sandıkta hayır deyin”.

  • NHS’in Karşılamadığı İlaçlar İçin İmza Kampanyasına Destek Çağrısı

    NHS’in Karşılamadığı İlaçlar İçin İmza Kampanyasına Destek Çağrısı

    NHS’in Karşılamadığı İlaçlar İçin İmza Kampanyasına Destek Çağrısı 1

    Doğuştan tüberöz skleroz kompleks hastalığıyla baş eden 30 yaşındaki Leyla Latif, ihtiyacı olan ilacın Ulusal Sağlık Kurumu, NHS, tarafından sağlanmadığı için imza kampanyasıyla halktan destek bekliyor.

    Tüberöz skleroz kompleks hastalığı, sonucunda Latif’in beyni, kalbi ve böbreklerinde tümürler oluşuyor ve yılda iki defa ameliyat geçirmek zorunda. Latif aynı zamanda sara hastası. Doğduğunda bir kaç yıl yaşaması beklenildiği söylenilen Latif, 30 yaşında hayata bağlı ve güçlü bir genç kadın.

    Latif, böbreklerinde oluşan tümörlerin tedavilere rağmen büyümeye devam etmesiyle, doktorunun Everolimus ilacına ihtiyacı olduğunu söylediğini belirtiyor. Fakat, NHS’in ilacı sağlayamayacağını söylemesi üzerine imza kampanyası başlatıldı.

    Change.org’da başlatılan imza kampanyasında, Everolimus ilacının böbreklerdeki tümörleri %86’ya kadar ufalttığı görüldüğü belirtiliyor. Böbreklerinde oluşan tümörleri küçülttüğü belirtilen ilacın günlük maliyeti 91 sterlin, fakat Latif’in ailesi buna maddi güçlerinin olmadığını belirtiyor. NICE kurumu NHS’in hangi ilaçları ücretsiz olarak karşıladığına karar veriyor ve bir çok kanser hastası tedavi için talep ettikleri ilaçlara pahalı olduğu gerekçesiyle ulaşamıyor.

    Latif, imza kampanyasıyla NHS’in tüberöz skleroz kompleks hastalığıyla yaşayan insanlara Everolimus ilacının sunulmasını sağlamayı amaçlıyor.

    İmza kampanyası mesajında ‘‘Güçlü olmaya ve savaşmaya inanıyorum. Bir çok ameliyat geçirdim ve mücadeleme devam edeceğim’’ diyen Latif, tümörlerinin hızla büyüdüğü için bu ilaca bir an önce ulaşması gerektiğini belirtiyor.

    Twitter’da #Fight4treatment haştagiyle de kampanyaya destek verilebilir. https://www.change.org/p/to-the-prime-minister-to-put-everolimus-on-prescription?source_location=petition_footer&algorithm=promoted adresinden imza kampanyasına destek verebilirsiniz.

  • Sorun Kürtçede Değil İnsanlarda

    Sorun Kürtçede Değil İnsanlarda

    Sorun Kürtçede Değil İnsanlarda 1

    İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da düzenlenen ‘ Maraş Kürtçesinin zenginliği ve geleceği’ konulu panelde Kurt dilinin sorunları tartışıldı.

    Dilbilimci ve çevirmen Mazlum Doğan’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde Kürtçe ve diğer diller karşılıklı kıyaslanarak Kürtçenin, bilinenin aksine, zengin bir dil olduğu vurgulandı. Kuzey Kürdistan’ın sınır boylarında Kürtçenin son yirmi yıl içinde hızlı bir asimilasyon yaşadığını belirten Doğan, “Kürdistan’da iken Kürtçe hem köylü dili, hem de baskı aracı olarak görülüyordu. Fakat Avrupa’ya göç etmek zorunda kalanlar da Kürtçeden uzak kaldı. Avrupa’dakiler de Kürtçeye köylü dili olarak bakmaya başladı”, diye konuştu.

    Kelime ve fiillerden yola çıkarak Kürtçenin ne kadar zengin bir dil olduğunu anlatan Doğan, özellikle ailelerin çocukları ile Kürtçe konuşmalarımın önemini vurguladı.

    Bir çok yerde Maraş Kürtçesi ile dalga geçildiğini hatırlatan Doğan, başka dillerden kelimelerin kullanılmasının her zaman söz konusu olduğunu; Mardin civarında da aynı sorunun var olduğunu söyledi.

    Edinburgh Halkevi tarafından organize edilen ve çok sayıda insanın katıldığı panelde bütün Kürtlere çağrıda bulunan Doğan, “Cumhuriyet döneminin mağdurları Kürtler, Aleviler ve İslamcılar olarak bilinir. Halbuki Asimilasyon politikalarının en büyük mağduru Kürtçedir”, şeklinde konuştu. Ulus olmanın en büyük destekçisinin dil olduğunu ifade eden Doğan, ısrarla Kürtçe konuşulmasını istedi.

