Category: SEÇME YAZILAR

  • Tahliye edilmeyen Yüksekdağ: Demokratik yaşam inisiyatifi geliştirilmeli

    Tahliye edilmeyen Yüksekdağ: Demokratik yaşam inisiyatifi geliştirilmeli

    Yargılandığı davada tutukluluk halinin devamına karar verilen HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Halkımız bir siyasi ve ekonomik krizle karşı karşıya. Bu koşullarda insani, demokratik taleplerde bir yaşam inisiyatifi geliştirilmelidir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı dava görüldü. Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Yüksekdağ savunma yaptı. Pandemiyle birlikte dışarıda olduğu gibi cezaevlerinde de hakları birer birer ellerinden aldığını aktaran Yüksekdağ, Türkiye’nin önünü göremez hale getirildiğini belirtti.
    Yüksekdağ, “Bizler hapishane koşullarında önümüzü göremiyoruz. Kural, toplumsal ve hukuksal düzenin olmazsa olmazıdır. Yargılama süreçlerinde çok daha katı ve ilkeli uygulanması gerekiyordu ama dört ay boyunca en temel hakkımız olan savunma hakkı elimizden alındı. Bana kalırsa avukatların o kapalı görüş beyanına görüş yapmayı bile reddetmesi gerekiyor. Bu zihniyeti artık çok iyi biliyoruz. Bu koşullar içinde avukatlarımla savunma hazırlamam. Daha sık benim davaların bütünüyle aleni olsa bile siyasi davalardır; ben de çıkarım siyasi savunma yaparım. Bu koşullarda avukatlarımla sağlıklı insan haklarına yakışır temas ve koşul sağlamadan her şey olağan koşulunda devam ediyormuş gibi savunma yapamam. Bu hukuka aykırıdır, siyaset anlayışına aykırıdır. Siyasi kimliği bir tarafa bırakarak, bunu yapmam, fezlekelerle ilgili mazeretim budur” diye konuştu.
    BİR MASKE DAĞITAMAYAN SİYASİ İKTİDAR…
    Anlattığı gerekçelerden kaynaklı savunma yapmayı doğru bulmadığını belirten Yüksekdağ, dava dosyasında bulunan 3 fezleke hakkında cezaevindeki koşullardan kaynaklı savunma yapmayacağını söyledi. Cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesi talebinde bulunan Yüksekdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kapalı görüş mekanlarında her şeyimiz kayıt altına alınıyor. Tedbir altında bir dizi yasak ve kısıtlama var, bunu kabul etmemiz mümkün değil. Virüse karşı insanlar savunmasız. Bu kriz çok daha önce çözülebilecekken siyasi iktidarın beceriksizliği nedeniyle faturanın halka çıkarıldığını görüyoruz. Kapitalizmin aşırı kar hırsı, devletlerin gözünü kör ettiği koşullarda bu tür felaketlerin yaşanmaması mümkün değil. Bir acı gerçek de ortaya çıktı, hiçbir devlet toplumu koruyacak pozisyonda değil. Devlet bir kalkan enstrümanıdır ama böyle bir devlet olma özelliğini tamamen bitirmiş durumda. Bize, kendi halkına ücretsiz maske dağıtmayan bir siyasi iktidar ne kadar mükemmel bir politika uygulayabilir ki. Bu süreçte siyasi iktidar avukatımla görüşme hakkımı gasp ediyor. Salgın sürecinin üstesinden gelebilmenin ilk yolu halk sağlığıdır. Amerika’da niye yer yerinden oynadı çünkü halk sağlığı üzerine kurulu bir sistemleri yok. Geriye baktığımız 20 yıl içerisinde toplum sağlığı tamamen rafa kaldırıldı; çocukluğumda hatırlarım sıtma salgınları çok fazla yaşanırdı, kapı kapı dolaşırdı sağlık çalışanları, 1980’nin başında bahsediyorum. Toplumsal zenginliğin çok daha düşük olduğu koşullarda felaketleri engellemek için kapı kapı sağlık çalışanları dolaşırdı. 83 milyonun yarısına test yapmayı başaramamış bir siyasi iktidar mükemmellik göstermesin.”
    YARGIDA DARBE
    Mutlak tecrit ve hapishanedeki hak ihlalleri konusunda sahiplenmenin geliştirilmesi gerektiğini dile getiren Yüksekdağ, bugün 15 Temmuz darbe girişiminin artçı darbelerinin yaşandığını vurguladı. Yargı alanının bu darbenin geliştiği alanlardan biri olduğunu ifade eden Yüksekdağ,  Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) denge denetleme kurumu haline geldiğini belirtti. AYM’nin Anayasa’dan doğan gücü ile denetleme mekanizması olarak çalışması gerektiğine dikkat çeken Yüksekdağ, “AYM, oluşan haksızlıkları ortadan kaldıracak iyileştirici bir rol ortaya koyamıyor. AYM’nin en önemli faktörlerinden birisi, haksız yargılama süreçlerinde ulusal mahkemeler arsında bir tampon görevi görmek. Ama 20 yılın yığılması var. Bir baraj olarak kurulmuş AYM’de korkunç bir yığılma var. Yargı kurumu bunun altından nasıl kalkacak? Dünyada neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir tablo ortaya çıkarıldı; Yargıtay’ın durumu ortada. Bu sadece devlet krizi değil, memleket krizidir. 100 bin insan adil yargılama talebiyle başvuru yapmış; korkunç bir başvuru var, bunların her birisi de siyasi iktidarın yargı operasyonları sonucudur” ifadelerini kullandı.
    MAHKEMELERE OPERASYON 
