Category: Oktay Şahbaz

  • Eğitimim iyileştirilmesi mi!

    Geçen hafta Kraliçe beklenen konuşmasını yaptı ve yeni parlamento dönemini de açtı. Bildiğiniz gibi her ne kadar konuşmayı Kraliçe yapıyor olsa da geleneğe göre konuşma iktidara gelen parti tarafından, yani bugün açısından, Muhafazakar parti tarafında yazılıyor. Kraliçe her ne kadar önümüzdeki 5 yıl için bir program hakkında bir şeyler söylese de aslında bu Muhafazakar partinin manifestosundan alıntılardan başka bir şey değil. Peki bu konuşmada neler öne çıktı? Bu konuşmada Sosyal yardımlar, Ulusal Sağlık Servisi, Avrupa Birliği üyeliği gibi konular ana başlıkları oluşturdu. Bu başlıklar altında önümüzdeki dönem hayat geçecek uygulamaların işçi, emekçi ve göçmenleri daha çok yoksulluk ve daha kötü hayat koşullarını dayatacağı kesin. Ana başlıkların yani sıra eğitim ve diğer meselelerde konuşmada yer bulan diğer konular oldu. Eğitimde yeni bir yasadan bahsedilirken eğitim müfredatı yada eğitim kalitesi konusunda umut veren bir şey söylenmedi.

    Eğitim konusunda aslını söylemek gerekirse hükümet kimseyi şaşırtmadı. Bu konuda tekrar dillendirdiği ve yeni çıkaracağı yasalar ile daha da kolay açacağı Akademi okul modellerini yine eğitimin büyük başlığı olarak sundu. İngiltere’de okul yeri sıkıntısı olduğu bir dönemde hükümet bu anlamda inisiyatifi yerel belediyelere verip okullar yaptırmaktansa ipleri kendi eline alıp istediği yerde kendi kafasına göre Akademiler ve Şerbet Okullar açma kararı aldı. Hükümet bunu da utanmadan eğitimin iyileştirme planı olarak sundu.

    Bir yandan eğitim kalitesini yükselteceğini söyleyen hükümet bir yandan da Akademi ve Serbest Okul (Free School) programının genişletilmesinden bahsederek çelişkili açıklamalar yaptı. Akademi ve Serbest okul modellerini başarılı okul sistemleri olarak gösteren hükümet öyle görünüyor ki kendi verilerini bile bu konuda incelemeyi unutmuş. İngiltere’de son dönemlerde açılan hem Serbest Okullar hem de Akademi okulları yetersizlikten ve başarısızlıktan dolayı ya kapatılıyor yada sürekli müdür değiştiriyor. Özellikle Serbest Okullar okul yeri sıkıntısı çekilen bölgelerde açılması beklenirken bunlar zengin yada orta sınıf kesimlerin oturduğu ve okul yerlerinde sıkıntı olmayan yerlerde açılıp yetersiz talep olmayınca kapatılıyor. Yada bu okullar eğitimsiz öğretmen çalıştırdıkları için büyük sıkıntılar çekip aileler tarafından protesto ve eylem sonucu kapılarına kilit vurmak zorunda kalıyor. Akademi programı ise daha uzun dönemli bir program olmasına rağmen gereken başarıyı gösteremedi. Bir kaç tane başarılı akademinin dışında bir çoğu eğitimde istenilen seviyeye ulaşamadı. İngiltere’de en son açıklanan en başarısız 100 okul sırasında Akademi okulların çoğunluğu hem hükümeti hem de Eğitim Bakanı’nı utandırdı.

    Peki bu sistem başarısız ise neden hükümet Akademi ve Şerbet Okul programını genişletmek istiyor? Bunun cevabı ise gayet basit. Daha önce Bölge Eğitim Müdürlükleri denetiminde olan okullar şimdi yavaş yavaş özel sektöre kaydırılıyor. Yani okullar devlet ve belediyeler tarafından değil özel kar amaçlı şirketler tarafında yönetiliyor. Bu anlamda bir servisten daha çok kar yapmaya çalışan bir şirket görüntüsü veriyor. Bunu yaparken birincisi genç ve ucuz bir iş gücünü tercih ediyor, tecrübeli ve kaliteli öğretmenlere yer vermiyor. Okuldaki hademende mutfağa, bilgisayardan kütüphaneye her şey özel sektör tarafından yönetiliyor. Milyonlarca sterlin devletin bütçesinde çıkıp Akademi ve Serbest okullarını yöneten özel şirketlerin kasasına giriyor.

