Category: SEÇME YAZILAR

  • Kadınlar Zilan Kadın Festivalinde Buluştu

    Kadınlar Zilan Kadın Festivalinde Buluştu

    Londra merkezli çalışmalarını yürüten Roj Kadın Meclisi tarafından organize edilen 14’üncü Zilan Kadın Festivali Cumartesi günü düzenlenen etkinlik ile sona erdi.

     

    Geçtiğimiz hafta düzenlenen çocuk şenliği ile startı verilen Zilan Kadın Festivali kapsamında Cuma günü HDP Milletvekili Mizgin Irgat’ın katılımıyla düzenlenen panel ile devam ederken, Cumartesi günü de Zozan Zudem, Deniz Deman ve Pınar Yıldız’ın katıldığı bir konser ile sona erdi.

    Cuma günü Kürt Toplum Merkezinde düzenlenen panelde, Jineoloji üzerine yapılan sunumdan sonra, sözü Halkların Demokratik Partisi Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat aldı.

    Kürt kadın mücadelesi birikimi Rojava’da filizleniyor

    HDP Milletvekili Mizgin Irgat yaptığı uzun değerlendirmelerde çeşitli konulara değiniriken, konuşmasının büyük bir bölümünü Kürt kadın mücadelesine ayırdı. ‘‘Leyla Qasım’lardan, Bese’lerden, Zarife’lerden, Sakine’lerden ve Zilanların yaşam felesefesinden, duruşlarından ve hayata anlam katma pratiklerinden, Kürt kadın mücadelesinin, sadece Kürdistan değil bütün dünyayı, kapitalist modernitenin hakim olduğu bütün alanları dönüştüren değiştiren, sorgulayan bir noktada olduğunu dile getirebiliriz. Çünkü yaşanan direniş, yaşanan isyan, ataerkil sistemin yanında Kürt halkının inkarına ve uluslararası alandaki ihanete bir cevaptır. Bugün Rojava’ya baktığınızda Kürt kadını öncülüğünde yaşanan özgürlük mücadelesi büyük bir mirasın sonucudur. Kürt kadın mücadelesinin birikiminin Rojava’da filizlenmesi ve sonuç almasıdır.’’

    Siyasi soykırım devam ediyor

    AKP Hükümeti tarafından başta Kürtler olmak üzere toplumun tüm muhalif kesimlerine yönelik saldırıların çok ciddi boyutlara ulaştığını ifade eden Irgat şunları söyledi; ‘‘Faşizmin en üst düzeyde yaşandığı ciddi faşist bir sistem ile karşı karşıyayız. 11 milletvekilimizin, 84 DBP’li Belediye Eşbaşkanının tutuklu olduğu, 89 belediyeye kayyum atanan, kamudan ihraç edilen binlerce akademisyenin ve barış isteyen çevrelerin olduğu ve her gün siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiği bir ülkeden bahsediyoruz.’’

    Türkiye Meclisinin bir nevi feshedildiğini belirten Irgat, tüm talimatların Saray’dan geldiğini söyledi.

    ‘‘Mevcut durumda parlamentonun feshedildiğini, parlamento diye bir alanın kalmadığını çok net olarak söyleyebiliriz. Şuan Türkiye’nin yasama görevlerini yerine getiren bir meclisi bulunmamaktadır. İradesiyle, hukuka göre karar veren tek bir savcı ve hakim görev başında değildir. Hepsi saraydan gelen talimatlarla hareket etmektedir.’’

    Kadınların direnişiyle İmralı sistemini kıracağız

    Cumartesi günü Londra’nın Haringey bölgesinde bulunan Kürt Toplum Merkezinde bir etkinlik düzenlendi. Çok sayıda kadının katıldığı etkinlik devrim şehitleri anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Zilan’ın (Zeynep Kınacı) hayatının anlatıldığı sinevizyon gösteriminin ardından, Zilan’ın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yazdığı mektubu okundu. Kürdistan’ın farklı bölgelerinden renga renk yöresel elbiseler giyen çocuklar tarafından bir defile düzenlendi.

    Koordinasyona Jînên Kurdistanê (KJK) de Zilan Kadın Festivali’ne bir mesaj göndererek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kınayarak, kadınların direnişiyle İmralı sisteminin yıkılacağı vurgulandı.

