Category: SEÇME YAZILAR

  • Milletvekili Sarıyıldız Tüm Yönleriyle Cizre’yi ve Orada Devam Eden Direnişi Yazdı

    Milletvekili Sarıyıldız Tüm Yönleriyle Cizre’yi ve Orada Devam Eden Direnişi Yazdı

    Cizre ve Silopi 15 gündür, yani 900 saattir kapalı cezaevine dönüştürülmüş vaziyette. Cezaevinde dahi ziyaretçi hakkınız var. 15 gündür Cizre ve Silopi’ye on binlerce asker ve özel harekât polisi dışında hiç kimse giriş yapamadı.

    Devlet saldırılarının başladığı ilk günden bu yana aralıksız olarak Cizre’de bulunan Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız, yaşanan olayların en yakın tanıklarından birisi. Halkın direnişini, devletin saldırılarını yerinde takip eden Sarıyıldız gözlemlerini yazdı:

    “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı…” Tam da böyle bir zamandı. Bir bahar günüydü, cevval bedenlerin menzile bir an önce varmanın tez canlılığı, hafif korku, fısıldaşmalar ve bayramsı heyecan bütün Cizrelileri sarmıştı. Bütün bu karmaşık duyguların Cizre’ye sirayet ettiği tarih 1992 Newroz’u. Bütün yollar, sokaklar, caddeler, köy yollarındaki patikalar Newroz’a akıyordu. Mahalle aralarında tutulan halaydan sonra sımsıkı kenetlenme zamanıydı. Çünkü yine bugün olduğu gibi demirden imal edilen zulüm makinaları; tanklar ve zırhlı araçlar kenti kuşatmıştı. Bayram kana bulanmalıydı. Atalardan miras alınan muhayyeli meftuna çevirmenin, tam vaktiydi. Çünkü, özgürlüğü haykıran ve ölüm kefenini yırtan bir halkın çığlığı egemenleri her daim deliye çevirmiştir. İşte o deli, çılgın ruh o gün Cizre’yi kana buladı…

    Cizre o zamandan sonra yara aldı, debelendi, düştü, kalktı. Ancak, o ilk günkü özgürlüğe kavuşmanın tez canlılığını ve bayramsı heyecanını hiçbir zaman yitirmedi. Bazı  kentlerin zamanı, takvimin zamanından hızlı akar. İşte çocukluğumun kenti Cizre böyle bir kent. Onun içindir ki Cizre hep bir adım önde olmuştur. Nice tufanları gören Cizre bu sebepledir ki muktedirler ile her zaman mukavemet halinde olmuştur. Cizre’nin zulme itiraz eden bu toplumsal ruh hali yakın dönem siyasi geçmişinin yanında tarihi ve kültürel karakteristiğinden gelmektedir. Cizre Osmanlılar döneminde de özerk yaşamını elinden almak isteyen Osmanlı Sultanına da itiraz etmiştir. Her sokağında direnişin bir anısı ve tarihi olan bu kenti “ıslah” etmek öyle sanıldığı gibi kolay değil. Bugünün Sultan’ı da bunu idrak edecek.

    Tecrübeyle sabit olan bu kentin özgürlük tutkusu tank ve topla yeniden ehlileştirilmek isteniyor. Cizre ve Silopi 15 gündür, yani 900 saattir kapalı cezaevine dönüştürülmüş vaziyette. Cezaevinde dahi ziyaretçi hakkınız var. 15 gündür Cizre ve Silopi’ye on binlerce asker ve özel harekât polisi dışında hiç kimse giriş yapamadı. Devletin en ağır silahları ile bu iki ilçeye saldırılıyor. Silopi’de Ferhat Encü ve Aycan İrmez arkadaşımız bulunmakta. Ben de Cizre’nin 15 gündür devam eden vahşet günlerinin tanığıyım. Aynı zamanda 15 gündür bir halkın umutla, dirençle tank ve topa karşı yüreğini nasıl barikata çevirdiğinin şahidiyim.

    İlk önce öğretmenleri gönderdiler, sonra memurları. Başka bir ülkede savaş çıktığında, yurdum insanının can güvenliğin için apar topar “ülkeye dön” çağrısı yapar gibi…. Ülkenin batısına ait olan her şeyi çıkardılar. Çıkardılar, çünkü steril bir katliam için ortam uygun hale getirilmeliydi. Bir tek silah, üniforma, tank, top ve devletin en soğuk yüzü olan “güvenlik aygıtı” kaldı. Hükümet ricalleri böyle buyurmuştu; devletin çizdiği hudutları aşan “potansiyel teröristler”e had bildirilmeliydi. Generaller ve paşaların kibirli siluetleri ile harita üzerinde parmaklarını bastıkları alanları yerle yeksan etme zamanıydı.

    CİZRE DİRENDİKÇE, ONLAR ÇILGINLAŞTILAR…

    14 Aralık’ı 15 Aralık’a bağlayan gece Cizre kuşatması başladı. Ve tekmil verildi. Silah seslerinin gecenin sessizliğini yırtması ile vahşet günleri başladı. 1990’lı yıllarda devletin ceberut ve zalim yüzünü çok iyi tanıyan Cizreliler, hızlıca üst katları terk ederek, aşağı katlara ve bodrumlara sığındı. Evlerin üst katlarına isabet eden havan topu ve bomba atar mermileri sonucu büyük katliamlar yaşanmamış ise bu alınan tedbirin sonucuydu. Ancak, devlet gözünü her zamankinden daha fazla karartmıştı. “Kendi kendimi yönetmek istiyorum”,  “Ankara’nın katı hegemonyasını kabul etmiyorum” diyerek sistemde devrimci bir kara delik açan bu kent mutlaka cezalandırılmalıydı. Sokakta her canlı vurulmalıydı. Ki öyle oldu. Elektriklerin kesildiği mahalle içerisindeki en ufak ışık huzmesinin göründüğü her ev vurulmalıydı. Cizre, karanlığa ve ebedi sessizliğe gömülmeliydi. Tepede kente nizam vermeye çalışan keskin nişancılar çift gözlü evinin odasında Kuran Kursu hocası Hediye Şen’i vurarak başladılar öldürmeye. Hediye Şen, evinin bahçesindeki lavaboya giderken vuruldu. Çıkmadan önce eşi ile vedalaşan Hediye, cellatlar tarafından her an vurulabileceğini iyi biliyordu… Kabataş’ta ‘kardeşimize saldırdılar’ yalanını atıp kıyamet koparanlar, başörtülü bir kadının bedenini delip geçen 8 kurşunu görmedi. Çünkü, Hediye onların mümini değildi… Doğan Aslan, İbrahim Akhan, Lütfü Aksoy, Yılmaz Erz, Selahattin Bozkurt, Zeynep Yılmaz, Cahide Çıkal, Doğan İşi, Mehmet Tekin, Mehmet Saçan, Dikran Sayaca, Azime Aşan, Ferdi Kalkan, Abdulmecit Yanık, Hacı Özdal, 3 aylık bebek Miray İnce, Ramazan İnce, Hüseyin Ertene ve henüz beş yaşındaki Hüseyin Selçuk vuruldular sırasıyla. Bir de mensubu oldukları halk gibi kimliksiz 3 bebek annelerinin karnın da doğmadan yaşam hakları ellerinden alındı. Ceninleri dahi kurşunlayarak, kefene saran devlet şanına şan kattı! Şen olası Ankara! Bu kent firüzan yüzlü bebeklerine ve çocuklarına canhıraş çığlıkları ile son kez dokundu. Acı ve inancı aynı anda sinesine ekti bu kent… Ama, tepelerde her ölüm ile zafer nidaları atanlar bu kentin umudunu öldüremediler. Cizre direndikçe, onlar çılgınlaştılar…

    Cizre’de büyük bir yıkım ve acı var. Ancak,  bütün bu yaşanan zulme rağmen bir mağduriyet kimliği üretilmiyor. Devletin neden bu kente yöneldiğinin farkında. 80’lik yaşlı bir amcanın, “devlet tankı, topu, generali ve on binlerce askeri ile bu kenti kuşatma altına aldıysa demek ki hakikat yolundayız. Yüzlerce yıldır acı çekiyoruz. Bir yüzyıl daha acı çekmeye ve kimliksiz yaşamaya sebatımız yok. Bedel ödemeye hazırız” sözlerinin meali şudur: Kürtler yüzyıl önceki esarete asla artık rücu etmeyecek. Kürtler 20. Yüzyılda kendisine dayatılan ve birçok katliamın, sürgünün ve yıkımın müsebbibi olan statüsüzlüğü bu yüzyılda kabul etmeyeceğini ifade ediyor.