    Öyle görünüyor ki bu yöntemin İngiltere’de eğitim kalitesini düzeltmesi zor gibi görünüyor. Bu anlayış daha çok İngiltere’de önümüzdeki dönem eğitimde bölünmeyi getirecek. Bu bölünmede kaliteli ve kalitesiz eğitim adı altında olacak. Bir kesim, zengin ve orta sınıf, parası olan, kaliteli bir eğitim almaya devam ederken, parası az olan işçi, emekçi ve göçmen toplumlarda kalitesiz bir eğitim sisteminin içinde kendilerini bulacaklar. Her ne kadar bir çoğumuz Kraliçe’yi çoğu zaman sempatik ve hanım bir bayan olarak görsekte aslında onun bu tür açıklamalarda ne kadar kendi halkından uzak ve onlara karşı ne kadar acımasız olduğu bir kez daha görüyoruz. Yaşadığımız bu ülkeye daha fazla yüzümüzü dönmek için bu paketten daha iyi bir sinyal olamadı!

  • Sınav stresi çocukları eğitimden soğutuyor

    Sınav stresi çocukları eğitimden soğutuyor

    Britanya’da sınav döneminde sınav stresi ile baş etmek için yardım isteyen çocukların sayısında %200 artış gerçekleşti. Çocuk vakfı NSPCC (National Society for the Prevention of Cruelty to Children) yaptığı açıklamada özellikle eğitim sektöründe yaşanan bu gelişmeden dolayı kaygılı olduğunu dile getirdi. NSPCC tarafından çocukların kendi sorunlarını dile getirmeleri için oluşturulan Childline sitesine bu konuda yapılan başvuru ve taleplerin 2013-2014 yılında 34 bin iken bu sayının şuan üç kat artarak 100 bini geçtiği belirtildi. Childline sitesinde eğitim konusunda sıralanan ders yoğunluğu, öğretmen ile sorunlar, ders çalışma ve sınav stresi gibi kategorilerde en çok ziyaretin sınav bölümüne yapıldığı göründü. İngiltere’de eğitim sisteminin tamamen sınav sonuçlarına endekslenmesi, öğretmen maaşlarının performansa bağlanması bu tur sonuçları kaçınılmaz kıldı.

    Bir çoğumuz belki de böyle raporları duyduğumuzda ‘Ne olacak ki” “Neden stress oluyorlar” gibi yorumlar yapacağız. Çocuklar hepimizden daha enerji dolu ve mutlu bireylerdir, onların bu tür arayışlara girmelerini bir nevi son çare olarak değerlendirmemiz bence daha isabetli olur. Çocuklar anksiyete, stres ve hoşnutsuz olmaları onların hem gelişimini hem de öğretmen ve öğrenci ile olan ilişkilerini etkiler. Kısacası stres olan bir çocuğun sınavlarda başarılı olması bu anlamda daha zor olur.

    Peki çocukları bu kadar stresli duruma getiren etkenler nedir? Bu soruyu cevaplamak için İngiltere’deki eğitim sistemine bakmamız mümkün. Maalesef İngiltere’de eğitim seviyesi ve kalitesi sürekli yapılan sıralamalar ve puanlamalarla ile yapılıyor. Bu nedenden dolayı İngiltere’de okuyan çocuklar dünyadaki bir çok öğrenciye göre daha fazla teste tabii tutuluyorlar. Yaşanan sorunlar hem öğretmen, hem doktor hem de veliler tarafından dile getiriliyor ve değişmesi isteniyor. Fakat belki de son 20 yıldır bu talepler iktidardaki tüm hükümetler tarafından görülmez ve duyumsamazlıktan geliyor. Bir çok hükümet ve eğitim bakanı sınavları ve sınav sonuçlarını kullanarak öğretmenlere daha fazla baskı uygulayıp, okulları kapatıp bir çok öğrenim olanağını yok ediyor. Bir çok müdür kendi üzerinde olan bu baskıyı sırasıyla önce öğretmenlere daha sonra öğrencilere yıkıyor. Belirgin ve önemli olan çocuğun ne öğrendiğinden daha çok aldığı sınav sonucu oluyor.

