Category: KÜRDİSTAN

  • Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gözaltına Alındı

    Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gözaltına Alındı

    Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi ekiplerince gözaltına alındı. Belediye binasına ve eşbaşkanların evlerine de baskın düzenleyen polisler arama yapıyor.

     

    Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, bu akşam polislerce gözaltına alındı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca PKK’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı alınan verilen eş başkanlardan Gültan Kışanak Diyarbakır Havalimanı’nda, Fırat Anlı ise adresinde, İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi ekiplerince gözaltına alındı.

    Havalimanı’nda gözaltına alınan Gültan Kışanak Ankara’dan dönüyordu. Kışanak, 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nda bugün dinlenmişti. Komisyon’da dinlendikten sonra uçakla kente dönen Kışanak’ın uçağı kente iner inmez havalimanında gözaltına alındığı öğrenildi.

    Gözaltına alınan Kışanak ve Anlı’nın evlerinde de polis araması yapılıyor.

    Belediyede darbe görüntüsü

    Eşbaşkanların gözaltına alınması ile eş zamanlı olarak polisler Büyükşehir Belediyesi’ne de baskın yaptı. Çok sayıda çevik kuvvet ve özel hareket polisi ile beraber TOMA ve akrep tipi zırhlı araçlarla belediye binası abluka altına alındı. Binaya girmek isteyen belediye çalışanları polisler tarafından engellendi. Çalışanlar ile polis arasında gerginlik yaşanırken, baskının gerekçesine dair herhangi bir bilgi verilmedi.

    Belediye binasının çatısına ve her katına ellerinde uzun namlulu silahlarla bulunan özel harekat polisleri yerleştirildi.

    Baskının haber alan HDP Amed Milletvekili Feleknas Uca ile Amed Baro Başkanı Ahmet Özmen de belediye önüne geldi. DİHA

  • Özgürleşmeyi Bekleyen Şehir: El Bab

    Özgürleşmeyi Bekleyen Şehir: El Bab

    Bab kenti tarihten bu yana, Suriye’nin büyük şehirleri ile Irak’ın Musul, Bağdat gibi batı şehirleri arasındaki ticaret yollarının birbirine bağlayan son derece stratejik bir güzergah üzerinde ve kilit bir nokta konumunda.

     

    Dünya’nın gözünün çevrildiği, üzerinde çeşitli hesapların yapıldığı DAİŞ ve Suriye Ulusal Koalisyonuna (SUK) bağlı çeteler ile QSD güçleri arasında amansız bir savaşın sürdüğü Şehba bölgesinin halklar mozaiği kenti El Bab adeta Üçüncü Dünya Savaşının merkezi haline geldi.

    Kendisini tamamen “Kürtsüz politikaya” yatıran ve Cerablus ve El Rai işgalleri ile müdahalelerde bulunan Türk devletinin izlediği Ortadoğu politikası daha Suriye iç savaşının daha ilk günlerinden bu yana dibe vurdu ve Türk devleti stratejik derinlikte boğuldu.

    Ancak Türk devleti stratejik boğulma yaşamasına rağmen bildik Ortadoğu politikasında yani Kürt ve Kürt Özgürlük Hareketi düşmanlığı temelinde geliştirdiği politika da ısrar etmeye devam ediyor.

    Şehba bölgesinde yer alan El Bab, Eyyübiler, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mirdasiler, Ukayliler, çok kısa bir süreliğine Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yaptı. Osmanlı’nın dağılmasıyla birlikte bir süreliğine Fransız işgali altına girdi.

    El Bab Fransız işgali ardından ise Suriye halklarının önemli bir yerleşim merkezi oldu. Akdeniz’e açılmada önemli bir durak olarak kabul edilen Bab, Suriye’nin en önemli ticaret hattı üzerinde bulunmasıyla da dikkat çekiyor.

    Bab kentinin nüfus yapısı esas itibari ile Arap, Kürt ve Türkmenlerden oluşsa da kent farklı halk ve inanç toplulukları da yaşıyor. Kentte çok az sayıda Ermeni, Asurî, Yahudi ve Çerkes de yaşıyor.

    Osmanlı geçmişinden kaynaklı olarak Türkiye’nin sürekli önem atfettiği Bab kenti esas olarak tarihsel, toplumsal, sosyal, kültürel ve ekonomik sebeplerle Türkiye’nin ilgisini çekiyor. Bu nedenle Minbic’i özgürleştirme hamlesi ardından Türk devletinin paçası tutuştu ve bölgede işgallere ihtiyaç duydu.