    Gezi’de söylenen “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganının bugün de güncelliğini sürdürdüğüne işaret eden Yüksekdağ, “Olağanüstü şatlarla karşı karşıyayız. Durmadan siyasi iktidar yargıya talimat veriyor. HDP’nin iki eşbaşkanı olarak iki defa tutuklanarak hapiste tutuluyoruz. Selahattin Demirtaş’ı 10 yıl hapiste tutmak için ikinci tutuklama kararı verildi. Bize operasyon yapıyorsunuz; kendi mahkemenize niye yapıyorsunuz? Kötülük icat etme yetenekleri bazen köreliyor demek ki, tekrara düşüyorlar. Kendi sistemlerini de katlederek bunu yaptılar. Bir tanesi çıkıp kral çıplak diyemiyor” dedi.
    ÖLÜM ORUCUNDAKİLERİ SELAMLADI 
    Hukukun aynı zamanda insani olması gerektiğine dikkati çeken Yüksekdağ, Türkiye’de hukukun insani özelliğini yitirdiğini belirterek, “Hukuk tamamen siyasi iktidarın uzvuna dönüştürülmüştür” diye belirtti. Türkiye’de insanların ve hukukçuların adil yargılanma talebiyle ölüm orucuna başladığını kaydeden Yüksekdağ,  ölüm orucunda bulunan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ı selamladı. “Adil yargılanma talebiyle Türkiye’de ilk defa açlık grevi yapılıyor” diyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Bu memlekette çeşitli taleplerle açlık grevi ve ölüm oruçları yapıldı ama bakın talepler hangi seviyeye geldi. Bu memlekette hukukçular adil yargılanma talebiyle ölüm orucu yapıyorsa bu siyasi iktidarın suratına inmiş bir tokat olması gerekir. O insanların bedenlerinden başka koyacak bir şeyleri yok; güvenecek hiçbir kurum kalmamış. Bu kitlesel düzeye yayılırsa kimse şaşırmasın. Çünkü insanların güvenebileceği bir şey kalmadı, siyasi kurumların tamamında bir zorbalık hakim, bu koşullar içerisinde toplumsal güven de tamamen ortada kalkar. Kaybedeceği bir şeyi kalmayan toplumun her şey yapması ve savunması mecburdur. ‘Ben vurayım vurayım bunlar da sokağa çıksın hepsini hapse atayım’ diyor. Biz bu koşullar içerisinde adaletin sağlanabilmesi için toplumsal muhalefetin olması bilincindeyiz. En azından asgari ve zorunlu bazı kuralların yerine getirilmesi gerekir. Türkiye’de kuralsızlık egemen hale getirilmiştir. Biz demokratik kurallar ve insani kurallar üzerinden yeni bir normalleşme istiyoruz bu normalleşme için halkımızın bir arada mücadelesi çok önemlidir. İnsanlar sağlıklı, huzurlu ve güvenlikli yaşamamanın nasıl bir şey olduğunu bu süreçte gördüler. Halkımız bir siyasi ve ekonomik krizle karşı karşıya. Bu koşullar içerisinde insani, demokratik taleplerde bir yaşam inisiyatifinin geliştirilmesi gerekiyor.”
    DEMİRTAŞ KARARI YÜKSEKDAĞ’I BAĞLAR 
    Yüksekdağ’ın savunması ardından avukatlar söz aldı.
    Avukat Ruken Gülağacı, Anayasa Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş kararına değinerek, Yüksekdağ’ın da aynı durumda olduğunu söyledi. Gülağacı, “AYM kararı başkası hakkında verilmiş  diye yok sayılacak bir karar değil. Kararı inceleme fırsatınız olduysa karar birebir Figen Yüksekdağ’ı bağlar, kararın esasında Demirtaş’ın tutuklunun makul süreyi aştığını söylüyor. Bizim söylediğimiz her şeyi AYM gerekçeli kararına yerleştirilmiştir” dedi.
    Avukat Sezin Uçar, müvekkilinin ifadesinde hapishane koşulları hakkında beyanda bulunduğunu belirterek, “Müvekkilimiz dört yıla yaklaşan tutukluk süreci içerisinde hakları kısıtlanmış, savunmasını bu nedenle parça parça ifade etmiştir. Bu sürecin ne kadar süreceği ve müvekkilimizle ne zaman açık görüş yapabileceğimiz belirsizliğini sürdürüyor. Pandemi nedeniyle alınan kimi tedbirler suiistimale dönüşmüş durumda. Savunma hakkımız kısıtlanmayacağı bir şekilde diğer dosya ilgili daha sonra beyanda bulunacağız” diye konuştu.
    Yüksekdağ ve Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ikinci kez tutuklanma verildiğini anımsatan Uçar, “Türk yargı tarihi tarafından aynı fiil nedeniyle ikinci defa tutuklanmış olmaları bir istisna. Mevcut yasalarda hukuksal normlara dahi riayet edilmediğini görüyoruz. Tutukluğunun devamı kararı hukuki değil” dedi.
    TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA 
    Ardından söz alan iddia makamı, Yüksekdağ hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin müzekkere yazılarak, dosyanın istenmesini ve incelenerek, dosyayla bağlantılı olup, olmadığının tespit edilmesini talep etti.
    İddia makamı ise, Yüksekdağ hakkında tutukluluğun devamını istedi.
    Mahkeme heyeti tarafından duruşmaya ara verildi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme heyetinin bir üye hakimi, tutukluluk kararına şerh koydu.
    Bir sonraki duruşma 28 Eylül tarihine ertelendi.
  • Diyadin Belediye Eşbaşkanı Yaşar tutuklandı

