Category: SEÇME YAZILAR

  • Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ceren Özdemir 3 Aralık 2019 Salı günü 19:30 sıralarında Altınordu ilçesinde bulunan evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özdemir’in kısa süre içerisinde tedavisi başlatılsa da genç balerin hayatını kaybetti. 

     

    Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ordu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 3. sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Ceren Özdemir’i takip ederek, evinin önünde bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf eden zanlı adliyeye sevk edildi. Zanlının 2005 yılında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yaklaşık 14 yıl hapis yattığı ve Ekim ayı sonunda açık cezaevine alındığı açıklandı.

    Başsavcılık açıklamasında, 35 yaşındaki Özgür Arduç’un, Ceren Özdemir cinayetinden 3 gün gün önce Ordu Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan kaçtığı duyuruldu.

    Zanlı Arduç’un emniyetteki ilk ifadesinde Ceren Özdemir’i neden takibe başladığını anlattı.

    35 yaşındaki zanlı, Özdemir’i çantasını çalmak üzere 4 kilometre takip ettiğini ve bina girişinde başkalarını görmesi üzerine panikleyerek çantayı alamadan bıçakladığını söyledi.

    Özgür Arduç, Anadolu Ajansı’nın aktardığı ifadesinde cinayeti bir iş yerinden çaldığı bıçakla gerçekleştirdiğini belirtiyor.

    Zanlının açık cezaevinden nasıl çıktığı da tartışma konusu oldu. Şüpheli polis ifadesinde cezaevinden izinli olarak çıktığını ve geri dönmediğini iddia etti. Ancak Ordu Başsavcılğı ise zanlının 01/12/2019 günü saat 00.15 sularında kurumdan firar ettiğini açıkladı.

    Ceren Özdemir’in öldürülmesi sonrası bazı sosyal medya kullanıcılarının, genç kadını fotoğrafları ve paylaşımları üzerinden karalaması nedeniyle de soruşturma başlatıldı.

    Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler, “Ceren Özdemir’in canice öldürülme eylemini ve şiddeti meşrulaştıran, suçu ve suçluyu öven, suça teşvik eden sosyal medya paylaşımları hakkında hukuki süreç başlatacak ve ilgililerin gerekli cezayı alması için sürecin takipçisi olacağız” açıklaması yaptı.

     

    Olay nasıl gelişti?

    Salı akşamı 19.30 sıralarında gerçekleşen olay, verilen ifadelere göre şöyle gelişti.

    20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ceren Özdemir, bale dersi verdiği özel sanat evinden yürüyerek geri dönüyordu. Bu yol üzerinden elde edilen güvenlik kamerası kayıtlarında zanlının, Özdemir’i bu sırada takip ettiği belirlendi.

    Özdemir, evinin bulunduğu binanın giriş kapısı otomatiği çalışmadığı için telefonla ulaştığı ablasından kendisine anahtar atmasını istedi.

    35 yaşındaki zanlı bu sırada kendi ifadesiyle, çantasını almak üzere 20 yaşındaki Özdemir’e saldırdı. Ancak yine kendi ifadesiyle çevredekilerin fark etmesi nedeniyle çantasını alamadan genç kadını bıçakladı.

    Baba Yılmaz Özdemir, büyük kızının cinayet zanlısını arkadan kaçarken de gördüğünü, kafasında kep olduğunu aktardığını söyledi.

    Ceren Özdemir’e ilk müdahaleyi de hemşire olan annesi yaptı.

    Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Ceren Özdemir, yapılan müdahalelere karşın kurtarılamadı.

     

    Zanlı adliyeye sevkedildi

    Emniyet sorgusunun ardından zanlı Özgür Arduç, Ordu Adliyesi’ne sevkedildi.

    Sağlık kontrolünden de geçirilen zanlıya, Emniyet Müdürlüğü’nden çıkışı sırasında, bir grup fiziki tepki göstermek istedi.