    BAB KENTİNİN TARİHSEL ÖNEMİ

    1516 yılındaki Mercidabık Savaşı’nda Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile girdiği ilk ve kati neticeli savaştır.

    24 Ağustos 1516’da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Bab kentinin de içinde aldığı, Halep şehrinin kuzeyinde yani Şehba bölgesinde yapılan savaşı, Osmanlılar kazandı. Muharebenin sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı. Türkiye bugün yine bu amaç peşinde koşuyor.

    Bab kenti tarihten bu yana, Suriye’nin büyük şehirleri ile Irak’ın Musul, Bağdat gibi batı şehirleri arasındaki ticaret yollarının birbirine bağlayan son derece stratejik bir güzergah üzerinde ve kilit bir nokta konumunda.

    Tabi bu durum kentin ve bölgenin demografisini zamanla değiştirse de kent özünü her daim korudu. Bab, Suriye’nin her tarafına açılan büyük yolların da birbirleri ile kesiştiği Halep’in kuzeyinde bulunuyor.

    Yarısı çöl olan kentin doğu kısmından da Rakka, Deyr Zor ve Irak’a rahat bir şekilde geçiliyor. DAİŞ çetelerinin de burayı işgal etmesindeki en büyük sebebi de bu konumundan kaynaklanıyor.

    BAB KENTİNİN EKONOMİK ÖNEMİ

    Halep ile Gaziantep tarihten bu yana Ortadoğu’nun iki temel ticaret merkezi ola gelmiştir. Bab, Efrîn ile Ezaz ise bu iki ticaret merkezi arasında kalan stratejik yerlerdir.

    Türkiye ticaret merkezini yitirmek istemiyor. Cerablus ve El Rai işgalleri yaptığı hamleler ile Bab kentini de kontrolünü altına almak istiyor. Türk devleti Suriye savaşının başından bu yana bunu amaçlıyor ve bu temelde politia geliştiriyor.

    Bab kenti DAİŞ çeteleri için varlık ve yokluk anlamına geliyor. Bilindiği gibi DAİŞ çeteleri ekonomik gelirlerinin büyük kısmını petrol satışından sağlıyor. Tabi ekonomik anlamda güçlü olmak sahada belirleyici bir faktör.

    Bab kentinin de DAİŞ çetelerinin Suriye, Irak, Türkiye güzergahlarından petrolü dışarıya sattığı Suriye’de en büyük petrol geliri sağladığı güzergahlardan biri olması nedeniyle de stratejik önemde.

    DAİŞ çeteleri Irak ve Suriye’deki ham petrolü Türk devleti ve KDP sayesinde Güney Kürdistan üzerinden Türkiye’ye ve dünyaya pazarlıyordu. Ve yine aynı şekilde DAİŞ çeteleri Ezaz – Cerablus hattından da petrolü çok ucuz bir şekilde Türkiye pazarlıyor ve böylece AKP/Sarayın ekonomisini ayakta tutuyor.

    Bu nedenle DAİŞ çeteleri silahları buradaki para kaynağı sayesinde rahat bir şekilde temin edebiliyor.

    Bölgesel ilişkilerin geçiş noktası olan Bab kentini almak psikolojik üstünlüğün yanı sıra askeri ve siyasal üstünlüğü de ele geçirmek anlamını taşıyor.

    BAB KENTİNİN TARİHSEL SİYASAL ÖNEMİ

    Müslüman Kardeşler ile olan ilişkilerinden ileri geliyor. Zira Türkiye’nin şu an Efrin ve Kobané kantonlarının birleşmesi olasılığını bahane ederek Cerablus ve El Rai kasabasını işgal etti.

    Türk devletinin bugün Bab yakınlarında vurduğu birçok yer tarihte Müslüman Kardeşlerin merkezi olan yerlerdir. Müslüman Kardeşler’in Bab çevresindeki önemli merkezleri Marea, Dabık, Extarin, Til Rifat vb alanlar olmuştur.

    Geçtiğimiz yıl QSD güçleri ile Ceyş El Suwar güçleri Minix Havaalanı, Deyr Jemal, Tel Rıfat gibi yerleri özgürleştirince Türk devletinin Halep yolu da kesildi. Türk devleti bu gerçeği gördüğü ve bildiği için ‘Göz göre göre yollarımızın kapanmasına seyirci kalamayız‘ ve ‘Efrin ve Kobané kantonlarını birleştirecek ‘ Kürt koridoru ‘ istemiyoruz ‘ diye yanıp tutuştu.