    İNCE SİTEM KALIN BİR DUYGUSAL KOPUŞA EVRİLİYOR

    Cizre, kendisine karşı başlatılan topyekun saldırıların hendek meselesi olmadığını, Kürdün varlık arayışını ve statü talebini boğma girişiminin olduğunun çok iyi farkında. Yüzyıllık tekçi ulus devlet anlayışına itiraz eden Kürtler bu nedenle direnmekten başka çaresinin olmadığının bilincinde.

    Ama Cizre’yi yaşadığı ölümden ve yıkımdan daha da üzen bir şey var. SESSİZLİK. Eskiden Kürdistan’da yaşanan yıkıma karşı kayıtsız kalan Batıya karşı ince bir sitem vardı. Ancak, Cizre ve diğer direniş kentlerinde devletin vahşetine karşı gözünü ve kulağını kapatan Batıya karşı var olan ince sitem kalın bir duygusal kopuşa doğru eviriliyor. Cizreli bir gencin ‘Filistin intifadasına karşı methiyeler dizenler Türkiye’nin İsrailleşmesini neden görmüyor. Gezi’de Kürtler olmasına rağmen ‘niye yoklar’ diyenler bilmeli ki; Gezi’deki direnişin 10 katını bu ceberut sisteme karşı veriyoruz. 6 ayda yüzlerce insanımızı kaybettik. Hani neredeler en çok da onlara güvendik. Ama yalnız bırakıldık’ serzenişi bir kişinin değil bir halkın sitemidir. Kürdün direnişine ortak olmak, Batı’ya kaybettirmez. Aksine bu direniş demokratik, ortak geleceğin en güçlü harcıdır.

    Kürtler, menzil-i maksudu olan özerkliğe doğru koşuyor. Bu menzile ulaşmak için her zamankinden daha fazla kararlı. Bu kararlılık olmasaydı hangi güç aylarca bedenlerini tanklara karşı siper edebilirdi. İşte Türkiye Cumhuriyetinin önündeki en büyük hendek iki metreden oluşan çukurlar değil. Asıl hendek Kürdün özgür yaşama iradesidir. Vesselam, bu irade olduğu müddetçe hiçbir güç bu halkı yenemeyecek.

    Tac-ı serimiz olan şehitlerimizi minnet ile andıktan sonra usulca aradan çekilip sözü şaire bırakmanın vakti…

    “Savrulup duran bir zaman diliminde 
Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler 
Ama kalbimiz çatlayacak kadar duyarlı 
Hayatı savunabilecek kadar güçlüdür…”

     

    Faysal Sarıyıldız

    HDP Şırnak Milletvekili-CİZRE

    Kaynak: ANF

  • Kürt Siyasi İradesi Özyönetim Etrafında Tek Yürek Oldu

    Kürt Siyasi İradesi Özyönetim Etrafında Tek Yürek Oldu

    Olağanüstü olarak toplanan DTK’nın sonuç bildirgesinde, “Türkiye gerçeğinde demokratik özerkliğe dayalı bir siyasi ve toplumsal sistem yaratmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değildir. Dünya halklarını ve kurumlarını halkımızın meşru özgürlük talepleriyle dayanışmaya çağırıyoruz” denildi.

    Kürt Siyasi İradesi Özyönetim Etrafında Tek Yürek Oldu 1

    Hendekler, sokağa çıkma yasakları, operasyonlar ve çatışmalar nedeniyle Diyarbakır’da olağanüstü olarak düzenlenen Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Kongresi’nin ardından sonuç bildirgesi de açıklandı. “Özyönetimlerle ilgili siyasi çözüm deklarasyonu” başlıklı sonuç bildirgesi DTK Eşbaşkanları Selma Irmak ve Hatip Dicle tarafından Kürtçe ve Türkçe açıklandı. Bildirgede, sorunların çözümü için “demokratik özerk bölgeler”in oluşturulması önerildi ve özyönetim ilanlarının da sahiplenildiği belirtildi.

    Kongreye, DTK Eş Başkanları Hatip Dicle ve Selma Irmak, DBP Eş Genel Başkanları Emine Ayna ve Kamuran Yüksek, HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, HDK Eşsözcüleri Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcisi katıldı.

    “Özyönetimlerle ilgili siyasi çözüm deklarasyonu” kongre sonraso açıklanan sonuç bildirgesinin tam metni şöyle:

    “Kürdistan ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu son derece tarihsel ve önemli bir süreçten geçmektedir. Günümüzde küresel kapitalizm derin bir kaos yaşamaktadır. Yaşanan bu kaostan etkilenen bölgelerin başında da Ortadoğu, Anadolu ve Mezopotamya gelmektedir. Dolayısıyla Dünya’nın belli başlı tüm güç odakları bölge üzerinde ciddi hesaplar yapmaktadır.

    Kaos dönemlerinde yaşanan ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve askeri gelişmelerin sonucu olarak yaşadığımız yüzyılda ulusal kimlik, özgürlük ve demokrasi sorunları çözülememiştir. Bu nedenle eskiyi ifade eden yapılanmalar bir bir çözülürken yeni alternatif demokratik modeller ortaya çıkmıştır.

    Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 2013 Newroz’unda bütün Türkiye ve dünya toplumlarına sunduğu tarihi açıklaması ve çağrısı böylesi tarihi bir zamanda yapılmıştı. Kuşkusuz ülkemizin sorunlarının çözümü derinlikli ve güvene dayalı bir müzakere temelinde Türkiye Büyük Millet Meclisi onayı ile gerçekleştirilmelidir. Nitekim Sayın Öcalan 2013 Newroz’unda yayınladığı deklarasyon sonrasında gerçekleşen diyaloglarda bunu hedeflemişti. Artık silahlar susacak, fikirler konuşacaktı. Yeni mücadele yöntemi fikir ve demokratik siyaset olacaktı. Ancak bu gerçekçi ve doğru çözüm yolu AKP Hükümeti tarafından oyalama ve tasfiye politikasına dönüştürülmüştür. 28 Şubat’ta hükümet yetkililerinin de hazır bulunduğu Dolmabahçe Sarayında kamuoyuna sunulan mutabakat belgesi Cumhurbaşkanı tarafından reddedilmiştir. Bunun ardından, makul yaklaşımlarıyla çözümleyici olduğu tüm kesimler tarafından kabul edilen Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit ve sürecin buzdolabına kaldırıldığı açıklaması, AKP’nin Kürt sorununda bir çözüm politikasının olmadığının, baskı ve savaşla Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini tasfiye etmeyi amaçladığının açık kanıtı olmuştur.

