Category: SEÇME YAZILAR

  • Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu

    Londra’da faaliyet gösteren Kürt-Türk Toplum Merkezi Day-Mer’de yapılan ‘Barışa imza atan akademisyenler konuşuyor’ adlı panelde konuşan Profesor Dr Şebnem Korur fincancı Cizre izlenimlerini anlattı. Fincancı Cizre’de bir insanlık suçu işlendiğini belirttikten sonra, ‘büyük ihtimalle o bodrumlarda insanların bir yerde toplanarak belki de bazıları canlı bir şekilde yakılarak öldürüldüler, çünkü aynı bodrumlarda yanmış kemikler var ama aynı yerde bulduğumuz yünler yanmamıştı’ dedi.

    Cumartesi akşmı Tottenham’da bulunan Day-Mer binasında yapılan panele, Türkiye’den Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı, Profesor Alex Collinicos, Profesor Nadje Al Ali ve Dr Thomas Marios konuşmacı olarak katıldılar. Konuşmacıların tümü barış için akademisyenler kampanyasına imza atan akademisyenlerden oluşuyor.

    Panelde ilk sözü alan Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı resim ve grafiklerle desteklediği konuşmasında barış isteyen akademisyenlerin imza kampanyasını, sonrasından başlarına gelenleri, Türkiye’nin geldiği noktayı ve Cizre izlenimlerini paylaştı. Fincancı özellikle Cizre’de insanlık suçunun işlendiğini ifade ederken Türkiye’de insan değerinin hiç kalmadığı belirtti. Fincancı’nın konuşmasından satırbaşları şöyle;

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Doktor Şebnem Korur Fincancı

    KÜRT BÖLGELERİNDE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ KORKUTUCU DÜZEYDE

    ‘‘Barış isteyen akademisyenlerden bahsediyoruz. Ama bu nasıl başladı biraz buna bakmak gerekir. Biz ayağa kalkıp barış istediğimizde, Kürt bölgelerinde gerçekten ciddi düzeyde insan hakları ihlalleri vardı. İnsanlar aylarca evlerinde hapis edildi.

    Elimizde halen yeterli düzeyde veriler yok. Örneğin Cizre’de halen tam olarak öldürülenlerin sayısını net olarak bilmiyoruz. Bize gelen bilgilerde her üç bodrumda 178 kişinin yaşamını yitirdiği, ancak aynı kişinin bedeninin parçaları iki tane bodrumda bulunduğu için şuanda sayıyı 176 olarak biliyoruz. Sorun sadece bodrumlarda öldürülenler değil, bir de sokaklarda öldürülen insanlar var, maalesef bu yüzden net ölü sayısını bilmiyoruz.

    BARIŞ İSTEYEN BİZLERİ HAİN İLAN EDİP SALDIRMAYA BAŞLADILAR

    Bizler akademisyenler olarak böylesi bir ortamda bir kampanya başlattık. İlk başta 1128 akademisyen bu kampanya dahil olduk. Cumhurbaşkanı bizi teröristlerin yanında durmak ve cezalandırılmamız gerektiğini söyledikten sonra sonra bu sayı 2212’ye çıktı bir anda. Bununla beraber İngiltere’nin de içinde bulunduğu dünyanın birçok ülkesinden de kampanyaya binlerce akademisyen imza attı.

    Cumhurbaşkanın emriyle soruşturmalar hemen başladı. Sadece birkaç rektör bu soruşturmaları red etti, onun dışında tehdit, istifaya zorlama, soruşturmalar, gözaltılar, işten kovmalar, ev ve ofisleri basmalar başladı. Hatta bazı akademisyenlerin kapıları işaretlendi. Medya tarafından ‘Hain imzacılar, Ermeni aşığı çıktı’ gibi başlıklarla saldırlar başlattı.

    HACI BİRLİK CANLI HALDE ASKERİ ARACIN ARKASINDA HALATLA SÜRÜKLENDİ

    Belki de çoğunuz gördünüz iki gün önce ortaya çıkan Sur’dan ortaya çıkan bir fotoğraf var. Fotoğrafta bir grup erkek çıplak bir şekilde askerlerin önünde duruyor. Aynı şekilde bir süre önce Cizre’de bir kadın gerillanın da çıplak fotoğrafları servis edilmişti. Devlet bu fotoğrafın Cizre’den olmadığını iddia etmişti. Ancak kendim de Cizre ziyaretimde gördüm, fotoğrafın çekildiği yerin Cizre olduğu çok açık. Orada halen kan izleri vardı.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Barış için akademisyenler paneline yoğun ilgi gösterildi

    Yine Eylül ayında Şırnak’ta bir genç (Haci Birlik) bir askeri arabanın arkasında boynuna ip asılarak gezdirilmişti. Bunun videoları da ortaya çıktı. Devlet yaptığı açıklamada ‘kişi öldürüldükten sonra, bomba ihtimaline karşın halatla bağlanmış’ dedi. Bundan sonra yeni bir tartışma başladı; Bu ailesine yönelik bir işkence mi, yoksa öldürülen gencin kendisine yönelik bir işkence mi. Daha sonra avukatlarımız bağımsız gözlemciler olarak gencin otopsisine katılarak bazı fotoğraf ve videolar çektiler. Genç yüz üstü bir şekilde sürüklenmiş ve vücudundaki kesikler bize gösterdi ki, canlı bir halde sürüklenmiş. Aynı zamanda canlı bir şekilde askeri arabanın arkasında sürüklenirken silahla ateş edilmiş. Bu işkenceden de öte bir durum. Bu bir insanlık suçu. Ve bunu yaparken videoya kayda alacaksın ve dağıtacaksın. İnanılmaz bir şey.

    2002’DE SİVİL ÖLÜM SIFIR İKEN, 2015’TE 222

    2002’den 2015’e kadarki sürecin rakamlarına baktığımızda büyük bir değişim görüyoruz. 2007’e kadarki süreçte sivil ölümler görmüyoruz. 2007’de AKP tarafından çıkarılan yasa ile polise silah kullanma yetkisi verildi. Bununla beraber 2007’de ilk sivil ölümleri görüyoruz. Ve 2015’te 222 tane sivil ölüm var. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de sivil ölümleri sıfırken 2015’te 222’ye çıkmış. Buna Suruç, Ankara ve İstanbul’daki bombalı eylemlerde ölen siviller dahil değil.

