Category: SEÇME YAZILAR

  • Toplumumuzun Genel Eğilimi İşçi Partisi’nden Yana

    Birleşik Krallık genelinde yapılacak parlamento seçimlerine bir hafta kaldı. Kürdistanlı ve Türkiyeli toplum seçimlere biraz ilgisiz. Birleşik Krallığın en önemli seçimlerinden birisi olarak kabul edilen 8 Haziran seçimleri için sandığa gidip oy kullanma çağrısı yapan toplum üyeleri, kendisine yakın gördüğü demokrat adaylara oy verme çağrısı yaptı.

     

    Seçimlerle ilgili kurum temsilcileri, aktivist, sağlıkçı, akademisyen ve hukukçu gibi toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini sizler için toparladık. Toplumun genel eğilimi İşçi Partisi’nden yana olsa da, kararsız olanlar da var. Muhafazakar Parti’den olan rahatsızlıklar dile getirilirken, İşçi Partisinden de daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği ifade ediliyor.

    Sefaret Yaman/Hukukçu- Miya Solicitors

    ‘Mutlaka sandık başına gidilmeli’

    Sefaret Yaman

     8 Haziran genel seçimleri ortaya çıkaracağı sonuçlar açısından Britanya’da yapılan son yılların en önemli seçimlerinden biridir. Birleşik Krallık’ta Brexit’ten sonra ne olacağı kaygısını yaşıyorken, her geçen gün hiçbir yerde güvende olmadığımızı hissediyor, sağlık ve eğitim ve sosyal yardımlara ilişkin çok ciddi ödenek kesintileri tartışılıyorken, hepimizin geleceğini belirleyecek yöneticileri seçmek ve bu sorunlara çözümler üretmek her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Çok basit ve genel bir mantıkla bakmak gerekirse eğer, acil olarak görmeniz gereken mahalle doktorunuzu(GP) görebilmek için haftalarca beklemek zorunda kalmak istemiyorsanız ya da gittiğiniz acil serviste 5 saat kuyrukta beklemek zorunda kalmak istemiyorsanız, çağırdığınız ambulansın gelmesinin saatler sürmesi geleneğini sevmiyorsanız, çocuğunuzun eğitimi için artık kaygılanmak istemiyorsanız, yaşlandığınızda bakıma ihtiyaç duyduğunuzda cebinizde ne kadar para olduğuna bakılmaksızın ihtiyacınız olan bakım ve yardımı almak istiyorsanız, emeğinizin karşılığını almak ve geleceğe kaygısızca bakmak istiyorsanız sizin de bu seçimlerde söyleyecek bir şeyinizin olması gerektiğini düşünüyorum. Desteklediğiniz kişi ya da partinin kazanamayacağını düşünseniz bile sizin kullanacağınız oyla size muhalif olan parti bir eksik oy alacaktır.

     

    Fero Fırat/Aktivist

    ‘Jeremy’ e verilecek her oy sağa bir tokattır’

    Fero Fırat

    1990’lı yıllarda neoliberal ekonomik programa boyun eğen sosyal demokrat partiler, 2008 yılında gerçekleşen ekonomik krizle birlikte Avrupa’da etkisiz olmaya başladılar. Yunanistan ve İspanya’da merkez sol partiler dağılma eğlimi gösterdi. Syriza ve Podemos radikal taleplerle yığınların odağı oldular. İngiltere’de ise farklı bir gelişme yaşandı. Jeremy Corbyn, İşçi Partisi’nin lideri olmak için yarışa dahil olduğu andan itibaren onbinlerce genç parti üyesi oldu. Jeremy bir yılın içinde iki defa partinin sağ kanadını ezip geçerek partinin lideri olması bu sosyal hareketin sayesinde oldu. 8 Haziran’da gerçekleşecek olan seçimde Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’ni desteklemenin tarihsel önemi tamda bu sosyal hareketin parçası olmakla ilgilidir. Bir sosyalist olarak neoliberal doğmanın alternatifi “Keynesçi ekonomik model” olmadığını biliyorum. Gerçek çözümün sistemin alaşağı edilmesiyle mümkün olduğunu bilmekle beraber bu seçimde Jeremy Corbyn liderliğindeki İşci Partisi’ne oyumu vereceğim. Muhafazakar Parti’nin ırkçılığı, kesintilere (hastaneler, okullar) devam edeceğini, emperyalist emeller için dış müdahalelerde bulunacağından ve Türk hükümetinin dostu olmaya devam edeceğinden ise adım gibi eminim. Jeremy’e verilen her oy hem Muhafazakar Partiye hem de İşçi Partisi’ndeki sağa atılacak muazzam bir tokat olduğunu unutmadan sandık başına gidelim.

     

    Dr. Janroj Yılmaz Keleş/Akademisyen- Middlesex Üniversitesi

    ‘İşçi Partisi’nin seçim vaatleri ilgiyle karşılanıyor’

    Dr Janroj Yılmaz Keleş

    Başbakan Theresa May’in erken seçim açıklaması ile hızlı ama kısa sürecek olan bir seçim döneminden geçiyoruz. Theresa May’in erken seçim kararı almasının temel nedeni parlamentoda büyük bir çoğunluğa ulaşarak Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılışı sırasında elini güçlendirmek ve de sosyal devlet anlayışını budamak. Bu seçimlerde Brexit, göçmenler, yaşlıların bakımı, konut sorunu, NHS ve eğitim konuları tüm partilerin seçim programlarında yerini aldı ve tartışmaların çoğu da bu konular üzerinde yürütülüyor.

    Kürt dostu Jeremy Corbyn’in liderliğini yaptığı İşçi Partisi asgari ücretin yükseltilmesi, NHS’e yatırım yapılarak daha iyi bir sağlık sisteminin oluşturulması, konut sorununun çözmek için konut yapımına öncelik vermesi, eğitime yatırım yaparak gençlerin fırsat eşitliği ve dikey sosyal hareketliliğinde etkin bir şekilde yararlanmalarını sağlayacağını belirtiyor.

    Her ne kadar medya Jeremy Corbyn’ne karşı konumlansa da sosyal adalet ve fırsat eşitliğine dayalı olan Corbyn’in seçim vaatleri son günlerde geniş kesimler tarafından ilgiyle karşılanmakta. Bunun dışında İşçi Partisi’nin sert bir şekilde Brexit’e karşı olması ve Avrupa ülkeleri arasında var olan serbest dolaşımı sınırlamayacağına dair seçim vaatleri, giderek yüksek milliyetçi, ırkçı ve göçmen karşıtı anlayışlara pek prim vermeyeceğinin önemli işaretleridir.

    Hiç kuşkusuz, Kürtler için bu seçimin en önemli özelliği, yıllarca Kürt halkının kendi ülkesinde karşılaştıkları ırkçı ve baskıcı anlayış ve devletleri eleştiren Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi’nin lideri olarak seçimde yarışmasıdır. Jeremy 1980’lerden beri hep Türkiye’de var olan anti-demokratik rejimlere karşı tavır almış ve de Kürt halkının Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de karşılaştıkları ayrımcı ve ırkçı politikaları hem parlamentodaki çalışmalarında hem de parlamento dışındaki konuşmalarında eleştirmiştir. Bu noktadan hareketle, Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’nin seçim başarısı, hem buradaki Kürtlerin hayatına olumlu bir etkisi olacak, hem de Britanya’nın Kürt ve Kürdistan’a yönelik politikalarında bazı  olumlu değişikliklere yol açacağı kanısındayım.