     

    Edinburgh / Kazım Aslan

  • DÜŞTÜ DÜŞECEK TAYYİP!

     

    Çocuklar analarından doğduklarında eğer ağlamıyorlarsa kıçlarına bir şaplak atılır, nefessizlikten boğulmasınlar diye. Sanırım bizimkisi de doğduğunda öyleydi, bir şaplağa muhtaçtı.

    Bizimkisinin muhtaçlığı sadece doğumda kalmadı, yaş geçtikçe  öteki (Türk olmama) olduğu algısı içindeki sessizlikte büyüdü. İstanbul’da yaşıyordu, ama ailesinde bir aidiyet sorunu hissediyordu, kendisinde Türk olamama korkusu olduğundan ailesini üstelemedi. Hırslıydı, hırslı olduğu kadar bireyseldi, zaten bu dünya kendisine adil değildi diye düşünüyordu.

    Hırsından mı uzun boyundan mı bilinmez ama kendisinden kısa, alelade insanların sırf makul (devletin resmi) olan kimliklerinden dolayı göğüslerini gere gere horoz gibi dolanmaları adaletsizlikti, kabullenemiyordu. Onu kudret sahibi yapacak bir yol olmalıydı, o yüksek boyundan gördüğü küçük insanlara üstünlük taslayacak bir yol… Futbol da oynadı, rakı da içti,…ama yine de endamının, kudretinin alanı açılmıyordu.

    Arayışları sürüyordu. Biraz izledi kendisi gibi öteki kimlikli tecrübe dolu yaşlıları, bunlar nasıl yaptı nasıl tutundu diye merak ediyordu. Ağzını “ötekiler” hep Müslümanların kardeşliğinden bahsediyordu ve sanki denizin ortasında elinde bir parça tahtaya sıkı sıkıya tutunuyorlardı, bıraksalar batacaklar gibiydiler.

    Uzun arayışlar sonuç verdi; buldu yöntemi “Müslüman geçinme”. Çelik bir zırh bulmuştu, Türk olanlara bile üstünlük sağlayabiliyordu. Mesele “takvada (inançta) Üstünlük ” diyordu, her kes suspus oluyordu. Öteki olmayı suç olmaktan çıkarmış hatta üstün gelmeyi öğrenmişti.

    Ötekilikten çıkmanın bir diğer yolu da solculuktu, ama bu yolun getirisi öyle fazla değildi. Çakma Solculuk ile anca “yarım öteki” olmaktan çıkıyordun, hem de maddi bir getirisi de yoktu. Solculuk taraklarında hiç bir zaman bezi olmadı.

    İstanbul’da yola koyuldu, Müslümanlık nutukları attıkça etrafı çoğalıyor, boyu ve yüce benliği halka halka insanlarla kule oluyordu. Ancak bu sabit bir kule değildi yeni insan halkalarıyla yükseliyordu. Meğer ne çok öteki ve beriki varmış, kendisi de şaşıyordu.

    Mitinglerde samimi Müslüman olduğunu belirtmek için sık sık yüzüğünü gösteriyordu “tüm malvarlığım bu, bundan fazlasını görürseniz biliniz ki ben hırsızlık yapmışım” diyordu.

    Sovyetlerin çöküşü sonrası Ortadoğu’daki düzenini yeniden pekiştirme peşindeki Amerika’ya göz kırpıyordu. İslam’ın özüne bağlı Erbakan’ın Amerika ile yeterli manevra yapmaması; birden gözlerinde şimşekler çaktı. İlk fırsatta Erbakanları sattı, manevranın ismini de “gömlek değiştirme” koydu ve BOP’un eş başkanı oldu. Amerika’yla partner olmuştu, artık kendisinin keramet sahibi olduğuna inanıyordu. Ego patlaması yaşıyordu.

    Öyle ki siyasete yeni bir ekol getirdiğini düşünüyordu, “Kasımpaşalılık raconuyla” Avrupa birliği müzakere masalarında blöflerle ayağa kalkıyordu, aman beyefendi yapmayın diye kolundan tutuyorlardı. Çıkarcı da olsalar işlerini belirli prensip ve nezaketle yürüten Avrupalılar hep gafil avlanıyorlardı.

    Başbakanlık vizesini Amerikalı Yahudilerden almıştı onlara bile “One minute” çekiyordu, adamların ağzı açık kaldı. Memlekete dönüşünde Türkiye ve Müslüman kamuoyunda “Müslümanların Fatihi” diye yer gök inledi. Müslümanlar olayın danışıklı dövüş olduğunu anlayana kadar Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Suriye yer ile yeksan oldu ve perde arkasında Türkiye İsrail’le her türlü ticari, ekonomik ve siyasi işbirlikçi oldu.