    BODRUMLAR DEVLETTEN KORUNMA YERİ

    1990’larda Cizre’de herkes devletin saldırılarından korunma amaçlı bodrumlar inşa etti evlerinde. Çünkü o zamanlar devletin ağır saldırıları karşısında insanlar sadece bodrumlar vasıtasıyla kendilerini koruyabiliyorlardı. Bu yüzden her evin bodrumu var Cizre’de.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı

    CİZRE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ

    Bu bodrumlarda insanlar vardı ve seslerini duyduk. Bunlardan birisi halk meclisi eşbaşkanı Mehmet Tunç’tu, diğeri de Asya’ydı. Bizim doktor arkadaşlarımız ambulans kiralayarak Cizre’ye hareket etti. Ama askerler geçişlerine izin vermedi.

    Devletin işlediği bir suçtan bahsettiğimiz için incelemenin bağımsız heyetler tarafından yapılması gerekir. Burada işlenen suçlar uluslararası mahkemelerde yargılanacak. Bu insanlığa karşı işlenen suçtur. Bu suçun zaman aşımı olmaz. Bu vahşet, bir soykırım girişimidir.

    VARTİNİS KATLİAMINI YAPANLARA BERAAT YENİ KATLİAMLARIN HABERCİSİ

    1993’te Vartinis (Muş-Altınova) katliamı ile ilgili birkaç gün önce bazı askerlerin duruşması vardı. İnsanlarla dolu bir ev yakılmıştı. Ve bu olayın canlı bir tanığı ve delillerimiz olmasına rağmen birkaç gün önceki mahkemede tüm askerler beraat etti. Bunların hepsi yeni katliamların habercisi ve verilen mesajdır.

    KEMİKLER YANIYOR AMA YÜN YANMIYOR, NE ANLAMA GELİYOR BU?

    Delilleri toplamak neden önemli. Mesela ben Cizre’deki bodrumda şunu da gördüm. Bodrumda yün de vardı. İnsan kemikleri yanmış, gördüğümüz çeneden de anlaşılacağı gibi ama pamuk yanmamış ve bembeyaz duruyordu orda. Bu çok ilginç, bunu anlayamıyorum, nasıl kemikler yanıyor ama yün yanmıyor. Bu şu anlama geliyor; büyük ihtimalle insanları bir yere topladılar ve başka bir materyalle yaktılar. Tabi şuanda bu delillerin hepsini topladılar.

    Yine sokaklarda aynı şekilde yanan çimler, yanık toprak ve izler gördük. Bu izler kan izleriydi. Şuan arkadaşlarımız geriye kalan delilleri topluyor. Evet şuan dokunulmaz bir yapı var ama bu böyle gitmez. Bana göre şuan en önemli şeylerden birisi adaletin yerini bulması. Bunun için de bunu yapanların cezalandırılması. Bu insanlara adalet borcumuz var. Adaletin gelmesi için hepimizin çalışmasına ihtiyaç var.

    İNSAN OLMAKTA ISRAR EDECEĞİZ

    Başarılı olmak için Artvin’in Cizre’nin birlikte mücadelesi etmesi gerekir. Yine de bunun kolay olmayacağını biliyoruz. Büyük bir güç var karşımızda ve büyük bir propaganda yapıyor. Ben siyasetçi değilim, sosyal bilimciyim. Bu büyük gücün karşısında elimizden geldiği kadar insan olmakta ısrar etmeliyiz.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Alex Collinicos

    PROFESOR ALEX COLLİNİCOS: YAŞADIKLARIMIZ ÇOK KORKUNÇ

    Panelin konuşmacılarında Profesor Alex Collinicos yaptığı konuşmada Britanyalı sosyalistlere çağrı yaparak her zamankinden daha fazla Kürtlerle dayanışma ihtiyacı olduğunu ifade etti.

    Collinicos şunları belirtti; ‘‘Kürtlerle dayanışmamı göstermek için bugün burdayım. Bu korkunç dönemde tüm Britanyalı sosyalistlerin Kürtlerle dayanışması çok önemli. Çünkü Britanya emperyalizmi bundan yüz yıl önce Kürtlerin kimliğini red edip, kendi kendilerini yönetme haklarını elde etmelerine engel oldu. Son aylarda yaşadıklarımız, gördüklerimiz gerçekten çok korkunç, tarih sanki tekerrür ediyor. Kürtlere karşı savaşın karşısında akademisyenlerin çıkışı çok önemliydi. Ben akademisyenlerin çıkışını desteklemekten çok mutlu oldum. Belki de Londra gibi güvenli bir yerde benim için istediğim şeyi imzalamak kolay. Ancak Türkiye’deki akademisyenlerin aldığı risk çok büyük dayanışma ve desteği hakkediyor.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Nadje Al-Ali

    PROFESOR NADJE AL-ALİ: KÜRT KADIN HAREKETİ GİBİ İLERİCİ BİR HAREKET GÖRMEDİM

    Panelin bir diğer konuşmacısı Profesor Nadje Al-Ali ise yaptığı konuşmada Kadın mücadelesine değinerek, 20 yıllık kadın ve cinsiyet çalışmasında Kürt kadın hareketi kadar ilerici gelişen bir hareket görmediğini ifade etti.

    Al-Ali konuşmasında şunları belirtti; ‘‘Akademisyenlere yönelik saldırı aynı zamanda demokrasi ve insan haklarına yönelik daha geniş saldırıların sinyalini veriyor. Kürt sivillere, şehirlere yönelik saldırılar görünür olanlar, ama Türkiye genelinde demokrasiye ve insan haklarına yönelik te geniş saldırılar var.

    Şuanda Türkiye’de barış aktivizmi ile kadın hakları aktivizmi arasındaki ilişki üzerine çalışıyorum. Şunu fark ettim ki Türk feministler biraz Kemalist ve ulusalcı olan eski feminist harekette değişim yaşanmış. Türk feministler Kürt feministlerle beraber eylemlerde Kürtçe slogan atıyorlar. Ve benim için çok etkileyiciydi, Türk feministlerin bana ‘Kürt kadın hareketinden çok şey öğrendik’ demeleri. Kürt politik hareketi uzun bir yol kat etti. Ve şunu söyleyebilirim ki; 20 yıldır cinsiyet ve kadın üzerine çalışıyorum, hiç bir zaman bu kadar ilerici ve gelişen bir ideoloji ve pratik görmedim.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Doktor Thomas Marios

    Panelin son konuşmacılarından Doktor Thomas Marios ise yaptığı konuşmada akademisyenlere yönelik saldırıların çok korkunç düzeye ulaştığını, AKP’nin demokratik açılımıyla beraber çoğumuzda bir umut oluştuğunu ancak, şuan Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan baskıların çok ciddi derecede arttığını ifade etti.

    Panel soru cevap bölümünden sonra sona erdi.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

     

  • İlhan Karatepe Londra’da Gözaltına Alındı

    İlhan Karatepe Londra’da Gözaltına Alındı

    İngiltere’de politik mülteci olarak yaşamını sürdüren İlhan Karatepe, İngiliz polisi tarafından Türkiye’ye iade edilmek üzere bu sabah gözaltına alındı.