    7 Haziran 2015 genel seçimlerinde ortaya çıkan halk iradesi, başta Kürt sorunu olmak üzere, halklarımızın barış ve demokratikleşme sürecine verdiği güçlü bir yanıttı. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümüne dair çok güçlü bir halk iradesinin sandıkta tecelli etmesiydi. Maalesef Türkiye’yi sorunlar çıkmazından çıkaracak bu seçim sonuçları ve halk iradesi tanınmayıp, saygı duyulmayarak tarihi bir fırsat kaçırılmıştır. Tayyip Erdoğan ve ekibiyle, AKP üst yönetimi, bir siyasi darbe yaparak parlamentoyu çalıştırmayıp, devlete ve bürokrasiye de el koyarak kapsamlı bir savaş politikasına örtü yapacağı bir seçim süreci başlatarak 7 Haziran seçim sonuçlarını ortadan kaldırmışlardır.

    İmralı’da yürütülen görüşmelerin sonlandırılarak varılan mutabakatın yok sayılması, savaş kararı alınarak gerilla alanlarına yönelik hava ve kara operasyonlarının başlatılması, halklarımızın en meşru ve demokratik taleplerinin şiddet yöntemleriyle bastırılmaya çalışılması sonucunda, bazı il ve ilçelerde halk meclisleri özyönetim kararı almıştır. Özyönetim ilan edilen yerlerde bir yıldır sakız gibi çiğnenen “kamu güvenliği” adı altında seçilmişlere, sivil halka, siyasetçilere ve gençlere yönelik tutuklama ve infazlara yönelinmesi, özyönetim alanlarını hendekler ve barikatlarla savunma durumunu ortaya çıkarmıştır. Bugün, sorunu hendeklere sıkıştıran ve bunun üzerinden geliştirilen devlet terörünü meşrulaştıran politikalara karşı halkımızın geliştirdiği meşru direniş, özünde kendi kendini yerelden yönetme, yerel demokrasiyi inşa etme talebi ve mücadelesidir. Kürt halkının hukuki, siyasi ve statü talebi kabul edilmediği için Kürt halkı da kendi öz gücüne dayanan bir mücadele sürecine girmiştir.

    Bu mücadele toplumsal sorun üreten iktidarcı, merkeziyetçi ve erkek egemen yönetim anlayışlarına alternatif olarak demokratik siyaset anlayışını, yönetim modelini ve sistemini benimseyen, toplumsallığı ve birlikte yaşamı, Kürt sorununun siyasi statü temelinde demokratik çözümünü esas almaktadır. Bu da, sorunun esas olarak bir demokrasi ve özgürlük sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Demokrasi ve özgürlük talepleri özünde siyasi statü talepleridir. Çözümü de siyasi müzakere zemininde olmalıdır. Bu nedenle, yaşadığımız bütün sorunların aşılabilmesi için diyalog ve müzakere kanallarının yeniden devreye girmesi önemlidir. Bunun için de, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını, sürecin sağlıklı ve istikrarlı yönetilebilmesi için zorunlu görmekteyiz.

    Bu açıdan daha önce DTK’nin kamuoyuna sunduğu, HDK, DBP ve HDP’nin de programlarına aldığı demokratik özerkliğin içeriğini doldurarak kamuoyuna deklare etmek istiyoruz. Böylece özyönetim ilan eden halkımızın amacı ne, ne istiyor soruları daha iyi anlaşılacaktır.

    Bugün dünyada hakim olması gereken yönetim anlayışı tartışmasız demokrasidir. Yerel demokrasi ve farklılıkların özgünlüğünü tanımak günümüz demokrasilerinin temel karakterini oluşturmaktadır.

    Demokrasilerde yönetimlerin meşruiyeti, artık her sokağı, her mahalleyi, her il’i ve ilçe’yi merkezden yönetmekle değil, yerellerden özyönetimleri tanıyarak sağlanmaktadır. Dünyada farklı toplulukların özerkliğini tanımayan tek bir demokrasi kalmamıştır. Çünkü bu özerklikleri tanımadan demokrasiyi geliştirmek mümkün değildir.

    Türkiye’nin tarihsel geçmişine, çok kültürlü ve çoğulcu toplum yapısına, kalabalık nüfus ve büyük coğrafya gerçekliğine en uygun yönetim modelinin demokratik özerklik olduğunu rasyonel düşünen herkes kabul etmektedir. Bu yönetim modeli aynı zamanda Kürt sorununun demokratik temelde ve birlikte yaşama çerçevesinde çözümünü de sağlayacaktır.

    Aylardır özellikle halkın özyönetim ilan ettiği yerlere tank, top, binlerce asker ve polis ile ağır saldırılar yürütülmektedir. Katliam ve halkı sindirme amaçlı gerçekleştirilen bu saldırılar sonucu hem ölümler, yaralanmalar yaşanmakta, hem de kentlerde tarihi-kültürel miraslarımız, ibadet yerlerimiz yakılmakta ve yıkılmaktadır. Kürt halkı da hem özyönetimin ilan edildiği yerlerde, hem de bulunduğu her alanda direnişini giderek büyütmektedir. Haklı ve meşru temele dayanan bu direniş mutlaka kazanacaktır. Bu haklı ve meşru direnişe saldıranlar hem demokratik Türkiye’de, hem de tarih ve insanlık karşısında yargılanacaklardır.

    DTK olarak halk meclislerinin ilan ettiği özyönetim ilanlarını ve halkımızın her alanda yürüttüğü bu haklı ve meşru direnişi sahipleniyor; Kürt halkının ve tüm Türkiye halklarının bu direnişlere katılmasını ve destek vermesini demokrasi ve özgürlük mücadelesi gereği olarak görüyoruz. Şu anda yaşananlar AKP hükümetinin gösterdiği gibi hendek ve barikat sorunu değildir; demokrasi sorunudur. AKP’nin saldırgan politikası ise halkın iradesini ve yerel demokrasiyi tanımayarak halkın özgür ve demokratik yaşam iradesini kırmaya yöneliktir. Demokratik siyasal yollardan çözülmesi gereken bir sorunun çözümsüz bırakılmasının yarattığı sorunlar yaşanmaktadır. Var olan gerilim ve çatışmalar ancak demokratikleşme zihniyeti ve çözüm yaklaşımıyla ortadan kaldırılabilir. Kürt sorunu gibi temel bir sorunun çözülmemesinin, direnişin derinleşerek büyümesine yol açacağı aşikardır.

    DTK Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulu, yaptığı kapsamlı tartışma ve değerlendirmeler neticesinde, özyönetimin içeriğinin doldurularak sahiplenilmesini, savaş ve şiddet politikalarına karşı bireyin ve toplumun kendi özsavunmasını almasının meşruluğunu, toplumsal inşa sürecinin de eşzamanlı ele alınarak hayata geçirilmesinin elzem olduğunu karara bağlamıştır.

    Kürt sorununun demokratik özerklik çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı ele alınamaz. Türkiye gerçeğinde demokratik özerkliğe dayalı bir siyasi ve toplumsal sistem yaratmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değildir. Bu açıdan özyönetim ilanları kesinlikle Türkiye’yi de demokratikleştirme adımlarıdır; Yerinden yönetimi sağlayan yasal demokratik adımların atılmasını da tüm Türkiye halkları açısından gerekli ve doğru bir adım olarak görüyoruz. Kuşkusuz yerel demokrasi her alanın, bölgenin ve toplumun ihtiyaçları ve koşullarına göre farklı uygulama biçimlerine kavuşacaktır. Demokratikleşme, yerel demokrasinin ve farklı kimliklerin özerkliğinin gerçekleşmesi açısından yasal imkan sağlayacağından her alanın demokrasiyi kendi koşullarına uyarlaması zor olmayacaktır.