    Özellikle planlamanın Suriye aşamasında hızını alamıyor, patronlarından hızlı hareket ediyordu. Kin ve nefret ile Suriye’yi hedefliyordu; Amerika’ya rağmen hareketler geliştiriyordu. Binlerce tırlık silahı insanlık düşmanı, tecavüzcü, katil El kâide ve türevlerine veriyordu. Milyonlarca insan bedbaht edildi. Halende sınırlar İŞİD çetelerine açık.

    Tüm amacı Suriye’de doğacak ortamdan Kürtler bir hak sahibi olmasınlar.

    17/25 Aralık 2013 operasyonunda ele geçirdikleri devleti bölüşememekte ortağı Fethullah Gülen hükümetin hırsızlıklarını deşifre edince; kazığa oturma korkusuyla canhıraş bir mücadele verdi ve kendi paralel devletini kurdu. Para kutuları, ihaleler, alo fatihler, kupon arsalar, rüşvetler… havada uçuştu bu süreçte.

    Kitleselleşen Kürt hareketi demokratik diyalektiği dayatarak sivil siyasetle ülkeyi demokratikleştirme hedefiyle kendini ve demokratik cepheyi büyüttüğü kadar özünde Tayyip’in de önünü açtı, hatta ulusalcı ve dıştan dayatılan darbe mekaniğini engelledi.

    Ancak ötekilikten kurtulma kerametleri ile muktedir olan adam, Kürt halkının özüne sahiplenmesini ve diğer Halkların ve İnançların aslına rücu etmelerini ; kendisinin altın yumurtlayan kaz niyetiyle izlediği “soysuzluk faşizminin” bitişi anlamına geliyordu. Özüne dokunmadan her kesime bir ayar veriyordu; kavramlar çorba olmuştu.

    Kürt mücadelesi kimyasını bozuyordu; kullandığı bütün değerlerin bitişi de cabası oluyordu. Fakirken açlık katlanır da zenginken çekilmez misali, şimdi arşı aşan kulesinde, kaçak 1150 odalı sarayında muktedir olamamak çok acı veriyordu.

    Operasyonun içinde olmasından dolayı “Kobane düştü düşecek” naraları atıyordu. Onuru ve kanıyla mücadele veren Kürt halkı Kobane’yi düşürmedi, ama şimdi kendisini düşürüyor.

    Şimdide Halkların gerçek kardeşliğini ve eşit, adil toplumu hedefleyen HDP’ye komplolar düzenliyor, bombalar patlatıyor.

    Ölümüne kirli yöntemler geliştiriyor, çünkü kaybederse sadece yenilmeyecek her şeyinden olacak.

    Ama kendisinin bilmediği bir şey; HDP onun için de bir kurtuluş getiriyor. Yeniden rehabilite olmasının ve adil demokrasinin güvencesinde hesap verecek.

    Aksi takdirde kendisini alacakaranlıklar bekliyor. Bu iş muhtaç olduğu “şaplak” olmayacak, lime lime edici ölümcül bir darbe olur.

    Yeni bir başlangıç için, özgür, adil ve eşit toplum için görev başına.

    Umut ve emek ile.

  • Turgut Öker: “7 Haziran Seçimleri Türkiye’nin Son Seçimleri Olabilir”

    Turgut Öker: “7 Haziran Seçimleri Türkiye’nin Son Seçimleri Olabilir”

    Turgut Öker
    Turgut Öker

     

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu eski başkanı ve HDP İstanbul milletvekili adayı Turgut Öker’e 7 Haziran seçimleri, Aleviler ve HDP ile yapılan ittifaka ilişkin görüşlerini sorduk.

    Bir Alevi gözüyle bu seçimler neden bu kadar önemli?

    Bugüne kadar Türkiye’yi yönetenler Alevileri pek sevmediler. AKP hükümeti ise, sevmemenin ötesinde muhafazakar seçmenin oyunu kemikleştirmek için Alevi düşmanlığı yapmaktan hiç çekinmedi. Bu hükümetin IŞİD barbarlarını desteklediği konusunda hiçbir tereddütümüz de yok. Tayyip Erdoğan başkanlığında bir Türkiye’de Kobani, Suriye veya Irak’da olduğu gibi kitlesel katliamların olabileceği gerçekliği Alevileri bu seçimlerde daha da endişelendirdi. 7 Haziran seçimleri Türkiye’nin son seçimleri olabilir. Erdoğan bir Cumhurbaşkanı’nın yapmaması gereken ne varsa hepsini yapıyor. Tam bir diktatör gibi davranıyor. Başkanlık koltuğuna oturduğunda kendine muhalif bir gücü yaşatmayacaktır.

    Bugüne kadar mecliste bulunan Alevi milletvekilleri neden Alevi kimliğini temsil etmedi?

    Alevi milletvekilleri Alevi kimliği üzerinden parlamentoda mücadeleye gitmiş değillerdi. Zaten mecliste bulunan bu milletvekillerinin Alevileri ne temsiliyet kabiliyeti ne de donamımları var.

    Siz bu çıkış için neden bu kadar beklediniz?