    Daha yaratıcı ve yüksek kaliteli bir eğitim için daha farklı metotlar kullanılması gerekiyor. Maalesef İngiltere’de eğitim sistemi yaratıcı bir sistemden daha çok defalarca kendi tekrarlayan, sıkıcı bunun yanında veri değerlerine bağlı ‘tatmin edici’ seviyesinin üstüne çıkmayan bir sistem olarak işliyor. Durum böyle olunca her şeyin veriler ve sınav sonuçları ile açıklandığı bir sistemde çocukların zihinsel sorunları olması kaçınılmaz oluyor.

    Sınav sistemi bir çok öğrenciyi eğitimden soğutuyor ve eğitimde ciddi bir daralmayı getiriyor. Sınav stresinden uzak ve yaratıcı kaliteli bir eğitim için hükümetlerin yapması gereken eğitimi daha geniş bir şekilde ele alması olacaktır. Bunun kararları da öğretmen, doktor ve diğer uzmanlara bırakılması büyük önem taşımaktadır. Çocuğun işin merkezinde olduğu, ona mutluluk ve esenlik getirecek bir eğitim sistemi her çocuğun hakkı.

  • Kardeşler Arası İlişkiler

    Kardeşler Arası İlişkiler

    Bu hafta sizlere son dönemlerde sıkça rastladığım bir sorun hakkında bir yazı yazmak istedim. Özellikle yetişkinler olarak eş, dost ve akrabalarımız ile ilişkilerimizin iyi olmasına dikkat ederiz. Öyle ki bazen abla ve abilerimiz için her şeyi yapmaya hazır olan bir toplumuz. Fakat yeni kuşak gençlik ve çocuklarda şimdiden başlayan bir gerginlik var. Daha çok küçük yaşta bile kardeşler arasında kıskançlık, saldırganlık, bağımlılık, her şeyi tekeline alma eğilimi ve benzeri davranış bozukluklarına rastlamak mümkün. Durum böyle olunca ev içinde gerilim ve sıkıntı da eksik olmuyor. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalardan yola çıkarak sizlere bir şeyler anlatmak istedim, umarım faydalı olur.

    Her ne kadar kardeşler arasındaki bağ kültürümüzde çok değerli gibi görünse de bu ilişkinin temelinde ‘rekabet’ her zaman bulunmaktadır. Çocukların bu rekabetlerinin temelinde anne ya da babaya yalnızca kendilerinin sahip olma, onları başkalarıyla paylaşmak istememe gibi düşünceler yatar. Kardeş ilişkilerinin temelinde iki önemli etken vardır. Bunlardan birincisi, annenin tutumu; ikincisi ise çocuğun sıra, yaş, cinsiyet gibi özellikleri. Bu sorun eğer anne ve baba çalışıyorsa daha da kotu olabilir. Çocukları ile fazla zaman ayıramayan aileler yaptıkları davranışlar ile çocuklar arasındaki rekabeti çoğu zaman derinleştirebilir. Bizim toplumda isteyerek yada istemeyerek en çok yapılan hatalardan bir tanesi de bu olarak görülüyor.

    Çocuklarımızı bir birbirleriyle karşılaştırmak onların zamanla birbirlerinde nefret etmesine neden olabilir. Özellikle çok başarılı olan çocuğu örnek olarak göstermek ve onun kadar başarılı olamayan kardeşi buna zorlamak, o düzeye çıkamayacağına inanan çocuğun, meşhur olmak için, olumsuz yollara sapmasına kadar varan davranış bozukluklarını benimsemesine neden olabilmektedir. Çocukları aşırı zorlamak, bir çok hallerde onları gerekli gereksiz birbiriyle karşılaştırmak, yetişkinlerin istediği gibi olumlu sonuç vermemektedir. Yetişkinler, çocuklarının olumlu ilişkiler kurmalarını istiyorlarsa “Neden kardeşin gibi olamıyorsun? Anlamıyorum’’ türünden kıyaslayıcı konuşmalardan sakınmalıdırlar.

    Anne-babanın dikkat etmesi gereken en önemli konulardan biri de ‘kıyaslamadır’. Çocuklar arasında yapılan kıyaslama çocuklar arası rekabeti ve doğal olarak kıskançlığı ciddi anlamda tetikleyecektir. Bunun için ebeveynler her çocuğunun davranışını ayrı ayrı takdir etmeli ve her çocuğunun hatasını ayrı ayrı ele almalıdır. “Bak ağabeyin ne kadar çalışkan sen de çalışsana!” gibi klişeleşmiş bir söz çocuğu olumsuz etkiler. Eğer anne çocuğunun çalışmasını istiyorsa bunu diğer kardeşleriyle kıyaslamadan direk olarak uygun bir üslupla söylemelidir.