    “Bugün, kadın öncülüğünde, Önder Apo’nun felsefesiyle demokratik özerklik sistemi hayat buluyor. Onun içindir dünyanın bir çok yerinde insanlar, yönünü devrim sahasına yani Kürdistan’a veriyor. Erkek egemenlik sistemi de halkları nefessiz bırakmak için özgürlük mücadelemize saldırıyor. Faşist saldırılar, Türk devletinin öncülüğünde DAİŞ çetelerin eliyle yapılıyor. Bu saldırılarla özgürlük mücadelemizin önünü kesmek istiyorlar. Ancak 21’nci yüz yılda güçleri özgürlük mücadelemize ve devrimizi engellemeye güçleri yetmez.”

    Festival çekilen halaylar ile son buldu.

     

     

  • Binleri Buluşturan 28 Yıllık Birikimin Festivali

    Binleri Buluşturan 28 Yıllık Birikimin Festivali

    Toplumumuzun en renkli festivallerinden birisi olan Day-Mer Kültür Sanat Festivali’nin finali Clissold Park’ta yapılan Park Şenliği ile gerçekleşti. Bu yıl 28’incisi düzenlenen uzun soluklu renkli festivalin final etkinliğine 10 binden fazla kişi katıldı.

     

    Fotoğraflar: Botan Sinayiç

    Haziran’da başlayan festival, sergi, piknik, panel, söyleşi, çocuk şenliği, gençlik şenliği gibi etkinliklerden sonra, Londra’nın en güzel parklarından birisi olan Clissold Park’ta yapılan park şenliği ile sonlandı. Pazar günü gerçekleşen şenlikte hem programın zenginliği, hem güneşli havanın etkisiyle 10 binden fazla kişi parkta biraraya geldi.

    Katılımcıların çok renkli olduğu festivalin programının zenginliğinin yanında, açılan stand ve çadırların renkliliği de en çok dikkat çekenler arasındaydı. Park Şenliği’nin 2 Temmuz’a denk gelmesinden kaynaklı yapılan konuşmalarda Sivas Katliamı’na özel bir yer ayrılırken etkinlik, Sivas Katliamı ve Grenfell Tower yangınında hayatlarını kaybeden insanlara adandı.

    Sahneden Kürtçe, Türkçe ve İngilizce ezgiler

    Day-Mer çocuk, genç ve kadın halk dansları gruplarının da birer gösteri yaptığı şenliğin müzik programında sahneden Kürtçe, Türkçe ve İngilizce ezgiler yankılandı. Kardeş Türküler, Don Kipper Balkan Grubu ve Erkan Aydar performanslarıyla kitleyi coşturdu.

    Konuşmalarda gündem Türkiye’deki hak ihlalleri ve Britanya’daki tasarruf politikalarıydı

    Park şenliğine katılarak destek veren çok sayıda sendikacı, siyasetçi, aktivist ve gazeteci birer kısa konuşma yaptı. RMT Genel Sekreter Yardımcısı Steve Hedley, Kamu İşçileri Sendikası (PCS) Genel Sekreter Yardımcısı Chris Bough, NUT Başkanı Louise Regan, Morning Star yazarı Steve Sweneey, Emek Partisi GYK üyesi Mustafa Yalçıner, Hackney belediye Başkanı Phillip Granville, Savaş karşıtı Koalisyon yöneticisi ve kurucusu John Rees, ve akademisyen Prof. Mehmet Uğur konuşma yapan isimlerden bazıları oldu.

    ‘Sivas Katliamını gerçekleştiren zihniyet halen iktidarda’

    Sivas Madımak’ta katledilenleri anarak sözlerine başlayan Day-Mer başkanı Aslı Gül, ‘‘2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakılarak katledilen 33 aydınımızı saygıyla anıyorum. Sivas Katliamı’nı gerçekleştiren zihniyeti daha sonra bodrumlarda insanları yakarken gördük. İktidarda olan bu zihniyeti Kürt halkına, Alevilere, hakkını arayan işçi ve emekçilere saldırılarında, HDP Milletvekillerin tutuklanmasında, bu suça ortak olmayacağız diyen akademisyenlerin ihracında, gerçeklerin peşinde koşan gazete ve televizyonların kapatılmasında, gazetecilerin hapsedilmesinde maalesef halen görüyoruz.’’ dedi.