     Dursun Laçin-Halkevi

    ‘İşçi Partisi’nin imajı Jeremy Corbyn ile yenilendi’

    Dursun Laçin

    Muhafazakar Parti’nin iç ve dış politikadaki açmazları, brexit politikalarıyla AB üyeliğinden referandumla çıkma kararı ve bir türlü bu kararın pratikleşememesi, ya da referandum sonuçlarında hiç de beklenildiği gibi AB’den çıkmanın kolay olmadığını görmesi bu durumunda hükümeti derin bir krize sokması böyle bir erken seçim kararını aldırmıştır. İngiltere’de de aynı ABD’deki gibi demokratlar ve cumhuriyetçilere benzeyen iki temel geleneksel parti vardır: Muhafazakar Parti ve İşçi Partisi’dir. Tony Blair’den kalan İşçi Partisi kendi imajını Jeremy Corbyn’le yeniledi. Corbyn, İşçi Partisi içerisinde Blair’den sonra en iyi bilinen, ilkeli duruşa sahip, sosyalist kimliğiyle öne çıkmıştır. Bu yönüyle de hem göçmenlere hem de ülkede değişim yanlısı, AB’de kalmak isteyen kesimler için bir umut. Bu anlamda İşçi Partisi’nin daha kapsayıcı politikaları hem ülke genelinde hem de iktidar partisi içerisinde yaşanan krizden çıkmanın bir arayışı ya da fırsatı olmuştur.

    Uzun yıllardır burada yaşayan toplumumuz, -Kürt olsun, Türk olsun ya da Alevi olsun- nasıl ki Türkiye’de yapılan seçimlere, canla başla katılıyorsa aynı şekilde buradaki seçimleri de önemseyip bu heyecanla katılmalıdır. Yaşadığımızın yerin değişimine direkt katılmak gerekiyor. 25-30 yıldır buradayız , buraya ait olmama ruh halinden çıkmak gerekli. Gördüğüm kadarıyla toplumumuzun burada büyüyen genç kesimin dışında kimse de bir heyecan ve hareket yok. Şimdi elbette başta ülkedeki değişimler önemlidir ama burası da önemsenmelidir.

     

    Dr Meryem Kaya / NHS

    ‘NHS en sıkıntılı dönemini yaşıyor’

    Dr Meryem Kaya

    Dokuz yıldır NHS’te pratisyen doktor olarak çalışıyorum. Personel, yatak, araç, ameliyat süreleri gibi kaynak ve araçlar açısından NHS’te sürekli problemler olmuştur, fakat bu son birkaç yıl hükümetin kesintileri ve yetersiz bütçe ayırılmasından kaynaklı NHS en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır. Yeterli sayıda mahalle doktoru-GP yok, randevu için hastalar haftalarca beklemek zorunda kalıyor. Hastanelerin yatak sayısı yetersiz, insanlar saatlerce yatak bekliyor ya da ameliyatlar iptal ediliyor. İşçi Partisi hem seçim manifestosunda hem de sözlü olarak, insanların sosyoekonomik durumuna bakmaksızın herkese eşit düzeyde sağlık güvencesi ve NHS’ye daha fazla bütçe ayırma sözü verdi. Umudum odur ki kazanırlar ve bu sözlerini tutarlar.

     

     

     

    İsrafil Erbil/Britanya Alevi Federasyonu

    ‘Bizi destekleyenleri biz de destekleyelim’

    8 Haziran Britanya erken seçimleri, daha çok iktidarın muhalifleri hazırlıksız yakalamak için verdiği bir karardır diye düşünülüyor. Bizim de takip ettiğimiz kadarıyla bu görüş çokta yabana atılmamalıdır.

    İsrafil Erbil

    Sonuç itibari ile seçim kararı alındı ve tüm partiler var gücüyle iktidar olmak için mücadele ediyor.

    Göçmen toplumlar olarak bizlerden oy talep eden partilere önceliklerimizi anlatmaya ve taleplerimizi hatırlatmaya çalışıyoruz. Partilerin ulusal ve uluslararası politikalarından ziyade kendi yaşadığımız bölgelerin ve halkımızın öncelikleri ve ihtiyaçları konusunda milletvekili adaylarını bilgilendiriyoruz.

    Aleviler olarak özellikle talebimiz Britanya parlamentosunda kurulan ve “Alevi Sekreteryası” olarak bilinen (APPG for Alevis) gurubunun devam etmesini sağlamaktır. Çünkü bu sekretarya sayesinde Alevi toplumunun bazı siyasi, politik, kültürel ve inançsal talepleri ve politik arenadaki temsiliyetleri yerine getirilmektedir. Halkımızdan ricamız Sekreterya’ya destek verecek olan bölge milletvekillerimizi desteklemeleri ve onlara bu nedenle kendilerini desteklediklerini de bildirmeleridir.

     

    Ali Kılınç/ Tohum Kültür Merkezi

    ‘İşçi Partisi kazanırsa hakim sınıflara hizmet eder’

    Ali Kilinç

    Bizler İngiltere’de yaşayan göçmenler olarak 8 Haziran günü bir kez daha oy kullanmaya gideceğiz. Ve burada karar vermemiz gereken nokta Jeremy Corbyn liderliğinde ki İşçi Partisi’nin yanında mı, yoksa emperyalist, ırkçı ve savaş partisi olmasından dolayı karşısında mı duracağız. Unutmayalım ki bir partiye oy verirken sadece ona liderlik eden kişilik üzerinden değerlendirme yapamayız. Bizler açısından cevap net, yanında yer almayacağız, çünkü bu parti sağ-liberal koalisyonu kesintiler ile tüm sosyal haklarımızı bir bir gasp ederken, sendikalar ile birlikte ciddi bir direniş gerçekleşmesinin önünde durdu. Geçmiş süreçte ki pek çok açıklamalarından biliyoruz ki aslında kendileri de kesintilere karşı değillerdi, tek eleştirileri zamana yaymadan kısa süre içinde yapılmasıydı. Tüm sendikaları arkasına alan İşçi Partisi isteseydi hayatı durdurup, bu kesintilere ve hak gasplarına engel olabilirdi. İşçi Partisi, göçmenler ve sınır koruması noktasında da emperyalist İngiliz devletinin politikalarının karşısında durmamakta. Bu konuda yumuşak bir parti olarak görünmek istememektedir. Bugün İşçi Partisi seçimleri kazansa da yapacağı tek şey İngiltere hakim sınıflarının çıkarlarına hizmettir. Bundan dolayı tarihi, geçmişi belli olan İşçi Partisi’ni değil, bulunduğumuz yerellerdeki ilerici, demokrat adayları desteklemeliyiz.