    Diyadin Belediye Eşbaşkanı Yaşar tutuklandı

    Gözaltına alınan ve yerine kayyım atanan Diyadin Belediye Eşbaskanı Betül Yaşar, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

    Dün sabah saatlerinde evine baskın yapıldıktan sonra gözaltına alınarak Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen ve yerine kayyım atanan Diyadin Belediye Eşbaskanı Betül Yaşar, saatlerce süren ifade işlemlerinin bitmesi ardından savcılığa sevk edildi.

    Savcılıkta alınan ifade sonrası tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Hakimliği’ne sevk edilen Yaşar tutuklandı.

  • İngiliz gazetecilerden Ayşe Güney ile dayanışma

    İngiliz gazetecilerden Ayşe Güney ile dayanışma

    Türkiye ve Kürdistan’da Demokrasi için Gazeteciler Platformu, Ayşe Güney’in gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yaptı.
    İngiltere merkezli Türkiye ve Kürdistan’da Demokrasi için Gazeteciler Platformu, Diyarbakır’da gözaltına alınan editörümüz ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu Sözcüsü Ayşe Güney’in gözaltına alınmasına ilişkin yazılı açıklama yayınladı.
    ‘Gazetecilik suç değildir’
    Açıklamada, “Güney’in gözaltında tutulması, gittikçe otoriterleşen bir devletin demokrasiyi ve özellikle Kürt kadınlarını hedef alan saldırılarını ortaya koyuyor” denilerek, Ayşe’nin  derhal serbest bırakılması çağrısı yapıldı.
    Gazeteciliğin suç olmadığına dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “Biz sadece haber yapabilmek için yaşamlarını ve özgürlüklerini riske atan Türkiye’deki tüm kadın ve erkek kardeşlerimizin yanındayız. Bugün İngiltere hükümetinden, demokrasinin yeniden sağlanacağı ve tüm siyasi mahkumların serbest bırakılacağı zaman kadar Türkiye ile ticareti ve silah satışlarını askıya almasını talep ettik.”
    ‘Erdoğan özgür kadınlardan korkuyor’
    Platform Sözcüsü olan İngiliz gazeteci Steve Sweeney de gönderdiği mesajda, “Ayşe Güney’in gözaltına alınması Türk devletinin demokrasiye karşı işlediği suçlardan biri. Kadınlar, hükümetin vahşi zulmüne karşı direnişinin ön saflarında yer alıyor; Kürtler sadece Türkiye’de değil, Suriye’de de hedef alınırken Suriye’deki drone saldırısının üç kadını öldürdü” dedi.
    Steve mesajının devamında şunları söyledi: “Evinde üç buçuk saat süren bir işkenceli sorgulama sırasında köpekler tarafından yaralanan önde gelen kadın aktivist Rojbin Çetin’in yakın zamanda yaşadığı işkence ve tutuklama, Türk devletinin kadınlara olan derin nefretini ve kadın seslerini susturma girişimini gösterdi. Bu bir güç göstergesi değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özgür kadınlardan korktuğunu gösteren bir zayıflık işareti. Ayşe Güney’i serbest bırakın, Gazetecilik suç değildir.”
    Bethany: Gazeteci kızkardeşlerime saldırıları kınıyorum
     Kürt gazetecilerle dayanışma için başlatılan kardeş gazeteci kampanyasından Ayşe’nin kardeş gazetecisi olan Morning Star Gazetesi muhabiri Bethany Rielly de Ayşe  ile dayanışma mesajı paylaştı. Bethany, “Bu sabah Kürt gazeteciliğinin ve kadın hakları gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden Ayşe, Türkiye’de gözaltına alındı. Bir meslektaşı olarak Ayşe ve diğer binlerce gazetecinin, Türkiye’de Kürtlerin rejimin ellerinde karşılaştığı gizli, gözden kaçan ve acımasız gerçekliği açığa çıkardıkları için maruz kaldıkları zulmü açıkça kınamak istiyorum. Yurtdışındaki gazeteci kız kardeşlerime bu korkunç saldırıları kınıyorum ve derhal tahliye edilmelerini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
  • Londra’da 14 Temmuz şehitleri ve ardılları anıldı

    Londra’da 14 Temmuz şehitleri ve ardılları anıldı

    Anmaya şehit aileleri, Diyar Xerib’in kardeşi Armanc Xerib, Zeynep Ana, ile kadın ve gençlik temsilcilerinin de aralarında olduğu kalabalık bir katılım oldu.

    14 Temmuz şehitleri ile son dönemde Türk devletinin saldırıları sonucu şehit olan gerillaların fotoğrafları ile PKK, YPG ve YPJ bayrakları asıldı. Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmada ilk olarak 14 Temmuz Diyarbakır Zindan direnişini ve ölüm orucu şehitlerini anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı.

    LAZ KEMAL’İN SELAMIYIZ

    Sinevizyonun ardından Kürt Halk Meclisi ve Şehit Aileleri Komisyonu adına bir konuşma yapan Ali Boyraz, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin tarihinin şehitler tarihi olduğunu vurgulayarak, “Tam 40 yıl önce Amed zindanında faşist cunta rejimine karşı PKK’nin öncü kadroları büyük bir direniş gerçekleştirdi. Şehitler vererek bu cuntayı gerilettik ve o dönemin işkencecisi ve katili olanlar ise Laz Kemal’in selamıyla bertaraf edildiler. Kürdistan halkı tüm bu soykırım ve baskı politikalarına karşı özgür bir yaşamı gerçekleştirmek için Laz Kemalin selamını iletmeye devam ediyor devam edecek” dedi.