     

    Soylu’dan Ceren Özdemir açıklaması: Her uygulamayı eleştiremeyiz

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu,  Ceren Özdemir ile katil Özgür Arduç’un tanıştıklarının tespit edilemediğini açıkladı. Soylu firari Arduç’un yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise, “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil” yanıtını verdi.
    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ordu’da Özgür Arduç adlı bir erkek tarafından katledilen Ceren Özdemir cinayetine ilişkin açıklamalarda bulundu. Soylu, suçunu itiraf eden zanlı Özgür Arduç’un Ceren Özdemir ile tanışıklıklarının olmadığının tespit edildiğini söyledi.
    Soylu, hem savcılık hem de kolluk kuvvetlerinin gerekli araştırmaları yaptığını belirterek, “Söyledikleri ne kadar doğru soruşturmada ortaya çıktı. Yapılan tespitte tanışıklıkları olmadığı söz konusu” dedi. Arduç’un cezaevinden ikinci kez firar edip yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise Bakan’ın yanıtı, “İki günlük firari. Katil ve cani. Bu durum her şeyin kötüye gittiği şeklinde yorumlanamaz” diye cevapladı.
    Soylu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ama tabii bu ölen kızımızı geri getirmiyor. Günün sonunda böyle bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Başsağlığı diliyoruz. Soruşturma devam ediyor. Adliye’ye sevk edildi. Onun söyledikleri var. Ne kadar doğrudur, neyi yansıtıyor, elbette ki bu soruşturma çerçevesinde ortaya çıkacak bir durumdur. Her firarinin bir cinayet işleyebileceğine yönelik bir bilgimiz söz konusu değil. Bizim görevimiz bütün firarileri yakalayarak adalete teslim etmektir. Bu tür eleştiriler illa ki olacaktır. Bütün bu eleştiriler bu kızımızın geri dönmesini sağlamayacaktır. Hakikaten elinde bıçak olup hiç tanımadığı bir insanı katledebilecek bir caniyle karşı karşıyayız. Firar etmiş ve bir cin.”
    Katil zanlısının dışarı çıkmasına izin verilmesi hakkındaki soruyu da yanıtlayan Soylu, şunları söyledi: “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil. Uygulama yapılıyor. Açık ve kapalı cezaevlerinde bir takım uygulamalar yapılıyor. Bu uygulamalarla ilgili sürekli olarak bir olay söz konusu geldiğinde tüm sistemi değiştirecek bir adım atarsak orada da başka sorunlar çıkıyor. Bizim bir sistemimiz var. Bu tür firari olaylar söz konusu olabilir. Bizim görevimiz yakalamaktır. Bulduğumuz oluyor. Bulamadığımız oluyor. Teknik takip yapmak zorundayız. Bu bütün Türkiye’nin güvenlik endişesiyle karşı karşıya kaldığınız göstermez. Evet, böyle bir olayla karşı karşıya kaldık. Bizim ihmalimiz nerededir. İki günlük bir firarinin bulunamamasındaki ihmal nedir bunları değerlendiriyoruz.”
  • Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu

    Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu

    Süpermarketler, plastiği azaltma yönünde yapılan bütün anlaşmalara rağmen yılda 900.000 tondan fazla tek kullanımlık plastik tüketiyorlar. Greenpeace başta olmak çevre örgütlerinin yaptığı araştırmalara göre, Birleşik Krallıkta yer alan on büyük market zincirinden yedisinin kullandığı plastik miktarında artış gözlendi. Sadece Waitrose, Tesco ve Sainsbury’s kullandığı plastik miktarında azalma gözlenen marketler oldu.

    Greenpeace, Birleşik Krallık temsilcilerinden Fiona Nicholls, “Süpermarketler plastik konusunda başarısızlıklarıyla müşterilerini kandırmaktadır. Plastiğin azaltılması yönünde sürekli olarak duyurularını, ilanlarını gördüğümüz marketler, her geçen gün raflarını daha fazla plastikle doldurmaya devam ediyorlar,” şeklinde konuştu.

    Market zincirleri, tek kullanımlık plastiği azaltma, geri dönüştürülemeyenleri çıkartma, üretici ile koordinasyon içerisinde çalışma ve şeffaf raporlama ilkelerine göre bir derecelendirmeye tabii tutuluyorlar. Bu kapsamda en iyi derece Waitrose’a ait olmakla birlikte bunu Morrisons ve Sainsbury’s takip ediyor. Lidl, Asda ve Aldi bu konuda en kötü performans sergileyen marketler olurken, Iceland ilk sıralardan yedinci sıraya geriledi.