    Aslında beklemedik. Bir önceki seçimlerde Istanbul 1. Bölgeden bağımsız aday oldum. Tek davam Alevilerin inanç ve kimlik özgürlüğüne kavuşması ve yeryüzünde maruz kaldıkları katliamlardan kurtulmaları oldu. Bu nedenle siyaset benim için vazgeçilmez oldu. 27 yıl önce Avrupa’da Aleviler adına ne hedef belirlediysek bugün bu hedeflerin hepsine ulaştık. Şimdi bu hedeflerimizi siyasi anlamda Türkiye’de de gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

    HDP ile ittifakınız nasıl gerçekleşti?

    Aleviler kendilerini oldukları gibi kabul eden, mücadelesine saygı duyan ve temsiliyet hakkı veren siyasi parti arayışı içerisindeydiler. HDP bu taleplerimize saygın ve çağdaş bir şekilde yaklaştı. CHP’den gelen teklif ise sandıkların bekçiliğini yapmak oldu. 90 yıldır CHP Aleviler için bir çözüm olmadığı gibi, Aleviler yalnızca oy deposu olarak görüldü. Ayrıca IŞİD barbarlığına karşı Kürtlerin direnişi, insanlığın kurtarıcısı olması sebebiyle Aleviler ve Kürtleri yan yana getirdi.

    Bu ittifak veya eylem birliği ne anlama geliyor?

    Ben daha çok stratejik işbirliği diye nitelendirdim. Siyasi açıdan hedeflediğimiz amaçlara ulaşabilmek için HDP bünyesinde bulunan tüm bileşenlerle yoldaşça, hedef ve mücadele birliğimizi bu partinin çatısı altında somutlaştırdık. Alevi hareketi kendini fesh ederek HDP ile bir ittifak yapmış değil. Alevi hareketleri bundan sonraki faaliyetlerini HDP çatısı altında yürütecek de değil. Bugüne kadar yarattığı tüm değerleri koruyacak. Ben HDP’den milletvekili adayıyım ancak HDP üyesi değilim. HDP’nin ‘Bizler Meclis’e’ sloganından kastı da budur. HDP yekpare ideolojiden oluşan bir parti değildir.

    ‘CHP hapishanesinde tutsak Alevilerin özgürlük yürüyüşü’

    HDP’den adaylığınızı bu yaptığınız açıklamalar doğrultusunda değerlendirebilir miyiz?

    Bana CHP genel başkanlığını verseler yine kabul etmem. Benim siyasi kimliğim sol-sosyalist bir kimliktir. CHP böyle bir parti değil. Benim CHP’den aday olmam demek bunca yıldır savunduğum tüm ilkeleri yok saymam demektir. Alevilerin talepleri ve politik ilkeleri açısından yola çıktığımızda da Türkiye’yi bu noktaya getiren Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. CHP ile ittifak yapmamamızın en önemli sebebi Diyanet’tir. Alevilerin bu tavrı, tarihsel olarak CHP hapishanesinde tutsak Alevilerin özgürlük yürüyüşüdür.

    Sizin HDP’den adaylığınız Aleviler için ne anlam ifade ediyor?

    Bu Alevilerin kendi örgütleri üzerinden meclise gitme ittifakıdır. Benim HDP’deki konumum Avrupa ve Türkiye’de bir mücadelenin parlamentodaki sesi olacak.

    Alevilik bir inanç örgütüdür siyasi bir parti değildir söylemini sıkça duyuyoruz. Son dönemlerde Aleviler siyasi olma yolunda ilerliyor diyebilir miyiz?

    Bu ifadeyi kullananlar Alevilikten bihaber insanlar. Alevilerin hiçbir tarihsel simgesi veya lideri yoktur ki hastalıktan dolayı yatakta son nefesini vermiş olsun.

    Peki neden böyle bir söylem geliştirildi?

    Aynen Sünnilikte olduğu gibi Alevilik’te de din afyonu yaratmaya çalışmalarındandır.

    Sizin veya başka bir Alevinin mecliste olması bir inancı mı yoksa bir kimliği mi temsil ediyor?

    Bir inanca mensup olan kitlelerin temsil edilmesi anlamına geliyor. Yani Aleviler başka bir şey Alevilik başka bir şeydir. Birisi bir öğreti bir diğeri o öğretiye mensup insanlar topluluğudur. Biz mecliste topluluk olarak Alevilerin, inanç olarak da öğretilerinin temsilcileri olacağız .

    Britanya Alevi Birliği Federasyonu kendi tabanından açıkça HDP’ye oy isteyemiyor bunun bir bölünmeye yol açacağı endişesini taşıyorlar. Sizin de adaylığınızı göz önünde bulundurursak HDP’ye oy istemek neden bölünmeye sebep olacak?

    Bölünmeye tabi ki sebep olmaz. Buradaki federasyonumuzun yeni olmasından kaynaklanan bir tereddüt söz konusu.

