Category: SEÇME YAZILAR

  • 7 soruda kayyum nedir?

    7 soruda kayyum nedir?

    Farklıklara savaş açmak, çeşitliliği tek kalıba sokmak, inkâr etmek “zor”un siyasallaşmış halidir. Bu zor, bu baskı artık kayyum olarak karşımızda duruyor.


    KAYYUM NEDİR?

    Arapça kökenli olan kelime hukuk terimi olarak kullanılır. Belli bir işin yapılması için atanmış yetkiliyi ifade eder. İlk defa 2016’nın Eylül ayında 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Belediye Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle kayyumlar, seçilmiş HDP belediyelerine atanmış oldu. Hukuksal anlamı bir yana halk tarafından kayyum bir buçuk ton kadayıfı, milyar liralık duşakabini ifade eder.

    TÜRKİYE’NİN KAYYUM DENEYİMİ NASIL OLDU?

    Başkanlık sisteminin cumhurbaşkanına tanıdığı Kanun Hükmünde Kararname yetkisi ile Belediye kanunda yapılan değişiklik; “terör örgütüne yardım ve yataklık suçu”yla hakkında soruşturma açılmış belediye başkanları ve meclis üyelerini feshedip yerine cumhurbaşkanlığı tarafınca atama imkânı verdi. Bu antidemokratik uygulama hiçbir mahkeme kararı dikkate alınmadan, hazırlanan soruşturma ile seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma yetkisine sahipti.

    İlk uygulaması da Türkiye’de antidemokratik uygulamaların prova sahası olan Kürt illerinde gerçekleşti. Halkın seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atanmasına olan tepkisi bölgede birçok il ve ilçede protestolarla karşılık buldu ancak protesto hakkının da seçme hakkıyla birlikte gasp edilmesine karşın gözaltılar, tutuklamalar, sert polis müdahaleleri gerçekleşti.

    Kadın derneklerini kapatarak işe başlayan kayyumlar halkın parasını halkın ihtiyaçları dışında kullanmakta ustalaştılar. Ağırlama bedeli adı altında AKP yetkililerine harcanan milyonlarca lira, AKP’lilere alınan dudak uçuklatan hediyeler, lüks ve şatafata ayrılan para ve kadayıf iştahlığı…  Bunlar bir yana belediyelerin imkânları başka kurumlara devredildi, belediyeler çalışamayacak derecede borçlandırıldı.

    Ana akım medyada iktidar eliyle sürdürülen yalan, halkın kayyumlardan memnun olduğuydu. Ancak 31 Mart seçimlerinde kayyumlar AKP listelerinden aday olmasına rağmen kaybettiler ve halk, iradesini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

    KAYYUMUN BİLANÇOSU NEYDİ?

    31 Mart seçimleriyle kayyumdan belediyeleri geri alan HDP ve demokratik güçler, belediyenin gelir-gider tablolarını belediye binalarına astı. Kayyumların borç batağına çevirdiği belediyelerde durum şöyleydi:

    Lice Belediyesi’nde kayyum, 7 milyon 536 bin TL ve sıfır borçla aldığı belediyeyi 3 milyon 586 bin TL borçla devretti. Siirt Belediyesi kayyumu, borçsuz belediyeyi iki yılda tam 115 milyon 622 bin TL borca soktu. Belediyenin AB ülkelerine olan borcu ise, 5 milyon 325 161 Euro (34 milyon 867 bin) TL olduğu öğrenildi. Sur Belediyesinde 151 milyon 743 bin 819 TL borç, Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde belediyenin tüm geliri 6 milyon TL olmasına rağmen 63 milyon TL borç olduğu öğrenildi. Batman Belediyesi’nde kayyum, 2 buçuk yıllık süre içinde Batman Belediyesini toplamda 240 milyon borçlandırarak belediyenin toplam borcunu 307 milyon 328 bin 305 TL’ye çıkardı.  Diyarbakır Bismil’de AKP’nin atadığı kayyum, belediye binasını emniyete hibe etti. Diyarbakır’da Yenişehir Belediyesi kayyumu Serdar Kartal, seçimlerden 3 gün önce belediyenin makam aracı ve 3 aracını Kaymakamlığa tahsis etti…*

    KAYYUM ATAMASINA NE GEREKÇE GÖSTERİLDİ? GERÇEK NE?

    İlk kayyum atamalarında hendek olayları gerekçe gösterilmişti. Mahkeme kararı olmadan gerekçe gösterilen soruşturmalar, hendek olaylarında belediyelerin teröre destek verdiği iddiası ile gerçekleşmişti. Kamuoyuna söylenen bu iddiaların asılsız olduğu iki temel üzerinden ortaya çıktı: Birincisi, hendek olaylarında belediyelerin yardım ettiğine dair hiçbir delil ortaya çıkartılıp kanıtlanamadı. İkincisi, hendek olaylarının yaşanmadığı Kürt illerinde de kayyumlar atandı.

    Kürt halkının kayyumlardan belediyeyi geri aldığı 31 Mart seçimlerinden önce cumhurbaşkanı gözdağı vererek “Yeniden kayyum atarız” yinelemesini yapmıştı. Öyle de oldu. Yeniden Van, Mardin, Diyarbakır büyükşehir belediyelerine kayyumlar atandı, Van belediye meclisi feshedildi.

    Kayyumların ilk icraatları gözaltına alımlarda belediye araçlarını tahsis etmek, cumhurbaşkanın fotoğrafını belediyeye asmak, belediye çalışanlarını gözaltına almak oldu. Kaynakları olabildiğince ‘talan belediyeciliğinin’ emrine verdiler.

    Elbette, yapılan soruşturmalar; doğru olanı suç gibi göstermek, belediyelerin hareket alanını daraltmak ve işlevsizleştirmekten başka bir şey hedeflemiyor. Üstelik belgelerin 31 Mart günü oy sayımı devam ederken hazırlanmaya başlanmış olması, atamaların terörle mücadele kapsamında olmadığını, hukuki gerekçeye yaslanmayıp tamamen keyfi olduğunu gösteriyor.

    Özet olarak kayyum ataması ve kayyumcu politikalar, iktidarın baskıcı ve tek tipçi rejimi dışında düşünülemez. Artık iktidarın kayyumcu politikaları, gerçeği sümen altı etmenin de bir yöntemidir.

    KÜRT İLLERİ NEDEN TERCİH EDİLDİ?

    Antidemokratik uygulamaların bölgeden başlayıp Türkiye’nin geneline yayılması cumhuriyet tarihinde sıkça görülmüştür. Bunun iki gerekçesi var:

    1. Anayasanın 66.maddesinde geçen “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” ibaresi cumhuriyetin tek tip üzerine kurulu olduğunu ve farklı etnisitelerin kabul görmediğini gösteren anayasa maddesidir. Kürtler, kendi ulusal haklarından yoksunluğu ve Cumhuriyetin tektipçiliği ile ulusal olarak kabul görülmeyip tarih boyunca “Türkleştirme”, “tektipe uyum sağlama” politikalarıyla baskıların merkezinde yer aldılar.