    Sonuç olarak başta da belirtildiği gibi çocuklar arasındaki kıskançlığa en büyük etken ebeveynin ve esas olarak annenin tavır ve tutumlarıdır. Her durumda çocuklarla ayrı ayrı ilgilenilmeli, onlara hayatlarında yaşayacakları değişiklerle ilgili açıklamalar yapılmalı, kıyaslamalardan kesin bir şekilde kaçınılmalıdır. Anne baba arasındaki problemler de çocukların duygu durumlarını etkilediğinden çocuklara anne ya da baba yanında bir taraf olma baskısından kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklar arasında yapılacak cinsiyete ilişkin ayrım da çocuğu çok olumsuz etkileyeceğinden bu şekilde yapılan evlat ayrımlarından kaçınılmalıdır.

  • Benim oğlum mühendis, kızımda doktor olacak…

    Çocuklarımızın başarılı olması için sürekli öğütte bulunuruz. Onların mutlu olmaları hepimiz için önemli ve değerlidir. Fakat bir çoğumuzun kabul edemediği şey onların istediklerini yaparak mutlu olmaları. Her ne kadar bunu kabul etmesek de, sürekli çocuklarımızdan beklentilerimiz var. Ben bile dün gibi annemin ve babamın söylediklerini hatırlıyorum, ‘Oğlum biriniz doktor olun biriniz mühendis’. Babam dört çocuk babası olunca hepimize bir meslek biçmişti, ama kararlı ve anlayışlı muhabbetlerimiz sonucu herkes kendi istediğini yaptı. Fakat maalesef bunu yapamayıp hayatları boyunca anne ve babalarının isteklerini yapmakla kalıp mutsuz olan sayısızca genç var. Ailelerimiz her ne kadar mutluluğumuzu istese de bazen istemeyerek de olsa bizleri mutsuz edebiliyorlar.

    Eğitim hayatıyla, çocukları sayesinde, yeniden tanışan aileler çocuklarının isteklerini ve isteyebileceklerini bazen tahmin edemiyorlar. Bu yüzden kendi gelişim döneminde kendisi ve o dönem toplum içinde saygın olan mesleklerin halen önemli olduğu düşünebiliyor. Bunun dışında teknolojik gelişmeler ile sürekli değişen, yeni iş ve olanaklar yaratılan dünyayı algılamakta zorlanabiliyor. Durum böyle olunca da her şeyi kendi penceresinden görmeye devam ediyor. Bu kendi penceresi, kendisi için darlıkları getirdiği kadar çocuğu içinde belli sıkıntıları da yaşatabiliyor.

    Çocuklarımız ile meslek ve gelecek konularını konuşmak kolay bir şey değil. Gerçekten faydalı bir sohbet etmek istiyorsak daha geniş bir bilgiye ya da araştırma içine girmemiz bizler ve çocuklarımız için faydalı olacaktır. Fakat çoğu zaman çocuklarımıza bu konuları nasıl anlatacağımızı düşünmüyoruz, yardım da istemiyoruz. Dolayısıyla kendi önyargılarımızı çocuklarımıza aktarıyor, her çocuğun aslında farklı geliştiğini unutuyor ve farklı istekleri görmezden gelip, okul ve kurumlara destek olunması için talepkar olmuyoruz. Bu tür durumlarda çoğu zaman ya yanlış bilgilendirme yapıyor ya da çocuklarımızın isteklerinden daha çok kendi isteklerimizi onlara dayatıyoruz. Sonuç mutsuz ve aile ilişkileri yıpranmış bir gençten öteye gitmiyor.

    Bir çok araştırmacı ya da uzmana göre çocukları doğru bir mesleğe yönlendirebilmek için anne ve baba çocuklarının nelere ilgi duyduğunu, nelere karşı becerileri olduğunu, bir iş yaparken ne yaptığını objektif olarak gözlemleyebilmeli. Bu sürece çok erken yaşlardan başlamalı. Çünkü çocuğun ilgisinin başladığı dönem okul öncesidir. Velilerin çocuklarının iyi bir meslek seçimi konusunda yardımcı olabilmeleri için, okul öncesi dönemden başlayarak ilgilerini, becerilerini ve sosyal ortam ile oyun gruplarında ne yaptıklarını çok iyi gözlemlemeleri gerekmektedir. Bu sayede çocuklarına daha doğru ve objektif olarak yardımcı olabilirler.

