Türk devleti, Kıbrıs’a yönelik 20 Temmuz 1974’teki işgal hareketini “Ayşe tatile gitti” parolasıyla başlatmıştı. Ayşe’nin 42 yıllık tatili, Kıbrıs’ta Türk ve Rum halklarına cehennemi yaşattı.
Erem Kansoy
Türk devleti Ada’nın bir bölümünü, karapara aklama, fuhuş, mafya, kumar merkezi haline getirdi. Türk ve Rum halkları ise birlikte yaşam düşüncesini canlı tutuyor. Kıbrıs Adası’nın tamamı şu anda Kıbrıs Cumhuriyeti yönetiminde Avrupa Birliği’nde bulunsa da, Türk devletinin askeri ve siyasi olarak 1974 yılından bu yana halen Ada’da bulunması onu, ‘çağdaş’ sömürgeci olduğu kadar uluslararası hukukta işgalci güç konumunda tutuyor.
Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar, ortak bir yaşam, tek temsiliyet ve eşit haklar temelinde 35 yıldır birlikte mücadele verse de hem İngiltere’nin garantör ülke pozisyonu, hem de Türk devletinin kirli oyunlarından dolayı Kıbrıslılar, 42 yıldır barış türküsü söyleyemiyor.
Kıbrıslı Rumların 2003 yılında Avrupa Birliği’ne yaptığı üyelik başvurusu kabul görürken, Kıbrıslı Türkler ise ‘İşgal Toprakları’nda yaşadıkları gerekçesiyle AB’ye alınmadı. Fakat, Kıbrıs doğumlu anne baba ve Kıbrıs doğumlu vatandaşlar Kıbrıs Cumhuriyeti yani AB pasaportu almaya hak kazandı.
Çektirmediğini bırakmadı
Özelleştirme politikaları, üretimden koparma ve asimilasyon, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerde bağımlılık, ambargo ve izolasyon yöntemlerinin yanı sıra medya ve basın sömürüsüyle de Türk devleti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1983 yılından bu yana Ada üzerinde yaşayan insanlara çektirmediği bırakmadı.
Kültürel yozlaşma ve kimlik sorunu ile burun buruna gelen Kıbrıslı Türkler, Ada’nın kuzeyindeki Türk devleti işgal topraklarında siyasi mücadele verebilecekleri bir platform dahi olmadan günlük yaşantılarına devam ediyor.
Her iki toplum içerisinde aktif ve geniş tabana sahip sol örgütler ise 2003 yılından bu yana ortak çalışmalar yürüterek dünyanın ilgisini çekmeye çalışıyor. İki toplumlu sosyal ve kültürel etkinlikler, spor aktiviteleri, iki toplumlu yaşam alanları gibi uzun soluklu çalışmalar ile Kıbrıslılar, 1974 öncesinde olduğu gibi bugün de birlikte yaşayabileceklerini dünyaya kanıtlama çabası içerisindeyken, Türk devleti zaman zaman belgelerle de ortaya çıkan ‘katil, hırsız ve kaçakçıların’ tatil merkezi olarak Ada’nın kuzeyini kullanıyor. Özellikle Ada’da yerli yaşam kültürü içerisinde kumar yadırgansa da, şu anda Türk devletinin yardımlarıyla açılmış durumda.
Türk işverenlerinin sahibi olduğu yüzlerce otel ve kumarhane, hafta sonları Türkiye’den Ada’nın kuzeyine giden zenginlerin eğlence merkezi haline gelmiş. Elbette gazinoları Ada’ya getirenler uyuşturucu, silah, kara para ve seks turizmini de getirecek veya getirilmesine göz yumacak.
Birlik çalışmaları da sürüyor
Acı gerçektir ki, üretimden koparılıp ekmek derdine düşürülüp, kimliksezliştirilen ve asimile edilen Kıbrıs Türk’ü kendi iç sorunları ile boğuşurken, Kıbrıslı Rum demokrat ve sosyalistler, Ada’nın birleşmesine yönelik çalışmalara Avrupa’da ve Kıbrıs’ta aralıksız devam ediyor.