    2. Otoriter iktidarlar gücü arkasında tutabilmek için zayıf olanı ilk hedef yapar ve gücü, hem arkasına alıp hem de kullanma olanağına sahip olur. Dünyanın birçok yerinde otoriterleşme süreci bu şekilde işler. Otoriterleşme tek tipleşmeyle aynı düzlemde ilerler. Birinin gelişmesi ötekini de eşzamanlı geliştirir.

    Kimlik üzerinden yapılan siyasi belirlemeler farklı etnik, cinsiyetlere karşı baskıyı geliştirir, ilk hedef haline getirir. Türkiye’de otoriterleşme, bölgedeki baskıyı arttırarak ilerleyebilir. Hem kendisine yönelik muhalefeti parçalamış olur hem de belli bir gücü elinde tutma fırsatını yaklar. Özellikle Kürtlerin baskılanması parçalı duran demokrasi mücadelesini kolay alt etmeye yarar. Türkiye üzerinden bunu ilk uygulayanın AKP olduğu söylenemez. Bu durum daha eskidir, hatta devlet geleneğidir. Ama AKP’nin bunu uygulamaktaki başarısı da bir hayli yüksektir. Şunu diyebiliriz: İktidarın Ankara ve İstanbul’u kayyumla tehdit edebilmesi ancak Kürt illerine atanan kayyumla olabilirdi.

    İKTİDAR NEYİ AMAÇLIYOR?

    2018 ekonomik krizi ile ülkenin farklı bir düzleme geldiği ortada. Ekonomik krizin, emekçi halk üzerinde hayat pahalılığı, işsizlik, geleceksizlik olarak yansıyan sorunları; iktidarın hak, hukuk tanımaz uygulamaları ile birleşince farklı bir arayışa, alternatiflerin tartışılmasına götürdü. AKP’yi destekleyen yığınlar içerisindeki ekonomik-siyasi hoşnutsuzluk 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’den kopuşla sonuçlandı. Üstelik AKP içerisindeki çatlamaların “yeni” bir partiyle sonuçlanması da bunun tuzu biberi olduğu aşikâr.

    Tek adam ittifakı bunun farkında, eskisi gibi seçim zaferleri alamayacağını da biliyor. Geriye kalan ise hukuku lağvedecek yöntemlerle baskı ve zoru iktidarının temel dinamiği yapmak. Bu dönem açısından AKP’nin milli iradeyi kutsamaya bir ara vereceği göz önünde. Kayyumlar üzerinden iktidar cenahının yaptığı açıklamalar da bunu tescilliyor: “Seçilmiş olmak masumiyet göstergesi değildir.”, “HDP cahil insanlar sayesinde ayakta duruyor, bu oyların hiçbir anlamı yok.”

    Bu dönemi karikatürize edersek iktidar, yokuş aşağı freni patlamış bir şekilde ilerleyen kamyondan farksızdır. Kime çarpacağı, nereye toslayacağı belli olmaz. “Bunu da yapamaz”, “Bu kadarına da cesaret edemez” demek iktidarın içinde bulunduğu bunalımı anlamamaktır. Kaybettiği ve hoşnutsuz kitleyi kanalize edebilmek, muhalefeti kendisine benzetip pasifize etmek için savaşçı-yayılmacı politikalardan, antidemokratik uygulamalardan medet umacaktır.

    HALK, İRADESİNE NASIL SAHİP ÇIKACAK?

    Cumhuriyet tarihi birçok darbeye konu olmuştur. Halkın bilincinde darbelere karşı mücadele bilinci ve deneyimi vardır. Kayyumla yapılan idarî yönetim darbesi de demokrasi mücadelesi ve sistem teşhirinin olanaklarını kendi içinde barındırır.

    İktidarın bölgede uyguladığı politikaların izdüşümü olan Suriye politikası, yayılmacı emellerle birlikte Kürtlerin kazandığı statüleri yok etmek üzerine kurulu. Fırat’ın doğusuna operasyon yapabilmek için emperyalist devletlere tavizler veren iktidar bölgesel barışa, halkların ortak mücadelesine engel teşkil ediyor.

    Barışı güçlendirmek, garanti altına alabilmek için iktidarın elinde şiddetin araçsallaştığı Kürt sorununu, demokratik barışçıl yöntemlerle çözüme götürmek, her türden irade gaspının karşısında durabilmek gerekiyor. Bu tek başına Kürtlerin meselesi değildir. Bütün halkların ortak çıkarına denk gelir.

    Kayyumcu politikalar sadece Kürtler üzerinde geçerli bir uygulama değildir. Artık iktidarın zihniyetini temsil ediyor. Yerel yönetimlerden üniversitelere kadar kayyumcu politikaların etkisi ortada. Bu zihniyetle mücadele etmenin yolu halkın örgütlülüğünden geçiyor. “Artık AKP seçimde ders aldı.” demek, iktidarın baskıyı ve şiddeti azaltacağı beklentisine girmek iktidarın yapabileceklerini görmemektir.

    ORTAK MÜCADELENİN GEREKLİLİĞİ

    Legal seçimin keyfi uygulamalarla tıkandığı, seçilmişlerin görevden alındığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçiminin tekrarlatıldığı bugünlerde halkların ve demokratik güçlerin ortak mücadelesini sağlamak hayatîdir.

    Üstelik şimdiden tehditler başlamışken; demokrasi güçlerinin, halkların ortak mücadelesinin geliştirilmesi ve halkın örgütlülüğü tek güvencemizdir. 24 Haziran seçimlerinde halk mahalle mahalle, sokak sokak iradesine sahip çıkarak bunu başardı ve YSK’nın keyfi uygulamalarına karşı, AKP’nin “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” taktiğine karşı Büyükşehir Belediyesini kazandı.

    Bu deneyim, hukukun yok sayıldığı bugünlerde önemlidir. Kürt’ün, Türk’ün yan yana sandığı koruduğu yerellerden örgütlenildiği ortak mücadeleye ihtiyaç vardır. AKP’nin insafa gelip atanan kayyumları geri çekmesi olağan değildir. Halkın iradesindeki güvence de iktidara, devlet kurumlarına, Avrupa Birliğine bel bağlanarak sağlanabilecek bir durumda değildir. Halkın kendi örgütlülüğü ancak iradesini güvence altına alabilir. Bir bakıma 24 Haziran’daki örgütlülüğün tüm Türkiye’ de yayılması ve kesintisiz olması ancak halkın iradesini güvence altına alacaktır.

    Berkay YEĞİN

    * Yazıya verilen yer bilançonun tamamı için yeterli değil. Tamamını görmek için: www.evrensel.net/amp/377350/akp-ve-kayyumdan-alinan-bazi-belediyelerin-borclari-ne-kadar

  • Kürt ve Türk aydınlardan Jeremy Corbyn çağrısı

    Kürt ve Türk aydınlardan Jeremy Corbyn çağrısı

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Londra’da Kürt ve Türkiyeli kurumlar, aydın, yazar, avukat ve gazeteciler ortak bir deklarasyon yayınlayarak 12 Aralık’ta Britanya Genel Seçimleri’nde savaşlara, yoksulluğa ve ırkçı saldırılara karşı herkesi İşçi Partisi’ne oy vermeye çağırdı.