    Day-Mer olarak Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini ve baskıları Birleşik Krallık kamuoyuna anlatmaya çalıştıklarını ifade eden Gül konuşmasına şöyle devam etti; ‘‘Yerli ve göçmen emekçilerin, sendikaların mücadelemize destek vererek Türkiye’ye baskı oluşturulmasının çabasını veriyoruz. Bu çalışmalarımıza enternasyonal dayanışma ruhuyla devam ediyoruz.’’

    Tasarruf politikalarına karşı ortak mücadele çağrısı

    Aslı Gül, Sivas ve Grenfell’de yanarak katledilenlerin adalet mücadelesinin peşini bırakmayacaklarını belirterek, “Sivas’ta gerici bir güruhun cayır cayır yaktığı aydınlarımız ve kapitalist sistemin belediyeciliğinin yanmayı layık gördüğü Londra’daki Grenfell Tower yangınında kaybettiğimiz emekçiler aynı anlayışın kurbanları oldu, mücadele etmekten ve adalet aramaktan başka şansımız yok” dedi.

    Birleşik Krallık’ta yaşanan kemer sıkma politikalarına ve kesintilere de değinen Gül, hükümeti eleştirerek, bu politikalara karşı ulusal bir dayanışma ruhuyla ortak mücadele edilmesi çağrısı yaptı. ‘‘Tasarruf politikalarıyla, kamu alanında sağlık, eğitim ve konut başta olmak üzere bir çok alanda kesinti yapan, emekçilere sıfır zammı dayatan, Ortadoğu’da uyguladığı politikalar ile savaşı körükleyen, emekçilerin birleşmesine engel olan, göçmen karşıtı politikalardan geri durmayan başbakan Tehresa May’in istifasını istiyoruz. Ve bunların karşısında herkesi mücadeleye destek olmaya davet ediyoruz.’’

    ‘Bir avuç sermayedarın bütün zenginlikleri elinde bulundurmasına son verilmeli’

    Emek Partisi GYK üyesi Mustafa Yalçıner şenlikte yaptığı konuşmada, Sivas’ta katledilen aydın ve sanatçıların çayır cayır yakıldığını ve adaletin büyüteçle bile bulunmayacak hale geldiğini belirterek, mücadelenin güçlendirilmesinin önemine değindi. Yalçıner, İngiltere’deki sorunlara da değinerek, sosyal konutların yok edildiğini, belediyelerin elinde kalan bir kaç konutun da tamir edilmediğini ve Grenfell binasında olduğu gibi emekçilerin binaların yanıcı maddelerle tamir edilmediğini belirterek, bir avuç sermayedarın bütün zenginlikleri elinde bulundurmasına son vermek için mücadelenin şart olduğunu söyledi.

    Festival Sunucuları
    Don Kipper Balkan Grubu
    Prof Mehmet Kurt
    Festvale 10 binden fazla kişi katıldı
    Ressam Kaya Mar
    Kardeş Türküler
    Hackney belediye Başkanı Phillip Granville
    Gizem Altınordu
    Day-Mer Folklor ekibi
    Day-Mer Başkanı Aslı Gül

     

  • Binlerce Kişi Terör Saldırısında Hayatını Kaybedenleri Andı

    Binlerce Kişi Terör Saldırısında Hayatını Kaybedenleri Andı

    Saldırının gerçekleştiği London Bridge ve Borough Market’e yakın bir mesafede bulunan Londra Belediye binası yanındaki parkta, yağmura rağmen toplanan binlerce kişi saldırıda yaşamını yitirenleri andı.

     

    Londra Belediye Başkanı Sadıq Khan ve İçişleri Bakanı Amber Rudd’un da katıldığı anmada, farklı topluluklardan ve farklı inanç gruplarından çok sayıda kişi, dayanışma içinde olduklarını belirterek teröre boyun eğmeyecekleri mesajını verdi.

    Londra’daki Müslüman toplulukların ve hayır kurumlarının yanı sıra, evsizler ve sığınmacılar için faaliyet gösteren yardım kuruluşlarından katılımcıların hazır bulunduğu anma töreninde, terör saldırısında hayatını kaybedenler için taziye mesajları yazıldı.

    Anmada Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan yaptığı konuşmada hep beraber bu barbarlığa karşı duralım mesajı verdi. “Cumartesi akşamı gerçekleşen barbarca saldırıda hayatını kaybeden masum yaşamları anarken, bu barbarlığa karşı hep beraber duracağız. Bu hasta ve şeytanlara bir mesajım var. Kazanamayacaksınız, size yeneceğiz.