Son olarak ‘Kıbrıs birleşsin, Türkiye’nin adaletsizliği son bulsun’ şiarıyla Britanya Kıbrıslılar Federasyonu tarafından kitlesel bir yürüyüş düzenlendi. Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ve Kıbrıslı sol örgütlerin de destek verdiği yürüyüşte Kıbrıslı Türkler de hazır bulundu. Londra’daki Türk Büyükelçiliği önünde toplanan eylemciler, işgale karşı basın açıklaması yaptı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “42 yıldır devam eden Ada üzerindeki Türkiye zulmünün derhal son bulması gerekiyor. Türk devleti, kendinden olmayan her toplumun başına adeta dert olmuş durumdadır.” Christos Karaolis’un başkanlığını yaptığı Britanya Kıbrıslılar Federasyonu’nun eylemindeki ‘İşgalciler çekilsin’, ‘İşgalci Türkler Ada’mızdan çekilsin’ sloganları, Kıbrıs’ın geleceği için de tek çözüm yolunun da göstermiş oluyordu. Hazırlanan dosya da Türk yetkililere sunuldu. Yürüyüş korteji daha sonra ise Trafalgar Meydanı’na ilerledi. Türk devletinin Kıbrıs’tan bir an önce çekilmesini talep eden 20 bin bildiri dağıtıldı. Photo-ParikiakiNewspaper.
Rojava Devrimi dördüncü yılında, 19 Temmuz Salı günü, Londra’da, Suruç şehitleri anısına açılan çadırda hatırlandı.
Sosyalist Kadınlar Birliği, Gikder ve Kürt Halk Meclisi’nin ortaklaşa düzenledikleri etkinlikte yapılan konuşmalarda Rojava’da gerçekleşen devrimin, Kürdistan’ın her parçasındaki mücadeleye ışık tuttuğu ifade edildi.
Geçen yıl, 20 Temmuz’da Suruç’ta Daiş’in bombalı saldırısı sonucunda hayatını kaybedenlerin anısına, Manor House’da açılan çadırda gerçekleşen anmada, PYD adına bir konuşma yapıldı.
Kürt Halk Meclisi eşbaşkanı Ali Boyraz’ın sunduğu program bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından, Gik-der temsilcisi Kemal Denli, Kürt Halk Meclisi eş başkanı Evrim Yılmaz, Gik-der temsilcisi Helin Pekgöz ve Ciwanan Azad UK temsilcisi birer konuşma yaparak, Rojava devrimini- günümüzde gelişen siyasi süreçte- değerlendirdiler.
Konuşmaların ardından, İbocan ve Hakan Kobane ve Rojava devrimi üzerine yazılan türküler seslendirerek bir müzik sunumu yaptılar. Etkinlik çadırda bulunan halkın halayları eşliğinde sona erdi.
Kürt Halk Meclisi eşbaşkanı Ali Boyraz
Boyraz açılış konuşmasında AKP hükümetinin Rojava devrimine karşı olumsuz tavrının başarısız olması sonucunda Kürdistan’daki savaş politikasını ağırlaştırdığını ifade ederek, şunları söyledi: ‘‘Rojava’da başarısız olan AKP faşizmi, özellikle Kürdistan’da, Sur, Gever, Silopi, başta olmak üzere bir çok öz yönetim alanlarını- Şırnak gibi şehirleri- yerle bir etti. Rojava’da Kürtlerin direnişini kıramayan, Kürtlere boyun eğdiremeyen AKP faşizmi özellikle Kürdistan’da bunu yapmaya çalıştı. Kürdistan’da da özellikle öz yönetim ve direnişte olan kitlemize boyun eğdiremediği zaman şehirlerimizi, ormanlarımızı, tarihimizi bombalayarak yok etmeye çalıştı. Bugün aynısını Türkiye halkına da yapmaktadır. Özellikle Daiş aracılığıyla Rojava’da yapılmak istenen, bugün çok fazlasıyla Kürdistan’da ve Türkiye’de yapılmak isteniyor. Özellikle Kürtlere, muhaliflere ve sosyalistlere yapılmak isteniyor. Bunun karşısında ancak tek bir yolla durabiliriz. Daha fazla örgütlülük, daha fazla direniş.’’