    Ve bu nedenle geçen yıl QSD ve Ceyş El Suwar güçlerine, bu yıl Minbic’in özgürleştirilmesi ardından da YPG/YPJ güçlerine, Cerablus Askeri Meclisi’ne yönelik saldırılar gerçekleştirdi ve Cerablus ve El Rai kasabalarını işgal etti.

    Türk devletinin seyirci kalmak istemediği şey aslında Müslüman Kardeşler örgütünün merkezleri ile olan tarihsel ilişkilerinin ve yollarının kesilmesidir. Çünkü Suriye tarihinde Müslüman Kardeşlerin de bir yeri var. 79 yılında Müslüman Kardeşler ayaklanmış ve ayaklanma 3 yıl boyunca devam etmiştir.

    3 yıl süren ayaklanma 82 yılında bastırıldıktan sonra Müslüman Kardeşler kadrolarının hepsi Türkiye’ye geçti.

    suriye-turk-isgal-haritasi-copy
    Son durumu gösteren harita

    BAB KENTİNİN DEMOGRAFİK ÖNEMİ

    Bab – Efrîn – Ezaz çevresinin Türk devleti tarafından bombalanmasının diğer önemli bir nedeni ise, bölgenin halklar mozaiği olmasıdır.

    Bab tarihten bu yana Türkmen, Ermeni, Arap ve Kürtlerin bir arada yaşadığı bir bölgedir. Bu bölge Şehba olarak da bilinen bir bölgedir. Bu bölgede ağırlıklı olarak Kürtler, Araplar, Türkmenler bir arada yaşıyor.

    Bab kentinin bir diğer önemi farklı halkları, farklı inançları ve farklı kültürleri içinde barındırıyor olmasıdır. Türk devletinin bölgeye yönelik saldırılarının asıl nedenlerinden biri de, Kürt halkının elde ettiği tarihsel kazanımlardır. Ayrıca Kürt halkının diğer halk ve inanç toplulukları ile buluşmasıdır.

    Kürtler, Rojava Devrimi ile ağır bedeller ödeyerek topraklarını, birlikte yaşadığı farklı halk ve inanç topluluklarını DAİŞ, El Nusra, Ehrar El Şam, Sultan Murat Tugayı vb. çetelerin saldırılarına karşı korudu. İşte Kürtler ödedikleri bu ağır bedellerle de Rojava ve Suriye’de yaşayan halklarla eşitlik, özgürlük, adalet temelinde buluştu.

    BAB KENTİNİN ANLAMI VE STRATEJİKLİĞİ

    Bölgesel ilişkilerin geçiş noktası olan Bab kentini almak psikolojik üstünlüğün yanı sıra askeri ve siyasal üstünlüğü de ele geçirmek anlamını taşıyor.

    Bab kentini almak Kilis’ten başlayıp Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan geçerek Ezaz’a, oradan da Halep’e uzanan koridor da Türk devleti tarafından DAİŞ ve SUK çetelerine lojistik ve askeri destek sağladığı hattın tümden koparılması anlamına gelecektir.

    Bu hattın koparılması ile beraber Şehba bölgesinde DAİŞ ve SUK çetelerinin işgali altında bulundurduğu alanlarda ağır darbe yemesini beraberinde getirecek ve Türk devleti de darbelenecektir.

    Bab kentinin özgürleştirilmesi ile birlikte Halep ve Bab kentinin kuzeyinde bulunan Ezaz, Marê, Til Rifat’tan oluşan Şehba bölgesine daha fazla hükmetme imkanına sahip olunacak.

    MAHİR YILMAZKAYA-ANF

  • Hesekê’deki Saldırıda Yaşamını Yitirenlerin Sayısı 34’e çıktı

    Hesekê’deki Saldırıda Yaşamını Yitirenlerin Sayısı 34’e çıktı

    Hesekê’de bir düğüne yönelik gerçekleştirilen canlı bombalı saldırıda yaşamını yitirenlerin sayısı 34’e çıktı. Cizre Kantonu Sağlık Konseyi yetkililerinin verdiği bilgiye göre, şehit sayısı yaralılardan 3 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle 34’e ulaştı.

     

    ROJAVA’DA 3 GÜNLÜK YAS İLAN EDİLDİ

    Rojava Kantonları Genel Koordinasyonu, Hesekê katliamına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Hesekê saldırısının, iflas eden terörist güçler ve onların destekçilerince gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada,  “3 Ekim 2016 tarihinde DAIŞ teröristleri, korkakça ve alçakça bir saldırı ile Hesekê’deki düğünü hedef almıştır. Saldırıda çoğu kadın ve çocuk onlarca yurttaş yaralanmış ve şehit düşmüştür” denildi.