    Bazı katılımcılar ise barış sloganları atarak hayatını kaybedenlerin ailelerine verilmek üzerine oluşturulan taziye defterine çok sayıda mesaj yazdı ve çiçek bıraktı.

     

  • Başbakan May’in Rakiplerinden Birisi Sarı, Kırmızı Yeşil Puşili Derek

    Başbakan May’in Rakiplerinden Birisi Sarı, Kırmızı Yeşil Puşili Derek

    Uzun yıllardır Kürt halkı ile dayanışma içerisinde olan Derek Wall, başbakan Theresa May’in seçim bölgesi olan Maidenhead’ten Yeşiller Partisi milletvekili adayı.

     

     

     

    Perşembe günü yapılacak genel seçimlerde Yeşiller Partisi adına yarışan Derek Wall tüm seçi kampanyası boyunca boynundaki Kürt renkleri yeşil, kırmızı ve sarı puşisini çıkarmadı. Başbakan Theresa May’in de hazır bulunduğu seçim toplantısında bile puşisini çıkarmayan Wall, başbakana yönelttiği Türkiye’ye silah ticareti eleştirisi May’in suratının asılmasına neden oldu.

    Uzun yıllardır Yeşiller Partisi içerisinde üst düzeyde siyaset yapan Derek Wall hem yazar hem de akademisyen. Eko-sosyalist olarak ta bilinen Wall hem çevreci hem de sosyalist aktiviteleriyle biliniyor. Ekososyalizm üzerine kitabı da olan Wall Morning Star gazetesinde köşe yazarlığı da yapıyor.

    Derek Wall

    Seçim kampanyası kapsamında başbakan May de içinde olmak üzere tüm partilerin adayları birlikte seçmenlerin karşısına çıktılar. Panelde konuşan Derek Wall başbakan May’i Türkiye ile yaptığı silah ticareti üzerinden eleştirdi.

    ‘‘Ben yıllardır Kürt halkı ile büyük bir dayanışma içerisindeyim. Kürtler DAİŞ’e karşı büyük mücadele veriyor. May bu konuda çok başarısız. Şuan DAİŞ’e karşı savaşan Kürtleri bombalayan Türk devleti ile yapılan silah ticareti beni şoke etti.’’

    Derek Wall’ın bu sözlerinden sonra başbakan May’in suratı asıldı.

  • Kahvaltılarda Altın Dağıtmak Varken, Kim Ne Etsin Genel Seçimleri!

    Kahvaltılarda Altın Dağıtmak Varken, Kim Ne Etsin Genel Seçimleri!

    Birleşik Krallık, yarın tarihinin en önemli seçimlerinden birisine tanıklık edecek. Avrupa genelinde olduğu gibi Birleşik Krallık’ta da göçmen karşıtlığı ve ırkçılık yükselişte. Art arda terör olaylarının da bu yükselişi daha da perçinlediği böylesi bir dönemde Birleşik Krallık vatandaşları da sandık başına gidiyor. Yazımızın konusu aslında Türkiyeli toplumun bu seçimlere yaklaşımı ve ne kadar ilgili olduğu, daha doğrusu ne kadar ilgisiz olduğu. Ama bundan önce 8 Haziran seçimlerinin neden bu kadar önemli olduğuna ve seçimlere bir gün kala genel fotoğrafa bakalım.

    Aladdin Sinayiç

    Bu seçimler Avrupa Birliği’nin geleceğinden tutalım, Kuzey İrlanda ve İskoçya’nın da gelecek rotasını belirleyecek. Emekliden tutalım, emekçiye kadar, göçmenden evsizlere kadar, üniversite öğrencisinden ilkokul öğrencisine kadar, en zengininden en fakirine kadar bir bütün tüm toplumu etkileyecek bir seçim sonucundan bahsediyoruz.

    Herşey Ocak 2013’te bir seçim yatırımı olarak başbakan David Cameron’un Avrupa Birliğini referanduma götüreceği vaadiyle başladı.

    Bu söz Mayıs 2015 genel seçimlerinde Muhafazakar Parti’nin tek başına iktidar olmasını sağladı.

    Haziran 2016’da yapılan AB referandumunda Birleşik Krallık %51.9 oy oranıyla çıkma kararı aldı. Ama İskoçya ve Kuzey İrlanda yüksek bir oy ile kalma kararı vermişti.