     

    Britanya’da 12 Aralık Genel Seçimleri’ne kısa bir süre kalırken,  Londra’da Kürt ve Türkiyeli bir çok demokratik kitle örgütünün İşçi Partisi’ni desteklediğini beyan ederken, Kürt ve Türkiyeli aydın, yazar, gazeteci, sanatçı, akademisyen ve avukatlar da ortak bir deklarasyon yayınladı. Deklarasyonda, 12 Aralık genel seçimlerinde Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi manifestosuna tam destek verilerek, İngiltere’de yaşayan Kürt ve Türk toplumu olarak İşçi Partisi’nin manifestosunu desteklemekten gurur duyuyoruz. Kemer sıkma politikaları derinleştikçe, kesintiler çok daha fazla hisedilmeye ve eşitsizlik çok daha hızlı büyüymeye başladı. Tüm etnik azınlıklar gibi Kürt ve Türk toplumu da günah keçisi ilan edildi. Kürt gencimiz Reker Ahmed 2017 ylında Croydon bölgesinde vahşi bir ırkçı saldırıya uğradı. Göçmen bir toplum olarak her gün muhafazakar iktidarın hakaret ve aşağılanlarına maruz kalıyoruz. Her yıl Barış Küçük gibi onlarca gencimizi kesintilerin sebep olduğu sokak anarşisine ve yozlaşmasına kurban veriyoruz” denildi. İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in 35 yıldan beri Kuzey Londra’daki Türk ve Kürt toplumu ile sağlam bir dayanışma ve dostluk kurduğu ifade edildi.

     

    CORBYN SOLUN VE KÜRDÜN DOSTUDUR

    Jeremy Corbyn’in Saddam Hüseyin’in kimyasal silah kullanımına ve İran’ın Kürt politikasına karşı Kürtleri desteklediği vurgulanan deklarasyon da şunlara yer verildi: “Jeremy Corbyn bölgeyi defelarca ziyaret etti. Bugün binlerce aktivisti, çalışanı ve milletvekili hapishane de olan İşçi Partisi’nin kardeş partisi HDP aktivistlerini ve milletvekillerini defalarca ziyaret etti. Türkiye’ye silah satışına başkanlık eden ve Türkiye’nin Suriye’yi işgalini savunan Boris Johnson ve Muhafazakar Hükümetin tam aksine Corbyn DAEŞ’le en ön cephede savaşan Suriye Kürtlerinin destekçisi oldu.”

    Muhafazakar bir hükümetin savaşların yerinden ettiği mültecilere daha fazla savaş, daha fazla yoksulluk ve daha fazla ırkçı saldırılar getireceği vurgulanan deklarasyon da, bunun için tüm ilericileri ve ırkçılık karşıtlarını 12 Aralık’ta İşçi Partisi’ne oy vermeye davet edildi.

     

    Deklarasyon imzacıları şöyle:

    Canan Sagar – Musician,

    Akın Olgun – Journalist – Writer

    Deniz Ciftci – Academic

    Alaettin Siyanic – Journalist

    Ahmet Guven – Writer

    Mizgin Müjde Arslan Film Maker

    Tugba Ozcivan Music Teacher, Singer

    Baran Duran musician

    Suna Alan – Singer

    Özkan Orman- Artist

    Gulseren Tas – Actress

    Cemi Salih – DJ

    Berguzar Erdogan / Singer

    Hikmet Erden- Journalist

    Kamil Küpeli – Poet

    Zafer Armutlu – Solicitor

    Ali Has – Solicitor

    Sibel Gungor – solicitor

    Suna Tiskaya – Solicitor

    Ilkay Timur Aydemir – Solicitor-Advocate

    Sevcan Kaygun – Solicitor

    Saim Basbaydar – Solicitor

    Guven Ates – Solicitor

    Suna Tiskaya – Solicitor

    Sefaret Yaman – Solicitor

    Vesile Tekas – Solicitor

    Onder Karpuz – Solicitor

    Suna Derinkursun – Solicitor

    Rauf Khalilov – Solicitor

    Bektas Cetin – Solicitor

    Sevim Tombul – Solicitor-Advocate

    Silan Has – Solicitor

    Dogan Dogus – Solicitor

    Aynur Celik – Solicitor

    Cilem Dogus – Solicitor

     

    Yagmur Hanim Bulut – Solicitor

    Aycan Misir – Solicitor

    Berivan Coskun – Solicitor

    Hasan Yildirim – Solicitor

    Mahmut Dogan – Musician

    Sevgi Ulcay – Activist

    Kenan Hudaverdi -Director

    Sultan Karatas Poet

    Ruhi Karadag – Film Director

    Feyzullah Cinpolat – Day-Mer Community Activist

    İbrahim Avcil – Gik-Der – Community Activist

    Kalender Ülger – Kirkisrak Community Centre Organiser

    Sultan Cakir – Teacher

    Deniz Engin – Teacher

    Guner Aydın- CLLR

    Yusuf Kul – Accountant

    Dr Mehmet Kurt, London School of Economics and Political Science

    Argun Cakir – University of Bristol, Department of Music, postdoctoral research assistant

    Meryem Kaya – Medical Doctor

    Srwa Mustafa (Nérgiz) – Civil ServiceAta Mufty – Journalist and Activist

    Elif Gun – Graduate and Activist

    Elif Sarican – Anthropologist and Organiser

    Kumru Baser / Journalist

    Sibel Gungor / Councelor

    Ferhan Yetisal / Councelor

    Aysel Kirmizikan / Councelor Rabia Cinar / Propreitor

    Rana Aksac /  Psychotherapist

    Banu Aydin / Therapist

    Macide Yuksel- Senior CBT Psychotherapist

    Hanim Akdemir – Optic Manager

    Olcay Aniker – Solicitor

    Zuhal Borucu Kocadag – ManagerMeral Halkaci – Community Activist

    Memet Kardu – Kurdish People’s Assembly Community Activist

    Nejla Coskun – Kurdish People’s Assembly  Community Activist

    Fatma Can – IT Consultant

    Ferhan Yetisal

    Sevgi Ulcay – Finance

    Fatma Aydin – Chartered Accountant

    Dilek Gungor – Nurse/ Senior psychotherapist

    Nuran Donmez – Mental Health Social Worker

    Firat Karaboyun – Accountant

    Rojda Sipan – Accountant

    Ilker Yadirgi – Accountant

    Ala Hassan, Kurdish Student Movement

    Ari Murad – Television producer

    Bavil Ahmad, kurdish refugee from South Kurdistan

    Ayca Cubukcu – Associate Professor in Human Rights, LSE

    Fezile Ozbaran – Flight Attendant

    Mustafa Ozbaran – Medical student

    Tijen Beligh interpreter/ translator

    Dilek Gungor “Nafsiyat Intercultural Therapy Centre

    Feride Kumbasar – Consultant and Research Student

    Ali Dogan – Medical doctor

    Ozlem Pekbas – IDVA IDVA- Independent Domestic Violence Advocate

    Eylem Dogan – Phlebotomist

    Sema Atessal Ugur – Freelance

    Belgin Koc – Freelance

    Tulay Gulsen – Advisor

    Esengul Ozdemir – Nursery Teacher

    Dr Zeynep Kurban, Offshore Renewable Energy Catapult

    Oktay sahbaz- Teacher

    Ufuk Uyanik – Artist

    Baris Celiloglu – Stage Director

    Mehmet Ugur Professor of Economics and institutions.  University of Greenwich

    Tahir Palali- Musician/ Entrepreneur

    Av. Serpil Ersan – Solicitor

    Savaş Yadirgi –Yazar

    Cemo – Artist

     

  • Londra’da ‘ulusal birlik’ yürüyüşü

    Londra’da ‘ulusal birlik’ yürüyüşü

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Londra’da bir araya gelen Kürdistani kurumlar, Kürtlerin ulusal ve siyasal birliği talebiyle bir yürüyüş gerçekleştirerek, Kürdistan’ı parçalayan Sykes Picot antlaşmasını protesto etti.