    Çoğu kişi “Ben çocuğumu çok iyi tanıyorum. O benim evladım. Onu ben yetiştirdim zaten” diyerek yanılgıya düşebiliyor. Çocuklarımızın gerçekten neleri severek ve isteyerek yaptıklarını iyi gözlemleyip onlar ile doğru ve adil sohbetler edelim. Eğer anne ve baba olarak bu sohbetleri yapmakta kendimize güvenmiyorsak o zaman çevremizde İngiltere eğitim sistemini tamamlamış akraba, eş dost ya da abi ve ablalardan yardım istemeyi ihmal etmeyelim. Unutmayalım gelecek çocuklarımızın geleceği.

  • GCSE Sınavlarında Ne Tür Değişiklikler Oluyor?

    Eylül 2016 yılında İngiltere eğitim sisteminde büyük değişikliklerin yaşanacağı bir yıl olacak. Gerek ilkokul, gerek ortaokul ve gerekse de kolej eğitiminde müfredat ve sınav sistemi ile ilgili büyük değişiklikler yürürlüğe girecek. Bu değişiklikler genel seçimlerden sonra daha fazla netlik kazanacak olsa gibi görünse de değişikliklerin çoğu tüm partiler tarafından destekleniyor. Bu haftaki yazımızda sizler ile özellikle GCSE, yani ortaokul bitirme sınavlarında planlanan bazı değişikliklerden bahsedeceğim. Umarım yardımcı olur.

    GCSE sınavlarında son 5 yıldır sürekli değişiklikler yapılıyor. Şimdiye kadar yapılan değişiklikler eğitim kalitesini yükseltmekten daha çok öğretmenlerin is gücünü arttırmaktan öteye gitmedi. Şimdiye kadar yapılan değişikliklerin başında dönem ödevlerinde yapılan değişimler öne çıkıyor. Yeni uygulamalara göre bir çok dersin dönem ödevi kaldırıldı ve dersler tamamen öğrencilerin sınav başarısına bağlandı. Bu uygulama deyim yerindeyse çocuklarımızın hayatını bir tek sınava bağladı. Dahası bu uygulama bilgisayar, resim, tiyatro ya da müzik gibi pratik dersler için sıkıntı yaratıyor. Bu pratik dersleri öğreten öğretmenler bu konudaki sıkıntı ve taleplerini değişik kampanyalar aracılığıyla dile getiriyor.

    Diğer önemli değişiklik ise müfredatın içeriği ile ilgili oldu. Bu değişiklik iki anlamda ortaokul müfredatının daralması anlamına geldi. Birinci daralma dersleri deyim yerindeyse önemli ve önemsiz olarak ayırmak ile oldu. Bu ayırmayı Ebacc başlığı altında yapan hükümet İngilizce, Matematik, Fen, Tarih, Coğrafya, Bilgisayar Bilimi ve Yabancı Dil derslerini ‘önemli’ ders olarak kabul ederken diğer dersleri ‘önemsiz’ dersler kategorisine koydu.  Bir çok okul yönetimi bu söylemi dikkate alarak çocukları özellik 10 ve 11. sınıfta bu dersleri seçmeleri konusunda zorlamaya başladılar. Diğer daralma ise ders içeriği yöntemiyle yapıldı. Bu değişiklik bir çok derste temel konuların kaldırılmasına ve araştırma, sorgulama gibi yöntemlerin son bulması anlamına geldi.

    Bir başka değişiklik ise GCSE sınav sonuçlarının işaretlenmesi oldu. Şimdiye kadar hepimiz A* dan G’ye kadar olan sonuçlara alışmışken, 2016’dan sonra haflarının yerini 1’den 8 kadar olacak numaralama sistemi alacak. Hükümet bu uygulamayla özellikle yüksel sınav sonuçlarını engellemek istediğini söylerken bunu neden ve hangi bilimsel araştırmaya dayandığı konusunda hiç bir açıklama yapmadı.

    Yapılacak bu değişiklikler her ne kadar eğitimin kalitesini yükseltmek için yapıldığı öne sürülse de aslında bu değişikliklerin eğitime uzaktan ve yakından bir faydası olmayacağı bir çok öğretim üyesi tarafından söyleniyor. Bu uygulamalar ve değişikliklerin özellikle özel sınav şirketlerine ve kurs kitapları satan büyük firmalara yarayacağı ve onların için yapılan bir ‘iyilik’ gibi görülüyor. Özelleşen eğitim sistemi bu tür faydası olmayan değişim ile çocukların kaliteli bir eğitim almasını engellerken, hazırlık ve bürokrasi içinde boğulan öğretmenlerin işlerini iki katına çıkartıyor. Bu değişimleri bilmemiz ve yeri geldiğinde öğretmenlerimize buna karşı yapılacak kampanyalarda desteklemek, gelecekte en başta çocuklarımız için faydalı olacaktır.