    Konuşmaların ardından anma sinevizyon gösterimi ile devam etti. Sinevizyon izlenirken halk, sık sık “Şehit namırın”, “Biji serok Apo”, “Jin, jiyan, azadi” sloganları attı.

    Sinevizyon gösteriminin ardından bir konuşma yapan Diyar Xerib’in kardeşi Armanc Resul, Kürt halkının büyük bedeller ödediğini ancak her gün bir adım daha özgürlüğe yaklaştığını ifade etti. Diyar Xerib’in PKK’nin özgürlük ideallerine hem duruşu hem de yaşamı ile bağlı bir tavır ortaya koyduğunu ifade eden Resul, Xerib’in dört parça Kürdistan halkının ulusal birliğinin bir sembolü olduğunun altını çizdi.

    Kürt Kadın İnisiyatifi adına yapılan konuşmada ise şehitlerinin mücadelesi ve anılarının yaşamsallaştırmanın önemine dikkat çekildi.

    SÖZ KİFAYETSİZ KALIYOR

    Mazlum Tekdağ’ın mücadele arkadaşı Mehmet Dersim ise Mazlum Tekdağ’ın ailesine yazdığı son mektubu okudu. Dersim, Tekdağ’ı anlatırken sözün kifayetsiz kaldığını vurgulayarak, onun 35 yıllık ömründe nasıl gençlik, demokratik mücadele ve basın alanında öncülük yürüttüğünü aktardı.

    Son olarak KCDK-E adına yapılan açıklamada ise şehitlere bağlığının onları yaşamsallaştırmak olduğu vurgulanarak, “Şehitlerimiz ile büyüdük geliştik ve şu anda dört parça Kürdistan’da binlerce Kürt evladı savaşıyor mücadele ve direniş içerisinde özgürlüğe yürüyor. Önemli olan şehitlerimiz anmanın yanı sıra daha fazla mücadele sarılmak onların umut ve hayallerinin takipçisi olmaktır. Bizim için esas olan onların hayallerini ve umutlarını gerçekleştirmektir. İşte 14 Temmuz umudun bittiği yerde yoldaşlarımız şehadete ererek umudu yarattılar” denildi.

    Yapılan konuşmaların ardından “Şehit namırın” sloganları ile anma sona erdi.

     

  • Kürt Halk Meclisi’nden anma çağrısı

    Kürt Halk Meclisi’nden anma çağrısı

    Kürt Halk Meclisi tarafından 80 askeri cuntası ile oluşturulan faşist iktidara karşı Diyarbakır 5 Nolu’da başlatılan Ölüm Orucu direnişinin yıldönümü ve yaşamını yitiren Kürt devrimciler anısına 12 Temmuz Pazar günü anma etkinliği düzenlenecek. Anmaya ilişkin yapılan çağrı ise şöyle:

    “Kürt halkının dirilen yeni yaşamında her şahadet her şehit insanlığa dair sınırsız sevgi, bağlılık ve özlem, zulme karşı büyük bir öfke ve isyandır. Dinmeyen ve sönmeyecek olan direniş ateşidir.”

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinin yıl dönümünde Kürt halkının yiğit evlatları Kasım Engin, Diyar Xerib, Leyla Agiri, Mazlum Tekdağ ve yoldaşlarını sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz. Anma törenine başta Kürt halkı olmak üzere tüm devrimci demokrat sol sosyalist güçleri davet ediyoruz.”