     

    Uzun yıllar tutsaklık yaşayan ve 1996 Ölüm Orucu direnişçisi olan Karatepe, uzun yıllardır İngiltere’de yaşamını sürdürüyordu.

    Bu sabah gözaltına alınan öğleden sonra Westminster Magistrates mahkemesine çıkarıldı. Mahkemede savunma avukatlarının kefalet ile serbest bırakılması talebi mahkeme tarafından kabul edilirken, duruşmanın Nisan ayında görülmesi kararı alındı. Karatepe belirlenen kefalet miktarı ödenene kadar gözaltında tutulacak. Nisan ayında görülecek mahkemede Türkiye’nin iade talebi Nisan ayında yapılacak duruşmada görüşülecek.

    POLİTİK MÜLTECİLERE YÖNELİK SALDIRILARA SON

    Karatepe’nin gözaltına alınmasından sonra Göçmen İşçiler derneği GİK-DER yaptığı açıklamada Karetepe’nin gözaltına alınmasını sert bir dille kınayarak, politik mültecilere yönelik saldırıların derhal sonlandırılması istendi. Yapılan açıklamada şunlar belirtildi;

    ‘‘Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye ziyaretinden sonra sık sık basında gündeme gelen ve iadesi istenen devrimcilere ve politik mültecilere yönelik saldırılar ilk değil.

    Kirli pazarlıkların konusu olan sınırdışı saldırısı, ‘demokrasinin beşiği’ denilen AB ülkelerinde artık ‘olağan’ bir hale dönüştü.

    Uzun yıllar işkencelerden, tutsaklık koşullarından geçmiş ve yaşamını zorunlu olarak Avrupa’da sürdüren politik mültecilere yönelik saldırının son halkası İlhan Karatepe oldu. Karatepe, 8 Mart sabahı Türk Devletinin istemi üzerine gözaltın alındı. Daha önceleri de iadesi için gözaltına alınan Karatepe, yürütülen kampanyalar ve mücadeleler sonucu iadesi durdurulmuştu.

    AB DEVLETLERİ İNSANLIK SUÇU İŞLEMEKTEDİR

    AB devletleri, politik mültecilere yönelik her dönem sınırdışı saldırıları başta gelmek üzere birçok baskı yasaları ve uygulamaları ile gündeme gelmektedir. Almanya, Fransa, İsviçre, İngiltere ve daha birçok ülkede politik faaliyetinden dolayı tutsak edilmiş yüzlerce Türkiyeli ve Kürdistanlı politik mülteci bulunmaktadır. Tutuklayamadıklarını ise ülkelerine iade ederek uzun yıllar tutsaklık koşullarına yollamaya çalışan AB devletleri, insanlık suçu işlemektedir.

    BU SALDIRILARIN ARTACAĞININ BİR İŞARETİDİR

    Cenevre Sözleşmesinde İltica etmenin bir insan hakkı olduğu söylense de, uygulamaların böyle olmadığı Karatepe’nin gözaltına alınmasıyla açığa çıkmıştır. 1993 yılında Malatya’da açılan bir dava gerekçe gösterilerek iade edilmek istene Karatepe ile tüm politik mültecilere yönelik yeni bir saldırının da işaretini vermektedir.

    Bugün Türkiye ve Kürdistan’da tüm muhalif dinamiklere yönelik savaş ilan eden Erdoğan ve Saray çetesinin katliamları halen sürmekte iken, Karatepe’nin iade edilmesi akıbetinin ne olacağını göstermektedir. Cizre’de bodrum katlarında 200’e yakın insanın diri diri yakıldığı bir ülkeye, politik bir mültecinin iade edilmesi tam bir insanlık suçudur.

    TÜM MÜLTECİLERİN SINIRDIŞI EDİLMESİ TEHLİKESİ VAR

    Kendi ülkesinde politik nedenlerden dolayı, buralara gelmek zorunda kalmış tüm politik mülteciler, geldiği ülkedeki faaliyetini gerekçe göstererek sınırdışı edilme tehlikesi bulunmaktadır.

    Erdoğan ile mültecilerin durdurulması konusunda kirli pazarlıklar yapan AB ve Merkel, önümüzdeki süreçte mültecilere yönelik saldırılarının da zeminini hazırlamıştır.

    KİRLİ PAZARLIKLAR VAR

    Karatepe’nin iadesini durdurmak ve mülteciler üzerinde oynanan kirli pazarlıkları ret etmek insani bir görevdir. İltica hakkı temel insani bir haktır. Kendi ülkelerinden zorunlu nedenlerle buralara gelmiş insanların yaşam hakkı başta gelmek üzere her türlü hakkın gasp edilmesi kabul edilemezdir.

    Gik-Der olarak, İlhan Karatepe’nin iadesinin derhal durdurulmasını ve yaşam hakkına saygı duyulmasını istiyoruz. Avrupa’daki demokratik, ilerici kamuoyunu Karatepe’nin durdurulması için mücadeleye çağırıyoruz.’’

  • Londra’da Sessizlik Kırıldı: 10 bin Kişi Sur ve Cizre İçin Yürüdü

    Londra’da Sessizlik Kırıldı: 10 bin Kişi Sur ve Cizre İçin Yürüdü

    Başkent Londra’da başta Sur ve Cizre olmak üzere Türk devletinin Kürdistan’daki saldırılarını protesto etmek ve Kürt halkıyla dayanışmak amacıyla yapılan eyleme 10 bin insan katıldı. Haftalar süren yoğun hazırlık çalışmalarından sonra bugün yapılan eylem yoğun ilgi gördü.

    https://youtu.be/7ysdRXAcFmI
    ‘Kürtlere Yönelik Savaşı Durdur’, ‘Sessizliği kır’ şiarıyla organize eylem için insanlar saat 12:00’de BBC binası önünde bir araya geldi. Britanya’nın birçok şehrinden katılımın olduğu eyleme onlarca sivil toplum örgütü, akademisyen, milletvekili ve çok sayıda sol sosyalist grup katıldı. Eylem BBC binası önünde yapılan konuşmalar ile başladı.