Gikder temsilcisi Kemal Denli
Rojava devrimini değerlendiren Denli Rojava devriminin Orta-Doğu halkları için önemine değinerek, özellikle kadınların öncülük etmelerine vurgu yaptı.
Denli şöyle konuştu: ‘‘Bundan tam dört yıl önce Rojava’da, Kobane kantonunun ilan ettiği bir öz yönetim vardı. Kobane kantonu kendi meclislerini ilan etti. Dört yılın öncesine gittiğimizde Suriye’deki Kürtlerin durumunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Adları, kimlikleri, yaşamları olmayan bir halkın dört yıl içinde kendi devletlerini kurduğu kendi yaşamlarını örgütlediklerine tanık olduk. Bu bize şunu gösteriyor öncelikle: nerede olursak olalım, kim olursak olalım direnişin, mücadelenin, kararlılığın, örgütlülüğün, bize çok kısa zamanda çok büyük başarılar kazanıldığını gösterdi.
‘‘Özellikle kadınlar başka bir anlam ifade ediyordu Orta-Doğu coğrafyasında. Onun içindir ki, Rojava devriminin özelliklerinin en temelinde kadın devrimi olmasıdır. Rojava halkı, özellikle kadın yoldaşlarımızın, kadın gerillaların sırtından başka bir noktaya taşındı. Bugün Orta-Doğu’da Rojava devriminden bahsederken aynı zamanda kadın devriminden bahsediyoruz. Kadının özgürlüğünün ve gücünün ne olduğunu bize Rojava’daki yoldaşlarımız çok iyi gösterdi. Biz bunu bugün Kürdistan’ın çok yerinde yaşıyoruz. Kürt Ulusal hareketinin bize kazandırdığı bu başkaldırıyı kadınların kendi omuzlarında sürdürmesi başka bir anlam ifade ediyor.
‘‘Gençlik zaten Kürdistan’ın dört bir parçasında da bunu yıllardır yapıyor; bedeller ödüyor. Bu güne kadar Kürdistan coğrafyasında binlerce gencimizi kaybettik; on binlerce gencimizi tutsak verdik; yüz binlercesi yaralandı, gazi oldu.
‘‘Rojava’nın özgürlüğü başka bir anlam ifade ediyor. Dünya halkları için gerçekten bir özel yan taşıyor. Dünyanın bir çok ülkesinde devrimler, kalkınmalar oluyor ama Rojava devriminde özgün olarak şöyle bir şey yaşandı. Dünyanın bir çok ülkesinde devrimciler, demokratlar sosyalistler, Rojava devrimine katıldı. Rojava devrimi Orta-Doğu halkları için de bir umut oldu. İspanya’dan, İrlanda’dan, Avusturalya’dan, Amerika’dan, Kanada’da, Nepal’den, Cin’den, Türkiye’den bir çok insan Rojava devrimine katılmak için Kürdistan’a geldi. İngiltere dahil, bir çok ülkeden Rojava’ya giden devrimciler, Rojava devrimini ileri taşımak için mücadele veriyorlar.
‘‘Türkiye’de bugün iktidarın iki gücü arasında kavgada biz yine devrimle çıkacağız. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Biz zaten Kürdistan’da yıllardır askeri darbeyi yaşıyoruz. Devrimciler zaten Türkiye’de yıllardır öldürülüyorlar, katlediliyorlar, ceza evine atılıyorlar. Bunlar kendi aralarındaki kavga. Bizim avantajımız, devleti ortadan kaldırdılar; devlet geleneği diye bir şey kalmadı. Devrimciler ve yurtseverler bunu bir adım ileri taşımak zorundalar. Rojava devrimiyle Türkiye ve Kürdistan’daki devrimi birleştirmek zorundalar. Artık zaman o zaman. Onun için umutsuzluk değil. Umudumuzu büyüteceğimiz umutlarımızı daha da büyüteceğimiz bir döneme girdik. Sorumluluklarımız artacak.
‘‘Daha bir kaç ay önce Lice’de katledildik. Cizre’de yakılarak katledildik. Ve hala devam ediyor bunlar. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki, mücadelenin örgütlülüğü, bizi ileriye taşıdığı gibi, bizi devrime de taşıyacak. Rojava’nın ışığını Türkiye ve Kürdistan’a taşımalıyız ve taşıyacağız.’’