    YER : KCC / 11 Portland Gardens  N4 1HU /LONDON
    TARIH : 12 Temmuz 2020 (Pazar)
    Saat: 18:00
    KÜRT HALK MECLiSi

  • 5 yılda 47 saldırı

    5 yılda 47 saldırı

    HABER MERKEZİ – İktidarın “çözüm sürecini” bitirmesinden sonra bölge kentlerinde mezarlıklara yönelik saldırılar arttı. Birçok mezarlığa 5 yılda 47 saldırı yapılırken, hukuki girişimlerin tamamı sonuçsuz kaldı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Mart 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddetmesi sonrası başlayan çatışmalı süreçle birlikte bölge kentlerinde cenaze ve mezarlıklara yönelik birçok saldırı yapıldı. Farklı tarihlerde çıkan çatışmalarda hayatını kaybeden PKK, YPG ve YPS’lilerin cenazelerinin gömülü olduğu mezarlıklar kolluk kuvvetleri tarafından kimi zaman helikopterlerle bombalandı, kimi zaman balyoz ve kepçelerle parçalandı.
    CENAZELER KALDIRIMA GÖMÜLDÜ
    Birçoğu Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Van, Siirt ve Hakkari kentleri kırsallarında yer alan mezarlıklar, aileler tarafından onarıldıktan sonra da defalarca benzer şekilde tahrip edildi. Mezarlık ve cenazelere yönelik saldırılar özellikle bölge kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sonrasında artış gösterdi. Kolluk kuvvetleri, kent merkezlerinde bulunan mezarlıkları da bu süreçte tahrip etmeye başladı. Diyarbakır’ın Lice ve Hakkari’nin Yüksekova ilçelerinde bulunan mezarlıklar en çok saldırıya uğrayan mezarlıklar oldu. Garzan Mezarlığı’nda 282 PKK’linin cenazeleri yerlerinden çıkarılarak, Kilyos’ta kaldırıma gömüldü. Kolluk kuvvetleri son dönemlerde mezar taşlarının sökülmesi için aileler üzerinde baskı kurmaya başladı.
    HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ KALDI
    Ekim 2015’ten bugüne kadar mezarlıklara yönelik en az 47 saldırı tespit edildi. İnsan hakları örgütleri tarafından “uluslararası sözleşmelere aykırı” ve “ailelere işkence” olarak değerlendirilen saldırılara ilişkin hem aileler hem de hukuk örgütleri birçok kez suç duyurusunda bulundu. Ancak söz konusu hukuki girişimlerden herhangi bir sonuç alınamadı.
    Geçmiş dönemlerde mezarlıklara yönelik gerçekleştirilen saldırılardan bazıları şöyle:
    * 2015; Mardin’in Nusaybin ilçe kırsalındaki Bagok Dağı’nda bulunan ve 43 PKK’linin defnedildiği “Agit Suruç Şehitliği” yıkıldı.
    * 17 Ekim 2015; Şırnak kırsalındaki Cudi Dağı bölgesinde bulunan “Şehit Cuma ve Şehit Binefş Şehitliği” askerler tarafından tahrip edildi.
    * 18 Ekim 2015; Dersim Alacık (Zage) Köyü yakınlarında, PKK’lilere ait cenazelerin ve 38 Dersim Katliamı’ında yaşamını yitirenlerin kemiklerinin  de bulunduğu “Suna Çiçek ve Doktor Baran Şehitliği” helikopeterle bombalandı. Mezarlık içindeki cemevi, içine yerleştirilen patlayıcılarla yerle bir edildi.
    * 18 Ekim 2015; Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı Mahallesi’ndeki (Sîsê) “Şehit Amed û Şehit Hêvîdar Şehitliği” tahrip edildi.
    * 22 Ekim 2015; Siirt, Mardin ve Batman üçgeninde yer alan “Mawa Şehitliği”nde yer alan mezarlar kepçelerle yıkıldı.
    * 4 Kasım 2015; Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı Pirejman Mahallesi’nde bulunan ve PKK’lilerin defnedildiği mezarlık, bölgede bulunan cami ve misafirhane askerler tarafından yıkıldı.