     

    Londra’da KNK, KCDK-E, YNK, PYD, Goran ve PJAK’ın dabulunduğu 25’i aşkın Kürdistani parti ve kurum  temsilcileri ile çok sayıda üyesi Kürt Ulusal Birlik etkinlikleri kapsamında Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi. Eylem de, Kürt siyasi hareketlerinin bayrak ve flamaları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri taşındı. Kürdistan’ın 4 parçasından temsilcilerin katıldığı eylem de, Kürt halkının ulusal birliğinin sağlanması yönünde pankart ve dövizler taşındı. Trafalgar’da bir araya gelen Kürdistani kurumlar, Trafalgar Meydanı’ndan İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş sırasında  sık sık, Yaşasın Kürt halkının birliği”, “İşgale karşı Rojava’yı savun” sloganları atılırken,  “Sykes Picot anlaşması ile Kürdistan parçalanarak vatanımız işgal edildi. Ancak ulusların kendi kaderini tayin hakkı vardır ve Kürt halkı kendi kaderini tayin ederek ulusal birliğini sağlayacaktır” yazılı pankartlar dikkat çekti.

     

    KÜRDİSTANI PARÇALADILAR

    Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a da tepki gösterilen yürüyüşte, “Katil terörist Erdoğan” şeklinde slogan atıldı. Yürüyüş kapsamında İngiltere Başbakanlık binası önünde bir açıklama yapıldı. Kürdistani kurumlar adına açıklamayı KNK üyesi Dr. Mehri Rezai bir açıklama yaptı. Rezai, yüz yıl önce Skyes Picot antlaşması ile Kürtler ve Kürdistan parçalara ayrıldığını vurgulayarak, bu antlaşmayı bir kez daha protesto ettiklerini belirtti.

     

    ‘SYKES PİCOT ÇÖZÜMSÜZLÜKTÜ’ 

    Özgürlük ve ulusal birlik için daha fazla kenetlenmenin zamanı geldiğini söyleyen Rezai, “Bugün 60 milyondan fazla Kürt ve milyonlarca Asuri, Yezidi ve diğer etnik kökenler yüz yıl önce Mark Sykes ve Francois Picot tarafından hazırlanan sınırlar ile parçalandı. Türkiye’deki Kürtler, 1990’ların sonlarına kadar temel vatandaşlıktan mahrum bırakıldı ve Türk Hükümetine karşı on yıllardır sürecek bir savaşta kilitlendi. Suriye’nin Kürtleri, Esad rejimi altında onlarca yıldır kültürel veya dilsel özgürlükler olmadan yaşadılar. 2011’de Suriye İç Savaşı’ndan çıkmadıkça, tam oy hakkı tanınmadı. Irak’ta Saddam Hüseyin tarafından Kürtler soykırıma tabi tutuldu. İran’da 1946 da Kürt otonomuna saldırıldı ve katliamlar yapıldı” dedi.  Skyes Picot antlaşmasının Ortadoğu’yu istikrarsızlığa soktuğu ve yüz yıl önce bir arada yaşayan halkları ve kimlikleri parçalamanın sonuçlarının çok ağır olduğunu kaydeden Rezai, “En iyi çözüm, bütün kültürlere ve etnik gruplara saygılı, yeniden tanımlanmış demokratik bir devlete sahip olmaktır. Kimliklerin kendini özgürce ifade ettiği ve yaşattığı anayasal ve yasal bir idari yapılanmalara ihtiyaç vardır” diye kaydetti.

     

    DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NA YÜRÜDÜLER

    Rojava’da İŞİD ve Türk devletine karşı savaşan kadınlara dikkat çeken Rezai, faşizme ve gericiliğe karşı savaşan Kürt kadınlarının mücadelesini Kürt halkının birlikte taçlandırması gerektiğinin altını çizdi. Türk devletinin Kürt halkının kazanımlarına yönelik saldırılarına dikkat çeken Rezai, Erdoğan’ın İŞİD ile birlikte Kürt halkına topyekun bir savaş açtığını belirtti. Sykpe Picot antlaşmasının yarattığı bu parçalanmışlığa karşı Kürt halkının Demokratik konfederal bir sistem ile Ortadoğu’daki sorunların çözülebileceğini ifade eden Rezai, “Konfederalizm bölgedeki farklılıkların tam olarak temsil edilmesine izin veriyor. İnsanları, tüm kültürleri, dilleri ve kimlikleri içeren ve bütünleştiren aşağıdan yukarıya bir kesinlik inşa etme yetkisine sahip olacak” diye kaydetti.

    Rezai’nin yaptığı ortak açıklamanın ardından Kürdistanlılar bu kez Başbakanlık binasından Dışişleri Bakanlığı binasına doğru yürüyüşe geçti. Bakanlık binası önünde bir süre daha eylemlerini sürdüren Kürtler, burada da ulusal birlik konusunda kararlılıkların bir kez daha dile getirdi.

  • HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    Batman’ın Beşiri ilçesinin HDP’li İkiköprü Belde Belediyesi, askerler tarafından basıldı. Belediye binasını ablukaya alan askerler, hizmet binasında arama yaptı. Belediyede arama devam ederken İçişleri Bakanlığı tarafından açıklama yapıldı. Belediye Eşbaşkanı Osman Karabulut, hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla Batman 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava gerekçe gösterilerek, görevden uzaklaştırıldı. Karabulut’un yerine Beşiri Kaymakamı Sinan Aşcı kayyum olarak atandı.

    ÖZALP VE BAŞKALE BELEDİYESİNE KAYYUM ATANDI

    Van’da dün sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaşkanı Erkan Acar’ın yerine de kayyum atandı.  Örenci ve Almaç yerine Özalp Kaymakamı Abdulkadir Çelik, Acar yerine ise Başkale Kaymakamı Asım Solak kayyum olarak atandı.

    Kayyum kararının resmi yazıyla Özalp Belediye Meclisi’ne ileten polislerin, belediye binasında dün akşam başlattığı arama sürüyor. Kilitli kapıları kıran polis, Belediye Meclis üyelerinin binaya girişine izin vermedi.

    Başkale’de ise belediye binası polis ablukasında tutuluyor.

    Dün gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaskanı Erkan Acar, Muradiye Belediye Eşbaşkanları Leyla Balkan ve Yılmaz Şalan hakkında avukat kısıtlılığı getirilmişti. “Örgüt üyeliği ” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltında tutulan 5 eşbaşkan İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

    Son kayyum atamalarıyla HDP’nin 3’ü büyükşehir 25 ilçe ve 2 belde belediyesi gasp edildi.