    Referandum vaadi David Cameron’a başbakanlık koltuğu kazandırmış, olsa da referandumun sonucu onu koltuğundan etmeye yetti. Cameron’un yerine Birleşik Krallık tarihine Demir Kadın olarak geçen eski başbakan Margaret Thatcher’in ruh ikizi sayılabilecek Theresa May başbakanlık koltuğuna oturdu.

    Ve kriz daha da derinleşti. Yalanlar, u dönüşleri, kandırmalar, tutulmayan sözler havada uçuşurken, ırkçılık, göçmen karşıtlığı, nefret suçları, ekonomik kriz daha da büyüdü, İskoçya’nın yeniden bağımsızlık referandumu yapma kararı, Kuzey İrlanda’nın geleceği üzerine tuz biber oldu. Bunların altında ezilen hükümet kurnazlık yaparak keskin bir manevra ile 18 Nisan’da kimsenin beklemediği bir erken seçim kararı aldı.

    Ülke genelinde bunlar yaşanırken, Ana Muhalefette olan İşçi Partisinde sular hiç durulmuyordu. Mayıs 2015 genel seçimlerinde İşçi Partisinin yaşadığı başarısızlık Ed Milliband’ı genel başkanlık koltuğundan etmişti. Eylül 2015’te yapılan kongrede Jeremy Corbyn oyların yüzde 60’ını alarak partide büyük bir depreme neden olmuştu.

    Corbyn genel başkanlığa aday olabilmek için ihtiyaç duyduğu 35 milletvekilinin imzasını, başvuru süresinin bitmesine iki dakika kala tamamlayabilmişti. Hatta imza verenler arasında genel başkanlık yarışında rakip olan milletvekilleri de vardı ve bu rakipler alay edercesine, ‘sadece adaylarda renklilik olsun diye imza verdik’ demişlerdi.

    O zamandan bu yana Birleşik Krallığın en çok konuşulan politikacısı olan Corbyn hem kendi partisi içerisindekilerin, hem medyanın, hem de muhalif partilerin saldırı hedefi olmaktan kurtulamadı. Peki Jeremy Corbyn neden bu kadar hedef tahtasına oturtulmuştu?

    Çünkü Jeremy Corbyn hiçbirisine benzemiyordu. 1983’ten bu yana parlamentoda olan Corbyn, hep muhalif kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Parlamentonun en az harcama yapan milletvekili, altındaki bisikleti ve başındaki kasketi ile Finsbury Park’ın oralarda her an karşınıza çıkabilecek, göçmen toplumların yaptıkları tüm etkinliklerde göreceğiniz, savaş karşıtı, ırkçılık karşıtı tüm eylemlerde en önde yürüyen, gerektiğinde kendi partisinin sağ politikalarına bile karşı durabilecek, giysilerini ünlü mağazalardan değil Finsburry etrafındaki yerel konfeksiyonlardan alan, hatta 1 pound shoplarında karşınıza çıkabilecek, yardım kesintinizde, ev ihtiyacınızda sizin adınıza gerekli yerlere mektup yazacak, mütevazi yaşamı ile bizden birisidir Jeremy Corbyn.

    Bu yüzden merkez medya, zengin takım ve üst sınıf politikacılar hep nefret etti bu adamdan. Bizden nefret ettikleri gibi, bizim gibi olan Corbyn’den de nefret ettiler ve hep saldırdılar.

    Tüm bu saldırılara rağmen Corbyn ülke siyasetine yeni bir heyecan getirdi. Gençler başta olmak üzere, siyasetten umudunu kesmiş yüzbinlere yeniden umut oldu.

    Ve herkesin alay ettiği kişi şuan ülkenin başbakanı olmaya bir nefes kadar yakın. Bu hafta yapılan anketlerde Muhafazakar Parti’nin tek başına iktidar olabilecek çoğunluğu yitirdiğini, İşçi Partisi ile arasında sadece 1-2 puan fark kaldığını gösteriyor.

    Peki bu kadar hassas bir süreçten geçerken ve seçim sonucu en çok biz göçmen toplumları etkileyecekken bizim toplum kurumları, temsilcileri neler yapıyor, ne kadar ilgililer?

    Maalesef bizim kurumların ne dünyadan, ne de yaşadığı ülkeden haberi yok, öyle bir yoğunlaşması yok! Dernekler kahvaltı yapıp altın dağıtma, piknik yapma, festival yapma yarışındalar. Hitap ettikleri üyelerini ülke siyaseti hakkında bilgilendirme, yön verme ve eğitme gibi bir dertleri yok.