    Yapılan konuşmalarda Kürt halkına yönelik Türk devletinin saldırılarının derhal sonlandırılması ve uluslararası basın kuruluşlarının bu saldırılar karşısında sessizliğini kırması çağrısı yapıldı.
    https://youtu.be/MWExZhh5-OA
    Yapılan konuşmalardan sonra sayısı onbini bulan kitle yürüyüşe geçti. Yabancı Kürt dostlarının yoğun katılımı dikkat çekerken, yüzleri kapalı siyahlar giymiş Anarşistler büyük bir grupla eyleme katılarak destek verdi. Hafta sonu olması nedeniyle Londra merkezinin çok kalabalık olması ile beraber eylem büyük dikkat çekti.
    https://youtu.be/yKclALbvsxI
    Londra’nın en ünlü meydanlarından birisi olan Trafalgar Meydanına varan kitle burada bir miting düzenledi. Koca meydanı dolduran binlerce kişi hep bir ağızdan, ‘Terörist Türk Devleti, Kürdistan’daki katliamlara son’ şeklinde sloganlar attı.
    https://youtu.be/l115bzMe7Lg
    Trafalgar meydanında yapılan mitingte, milletvekilleri Natalie McGary, Kate Osamor, Yeşiller Partisi lideri Natalie Bennett, FBU sendikası direktörü Matt Wrack, Faşisze karşı birleş organizasyonundan Weyman Bennett, Stop the war coalition’dan Lindsey German, RMT sendikasından Steve Hedley, İnsan hakları savunucusu Margaret Owen, Peter Tachell, yaşamını yitiren YPG savaşçısı Eric Scurfield’in babası Chris Scurfield, İngiltere Kürt öğrencileri birliklerinden Elif Sarican, Roj Women’dan Berfin Kurban gibi isimlerin de arasında bulunduğu 30’dan fazla konuşmacı mitingte kitleye seslendi.

    ‘Stop the war on Kurds’ şiarıyla yapılan eylemin hazırlık komitesindenMark Campbell ilk konuşmayı yaptı. Campbell konuşmasında şunları belirtti; ‘‘Cizre’de üç bodrumda çocuk ve kadınların da bulunduğu yüzlerce kişi canlı bir şekilde yakıldı. Aynı şekilde yine Sur, Nusaybin, Silopi, İdil ve Dargeçit’te yüzlerce Kürt katledildi. Milyonlarca insan yerlerinde göçertildi. Batı bu vahşete sessiz kalmaktadır. Bu sessizliğin kırılması için bugün binlerce kişi bir araya geldik. Bu dayanışmamız yeni katliamların önüne geçebilir.’’
    https://youtu.be/iQkRWnW5TUs
    KATLİAMLARI DURDURUN

    İskoç milletvekili Natalie Macgarry: ‘‘Geçen hafta diyarbakırdaydım. Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındım. Bugün Kürt halkıyla dayanışmak için buradayız ve bundan sonra da her alanda elimizden geleni yapacağız. Kürt halkı barış istiyor, Kürt halkı barışı hak ediyor. Saldırıları durdurun, sessizliği kırın, katliamı durdurun.’’
    https://youtu.be/3Un9EOU29e0
    KÜRTLERE ADALET ÇAĞRISI

    İşçi Parti milletvekili Kate Osamor İşçi parti genel başkanı Jeremy Corbyn’nin mesajını okudu: Bugün burada sizlerlen olamadığım için üzgünüm. Bugünkü eyleminize dayanışma mesajımı göndermek istedim. Kürtler Ortadoğu’da büyük saldırı altında. Son haftalarda Türk devletinin saldırılarını yakından endişeyle takip ediyoruz. Bu saldırıların acilen durdurulması ve Türk devletinin barış görüşmelerine tekrar denmesi gerekir. Türk devleti tüm vatandaşlarının haklarına saygı göstermeli. Buradan bir kez daha Kürtler için adalet çağrısı yapıyoruz.
    https://youtu.be/6L7-mgqXrpo
    DÜNYANIN KÜRTLERDEN ÖĞRENECEĞİ ÇOK ŞEY VAR

    YPG’li savaşçı Macheal: Daiş’in tüm lojistik ihtiyaçları Türk devleti tarafından karşılanıyor. Kendi gözlerimle buna şahit oldum. Yediği yemeklerden tutalım, kullandıkları malzemeye kadar hepsi Türk yapımı. Daiş tüm petrolünü Türkiye üzerinden satıyor. Türkiye batının dostu değil. Türkiye Daiş’e karşı savaşanların dostu olamaz. Onlar orada açıkça Daiş’i destekliyor. Batıda cinsiyet eşitliğinin olduğundan bahsedilir. Rojava’ya gittikten sonra bunun doğru olmadığını gördüm. Esas cinsiyet eşitliği Rojava’da. Kürt kadınlarının nasıl mücadele ettiğini, savaştığını gördüm. Tüm dünyanın öğreneceği var Rojava’dan. Biji YPJ, Biji YPG.
    https://youtu.be/Ngs7BXVvcmo
    TÜRK DEVLETİ UTANÇ DUYMALI

    Stop The War Coalition sekreteri Lindsey German: Buradan Londra’daki Kürt toplumu olmak üzere, Türkiye,Suriye ve dünyanın farklı ülkelerinden yaşayan Kürtleri selamlıyorum. Türk devleti Kürtlere karşı yürüttüğü politikadan utanç duymalı. Bu ırkçılığa, faşizme karşı ‘tek savaş, tek mücadele’ demek için buradayım.
    https://youtu.be/P41mYiJPmWo
    KÜRTLERİ DİNLEMELİYİZ

    Yeşiller Partisi lideri Natalie Bennett: İnsan haklarını ve demokrasiyi savunmak hepimizin geleceği için, ülkemizin güvenliği için önemlidir ve hepimizin daha güvenli bir dünyada yaşamasını sağlayacaktır. Türkiye’deki Kürtleri dinlemeliyiz, Suriye’deki Kürtleri dinlemeliyiz.
    https://youtu.be/BpyukvkeS1c
    EYLEMDE PANKART ÇEŞİTLİLİĞİ

    Açılan pankartlardan bazıları: ‘Kürtler üzerindeki savaşı durdur, Sessizliği kır’, ‘Baskının olduğu yerde devrim görevdir’, ‘Türk devleti Daiş’i desteklemey son ver’, ‘ Çığlıkları duyun, işkenceyi görün, gerçekleri söyleyin’, ‘Faşizme sıfır tölerans’, ‘Demokratik Özerklik barışa giden yoldur’, ‘Durma, Kürdistan için yürü, katliamları durdur’, ‘yaşamak direnmektir, sessizlik ölümdür’, ‘PKK’yi listeden çıkarın’

    Mitingin ortalarında yağan yoğun yağmur ve doluya rağmen insanlar mitingin bitişine kadar bekledi. Miting çerxa şoreşe marşının hep beraber söylenmesi ile sona erdi.
    https://youtu.be/5RWYg7nmNRA

  • Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı

    Kampın girişindeki köprünün altında yazılı ‘Hiç kimse bu şekilde yaşamayı haketmiyor’ cümlesi daha kampa girmeden size ne ile karşılaşacağınızı anlatıyor.