  • Britanya KHM’den Doğuş ve Demirci için çağrı

    Britanya KHM’den Doğuş ve Demirci için çağrı

    Britanya Kürt Halk Meclisi Kürt halkı ve dostlarına bir çağrıda bulunarak İşçi partisinin Kürt adayları İbrahim Doğuş ve Feryal Clark Demirci’nin seçim çalışmalarına katılarak destek olmasını istedi.

     

    12 Aralık seçimlerine kısa bir süre kalırken Britanya Kürt Halk Meclisi seçimlere dönük bir çağrıda daha bulundu. Halk Meclisi daha önce seçimlere dönük tutumlarını açıkladıklarını ve
    12 Aralık Birleşik Krallık genel seçimlerinde Kürt ve Kürt halkının dostu olan milletvekili adaylarını destekleme çağrısında bulunulduğu hatırlatıldı. Seçim tutumları temelinde destekledikleri adayların yaptıkları seçim çalışmalarına katılarak milletvekili seçilmeleri için çabalarını sürdürdüklerini ifade eden Halk Meclisi, “Seçime kısa bir zaman kaldı, bu zamanı iyi değerlendirip mevcut çalışmaları hızlandırarak daha çok seçmene ulaşıp desteklediğimiz adaylara oy vermelerini sağlayabiliriz” denildi.

     

    ÇALIŞMALARA KATILIN

    Kürt halkı ve dostlarının desteklediği adaylar için bu son haftayı çok iyi değerlendirerek adaylar etrafında kenetlenilmesini isteyen Halk Meclisi, özel de ise Enfield North bölgesinde Feryal Demirci ve West Bromwich bölgesinde İbrahim Doğuş‘un seçim çalışmalarına herkesin katılarak destek vermeye çağırdı.

     

    KAYGIMIZ YOKTUR

    Demirci ve Doğuş’un geçmişte de, bugün de hem kendi toplumlarına hem de farklı toplumlara faydası olduğu vurgulanan açıklamada, “Bu arkadaşlarımızın ileride de Britanya’daki farklı toplumlara ve tüm Kürtlere faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu noktada hiç bir kaygımız yoktur. İbrahim Doğuş un ve Feryal Demirci nin Britanya parlamentosuna milletvekili olarak seçilmesini destekliyoruz ve yanında olduğumuzu belirtiyoruz” diye kaydetti.

  • NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen iki günlük NATO’nun Londra zirvesinde ‘iki yüzlülük’ tartışmaları altında bir nevi zoraki evliliğe devam kararı alındı. Zirve öncesi Erdoğan, Macron ve Trump’ın başını çektiği sert tartışmaların ardından gerçekleşen zirveden sonra ortaya çıkan genel fotoğrafın tek cümlelik tarifi; ‘Birbirimizden nefret ediyoruz, her konuda farklı düşünüyoruz, ama birbirimize mecburuz!’ oldu.

    Aladdin Sinayiç-Londra

    NATO’nun 70’inci kuruluş yıldönümünü kutladığı Londra zirvesinin ilk günü liderler arasında gerçekleşen ikili, üçlü ve dörtlü toplantılarla geçti. Türk devletinin Rusya ve DAİŞ ile olan ilişkileri ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarından kaynaklı ortaya çıkan kriz genel kuruldan çok özellikle de bu dar toplantılarda tartışıldı. Bu toplantılardan en önemlisi Britanya başbakanı Boris Johnson, Almanya başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve Türkiye cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan arasında gerçekleşen ve beklenenden çok kısa süren dörtlü toplantı oldu. Toplantı toplamda 50 dakika sürerken, sonrasında liderler tarafından yapılan açıklamada ‘çok faydalı bir görüşme gerçekleştirildiği’ ifade edilse de toplantının krizli geçtiği anlaşılıyor.

    Genel kurulda Türkiye işgali gündeme geldi mi?

    NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde Suriye krizine ve Türk devletinin işgaline hiç vurgu yapılmadı. Yayınlanan sonuç bildirgesinde bilinen klasik cümlelerin dışında, teröre karşı savaşa devam edileceği, 5’inci maddeye bağlılık, Avrupalı üye devletlerin savunma harcamaları konusunda üzerlerine düşeni yapacakları, Rusya ve NATO tarihinde bir ilk olarak da Çin’e yönelik rahatsızlık ifade edildi. Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları, S400 savunma sistemi, DAİŞ ile olan ilişkisi bir süredir tüm üye ülkelerin rahatsız oldukları başta gelen konulardan olsa da sonuç bildirgesinde yer almazken, liderlerin yaptığı basın açıklamalarında da bu konuların genel kurulda tartışılmadığı ifade edildi.

    Erdoğan’ın ayak oyunları: Kriz yaratıp krizi pazarlık konusu yapmak

    Türk cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın kriz yaratarak bunu pazarlık konusu yapma siyaseti burada da devam etti. DAİŞ ile ilişkisi, Kuzey-Doğu Suriye işgali, savaş suçları, etnik temizlik planları ve S400 meselesi kendisini NATO zirvesinde çok ciddi düzeyde zorlayacak konulardı. Bunların gündeme gelmemesi ve işgali meşrulaştırma amacıyla bir dizi ön hamle yaptı. Bunlardan en önemlisi NATO’nun Baltık ülkeleri ve Polonya’yı Rusya’dan koruma amaçlı hazırlanan savunma planını veto ederek YPG’nin NATO tarafından ‘terör örgütü’ ilan edilmesi şartını koşmak ve sürekli kullandığı mülteci kozu oldu. Erdoğan bu hamlesiyle kriz yaratarak NATO’yu kendi çizgisine çekerek taviz koparma siyaseti yürüttü. Erdoğan; ‘işgale destek vereceksiniz, zirvede konuyu gündeme getirmeyeceksiniz, ben de Baltık ülkeleri savunma planına destek veririm’ pazarlığı yaptı. Sonuç olarak zirvede Erdoğan Baltık ülkeleri savunma planına destek verdi ve NATO da bunun karşılığında Türk devletinin işgalini ve savaş suçlarını gündemleştirmeyerek, bir gün öncesinde gerçekleşen çocuk katliamına sessiz kalarak destek vermiş oldu.

    Türkiye’yi anlamaya çalışıyoruz!

    Zirvenin bitiminden sonra yapılan açıklamalarda NATO üyeleri arasındaki siyasi farklılıklar ve sorunların aşılamadığı ortaya çıktı.

    Zirve öncesi ve birinci gününde Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Türkiye ile ilgili açıklamaları gündeme oturmuştu. Zirvenin ilk gününde basına verdiği demeçte Türkiye’nin DAİŞ ile olan ilişkisine dikkat çeken Macron, zirve sonrası yaptığı açıklamada genel kurul toplantısında konuyu neden gündeme gelmediğine vurgu yapmazken, Türkiye ile terörizm tanımı konusunda anlaşmalarının mümkün olmayacağını ifade ederek Türkiye ile yaşanan sorunların halen devam ettiğini ifade etmiş oldu.

    Zirve sonrası basının karşısına geçen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg,

    ‘Baltık ülkeleri ve Polonya ile ilgili savunma planının imzalaması için Erdoğan’a ne verdiniz?’ sorusuna verdiği cevapta NATO’nun 5’inci Maddesine vurgu yapması, Türkiye’nin bir saldırıya uğraması durumunda yanında olacakları konusunda Erdoğan’a güvence verildiği anlamına geliyor. Stoltenberg cevabının devamında ‘NATO’nun temel amacı barışı korumak, savaş çıkarmak ve çatışma alanlarını provoke etmek değildir. YPG ve PYD konusunda farklı görüşler var, hepimizin ortaklaştığı tek şey DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin zarar görmemesi’ diyererek te Erdoğan’ı tekrardan uyarmış oldu.