    On büyük marka tarafından kullanılan plastikler 2017 yılından 2018’e 886,000 tondan 903,000 tona yükseldi ve bunun en önemli nedenlerinden biri olarak markalaşmış ürünlerin satılması gösteriliyor. Greenpeace ve EIA, marketlere ürünlerini paketlenmemiş olarak satma konusunda ısrar ediyor. Marketlerin bulduğu ‘daha ince plastikler’ kullanma ya da ‘plastik yerine karton’ uygulaması da aynı derecede yanlış kabul edilmektedir.

    Morrisons ve Waitrose, paketlemelerde tamamen geri dönüştürülebilir ürünler kullanırken yeniden kullanılabilir, doldurulabilir malzeme konusunda da çalışmalara başlamış bulunuyor. Plastiği yarı yarıya azaltma hedefindeki Sainsbury’s sebze ve meyve reyonunda yeniden kullanılabilir çantalar yapmaya başladı. Bunun yanı sıra Asda, rapor sonucunun satışlardaki artıştan kaynaklandığını, raflarında 6,500 tondan fazla plastiği azalttıklarını dile getirdi. Aldi ise 2,200 ton plastik ve 3,000 ton geri dönüştürülemez materyali kullanmayı bıraktıklarını ve geri dönüştürülebilir ürünlere geçtiklerini söyledi.

  • “Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti

    “Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti

    Üniversite öğrencisi Şule Çet’in şüpheli ölümüyle ilgili davada karar açıklandı. Mahkemeye göre Çet, tecavüze uğradı ve kasten öldürüldü. Davanın tutuklu sanığı Çağatay Aksu için müebbet hapis cezası verildi.

     

    Üniversite öğrencisi Şule Çet’in Ankara’da bir plazanın 20. katından düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesine ilişkin bir buçuk yıldır süren davanın karar duruşması Ankara Adliyesi’nde görüldü.

    Duruşmaya Çet’in ailesi, taraf avukatları, davaya müdahil olan Aile Bakanlığı avukatları, çok sayıda hak savunucusu ve vatandaş katıldı.

    Davanın tutuklu sanıklarından ve Çet’in patronu olarak bilinen Çağatay Aksu son savunmasında da suçsuz olduğunu ileri sürdü. Neden yargılandığını anlamadığını iddia eden Aksu, “Şule’ye dokunmadım” derken, mahkeme heyetine “Delil bulabiliyorsanız asın beni” diye çıkıştı.

    Çağatay Aksu, davanın başından beri Şule Çet’in intihara meyilli olduğunda ısrar etmiş, Baba İsmail Çet’i de “kızına sahip çıkmamakla” suçlamıştı. Aksu’nun “ortada cinayet” yok çıkışlarına karşın mahkeme heyeti bir önceki duruşmada Çet’in ölümünü “cinayet” olarak tanımlamıştı.

    Salondan tepki

    Aksu son savunmasını yaparken mahkeme başkanı “Şule’nin düştüğü sırada ayakkabıları ayağında mıydı?” sorusunu yöneltti. Aksu’nun bu soruya “Aşağıya atlamaya çalışırken ayak bileğinden tuttum. Şule’nin üzerinde kadın pedi vardı, tecavüz edilip yerine mi konuldu. Burada savunmamı yapamadım” yanıtına duruşma salonunda bulunanlar, “Adalet yerini bulsun” sözleriyle tepki gördü.

    Mahkeme başkanının “Başka diyeceğin var mı?” sorusu karşılığında da Aksu, beraatini talep etti. Aksu’nun yalan söylemediği konusunda namus sözü vermemesi salonda şaşkınlıkla karşılandı.

    Şule’nin ölümünde Aksu’ya yardım etmekle suçlanan sanık Berk Akand da, “Aksu’ya yardım etmedim. Bu suça yardım etseydim, kendi kafama sıkmış olurdum” savunmasında bulundu.