    Avrupa’nın göbeğinde vahşi ormanın (the jungle) ortasında derme çatma çadırlarda umut nöbetinde olan binlerce kadın, çocuk ve genç. Kendilerinin deyimiyle hiç kimsenin bu koşullarda yaşamayı hak etmediği bir yer.

    Fransa’nın liman kenti Calais’te İngiltere’ye geçebilmek için kayıtsız kamp alanında bekleyen kayıtsız insanlar.

    Hiçbir yere ait değiller.

    Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü, ölüm, yıkım, siyasi ve sosyal istikrarsızlığın hakim olduğu ülkelerden gelip umudu, kendi ülkelerindeki sorunların anası olan Avrupa’da arayan insanlar, aylardır o kötü koşullarda yaşam savaşı veriyor.

    Londra’da faaliyet gösteren Kürt-Türk Toplum Merkezi-Day-Mer’in bir süredir yürüttüğü kampanya çerçevesinde toplanılan yardımların yerine ulaşılması için Calais’e giden grupla beraber biz de Calais’i ziyaret ettik.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 2

    Çadırdan bir ‘şehir’. Ve o şehrin çamurlu sokaklarından yürürken gözlerine bakmaya utandığımız binlerce bakış. Afgan’ı, Eritrelisi, Arabı, Farsı ve Kürdü, hepsinin kaderi de, bakışları da, umutları da bir birine çok benziyor. 5 binden fazla insan İngiltere’ye geçebilmek için kimisi 8 aydır, kimisi üç aydır o yaşanmaz koşullarda yaşam savaşı veriyor.

    Hepsi ayları bulan yolculuktan sonra buraya varmış. Birçoğu Akdeniz sularında arkadaşlarının cansız bedenlerini geride bırakarak yolculuklarına devam etmiş.

    Bekleyiş beklediklerinden çok daha uzun sürünce, o koşullarda bir yaşam kurmaya başlamışlar. İçlerinde her meslek grubundan insanlar da bulunuyor. Kimisi bakkaliye açmış, kimisi restorant, kimisi dişçi, kimisi cafe hatta kimisi de otel açmış. Evet, vahşi ormandaki çadırdan kentte bir otel var. Kamp alanına yeni varan insanlardan bazılarının ilk kaldığı yer.

    Ziyaret ettiğimiz Cumartesi günü kamptakilerin hepsinde tedirginlik vardı. Fransa devletinin kampı boşaltmak için saldırı hazırlığında olduklarını duymuşlardı. Ve ziyaretimizden bir gün sonra da saldırı başladı. Çadırları boşaltmaya çalışan yüzlerce Fransız polisi gaz bombalarıyla, büyük iş makinalarıyla hem saldırıyor, hem de kendilerine yuva olan çadırları yerle bir ediyordu. Saldırılar bugün de halen devam ediyor.

    calais
    Fransız polisi kampa Kürtlerin kaldığı bölgeye saldırmakla başladı

    Fransa devleti, İngiltere’nin de baskılarıyla kamp alanını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunun için o insanlara, kampın yan tarafında demir konteynırlardan yapılan bin kişilik alana geçmesi ya da Fransa’da iltica başvurusu yapması isteniyor. Oradakiler de ne o demir konteynırlara geçmek istiyor, ne de Fransa’da iltica etmek. Hepsinin ortak amacı İngiltere’ye geçebilmek.

    İngiltere hükümeti bizim hakkımızda ne düşünüyor?

    Ziyaret ettiğimiz bir kaç çadırdan sorulan soruların başında geliyor. Biz daha sormadan onlar İngiltere’nin kendileri için ne düşündüğünü, acaba kapıları açıp açmayacaklarını merak ediyorlar.

    İngiltere başbakanının kendileri için ‘bir avuç göçmen’ dediğini ve amaçlarının sadece manş tünelindeki güvenliği artırmak olduğu söyleyemiyoruz. Çünkü çoğunu orada yaşatan tek şey Umut! Ve bir gün İngiltere hükümetinin kendilerine İNSAN gözüyle bakacağını ve vijdanlarının bu duruma daha fazla izin vermeyip kapıları kendilerine açacağını düşünüyor birçoğu. Evet ‘size kapıları açmayacaklar’ diyemedik maalesef.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1
    Kampta 500’den fazla Güney Kürdistanlı var

    Kürdün bitmeyen çilesi…

    Kampa ilk vardığımızda küçük tepenin üzerinden kampa baktığında gözümüze ilk olarak kampın üzerinde dalgalanan üç tane Kürdistan bayrağını görüyoruz. Evet koca kamp alanında bir tek Kürtler bayrak açmış. Kampın her yerinden görebildiğimiz bayrakların iki tanesi en kuzeyde, bir tanesi de tam tersi tarafta. Kuzeyde kalanların hepsi Güney Kürdistanlı (Irak), kampın güneyinde dalgalanan bayrağın olduğu bölgede de sayıları çok az olan Rojavalı (Suriye).

    Ailelerimiz bizleri bu halde görmesin!

    Kürdistan bayrağının dalgalandığı büyük çadır Güney Kürdistanlı gençlerle dolu. Misafirperverliklerinden nerde olursa olsun ödün vermeyen Kürtler orada da çay ve kahve ikram ediyorlar bize. Ordakilerin büyük bir bölümü gençlerden oluşuyor. Sohbet ederken çekim yapıp yapamayacağımızı sorduğumuzda, ‘ailelerimiz bizleri bu halde görmesinler’ diyerek red ediyorlar.

    Sayıları 500’den fazla olan Güney Kürdistanlılar uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra kampa varmışlar. İçlerinde polis, öğretmen, şoför gibi değişik meslek gruplarından insanlar bulunuyor.

    Peki küçük Dubai yolunda hızla ilerleyen Güney Kürdistan’dan neden kaçıyor bu gençler?

    Daha bir yıl öncesine kadar tersine göç yaşanırken ve Avrupa’dan binlerce gencin Güney Kürdistan’a dönüş yaparken, ne oldu da bu gençler şuan bu koşullarda yaşamayı kabullenmiş? Siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş, yolsuzluk, güvenlik tehdidi gibi cevaplar alıyoruz hepsinden. 

    Aralarında Hewler, Suleymaniye, Duhok, Zaxo, Kerkük, Maxmurdan insanlar var. Kimisi Daiş saldırdığında kaçmış, kimisi öncesinden, kimisi de sonrasından. Güney Kürdistan’ın geleceğine umutsuz yaklaşan bu insanlar böylece umut yolculuğuna çıkmış.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Kürdistan’da bize gelecek yok!