    Demokratik özerklik, özyönetimler ve yerel demokrasi açısından spekülatif tartışmaların son bulması için Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartındaki çekincelerin kaldırılması yanında, aşağıda belirteceğimiz demokratik özerklik sorumluluk alanlarının tespiti çerçevesinde sadece Kürt sorununun değil; siyasi, toplumsal ve idari birçok sorunun çözümüne kapı aralayacağına inanıyoruz.

    Bu çerçevede,

    1. Ülke genelinde kültürel, ekonomik, coğrafi yakınlıkları dikkate alınarak bir veya birkaç komşu şehri kapsayacak biçimde demokratik özerk bölgelerin oluşturulması,
    2. Tüm bu özerk bölgelerin ve kentlerin demokratik esaslarla seçilmiş meclisler ve meclisler içinden seçilmiş özyönetim organları tarafından Türkiye’nin yeni demokratik Anayasası’nın temel prensipleri çerçevesinde yönetilmesi. Özerk Bölgelerin halk iradesinin ayrıca TBMM ve merkezi yönetimde de demokratik esaslar temelinde temsil edilmesi.
    3. Demokratik özerk bölgeler ve diğer idari birimlerde merkezi yönetimin seçilmişler üzerindeki her türlü vesayetine son verilmesi, seçilmişleri görevden alma yetkisinin kaldırılması. Merkezi yönetim organlarının, yeni demokratik anayasa ilkelerine uyulması doğrultusundaki denetimleri dışında bölgesel ve yerel yönetimler üzerindeki her türlü vesayetinin son bulması,
    4. Özerk bölge ve kentlerde şehir, mahalle, köy, kadın ve gençlik meclislerinin, farklı halklar ve inanç toplulukları meclislerinin, sivil toplum örgütlerinin karar alma ve denetleme süreçlerine doğrudan katılımının sağlanması,
    5. Demokrasinin derinleşmesi, kapsamlılaşması, özgür ve demokratik yaşamın sağlanması açısından kadınların meclislerde, tüm karar mekanizmaları ve özyönetim kademelerinde eşit temsilinin tanınması. Kadınların ihtiyaçları doğrultusunda meclis, komün ve toplumsal kurumlar kurabilmesi; kadın kurumları ve kadınlarla ilgili kararların tamamen kadın meclislerinin onayından geçmesi. Kadının her alanda özgür ve özerk örgütlenmesinin tanınması.
    6. Gençliğin karar mekanizmaları ve özyönetim organlarında yer alması. Bu açıdan gençliğin her alanda özgün örgütlenmesi ve karar mekanizmalarına özgün kimliğiyle katılmasının sağlanması,
    7. Her kademede eğitimin özyönetimlere bırakılması. Türkçe’nin yanı sıra bütün anadillerin de eğitim ve öğretim dili olması. Eğitim müfredatında genel müfredat dışında yeni demokratik anayasa, evrensel değerler ve insan hakları çerçevesinde yerelin tarihi, kültürel ve toplumsal özgünlükleri ve ihtiyaçları temelinde müfredata eklemeler yapılması. Türkçe’nin yanında yerel dillerin de resmi dil olarak kabul edilmesi.
    8. Dil, tarih ve kültür alanında her türlü çalışma yapabilmek. Aynı zamanda İnanç ve ibadet hizmetleri sunan kurumların özerk kurumlar olarak örgütlendirilmesinin sağlanması.
    9. Bütün düzeylerdeki sağlık ve tedavi hizmetlerinin özerk yönetimlerce sunulabilmesi.
    10. Yargı Sistemi ve Adalet Hizmetlerinin Özerk Bölge Modeline göre yeniden düzenlenmesi.
    11. Toprak, Su ve Enerji kaynaklarının Ekolojik çerçevede toplum yararına işletilmesi,denetlenmesi ve üretimden pay alma yetkisinin Özerk Bölge Yönetimine verilmesi.Öz yönetimin tarım, hayvancılık, sanayi ve ticaret dahil her alanda genel demokratik anayasa ilkelerine ters düşmeden her türlü üretim ve işletme birimleri oluşturma,bu tür toplumsal ve bireysel girişimleri destekleme, teşfik etme,hibe desteği sunma yetkisine sahip olması.
    12. Özerk Bölgenin yönetim alanında ve kent içinde, her türlü kara, hava, deniz ulaşım hizmetlerini sunması ve denetimini sağlaması. Trafik hizmetlerinin merkezi trafik kurumları ile uyumlu halde yerel yönetim organları denetimindeki birimlerce yürütülmesi.
    13. Yukarıda belirtilen hizmetlerin sunulabilmesi için yerelde bütçelemenin Özerk Bölge Yönetimine devredilmesi ve kadın odaklı bütçelemenin esas alınması; merkezle ve diğer yerellerle varılacak anlaşmalara ve hakkaniyet ilkelerine bağlı olarak bazı vergilerin özyönetim birimleri tarafından toplanması. Merkezin yerelden topladığı bütün vergi gelirlerinden yerele pay verilmesi. Merkezin bölgelerin gelişmişlik farkını giderecek şekilde gerekli tedbirleri alması.
    14. Özerk Bölge Yönetiminin denetiminde, yereldeki asayişin tümünü sağlayacak resmi yerel güvenlik birimlerinin kurulması, bu birimlerin Anayasal kurallar çerçevesinde ihtiyaçlara bağlı olarak kurulmuş merkezi savunma ve güvenlik birimleriyle koordineli olarak çalışması.

    Sonuç olarak;

    Demokratik özyönetimlerin Türkiye’nin demokratik birliği ve halkların ortak geleceği temelinde gerçekleşmesini ve bu nitelikte demokrasiyi ve özgürlükleri güvence altına alacak demokratik bir anayasa yapılması zorunludur. Böyle bir anayasa tüm toplumsal kesimler, farklı etnisiteler ve inanç toplulukların özgür ve demokratik yaşama kavuşması açısından da vazgeçilemez önemdedir. Yalnızca bir halkın, bir kesimin, bir topluluğun özgür ve demokratik yaşamını sağlayan ama diğerlerine hak tanımayan bir anayasa, siyasal ve toplumsal bir sistem düşünülemez. Demokratik özerklik mücadelemiz Kürtler için olduğu kadar, Türkler ve tüm diğer etnisiteler, inanç toplulukları, dışlananlar, ezilenler, ihmal edilenler için de bir demokrasi ve özgürlük mücadelesidir.

    Özyönetimlere dayalı demokratik özerklik modelimizin aynı zamanda Ortadoğu’nun içinde bulunduğu bu karmaşa ve kaos ortamından çıkışa dönük önemli bir örnek oluşturacağı inancındayız. Bu model bin yıldır kader ortaklığı yapmış halklarımızın ülke ve bölge meselelerinin barışçıl ve demokratik çözümüne öncülük edecektir.

    Bu deklarasyon dinamik bir tartışma ve uzlaşma arayışıdır. Öneri ve eleştirilere açıktır.

    Bu çerçevede çatışmalara son verilerek, Türkiye’nin demokratikleşmesi, siyasi çözüm yolunun açılması için, Türkiye’nin bütün demokratik ve toplumsal özgürlük güçlerini, siyasi partileri, şahsiyetleri, kanaat önderlerini, inanç toplulukları ve kurumlarını Kürt halkının yürüttüğü meşru ve haklı mücadeleye ve taleplerine destek vermeye davet ediyoruz. Kürdistan’daki bütün toplumsal kesimleri ve siyasi partileri ulusal birlik ruhuyla halkımızın yürüttüğü direnişe sahip çıkmaya; dünya halklarını ve kurumlarını halkımızın meşru özgürlük talepleriyle dayanışmaya çağırıyoruz.”

     

    HDP, EMEP, DBP, ESP VE HDK’DEN DEKLARASYONA DESTEK

    DTK’nin deklarasyonunu açıklamasının ardından konuşan HDP, EMEP, DBP, ESP, HDK başkanları deklarasyonu sahiplendiklerini ifade ettiler.

    HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ yaptıkları açıklamada, deklarasyonu, demokrasi için bir yol haritası olarak tanımladılar. Eş Başkanlar deklarasyonu sahiplendiklerini ifade ederek, “Partimiz mücadele edenlerle omuz omuza olacak” dediler.

    DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek: Paylaşılan deklarasyon hepimizin ortak görüşüdür. Deklarasyon istediğimizi ortaya koyuyor. Deklarasyonda yer alan tüm maddeler aynı zamanda mücadele eden direnen halkımızın da görüşüdür. Bu maddeler ışığında mücadelemizi yükselteceğiz.

    EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: İki günlük toplantı savaşın gölgesinde gerçekleştirdik. AKP Hükümeti savaşı yeniden tercih etmiştir. DTK’nin aldığı kararları önemsiyoruz. Çağrıyı aynı zamanda Kürt halkının katliamlara ve şiddet rağmen ortak yaşam çerçevesinde bir çare olarak görüyor ve önemsiyoruz. Bu taleplerin aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme taleplerinin bir parçası olduğunu belirtiyoruz. Bu çağrıyı Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerin sahiplenmesi için mücadele edeceğimizi, işçilerin, emekçilerine ve halkların birlikte kazanacağını belirterek, selamlıyoruz.

    ESP Genel Başkanı Sultan Ulusoy: Öz yönetim kararını parti olarak sahipleniyoruz. Batıdaki işçi ve emekçilere anlatılması konusunda pratik oluşturacağımızı ifade etmek istiyoruz.

    HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü: Deklarasyonla siyasete müzakereye ve demokrasi dönülmesi çağrısı yaptık.

  • Türk Devleti Londra’da Binler Tarafından Protesto Edildi

    Türk Devleti Londra’da Binler Tarafından Protesto Edildi

    Kürdistan’da devam eden Türk devletinin terörü ve katliamlarını protesto etmek amacıyla Londra’da düzenlenen eylemler bugün de devam etti. Binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş ile Türk devleti protesto edildi. Britanya Kürt Halk Meclisinin organizesiyle Kuzey Londra’da yapılan eyleme çok sayıda sivil toplum örgütü de destek verdi.
    https://youtu.be/A7cagIgF_AY
    Yürüyüş öncesi bir konuşma yapan Day-Mer Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Sezgin, Türkiye gericiliğinin 7 Haziran’dan beri gerçekleştirdiği saldırılar ve hak ihlallerine dikkat çekti. Hukuki dayanaktan yoksun saldırılarla Kürt halkının katledildiğine vurgu yaptı. Britanya Demokratik Güç Birliği’nin bu saldırılar karşısında İngiltere Kamuoyunu bilgilendirmeye ve destek olmaya devam edeceğini vurguladı.

    Britanya Kürt Halk Meclisi adına bir konuşma yapan Ercan Akbal ise Kürt halkının kendini savunmak için kazdığı hendeklerin Kürt halklarının demokratik haklarının inkârına dayanak yapılmaya çalışıldığına vurgu yaptı. Akbal, DAİŞ’e destek veren AKP hükümetinin uygulamaları ve katliamlarının da DAİŞ’in yaptıklarından farkının olmadığını ifade etti.
    https://youtu.be/uw3qw3J6x6k
    Uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çeken Day-Mer Sekreteri Oktay Şahbaz Kürdistan’da yaşanan gelişmelerin tüm İngiltere kamuoyunun bilgilendirilmesinin zorunluluğuna dikkat çekti. Halklar Meclisi adına Murad Qureshi ve Soas UCU sekreteri Nadje Al Ali dayanışma dileklerini ileterek Kürt halkının sesini her platformda duyuracakları sözünü verdi.

    Sosyalist İşci Partisi ve Sendikacılar ve Sosyalistlerin Birliği TUSC adına konuşan Charlie Kimber, Rojava’da ve Kürdistan’da dökülen kandan Erdogan’ın hem DAİŞ’e destek verdiği için hem de saldırıların emrini verdiği için sorumluluğuna dikkat çekti.
    https://youtu.be/AxTExvw6NKA
    Türk devleti, AKP hükümeti ve Erdoğan’ın yürüyüş boyunca hukuksuz uygulamalarına alkış ıslık, slogan ve konuşmalarla protesto edildi. Güzergah boyunca dağıtılan bildiri ve yapılan konuşmalarla kamuoyu bilgilendirildi. Haringey’in en işlek noktası olan Wood Green’den ve Green Lanes üzerinden ilerleyen kortej sürekli katılımlarla giderek kitleselleşti. Haftanın en işlek ve günün en yoğun saatinde gerçekleştirilen yürüyüş alışveriş için bölgede bulunan halktan da büyük destek gördü.

    Yürüyüşün bitiş noktasından önce kısa süreli bir yol işgali de gerçekleştirildi. Burada yapılan konuşmalarla AKP hükümetini teşhir ederken İngiltere kamuoyunu da duyuralı olmaya çağırdı.

    Yürüyüşün bitiminin ardından Kürt Toplum Merkezinde demokratik özerklik konulu bir toplantı gerçekleştirildi.

  • Türk Devletini Protesto Etmek Amacıyla Londra’nın Westminster Köprüsü Trafiğe Kapatıldı

    Türk Devletini Protesto Etmek Amacıyla Londra’nın Westminster Köprüsü Trafiğe Kapatıldı

    Türk devletinin Kürdistan’da devam eden saldırılarını protesto etmek amacıyla başkent Londra’da bir protesto eylemi gerçekleştirildi. Başbakanlık önünde yapılan basın açıklamasından sonra Westminster köprüsüne geçen eylemciler köprüyü çif taraflı olarak bir süreliğine trafiğe kapattı.
    https://youtu.be/C1sWJT0EeiQ
    Türk devletinin başta Nusaybin, Cizre, Sur, Silvan ve Dargeçit olmak üzere Kürdistan’da devam eden topyekûn saldırılarını protesto etmek amacıyla Britanya Demokratik Güçbirliğinin çağrısıyla akşam saatlerinde başbakanlık binası önünde bir protesto eylemi düzenlendi. Başbakanlık binası önünde bir araya gelen kitle, Türk devleti aleyhine sloganlar atarak Kürdistan’daki saldırıların derhal durdurulması istendi. Birleşik Krallık hükümetine de çağrı yapan eylemciler, mevcut insan hakları ihlalleri ve Türk devletinin katliamları karşısında sessiz kalınmamasını istedi.

    Üzerinde ingilizce ‘İşgale karşı yaşasın demokratik özerklik’ ve ‘Türk ordusu Kürt şehirleri ve sivilleri vuruyor’ yazan pankartlar açan kitle yapılan basın açıklamasından son parlamento binasına doğru yürüyüşe geçti. Parlamento binası yanındaki Westminster köprüsü üzerine gelen kitle burada yaptığı oturma eylemi ile köprüyü çift taraflı trafiğe kapattı. Köprünün trafiğe kapanmasında kaynaklı çift taraflı uzun araç kuyrukları gerçekleşti. Eylem boyunca etraftan geçenlere bildiriler dağıtıldı.

    Oturma eyleminden sonra eylem sona erdi. Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından Pazar günü saat 13:00’te Haringey Civic Centre’dan başlayacak kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirilecek.

    Londra’nın En İşlek Köprüsü Bir Süreliğine Trafiğe Kapatıldı 1

     

     

     

  • Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa…

    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa…

    Nusaybin ve Diğer Üç Kentin Direnişi Kırılırsa, Bunu Devlet Değil, Normal Yaşamına Devam Eden Kürdistan’ın Geri Kalanı Başarmış Olacak.