‘‘Türkiye devrimci hareketinin bir çok bölüğü bugün Rojava’da Kürt Ulusal Hareketiyle birlikte hareket ediyor; şehitler veriyor, gaziler veriyor. Rojava devrimini kendi devrimleri olarak görüyorlar. Bugün burada 33 tane pıril pıril genç insandan bahsediyoruz. Bunlar Rojava’nın üçüncü yıl dönümünde Rojava’ya ses olmak için, Rojava’ya hareket ettiler. 19 Temmuz günü bir kısmı Rojava’ya girebildi, bir kısmını Türk devleti geçmelerine izin vermedi. Geri kalanlar bunu protesto etmek ve Rojava devrimini anmak, Rojava devrimiyle dayanışmak için basın açıklaması yapmak istediler ve katledildiler.
‘‘Bizim için bir milat oldu bu. Son bir yıl yaşanılan süreç, Kürdistan devriminin Türkiye devrimiyle iç içe geçtiği bir sürece dönüştü. Bunlar Türkiye devrimci hareketinin çok değerli insanlarıydı. Hepsi gençti, hepsi yetenekliydi, hepsi geleceğin devrimci önderleriydi. Biz bu devrimci önderlerimizden aldığımız ışığı Kobane’ye taşıdık. Onlarla beraber giden ve bir gün önce Kobane’ye giden bütün gençlerimiz bugün Kobane’de savaşıyorlar. Hepsi Kobane’nin, Rojava’nın mücadelesinin bir parçası olmuşlar. Onların ışığını bizler de taşıyoruz.
‘‘Rojava devrimi var olan bir gerçek ve Orta-Doğu’da bir ışık yarattı. Dune kadar görevimiz Rojava ışığını korumaktı. Bugün, Rojava devrimini Orta-Doğu, Türkiye ve Kürdistan’ın dört parçasına yaymak gibi temel bir görevimiz var.’’
Kürt Halk Meclisi eşbaşkanı Evrim Yılmaz
Yılmaz, kadınların Rojava devrimini bireysel olarak herkesin kendi hayatlarında yaşatmalarının önemine vurgu yaparak, şöyle konuştu: ‘‘Öncelikle 19 Temmuz Rojava devriminin mimarı olan başta Başkan Apo’nun, yine enternasyonalist tüm devrimci şehitleri, Türkleri, Kürtleri, başta kadınlar olmak üzere, burada tekrar tekrar anmak gerekiyor. Rojava devrimi başta Kürt halkı olmak üzere, tüm halklara, tüm insanlığa, kutlu olsun.
‘‘Kadın devrimi olması özelliğiyle tüm kadınlara kutlu olsun diyoruz. Orada bir devrim yapıldı, bir insanlık devrimi yapıldı. Bu devrim toplumun değişimi, dönüşümü; bu devrim direniş devrimi; bu devrim diktatörlüğe, kapitalizme, tüm egemen sistemlere karşı yapılan bir devrim; bu devrim bir halk devrimidir. Bütün halkları buluşturdu. Tüm Orta-Doğu’da, tüm Dünya’da bütün halklara bir umut kaynağı oldu. Bizlere nefes açtı. Bu anlamda bu devrimi sahiplenmek hepimizin boynunun borcudur. Bu devrimin aynı zamanda bütün alanlarda, başta bizlerde olmak üzere zihniyetimizde, yaşam tarzımızda ve örgütlülüklerimizde kendini göstermesi gerekiyor. Büyük bir kahramanlığın sonucu büyük şehadetler sonucu oluşan bir devrimdir. Önümüzü aydınlatan, geleceğimizi aydınlatan bir devrim.
‘‘Rojava devrimini bütün alanlara yayarak anlam bulur. Kadın olarak da daha güçlü sahiplenmesi gerektiğini düşünüyorum.’’