    Dana, 35’li yaşlarda. Gerisinde polislik mesleğini ve ailesini bırakarak çıkmış. Süleymaniyeli Dana, ‘Kürdistan’da bize gelecek yok’ diyor.

    4 çocuğu ve eşiyle 4 aydır kampta bekleyen Feyyaz ise ‘burada insanlıktan çıktık’ diyor. Kürdistan’da kamyon şoförü olan Feyyaz, çocuklarına daha iyi bir gelecek kurmak için, çocuklarına 4 aydır cehennemi yaşatıyor. O soğuk ormanda laylondan çadırlarda 4 çocuğuyla yaşam savaşı veren Feyyaz İngiltere’ye geçmek için bekliyor. Neden İngiltere? ‘Sosyal devlet, iş bulma koşulları, eğitim koşulları daha iyi…..’.

    Kucağında 10 aylık çocuğuyla çadırın kapısında bekleyen Feyyaz’ın eşi, geride bıraktıklarını özlediğini söylüyor. Kamp koşulları kadınlar için çok daha zor. Çadırlarından hemen hemen hiç çıkmıyorlar. ‘Daha iyi bir yaşam için çıktık yola, şimdiki durumumuza bir bak. İnsanlıktan çıktık burada.’ diyor titreyen sesiyle.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1
    Dünyayı düşünorum.. Umarım herkes eşit bir şekilde muamele görür..

    Umudu diri tutanlar…

    19 yaşındaki Fuad doğuştan özürlü. Deynekleriyle iki aylık yolculuktan sonra kampa varmış. Türkiye, Yunanistan, Sırbistan, Macaristan, Avusturya… denizden, ormanlardan o deyneklerle Calais’e varmış. Bir arkadaşıyla bir tane karavan gibi bir yerde kalıyor. Karavanı diğer çadırlara göre çok daha konforlu. Yüzü gülüyor, umutsuz değil. Buraya kadar vardım, 1 kilometre sonrası İngiltere, elbet geçeceğim bir gün’ diyor Fuad.

    Kobaneli Doktor!

    Kampın güneyinde dalgalanan Kürdistan bayrağına doğru gidiyoruz. Bir çadırın içerisinde yumurta pişirmiş yiyen 4 genç. En küçüğü 16, en büyüğü 35 yaşında. 35 yaşındaki Ahmed Kobaneli, doktormuş kendisi. Daiş saldırılarının yaşandığı günden bu yana yollarda. Uzun bir süre Türkiye’de kalmış. Daha sonra 1 aylık yolculuktan sonra Calais’e varmış. 3 aydır da Calais’te bekliyor. Neden İngiltere sorusuna; ‘Eğitim daha iyi, bir de ben İngilizce biliyorum, başka bir ülke de yeniden dil öğrenmek istemiyorum.’ Ahmed kendisine bir ay daha zaman vermiş. Bu bir aylık zaman içerisinde geçemezse Almanya’ya istemeyerek te olsa gidecek.

    Kamptaki Rojavalı sayısı 20 civarında. Çok sayıda Arap olsa da Suriyeli Kürtler çok fazla oraya gelmeyi tercih etmiyor.

    Her hafta tekrarlanan başarısız denemeler!

    Kampta bekleyenlerin bazıları ‘Uluslararası toplum bize çare bulur, İngiltere bize kapıları açar’ diye sadece beklerken, bir kısmı her hafta bir deneme yapıyor. Özellikle İngiltere’ye geçen kamyonlar üzerinden yapılan denemelerin yüzde 85’i sonuçsuz kalıyor. İnsan kaçakçılarının da yoğun çalışmaları var kampta. Kişi başı 8 bin sterlin alan çeteler kendilerine İngiltere garantisi veriyor.

    Bu yazıyı yazdığımız saatlerde Fransız polisin saldırıları devam ediyor. Boşaltma işlemi kampın en kuzeyinden, yani Kürtlerin olduğu bölgeden başlamış durumda. Daha iki gün önce ziyaret ettiğimiz çadırların çoğunun alevler altındaki görüntüleri sosyal medyaya düşüyor.

    Avrupa’nın göbeğinde bir utanç sembolüdür artık Calais.

    Hukuksuzluğun,

    Aidiyetsizliğin,

    Eşitsizliğin,

    Dengesizliğin,

    Ayıbın,

    İnsanlıktan çıkmışlığın sembolüdür Calais artık…

     

    Aladdin Sinayiç-Calais

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

     

  • Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı

    Kürtler ve Kürt sorununa ilişkin düzenlediği toplantılarla dikkat çeken Londra merkezli Kurdish Progress Center’in son etkinliği İngiliz Parlamentosu’nun en kalabalık toplantılarından birisine dönüştü. Irak Kürtleri’nin etkili isimlerinden, Irak Kürdistan Parlamentosu sözcüsü Yousif Mohammed Sadiq’ın konuşmacı olarak katıldığı toplantıyı üç yüzden fazla kişi izlerken, yüzlerce kişi de dışarda kaldı.

    Ev sahipliğini İşçi Parti’li milletvekili Jonathan Reynolds’un üstlendiği ve ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daeş’e karşı savaş’ başlıklı toplantı, katılımcıların ateşli müdaheleleri ile gerilimli anlara sahne oldu.

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 2
    İngiliz parlamentosunda yapılan toplantıya yoğun ilgi

     

    KÜRTLERE MİNNETTARIZ

    Büyük ilgi gören toplantı İngiliz İşçi Partisi milletvekillerinden John Woodcock’un açılış konuşması ile başladı. Bir süre önce Irak Kürdistan’ına bir ziyaret gerçekleştiren heyet içerisinde yer alan Woodcock, Kürtler ve İngilizler arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak başladığı konuşmasında bölgeye ilişkin gözlemlerini paylaşarak devam etti. Daiş’e karşı mücadele eden Kürt güçlerine teşekkür eden İngiliz milletvekili, “ Hepimizin yerine Daiş şeytanı ile mücadele eden Kürtlere minnettarız. Kürtlere İngiltere’nin ve diğer batılı ülkelerin kapısı sonuna kadar açık olmalıdır” dedi.

    Toplantıya başkanlık eden Glasgow Milletvekili Natalie McGarry de, Erbil ve Rojava’yı ziyaret ettiğini belirterek, Kürtlerin verdiği fedakar mücadeleyi İngiliz kamuoyu ve parlementosuna taşıyacağını dile getirdi.

    38 yaşında olmasına karşın Kürt siyasetinin en etkili isimlerinden birisi olarak kabul edilen Yousif Mohammed Sadiq ise konuşmasına mevcut durumu anlatarak başladı. Diasporada yaşayan Kürtlerin, Kürdistan’daki, kriz ve sorunların çözümünde kritik bir rol üstleneceğini söyleyen Sadiq, mevcut çatışma ve iç meselelerin, çok sayıda Kürdü vatanlarına dönmekten alıkoyduğunu kaydetti.