    Önümüzdeki hafta yapılacak genel seçimlerde koltuğunu korumaya çalışan İngiltere başbakanı Boris Johnson ev sahibi sıfatıyla düzenlediği basın açıklamasında Türkiye’yi ‘anlamaya çalıştıklarını’ ifade etti.

    Zirvenin ‘maskotu’ Trump oldu

    Zirvenin ilk gününün akşamında Kraliçe Elizabeth’in Buckingham Sarayında verdiği resepsiyonda Kanada başbakanı Justin Tradeau’nun Macron ve Johnson ile sohbetinde Trump ile alay etmesi videosu zirvenin en çok konuşulan konusu olmuştu. Trump, videoyu izlediğini ifade ederek ‘Trudeau ikiyüzlü’ diye tepki gösterdi. Trump zirve sonrası planladığı basın açıklamasını da iptal ederek Washington’a geri döndü.

    Ve çocuk katili

    NATO zirvesinden bir gün önce Tel Rifat’a yönelik saldırısında 8 çocuğu katleden Türk ordusunun başkomutanı Erdoğan zirveye bürokrat ordusu ve üç dilde hazırladığı üç kitapçıkla katıldı. Kitapçıklarda; işgal ve etnik temizlik planı, Türkiye’nin gücü, stratejik önemi gibi konuların propagandasının yapıldığı kitapçıklar tüm devlet başkanlarına dağıtıldı. Zirve sonrası ve ikili toplantılar sonrası sessiz kalmayı tercih eden Erdoğan, akşam saatlerinde İngiltere’de yaşayan AKP’lilerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı açıklamalarla zirveden duyduğu memnuniyetsizliği ortaya koydu.

    “Terör örgütlerine on binlerce TIR’la silah, mühimmat gönderenler bize paramızla silah vermediler. AB mülteciler konusunda verdiği para yardımı sözünü tutmadı’’ repliğini tekrarlayan Erdoğan zirve öncesi dikkat çektiği konulara değinmedi.

    Birleşik Krallık’ta yaklaşık 500 bin nüfuslu bir ‘Türk’ toplumu olduğunu, ticaret hacminin iki milyar doları bulduğunu söyleyen Erdoğan “Ama ne yazık ki vatandaşlarımızın ekonomik alanda elde ettikleri başarıyı siyasi alana yansıtamadıklarını görüyoruz. Milli hassasiyeti yüksek STK’lara Birleşik Krallık’ta çok ihtiyacımız var” dedi. Erdoğan ‘milli hassasiyet’ çağrısı yaptığı 500 bin vatandaşın yüzde sekseninin Kürt, Alevi ve devlet zulmünden kaynaklı Türkiye’yi terk eden muhaliflerden oluştuğunu bir anlığına unutmuş gibiydi.

    Ve NATO liderleri 2021’de tekrar buluşmak üzere ayrıldı ancak mevcut sorunların ve çelişkilerin 2021’e kadar bekleyemeyeceği kesin.

     

  • Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu

    Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu

    Suruç’ta AKP’li İbrahim Yıldız’ın akrabalarının saldırısı sonucu Esvet, Celal ve Adil Şenyaşar ile Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdiği olaya ilişkin 18 ay sonra iddianame hazırlandı. Baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede daha çok Şenyaşar ailesinin soruşturulması dikkat çekti.