    Geçtiğimiz hafta ‘Toplumumuz ne düşünüyor’ diye bir haber yapalım dedik. Görüş sorduğum 15 tane kurumdan sadece 4 tane (Londra Kürt Halk Meclisi, Britanya Alevi Federasyonu, Halkevi ve Tohum Kültür Merkezi) kurum görüş bildirdi. Geri kalanlar maalesef görüş bildir-e-medi. Çünkü söyleyebilecek bir sözleri bile yok. Takip etmiyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar, ülke siyasetinden kopmuşlar ve gündemlerinde seçimler yok. Kahvaltı yapacaklar, altın dağıtacaklar, piknik yapacaklar, içi boş festivaller yapacaklar… zamanlarını, enerjilerini bunlara harcayacaklar!

    Bu derneklerin pratikleri tamamen farklı bir yazının konusu, ancak şu belirlemeyi yapmadan geçemeyeceğim. Şuan bu derneklerin yaptığı en iyi ve tek şey toplumu apolitikleştirmekten başka hiçbir şey değil! Yazık ediyorlar, o binalara ödedikleri kiralara yazık ediyorlar, harcadıkları enerjiye yazık ediyorlar, topluma yazık ediyorlar!

    Bu derneklerin yüzde doksanını görüş bildiremeyecek kadar kopmuşken, görüş belirten yukarıda bahsettiğim 4 kurumun da seçimlere yaklaşımı yine sorunlu.

    Jeremy Corbyn uzun yıllardır Türkiye’deki hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerini her fırsatta en yüksek sesle dile getiren bir siyasetçidir. Daha bir hafta önce Jeremy Corbyn Türkiye ile ilgili çok net açıklamalarda bulundu, iktidar olmaları halinde ilişkilerinin silah ticareti ve ekonomi odaklı değil, insan hakları ve demokrasi odaklı olacağını belirterek, Türkiye konusunda sert bir politika izleyeceğini ifade etti.

    Hem HDK İngiltere, hem de Londra Kürt Halk Meclisi uzun uzadıya Muhafazakar Parti’nin Türk devleti ile silah ticareti üzerinden yürüttüğü ilişkiyi eleştirirken, seçimlerde kimin desteklenmesi gerektiği ile ilgili topluma net bir mesaj veremiyorlar. Net bir tutum yok ortada! Durum böyleyken ‘demokrat adayları destekleyelim’ çağrısı hiç bir anlam ifade etmiyor.

    Aynı şekilde Britanya Alevi Federasyonu’nda da çok muğlak bir yaklaşım var. ‘Halkımızdan ricamız Alevi Sekreterya’sına destek verecek olan bölge milletvekillerimizi desteklemeleri’ çok yetersiz bir yaklaşım. Alevi sekretaryasında hem Muhafazakar Parti’den, hem de İşçi Partisi’nden milletvekilleri var. Nasıl yapacağız, Alevi sekreteryasına destek veren o birkaç milletvekilinin bulunduğu bölgeler dışında, toplum ne yapacak?

    O gün Kürt Toplum Merkezinde konuşan Yeşiller Partisi İslington Milletvekili adayı Caroline Russel bile İşçi Partisine oy verme çağrısı yaptı. Bir siyasi parti mevcut hassasiyetten kaynaklı rakip bir partiye oy verme çağrısı yapabiliyor, ancak bizim kurumlar halen kaygılı net bir açıklama yapabilmek için…

    Tablo çok net: Ya göçmen karşıtı, zengin kesimin temsilcisi Muhafazakar Partisi, ya da emekçinin, göçmenin dostu İşçi Partisi…

    Yarış bu ikisinin arasında, durum çok kritik!

    Dünya genelinde sağ bu kadar yükselmişken, ortalık Trump ve Erdoğan gibi kafalarla dolmuşken, Birleşik Krallık başbakanlığına solcu birisini oturtmaya bu kadar yakınken kurumlarımızın seçimlere yaklaşımı içler acısı!

    Son not: Bunları söylerken elbet İşçi Partisi’nin Tony Blair dönemindeki geçmiş pratiğini de unutmuyorum. Kalbimiz Yeşiller Partisi ve benzeri bazı partilerden yana olsa da şuan Muhafazakarların tekrardan iktidara gelmesini engellemek için İşçi Partisi ve lideri Jeremy Corbyn’e destek olma zamanı.