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 7
    Yousif Mohammed Sadiq

    BELLİ ELİT BİR KESİMİN ÇIKARLARI KORUNUYOR

    Daha sonra Irak Kürdistan’ına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meclis Başkanı, bölgenin içerisinde bulunduğu ekonomik krizin nedenlerinden birisinin, ticaret ve tarıma dayalı bir ekonomik model yerine petrol kaynaklarını önde tutan yönetim anlayışı olduğunu savundu. Söz konusu durumun yetersiz bir idari yapı ve siyasi yolsuzlukları beslediğini ileri süren Yousif Sadiq, Irak Kürdistanı’nda belli bir elit zümrenin, kendi ekonomik çıkarlarını ve politik menfaatlerini korumaya öncelik verdikleri eleştirisinde bulundu.

    SİYASİ REFORMLAR YAPILAMIYOR

    Değişim Hareketi (Goran) milletvekili olan ve 2014 yılında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Parlamento Başkanı seçilen Sadiq’ın konuşması sık sık protesto ve müdahelelerle kesilirken, artan tansiyon toplantının sonuna kadar devam etti. Geçen sene yaşanan Başkanlık tartışmalarında Mesud Barzani’ye yönelik sert eleştirileri ile gündeme gelen Sadiq, iç meselelerin çözümü için yasal ve siyasi reformların yapılamamasından yakındığı konuşmasında, Irak Hükümeti’nin yolladığı ödeneklerin de doğru harcanmadığını söyledi. Meclis başkanı “Bugün Kürdistan’da idari ve ekonomik yapı üzerinde tekelci bir anlayış hüküm sürmektedir. Kürtler, kendilerini temsil eden parlamentonun daha etkili olacağı bir yapının kurulması arzusundadırlar” dedi.

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 8

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 4

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 6

  • Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı

    Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı

    Amed’in Sur ilçesinde 80 gündür devam eden saldırıları yerinde gözlemlemek amacıyla İngiltere’den Amed’e giden heyet İngiltere’ye döndü. Yazılı bir açıklama heyet, Britanya hükümetine, Sur’da yaşanacak Kürt katliamının durdurulması için müdahale etmesi çağrısı yaptı.

    Britanya Demokratik Güçbirliği, İngiltere’nin en büyük sendikalarından UNİTE ve GMB yetkilileri ile birlikte, milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri bulunduğu heyet Amed’te incelemelerde bulunmuştu.

    Natalie McGarry

    YAŞADIKLARIM DEHŞET VERİCİYDİ

    Dün akşam Londra’ya dönen heyet üyelerinden İskoç milletvekili Natalie McGarry Sur’u ziyaret ettiğinde gözaltına alınmış ve daha sonra serbest bırakılmıştı. İngiltere’ye döndükten sonra Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan McGarry, Türkiye’de yaşadıklarını dehşet verici olarak tanımladı. McGarry, “Her ne kadar birkaç saat sürse de dehşet verici bir deneyimdi. Hayatın sürekli böylesi bir korkuyla geçtiğini hayal edemiyorum. Bu yüzden Türkiye’nin NATO’daki dostları bu durumun sona ermesini talep etmeli” dedi.

    BRİTANYA HÜKÜMETİ VE ULUSLARARASI TOPLUM ACİL HAREKETE GEÇMELİ

    Ortak yazılı bir açıklama yapan heyet üyelerinden Mcgary; Britanya hükümetinin ve Uluslararası toplumun yaşanan katliamı durdurmak için acil olarak harekete geçmesi gerektiğini ifade etti. ‘Son bir kaç gün Sur’da neler yaşandığına tanıklık ettim. Gördüklerim karşısında tamamen dehşete düştüm. Avam kamarası sözcüsünü de yazdım ve Pazartesi günü acil olarak bir oturum talep ettim.’

    İNSAN HAKLARINA, DEMOKRASİYE SAYGI DUYMAYAN BİR SİSTEM

    Simon Dubbins

    Unite sendikası Uluslararası direktörü Simon Dubbins ise şunları belirtti; ‘Gördüklerimizle birebir şahit olduk ki, Türkiye, insan haklarına, sivil haklara, demokrasiye saygı göstermeyen bir rejim haline gelmektedir. Sendikalar, sivil Toplum Örgütleri, demokratik çevreler sistemli olarak şiddetli baskıya maruz kalmaktadır.’

     

    TOTALİTER DİKTATÖRLÜĞÜ ANDIRIYOR

    Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı 3GMB Sendikası Uluslararası yetkilisi Bert Schouwenburg, ‘İnsan hakları alanında Türkiye’de iyileşmelerin olduğunu umut ediyordum, fakat bunun tersine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde ülke, totaliter diktatörlüğü andırıyor.’

     

     

    TÜRK DEVLETİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DÖNMELİ

    Kürt Çalışmaları direktörü İbrahim Doğuş ise gözlemlerini şu cümlelerle anlattı; ‘Türk hükümeti barış görüşmelerine tekrar dönmeli. Barış görüşmeleri ve müzakerelerin tekrar başlaması çok hayati

    Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı 1önemde. Kürt sorunun Türkiye’de silahla, şiddetle çözülmesi mümkün değildir. Yaptığımız toplantılardan şunu gördük, Kürt halkı barışa hazır. Türk devleti acil olarak şiddeti durdurup barış görüşmelerine geri dönmeli.’

     

     

    HEYETTE KİMLER BULUNUYOR?

    İngiltere’den giden heyetin içerisinde, İskoç milletvekili Natalie McGarry, Unite The Union yönetim kurulu üyesi Simon Dubbins, GMB genel merkez yöneticisi Bert Schouwenburg, BAF başkanı İsrafil Erbil, CEFTUS direktörü İbrahim Doğuş, iş kadını Serpil Ersan, Hüseyin Ulus, Battal Kardaş ve Süleyman Alan bulunuyor.

  • Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti

    Londra Uluslararası Film Festivalinde Yabancı dilde en iyi film seçilen ‘Kürdistan Kürdistan’ filminin yönetmeni Bülent Gündüz, Avrupa’nın Kürtlere karşı iki yüzlü tavrını kınamak ve Türk devletinin Cizre ve Sur’daki saldırılarına dikkat çekmek amacıyla ödülü almayı red etti.