    * 12 Kasım 2015; Şırnak’ın Beytüşşebap ilçe kırsalında bulunan Meydan Kolya yaylasındaki “Şehit Kurtay Feraşîn Şehitliği” bombalanarak yıkıldı.
    * 22 Kasım 2015; Diyarbakır’ın Lice ilçesi kırsalındaki “Şehid Harun Şehitliği” zırhlı araçlarla açılan ateş sonucu tahrip edildi. Mezarlık girişinde bulunan cami, dinlenme salonu, kütüphane, çeşme ve tabela bombardıman sonucunda yerle bir olurken, HPG’lilere ait 140 mezardan 78’i tahrip oldu.
    * 1 Mayıs 2016; Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki Yeniköy Mezarlığı’nda bulunan PKK, HPG ve YPG’lilere ait mezarlar polisler tarafından tahrip edildi. Mezar taşları ortalığı atılırken, fotoğraflar ise kırıldı.
    * 16 Şubat 2017; Batman’daki İkiztepe Mezarlığı’nda bulunan ve aralarında 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin cenazelerinin de bulunduğu 23 mezarlığın taşları, savcılık ve belediyeye atanan kayyımın talimatı üzerine değiştirildi. Söz konusu duruma karşı çıkan kimi işçilerin işlerine son verildi.
    * 21 Şubat 2017; Van’ın İpekyolu ilçesine bağlı Yeni Mahalle Mezarlığı’nda bulunan ve farklı tarihlerde yaşamlarını yitirenlerin kabirlerinin de bulunduğu mezarlık polisler tarafından tahrip edildi. Mezarlıkların bir çoğuna ‘T.C.’ yazılaması yapıldı.
    * 7 Nisan 2017; Dersim’in Mazgirt ilçesinde bağlı Akpazar (Perî) Beldesi’nin Karabulut (Sürek) Köyü’nde Vali ve kayyım Osman Kaymak’ın talimatıyla askerler, HPG’li Sancar Buluç ve Baran Çetinkaya’nın mezarlarını tahrip etti.
    * 28 Nisan 2017; Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Orman Mahallesi’nde bulunan mezarlık, özel harekat polisleri tarafından tahrip edildi. Mezar taşlarının üzerine “Leş” yazılaması yapıldı.
    * Kasım 2017; Beytüşşebap kırsalındaki Meydan Kolya yaylasındaki “Şehit Kurtay Feraşîn Şehitliği” bir kez daha yıkıldı. Yanına askeri üs bölgesi kuruldu.
    * 12 Haziran 2017; Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile birlikte öldürülen Kürt kadın siyasetçi Sakine Cansız’ın Dersim’de bulunan anıt mezarı tahrip edildi.
    * 26 Haziran 2017; Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı (Sîse) köyündeki “Şehit Hêvîdar ve Şehit Amed Şehitliği” operasyona çıkan askerlerce yıkıldı. Mezarlıktaki misafirlik olarak kullanılan 2 konteyner da yakıldı.
    * 14 Eylül 2017; Tutuklu Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un gömülen cenazesi ırkçı bir gurubun saldırısı üzerine yerinden çıkarılarak, Dersim’de defnedildi.
    * 29 Ekim 2017; Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki Yeniköy Mezarlığı’nda bulunan mezarlar polislerce tahrip edildi.
    * 1 Kasım 2017; Siirt kırsalındaki Herekol bölgesinde operasyona çıkan askerler PKK’lilerin cenazelerinin defnedildiği “Şehit Resul ve Şehit Azime Mezarlığı’nı tahrip etti.
    * 19 Aralık 2017; Bitlis’in Yukarı Ölek (Oleka Jor) Mahallesi’nde bulunan Garzan Mezarlığı’nda defnedilen 282 PKK’linin cenazeleri yerlerinden çıkarılarak, mezarlık yerle bir edildi.