     

     

  • Londra’da Kanlı Gece: 3’ü Saldırgan 9 Ölü, 48 Yaralı

    Londra’da Kanlı Gece: 3’ü Saldırgan 9 Ölü, 48 Yaralı

    Thames nehri üzerindeki en işlek köprülerden birisi olan London Bridge ve yakınındaki Brough Market’te yaşanan saldırıda 6 kişi hayatını kaybederken, saldırganlar olduğu belirtilen 3 kişi polis tarafından öldürüldü. Yaralı sayısı 48 olarak bildirildi.

     

     

    Güvenlik güçlerinin ‘büyük olay’ diye duyurduğu olay Londra merkezdeki London Bridge’te dün gece saat 10:00’da gerçekleşti.

    Görgü tanıklarına göre 80 km hızla giden bir araç köprü üzerindeki yayaların üzerine sürüldü, daha sonra da araçtan inen üç kişi etraftakilere bıçakla saldırıp bazı insanların boğazını kesti.

    Yaşanan saldırıda 6 kişinin yaşamını yitirdiği açıklanırken, 48 kişinin yaralı olarak hastanelere kaldırıldığı bildirildi.

    Metropolitan Polisi birimi tarafından yapılan açıklamada, saldırıdan 8 dakika sonra üç saldırganın polis tarafından silahla öldürüldüğü ifade edildi.

    Emniyet müdürü Mark Rowley, üç zanlının önce beyaz bir kamyoneti London Bridge’de yayaların üzerine sürdüklerini, daha sonra araçtan inip biri polis bazı kişileri Borough Market’ta bıçakladıklarını söyledi.

    Polis tarafından öldürülen 3 kişinin kendilerine intihar saldırganı süsü vermek istediklerini ancak daha sonra üzerlerinde patlayıcı olmadığı anlaşıldı.

    22 Mart’ta da Londra’da yine buna benzer bir saldırı gerçekleşmişti. London Bridge yakınındaki Westminster Bridge üzerinde aynı şekilde Khalid Masood adındaki saldırgan arabayla yayaların içine dalmış, daha sonra da parlamento binası kapısındaki polisi bıçaklamıştı. Saldırıda biri polis 5 kişi hayatını kaybetmiş, saldırgan polis tarafından öldürülmüştü.

    Yine bundan 12 gün önce Manchester’da bir konsere yönelik intihar saldırı gerçekleşmiş, çoğu genç ve çocuk 22 kişi hayatını kaybetmişti. Saldırı 22 yaşındaki Salman Abedi tarafından gerçekleştirilmiş ve DAİŞ tarafından üstlenilmişti.

    Saldrıganlar beyaz minübüsü yayaların üzerine sürdü

     

  • Milletvekili Adayları Kürt Toplumu Merkezini Ziyaret Etti

    Milletvekili Adayları Kürt Toplumu Merkezini Ziyaret Etti

    Birleşik Krallık genelinde yapılacak parlamento seçimlerine bir hafta kala adayların çalışmaları hızla devam ediyor. İşçi Partisi ve Yeşiller Partisi milletvekili adayları Londra Kürt Halk Meclisi üyeleriyle biraraya geldiler.

     

    İşçi Partisi Hackney milletvekili Diane Abott ve Haringey milletvekili adayı Catherine West ile birlikte Yeşiller Partisi İslington adayı Caroline Russel Cumartesi günü Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde, Kürt Halk Meclisi üyeleriyle biraraya gelerek çalışmalarını anlattılar. 8 Haziran’da yapılacak erken genel seçimlerde İşçi Partisi ile Muhafazakar Partisi’nin adayları yoğun bir tempo ile çalışırken, anketlere göre partiler arası fark da kapanmış durumda.

    Londra Kürt Halk Meclisi eşbaşkani Devrim Has’ın da hazır olduğu toplantıda önce adaylar kendilerini tanıttı.

    30 yıldır Hackney North seçim bölgesinden milletvekili olan Diane Abbott ilk sözü alarak 8 Haziran seçimlerinin önemine değinip Jeremy Corbyn’e yönelik saldırılara dikkat çekti.