  • Ulusal Öğretmenler Sendikası (NUT) Konferansından notlar

    oktay sahbaz

    Bu hafta sizler ile 3-7 Nisan arasında, yaklaşık 5000 delegenin katıldığı ve İngiltere’nin Leeds, Harrogate bölgesinde yapılan NUT konferansından bahsedeceğim. Bizzat katıldığım NUT’nin yıllık konferansında öne çıkan tartışmaları sizinle paylaşmak istedim. Yaklaşık 350 bin üyesi ile, hem İngiltere’nin hem de Avrupa’nın en büyük öğretmen sendikası olan NUT’nin bu seneki konferansında 4 yaş öğrenciler için Temel Seviye Belirleme sınavı, eğitim bütçesi, öğretmenlerin iş yükü ve artan ırkçı ve göçmen karşıtı uygulamaların eğitime yansıması öne çıkan başlıklar oldu. Konferansta ayrıca geçen günlerde Yalova Valisi Selim Cebiroğlu’nun incelemelerde bulunmak için gittiği Termal Fen Lisesi’nde, dershanede kıyafetlerini beğenmediği için azarlayarak sınıftan kovduğu ve daha sonra hayatını kaybeden öğretmen Halil Serkan Öz’de unutulmadı.

    NUT konferansında en çok tartışılan konu hiç şüphesiz 7 Mayıs’taki genel seçimler sonrası eğitim bütçesinin ne olacağı oldu. Genel seçimlere yaklaşırken gerek İşçi Parti’si, gerekse de Muhafazakar Parti’nin okul bütçeleri hakkında kaçamak cevap vermeleri öğretmenleri kaygılandırıyor. Muhafazakarların okul bütçesinden %12, İşçi Parti’nin ise %10 kadar gerçek anlamda kesinti yapması bekleniyor. Konferansa katılan delegeler bu kesintilerin sonucunda bir çok okulun başta öğretmen kesintisi olmak üzere, araç ve gereç, yardımcı öğretmen, danışmanlık gibi bir çok servisin kesilmeyle karşı karşıya olacağını dile getirdiler. Bu konuyu uzun bir sure tartışan delegeler yeni hükümetin okul bütçesine enflasyona göre artış belirlemediği takdirde 2015’in ilk döneminden itibaren grev kararı alacaklarını söylediler.

    Konferansta en çok tartışılan diğer bir tartışma ise 4 yaşında , yani Reception sınıfına giden, öğrenciler için 2016 yılından itibaren hayata geçirilecek Temel Seviye Belirleme sınavı oldu. İlkokul yeni müfredatı altında hayata geçecek bu uygulama aslında öğrencilerin bir çok bilgiyi yaratıcı, deney ve tecrübe ederek öğrenmesi yerine sınava dayalı bir eğitim anlayışı ile öğretmeyi dayatıyor. Ayrıca daha 4 yaşını doldurmayan çocukların sınav stresi ile tanışmalarını sağlayacak. Bu uygulamayla okulu sevmeyen, okuldan korkan, zevk almayan, öğrenmeyi sadece kağıt üzerinde yapılan bir aktivite olarak gören nesiller yetiştirilecek. Bu konuyu oldukça dikkate alan delegeler yapılan oylamada %100 oy ile bu sınavları boykot edeceklerini ve bunların uygulanmaması için gerek okullarda gerekse de toplumda aileleri bilgilendireceklerini söylediler.