    Aras Ararat

    Ölülerimizin çetelesini tutmaz olduğumuz, sinirlerimizin adeta çekilmiş olduğu, tepkimizin facebook ve twitter’daki paylaşımlardan öteye geçemediği, sürecin eylem ve direniş ruhunun kavranmadığı ve kafaların muğlak olduğu dönemlerden geçerken, Nusaybin, Cizre, Silvan ve Sur’da devam eden tarihi direnişe kulak tıkayan, göz yuman Kürtlere Latife Anamın bir kaç sözü ile yazımıza başlayalım.

    İki ay içerisinde 5 seferdir tümden bir kentin ev hapsinde esir alındığı, ekonominin çöktüğü, bazı mahallerde elektriksiz, susuz ve yetersiz gıdayla günlerce karanlıkta en ağır silah sesleri altında yaşadığı, 17 insanın, evinin bahçesinde, sokağın ortasında katledildiği Nusaybin’de, 70 yaşındaki Latife Ananın çığlığı bize çok şey söylüyor; “Bu saldırılar sadece Nusaybin üzerine olduğunu mu zannediyorsunuz? Nusaybin şahsında yapılan bu saldırılar tüm Kürtlere dönüktür. Nusaybin zaten düşmez, olur da düşerse bu utancı biz değil, ses çıkaramayan Kürtler yaşayacak. Aklınızı başınıza alın ve Nusaybin’e ses verin. Bunu Nusaybin için değil, kendiniz için yapmış olursunuz. Bizim anlımız ak, tarihe bir not daha düşüyoruz, buna ortak olmak da, utançtan boynu bükük yaşama da sizin elinizde”

    Yine Nusaybin’den bu sefer Nuriye Ananın çığlığını dinleyin; “Birkaç mahalleye saldırarak, devlet olunmaz. Biz kendi topraklarımızda gasp edilen haklarımızın mücadelesini veren Kürtler olarak bu mücadelede hepimiz varız diyoruz. Batıyı zaten biliyoruz, bizim kırgınlığımız Kürdistan halklarına, topyekun bir direniş olmadan saldırılar son bulmaz. Artık ateş düştüğü yeri tek yakmıyor, buraya düşen ateş tüm Kürdistan’a düşüyor.”

    ….

    Cumhuriyet tarihini geçtim, sadece son altı ayda Kürde yaşatılan vahşete bir bakın. Suruç, Amed, Ankara bombalı saldırıları, ardından Cizre, Nusaybin, Silvan, ve Sur’da yaşattıkları vahşete. Bebekleri, çocukları, dedeleri, hamile kadınları sokak ortasında tüm dünyanın gözü önünde katledip, ‘terörist’ etiketi vurulurken, gençlerimiz vahşice infaz edilip boyunlarına halat geçirip sokaklarda sürüklenirken, ölü çocuklarımızı günlerce defnedeğimiz için derin dondurucularda bekletirken, bir insanın en kutsal mekanı olan mezarlarımızı F16 savaş uçaklarıyla bombalayıp yerle bir ederken, camilerimizi, kliselerimizi, ve tarihimizi ağır silahlarla delik deşip edip yakarken, batıda linç edilirken, Atatürk büstü öptürülürken, batıdaki işyerlerimiz, otobüslerimiz sadece isimlerinden kaynaklı yakılırken, dünyanın en vahşi örgütüne sırf Kürtlerle savaşıyor diye kucak açılırken ve daha nice vahşet yaşanırken…

    Türkün yüzde doksanı bu yaşananlara tepki vermeyi bırak, bunu destekliyorsa şu ortaya çıkıyor: Türk halkının Kürtlerle bir sorunu var, hem de çok derin ve tamiri imkansız bir sorun. Geri kalan yüzde dokuzluk sözde demokrat, solcu, ilerici, aydın ve sosyaliste bakalım. Onlar bile bu kadar acıyı görmek, paylaşmak ve buna tepki göstermek yerine, utanmadan bu kadar yaşanandan Kürdün direnişini sorumlu görmektedir. Devletin bu tarifsiz ve barbarca vahşetini görmezden gelerek Hendeklerin-Barikatların ‘yanlışlığının’ felsefesini yapan kesimlere en doğru cevabı Mustafa Karasu vermiş.

    ÇARPIK DÜŞÜNCELİ-RUHLULAR

    Mustafa Karasu bu kesimler için ‘çarpık düşünce ve çarpık ruhlular’ tanımlamasını yapmıştı: “Türk devletinin saldırılarından direnişi sorumlu tutmak, dünyaya, her şeye tersinden bakmaktır. Türk devletinin bu zalim politikasına karşı yürütülen direniş kutsal görüleceğine, Türk devletinin politikalarına karşı direnildi, bunlar oldu demek, köleliği içselleştirmek anlamına gelir. Diyarbakır 5 Nolu zindanında PKK’li tutsaklar direndiğinde, bazı beyni ve ruhu teslim olmuş tutsaklar işkencelerden direnişçileri sorumlu tutuyorlardı. Şimdi de Türk devletinin ağır saldırıları ve katliamlarından direnişçileri sorumlu tutan çarpık düşünce ve ruhlular görülmektedir.” 

    TÜRKLERİN VAHŞETİNDE KÜRDÜN DİRENİŞİNİ SORUMLU GÖREN KÜRTLER

    Peki Kürdistan’da çarpık düşünceliler yok mu? Dolu, tonla da onlardan var. Ortadoğu’nun en sıcak, savaşın en acımasız olduğu bir dönemden geçerken, Türkler her alanda acımasızca saldırırken, böylesi bir süreçte kendisini korumak, direnmek ve mücadeleyi yükseltmek yerine halen hendek ve barikatları tartışmaktadır. Adeta devletin teslim alma dayatmasına hizmet eden bir tutum takınmaktadır.

    Kürdistan’daki bu amansız direnişin elbet bir kaç kentle sınırlı kalmasının yarattığı çok tehlikeli riskleri vardır. Direniş Nusaybin, Cizre, Silvan ve Sur’dan tüm Kürdistan’a yayılmadığı takdirde Türkler tüm güçleriyle bu dört kente kan kusturmaya devam edecektir. Ekonominin tümden felç olduğu, günlerce elektriksiz, susuz, yetersiz gıdayla, top ve tankların gölgesinde ölüme karşı direnişine devam edebilmesi için direnişin tüm Kürdistan’a yayılması mecburidir. Ancak Kürdistan’ın çoğunluğu aynı direnişi gösterdiği zaman inanç ve irade daha da güçlenecek, ve o zaman Türkler çözüme gelmek zorunda kalacaktır.

    TÜRKLER CİZRE VE NUSAYBİNİ 92’DEN İYİ TANIYOR

    Türkler, Cizre’yi ve Nusaybin’i 92’den çok iyi tanıyor ve tankla, topla, zorbalıkla iradesini kıramayacağını da çok iyi biliyor. Bunun için kendi yaptıklarını PKK’ye havale ederek, her şey güllük gülistanlıkken PKK’nin her şeyi mahvettiğini ve Kürtlerin PKK’ye tepki vermesini sağlama politikası yürüterek Kürtlerin iradesini kırmaya çalışıyorlar; Türklerin Cumhurbaşkanı; ‘‘Buradan bölge halkına çağrıda bulunuyorum, terör örgütü sizin maddi ve manevi varlığınızı birlikte hedef almış durumda. İnancınız namusunuzdur, bizim de namusumuzdur. İnancınıza sahip çıkın. Özgürlük hakkınızdır, yaşama hürriyetinize, seyahat hürriyetinize, ibadet, ticaret, siyaset hürriyetinize sahip çıkın. Terör örgütünün ve onun güdümündeki yapıların iradenize ipotek koymasına asla izin vermeyin. Bölücü örgütün bu ülkeyle, bu milletle, özellikle de sizin değerlerinizle hiçbir ortak yanı olmadığını artık görmüş olmalısınız. Devletin, tamamen proje ürünü bu örgütü sokağınızdan, mahallenizden, ilçenizden söküp atmasına yardımcı olun.’’

