Category: slıder

  • İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor

    Britanya’nın en büyük sendikası olan Unite sendikasının yıllık olağan konferansı çerçevesinde yapılan Kürt konulu özel toplantıda Kürt halkıyla dayanışmanın yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

     

    Aladdin Sinayiç-Brighton

    İngiltere’nin Brighton kentinde yapılan konferansta ‘Demokrasi, özgürlük ve eşitlik için Kürt halkının mücadelesiyle dayanışmayı inşa etme’ adı altında özel bir toplantı yapıldı. Unite sendikası delegesi ve Kürt aktivist Roza Salih tarafından yönetilen toplantıda Unite Sendikası genel başkan asistanı Steve Turner, GMB Sendikası Uluslararası Genel Sekreteri Bert Schoewenberg, HDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü, İnsan hakları savunucusu Avukat Muharrem Erbey ve akademisyen Dilar Dirik birer sunum yaptı. Toplantıya çok sayıda sendikacı katıldı.

    Kürdistan’ın Parçalanmasında Britanya’nın Büyük Rolü Var

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 16
    Roza Salih

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Roza Salih Kürdistan’daki son güncel gelişmeler hakkında bilgi verdikten sonra; ‘‘Kürdistan’da kimlikleri ve düşüncelerinden kaynaklı her gün çok sayıda Kürt öldürülüyor ve tutuklanıyor. Britanya ve Fransa emperyalizmi Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesinde başrol oynamışlardır. Britanya sendikalarının bu dayanışması çok önemli. Kürtlerin verdiği mücadele sadece Kürtlerle alakalı değil, aynı zamanda bölgeye demokrasi, eşitlik ve özgürlük getirme mücadelesidir.’’ dedi.

     

    Kürtler Bölgede Barışın Anahtarıdır

    Unite Sendikası genel başkan asistanı Steve Turner Unite sendikasının neden ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası başlattıklarını anlatarak; ‘‘Bu kadar önemli bir konuda benim için konuşmak bir onurdur. Biz uluslararası bir emek hareketiyiz. Dünyadaki sorunlara karşı duyarsız kalmamız mümkün değildir. Filistin ve Kolombiya gibi yerler başta olmak üzere sorunlar için çok sayıda kampanya yürüttük.’’ dedi.

    Kürt Halkıya Dayanışma İçinde Olmak Öncelikli Görevimiz

    Kürt halkıyla dayanışmanın önemine vurgu yapan Turner şunları belirtti; ‘‘Sycos Picot antlaşmasıyla beraber Kürdistan bölündü. Bölgenin barış anahtarı olan Kürtler, aynı zamanda bölgenin demokrasi inşasına öncülük edebilecek seküler, eşitlikçi bir toplum. Kadın hakları için mücadele veren, emek hareketinin arkasında olan bu toplumla dayanışma aynı zamanda bizim de öncelikli görevimiz.

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 17
    Steve Turner

    Öcalan Özgürlük kampanyası çerçevesinde Britanya parlamentosunda düzenlediğimiz toplantıya katılan Kürt milletvekillerinden Kürdistan’da yaşanan vahşeti dinledik. İnsanlar canlı canlı bodrumlarda yakıldı. İnsan cesetlerinin parçaları nehirlere atıldı. Bu Kürdistan halkının günlük olarak yüz yüze kaldığı gerçeklerdir. Yine bizim ile parlamentodaki toplantıya katılan DBP eş genel başkanı Kamuran Yüksek cezaevine konuldu. Bu örnek gibi her gün çok sayıda insan tutuklanıyor, işkence görüyor ve katlediliyor.

     

    Öcalan Cezaevindeyken Barış Görüşmeleri Başarıya Ulaşmaz

    Tek bir çözüm var, o da siyasi çözümdür. Ama Kürt halkına karşı her gün bunları yapan bir devlet ile, Kürt liderleri zindana atan bir devletle bu çözüm elbette zor. Bu yüzden Öcalan’a özgürlük kampanyasını önemsiyoruz. Çünkü Öcalan bölgenin barış ve demokrasisi açısından çok önemli bir pozisyona sahip. Ancak Öcalan cezaevindeyken bu rolünü oynaması mümkün değil. O yüzden Öcalan’a özgürlük talebimizi çok net ve yüksek bir sesle kendi hükümetlerimize Türk devletine baskı yapmalarını sağlamak için iletmeliyiz.