    Açıklamanın devamında, “Güçlerimiz, elde ettiği kazanımlarla bu terör örgütlerine ağır darbeler vurmuş, Rojava ve Kuzey Suriye’nin birçok bölgesinden onları temizlemiştir. Bu terör örgütleri yenilgilerinin intikamını sivil halkımızdan çıkarmak istemektedir. Rojava Kantonları Genel Koordinasyonu olarak bu alçakça saldırıyı şiddetle kınıyoruz” denildi.

    Suriye krizine çözüm geliştirmek için Rojava Devriminin yanında yer almaları konusunda uluslararası kamuoyuna ve demokrat halklara çağrıda bulunulan açıklama, şu ifadelerle sonlandı: “Bu tür saldırıların, halklarımızın özgürlüğü ve demokrasisini inşa etme projelerimizin ilerleyişine engel olmayacağını belirtiyoruz. Bu günden itibaren 3 günlük yas ilan ediyor ve bütün halkımızın saldırılara karşı duyarlı olması ve toplu alanlarda bulunmaması konusunda çağrıda bulunuyoruz.

    Bütün halkımızın çocuklarına ve yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, şehitlerimize rahmet ve yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.”

  • Tarihi Açlık Grevi Eylemi Başladı, İşte O İsimler

    Tarihi Açlık Grevi Eylemi Başladı, İşte O İsimler

    DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP tarafından Öcalan ile görüşme yapılması talebiyle kararı verilen açlık grevi eylemi aralarında milletvekilleri, belediye başkanları, sinemacılar ve sanatçıların da bulunduğu 50 kişilik bir grup ile başladı.

     

    İsimler arasında DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, İmralı Heyeti’nden Ceylan Bağrıyanık, Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları Ebru Günay ve Cengiz Çiçek de yer alıyor.

    Süresiz dönüşümsüz açlık grevine girenlerin isimleri:

    Nadir Yıldırım (HDP Milletvekili)

    Selma Irmak (HDP Milletvekili)

    Berdan Öztürk (HDP Milletvekili)

    Dilek Öcalan (HDP Milletvekili)

    Ferhat Encu (HDP Milletvekili)

    Ebru Günay (Öcalan’ın Avukatı)

    Cengiz Çiçek (Öcalan’ın Avukatı)

    Sebahat Tuncel (DBP Eşbaşkanı)

    Leyla Güven (DTK Eşbaşkanı)

    Zeynel Mat

    Mehmet Candemir

    Uğur Bayrak

    Zeki Baran

    Murat Döner

    Gülcihan Şimşek

    Hasip Yalnıç

    Zeynep Karaman

    Ceylan Bağrıyanık

    Berfin Emektar

    İbrahim Halil Yıldırım (Sinemacı)

    Nazım Hikmet Çalışkan

    Abdullah Tarhan

    Zeynel Doğan (Sinemacı)

    İslam Dağdeviren

    Bekir Kaya (Van Belediye Eş Başkanı)

    Mehmet Ali Tunç

    Beritan Tayan

    Bayram Demir

    Berivan Özlem Kutlu

    Yıldız Çetin

    Rukiye Eryılmaz

    Hasan Güngör

    Zelal Abiş Birtane

    Hayrettin Satar

    Hüseyin Çelik

    Necmi Dilmaç

    Bayram Akman

    Abdulkadir Çalışkan

    Siyamend Yaruk

    Arif Akkaya

    Abbas Ercan

    Arzu Karaman

    Elif Haram

    Semra Karaduman

    Talat Emre

    Rıfat Roni

    Sinan Ekinci

    Nalan Göze

    Yusuf Ziya Yavuz

    Yusuf Sökmen

    Tarihi Açlık Grevi Eylemi Başladı, İşte O İsimler 2
    Öcalan için yapılan açlık grevi eylemine katılan isimler