    Haber-Foto: Aladdin Sinayiç

    Kürt yönetmek Bülent Gündüz’ün yönettiği ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi, 50’den fazla ülkeden 800’den fazla kısa, uzun metraj ve belgeselin başvurduğu Uluslararası Londra Film Festivalinde Yabancı dilde en iyi film ödülüne layık görüldü. Hafta sonu İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Crown Plaza otelinde yapılan ödül töreninde ödüle layık görülen filmlere ödülleri verildi. ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi de yabancı dilde en iyi film ödülüne layık görülürken, ödülü almak için sahneye çıkan filmin yönetmeni yaptığı konuşmayla ödülü almayı red etti.

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1
    Kürdistan Kürdistan filminin yönetmeni Bülent Gündüz aldığı ödülü red etti

    AVRUPA’NIN KÜRLERE KARŞI İKİ YÜZLÜ POLİTİKASINI KINIYORUM

    Ödülü almak için sahneye çıkan Bülent Gündüz yaptığı konuşmada; ‘Öncelikle festival komitesine beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum, ancak ülkemde devam eden insanlık dışı savaşa dikkat çekmek ve başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa’nın ikiyüzlülüğü ve sessizliğini protesto etmek amacıyla bu ödülü almayı red ediyorum.’ diyerek ödülü almadı. 700’ye yakın davetlinin hazır bulunduğu gecede Gündüz’ün konuşması dakikalarca alkışlandı. Törenden sonra Gündüz’ün yanına gelen çok sayıda farklı ülkelerden sinamacı da Gündüz’ün tavrını desteklediklerini belirterek kendisini tebrik etti. Festival komitesi de yaptığı açıklamada, Gündüz’ün tavrını anlayışla karşıladıklarını ve büyük bir jest olarak gördüklerini ifade ettiler.

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1

    İNSANLARIMIZ KATLEDİLİYOR

    Ödül töreninde yaptığı konuşmada Kürdistan’da yaşanan saldırılara değinen Gündüz şunları söyledi; ‘‘Kürt halkı yıllardır barbarlık düzeyinde devam eden saldırılara karşı özgürlük mücadelesi vermektedir. Sur, Cizre, Silopi ve Nusaybin gibi Kürt şehirleri aylardır Türk ordusunun yoğun saldırısı altında olup yüzlerce insan katledildi ve bu saldırılar halen devam ediyor. Katledilen insanların içerisinde yaşlı, kadın ve çocuklar da bulunuyor. Üç aya yakındır Cizre ve Sur’da devam eden sokağa çıkma yasağı yüzünden insanlar katledilen sevdiklerini bile toprağa veremiyor. İnsanlarımız tüm dünyanın gözleri önünde katledilmeye devam edilmektedir.’

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1
    Bülent Gündüz

    KÜRT HALKININ ACILARINI NEDEN GÖRMEZDEN GELİYORSUNUZ?

    Türk ordusu katletmekle yetinmeyip, katlettiği kadınlarımızın bedenini çıplak bir şekilde teşhir etmektedir. İnsanlığın bu düzeyde ayaklar altına alındığı bir dönemde Avrupalılara şunu sormak istiyorum; bugün dünyanın en barbar örgütüne karşı insanlık adına savaş veren Kürt halkının bu acılarını neden görmezden geliyorsunuz? İngiltere, Fransa ve Almanya’nın bu iki yüzlü tavrı ve sessizliği onurlu bir duruşmudur?’’
    https://youtu.be/7UdgdzoNPkc
    BİR SANATÇI OLARAK BU VAHŞETE SESSİZ KALAMAZDIM

    Törenden sonra gazetemize konuşan Gündüz, bir sanatçı olarak halkının yaşadığı vahşete sessiz kalamayacağını belirterek şunları ifade etti;

    ‘‘Bir sanatçı olarak ülkemde yaşanan vahşete sessiz kalamazdım. Bu ödülü red etmemin ana sebebi, özellikle Cizre ve Sur’da yaşanan vahşete dikkat çekmek içindi. Onun dışında da yüzyıldır süren Kürt sorunu, dünyanın gözleri önünde bu kadar vahşi bir şekilde boğulmak istenmesi, ve Avrupa’nın bu durum karşısındaki iki yüzlülüğüne dikkat çekmek için bu ödülü red etmek durumundaydım. Umarım mesajımız gerekli yerlere ulaşmıştır. Kürt halkı yaşadığı tüm acılara ve vahşete rağmen halen Barış diyebilen bir halk, buna savaşla karşılık vermek sadece Türkiyenin değil Avrupa’nın da büyük bir ayıbıdır.’’

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1

    DAHA ÖNCEKİ ÖDÜLLERİ CEMİLE ALAN’A ADAMIŞTI

    Kürt yönetmen Bülent Gündüz daha önce de filmin Los Angeles’ta kazandığı ödüllerden birini, ‘Cizre’de evinin önünde katledilen 10 yaşındaki Cemile’nin şahsında tüm şehitlere, diğerini ise yerinden yurdundan göç ettirilen ve küçük bedenleri sahillere vuran çocuklara’ adadığını açıklamıştı.

    DENGBÊJ EGİDÊ CİMO’NUN AKTARDIĞI SIR

    ‘Kürdistan Kürdistan’da yönetmen Bülent Gündüz,1990’lı yıllarda bir düğünde Kürtçe kilam okuduğu için memleketini terk etmek zorunda kalan Kürt sanatçı Delil Dilanar’ın hikayesini anlatır. Delil Dilanar yıllar sonra ülkesine köyüne döner, ancak içinde bir boşluk ve yalnızlık duyar. Bu yalnızlığında onu bekleyen sürpriz vardır. Müziğinin kökleri, çocukluğunun ve ilk müzik gıdasını, ilk mey dersleri aldığı eğitmeni dengbêj Egidê Cimo ile köyünde buluşacaklardır. Buluşmada hocası Egidê Cimo, çırağı Delil Dilanar’a müziğinin sırrını açıklayacaktır. Ve Delil, hocasının ona vereceği sırrı almak için, peşinden hiç ayrılmaz. Delil sonunda sırrı alır ve en güzel kilamları okumaya başlar. Film bir insan hikayesidir; sürgünlük, yalnızlık, ülke hasreti, aile hasreti… Usta dengbêj Egidê Cimo ile çırak Delil Dilanar’ın Kürt müziği ve ritüelleriyle yeniden buluşmasının öyküsüdür. Aynı zamanda Kürdistan’da Serhat bölgesinin kültürüyle yoğrulmuş bir sanatçının yirmi yıllık sürgün yaşamından sonra yeniden kendi kültürüyle buluşması niteliğindedir.

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1
    Kürdistan Kürdistan Filmi Yabancı Dilde En İyi Film Ödülüne Layık Görüldü

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1

    Kürt Halkının Yaşadığı Vahşete Dikkat Çekmek İçin Ödülü Red Etti 1
    Kürt Yönetmen Bülent Gündüz