    Genelde vicdanınız ile oy kullanın çağrısı yapılıyor. Herhangi bir destek çağrısı yok…

    269 delege içerisinde HDP ile işbirliğine el kaldıranlardan birisi Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil’di. Kendisinin el kadırarak aldığı bir karar ona yabancı bir karar olamaz. Avrupa Alevi Birliği Konfederasyonu’nun yüzde 99’luk iradesi ile alınmış bir karardır. Bu nedenle herkes bu karara saygı duymalıdır.

    Peki buna rağmen neden böyle bir açıklama yapılamıyor?

    Tereddütten kaynaklanıyor bence…

    Nedir bu tereddüt?

    İnsani kaygılar örgütsel ilkelerin önüne geçiyor. Örgütümüzün aldığı kararı açıkladık ancak bu karara uyan olur veya olmaz. Britanya’da da aynı durum söz konusudur. İsrafil Erbil HDP’ye oy vereceği yönünde açıklamasını yaptı. Sendika veya sivil kuruluş örgütlerinin başkanları kurumsal tercihlerini dile getirmeseler bile bireysel tercihlerini ifade eden açıklamalar yaparlar bu da bir işaret olur.

    Bölünme olur mu?

    Olmaz. Seçimlerden sonra hem Aleviler hem de tereddütü olanlar en doğru kararı verdiğimizi görecekler. Bu nedenle bu konudaki öngürümüzden hiç süphem yok. İtirazı olanlar seçimden sonra bize hak vereceklerdir.

    Adaylığınızın kafası karışık Aleviler açısından olumlu etkisi oldu mu?

    Ben bir partinin adamı değilim, benim çizgimi bilen bilir. Ömrümü adadığım dava Alevilik davasıdır. Bu davamda daha başarılı olabilmem için HDP bir araçtır ve adaylığım davama meşru zemin oluşturacaktır. Avrupa’da başardığımız Güç Birliği’ni Türkiye’de başaramadık. Öncelikli amacım Türkiye’de de böyle güç oluşturmak ve Alevilerin birliğini sağlamak, kimlik siyaseti hareketini başlatmak. Bu tabi ki bu ayrı bir parti kurmak anlamına gelmiyor.

    Bu söyledikleriniz bir siyasi yol haritası mı?

    Evet bir siyasi yol haritası diyebiliriz. Milletvekili adayı olmamın sebebi bu siyasi yol haritasıdır. Türkiye’de Aleviler henüz bir çatı altında örgütlenebilmiş değil. Benim için bu tarihsel bir sorumluluk ve bu sorumluluğu da ancak ben yerine getirebilirim diye düşünüyorum.

    Bundan sonra Alevileri neler bekliyor?

    Erdoğan’ın 8 Haziran’da yenilgiye uğraması Alevilere inanılmaz bir özgüven kazandıracak. Çünkü Aleviler ilk kez bir siyasi tercihte bulundular ve biz de varız dediler. Alevilerin özgüvenlerini yeniden kazanmaları Türkiye’de en belirleyici güç olmalarını sağlayacak.

    Bu söylediğiniz yavaş yavaş gerçekleşiyor mu?

    Seçimlerden sonra bunun önünün açılacağını düşünüyorum.

    ‘Kürt Özgürlük Hareketi, Kobani öncesi ve sonrası’

    Kürt Özgürlük Hareketi Alevilerde zihinsel bir dönüşüm yarattı diyebilir miyiz?

    Kürt Özgürlük Hareketini 90’lı yıllarda çok sağlıklı değerlendiremedik. Türkiye Cumhuriyeti’nin örgütlediği bir hareket olarak gördüm. Bundan dolayı da sağlıksız ilişkilere girdim. Kürt Özgürlük Hareketinin özgüveni ile birlikte kendi dışındaki toplumsal yapılara yoldaşça yaklaşımı bugün bu hareketin tarihsel misyonunu bir adım daha öne çıkardı. Kürt Özgürlük Hareketinin farklı kimlik ve etnik grupların maruz kaldığı katliamlara ve saldırılara bedel ödeyerek ve şehitler vererek karşı koyması bizler açısından bu hareketi bugüne kadar vermiş olduğu mücadele ve misyonundan daha anlamlı bir yere taşıdı. Kürt Özgürlük Hareketine, Kobani öncesi ve sonrası tanımlaması yapılacaksa bu yanlış olmaz.

    Bazı Alevilerin Şafi Kürtler önyargısı nasıl yıkılacak?

    Bu önyargı ancak pratikte yıkılabilir. Aleviler için Madımak neyse Roboski de odur. Roboski’ye yaptığımız taziye ziyareti ve yine yaptığım seçim çalışmalarında da gördüğüm; kadınların devrimci tarzdaki değişimi ve dönüşümü takdire şayan bir durum. Egemen güçler bugüne kadar yan yana gelmemizi engelledi fakat yan yana gelişimiz bu önyargıları da yıkacak. Farklılıklarımızda bizim eşit koşullarda yaşamamıza hizmet edecektir diye düşünüyorum. Mazlum halklar birleştiğinde bize bu acıları yaşatanları alaşağı etme imkanını bulacağız.