    HAKLI VE MAKUL TALEBİMİZE KARŞILIK VERİLİNCEYE KADAR

    Basın açıklamasında konuşan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, “Son derece haklı ve makul talebimize karşılık verilinceye kadar başlattığımız süresiz ve dönüşümsüz açlık grevimizin talebinin karşılanması için dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz” dedi. 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmenin yapılması talebiyle Kürt siyasi bileşenlerinin günlerdir hazırlığını yaptığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi, DBP Amed il binasında düzenlenen basın açıklamasıyla başladı. Açıklamada açlık grevine girecek olan 50 kişinin ismi de duyuruldu. Binaya Amed halkı akın ederken, binanın etrafı Saray çeteleri tarafından kuşatıldı. “Sayın Öcalan ile görüşme sağlanıncaya kadar dönüşümsüz süresiz açlık grevindeyiz” pankartı asılırken açıklamanın yapıldığı Vedat Aydın Konferans Salonu’na “Öcalan’ın sağlığı ve güvenliği için endişeliyiz görüşme derhal sağlansın”, “Önderliğimizin özgürlüğü özgürlüğümüzdür” pankartı ile Öcalan’ın posterleri asıldı. Açıklamada zılgıt ve alkışlar eşliğinde “Bê Serok jiyan nabe”, “Bijî Serok Apo” sloganları atıldı. Çok sayıda gazeteci açıklamayı takip etti. 

Açıklamaya HDP milletvekilleri, eşbaşkanları, belediye eşbaşkanları, siyasetçilerin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı. Açlık grevlerine katılanlar üzerinde Öcalan’ın resminin olduğu önlükler giyindi. Hazırlanan ortak basın metninin okunmasından önce DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, açlık grevinin amacına ilişkin kısa bir açıklama yaptı. Daha sonra hazırlanan Türkçe metin DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel tarafından okundu.

    ‘ÖCALAN’IN SAĞLIK VE GÜVENLİK DURUMUNA DAİR TEK BİR OBJEKTİF BİLGİ EDİNMİŞ DEĞİLİZ’

    31 Ağustos 2016 tarihinde seçilmiş halk temsilcileri, kanaat önderleri ve sivil toplum temsilcileri olarak yapılan açıklamada, 18 yıla yakın bir süredir İmralı Cezaevi’nde tek kişilik hücrede ağır tecrit koşullarında tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan 5 Nisan 2015 tarihinden bugüne kadar hiçbir haber alamadığını ifade eden DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, bu konuda kaygıların kamuoyuyla paylaşıldığın dille getirdi. Tuncel, “15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 52 gün geçmiş olmasına, bu süreçte darbecilerin İmralı Adasına dönük fiili bir müdahalesinin olduğunun kesinleşmesine rağmen, Sayın Öcalan’ın sağlık ve güvenlik durumuna dair bir tek objektif bilgi edinebilmiş değiliz” diye ifade etti. 

Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürdistan ve Türkiye halklarının özlem duyduğu barışın sağlanması için ağır tecrit koşullarına rağmen, Öcalan’ın İmralı’da bulunduğu 18 yıl boyunca büyük emek ve çaba harcadığını belirten Tuncel şöyle devam etti: “2013-2015 yılları arasında geliştirdiği diyalog süreciyle de barışın mümkün olduğunu tüm dünya kamuoyuna göstermiştir. Devletin, 28 Şubat deklarasyonu ile müzakereye geçiş aşamasında süreci sonlandırması sonucu çok büyük acılar yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Bu kadar önemli bir konumda olan Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağır tecrit ne insan hak ve özgürlükleri ne de demokrasi açısından kabul edilebilir değildir.

    ‘50 GÖNÜLLÜ ARKADAŞ İLE AÇLIK GREVİNE BAŞLANDI’

31 Ağustos deklarasyonumuzda açıkladığımız, ‘Sayın Öcalan’a dönük bu hukuk ve ahlak dışı uygulamayı sineye çekmemiz beklenemez. Milyonların umut bağladığı bir siyasi Önderi yok saymamızı, kendisinden haber alınmasının bile engellenmesini normal karşılamamızı kimse bizden beklememelidir. 510 gündür sürdürdüğümüz her türlü siyasi, hukuki, diplomatik, insani çaba hükümet tarafından boşa çıkarılmıştır. Bu nedenle Sayın Öcalan’la avukatları, aile üyeleri veya siyasi bir heyetimiz yüz yüze görüşüp kendisinden sağlıklı bir haber alıncaya kadar yeni bir süreç başlatma kararı almış bulunmaktayız. Bu çerçevede; aramızdan 50 gönüllü arkadaşımız 5 Eylül tarihi itibariyle süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlayacaklardır. Bu açlık grevinin tek talebi vardır; Sayın Öcalan ile hukuk kuralları çerçevesinde görüşme yapılmasıdır’ dedik.