    * 26 Aralık 2017; Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki Yeniköy Mezarlığı’ndaki mezarlar bir kez daha tahrip edildi. Mezarlar taşları kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce spiral makinesiyle tahrip edildi.
    * 29 Mart 2019; Bismil’in Kazancı (Kaniya Kurda) Mahallesi’ndeki HPG ve YPG üyelerinin cenazelerinin bulunduğu mezarlık askerler tarafından tahrip edildi.
    * 4 Haziran 2019; Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı (Sîsê) Mahallesi’ndeki “Şehit Amed û Şehit Hêvîdar Şehitliği” bir kez daha tahrip edildi.
    * 30 Eylül 2019; Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde defnedilen Mahmut Alınbay’ın mezarı 6’ncı kez saldırıya uğradı.
    * 4 Nisan 2020; Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Yarbaşı (Hespist) köyünde farklı tarihlerde yaşamını yitiren 6 PKK’linin cenazesinin bulunduğu mezarların taşları askerlerce balyozlarla parçalandı. 6 mezar, 2016 yılında da askerlerce yıkılmış ve köylüler tarafından onarılmıştı.
    * 17 Nisan 2020; Muş Malazgirt ve merkezde bulunan köylerde kimi HPG’lilere ait mezar taşları kırıldı.
    * 18 Nisan 2020; Bingöl Karlıova Karakolu’ndaki askerler, sokağa çıkma yasağı döneminde yaşamını yitiren HPG’li Zamani Çamak’ın mezar taşının kaldırılması aileden istedi.
    * 24 Nisan 2020; Diyarbakır Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı, çatışmalarda yaşamını yitirenlerin ailelerini telefonla arayarak, yakınlarının defnedildiği mezarlardaki taşların kırılmasını ve Kürtçe alfabede olan X, W, Q harflerinin silinmesini istedi.
    * 26 Nisan 2020; Hakkari’nin Yüksekova ilçesinin Orman Mahallesi’nde buunan mezarlık 6’ncı kez saldırıya uğradı. Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 tarihinde IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısında hayatını kaybeden 33 gençten Süleyman Aksu’nun mezarı da tahrip edildi.
    * 22 Mayıs 2020; Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı (Sîsê) Mahallesi’nden bulunan mezarlık tahrip edildi. Tüm mezarların tahrip edildiği ve isimlerin yazılı olduğu mermerlerin parçalandığı ortaya çıktı.
    * 25 Mayıs 2020; Batman’ın Hasankeyf ilçesine bağlı Güneşli (Şemse) Köyü’ndeki mezarlık bir kez daha tahrip edilerek, mezarlıktaki ağaçlara bayrak asıldı.
    * 8 Haziran 2020; Diyarbakır’da 1992’de düzenlenen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Özgür Gündem gazetesi muhabiri Hafız Akdemir’in mezar taşındaki fotoğrafın söküldüğü ortaya çıktı.
    * 10 Haziran 2020; Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı (Sîsê) Mahallesi’ndeki mezarlık tahrip edildi.
    * 12 Haziran 2020; Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Esenler (Balicne) Mahallesi’ne bağlı Goçxar Mezrası’ndaki mezarlıkta bulunan HPG’li Rıdvan Mutlu ve Mehmet Mutlu’nun mezar taşları tahrip edildi.
    * Urfa’nın Karakoöprü, Viranşehir ve Suruç’ta bulunan mezarlıklarda HPG’liler ve Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin bulunduğu mezarlar tahrip edildi.
    * Malatya’nın Oluklu Mahallesi’nde bulunan Volkan Bora’nın mezar taşı kırıldı.
    * Van’ın Erciş ilçesinde, farklı tarihler yaşamını yitiren HPG’lilerin cenazelerinin gömülü olduğu çok sayıda mezarlık tahrip edildi.
  • Dersim keçileri için ‘kırmızı liste’ uyarısı