Gikder temsilcisi Helin Pekgöz
Pekgöz, de konuşmasında kadınların Rojava devrimini daha fazla sahiplenmeleri gerektiğini ifade ederek, Suruç’ta öldürülen genç kadınların Rojava devrimi ve devam eden mücadelelerine ışık tutacağını ifade etti. Pekgöz şöyle devam etti: ‘‘Rojava devriminin bir kadın devrimi olduğunu söylüyoruz ama maalesef kadınlar olarak belki de yeterinde sahiplenmiyoruz. Rojava’da düne kadar, kadınlara güven olmayan bir süreçte Rojava’da kadınlar direnişin başına geçtiler, önderlik yaptılar. Rojava devrimi Batı’yı ve Kürdistan’ı birleştirdi. Batı’da, Kürdistan’da kadınlarımız direnişlerin başına ve öz savunmaya geçtiler. 33 canımız şehit düşerken, içlerinde hayatlarını yitiren Polen’lerimiz, Ezgi’lerimiz, Hatice’lerimiz Rojava’ya giderken şöyle dediler, ‘biz kadın cephesine, silkilerek gideceğiz, oradaki kadın mücadelesini kuşanarak gideceğiz’, dediler. Ve giderken de şehit düştüler. Bunlar bize ışık tutacaklar.’’
Müzik programına geçmeden önce, etkinliğe katılanlar arasında da Rojava devrimine ilişkin konuşma yapanlar oldu.
Geçtiğimiz hafta 15 Temmuz’dan bugune gündemden düşmeyen ve dünyanın gözünün Türkyeye diktiği senaryo darbe ve darbe içinde darbe hareketleri Türk Cumhurbaşanına Avrupa’dan da tepkiler giderek büyüyor.
Haber-fotoğraf:Erem Kansoy
Türkiyedeki hızlı gelişmeler ve yaşanan kaos içerisinden Erdoğan’ın nemalandığı son günlerde bir çok sivil toplum örügütü, kurum ve kuruluş acil toplantılar ile gündemi değerledirip çözüm yolları ararken İngiltere’de en büyük sendika olan UNITE’ın 15 Temmuz ve Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit ile ilgili yayınladığı yazılı açıklamanın ardından çeşitli sendika başkanları ve kurum temsilcileri ortak bir basın açıklaması yaptı. Düzenlenen basın açıklamasına birçok sendika destek versede toplantının çok acil düzenlenmesi nedeniyle toplantıda tüm sendika temsilcileri hazır bulunamadı. Toplantıya katılamayan bir çok sendika ise mesajlar gondererek destek belirtti.
Day-Mer’in Spot (Solidarity with Turkish People) grubu çatısı altında düzenlediği acil basın açıklaması merkez Londra’da bulunan UNITE binasında gerçekleştirildi. Düzenlenen ortak basın açıklamasında Day-Mer adına öncelikle sözü alan Oktay Şahbaz darbe girişiminin ve ardından gelen sürecin çok tehlikeli olduğunu, Türkiyede Erdoğan ve AKP hükümetine muhalif tüm kesimlerin insalık dışı uyugulamalar ile yüzleştiğini vurguladı. Şahbaz’ın açılış konuşmasının ardından PCS, UNITE, NUT, RMT, Stand up to Racism, Unıte against Facism, Green Party ve ITF ile çeşitli kurumların onayladığı ortak basın bildirisini Day-Mer sözcülerinden Çağdaş Canpolat okudu.
SPOT tarafından hazırlanan ortak basın bildirisnde, Türkiye demokrasi dışı bir olayla daya yüzleşti, yaşanan darbe girişimi ile 8 Bin kişi hapialere tıkılrken yaklaşık 300 kişide hayatını kaybetti. Erdoğan’ın tek kişilik iktidar kurma çabaları kabul edilemezdir, Fetullah Gulen’inde darbe girişiminde parmağı olduğu düşünülsede artık şu aşamada bunu gerçek bir bulgudan sayamıyoruz.” Şfadelerinede yer verildi.
Basın bildirisinin okunmasının ardından toplantıda hazır bulunan RMT başkanı Sean Hoyle söz aldı. Hoyle konuşmasında Türkiyenin içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklendiğini ve acil tedbirler alınması gerektiği vurgusu yaptı.