Açıklamasını yaptığımız günden bugüne talebimiz karşısında hiçbir girişim olmamıştır. Bizler bugün burada 50 gönüllü olarak, Sayın Öcalan ile avukatları, ailesi veya siyasi bir heyetimizin görüşmesi sağlanana kadar süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlıyoruz. 

Halkımıza ve demokrasi güçlerine çağrımızı yineliyoruz; öncüsünü ve önderini layıkıyla sahiplenemeyen hiç bir halk onurunu da özgürlüğünü de koruyamaz. Bu bizim için her şeyden önce bir onur meselesidir. Bütün halkımızı en güçlü şekilde kendi onuruna ve özgürlük hakkına sahip çıkmaya, bize dayatılan bu onursuzluğu kabul etmediğimizi, etmeyeceğimizi bütün dünyanın duyabileceği şekilde haykırmaya çağırıyoruz. Son derece haklı ve makul talebimize karşılık verilinceye kadar başlattığımız süresiz ve dönüşümsüz açlık grevimizin talebinin karşılanması için dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.”

  • İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi

    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi

    İrlanda’nın başkenti Dublin’de Rojava ile dayanışma ve Türk devletinin işgal girişimlerini protesto etmek amacıyla İrlandalı emekçiler tarafından bir eylem düzenlendi.

     

    Dün Dublin merkezinde bulunan postahane önünde yapılan kalabalık bir grup katıldı. Eylem Rojava Calling ve Saoirse ve İrlanda İşçi Dayanışma Hareketi tarafından organize edildi.

    Eylemde PKK, YPG ve YPJ bayrakları ile birlikte üzerinde ‘Türk devleti, Kürtlere saldırıya son ver’ yazılı pankartlar kaldırıldı. Sinn Feinn Cumhuriyetçi Gençlik örgütünün ise üzerinde ‘Öcalan’a özgürlük’ yazılı büyük afiş açması dikkat çekti.

    Eylemde bir çok kişi Türk devletinin Kürtlere yönelik saldırıları protesto etmek amacıyla kanlı kefenler giyerek yere uzandı. Günün kalabalık bir saatinde yapılan eylem yoğun ilgi gördü. Eylemin amacını anlatan bildiriler eylem süresi boyunca etraftan geçen insanlara dağıtıldı.

    Eylemde İrlanda İşçi Dayanışması hareketi, Sinn Feinn partisi ve tanınmış sendika örgütleri temsilcileri birer konuşma yaptı. Yapılan konuşmaların odak noktası Türk devletinin Suriye’deki işgal girişimleri ve Daiş adı altında Kürtlere yönelik saldırıları oldu.

    Eylem organizasyonu adına yapılan konuşmada, Türk devletinin cihatçı ortalklarıyla Suriye’de YPG ve YPJ’ye saldırılarını kınamak amacıyla bugün brdayız denildi.

    Yapılan konuşmalarda; ‘Türk devleti Daiş ile yaptığı iş birliğinden sonra Cerablusu tek bir kurşun sıkmadan işgal etmiştir. Bununla beraber YPG ve SDG’nin kontrolünde olan yerleşim yerlerine saldırı başlatmış ve 45’ten fazla sivil insanı katletmiştir.’ denilerek, Türk devletinin esas hedefinin Daiş olmadığı aksine Daiş ile savaşan Kürt güçler olduğu belirtildi.

    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi 2

    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi 3

    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi 4


    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi 6

    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi 5

    İrlandalı Emekçiler Rojava İçin Eylemdeydi 1

  • Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar

    Rojava’da yaşamını yitiren İngiliz devrimcile Kosta Eric Scurfield ve Dean Carl Evans için Londra’da yapılan anmada duygusal anlar yaşandı. Her iki devrimcinin ailelerinin de hazır bulunduğu anmada yaptıkları konuşmalarda çocuklarının inandıkları değerler için mücadele verip yaşamlarını yitirdiklerini ve bununla gurur duyduklarını ifade ettiler.

    İngiliz vatandaşı YPG savaşçısı Konstandinos Erik Scurfield Rojava’nın Til Berak kentinde 2 Mart 2015’te DAIŞ çeteleri ile savaşırken yaşamını yitirmişti. Rojava’da YPG saflarında savaşan İngiliz asıllı Dean Carl Evans (Givara Rojava) ise 21 Temmuz’da Minbic’te yaşamını yitirdi.

    Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından organize edilen ve İngiliz asılllı YPG şehitleri Eric Scurfield ile Dean Evans’ın anma etkinliğine kitlesel katılım gerçekleşti. Pazar günü Dalston’da bulunan Halkevi’nde yapılan anmaya yoğun bir ilgi gösterilirken salonda yer kalmadığından insanlar ayakta anmayı izledi.