    Davanın başından beri Şule’nin intihara meyilli olduğu, psikolojik durumunun bozukluğu konusunda gündeme getirdikleri raporlarla tartışma yaratan sanık avukatları da, Şule’nin cinayete kurban gittiğine dair ortada hiçbir delil olmadığı görüşünde ısrar ettiler. Hem “tecavüz yok” hem de “Şule tecavüze karşı mücadele etmemiş” diyen avukatlar, bugüne kadar mahkemeye sundukları raporlar ciddiye alınmamış olsa da Şule’nin intihar ettiği görüşünü yinelediler.

    Müebbet çıktı

    Sanıkların ve avukatlarının “Şule intihar etti” iddiasını reddeden mahkeme heyeti kararını açıkladı.

    Sanık Çağatay Aksu’ya “kasten öldürme, cinsel saldırı, hürriyetten yoksun kılma” suçlarından müebbet ve 12 yıl 6 ay hapis cezası verildi. “Şule Çet’e tecavüz edildi, kasten öldürüldü” diyen mahkeme heyeti Berk Akand’ın da Aksu’ya yardım ettiğine kanaat getirdi. Berk Akand’a, Aksu’yla aynı suçlardan 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi.

    Hilal Köylü / Ankara
    © Deutsche Welle Türkçe
  • NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!

    NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!

     

    NATO’nun kuruluşunun 70’inci yılına denk gelen Londra zirvesi NATO’nun geleceği açısından da önemli bir zirve olarak kabul ediliyor. Dün zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve ABD başkanı Donald Trump ikili görüşme gerçekleştirirken, sonrasında da Boris Johnson, Angela Merkel, Emanuel Macron ve Tayip Erdoğan dörtlü bir görüşme gerçekleştirdi. Akşam saatlerinde de tüm liderler Kraliçe Elizabeth’in misafiri olarak Buckingham Sarayında toplandı.

    Bugün devam edecek NATO zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ‘‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” belirlemesi, ABD başkanı Donald Trump’ın sürekli ‘‘Avrupa’lılar maddi sorumluluklarını yerine getirmiyor’’ çıkışı ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarından sonra NATO’nun Baltık devletleri ve Polonya için hazırladığı Savunma Planı’nı veto etmesi zirveyi meşgul edecek temel tartışmalar olacak.

    ABD başkanı Trump ile görüştükten sonra bir açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron “Aynı terörizm tanımına sahip değiliz. Türkiye’ye baktığımda, onlar şu anda bizimle omuz omuza IŞİD’e karşı savaşanlara karşı savaşıyor ve bazen de DAİŞ bağlantılı gruplarla birlikte çalışıyorlar” diye konuştu. Bunun “stratejik bir konu” olduğunu belirten Macron zirvedeki tartışmaların merkezinde müttefiklerin İttifak için ne kadar ödeme yapacağı konusunun olmasını “ciddiyetsiz” bir durum olarak niteledi.

    Dün başlayan zirve başkent Londra’da binler tarafından protesto edildi. İngiltere’nin savaş karşıtı en büyük sivil toplum örgütlerinden birisi olan Stop The War Coalition, Kürt Halk Meclisi ve Kurdistan Solidarity Campaign öncülüğünde dün saat 16:00’da Trafalgar Meydanında toplanan kitle burada bir miting gerçekleştirdi. Yapılan konuşmalarda NATO’nun Ortadoğu’da yaşanan sorunların temel kaynağı olduğu ifade edildi.

    Rojava’da Çocuklar Katlediliyor

    Britanya Kürt Halk Meclisi adına bir konuşma yapan Elif Gün, iki gün önce Tel Firat’ta sekizi çocuk 10 sivili katleden Türk ordusuna dikkat çekti; ‘‘Türk ordusu iki gün önce Tel Rirat’ta sekiz çocuğu katletti. Türk devletinin işlediği bu insanlık suçlarından tüm NATO üyesi ülkeler sorumludur.’’

     

    Yapılan konuşmaların ardından kitle Buckingham sarayına doğru yürüyüşe geçti. Buckingham sarayı önünde toplanan kitle uzun bir süre NATO, Trump ve Erdoğan karşıtı sloganlar attı.