    Tartışmaların en güçlü bir şekilde geçtiği diğer bir konuda öğretmenlerin iş gücünün konuşulduğu gündem oldu. Öğretmenlerin çalışma koşullarının değinildiği gündemde bir ilkokul öğretmenin yaklaşık 50-55 saat, ortaokul öğretmenin ise her hafta yaklaşık 60 saat çalıştığına değinildi. Bunun gerek Eğitim Bakanlığı gerekse de sendika araştırmaları ile defalarca kanıtlanmasına rağmen hiç bir önlemin alınmadığı söylenildi. Haftada sadece 35 saat için ücret alan öğretmenlerin bu koşullarda hem aileleri hem de kendi sağlıklarını ihmal ettikleri bir çok delege tarafından dile getirildi. Bu sorunlardan dolayı her hafta ortalama 3500 öğretmenin mesleği bıraktığı ve böyle devam etmesi durumunda, çok yakında, İngiltere’de bir öğretmen krizi yaşanacağı söylenildi. Bu konuda delegeler hükümetin öğretmenlere ve mesleğe daha saygılı olmaları gerektiğini, performansa göre ücret uygulamasının kaldırılması gerektiğini, sağlıklı bir iş gücü programı belirlenmesi ve hazırlık için öğretmenlere ek süre tanınması gerektiğini belirten bir önergeyi onayladılar. Bu önerge ayrıca uygulamaların yerine gelmemesi halinde grev ve uzun süre iş bırakma gibi eylemliklerin yapılacağını kapsadı.

    Konferansın 4 gününde ırkçılık, göçmenlerin günah keçisi edilmesi ve islamafobi başlıklı önerge en çok tartışılan önerge oldu. Konuşma yapan delegeler hükümetin okullarda yürürlüğe girecek Prevent uygulaması ile beraber öğretmenlerden deyim yerindeyse ‘casusluk’ yapmalarını istediklerini belirttiler. Bu konuda söz alan delegeler özellikle son günlerde ırkçı söylemlerin okullara yansıdığını ve başta Müslüman olmak üzere bir çok göçmen çocuğun hükümet ve müfettişler tarafından ‘potansiyel terörist’ gibi görüldüğünü söylediler. Müfettişler öğretmenlerden öğrencileri ile dini konular üzerinden hiç bir sohbet etmemelerini söyleyip, dini söylemlerde bulunan her öğrencinin okul yönetimlerine veya yetkililere bir an önce şikayet edilmesi gerektiği söylerken, konferansa katılan delegeler onayladıkları önerge ile öğrencileri üzerinde ‘casusluk’ yapmayacaklarını söylediler. Bir çok delege öğretmen bu uygulamanın bugün Müslüman çocuklara yarın ise oturum izni olmayan çocuklara yapılacağını belirttiler. Konferansa katılan öğretmenler onayladıkları önerge ile yukarıda belirtilenlerin yanında, okullarında, semtlerinde ve yaşadıkları her yerde ırkçılığa, göçmen karşıtı ve islamafobik uygulamalara karşı mücadele etme kararını onayladılar. Bunun yanında ırkçılığa, göçmen karşıtlığı ve islamafobik saldırılarda bunlara karşı faaliyet yürüten Unite Against Fascism (UAF) gibi kurumlar ile daha yakından çalışma kararı aldılar.

    Konferansın yine 4. gününde Türkiye, Yalova’da hayatını kaybeden öğretmen Halil Serkan Öz unutulmadı. Bu konuda verdiğim acil önerge ile sendika başkanı Phillipa Harvey konferansa yaptığı açıklamada “Öğretmen Halil Serkan Öz’e yapılan bu uygulamayı ve Yalova valisini kınıyoruz. Kardes sendikamız Eğitim Sen’in aldığı boykot ve grev kararını destekliyor Halil Serkan Öz’ün ölümünden sorumlu olan Yalova valisi hakkında gereken yasal işlemin bir an önce yapılmasını istiyoruz”, dedi. Açıklama konferansa katılan delegeler tarafından büyük destek görürken yine bir çok delege sosyal medya aracılığıyla destek mesajlarını yolladılar.

    Bu konferans gösterdi ki önümüzdeki seçimleri kim kazanırsa kazansın çocuklarımızın eğitimi, sağlık ve diğer kamu alanları gibi tehlikede olacak. Hiç bir ana parti, genel seçimler öncesi, bu uygulamalara karşı çıkmazken bunlara karşı mücadelenin öğretmen, öğrenci ve aileler ile birlikte şart olduğu gerçeğini gözler önüne çıkardı. Önümüzdeki dönem hepimizin çocuklarımızın eğitimine sahip çıkması için bir şeyler yapması gerekiyor- bence herkes kendini bunun için hazırlasın!