Sean Hoyle – RMT Başkanı
“Başta burada olmamızın amacı Türkiyedeki işçi ve emekçi yoldaşlarımız ile ezilen haklara olan desteğimizi ve omuz omuza duruşumuzu göstermektir. Türkiyedeki mini darbe girşimi ve ardından Erdoğan’ın konuşmasında geçen ‘darbe allahın bir lutfudur’ ibaresi yaşananların ciddiyetini gösterirken öte yandan binlerce insan tutuklandı ve masum insanlarda hayatını kaybetti. Erdoğan tüm bu hamleler ile Türkiyede diktatörlüğü getirip yönetime geçmek istemesini göstermektedir. Mevcut düzende düşünce özgürlüğü ve eşitlik hakları ayaklar altına alınırken, bizler RMT olarak Türkiye’de yaşayan ve ezilen her kesimler dayanışma içerisinde omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtmek isterim.”
Sean Hoyle’nin kkonuşmasının ardından söz alan Stop The war Coalition başkanı Chris Nineham ise Kürt halkıyla dayanışma içerisinde olacaklarını vurguladı.
Chris Nineham- Stop the war coalıtion Başkanı
“Erdoğan bir çok koldan yönetimi ele geçirmeye çalışıyor, Kürt halına karşıda hukuksuz bir savaş açmak durumdadır. Öğrenciler, akademisyenler, gazeteciler çok ciddi bir baskı altındalar, militarist ve anti demokratik yollarla ülke kaosa sürüklenerek 15 temmuz’da anti demokratik bir hamle yapıldı. Türkiyede Kürtler özgürce yaşamadığı sürece demokrasi, özgürlük ve eşitlikten kimse söz edemez. Erdoğan’ın dikatörlük sistemi içerisinde ezilen halkların ve kendisine savaş açılan Kürt halkının yanındayız.”
Konuşmaların tamamlanmasının ardından, toplantının moderatörü Oktay Şahbaz’da son değerlendirmeyi yaparak basın toplantısını kapattı.
Bir yılı aşkındır haber alınamayan Kürt halk önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecritin derhal kaldırılmas ve ayrıca 15 Temmuz ‘darbe’ tiyatrosundan sonra Öcalan’ın yaşamı ve sağlık durumu ile ilgili de hiç bir bilgi elde edinilememesi üzerine Avrupa’dan tepkiler giderek yükseliyor.
Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy
Londra merkezde bulunan Amnesty International merkez binası önünde Roj Kadın Meclisinin çağırısı ile toplanan kalabalık bir insan hakları kurumu olan Amnesty International’dan Öcalan’ın durumuna ilişkin bilgi ve açıklama talebinde bulundu. Öğlen saatlerinde başlayan eylemde Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanları Evrim Yılmaz ve Ali Poyraz, Roj Kadın Meclisi sözcülerinden Turkan Budak ve Birsel Poyraz ile Önder Öcalan’dan haber almak isteyen bir grup yurtsever hazır bulundu.
Eylem öncesinde hazırlanan ve Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın üzerinde uygulanan tecriti belgeleyen ayrıca 15 Temmuz sürecinden buyana Öcalan’dan haber alınamamsının insanlık dışı olduğunu vurgulyan dosya eylem sırasında Birsel Poyraz, Fatma Ana ve Evrim Yılmaz tarafından Amnesty International yetkililerine teslim edildi. Düzenlenen eylemde ‘terörist Türkiye, Kürdistandaki faşist saldırıları durdurun, hepimiz Öcalanız’ sloganları İngilizce olarak aralıksız atılırken yine İngilizce olarak hazırlanan ‘Kürt halk önderi Abdullah Öcalana özgürlük!’ başlıklı bildiride çevredekilere dağıtıldı.
Yaklaşık 2 saat süren eylemde, Roj Kadın Meclisi adına Türkan Budak ve Kürt Halk Meclisi Britanya adına Ali Poyraz gazetemize demeç verdi.
Türkan Budak
“Avrupa Kürt kadın hareketinin 30 Temmuz’a kadar önderliğimizin özgürlüğü için almış olduğu bir kararla eylemmize başladık. 30 Temmuz’a kadar Avrupa’da tüm ülkelerde af örgütleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşları önünde önderliğimiz üzerindeki tecritin kırılması artık ciddi şekilde gündemimizdedir.