    Urfa’nın Suruç İlçesinde 24 Haziran 2018 genel seçim sürecinde AKP’li İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait iş yeri ve hastanede devam eden silahlı saldırılarında Hacı Esvet Şenyaşar, çocukları Celal ve Adil ile AKP’li Yıldız’ın ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirmişti. Yaşanan olaydan 18 ay sonra Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame  hazırlandı.
    Silahlı kavga sonrası Suruç Devlet Hastanesi’nde Yıldız ailesi bireylerinin saldırısında hayatını kaybeden baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede Adil, Celal Şenyaşar ile Milletvekili Yıldız’ın kardeşi Mehmet Şah Yıldız’ın ölümüyle kısıtlı kaldı.
    İddianamede tutuklu Fadıl Şenyaşar ile Ferit Şenyaşar, Kenan, Abdurrahman, Mustafa, Nihat ve Süleyman Yıldız müşteki şüpheli olarak yer alırken Enver, Ali, Mehmet ile İbrahim Yıldız, İbrahim Halil ve Mehmet Şimşek ise şüpheli olarak yer aldı.
    ‘ÖRGÜTLE BAĞ’ ARAŞTIRMASI 
    Ramazan Bayramı’nın Arife günü olan 14 Haziran 2018 günü saat 15.50 sıralarında AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın seçim çalışması için sırasıyla esnaf ziyaretleri gerçekleştirdiği “İstanbul Ucuzluk” isimli iş yerine yaptığı ziyarette çıkan tartışma nedeniyle İbrahim Halil Yıldız’ın söz konusu yerden ayrılmasına müteakip işyeri sahipleri olan Şenyaşar ailesi mensupları ile Yıldız ailesi mensupları arasında kavga çıktığı belirtilen iddianamede, “Devamında gelişen öldürme olayları sonucu Mehmet Şah Yıldız’ın ateşli silahla öldüğü, Süleyman, Mustafa, Nihat Yıldız’ın ateşli silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı beraberlerinde ki diğer kişilerden Engin Şimşek ve Ahmet Çetin’in ateşli silahla yaralandığı, Esvet, Adil ve Celal Şenyaşar’ın öldüğü, Mehmet Şenyaşar’ın ateşli silahla yaralandığı, Suruç Devlet Hastanesi ve ambulanslarının zarar gördüğü, 6136 sayılı yasaya aykırılık ve diğer yaralama suçlarının işlendiği adli olaylar meydana gelmiştir. Milletvekili adayı İbrahim Halil Yıldız’ın seçim öncesi ‘esnaf ziyaretleri’ şeklinde gerçekleştirilen seçim çalışması sırasında meydana gelen olayların; demokratik bir toplumda siyasi partilerin aday ve mensuplarının her seçim dönemi rutin olarak gerçekleştirdikleri esnaf ziyaretlerinin böylesi ağır bir olaya neden olmayacağı gerçeği karşısında; tarafların terör örgütleri ile bağlantısı ya da olağan dışı radikal yönlerinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerektirmiştir” denildi.
    ŞENYAŞAR AİLESİ SORUŞTURURULUYOR
    Olayın gelişimine yer verilen kısmın ardından iddianame, Şenyaşar ailesinin soruşturma kayıt araştırmasıyla devam ediyor. Baba Esvet Şenyaşar’ın 23 Aralık 2016 tarihinde “PKK/KCK terör örgütünün kayyum atanan belediyelere ve atanan kayyumlara, Ak parti yöneticileri ve askerlere yönelik eylem planlandığı” şeklinde edinilen istihbarat çerçevesinde gözaltına alındığı ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı belirtiliyor. Şüpheli Fadıl, Adil ve Celal Şenyaşar, hakkında ise herhangi bir soruşturma kaydının bulunmadığı belirleniyor.  Sicil kaydının ardından başsavcılık Şenyaşar ailesi üyelerinin sosyal medya hesaplarını incelemeye alıyor. Celal ve Ferit Şenyaşar’ın sosyal medya hesapların herhangi bir suç unsuru içeren paylaşıma rastlamayan savcılık Fadıl Şenyaşar’ın “Foursquare” isimli sosyal medya platformunda açtığı hesabın profil fotoğrafına koyduğu resim için “PKK terör örgütünü simgeleyen işaretler ve renklerin yer aldığı bez parçası ile zafer işareti yaparak paylaşım yaptığı yer almaktadır” değerlendirmesi yapılırken PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın ANF üzerinden yaptığı açıklamada Şenyaşar ailesi için, “Şehit Celal ve Adil’in annesi daha fazla ağlayıp düşmanı sevindirmesin. Ama şunu iyi bilmeli ki ahı yerde kalmayacaktır. Sadece bu kadarını söylüyorum” dediğine iddianamede yer veriliyor.
    ‘TUZAĞIN İÇİNE ÇEKİLDİM’
    iddianamede, İbrahim Halil Yıldız’ın ifadesine yer verildi.  “Selamın aleyküm” diyerek Şenyaşar ailesine ait dükkâna bayramlarını kutlamak için girdiğini ifadesinde belirten Milletvekili Yıldız, dükkân sahibinin kendisine iyi bakmadığını iddia etti. Gönülsüz şekilde karşı tarafın elini uzatması üzerine dışarı çıktığını anlatan Yıldız, “Ancak kendisi konuşmaya başladı. ‘Siz Ak Partililer bu memleketi mahvetmişsiniz’ dedi. Ben de kendisine ‘Elinizde rahatsız olduğunuzu gösteren bir belge varsa ben bu sorunla ilgileneyim’ dedim. Orada bir tuzağın içine doğru çekilmeye başladığımı hissettim ve ayrılmak istedim. Dükkân sahibi konuşmasına devam etti: ‘Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor’ dedi. Bu sırada dükkân sahibi ya da diğeri bize hitaben ‘S. olun, gidin buradan ‘ dedi.  Daha sonra görüntüleri izlerken fotoğraf çeken kişinin Nesih Şimşek olduğunu gördüm. Düşündüğüm zaman olayın gelişimi içerisinde benim dükkânda biraz daha zaman kaybetmem amaçlanmıştı. Araştırdığımda Nesih Şimşek’in PKK’nin dağ kadrosunda yıllarca kaldığını, etkin pişmanlıktan faydalanarak dışarı çıktığını öğrendim. Bu kez arkamda bir tartışma oldu ve ben iteklendim. Ben ‘Bir şey yok sakin olun’ anlamında bir şeyler söyledim. Korumalarım beni yürüyerek Suruç Meydanı’nın oraya götürdüler ve Nar Kafe isimli iş yerine oturttular. Kafedeyken silah sesleri gelmeye başladı” ifadelerini kullandı.
    FOTOĞRAFLAR ÜZERİNDEN OLAYA YER VERİLDİ
    İddianamede dükkânın içinde bulunan kamera görüntülerinden alınan kesitlerle olayın en başından itibaren nasıl başladığı ve kimin kimi silahla ya da sopayla yaraladığı da açıklamalar ve kamera görüntülerinden alınan fotoğraflar üzerinden tanımlanıyor.
    Dükkân içinde arbedenin başlamasıyla birlikte dükkanın önüne sivil polislerin geldiği ve olayı yatıştırmaya çalıştıkları belirtilen iddianamede, “Celal ve Adil Şenyaşar’ın işyerinin iç kısmına doğru götürüldüğü, dışarıdaki kalabalığın uzaklaştığı, bir süre sonra Kenan ve Süleyman Yıldız’ın işyerine tekrar girmeleri ile peşlerinden Mehmet Şah, Mustafa, Abdurrahman ve İbrahim Yıldız’ın geldiği, işyeri içinde Celal, Adil ve Ferit Şenyaşar ile Süleyman, Kenan, İbrahim, Ali, Nihat, Enver ve Mehmet Yıldız, Engin Şimşek’in işyerinin içerisine tekrar girerek karşılıklı olarak her iki grup arasında ellerine geçirdikleri sopa ve diğer eşyalarla birbirlerine vurmaya başladıkları anlaşılmıştır” denildi.
    TELEFON DİNLEMESİNE RAĞMEN YAKALANAMAMIŞ
    Şüphelilerden Enver ve İbrahim Yıldız’ın olay sonrasında kaçtıkları, haklarında yakalama emri çıkarıldığı belirtildi. İddianamede, yakalanmaları ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla şüpheliler İbrahim ve Enver Yıldız’ın iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması ve tespiti tedbirinin uygulandığı ifade edildi. Tedbir çerçevesinde, şüphelilerin yakalanması amacıyla konutlarında aramalar ve çevre araştırmalarının yapıldığı ancak yakalanamadıklarına yer verilirken, “Şanlıurfa 2’nci Sulh Ceza hâkimliğinin 04/07/2018 tarih ve 2018/2243 sayılı kararı uyarınca Şüpheli Enver Yıldız’ın iletişimin kayda alınması tape kaydı çerçevesinde 19.08.2018 tarih, Enver Yıldız: ‘Arkama döndüm baktım abim karnını tutuyordu, bende çektim vurdum’ dediği tespit edilmiştir. Şüpheli Enver Yıldız’ın Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelerek suçta kullandığı Ruger marka tabancası ile birlikte teslim olduğu, şüpheli İbrahim Yıldız’ın ise hakkında yakalama emri halen bulunuyor olup halen aranmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