    Bu nedenle biz sendika olarak dayanışmayı yükseltmeli ve kampanyalarımızı yaymalıyız. Çünkü biliyoruz ki mücadele etmeden sadece istemekle haklar elde edilmez. Siz üye ve delegelerden de talebimiz Öcalan’a özgürlük kampanyasına dahil olmanız ve bulunduğunuz her yerde kampanyaları büyütmenizdir.’’

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 10

    1990’lardaki Gibi Saldırılar Devam Ediyor

    Toplantının diğer bir konuşmacısı GMB Sendikası Uluslararası Genel Sekreteri Bert Schoewenberg di. Ülkenin ikinci büyük sendikası olan GMB sendikası da Unite sendikası ile birlikte ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası yürütüyor.

    GMB adına toplantıda bir konuşma yapan Schoewenberg şunları ifade etti; ‘‘Unite sendikasının düzenlediği bu toplantıya GMB sendikasından doğru katılma şansının verilmesi çok güzel. Unite sendikası ile birçok konuda farklı düşünsek te iki konuda yüzde yüz hemfikiriz. O da yoldaş Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşturulmasıdır.

    Şubat ayında Unite sendikası yetkililerinin de içinde olduğu bir heyet ile Türkiye Kürdistan’a, başkent Amed’e gittik. Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarına tanıklık ettik. 1990’lardaki gibi yine saldırılar artarak devam etmekte.

    Saldırılar Aynı Zaman Kürt Halkının Hafızasına Ve Tarihine Yönelik

    Amed’in Sur ilçesi Unesco dünya mirası listesinde bulunuyor. Biz ordaykene yakınına bile yaklaşmamıza izin vermediler. Türk güvenlik güçleri tarafından etrafı kuşatılmıştı. Kadınaların ve çocukların da içinde bulunduğu çok sayıda sivil insan mahsur kalmıştı bu kuşatmada. Biz döndükten sonra kuşatma kalktı. 50 binden fazla insan yerinden edildi. Çok sayıda insan katledildi. Ve Sur’un tümü hemen hemen dümdüz bir çöl haline getirildi. Bu sadece Kürtlere yönelik bir saldırı değildii, Kürt halkının varlığına, hafızasına, tarihine ve kültürüne yönelik bir saldırıydı.

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 12

    Türk lideri Erdoğan Saddam Hüseyin’den daha kötü bir noktada ve Kürt halkının haklarını Kabul etmeyen bir pozisyonda duruyor. Şuan Erdoğan’a muhalefet eden herkes terörist ilan ediliyor, sendikacılar, gazeteciler, herkes büyük baskı altında.

    PKK Bitecek Bir Örgüt Değildir

    Biz oradayken de şunu net gördük, insanlar, siyasetçiler demokratik çözümü savunuyor. Askeri yoldan değil diyalog yoluyla çözüm istiyor, Kolombiya ve Afrika’da olduğu gibi. Erdoğan’ın tarzıyla PKK asla bitecek bir örgüt değildir. Arkasında halk vardır.

    Sesimizi Daha da Yükseltmeli

    Oradaki zulüm ve baskı maalesef Avrupa basınında yer bulmuyor. O yüzden yürüttüğümüz dayanışma ve Öcalan’a özgürlük kampanyasını önemsiyoruz. Sesimizi daha da yükselterek bir fark yaratabiliriz. Çünkü Öcalan sadece Türkiye için değil tüm Ortadoğu için barışın anahtarı konumundadır. GMB olarak Unite sendikasındaki yoldaşlarımızla Kürdistan’a adalet için çalışmalarımızı daha ileri taşıyacağız.

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 7

    Dünya İşçi Sınıfının Birleşmesi Tarihi Önemde

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 5
    Ertuğrul Kürkçü

    Unite sendikasının özel davetlisi olarak konferansa katılan HDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de toplantıda geniş bir sunum yaptı. Kürkçü, Türkiye’deki son siyasal gelişmeleri toplantı katılımcılarıyla paylaştıktan sonra dünya emekçi sınıfının bir araya gelmesinin neden bu kadar önemli bulduğunu ifade etti. Kürkçü şunları belirtti; ‘‘Dünya işçi sınıfının bir araya gelmesinin ve birlikte mücadele etmesinin önemine değinildi. Ve Dünya emek örgütlerinin halkların kendi kendisini yönetmesi ilkesini benimseyip bunun için mücadele etmeli. Şuan Kürtler de demokratik özerklik için mücadele vermektedir Türkiye, İran ve Suriye’de. Kürtler tüm parçalarda baskıcı sistemlere karşı büyük mücadele veriyor.