15 Temmuz’da Türkiyedeki darbe girişiminden dolayı genel anlamda Kürt halkı çok ciddi şekilde önderliğimizin yaşamaı ile ilgili endişelermiz ve kaygılarımız var. Biz bugün İngiltere’deki Roj Kadın Meclisi öncülüğünde tüm kitlemize yaptığımız çağırı ile Amnesty International merkezinin önüne toplandık. Amnesty International uluslar arası af örgütü Türkiye masası ile görüşme yapacaklarını belirtti. Bizim talebimiz önderliğimiz ile ilgili derhal harekete geçmeleridir. Önderliğimizin yaşamı ile ilgili acil bir çağırı yapmaları gerekiyor.
Türkiyedeki bu gerginlik giderek savaşın derinleşeceğine işarettir bunun için halkımızın sürekli hareket halinde olması gerekiyor, duyarlılığın üst düzeyde olması gerekiyor tüm halkımızı sürece karşı doğru bir mücadele göstermesi ve sürekli kurumları ile irtibatta olmasını öneriyoruz.”
Ali Poyraz
“Başkan Apo üzerinde çok ciddi bir tecrit ve baskı 18 yıldan beridir kurulmuştur. Bu baskıyı işkenceyi en başta Kürt halkına yönelik bir baskı olarak görüyoruz, Türkiye halklarının, Ortadoğu halklarının esir alınmak istenmesi ve ortadoğuda dizayn edilmek istenen sistemin önünü açmak için bu tecriti uyguluyorlar.
Şuanda önder Apo’nun tüm Kürtler olarak hayatından endişe ediyoruz, uluslar arası af örügütü her nekadar devletlere bağlı olmayan bir kurum olsada görevini malesef bu noktada yerine getirmemektedir. Bir insanı bir halkın önderini 18 yıl tecrit altında tutulacak, avkatları yakınları görüşemeyecek, can güvenliğinden endişe duyacak ve bir af örgütü temsilci çıkıp bu konuda ne oldu diye sormayacak… bunu öncelikle af örgütünün görevlerinden olmasından dolayı ve af örgütünün bu görevlerini yerine getirmediğinden dolyaı şiddetle kınıyoruz. Söz konusu Kürt halkının önderliği olunca malesef af örgütü de sessizliğe bürünmektedir. Af örgütü devletlerle girmiş olduğu ilişkiden dolayı fazla çıkış yapamamktadır. Af örgütü nerede bir insan hakkı ihlali varsa buna müdahale etmesi gerekiyor.”
Britanya’da yaşayan Ermeniler Pazar günü düzenlenen Altıncı Ermeni sokak festivalinde bir araya geldi.
Londra’nın Kensington bölgesinde bulunan St. Sarkis Ermeni Klisesi yanındaki açık alanda yapılan festival renkli görüntülere sahne oldu. Sahneden Ermenice müzik ve dansların yapılırken alanda kurulan standlarda Ermeni mutfağına ait yemekler ikram edildi.
Festivale Ermenistan ve Britanya’dan da çok sayıda misafir katıldı. Ermenistan konsolosluğu yetkilileri ile beraber Ermeni din adamları da festivalde hazır bulundu. Haringey belediye başkanı Ali Gül Özbek’in de katıldığı festivale Kürdistan Ulusal Kongresi üyeleri de katılarak destek verdi. Festivalin özel konuğu olarak gelmesi planlanan HDP Milletvekili Garo Paylan Türkiye’deki son gelişmelerden kaynaklı katılmadı.
Festivalin açılışında konuşan Piskopos Hovakim Manukyan, festivalin Britanya’da yaşayan Ermenileri bir günlüğüne de olsa bir araya getirmek olduğuğunu ifade etti. Manukyan, bu seneki festivalin, Ermenistan’ın bağımsızlığının 25’inci yıldönümüne denk geldiği için özel bir boyut kazandığını belirtti.
Festivalde Axtamar halk dansları grubu sahne alırken müzik programında ise, Levon Chilingaryan, Gevorg Kapetyan ve İveta Mukuchyan sahne aldılar.