    ‘SALDIRIYI DEFETMEK İÇİN SİLAHLA ATEŞ ETTİM’
    14 Haziran günü saat 16.00 sıralarında işyerinde çalışmakta iken bir kaç şasın İstanbul Ucuzluk isimli işyerini çalıştıran Celal, Mehmet ve Adil isimli kardeşlerini kastederek “abinleri dövüyorlar” diye bağırdığını aktaran Fadıl Şenyaşar, dükkanında bulunan ruhsatsız tabancasını alarak ağabeyi Ferit’le birlikte kardeşlerinin dükkanına gittiği yönündeki ifadelerine de yer verildi. Dışarıda eli sopalı ve demirli bir kalabalık grup gördüğünü aktaran Fadıl Şenyar ifadesinde, “İşyerinin içerisine girdiğimde içeride daha önceden görmediğim ve şuan görsem de tanıyamayacağım şahısların abim Ferit ve Adil’i dövdüklerini gördüm. Bende müdahale ettim. Bana da saldırmaları üzerine ve saldırıyı defetmek amacıyla elimde bulunan silahla ateş etmeye başladım. Ancak kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Daha sonra şahıslar üzerime gelerek elimden silahı aldılar. Daha sonra sopa ve bıçakla beni yaraladılar. Ayrıca olay esnasında ilk bana saldırdıklarında sol kolumdan silahla yaralandım ancak yoğun kalabalıktan dolayı kimin ateş ettiğini göremedim. Daha önce benim ve abimlerin herhangi bir kimseyle husumetimiz yoktu. Abimlerle şahıslar arasında nasıl bir konuşma ve tartışma geçtiğini bilmiyorum” dedi.
    ‘PKK’DEN DOLAYI KAÇTIM’
    Milletvekili Yıldız’ın üvey kardeşi Enver Yıldız ise kardeşinin çarşıda ziyaret yaptığı esnada sahibi arkadaşı olan bir tekel bayide olduğunu söyledi. Silah ve bağrışların gelmesi üzerine kavganın olduğu dükkâna gittiğini söyleyen Yıldız, şöyle konuştu: “Abdurrahman Yıldız ‘Amca amca beni öldürüyor’ diye bağırınca ben belimde olan silahı çekip şuursuzca 2-3 el ateş ettim, ateş etmemin etkisiyle Adil Şenyaşar yere düştü. Ben işyerinden dışarı çıkıp olay yerinden uzaklaştım, sonra geri işyerinin önüne geldim kardeşim Mehmet Şah Yıldız’ı işyerinin önünde yerde kanlar içinde yattığını gördüm, onu alıp belediyenin önüne götürüp bir araca koyup oradan hastaneye gönderdik. Sonradan ben köye gidip saklandım zira bölgede terör olayları yoğundu, PKK terör örgütü de devamlı bize ve ailemize tehditler savurmaktaydı bunun etkisiyle korktuğumdan sonradan gidip teslim olmadım, bugün kendi rızam ile olayda kullandığım tabancayı da beraberimde getirerek teslim oldum. Tabancamı rızam ile teslim ediyorum muhafaza altına alınmasına mükâfatım vardı. İbrahim Yıldız’ın nerede olduğunu bilmiyorum. Olaya ilişkin olarak Youtube de bulunan kamera görüntülerinde olay sonrasında izlemiştim. Bir insanın öldürülmesi iyi bir duygu değil bu nedenle üzgünüm.”
    MİLLETVEKİLİ YAKINLARININ BEYANLARI ÇELİŞKİLİ
    Milletvekili Yıldız’ın yakınlarının olay sonrasında verdikleri ifadelerde çelişkilerin olduğu iddianamede de göze çarpıyor. Ali Yıldız milletvekilinin dışarı çıktığı esnada Celal Şenyaşar’ın milletvekiline karşı “Namussuz, pezevenk”, Adil Şenyaşar’ın da “Vekili dışarıya bırakmayın, vurun onu dışarı çıkmasın” diyerek hakaret ettiğini söylerken, Mehmet Şimşek ise Şenyaşar’lardan birisinin “Milletvekilimiz İbrahim Halil Yıldız’ın Mecliste yapmış olduğu bir konuşmasından dolayı o tokatın hesabını verecek şeklinde sözler söylüyordu” dediğini ifade de aktardı. Milletvekili Yıldız’da, Şenyaşar’ların kendisine “Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor” dediğini ifadesinde yer vermişti.
    OLAY TANIĞININ İFADELERİNE YER VERİLDİ
    Olayın yaşandığı “İstanbul Ucuzluk Pazarı” isimli dükkânın hemen yanındaki dükkanın sahibi olan ve olaya yakından tanık olan kavga esnasında da yaralanan Ahmet Çetin ise, “Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın Celal’in dükkanına uğradığını gördüm. Bir dakikadan biraz fazla Celal’in dükkânında kaldılar. İçeriden tartışma sesleri geldi. Ben son andaki bazı konuşmalara şahit oldum. Celal Şenyaşar vekile tam olarak şu cümleleri söyledi: ‘Bazı çakallar bu köşelere geliyorlar, hırsızlık yapıyorlar, milletin cüzdanlarını çalıyorlar, kimse ses etmiyor, eroinciler var, tinerciler var, siz bunlara müdahale etmiyorsunuz’ dedi. Vekil buna cevap vermedi ancak canı sıkılmıştı. Ondan sonra ‘Hadi neyse çıkalım’ dedi. Tam olarak bu cümleyi söyledi. Celal Şenyaşar HDP’yi destekliyordu. Ancak tartışma sırasında ‘Ben PKK’lıyım, ben HDP’liyim, ben size oy vermeyeceğim’ dediğini duymadım” ifadelerini kullandı.
    ‘ESVET ŞENYAŞAR HASTANEDE ÖLDÜRÜLDÜ’
    Milletvekilinin dükkânda çıktığı esnada 3-4 kişilik bir grubun küfrederek içeriye doğru yöneldiğini anlatan Çetin, Şenyaşar’larında karşılık verdiğini söyledi. Araya girerek tarafları sakinleştirmeye çalıştığını aktaran Çetin, “Ben ‘Durun yapmayın’ diye bağırırken, bir silah sesi geldi. Baktığımda kolumdan kan fışkırıyordu. Ben komşum Reşit Çetin’in yanına giderek yaramı sardım. Ambulans istedim. Ben yeğenim Salih Güngör ile birlikte benim aracımla üçümüz birlikte hastaneye gittik. Ben hastaneye vardığımda Vekilin abisi Mehmet Şah Yıldız’a sedye üzerinde kalp masajı yapıyorlardı. Salih bir doktor istedi. Ancak sağlıkçılar sedyedekinin durumunun daha ağır olduğunu söyleyerek beklememizi istediler. Bunun üzerine beni Şanlıurfa’ya getirdi. Hastaneye vardığımda Mehmet Şah Yıldız’ın yanında 20 kadar kişi vardı. Ben Esvet Şenyaşar’ı ve eşini çok iyi tanıyorum. Benim ziyaretime gelen Reşit ya da konfeksiyoncu Mevlüt isimli kişi, Esvet’in çocuklarının hastaneye kaldırıldığını öğrenince Esvet’i bir arabayla hastaneye bırakmış. Dükkânda Şenyaşar’lardan bir kişi ölmüş diğer ikisi hastanede öldürülmüş diye anlattılar. Zaten ben Esvet’in hastanede öldürüldüğünü zaten biliyorum. Zira iş yerinde değildi. Hatta onun da başına bir kurşun sıkmışlar diye anlattılar” diye ifade verdi.
    13 KİŞİ HAKKINDA CEZA TALEP EDİLDİ
    Delilleri ve ifadeleri hukuki olarak değerlendiren başsavcılık Fadıl Şenyaşar’ın Abdurrahman, Mustafa, Süleyman, Kenan ve Nihat Yıldız’a yönelik kasten öldürme teşebbüs suçunu, Mehmet Şah Yıldız’a yönelik kasten öldürme suçunu, Ahmet Çetin ve Engin Şimşek’e yönelik kasten silahla nitelikli yaralama suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Enver Yıldız’ın Adil Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli İbrahim Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Ali Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Abdurrahman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik sopa ile yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mustafa Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik silahla kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Süleyman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Kenan Yıldız’ın Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Nihat Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli İbrahim Halil Şimşek’in Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Şimşek’in Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçunu işlediğini, müşteki Şüpheli Ferit Şenyaşar’ın Süleyman Yıldız’a yönelik basit yaralama suçu ile Kenan Yıldız’a yönelik basit yaralama suçlarından cezalandırılmalarını talep etti.
    Başsavcılık hazırlanan iddianameyi Urfa 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu.
    MA / Muhammed Abdulkadir Esen