    Dersim keçileri için ‘kırmızı liste’ uyarısı

    Dersim’de 17 dağ keçisinin avlanması için ihale açılmasına tepki gösteren Veteriner Hekimler Odası, keçilerin IUCN’nin kırmızı listesinde yer aldığını anımsattı.

    İstanbul Veteriner Hekimler Odası, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Dersim’de 17 dağ keçisinin avlanması için ihale açmasına tepki gösterdi. Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, keçilerin Türkiye’nin de tarafı olduğu Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik’in (IUCN) kırmızı listesinde yer aldığı hatırlatıldı.
    ‘PANDEMİ AÇISINDAN RİSK’
    Yaban hayvanlarının avlanıp tüketilmesinin pandemi açısından da risk oluşturduğu vurgulanan açıklamada, birçok zoonotik etkenin bu yollarla insana bulaştığını kaydedildi. Aylardır mücadele edilen salgından ders çıkarılamadığına dikkat çekilen açıklamada, “Doğaya, yaban hayatına yapılan müdahaleler yeni ve giderek daha tehlikeli salgınlarla insanlığı karşı karşıya bırakmaktadır. Ülkemizde endemik olarak bulunan canlıların korunması esasen bölgenin ekosistemini ve toplumun sağlığını korumakla eşdeğerdir” denildi.