    Feyzullah Cinpolat / DAY-MER

    ‘Öncelikli talebimiz NATO’nun dağıtılması’

    Feyzullah Cinpolat

     İngiltere seçimleri baskın bir seçim ama burada esas bu baskın seçimi gerektiren şeyin ne olduğudur. İngiltere, AB içerisindeki paylaşımdan payının düşmesi sonucu Brexit kararı aldı. Brexit kararından sonra da dünyadaki gelişmelere paralel olarak yeni bir pazar arayışına girdi. Bu pazar arayışının içerisine atanmış bir hükümetle gitmemek için, siyasi olarak da elini güçlendirmek için erken seçime gitme kararı aldı. Bu seçimlerden çıkacak sonucu bilmiyoruz tabi, ama benim kişisel görüşüm şu: Bizim taleplerimizi yansıtan bir seçim propagandası var mı? Ona bakacağız. Mesela bugüne kadar hep reformlar talep edildi. Ama bence reform değil, köklü çözüm önerileri olmalı. Mesela solun, sosyalistlerin, muhaliflerin talebi olan; ücretsiz eğitim, sağlık hizmeti, herkese barınabileceği ev ve herkese iş olanağı yaratabilecek bir taleplerimizin olması gerekiyor.

    Bugüne kadar her iktidar bir takım konut taleplerinde bulundu, kimisi eğitim talepleri biraz ileri biraz geri çekti, kimisi sağlıkla biraz iyilikler, bir özdeşleştirme ya da devletleştirmeler yaptı. Ama bizim talebimiz işçinin, emekçinin, halkın talebi: Öncelikli talebimiz uluslararası suç örgütü olan, savaş örgütü olan NATO’nun dağıtılması. Daha sonra Avrupa Birliği’nin bir siyasi sömürge aracı olmaktan çıkarılması, İngiltere’de herkese ücretsiz eğitim, haklarının tanınması, özelleştirilmelerin kaldırılması. Bizim bu taleplerimize sıcak bakan, onları karşılayan adayları desteklememiz gerekiyor. Bugüne kadar yan yana mücadele ettiğimiz kesimlerin de talepleri budur. Kimisi bunların bir kısmını talep eder durumunda. Ama biz bunların hepsini istiyoruz, kırıntı istemiyoruz, tamamen bize, halka refah getirecek adayların olmasını istiyoruz. Bu adaylar varsa bunları destekleyeceğiz, yoksa desteklemeyeceğiz.

     

     

     

     

     

  • Goran Lideri Nawshirwan Mustafa Londra’da Anıldı

    Goran Lideri Nawshirwan Mustafa Londra’da Anıldı

    Geçtiğimiz hafta Süleymaniye’de yaşamını yitiren Goran lideri Nawshirwan Mustafa başkent Londra’da anıldı. Londra merkeze bulunan The Landmark Hotel’de yapılan anmaya binden fazla Kürdistanlı katıldı.

     

    Uzun bir süre Londra’da tedavi gören Nawshirwan Mustafa, 19 Mayıs’ta Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinde vefat etmişti. 3 Eylül 2016 tarihinde Londra’ya tedavi için gelen Mustafa Mayıs ayının başında Kürdistan’a geri dönmüştü. Mart ayında eşi vefat eden Mustafa sağlık durumundan kaynaklı cenazeye katılamamıştı.

    Nawshirwan Mustafa Londra’da anıldı

    Pazar günü Londra merkezde bulunan The Landmark Hotel’de yapılan anmaya Kürdistan’ın dört parçasından binden fazla kişi katıldı. Nawshirwan Mustafa’nın büyük posterleriyle süslenen salonda ağıtlar okunurken, Mustafa’nın fotoğrafının önünde mumlar yakılıp karanfiller bırakıldı.

    Mustafa için yapılan saygı duruşundan sonra hayatını anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı. Kürdistan’ın dört parçasından siyasi parti temsilcileri anmada birer kısa konuşma yaptı. Yapılan konuşmalarda Mustafa’nın tüm yaşamını Kürdistan’a adadığı ve son nefesine kadar özgür Kürdistan için mücadele ettiği ifade edildi.

    Nawshirwan Mustafa’nın her yaştan seveni anmada hazır bulundu

    Nawshirwan Mustafa kimdir?

    Güney Kürdistanı’nın önemli siyasi simalarından olan Nawshirwan Mustafa 1944 yılında Süleymaniye’de dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Süleymaniye’de tamamlayan Mustafa, 1967 yılında Bağdat Üniversitesi’nin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

    Üniversite eğitiminin ardından yurtdışına giden Mustafa, Avusturya’da yüksek lisans yaptı. Siyasete daha ilköğrenim yıllarında ilgi duyan Mustafa, ilk olarak Kürdistan Öğrenciler Birliği’ne katıldı. Kısa sürede birliğin yönetimine gelen Mustafa, 1967 yılında, üniversiteden mezun olur olmaz Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Süleymaniye il örgütüne üye olarak katıldı. Mustafa, 1969’da Rizgarî (Kurtuluş) adlı derginin sahipliğini ve genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Uzun yıllar peşmergelik yapan Mustafa, 1975 yılında Kürdistan Demokrat Partisi’nin peşmerge savaşından vazgeçmesi ve iç karışıklık yaşaması sonrasında Celal Talabani ve Ali Asker’in katılımıyla, 1 Haziran 1975’te Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni kuran 3 hareketin birinin lideriydi.

    Siyasete başladığı Kürdistan Demokrat Partisi’nden ayrılmasının hemen sonrasında Komela olarak bilinen Kürdistan Emekçiler Hareketi’ni kuran Mustafa, YNK’yi kuruncaya kadar bu hareketin genel sekreterliğini yürütüyordu. Mustafa, kurucusu olduğu YNK’nin 2006 yılına kadar Genel Sekreter Yardımcılığı görevini de üstlendi. YNK’deki iç sorunlar nedeniyle Goran Hareketi’ni kurmadan önce aktif görevlerinden geri çekilen Mustafa, Goran Hareketi’ni kurduğu 2009 yılına kadar Londra’da kalmayı tercih etti.

    2009 yılında Goran Hareketi’ni kurdu. Hareket kısa zamanda özellikle Soran bölgesinde etkili oldu ve parlamentoda güçlü bir biçimde yer aldı. Son seçimlerde YNK’den daha fazla oy alan Mustafa’nın siyaset, edebiyat ve tarih üzerine birçok kitabı var. Mustafa’nın 1981 yılında evlendiği eşi Şule Ali 17 Mart 2017’de hayatını kaybetti. Londra’da tedavisi sürdüğü için cenaze törenine katılamayan Noşirvan Mustafa’nın Nima, Çiya ve Çira isminde 3 çocuğu var.

  • Balkondaki Mülteci:Unutmayacağım, Affetmeyeceğim!

    Balkondaki Mülteci:Unutmayacağım, Affetmeyeceğim!