Geleneksel olarak düzenlenen Stand up to racism, “Irkçılığa karşı ayağa kalk” yürüyüşü bu yılda geniş katılım ile gerçekleştirildi.
Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy
Hafta sonu düzenlenen yürüyüşte yaklaşık 20 Bin vatandaş, İngiliz hükümetinin kemer sıkma politikaları, dış politikadaki başarısızlığı, mülteci sorununa yaklaşımı ve ırkçılık protesto edildi. Anti-Irkçı ve Anti-Faşist aktivistlerin, İşçi sendikaları, öğrenci birlikleri, Avrupa Birliği mensubu Romanya, Bulgaristan ve Polonya göçmenleri, Roman’lar, Kürt, Müslüman ve Hristiyan gruplar de destek verdiği yürüyüşte, İngiltere’de yaşam sürdüren birçok toplumdan duyarlı vatandaşlar, Woodcraft Folk, Dale Farm destekçileri grubu, NHS çalışanları, öğretmenler sendikası, Engelliler grubu ve sivil toplum örgütleri de hazır bulundu. Büyük yürüyüş her yıl olduğu gibi Stand up to racism ve halklar meclisi gruları tarafından organize edildi. Yürüyüşte ayrıca geçtiğimiz günlerde göreve getirilen Teressa May’de protesto edildi. May torilere yakınlığı ile biliniyor.
Büyük yürüyüşte, Manchester,Glasgow, Liverpool ve Londra çevresinde aktif kurum, kuruluş ve sendikalardan da destek geldi.
Londra merkezde düzenlenen yürüyüşte ayrımcılık, haksız yere suçlamalar ve ırkçılık karşıtı sloganlar atıldı, özellikle siyahilere yönelik saldırılar da şiddetle kınandı. Öğlen saatlerinde BBC kanalı binası karşısında toplanan katılımcılar buradan parlamento binasına doğru yürüyüşe geçti.
Birçok kurum ve kuruluş ile sivil toplum örgütünün katıldığı etkinlikte merkez Londra trafiğe kapatıldı. Yürüyüşün tamamlanmasının ardından Parlamento meydanında toplanan coşkulu kalabalık burada örgüt temsilcileri ve konuşmacıları dinledi.
Jeremy Corbyn’de mesaj gönderdi
Doktor sendikaları, işçi ve emekçi kurumları ile aktivist grupların adına yapılan konuşmaların ardından İşçi Partisi Jeremy Corbyn’in yürüyüşe katılamaması üzerine gönderdiği mesaj okundu.
Jeremy Corbyn’in İngiltere’nin başbakanı olmasını isteyen kalabalık kitle mesajı coşkuyla karşıladı. Mesajında Corbyn, “devlet şuanda çok zayıf ve ikiye bölünmüş durumda Avrupa birliği meselesi devleti çok zayıflattı, ırkıçılaraifaşistlere ve aşırı tutuculara karşı sağlam durup organize olmalıyız” ifadelerinede yer verdi.
Day-Mer adına Oktay Şahbaz kitleye seslendi
Türk ve Kürt Toplum Merkezi Day-Mer adına kitleye yyönelik konuşma yapan Oktay Şahbaz “ Türkiye’de bugün yaşananlar büyük bir insanlık ayıbıdır ve demokrasiyi ayaklar altına almaktır, bunlara karşı sesimizi yükselteliyiz” ifadelerenide kullandı.
Yaklaşık 3 saat süren protesto etkinliğinde katılımcılar İngiltere’nin de dünyadaki mülteci sorununa çözüm bulup savaşları durdurmaya yönelik hamleler yapması yönünde çağırıda bulundu.
TSK’den yapılan açıklamada “Türk Silahlı Kuvvetleri; anayasal düzeninin, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin tekrar temin ve tesisi; ülkede hukukun üstünlüğünün yeniden hakim kılınması; bozulan asayiş düzeninin tekrar sağlanması; maksadıyla ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.
Tüm uluslararası anlaşmalarımız ve taahhütlerimiz geçerliliğini korumaktadır. Tüm dünya ülkeleri ile iyi ilişkilerimizin devam edeceğini temenni ederiz.” denildi