  • Day-Mer 30. yılını görkemli bir gece ile kutladı

    Day-Mer 30. yılını görkemli bir gece ile kutladı

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer 30. Kuruluş yıl dönümünü ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele’ adlı görkemli bir gece ile kutladı. Emekçilerin işçilerin, sanatçı ve yazarların katıldığı Day –Mer 30. Yılı Gecesi’nde şarkılar eşliğinde halaya durulurken, yapılan konuşmalar da “Daha fazla örgütlenme daha fazla mücadele” denildi.

    Londra’da 1989 yılında kurulan ve kısa bir süre sonra etkili bir kitle örgütü haline gelen Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER), 30. mücadele yılını ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele’ adlı bir etkinlikle kutladı. Day- Mer 30. yıl etkinliğini  Kasım 1989 yılında kurulduğunda ilk etkinliğini gerçekleştirdiği Kuzey Londra’daki Stoke Newington Town Hall’da gerçekleştirdi. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı etkinliğe Day-Mer Başkanı Aslı Gül’ün yanı sıra, yazar Aydın Çubukçu, yazar Mustafa Yalçıner ile çok sayıda sendikacı, sanatçı, akademisyen, işçi ve emekçi katıldı. Etkinliğin yapıldığı salona, Deniz Gezmiş,  Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı gibi bir çok devrimcinin fotoğraları asılırken, ‘Faşizme ölüm halka hürriyet’, ‘Birliğimiz gücümüzdür’, ‘Sosyal saldırılara karşı örgütlü mücadele’ yazılı pankartlar asıldı. Geceye katılanları Day-Mer Meydan Sahnesi üyeleri karşılarken, salon da kitap satış standları kuruldu.

    LİMAN İŞÇİLERİ GECEYE KATILDI

    Etkinliğe, 1995 yılında tüm dünyada etkili olan Liverpool Liman işçileri grevinin direniş komitesi üyeleri Kevin Robinson ve Billy Jenkins, Demiryolu İşçileri Sendikası (RMT) Genel Sekreter Yardımcısı Steve Hedley ve Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Sendikası eski Başkanı Louise Reagan da katılarak birer konuşma yaptı. İngiltere’deki işçi ve emekçilerin mücadelesine dahil olmada önemli bir adım atan Day-Mer’in yerli ve göçmen emekçilerin mücadele birliği konusunda da topluma önemli katkılarda bulunduğu belirtildi.

    YILDIZLAR TOPLULUĞUNA TAM NOT

    Gecede, Day-Mer bünyesinde yer alan yaşları 12-18 arasında değişen ve gençlerden oluşan Yıldızlar Topluluğu ilk olarak sahne oldu. Grubun söylediği devrimci türkülere dinleyenler de eşlik ederken, topluluk performansları ile dinleyenlerden tam not aldı. Etkinlikte Day-Mer’in 30 yıllık mücadele ve çalışmalarını anlatan sinevizyon gösterimi gerçekleşirken, 30 yıllık zaman dilimini kapsayan görüntüler izleyenler de duygulu anlar yaşattı.

    Sinevizyon gösteriminin ardından bir konuşma yapan Day-Mer Başkanı Aslı Gül, Day-Mer’i bulunduğu noktaya getirmenin çok kolay olmadığını söyleyerek, ‘30 yıl önce ilk etkinliğimizi bu salonda gerçekleştirdik. 30 yılda Day Mer’i bu noktaya getirmek kolay bir şey değildi. Bu kollektif çalışmanın, dayanışmanın örgütlü mücadelenin sonucuydu. 30 yıl da direnişi dayanışmayı ördük. Türkiye ve uluslararası alanda emekçiler ezilenlerle hep dayanışma içerisinde olduk. İngiltere’de tekstil işçileri başta olmak üzere toplumumuzun emek alanında örgütlenmesinin öncülüğünü yaptık” dedi.