    “Bugün, Birleşmiş Milletler insan hakları sistemi ve benim için çok önemli bir zafer. Ancak bu zafer, mahkumiyet kararı olmadan zindanda, ev hapsinde ve beş yıldır bu elçilik binasında geçen güneşsiz günleri silmeye yetmeyecek. Yedi yıldır bensiz büyümek zorunda bırakılan çocuklarımın acısını silemeyecek. Bu, benim unutabileceğim, affedebileceğim bir şey değil. Yolumuz daha uzun, gerçek savaş daha yeni başlıyor”

     

     

    Bu sözler, tam beş yıldır Londra’nın merkezindeki Knightsbridge’te bulunan 6 katlı kırmızı tuğlalı binanın birinci katında bulunan beyaz balkonundan, bazen de pencerelerinden gördüğümüz 46 yaşındaki Avusturalyalı Julian Assange ait. Ekvador’un Londra büyükelçiliğinde mülteci olarak yaşayan Assange’ın Cuma günü o balkondan yaptığı on dakikalık konuşmada sarf ettiği bu sözler içindeki isyanın ve kızgınlığın tercümesi.

    ‘Adaletin olmadığı yerde, ahlâktan bahsedilemez’ demişti Fransız yazar bundan tam beşyüz yıl önce. Maalesef halen adaletsiz bir dünyada, ahlaktan bahsedemeden yaşıyoruz. Beşyüz yıl sonra (tabi son gaz tükettiğimiz dünya’nın ömrü yeterse) bu zamanın ahlaksızlıklarının yazıldığı tarih kitaplarından eğitim görecek yeni nesiller. Yeni nesiller bu kitaplarda yazılanların kendi yaşadıklarının yanında lafı edilmez mi bulacak, yoksa gerçekliğine inanamayacağı kadar adaletli bir dünyada mı yaşıyor olacaklar bilemiyoruz.

    Kendi ülkemin adaletsizliklerini yazmak zor geliyor artık. Yaşanan barbarlığa giydirebilecek kelimeler bulamıyor, cümlelerim yetersiz kalıyor. Mesela sadece oğlunun kemiklerini almak için 85 gün boyunca bedenini açlığa yatıran Kemal Amcaların, 22 yıldır yorulmadan Galatasaray Meydanı’nda her hafta çocuklarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin olduğu bir ülkenin adaletsizlikleri nasıl yazılabilir ki.

    Bu yüzden bu sefer mülteci olarak yaşadığım bu ülkede, 5 yıldır başka bir ülkenin büyükelçiliğinde ofisten dönüştürülen bir odada gece yattığında aynı duvara bakan, sabah aynı duvarla uyanan, öğlen aynı duvara bakarak öğlen yemeği yiyen bir mülteciyi yazayım dedim. Adaletsizliği ifşa eden gizli belgeleri yayınlarken tanıdık onu. Dünya tarihinin en büyük sızıntı organizasyonu Wikileaks’ten…

    ‘‘Dünyanın pek çok yerinde iktidarda olan otoriter hükümetler, demokratik hükümetlerde artan otoriter eğilimler ve sorumsuz şirketlere verilen artan miktardaki güç yüzünden, bugün açıklık ve saydamlığa olan gereksinim her zamankinden daha fazladır. Wikileaks bu gereksinimi gideren bir araçtır.’’

    1971 yılında Avusturalya’da savaş karşıtı bir aktivistin çocuğu olarak dünyaya gelen Julian Assange, daha 16 yaşındayken ABD’nin Pentagon, Savunma Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri, NASA ve benzeri kuruluşlarını hackleyerek savaş ve nükleer karşıtı bir internet aktivisti olarak adını Mendax olarak duyurur.

    Kurucularından ve baş editörlerinden birisi olduğu WikiLeaks, Küba’daki Amerikan üssü Guantanamo’da esirlere yapılan muameleye dair kurallar, Kenya’daki yargısız infazlar, Afganistan ve Irak savaşındaki sivil ölümlerine dair belgeler yayınladı.

    2010’da Wikileaks’in teşhirinden sonra pisliklerinin ortalığa yayılmasını hazmedemeyen ABD, Julian Assange’a karşı savaş açtı. Bu savaşa ilk müttefik İsveç oldu. 2010 yılının Ağustos ayında İsveç’teki bir savcı Julian hakkında ‘cinsel taciz’ suçlamasıyla dava açtı. Ancak suçsuz bulunup dava düşürüldükten bir zaman sonra başka bir savcı davayı tekrar açarak Julian hakkında kırmızı bülten çıkardı.

    7 Aralık 2010 günü hakkındaki ‘cinsel taciz’ iddialarıyla ilgili gönüllü olarak ifade vermeye gittiği Londra’daki polis merkezinde tutuklandı. 14 Aralık 2010 tarihinde çıkarıldığı duruşmada kefaletle şartlı tahliye edilen Julian Assange, 19 Haziran 2012 tarihinden itibaren bulunduğu Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’ndeyken 16 Ağustos 2012 tarihi itibarıyla talep ettiği siyasi sığınma hakkı Ekvador hükümeti tarafından onaylandı.

    Karara itiraz eden Birleşik Krallık hükümeti resmi olarak Ekvador hükümetini uyarmış ve Assange’ın ülkeden çıkmasına izin vermeyeceğini ve gerekirse elçilik binasına girileceğini açıkladı. Ama bu durum Viyana Sözleşmesi’ne aykırıydı. Elçiliğe giremeyen Birleşik Krallık hükümeti elçilik binası önünde 7/24 polis bekletti. Elçilik binası önünde Julian Assange tutuklamak için bekletilen polislerin maliyeti halkın cebine 12 Milyon Sterlin olarak yansıdı.

    Geçtiğimiz Cuma günü İsveçli başsavcı Marianne Ny, Julian Assange hakkında 7 yıldır devam eden ‘cinsel taciz’ soruşturmasının düşürüldüğünü açıkladı.

    Dosya düşürülmesine düşürüldü ama ABD halen onun peşinde. Metropolitan Polisi yakalama kararının halen geçerli olduğunu ve Assange’in binadan çıkması halinde yakalanacağını açıkladı.

    Anlaşılan bir süre daha Julian Assange’i kırmızı tuğlalı binanın beyaz balkonundan görmeye devam edeceğiz.

  • Manchester’daki İntihar Saldırısında 22 Ölü, 59 Yaralı

    Manchester’daki İntihar Saldırısında 22 Ölü, 59 Yaralı

    Ülkenin kuzeyindeki Manchester kentinde bulunan konser salonu Manchester Arena’da dün akşam saatlerinde bir patlama meydana geldi. İntihar saldırısı olduğu açıklanan patlamada çoğunun genç ve çocuk olduğu 22 kişi yaşamını yitirirken 59 kişi de yaralandı.

     

    Saldırı Kentin en büyük kapalı konser salonu olarak bilinen Manchester Arenada yapılan Ariana Grande’nin konserinde gerçekleşti. Emniyet Müdürü Ian Hopkins, yaşamını yitirenler arasında çocukların da olduğunu ve şu aşamada bir kişi tarafından gerçekleştirildiğini düşündüklerini açıkladı.

    Hopkins, gazetecilere yaptığı açıklamada, üzerindeki patlayıcı düzeneği ateşleyen saldırganın olay yerinde öldüğünü de sözlerine ekledi. Hopkins, soruşturmanın şu aşamadaki önceliğini saldırganın tek başına mı hareket ettiği, yoksa bir örgütün üyesi mi olduğunu tespit edilmesi olarak açıkladı.

    Emniyet Müdürü, bu patlamayı, “Manchester Bölgesi’nde yaşanan en korkunç olay” olarak nitelendirdi.