    Türkler süreci tamamen bu mantık ve politika ile yürütüyorlar. Yılların tekrarını yaşıyorlar, yine gerçekleri ters yüz ederek, aşağılık ithamlarda bulunarak, iğrenç yalanlar atarak, gözlerimizin içine bakıp aklımızla alay ederek Kürde saldırıyorlar. Aç bırakarak, rahatını bozarak, psikolojisini bozarak, korkutarak, öldürerek sonuç almaya çalışıyorlar. Bu politikanın beyhude bir politika olduğuna, yine Nusaybin’den 68 yaşındaki Şükriye Ananın sözleri en iyi cevaptır: “İnsanlar aç ve susuz bırakılarak, davalarından vazgeçirilmeye çalışılıyor. Yıllardır topraklarımız gasp edilerek aç kalmış olan halklar olarak artık açlık bize işlemiyor. Her gün bombalar altında yaşamaya da alıştık, aç ve susuz da kalsak direnmekten vazgeçmeyeceğiz”

    Bu yazımda sözlerinden alıntı yaptığım üç tane ananın süreci bu denli doğru okuması, yaşanan eksiklikleri tespitleri, direnişlerindeki kararlılıkları karşısında Kürtlerin geneli nerde duruyor peki?

    Latife ananın ve Nuriye ananın kırgın ve kızgın olmalarının temelinde yatan neden nedir?

    • Direnişin mevcut kentler ile sınırlı kalması. Ve bunun sonucunda ise Türklerin mevcut direnişi birkaç kentteki ‘kamu düzeni vakası’ olarak kitlelere anlatması ve bununla beraber tüm gücünü bu kentlerde vahşice kullanması bu kentlerde ağır tahribatlar yaratmaktadır. Türklerin bu vahşice saldırıları karşısında direnişin yayılması saldırıları durduracak tek seçenek olarak duruyor karşımızda.
    • HDP’nin içerisindeki bir kesimin halen sürecin ruhunu tam kavrayamaması, direnişe anlam verememesi, hendek ve barikatların doğru-yalnışlığı tartışmasıyla kendisini meşgul etmesi, direniş karşısında muğlak bir yaklaşım içine girmesi, sürecin önündeki en büyük engellerden birisidir yine. Bu tarihi dönemde HDP mevcut durumda tarihi rolünü oynamaktan çok uzak bir pozisyondadır. Bu durum direnişin yayılmasını da geciktiren diğer önemli bir sorundur.
    • Kürt halkının dışardaki sesi olan Avrupa’da yaşayan Kürtler de aynı pasifliği yaşamaktadır. Sürecin ruhuna denk düşen bir anlayış ve pratiğin çok gerisindedir. Kürdistan’da yaşanan Türk vahşetini dünyaya anlatma konusunda sessiz, eylemsiz bir konumdadır. Bu kadar vahşet yaşanırken kürdistan’da tek bir eylem, tek bir diplomasi kampanyası layıkıyla yürütülmemektedir. Gezi sürecinde hemen her gün Londra’da kitlesel bir eylem vardı, ve kitlenin yüzde 70’i bizim Kürtlerdi. Hangi Kürde sorsan Gezi’de katledilen o gençlerin hepsinin adını yaşını bilir, ancak iki aydır Kürdistan’da katledilen yüzlerce insandan tek bir tanesinin ismini bile bilmez. Bunun yanında Fransa katliamına karşı Kürdün gösterdiği duyarlılığı maalesef şuan Kürdistan’a karşı göremiyoruz.
    • İnsan hakları kuruluşları, hukukçular, sivil toplum örgütlerinin de sessiz ve tepkisiz olması bu süreçte yaşanan diğer bir nedendir.

    Durum böyle olunca, devlet daha da fazla vahşileşme cesaretini göstererek Nusaybin’e, Sura, Cizre’ye Silvan’a daha da şiddetli saldırmaktadır. Türkiye’nin dört bir yanından, SAS komandoları, Özel harekat timleri, Terörle mücadele ekipleri, TSK içindeki özel birlikleri, tüm emniyet gücünü ve ne olduğunu halen anlamadığımız ‘Esadullah timi’ gibi güçlerini bu dört kentte toplayarak kentleri yerle bir ederek o kentlerdeki insanlara cehennemi yaşatmaya çalışmaktadır.

    Suriye şahsında şuan üçüncü dünya savaşı bugün vekaleten yaşanmaktadır. Emperyalist güçler Ortadoğu’daki konumunu güçlendirmek adına savaşa dolaylı olarak veya direk dahil olmuş durumda. Türkiye-Rusya krizi, Türklerin uluslararası alanda Daiş ile olan işbirliğinin deşifre olmuş olması ve terör destekçisi konumu Kürtlerin lehinedir. Kürtler bu süreci iyi yönettiği takdirde hem Rojava’nın güçlenmesi, hem de Kuzey Kürdistan’ın bir statüye kavuşmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Evet şuan Nusaybin ve diğer direnen kentlerde olduğu gibi ağır bedeller ödenecektir. Ekonomi çökecek, herkesin yaşamı direk olarak etkilenecek, ölümler yaşanacak, Türkler vahşice saldırmaya devam edecek… Ancak, topyekün direniş bu bedelleri en aza indirgeyecek ve çözümü hızlandıracaktır.

    2016 yılı Kürtlerin yılı olabilir… Yeter ki ruhlarımızı ve düşüncelerimizi bu çarpıklıktan kurtaralım…

    Dipnot: Nusaybin direnişinde, arkalarında gözü yaşlı analar, çocuklar, eşler, kardeşler bırakanların listesi:

    4 Eylül: Lokman Süne ( ) Türkün kurşunuyla…

    3 Ekim: Ahmet Sönmez (50) Türkün kurşunuyla…

    3 Ekim: Şahin Turan (27) Türkün kurşunuyla…

    2 Kasım: Mert Gümüş (16) Yaşanan bir patlamada yaşamını yitirdi….

    15 Kasım: Selamet Yeşilmen (44) Türkün kurşunuyla…

    16 Kasım: Abdulkadir Yılmaz (65) Hastaneye götürülemediğinden…

    18 Kasım: Hasan Dal (45) Türkün kurşunuyla…

    19 Kasım: Musur Aslan (19) Türkün kurşunuyla…

    19 Kasım: Emin Öz (55) Sokağa çıkma yasağında, hasta ve yaşlı annesiyle yaşadığı evde kendisini evin tavanına asarak yaşamına son verdi…

    20 Kasım: Muhammed Altunkaynak ( ) Türkün kurşunuyla…

    20 Kasım: Nurullah Kaplan (45) Türkün kurşunuyla…

    21 Kasım: Şerif Alper (55) Türkün kurşunuyla…

    24 Kasım: Sedat Güngör (22) Türkün kurşunuyla…

    6 Aralık: Cudi Teber (23) Türkün kurşunuyla…

    6 Aralık: Mehmet Emin İnan (55) Türkün kurşunuyla…

    7 Aralık: Fehime Aktı (56) Türkün kurşunuyla…

    7 Aralık: Mahsum Akdoğan (19) Türkün kurşunuyla…

    8 Aralık: Hakan Doğan (15) Türkün kurşunuyla…

    12 Aralık: Bilal Erdoğan ( ) Türkün Kurşunuyla…

    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 1
    Musur Aslan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 2
    Sedat Güngör
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 3
    Ahmet Sönmez
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 4
    Nurullah Kaplan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 5
    Bilal erdoğan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 6
    Cudi Teber
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 7
    Hakan Doğan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 8
    Hasan Dal
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 9
    Lokman Süne
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 10
    Mert Gümüş
    nusaybin selamet yeşilmen
    Selamet yeşilmen
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 12
    Şahin Turan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 13
    Muhammed Altunkaynak
  • Joan Ryan’dan Başbakan Cameron’a: Hükümetin Kürtlerle İlgili Planı Nedir?