    ‘Corbyn, politikaya yeniden heyecan getirdi’

    ‘‘8 Haziran seçimleri Birleşik Krallık’ın geleceği açısından tarihi öneme sahip. Muhafazakar Parti’nin tekrardan iktidar olması bizim gibi toplumlar açısından çok kötü sonuçları olacaktır. Jeremey Corbyn’ın uzun yıllara dayanan bir Kürt dostluğu var. Corbyn büyük bir değişimi temsil ediyor. Sosyalist kişiliğiyle toplumu ve gençleri yeniden seçimlerle ilgilenmeye çekiyor. Politikaya yeniden heyecan getirdi. Bu yüzden ana akım medya ve sağ partiler tarafından bu kadar yoğun bir saldırı altında.’’

    Diane Abott, Catherine West, Caroline Russel

    Yeşiller Adayı: Birçok seçim bölgesinde İşçi Partisi lehine çekildik

    Londra Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi olan ve Yeşiller Partisi’nden İslington milletvekili adayı olan Caroline Russel da, Corbyn’e yönelik saldırılara dikkat çekerek, MI5’ın siyasetçilerle uğraşması yerine ülkenin güvenliğine yoğunlaşması gerektiğini ifade etti.

    Jeremy Corbyn’in aday olduğu bölgeden milletvekili adayı olan Russel, Brexit’in ülkeyi ikiye böldüğünü ve göçmenlerin ülkeye ekonomik katkısının çok önemli olduğunu ifade etti.

    ‘‘Muhafazakar Parti’inin insan hakları boyutuyla uluslararası ilişkileri çok sorunlu. Türkiye ile yapılan silah ticareti de bu anlamda kabul edilemez. Türk devletinin bu silahları Kürtlere karşı kullanacağı kesin. Bu anlamda Muhafazakar Parti’nin mutlaka yenilmesi gerek, riskli olan yerlerde İşçi Partisi’ni, Liberal Demokratları destekleyin. Bizler birçok seçim bölgesinde İşçi Partisi lehine çekildik. Bu bir bedeldir, ve bizler Muhafazakarların iktidar olmaması için bu bedeli ödeyeceğiz.’’

    Catherine West: Muhafazakarlar halkın dertlerini anlamaktan uzak

    2015 yılından bu yana Haringey’in Hornsey-Wood Green seçim bölgesini temsilen parlamentoda olan ve aynı zamanda İşçi Partisi’nde gölge dışişleri bakanı olan Catherine West, Muhafazakar Partisi’nin topluma büyük bedeller ödettiğini ve bu gidişata dur demek için herkesin 8 Haziran’da sandık başına gitmesi gerektiğini ifade ederek konuşmasına başladı.

    ‘‘Sosyal yardım, sağlık ve eğitim gibi önemli alanlarda yapılan kesintiler toplumu çok ciddi sıkıntılarla yüzyüze bıraktı. Sadece Haringey’de 600’den fazla öğretmen işinden oldu. Konut krizi giderek büyüdü.’’

    Muhafazakar Partisi’nin Türkiye’deki hukuksuzlukları görmezden geldiğini ifade eden West, sadece daha fazla ticaret yapma çabası içerisinde olduğunu dile getirdi.

    ‘‘ Türkiye’deki hak ihlalleri her gün biraz daha kötüye gidiyor. İktidar Partisi sadece ticari ilişkiye yoğunlaşmış durumda. Bizim iktidarımız döneminde Türkiye ile olan ilişkilerimizde önceliğimiz insan hakları ve demokrasi olacak. Türkiye’nin hak ihlallerine son vermesi için uluslararası düzeyde girişimlerimiz olacak. Türkiye’nin tabi olduğu bir çok uluslararası antlaşma var ve bunların birçoğu ihlal edilmesine rağmen halen bu yönlü bir girişim yok. Bizler bu kurulları işletmek için çaba içerisinde olacağız.’’

    ‘500 bin Sterlin maaş alan birisi emekçinin halinden anlamaz’

    Merkez medyada çalışan gazetecilerin ve Muhafazakar Partili milletvekillerin emekçi kesimin sorunlarını anlamaktan uzak olduğunu söyleyen West, konuşmasına şöyle devam etti; ‘‘Birçok kesintinin mimarı olan eski maliye bakanı George Osborne 500 bin sterlin maaş alıyor, ama açlık sınırında olan insanlarımızın yardımlarından kesinti yapıyor. Birçok küçük esnaf ta büyük ekonomik kriz içerisinde. Onların da sorunları bizim gündemimiz de olacak. Birçok Kürt vatandaşımız da küçük işletme sahipleridir. Büyük şirketler internet üzeri büyük satışlarla sıfır vergi ödüyor, bunların hepsi bizim yoğunlaşacağımız konuları.’’