    Başbakan Theresa May konuyla ilgili ilk açıklamasında, düşüncelerinin “polis tarafından dehşet verici bir terör saldırısı olarak ele alınan olaydan” etkilenenlerle birlikte olduğunu söyledi.

    Ambulans ekipleri de, konser alanından hastaneye en az 59 yaralının kaldırıldığını duyurdu. Hastaneye kaldırılan bazı yaralılar da ayakta tedavi edildi.

    Patlamanın ardından Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, İskoçya Ulusal Partisi ve Liberal Demokratlar, 8 Haziran’daki genel seçim kampanyası kapsamında Salı günü yapacakları programlarını askıya aldıklarını açıkladı.

    Acil güvenlik komitesi COBRA toplanıyor

    Acil güvenlik komitesi COBRA’nın sabah saatlerinde Başbakan May başkanlığında toplanması bekleniyor.

    May yaptığı ilk açıklamada ayrıca, Manchester’da yaşanan olayın tüm ayrıntılarının ortaya çıkarılması için çalışmaların devam ettiğini de söyledi.

    Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbyn de, Twitter’dan paylaştığı mesajda, “Manchester’da korkunç olay. Düşüncelerim olaydan etkilenenler ve acil durum ekipleriyle” dedi.

    Manchester Arena, yaklaşık 18 bin kişilik kapasitesiyle şehrin en büyük kapalı konser salonu olma özelliğini taşıyor.

    23 yaşındaki ABD’li pop şarkıcısı Grande’nin özelikle gençler ve çocuklar arasında popüler olduğu biliniyor.

    Grande, Twitter hesabıdan paylaştığı mesajda ‘çok üzgün olduğunu, söyleyecek sözü olmadığını’ ifade etti. Grande, ayrıca dünya turnesini askıya aldı.

    Görgü tanıkları patlamanın ardından büyük bir panik yaşandığını aktarıyor.

    İnsanların yangın çıkışlarına doğru yönelirken büyük bir kaosun yaşandığı ve etrafa cep telefonu, kıyafet, ayakkabı gibi kişisel eşyaların saçıldığı vurgulanıyor.

  • Ankara Antlaşmasında Süresiz Oturum İzni Kalkıyor mu?

    Ankara Antlaşmasında Süresiz Oturum İzni Kalkıyor mu?

    Geçtiğimiz hafta gündemi yoğun şekilde meşgul eden ve İngiltere’de yaşayan binlerce Türkiye vatandaşını etkileyeceği belirtilen Ankara Antlaşması’ndaki gelişmeler, Türkiye’nin AB’ye girememe sürecine bağlandı. Konuyla ilgili geçtiğimiz Mart ayında görülen dava sonucu İngiltere’de süresiz oturum izni veya İngiltere vatandaşlığına başvuru yapan göçmenlerin başvuruları askıya alındı.

    Suzan Doğan-Telgraf

    Bekleme sürecine tabi tutulan binlerce insanı ilgilendiren dava ile ilgili Londra’da hizmet veren uzman hukukçular, sürecin başvuru sahiplerini çok tedirgin ettiğini ve müvekkillerinin her okudukları bilgi için kendilerini aradıklarını aktardılar. Son görülen davanın sonucunu “Brexit’en etkilenen bir hakimin kararı” şeklinde yorumlayan hukukçular, Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı’nın, bu kararı süresiz oturum iznini kaldırıp, uzatmalı vizelere çevirmesinden de endişe ediyorlar.

    Tartışmaların asıl muhatabı olan davanın avukatı London Solicitors Avukatlarından Cemal Türk, İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Antlaşması çerçevesinde çalışma tüzüğünü değiştireceğini ve önümüzdeki birkaç aylık süreç içerisinde bu tüzüğün kamuoyu ile paylaşılacağını düşündüğünü aktardı. Çıkan karar sonrası müvekkillerinin davayı devam ettirmeme kararı aldığını söyleyen Türk’e davanın detaylarını ve süreci sorduk.

    Avukat Cemal Türk-London Solicitors

    Ankara Antlaşması ile İngiltere’de bulunan kişileri yakından ilgilendiren ve sosyal medyada bir anda en çok tıklanan haberler içerisinde yer alan davanın konusunu ve sonrasında yaşanan gelişmeleri bizimle paylaşabilir misiniz?

    Bu dava Mustafa ve Hacer Aydoğdu çiftinin davası. Mustafa bey Ankara Antlaşmasına başvurup İngiltere’de yaşamaya başlayan bir müvekkilimiz. Üç senelik vizesini doldurup serbestliğe başvurmaya hak kazandığında kendi evraklarıyla birlikte eşinin de evraklarını İçişleri Bakanlığı’na gönderdik. Kendisine oturum verildi fakat eşi Hacer Hanımın talebi reddedildi. Burada durumu okuyuculara doğru aktarabilmek adına bir parantez açmak istiyorum.

    Üç sene öncesine kadar eşler, bu ülkeye geldiği ve bir gün dahi bu ülkede kaldıkları taktirde süresiz oturum alma hakkı kazanıyorlardı. Başvurular çerçevesinde asıl başvuru sahibi ile birlikte eş ve çocuklar da süresiz oturum alabiliyorlardı. Yaklaşık iki sene önce çıkan yeni uygulama gereği eşlere; bu ülkede iki sene yaşama zorunluluğu getirildi. Hacer hanımın davasına gelirsek İçişleri Bakanlığı süresiz oturum hakkının Ankara Antlaşması kapsamına girmediği yönünde karar verdi. Hakim ise İçişleri Bakanlığı’nın kararını yanlış bularak müvekkilimize yeniden bir karar vermesi gerektiğini aktardı.

    Peki dava sonuçlandı mı? Sonuçlandıysa bu kadar gündem olması neden?

    Hakim topu Home Office yani İçişleri Bakanlığı’na attı. İçişleri Bakanlığı kendi kararlarının yanlışlığını kabul etti fakat süresiz oturum vermek zorunda olmadığını savundu. Sonuç olarak İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Antlaşması çerçevesinde çalışma tüzüğünü değiştirmesini bekliyoruz. Bu davanın sonucu da uzatmalı vize türüne dayandırılacaktır diye düşünüyorum. Fakat şu anda kesin bir bilgi yok elimizde.

    Bu karar Ankara Antlaşması çerçevesinde serbestliğe başvurup bekleyenleri de yakından ilgilendiriyor. Bu kadar gündem olması emsal teşkil etmesinden kaynaklı. İçişleri Bakanlığı şu an serbestlik başvurularını, çıkaracağı yeni çalışma tüzüğü nedeniyle yavaştan alıyor diye düşünüyoruz. Bu sürenin seçimlerden önce olacağını düşünmüyorum. Seçimler bütün herşeyin önüne geçmiş durumda.

    Davaya itiraz hakkınız yok mu? Çünkü Ankara Antlaşması kararları değiştirilemez diye bir madde vardı diye biliyoruz.