    Rojava Devrimi Aleviler açısından ne ifade ediyor?

    Rojava Devrimi; öğreti olarak Alevilere hiç de yabancı olmayan bir anlayışın ve modelin Ortadoğu’da hayata geçirilmesi olarak görülüyor. Alevilikte, özyönetim, demokrasi ve dünyada çok az inançta olan rızalık vardır. Kendi içinde farklılık arz eden halkların, birbirlerinin hukunu yaşatma pahasına bir araya gelmeleri sadece Rojava açısından değil, tüm Ortadoğu açısından da bir model. Alevilerin bu temsiliyeti pratikte görmeleri bakımından Rojava Devrimi önem taşıyor.

    Seçimlerden sonra Türkiye’yi nasıl bir tablo bekliyor?

    Barajı aşacağımıza dair hiçbir süphem yok. 90 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek tip insan yaratma politikası ve Türk İslam sentezi tarihe karışacak. Türk-İslam sentezi Kürtleri ve Alevileri asimile ve yok etmek istedi. Ancak 8 Haziran’dan itibaren Kürtler ve Aleviler güçlü bir şekilde parlamentoda olacak. HDP’nin “Biz” projesi üzerinden zulüm gören tüm halklar için yeni bir süreç başlayacak ve bu yok eden zihniyet için ise ciddi bir yenilgi olacak.

  • Daymer’den Birleşik Krallık Genel Seçim Değerlendirmesi

    Daymer’den Birleşik Krallık Genel Seçim Değerlendirmesi

    Daymer'den Birleşik Krallık Genel Seçim Değerlendirmesi 1

    Seçim Sonuçlarının Gösterdikleri: Dünden Daha Fazla Birliğe İhtiyacımız Olacak

    İngiltere’deki seçim sonuçlarının yankıları üzerinden iki hafta geçmesine rağmen devam ediyor. İşçi Partisi mi, yoksa Muhafazakarlar mı derken, hatta ve hatta İşçi Partisi’nin kazanması neredeyse kesin gözüyle bakılırken sandık başka bir şey söyledi. Muhafazakar Parti kendisinin bile tahmin edemediği bir galibiyet alırken, geçen dönem koalisyonla yönettiği hükümeti tek başına yönetme hakkını kazandı. Bu feci seçim sonuçlarından sonra üç lider işinden olurken, üçün biri, yani UKIP başkanı Farage yaptığı kıvrak bir hareketle U dönüşü çizerek istifa ettiği görevine tekrar döndü. Fakat Farage’dan daha büyük hezimete uğrayan İşçi partisi lideri Ed Miliband ve Liberal Parti lideri Nick Clegg tarih sayfalarındaki yerlerini almak üzere kayboldular.

    İktidara tek başına gelen Muhafazakar’lar birçok işçi, emekçi ve göçmen için daha fazla kesinti ve kötü hayat koşulları anlamına gelirken, zengin ve patronlar için servetlerine daha fazla servet katıp, istedikleri gibi vergi kaçıracakları ve özelleştirme politikalarıyla daha fazla kamu fonunu ele geçirebilecekleri bir dönemi onlara sunuyor. Bu anlamda bir örnek vererek bunun daha şimdiden nasıl hayata geçirdiklerini görmemiz mümkün. 8 Mayıs Cuma günü yani seçimlerden bir gün sonra, sonuçların kesinleşmesi ile beraber zengin iş adamları İşçi Parti’sinin seçimleri kaybedip Mansion Vergisindeki (lüks konaklardan alınan vergi) vaadinin hayata geçmemesi, Muhafazakar’ların da nerdeyse sıfır Mansion vergisinin kalması vaadini fırsat bilerek, 6 saatte yaklaşık 100 milyon sterlin tutarında gayrimenkulü satın aldılar.

    Muhafazakar Parti seçtiği bakanlar ile önümüzdeki 5 yıl için niyetini de ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar ortaya çıkan en temel başlıklardan gözüken tabloda ise Ulusal Sağlık Servisi (NHS) başta olmak üzere okulların ve diğer kamu alanların kesintiye uğramalarına kesin bir göz ile bakılıyor. Sosyal yardımlarda ise 12 milyar sterlin kesintiyi hayata geçirip işsizlik, kira yardımı ve engelli yardımını kesmeye hazırlanıyor. Ek yatak odası vergisi ve katma değer vergisinin %20 kalması devam edecek. Bunun ile beraber saldırılara karşı harekete geçecek işçi yığınlarının önünü kesmek için daha ilk günden anti-sendikal yasaları hayata geçirmek üzere düğmeye bastı. Grev oylamalarında %50 gibi bir kısıtlama getirmek isteyen Muhafazakar Parti öyle görünüyor ki Thatcher geleneğini devam ettirip sendikaları en büyük düşmanı ilan edecek. Bunun yanında Human Rights Act, yani İnsan Hakları Yasası’nı kaldırıp, başta Müslüman toplumu ve bunun ile beraber göçmen, ilerici ve demokrat bireyleri ‘potansiyel suçlu’ başlığı altında susturmaya çalışacak. Kendisi dışındaki tüm kesimleri günah keçisi ilan edip şeytan olarak göstermeyi planlayan Muhafazakarlar, bu yolla ‘böl yönelt’ silahını kullanmayı hedefliyor. Kısacası gerek kadınlar, gerek gençler, gerek engelliler, gerek çalışanlar ve gerekse de sosyal yardımla geçinenlere karşı saldırıların yoğunlaşacağı bir 5 yıl bizleri bekliyor.