  • Para yapmayan Türkçe ders kaldırılacak

    Para yapmayan Türkçe ders kaldırılacak

    Son günlerde bir çok medya ve eğitimci Türkçe GCSE ve AS Level’daki değişikliklerden bahsediyor. Türkçe GCSE sınavını gerçekleştiren sınav şirketi OCR gereken talep olmadığı için bu sınavları Eylül 2017 den itibaren durduracağını bildirdi. GCSE sınavını İGCSE olarak bilinen ve ülke dışında değeri olan bir sınav ile değiştirirken AS sınavını tamamen durdurma kararı aldı. Bu durum bir çok tartışmayı beraberinde getirirken düne kadar sesini çıkartmayan bir çok Türkiyeli kurum birden anadilin önemi konusunda nutuklar atmaya başladı. Bir yandan kendi ülkende yıllardır yaşayan kesimlere kendi dilini ve kültürünü yok sayacaksın bir yandan bunun gerekliliğini İngiltere’de savunmaya çalışacaksın; bunun adı neydi bilen var mı?

    Türkçe sınavlarının bu duruma gelmesinde başta Türkiye hükümeti ve onun temsilcileri olmak üzere bir çok kurumun sorumluluk alıp ders çıkarması gerekiyor. İlk önce bu sınavların içeriğine bakalım. Her ne kadar başta dil üzerinden bir sınav olarak görülse de aslında çoğu zaman milliyetçilik kokan bir içeriğinin olduğunu söylemek mümkün. Bununla beraber sınavın içeriğinde geçen konu ve yerlerin İngiltere’deki hayat ile hiç bir ilişkisinin olmaması ve tamamen Türkiye’deki hayata değinmesi çekici olmayan başka bir özellik. Şöyle düşünün, İngiltere’de doğup büyüyorsunuz ve bir dil öğrenmek için hiç bilmediğiniz ve yaşamadığınız bir yerin sosyal, ekonomik ve kültürel özellikleri hakkında sorular ile karşılaşıyorsunuz, bununla beraber kendi hayatınızla ve yaşadığınız kültürel ortamla birliği yakınlaştıracak hiç bir şeye rastlamıyorsunuz. Kısacası başta size yakın gibi görülen bu dil ve kültür anlayışı aslında size ve günlük yaşamınıza tamamen yabancı olan bir kavram haline geliyor. Sonuç olarak İngiltere’de yaşayan bir çok öğrenci için ilgi duyulmayan bir ders haline geliyor.

    Sorunların bir diğer yanı ise İngiltere’deki eğitim sistemi ve sınav şirketleri. Adı üstünde OCR dediğimiz kurum bir sınav şirketi ve devletten bağımsız işleyen bir anonim şirket. Diğer sınav şirketleri gibi bu şirketinde kar yapabileceği tek yer bu sınavlara giren öğrenci ve okulların ödediği sınav ücretleri. Bu anlamda eğer bu sınav para getirmeyen bir sınav ise devam etmesinde gerek yok, maalesef OCR ve bir çok sınav şirketi bu mantıkla hareket ediyor ve kararlar alıyor. Kısacası Türkçe dersinin bugün yaşadığı sorunları bir bakkalda satılmayan bir mamule benzetmek mümkün. Satılmadığında nasıl bakkal sahibi onu kaldırıp yerine başka yada daha ucuz daha satılabilir ve aynı zamanda daha değersiz bir şey koyuyorsa OCR’da şimdi bunu Türkçe dersine uyguluyor.

    Son bir sorun ise buradaki Türkiye hükümeti ve onun temsilcilerinin bu anlamda Türkçe dersine verdiği önem. Türk hükümeti İngiltere’de bir çok camii ve dini anlamda kurumun kurulmasına ve işler hale gelmesine katkı sunarken eğitsel anlamda yaptığı pek bir çalışmanın olmadığını görmemiz mümkün. Bu anlamda İngiltere’de var olan öğretmenleri Türkçe dersi vermelerinde geliştirip öğretmen ve öğrencilere olanaklar yaratmaktansa Türkiye’den belli çevrelerden öğretmenler getirmek daha uygun görülüyor. Bu öğretmenlerde İngiltere’deki eğitim sisteminin bir parçası olmaktansa kendi farklı ortamlarında ders vermeyi uygun görüyor ve tercih ediyor. Sonuç olarak yeni öğretmen ve olanakların yaratılmadığı bir dersin dışına çıkamıyor.

    Yani, sözün kısası ya dini kurumlar ve ortamlarda yada milliyetçi duygular ile dayatılan bu ders buradaki kuşaklar için çekiciliğini kaybetti. Bu da her şeyi kar olan özel sınav şirketlerinin işine gelmedi ve sonuç olarak kaybolan bir başka ders oldu. Bu durumu doğru konuşup doğru dersler çıkarmamız herkes için önemli, lütfen işin kolayına kaçmayalım.