    Haklısınız karara itiraz hakkımız vardı. Müvekkilimizle konuyu görüştük ve davanın devam ettirilmesinin aynı durumda olan kişiler için de bağlayıcı nitelikte olduğunu aktarmaya çalıştık. Fakat müvekkilimiz “Ben alacağımı aldım” deyip davayı bundan sonra devam ettirmeme kararı aldı.

    ‘HOME OFİCE MAHKEME KARARINI

    SÜRESİZ OTURUM VERMEYELİM

    ŞEKLİNDE YORUMLAYABİLİR’

    Çıkan kararı Brexit’en etkilenmiş bir hakimin kararı şeklinde yorumlayan diğer bir uzman CSS § Co Legal Services Direktörü Ahmet Engin. Sosyal medyada konuyu ilk değerlendiren avukatlardan biri olan Engin, yaptıkları yoruma bu kadar ilginin olacağını beklemediklerini; fakat konuya ilginin Ankara Antlaşması çerçevesinde yaklaşık 36 bin insanın başvurusu olmasından kaynaklı olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu kadar yüksek bir rakamın varlığından kaynaklı İngiltere hükümetinin de konuya duyarsız kalmadığını belirten Engin, Türkiye ve İngiltere hükümet yetkililerinin; Brexit sonrası ticari antlaşmalar için görüşmelerin startını geçtiğimiz aylarda verdiğinin de altını çizdi.

    Ahmet Engin

    Sayın Engin sizce çıkan bu kararı nasıl okumalı? Ankara Antlaşması çerçevesinde İngiltere’de yaşayan göçmenlere bu karar nasıl yansıyacaktır? Bu çerçevede sizin müvekkillerinize gelen bir karar var mı?

    Çıkan karar Home Office’in son dakika kararı değil. Bu birkaç ay öncesinin kararı. Sürekli oturum için başvuran dört senelik süreci tamamlayıp sürekli oturuma başvuran müvekkillerimize mektuplar gelmeye başladı. “Temmuz sonrası karar verilmek üzere sizin başvurunuz beklemeye alındı” şeklinde olan bu karar; elbette bütün Ankara Antlaşması’nda serbestlik ve vatandaşlık başvurusunda olan herkesi ilgilendiriyor. 36 bin insanın Ankara antlaşmasına başvurduğuna yönelik bir data var. Çıkacak karardan öte İçişleri Bakanlığı’nın bunu nasıl yorumlayacağı önemli. Benim şahsi görüşüm İçişleri Bakanlığı bunu sürekli oturum vermeyelim, uzatma vizeleri ile durumu neticelendirelim şeklinde yorumlayabilir.

    Mahkeme kararı bence hukuken hatalı ama İçişleri Bakanlığı da bunu benim gibi görmeyebilir. Bakanlık bu kararın doğru olduğunu düşünseydi Temmuzu beklemeden direk bu kararı uygulamaya da geçebilirdi. Şu an beklemeyi tercih ediyorlar. İngiltere seçimlerinin bitmesi ve durumun o zaman değerlendirmeye alınması söz konusu. Bekleyerek göreceğimiz bir süreç olacak.

    HANGİ ÜLKEDEN

    BAŞVURULAR YAPILMALI?

    Bu antlaşma çerçevesinde en fazla akıllardaki soru ise Türkiye’den mi yoksa İngiltere’den mi başvuru yapılmalı yönünde. Sizin firmanızın Türkiye’nin dört kentinde de şubeleri var sizce hangi ülkeden başvuru yapılmalı?

    Genelde bu başvuruları yapma yetkinliğine sahip firmalar Londra’da. Bir tek biz yapmıyoruz, hakkıyla yapabilen firmalar elbette ki var. İngiltere’den yapınca daha kolay oluyor söylemi yanıltıcı. Başvurular Türkiye’den veya burada yapılsın, bu başvuruları inceleyen birim aynı.

    Türkiye’den de başvuru yapılsa evraklar oraya gidiyor. Dolayısıyla Türkiye’de başka kişiler İngiltere’de başka kişiler inceleme yapıyor denemez. İnceleyen kişiler aynı olduğu için sonuçları da benzeri oluyor. Bu anlamda aralarında hiçbir fark yok. İngiltere’den başvurunun yapılmasının dezavantajı; başvuruya yanıt süresi altı ay kadar olabiliyor.

    Bu süre zarfında çalışamıyorsunuz, işinizi başlatamıyorsunuz, eğitim göremiyorsunuz, sadece turist olarak kalıyor olmaya devam etmeniz gerekiyor. O süre içerisinde de pasaport içerde olduğu için İngiltere’den ayrılamıyorsunuz. Ayrılmak isterseniz başvurunuzu geri çekmiş sayılıyorsunuz. Dolayısıyla bir nevi açık hava cezaevinde gibi düşünmek gerekiyor. Çünkü hareket alanınız sınırlandırılmış oluyor. Masraf ve maliyeti de oluyor bu kişinin. Sermaye olarak gösterdiğiniz rakamı burada harcamış olabiliyorsunuz.

    Başvuruların garantisi yok. Başvurular reddedildiğinde tekrar Türkiye’ye dönmeniz gerekiyor. Türkiye’den başvurular altı hafta içerisinde cevaplanabiliyor. Türkiye’den de başvuruların en başında gelen reddedilme gerekçesi İngiltere’ye hiç giriş çıkış yapmadıysa kişi “Bilmediğin bir ülkede nasıl iş yapabileceğini iddia edebiliyorsun” oluyor.

    Türkiye’den başvuru yapan kişiler evraklarla birlikte pasaportlarını vermek zorunda mı?

    Türkiye’den başvurularda büyükelçiliğin önerdiği yöntem var. Ekstra bir ücrete tabi. Başvuru ofisinde evraklarınızı teslim ederken diyorsunuz ki “ekstra ücretimi ödeyeyim pasaportumu kontrol edin fotokopilerini alın aslını bana geri verin.” Onlar da pasaportunuzun fotokopilerini diğer evraklarınızla birlikte alıp kontrol edip aslını size iade ediyorlar. Dolayısıyla başvuru pasaportsuz fotokopili bir şekilde yapılmış oluyor. Onlar karar verdikten sonra sizi arıyorlar. Pasaportunuzu gönderin işleminizi yapacağız diye. Bir hafta-10 gün gibi bir süre veriyorlar. Diğer evraklarınızla birlikte işlem yapıldıktan sonra evraklarınızın hepsi size iade ediliyor.

    ‘BAŞVURULAR ÖNÜMÜZDEKİ

    İKİ YIL DEVAM EDECEK’

    Ankara Antlaşması başvurularını önümüzdeki iki yıl boyunca almaya devam ettiklerini belirten bir diğer uzman Advantage Solicitors’dan Robert Parkin, İngiltere’nin seçimlere odaklandığını ama seçimlerin hemen ardından ticari antlaşmaların kaldığı yerden devam edeceğini düşündüğünü söyledi.

    Avukat Robert Parkin

    Sayın Parkin, Ankara Antlaşması tamamen bitiyor mu? Brexit sonrası Ankara Antlaşmalıların bu ülkedeki durumları ne olacak?