    İrlandalı aktivist Mark Campbell tarafından yürütülen anmada Dean Evans’ın babası Steve Howell ve annesi Tracey Howell, Eric Scurfield’ın babası Chris Scurfeld, KNK Dış ilişkiler sorumlusu Erdalan Baran ve Roj Kadın Meclisi sözcüsü Türkan Budak, PYD İngilitere temsilcilerinden Ciwan Efrin birer konuşma yaptı.

    Öncelikle demokrasi şehitleri anısına saygı duruşu ile başlayan anmada Campell açılış konuşmasını yaparak şehitlerin insanlık adına Daiş’e karşı mücadele verdiklerini ve şehit ailelerinin halk ile buluşmasına dair önemi vurguladı.

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 3
    Konstandinos Eric Scurfield ve Dean Carl Evans

    İNANDIĞI DEĞERLER UĞRUNA YAŞAMINI VERDİ

    21 Temmuz’da Minbiç’te yaşamını yitiren 23 yaşındaki İngiliz Dean Carl Evans’ın annesi Tracey Howell anmada yaptığı duygusal konuşmada Dean’ın inandığı değerler uğruna yaşamını verdiğini ifade etti.

    Tracey Howell şöyle konuştu: ‘‘Bazıları Dean için, ‘bir hiç için genç yaşamını feda etti’ diyor. Onlara şunu söylemek istiyorum; Dean inandığı değerler uğruna bilinçli bir tercih yaparak Rojava’da savaşmaya gitti. Onu nelerin beklediğini bilerek kararını verdi. Dean sadece Kürtleri korumak için değil, dünyanın en barbar örgütüne karşı insanlık değerlerini savunmak için gitti. Dean çok cesur kişiliğiyle hepimizi korumak adına kahramanca savaşarak yaşamını yitirdi. Biz ailesi olarak çok üzgünüz, Dean’ın yaşamını yitirmesi hepimizi büyük acı verdi ama büyük onur da duyuyoruz. Dean yüreğini takip etti.
    https://youtu.be/0PqnvDeEWIE
    Kürt halkının sahiplenişi bizi çok onure etti ve bu süreçteki destekleri acımızı hafifletti. Her gün çok sayıda Kürt, babasını, eşini, çocuğunu ve sevdiklerini kaybediyor, malesef bunların çoğu haber bile olmuyor batı medyasında. Bu vesileyle sevgilerimi ve saygılarımı Rojava’da yaşamını yitirenlerin ailelerine gönderiyorum.’’

    Tracey Howell gözyaşları içinde yaptığı konuşmasını ‘Şehid Namirin’ sözüyle bitirdi.

    YÜREĞİNİN SESİNİ DİNLEDİ

    Dean’ın babası Steve Howell da yaptığı konuşmada, Dean’ın Kürt halkının çektiği acılar karşısında sessiz kalamadığını ve yüreğinin sesini takip ettiğini ifade etti. Dean’ın muhteşem bir genç olduğunu belirten Steve kendisinin inandığı değerler uğruna yaşamını yitirdiğini ve onunla gurur duyduklarını ifade etti.
    https://youtu.be/g2pp0IM2rVY
    Şehit Kostas Scurfield’ın abbası Chris Scurfiel ise yaptığı konuşmada ‘ortadoğunun ezilen halklarını savunucusu Kürtler’ vurgusu yaparak oğlu Kostas’ın orada ezilen tüm halklar için ezilenden yana daiş çetelerine karşı savaştığını belirtti. Scurfield yaşanan acıların son bulması için temennide bulunarak konuşmasını tamamladı.
    https://www.youtube.com/watch?v=tsjvPgaoHD0
    Özellikle her iki devrimciyi de yakından tanıyan YPG savaşçısı İngiliz Macer Gifford’da Kostas ve Evans ile nasıl tanıştığı anılarını katılımcılarla paylaşarak salonda duygusal anlar yaşanmasına neden oldu. Guifford ayrıca Ortadoğuda Türk’lerin çıkar politikaları dahilinde insanık dışı bir çok olaya imza attıkları yetmezmiş gibi Türkiye’de Kürtler ve hükümet muhalifi tüm çevrelere çirkince saldırdığını hatırlatarak, Türkiye’nin Rojava’da yenileceğinin altını çizdi.
    https://youtu.be/jc7GUjXGUXA
    Anmada birer konuşma yapan KNK Dış ilişkiler sorumlusu Erdalan Baran ve Roj Kadın Meclisi sözcüsü Türkan Budak, PYD İngiltere temsilcilerinden Ciwan Efrin aileye başsağlığı dileyerek böylesi cesur gençler yetiştirdikleri için bir kez daha teşekkür edip, anılarının Rojava’daki insanlık mücadelesinde yaşayacağını ifade ettiler.