    Peki son 5 yılda bir çok kesinti politikası ile İngiltere’deki hayat şartlarını 1930’lara götüren Muhafazakar’lar nasıl oldu da bu seçimi kazandı? Bu seçimlerde Muhafazakar’lara alternatif ya da rakip olarak görünen ve kazanması mümkün olabilecek tek parti İşçi Parti olarak görülüyordu. Fakat İşçi Parti bu dönem tasarruf politikalarını ret etmektense bunları kabul edip daha fazla tasarruf politikaları söylemlerinin ilerisine gidemedi. Umutsuz ve inziva söylemleri, bunun ile beraber sendikal bürokrasinin korkaklığı Muhafazakar partiye seçimleri kazandırdı. İşçi Parti lideri Ed Miliband’in seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarında değişim sinyalleri verdiği dönemlerde oylarının yükseldiğini görülürken, sınıf karşıtı ‘bir kuruş daha fazla borçlanmak yok’ ‘ekonomide daha çok disiplin’ ‘her yıl bütçe açığını kesinti yaparak kapatacağız’ söylemleri Ed Milband’a seçimleri kaybettirip koltuktan inişi getirdi.

    Bununla beraber İşçi Partisi yöneticileri kötüye giden hayat koşullarından göçmen toplumları sorumlu tutarak, işçilere yaptığı ihaneti bu sefer kendisine her zaman sadık olan göçmen toplumlara yaptı. Fakat öyle görünüyor ki İşçi Partisi seçimlerden sonra doğru dersleri çıkarmaktansa, durumu daha da kötüye götürecek söylemler parti içinde daha etkili oluyor. Parti içinde Peter Mandelson gibi bir çok söz sahibi kişi partiyi daha sağa kaydırmaları gerektiğini belirterek sendikalar ile olan ilişkilerine sitem ediyor. Bu açıklama yapılırken dikkate alınmayan unsurların başında ise İşçi Partisi içinde sol kanadı oluşturan milletvekillerinin seçimlerde aldığı oyların yükselmesi oldu. Başta işçi emekçiler bunun yanında bir çok göçmen toplum tarafından sevilen John McDonald ve Jeremy Corbyn olmak üzere İşçi Partisi içinde solu temsil eden kesim olarak bilenen milletvekili adayların bu seçimlerde de oylarını artırmaları, öyle görünüyor ki işçi Partisi merkezinin dikkatinden kaçmış bulunuyor.

    Ardı ardına bir çok İşçi Partili temsilci partinin ‘özlem’ vermeyi unuttuğunu, özlemin işçi sınıfı özleminden daha çok ortak sınıf özlemlerini gidermek olması gerektiğini söylüyor. İşçi Partili gölge bakanları ve ileri kurmayları bu söylemle toplumun iyi bir ev, iyi bir iş, yaşanıla bilinecek bir maaş, ücretsiz bir sağlık sistemi, ırkçılığın olmadığı bir gelecek vaatleri yerine, ‘John Lewis’ gibi lüks mağazalarda alışveriş yapabilecek bir ‘özlem’ kaygısı duyduklarını dile getirip partinin bu doğrultuda hareket etmesi gerektiğini belirtiyorlar. Parti içindeki bu söylemler ve liderlik yarışında şimdiye kadar öne çıkan bir çok adayın aynı telden çalıyor olması, ‘İşci Partisi Projesinin’ artık kendini tüketen bir sürece doğru yol aldığını gösterir nitelikte.

    Peki ya diğer sol partiler ne yaptı?