    İngiltere AB’den tamamen çıktığı gün Ankara Antlaşması da otomatik olarak iptal olur. Bunun anlamı aslında yeni başvurular yapılamayacak. Bir yıl veya üç yılını almış kişiler kazanılmış hak olarak değerlendirilip onların süreci tamamlamasına izin verilecektir. İlk başvurular Brexit süreci tamamlanana kadar yine yapılabilecek. Türkiye’den ve İngiltere’den bu iki sene süresi içerisinde başvurular yapılmaya devam edilecek. Bu başvuruların uzatma sürelerini de hesap edersek Ankara Antlaşması önümüzdeki altı yıl boyunca gündemimizi işgal edecektir.

    Şu an önümüzde Haziran seçimleri olduğu için Ankara Antlaşması şu an arka planda. Ne söylesek askıda kalacak. O nedenle seçim sonuçlarından sonra değerlendirmeler daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

    “İNGİLTERE’NİN DE YABANCILARA İHTİYACI VAR”

    Advantage Solicitors işletmecisi ve hukukçu Fidan Osoy ise Ankara Antlaşması ile göçmen statüsü taşıyan Türkiye vatandaşlarının kaygı ile yaşamaktan öte işlerine odaklanmaları gerektiğini savunarak “İngiltere’nin de ekonomik anlamda yabancılara ihtiyacı var” dedi.

    Avukat Fidan Osoy

    Türkiye Başkonsolosluğu ile görüşme içerisinde olduklarını belirten Osoy, Türkiye tarafının da kendileriyle aynı görüşü paylaştığını söyledi.

    Osoy, İngiltere’de iş kurma planı olan kişilerin hali hazırda iki seneleri olduğunun altını çizerek, “Tüm bu gelişmelerden sonra yeni başvuru yapacak olan Türkiyeli vatandaşlara tavsiyemiz; uzmanla sürece başlamaları ve mevcut zamanı iyi değerlendirmeleri.

    Kanun ve yükümlülükler açık. İngiltere’de yaşam hala hayal değil. İster bireysel isterse aileleriyle birlikte burada bir yaşam düşünen vatandaşlarımıza her zaman yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bize en fazla sorulan soru “Ailemizle birlikte geldiğimizde çocuklarımızın durumu ne olacak” yönünde oluyor. 16 yaş altı çocuklar bu ülkede belediyeler aracılığıyla okullara yerleştirilebiliyor. Mağdur olmaları söz konusu değil. Her sınıfta 30 öğrenci var. Daha fazla alamaz okullar. Çabuk hareket ediliyor. Bir veya iki hafta içinde yanıt alabilirsiniz okullardan.

    Sadece adaptasyon süreci konusunda ailelerin çekincelerine katılabiliriz. Bunu da vize başvurusu yaparken karşılıklı görüşlerimizi paylaşarak ortak bir karara varabiliriz” dedi.

    ANKARA ANTLAŞMASI VİZESİ NEDİR VE KİMLER BAŞVURABİLİR?

    Ankara Antlaşması vizesi; Avrupa Birliği ile işbirliği anlaşması bulunan ülkelerin vatandaşlarına İngiltere Birleşik Krallığı’nda kendi işini kurma ve İngiltere’de yerleşik yaşama hakkı sağlayan vize tipidir.

    Ankara Antlaşması İngiltere vizesine; İngiltere’de iş kurmak ya da kendi işini yapmak isteyen 18 yaşını aşmış ve yapacağı işe yetecek kadar sermayesi bulunan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başvurabilir.

    Vize başvurusunda bulunan kişilerin İngiltere’de iş yeri açma, işçi çalıştırma zorunluluğu yoktur. Kişi eğitimini aldığı ya da meslek edindiği iş ile ilgili alanda çalışabilmektedir. Örneğin; Ankara Antlaşması vizesine başvuran kişiler İnşaat ofisi ya da mağaza açabileceği gibi İngiltere’de ikamet ettiği adresi göstererek pazarlama, şoförlük, danışmanlık gibi hizmetler de verebilir. Ancak kişiler İngiltere vize başvurusunda beyan ettikleri mesleği yapmak zorundadır. Kişinin farklı iş kolunda çalıştığı tespit edildiği noktada, yaptığı başvuru iptal ediliyor ve kişi sınır dışı edilebiliyor.

    ‘BELİRSİZLİK

    KİŞİLER ÜZERİNDE

    TÜKENMİŞLİK DUYGUSU

    YARATIYOR’

    Ankara antlaşması sürecinin hiç düşünülmeyen ama bireyler üzerinde önemli olumsuz etkiler bırakan yönünü de Psikolog Doktor Duygu Cantekin’den değerlendirmesini istedik. Doktorasını Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde yapmış olan Cantekin, İngiltere’de mülteciler, sığınmacılar ve göçmenler üzerinde çalışmalar yapıyor.

    Dr Duygu Cantekin

    Ankara antlaşması başvurusu yapan kişiler nasıl bir psikolojik durum ile karşı karşıya kalıyor ve bununla nasıl baş etmeye çalışıyor?

    Çevre kaybı, yakın kaybı, kültür kaybı, destek kaybı, network kaybı, statü kaybı, ekonomik kayıp. Ankara Antlaşması’na başvurarak İngiltere’de yaşam mücadelesine giren kişiler bu gibi kayıplarla baş etmek zorunda kalıyorlar. Tüm bu kayıpların yanında sosyo-ekonomik düzeyiniz de değişiyor. Bir belirsizlik sürecine giriyorsunuz ve tabiri caizse hayatınızın durma aşamasını yaşıyorsunuz.

    Bu belirsizlik kişiler üzerinde tükenmişlik duygusu yaratıyor, öfke hali, kaygı hali, geleceğe dair umutsuzluk hali oluşturuyor. Bu kayıpları travmatik olarak yaşamamak için sosyal destek mekanizmalarına insanların ihtiyacı var. Ankara Antlaşması ile burada kalan kişilerde gördüğüm sosyal destek genelde arkadaş desteği oluyor. Desteği olan kişiler psikolojik travmaları daha ılımlı atlatabiliyorlar. Ankara antlaşmalarında insanlar bireysel oldukları için bu sosyal ağları kurmakta sıkıntı çekebiliyorlar. Aslında bu ülkede kurumlar çok önemli destek yollarını size sunuyor. Bunu alıp almamak kişinin kendi elinde.

    Kişilere tavsiyem hayatınızın bu dondurulmuş sürecinin pozitif yanlarını görmeye çalışın ve kendinizi gelecekte yapmayı planladığınız şeyler için geliştirmeye odaklayın. Motivasyonunuzu üst sınırlarda tutmaya çalışın ve sizi negatif düşünmeye iten olaylardan ve kişilerden uzak durun.

     

     

     

     

     

     

  • Genel Seçimler Hakkında Bilmeniz Gerekenler

    Genel Seçimler Hakkında Bilmeniz Gerekenler

    Birleşik Krallık tarihinin en önemli seçimlerinden birisi olarak kabul edilen parlamento seçimlerine bir aydan az bir süre kaldı. Geçtiğimiz Perşembe günü Birleşik Krallık genelinde yapılan yerel seçimlerde Muhafazakar Partinin önemli bir çıkış yaparak bir çok bölgede oylarını artırması 8 Haziran’da yapılacak genel seçimlerin de önemli bir göstergesi. Avrupa Birliği referandumunda Brexit’in başını çeken ve ırkçı politikalarıyla bilinen UKİP elindeki 145 sandalyenin tümünü Muhafazakar Partiye kaptırırken, İşçi Partisi de 382 sandalye kaybetti.