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 1
    Anmaya Dean Carl Evans ile Kostandinos Eric Scurfield’in aileleri katıldı

     

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 2

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 4
    Dean Carl Evans

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 3

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 5

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 6

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 7

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 8

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 9

    Rojava’da Yaşamını Yitiren İki İngiliz Devrimcinin Anmasında Duygusal Anlar 10

  • Azadiya Welat Gazetesi Baskınında 27 Kişi Gözaltına Alındı

    Azadiya Welat Gazetesi Baskınında 27 Kişi Gözaltına Alındı

    Kürt basınına yönelik baskılar devam ediyor. Özgür Gündem gazetesinin kapatılması kararından sonra dün de tek günlük Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat Gazetesi’nin Amed’deki merkez binasına polis baskın yaptı. Baskında gazete binasında bulunan çalışanlar ve misafirler gözaltına alındı.

    Azadiya Welat Gazetesi merkez bürosuna baskında misafirlerin de aralarında bulunduğu gazetenin 27 çalışanı gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazeteciler binadan çıkarılırken, sık sık “Özgür basın susturulamaz” sloganını attı.

    Azadiya Welat gazetesinin gözaltına alınanlarının isimleri şöyle:

    Yasemin Sayın
, Hayat Yılmaz, 
Ahmet Kızılay
, Arap Turan
, Berxwedan Tulpar
, Sürreya Dal
, Zeynep İzgi
, İbrahim Bayram, 
Engin Özelçi, 
Ahmet Boltan
, Ceylan İpek, 
Mehmet Emin Kaya, 
Ziyan Karahan
, Veysi Altın
, Ercan Yeltaş
, Azime Tarhan
, Serdal Polat
, Cengiz Aslan
, Ferit Toprak, 
Mehmet Hüseyin Şahin, 
Mehmet Aydın, 
Pusat Bulut
, Mehmet Emin Akgün. 

Baskın esnasında büroda misafir olarak bulunan Vesile Tulpar, Bahar Haram, Mecrum Tekol ve Aydın Kaya adlı çocuk da gözaltına alındı.

    Ölçen: Azadiya Welat’ı okuyucularıyla buluşturmaya devam edeceğiz

    Azadiya Welat Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi Ramazan Ölçen, editörler olarak bugün sokağa çıkıp gazeteyi okuyucularla buluşturmaya devam edeceklerini söyledi.

    “Sadece Azadiya Welat’a değil gerçeğe yapılan bir saldırıdır. Halkımız ile özgürlük ve demokrasi mücadelesini veren bütün kurumlar bu gerçeğe sahip çıksın” dedi.

    Gazeteyi Amed’teki okuyucuları ile buluşturan arkadaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösteren Azadiya Welat İmtiyaz Sahibi Ramazan Ölçen, halka gazeteye sahip çıkma çağrısında bulundu. Uzun süreden bu yana gazeteye yönelik baskı ve saldırıların olduğunu hatırlatan Ölçen, “Birçok dağıtımcımız ve muhabirimiz gözaltına alındı ve tutuklandı. En son olarak da Amed’de 25 dağıtımcımız gözaltına alındı. Bu baskı ne ilk ne de son olacak. Buna karşı sessiz kalmayacağız. Gazetemizin Amed’teki dağıtımcılarının gözaltına alınması bizi yıldırmayacak. Gerektiğinde gazetenin bütün editörleri yarın gazeteyi okuyucularına ulaştırmaya devam edecek. Bu güne kadar halkımız ve okurlarımız bu baskılar karşısında bizi yalnız bırakmadı. Bundan sonra da yalnız bırakmayacak. Halkımız gelip gazetesini bürodan almaya devam edecek. Bütün baskılara rağmen hakikatin izinde olmaya, gerçekleri yazmaya devam edeceğiz” dedi.

    Halka ve demokratik kesimlere de çağrıda bulunan Ölçen, “Bu saldırı sadece Azadiya Welat‘a değil gerçeğe saldırıdır. Halkımız ve özgürlük ve demokrasi mücadelesini veren bütün kurumlar bu gerçeğe sahip çıksın” şeklinde konuştu.