    İşçi Partisi aksine irili ufaklı diğer sol partiler bu seçimlerde oylarını artırarak ileride kurulabilecek bir seçim ittifakı için umut verdiler. Bu anlamda en büyük atılımı hiç şüphesiz Ulusal İskoçya Partisi (SNP) yaptı. Sadece İskoçya’da adaylıklar gösteren Parti geçen seçimlerde 6 olan milletvekili sayısını 56’ya çıkardı. Ulusal İskoçya Partisi (SNP) tasarruf politikalarına ve nükleer silahlanmaya karşı savunduğu emekçilerin özlemini karşılayan söylem ve talepleri ile bu mükemmel zaferin sahibi oldu. Bağımsızlık kampanyasında yakalanan Evet havası ve bunun ile harekete geçen taraftar ordusu, İskoçya’da hem Muhafazakarları hem de İşçi Partisi’ni deyim yerindeyse haritadan sildi. Yine sol söylemli Yeşil Parti 1 milyonun üstünde oy alarak insanların tasarruf karşıtı isteklerini gösterdi. Bunun yanında ilk defa 136 aday ile genel seçimlere, yaklaşık 450 aday ile de yerel seçimlere giren Sendikacıların ve Sosyalistlerin Koalisyonu TUSC, genel seçimlerde 36,368 bin, yerel seçimlerde ise 80 bin dolayında oy aldı. Öte yandan oy kullanma oranının özellikle İskoçya dışında kalan bölgelerde %65’de kalması, alternatif görmeyen bir kesiminde sandık başına gitmediğini de göstermektedir.

    Her türlü saldırı için birleşmeliyiz

    Maliye bakanı George Osbourne’nun 100 günde hızlı bir şekilde 12 milyar sterlin kesintiyi hayata geçireceğiz söylemi üzerine, Muhafazakar Parti bir çok şehirde protesto edilmeye başlandı. 10 Mayıs’da yaklaşık 10 bin kişinin katılımıyla Londra’da başlayan gösteri serisi sırasıyla Cardif, Bristol ve  Lincoln’da devam etti.  Daha önce 1970, 1983, 1992 ve 2010 iktidara gelen Muhafazakar yine bu şekilde protesto edilmişlerdi.

    İngiltere’de önümüzdeki dönemde hepimize büyük görevler düşüyor. Yapılacak kesintiler ve uygulanacak tasarruf politikaları, bunun yanında hayata geçirilecek yeni yasalar, İngiltere’deki yerli göçmen bir çok toplumu yakından ilgilendirecek. Kısa dönemde her kesimden sol örgütlerin, toplum merkezlerinin, sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların birleşip sağlığa, eğitime, daha iyi iş ve ücret hakkına sahip çıkıp, ırkçılığa ve çevre saldırılarına karşı birleşmesi önemli olacaktır. Mayıs ve Haziran ayında daha önce olmadığı kadar yürüyüş ve eylemler ardarda hayata geçecektir. Bu anlamda 20 Haziran’da da People’s Assembly (Halkların Birliği) yürüyüşünde İngiltere’deki tüm toplumlar gibi Türk ve Kürt toplumunun burada yer alması hayati önem taşımaktadır.

    İngiltere’de önümüzdeki dönem işçi, emekçi ve göçmen toplumların mücadele etmesi gereken bir başka önemli unsur ise yükselen ırkçı, faşist akım ve bununla beraber UKİP’in yükselişi olacaktır. UKIP lideri Nigel Farage’in bugün milletvekili olmayışı tüm anti-faşist hareket tarafından kutlanması gereken bir başarı. Bu anlamda Stand up to UKIP ve Unite Against Fasicm gibi çalışma yürüten grupları tebrik etmek gerekiyor. Fakat iyi gelişmenin yanında karamsar olarak görünen tablo ise UKIP’in genel seçimlerde aldığı 3.9 milyon oy (120 bölgede ikinci parti oldu), kazandığı 174 belediye encümen azası ve Thanet Belediyesini tek başına yönetme hakkı gerçeği oldu. Seçimlerde alternatif göremeyen, ana partilerden umudunu kesen bir kesimin tepki oylarını kendine çeken UKIP’in, Avrupa Birliği referandum tartışmalarının yoğunlaşacağı önümüzdeki günlerde, göçmen karşıtı ve anti işçi sınıfı tavrı daha çok öne çıkacaktır. Ancak ortak sorunlarımıza karşı ortak mücadeleyi yükselterek UKIP ve diğer ırkçı ve faşist oluşumların önünü kesebiliriz. Yukardaki sosyal ve kamusal alandaki talan yanında ciddi sınav vermemiz gereken bir diğer başlıkta hiç şüphesiz bu olacaktır.

    İngiltere’de uzun dönem açısında da hayata geçmesi gereken önemli adımlar var. Bunların başında ise İngiltere’deki sol hareketin temel talepler doğrultusunda, halkçı bir seçim koalisyonu kurmak için hızlı bir şekilde adım atması büyük bir önem taşımaktadır. Ancak sendikalar, işçi hareketi, çevre hareketi, göçmenler ve toplumun diğer bir çok kesimini içinde barındırabilecek bir hareket, İşçi Partisi’ne ve diğer burjuva partilerine alternatif olacaktır. Tek başına parti taleplerinden daha çok, ortak bir program etrafında birleşmek işçi ve emekçilerin özlemlerini karşılayabilecektir.

    Day-Mer Yönetim Kurulu adına Oktay Şahbaz