     

    Partiler Brexit konusunda nerde duruyor?

    Yapılan son anketler Muhafazakarlar %38, İşçi Partisi %27, Liberal Demokratlar da %18’i gösteriyor. Tüm partilerin seçim kampanyalarının merkezinde Brexit bulunuyor. İşçi Partisi ile Muhafazakar Parti AB’den çıkış konusunda hem fikir, ancak Brexit sürecindeki yol haritası konusunda farklı fikirdeler. Diğer yandan Liberal Demokrat, Yeşiller ve İskoç Ulusal Parti AB’de kalma yönünde seçim kampanyası yürütüyor.

    Corbyn: İşimin başındayım, bir yere gitmiyorum

    Birçok kesimin saldırı hedefi olan ana muhalefet partisi genel başkanı Jeremy Corbyn kendisine başkanlığı bırakma çağrılarına net yanıt verdi: ‘Ben partinin genel başkanlığına seçildim ve genel başkan olarak kalacağım.’ Corbyn Brexit konusunda da;‘Bu seçim Brexit’in kendisi ile alakalı değil. Bu noktası nettir. Soru, nasıl bir Brexit istediğimizdir- Brexit’ten sonra nasıl bir Britanya istediğimizdir?’ dedi.

    İşçi Partisi başkanı Jeremy Corbyn, Muhafazakar Parti Başkanı Theresa May, Liberal Demokrat Parti Başkanı Tim Farron, İskoç Ulusal Parti başkanı Nicola Sturgeon

    Ne oldu?

    2020 yılında yapılması beklenen Birleşik Krallık genel seçimleri başbakan Theresa May’in 18 Nisan’da yaptığı açıklama ile 8 Haziran 2017 tarihinde erken genel seçimin yapılacağını açıkladı.

    Neden erken seçim kararı alındı?

    Başbakan Theresa May, parlamentoda bulunan muhalif partilerin AB’den çıkış sürecini yokuşa süreceğini ve süreci zorlaştıracaklarını gerekçe olarak gösterdi. Haziran 2016’da yapılan referandumda Brexit kararının çıkması eski başbakan David Cameron’un istifasıyla sonuçlanmış, yerine Theresa May seçilmişti. Başbakan May, Avrupa Birliği ile yapılacak Brexit pazarlığında elinin daha güçlü olmasını istiyor.

    Kimler oy kullanabilir, ve son kayıt tarihi ne zaman?

    Genel seçimlerin yapılacağı 8 Haziran itibariyle 18 yaşını doldurmuş her Birleşik Krallık vatandaşı oy kullanabilecek. Oy kullanma hakkını elde etmek için en geç 22 Mayıs 2017 tarihine kadar Seçim Kurulu (Electoral Commission) web sitesinden kayıt yapmaları gerekir.

    Şuan parlamentodaki durum nedir?

    650 sandalyeli avam kamarasında şuanda Muhafazakar Parti’nin 330, İşçi Partisi’nin 229, İskoç Ulusal Partisi’nin 54, Liberal Demokratların 9, Galler Partisi 3, Yeşillerin de 1 milletvekili bulunuyor.

    Yerel seçimlerde ne oldu?

    4 Mayıs Perşembe günü Birleşik Krallık genelindeki 88 merkezde yapılan yerel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin oylarında ciddi bir artış yaşanmıştı. Muhafazakar Parti 11 yeni belediye ve 563 tane yeni kazandı. Göçmen karşıtı politikalarıyla öne çıkan UKIP partisi elindeki 145 sandalyenin hepsini Muhafazakar Parti’ye kaptırmıştı. Genel seçimler öncesi İşçi Partisi için büyük bir sınav anlamına da gelen yerel seçimlerde elinde bulundurduğu 7 belediye başkanlığını ve 382 meclis üyeliğini kaybetmesinin yanında 40 yıldır iktidar olduğu İskoçya’nın Glasgow kentinde de çoğunluğu yitirdi.

    Parti adayları ve seçim bildirgeleri ne zaman açıklanacak?

    Şimdiye kadar hiçbir parti seçim bildirgesini açıklamadı. 15 Mayıs’ta partilerin seçim bildirgelerini açıklamaları bekleniyor. Seçim bölgelerinde yarışacak milletvekili adaylarının çoğu belirlenmesine rağmen halen partiler resmi listelerini yayınlamadı. Partilerin 11 Mayıs’ta aday listelerini resmi olarak açıklamaları bekleniyor. Toplumumuzun yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgeler olan Kuzey Londra’da mevcut milletvekillerin hepsi tekrardan aday.

     

     

     

  • Emekçiler 1 Mayıs’ta Alanlardaydı

    Emekçiler 1 Mayıs’ta Alanlardaydı

    1 Mayıs dünya emekçiler günü başkent Londra’da düzenlenen bir yürüyüş ile kutlandı. Binlerce kişinin katıldığı yürüyüşün ardından Trafalgar meydanında bir miting düzenlendi.

    Erem Kansoy

    Her yıl olduğu gibi 1 Mayıs yine Londra’da da kitlesel bir yürüyüş ile karşılandı. Karl Marx’ın kütüphanesinin bulunduğu Clerkenwell Green bölgesinde başlayan büyük yürüyüş ünlü Trafalgar meydanında bir miting ile son buldu.

    Onlarca, kurum, kuruluş, sendika ve örgütün katılımıyla gerçekleşen yürüyüşte ‘öğrenciler, işçiler ve emekçiler, birlik olup mücadele vermeli’ sloganları atıldı.

    Londra’daki yürüyüşe Kürtler öncülük etti. Kortejin en önünde Alevi kurumlarının pankart ve dövizleri ile Kürt Halk Meclisi bileşenleri pankartlarıyla yer aldı, ayrıca Ciwanen Azad gençliği de kortejin ön saflarında yerini aldı.

    Trafalgar meydanında yapılan konuşmalarda ise, İşçi Partisi’nin Gölge Maliye Bakanı John McDonnell büyük alkış topladı. McDonell konuşmasında ayrıca İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’den gelen mesajı da okudu. McDonell konuşmasında, İşçi ve emekçiler öğrenciler birlik olup faşizme karşı savaşmalı’ mesajı verdi.

    Ayrıca alanda İngiltere Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil’de bir konuşma yaparak kitleye seslendi, Erbil ise, “Erdoğan hükümeti, işverenlerin ihmali nedeniyle yüzlerce ölümden kaçınmak için işyeri güvenliği gereğini görmezden geldi ve bunun yerine kadınların ve çocukların tecavüzünü yasalaştıran kararnamelere konsantre olmayı seçti! Bütün bunlar halkın birliğini bozmak için yapılmaktadır. Sessiz kalmayı reddettik! Halkın birliğini bozmayı reddettik. Mücadelemize devam edeceğiz, baskıcı tutumlar bizi yıldıramaz, işçi sınıfı ve tüm ezilen halkların mücadelesini selamlıyoruz” ifadelerine yer verdi.