    ‘ÖRGÜTLENELİM DUR DİYELİM’

    Kültürel ve sanatsal çalışmaları sürekli hale dönüştürdüklerini ve bir çok sanatsal alanda kurslar gerçekleştirdiklerini kaydeden Gül, “Kendim sahneye çıktığım da 18 yaşında idim. Örgütlü mücadele önemlidir. Örgütlenmeseydik emekçilerin ve işçilerin mücadelesinde etkili olamazdık” diye kaydetti. Britanya’da yapılacak 12 Aralık Genel Seçimleri’ne de vurgu yapan Gül, sonuç ne olursa olsun herkesi zor günlerin beklediğine dikkat çekti. Gül, yoksulluk, işsizlik ve evsizliğe karşı daha fazla örgütlenmenin gerektiğini ifade ederek, birlikte örgütlenildiği halde bu saldırılara ‘dur denilebileeğinin altını çizdi.

    ONUR DUYUYORUM

    Yazar Aydın Çubukçu ise Day-Mer’in 30 yıllık kurumsal sürecine dikkat çekerek, “İnsan hayatında da 30 yıl çok önemlidir. Ama bizim hayatımız genelde yaptığımız işlerle anılır. 30 yılda ne yaptık isek onu yapacağız yine. Day-Mer’e baktığımız da yaşadığı ve yaşattığı her şey belki yüz yıl da yapılamayacak işlerdir. Liverpool’dan Van’a kadar İstanbul’un arka sokakların da ezilen kadınlardan işçilere gazetecilere kadar ezilen tüm kimliklere kadar bunlarla dayanaşan kucaklayan örgütlenerek direnişlerine öncülük eden bir Day Mer var. 30 yaşında belki ama yüz yılı sığacak işler yaptı 30 yıl yaptığı  her iş bir ömre değen bir örgüttür Day Mer. Böyle bir örgütle anıldığım için gurur duyoyurum” dedi. “Burası göçmen örgütü olmaktan çok, bir işçi emekçi örgütü, bir aydınlanma ve bir kültür merkezi olarak varlığını sürdürecektir” diyen Çubukçu, Day-Mer’in yeni kuşaklar için ne kadar önemli bir kurum olduğunun da altını çizdi.

    JENKİNS’INDAN ANLAMLI HEDİYE

    Gecede bir konuşma yapan Liverpool liman işçileri direniş komitesi üyesi Kevin Robinson, DAY-MER üyelerinin verdiği desteğin kendilerinin mücadele azmini arttırdığını ve o dönem 28 yıllık direniş boyunca, kendilerine çok kıymetli bir destek  verildiğini belirtti.  Sendikacı Billy Jenkins ise Day-Mer’e sunduğu özel bir hediye ise salonda coşkulu alkışlara tutuldu. Jenkins, eski Liverpool efsane futbolcusu Robbie Fowler’in, attığı golden sonra liman işçilerini desteklediği tişörtünün olduğu fotoğrafı imzaladığını ve kendilerine verdiği bu tişörtü Day-Mer’e 30. yılında hediye ettiğini söyledi. Büyük bir çoşkuyla karşılanan bu hediyeyi DAY-MER yöneticilerine takdim eden Jenkins, “İş, Ekmek, Özgürlük” diyerek konuşmasını bitirdi.

    GECE DE MÜZİK ZİYAFETİ

    Gece de 30 yıllık fotoğraflar da sahne de sürekli gösterlirken, yerel sanatçı ve müzik grupları ise geceye renk kattı. Söylenen Türçe, Kürtçe ve İngilizce şarkılar türküler ve klamlar ile geceye katılanlara bir müzik ziyafeti sunuldu. Katılanlar, kimi zaman halaya durdu kim zaman şarkılara eşlik ederek duygulandı. Gecede, Sudden Exit, Canan Sağar, Suna Alan ve Olcay Bayır sahne alarak performanslarını sergiledi.

  • Londra’da demiryolu ulaşım tarihinin en uzun grevi

    Londra’da demiryolu ulaşım tarihinin en uzun grevi

    Londra’da toplu ulaşımda yeni yıla kadar sürmesi beklenen grev, yüzbinlerce kişiyi etkileyecek.