    Joan Ryan’dan Başbakan Cameron’a: Hükümetin Kürtlerle İlgili Planı Nedir?

    Enfield North milletvekili Joan Ryan, başbakan David Cameron’a mektup yollayarak Kürtlerin Suriye ve Irak’ta Daiş’e karşı verdikleri savaşın tanınması gerektiğini ve haklarının tanınması başta olmak üzere desteğimizi hakettikleri ifade etti. Ryan mektubunda başbakan Cameron’a yanıtlaması için bazı sorular da sorarak İngiliz hükümetinin Kürtlere dönük bir planı olup olmadığını sordu.

    Joan Ryan’dan Başbakan Cameron’a: Hükümetin Kürtlerle İlgili Planı Nedir? 1
    Enfield North Milletvekili Joan Ryan’ın Başbakan David Cameron’a yazdığı mektup

    Geçtiğimiz hafta Britanya Parlamentosunda gerçekleşen Suriye’de Daiş’e karşı hava harekatı oylamasıyla eş zamanlı gönderilen mektupta Ryan, Kürtlerin Suriye ilgili görüşmelere dahil olmalarını ve yürüttükleri savaşın göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti.

    Oylama öncesi Parlamentoda yaptığı konuşmada da Kürtlerin Daiş’e karşı önemli müttefik oldukları tanınması gerektiğini ifade eden Ryan, mektubunda şunları belirtti: ‘‘Size Daiş ve Kürtlerin Irak ve Suriye’deki durumları hakkında yazıyorum.

    Kürt toplumu ve, YPG ve Irak’taki Peşmerge dahil, askeri güçler yıllardır Daiş’e karşı ön cephede savaşıyorlar.

    Siz, ‘Suriye’ye Britanya’nın Askeri Operasyonlarının Uzatılması’ konulu raporunuzda, Dış İlişkiler Çalışma Komitesine cevabınızda, Kürtlerin Irak ve Suriye’de önemli kara desteği olduklarını açıkça belirttiniz. Britanya Hava Kuvvetleri (RAF) ve müttefik güçlerle birlikte Şengal’i özgürleştirdiler ve Ezidi toplumunun daha fazla kırımdan geçmelerini engellediler. Suriye’de Rojava dahil, Kürt bölgelerini koruyup yönettiler. Ve, sizin deyiminizle, ‘‘Kürtlerin kontrolündeki topraklar istikrarlılar. Daiş’e karşı her hangi bir girişimin önemli unsurular.’’

    Parlamento Daiş’e karşı askeri müdahaleyi Suriye’ye uzatırsa, bir çok Kürdün destek vereceğini biliyorum.

    Avam Kamarasında konuşmamda söylediğim gibi, böyle dehşet verici bir terör grubunun karşısında, Kürtlerin büyük cesaret, direnç ve yeteneklerini tanımamız gerekiyor.

    Fakat, cesaretleri için korkunç bedeller ödediler. Binlercesi Daiş’e karşı savaşta hayatlarını kaybettiler. Daha fazlası da insan hakları ihlalleri yaşadılar ve milyonlarca Kürt savaştan dolayı evlerinden sürüldüler.

    Kürtlerin ‘‘Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterileceği ve 2012 Cenevre Görüşmelerinde belirlenen kurallar dahilinde, Suriye’deki siyasi anlaşmada önemli rol oynayacaklar’’ dediniz

    Dolayısıyla, sizden istediğim şu sorulara cevap vermeniz: Irak ve Suriye’de Kürt toplumuyla bağlantı kurmak için Britanya devleti neler yapıyor; Hükümet, Kürtlere, önümüzdeki aylarda askeri ve askeriye olmayan ne tür destek sağlayacak; ve Suriye için kalıcı bir barış süreci arayışımız devam ederken, Kürtler, Uluslararası Suriye Destek Grubu ile devam eden görüşmelerde eşit müttefik olarak görülecekler mi?

    Daiş’in uluslararası barış ve güvenliğe ciddi tehdit olduğu bir dönemde, Kürtler- Rojava ve diğer yerlerde- demokrasi, insan hakları ve eşitliğe inandıklarını gösterdiler.

    Kürt halkı, tam destek ve haklarının tanınmasını hak ediyorlar.’’

  • Birinci Britanya Kürt Üniversite Fuarı Yapılacak

    Birinci Britanya Kürt Üniversite Fuarı Yapılacak

    Britanya’da yaşayan Kürt gençlerine dönük yapılacak olan fuarda gençlerin eğitime teşvik edilmesi ve üniversiteye gitmeyi planlayan gençlere rehberlik yardımı yapmayı hedefliyor. Gençlere yardımcı olmak amacıyla İngiltere’deki farklı üniversitelerde okuyan öğrenciler ile beraber, bazı akademisyen ve profesyonel meslek sahibi katılarak gençler bilgilendirilecek.

    Birinci Britanya Kürt Üniversite Fuarı Yapılacak 1

    19 Aralık’ta yapılacak fuar Birtanya Kürt Birliği (Britain Kurdish Unity) tarafından organize ediliyor. Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde yapılacak bir günlük fuar bu anlamda büyük bir boşluğu kapatmayı ve gençleri eğitime teşvik etmeyi amaçlıyor.

    Britanya Kürt Üniversite fuarı’nı organize eden Britanya Kürt Birliği tarafından yapılan açıklamada, bu fuarın, gençler açısından Kürt Üniversite öğrencileri ve mezunlarla iletişim kurmak ve onlardan bu zor süreç ile ilgili fikir almak için önemli bir fırsat olduğu belirtildi. Yapılan açıklamada şunlar belirtildi;

    ‘‘Birinci Britanya Kürt Üniversite Fuarı (BKUF) tüm Üniversite düşünceleri olan Kürt gençleri için önemli bir imkandır. Üniversitedeki hayata dair fikir, kurs seçimleri ve gelecekteki kariyer imkanları bakımından yardımcı olacaktır.

    Öğrencilerin 30 değişik Üniversiteden gelen öğrenciler ve üniversite mezunları ile konuşma şansları olacaktır. Öğrencilerin ayrıntılı kurslardan, stajlara kadar herhangi bir konuda soru sorma şansları olacaktır.

    Fuarda, öğrencilerin kişisel ifadeleri (personal statements) veya UCAS başvurusu sürecinin diğer bölümleri için yardım ihtiyaçları varsa, burada tecrübeli öğrencilerden yardım alabilirler.

    Ayrıca dört farklı rakip Üniversitelerden Kürt gruplar ile özel bir ‘Kürt Üniversite Yarışma turnuvası’ olacaktır.

    Eğer Üniversitede okumayı planlıyorsanız yada Üniversiteye gidecek birisini tanıyorsanız, bu fuar gelecek hakkında sizin daha iyi seçimler yapmanız için çok yararlı olacaktır.’’

    Birinci Britanya Kürt Üniversite Fuarı ile ilgili daha fazla bilgi almak için bkuf@bkuf.co.uk email adresinden iletişime geçebilirsiniz.

    Fuar, 19 Aralık 2015, Cumartesi günü 1 ile 5 arası Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde yapılacaktır.
    Kurdish Community Centre,

    11 Portland Gardens,
    London,
    N4 1HU

    Birinci Britanya Kürt Üniversite Fuarı Yapılacak 2