    Grev Pazartesi günü başladı. Bir ay sürmesi bekleniyor. Sadece 12 Aralık seçimleri, Noel ve 26 Aralık’ta greve ara verilecek. Londra banliyölerinde en çok kullanılan South Western şirketine bağlı hatlar greve gitti.
    Rail, Maritime and Transport (RMT) sendikasının başlattığı bu grev, İngiliz demiryolları tarihinin en uzun grevi olarak değerlendiriliyor.

    South Western tren hatları her gün 600 bin kişi tarafından kullanılıyor. RMT ile yönetim arasında yapılan görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine grev kararı alındığı bildirildi.
    Anlaşmazlık, şirketin vagon kapılarını kapatma sorumluluğunu sürücülere verme projesi üzerine yaşanıyor. Bu görev, mevcut durumda başka bir görevli (bekçi) tarafından yürütülüyor.
    Sendika, bu projenin hem bekçilik iş kolunu ortadan kaldırma hem de tren güvenliğine zarar verebileceğini belirtiyor.

    Tren ulaşımının iyileştirilmesi 12 Aralık’taki genel seçim kampanyasının da gündemleri arasında yer alıyor. İşçi Partisi, ulaşım ağını kamulaştırmak isterken, bilet fiyatlarını yüzde 33 düşürme, 16 yaşın altındakilere ücretsiz ulaşım ve komisyonsuz bilet satın almak için tek bir internet site kurmayı vaat ediyor.

  • Demirtaş bir haftadır hastaneye sevk edilmedi

    Demirtaş bir haftadır hastaneye sevk edilmedi

    Cezaevinde nefes darlığı nedeniyle bilinç kaybı yaşadığı belirtilen Selahattin Demirtaş’ın yapılan başvurulara rağmen bir haftadır hastaneye sevk edilmediği kaydedildi.

     

    Edirne Cezaevi’nde tutulan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı ve kız kardeşi Aygül Demirtaş, cezaevinde nefes darlığı nedeniyle bilinç kaybı yaşayan ağabeyinin, yaptıkları başvurulara rağmen bir haftadır hastaneye sevk edilmediğini belirtti.

    Aygül Demirtaş Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlarda “Cezaevi doktoru da Demirtaş’ın kardiyoloji, nöroloji ve gastroenteroloji olmak üzere üç ayrı bölüme sevk edilmesini istemiştir. Biz de avukatları olarak cezaevi idaresiyle yaptığımız görüşmede derhal hastaneye sevkini talep ettik. Ancak Demirtaş, aradan 7 gün geçmesine rağmen hastaneye sevk edilmemiştir. Böylesi hayati önemdeki bir sağlık sorununa rağmen hastaneye sevk edilmemesi, açıkça hayati risk altında tutulduğu anlamına gelmektedir” ifadelerine yer verdi.

    Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Demirtaş’ın sağlık durumunun şu anda iyi olduğunu ancak üst tetkikler için mutlaka tam teşekküllü bir hastaneye naklinin yapılması gerektiğini vurguladı.

    Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunmak gerekli mi?

    Avukat Ramazan Demir bunun için Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunmak gerekip gerekmediği sorusuna, teknik olarak buna gerek olmadığı yanıtını verdi. Demir, cezaevi yönetiminin bu durumdaki bir hastanın tam teşekküllü bir hastaneye sevkini hemen yapması gerektiğini ancak bunun hâlâ gerçekleşmediğini kaydetti.

    HDP’den açıklama

    HDP de, Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumuna ilişkin hükümeti ve Adalet Bakanlığı’nı acilen açıklama yapmaya davet etti.

    HDP’den yapılan açıklamada, “Demirtaş’ın tam teşekküllü bir hastaneye sevki için gerekli işlemler derhal yapılmalıdır. Şu ana kadar bunun gerçekleştirilmemiş olması kesinlikle kabul edilemez ve tüm sorumluluk yetkililerdedir” dendi.

    Açıklamada ayrıca HDP Meclis Başkan Vekili ve Grup Başkanvekillerinin Edirne Cezaevi’ne hareket edecekleri kaydedildi. HDP temsilcilerinin bugün Edirne’ye gideceği öğrenildi.

    Demirtaş daha önce de Aralık 2016’da cezaevinde kalp spazmı geçirmişti.

     

    © Deutsche Welle Türkçe