    Türk devleti Kürdistanı tekrardan kolonileştirmeye çalışmaktadır. Suriyeli mülteciler aracılığıyla demografiyi değiştirmeye çalışmaktadır. Bunun karşısında daha güçlü durmalıyız. Sizin gibi emek örgütlerin de kendi ülkelerindeki iktidarlara bu yönlü baskı uygulamalı.’’ 

    Kürdistan Kentlerinden Ölüm Kokusu Yükselmektedir

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 15
    Av Muharrem Erbey

    Toplantıda İnsan hakları savunucusu Avukat Muharrem Erbey de bir sunum yaparak konuşmasına, emek mücadelesi verenleri selamlayarak başladı. Uygarlıkları yaratan yegane değerin emek olduğunu ifade eden Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın fikirleri ve durumu hakkında bir sunum yaptı; ‘‘Öcalan yaşamını Kürt halkının özgürlüğüne adayan bir lider. Bu noktada sadece Kürt halkının lideri değil, Ortadoğu’daki sorunlara fikirleriyle çözüm üretebilecek güçlü bir analiz gücüne sahip. Tarihi gerçeklerden kopmayarak tespitler yapabilen bir lider. Uzun bir zamandır kendisiyle hiçbir şekilde iletişim kurulamamıştır. Kendisiyle devam eden çözüm görüşmeleri devlet tarafından kesilmiştir.

    Kürdistan kentlerinin Türk devleti tarafından büyük bir yıkıma maruz kaldığını belirten Erbey, Kürdistan kentlerinin her yerinden ölüm kokuları yükseldiğini ifade etti. Erbey, Ölümlerin durması için Öcalan’ın özgür olması gerektiğini belirterek, ‘Bu anlamda İngiliz sendikalarının yürüttüğü kampanya çok anlamlıdır.’ dedi.

    Rojava Tüm Suriye İçin Bir Modeldir

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 3
    Dilar Dirik

    Akedemisyen Dilar Dirik te yaptığı konuşmada Rojava özgülünde Kürt halkının verdiği mücadele hakkında bilgilendirme yaptıktan sonra, Suriye’de Kürtler’in var olan iki faşist kesimin de yanında durmayarak kendi modelini geliştirdiğini ifade etti. Dirik daha sonra Rojava’da inşa edilen sistemin neden tüm Suriye için model olabileceğini detaylı bir şekilde anlattı.

     

     

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 10

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 6

    İngiliz Sendikaların Kürtlerle Dayanışması Büyüyerek Devam Ediyor 4

     

     

  • Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik

    Kürdistan’da devam eden savaşın yaralarını sarmak amacıyla Heyva Sor A Kurdistan yardım vakfı zengin programlı etkinlik düzenledi. Dalston’da bulunan Halkevi binasında yapılan etkinliğe Avukat Muharrem Erbey ve Nar Ağacı kitabı yazarı Vanessa Altın da katılıp birer sunum yaptılar.

     

    9 Temmuz Cumartesi günü Dalston’da bulunan Halkevinde yapılan etkinlikte, canlı müzik ile beraber fotoğraf sergisi de yapıldı. Aynı etkinlikte Kürdistan mutfağında yöresel yemekler de misafirlere takdim edildi. Etkinliğin panel programında insan hakları savunucusu Avukat Muharrem Erbey Türkiye ve Kürdistan’daki son gelişmeleri ve insan hakları ihlalleri ile ilgili sunum yaptı.

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 1
    Avukat Muharrem Erbey ve Avukat Ali Has

    Avukat Muharrem Erbey konuşmasında Türkiye’nin demokratikleşmeye karşı direndiğini belirtti. Erbey; ‘‘Kürdistan’da yapılan saldırılar karşısında sessiz kalamamayız. Demokrasi ve hukuk alanında çok ciddi sorunlar var. Türkiye demokratikleşmeye karşı direnç gösteriyor. Devletin sosyal ve toplumsal alandan elini çekmesi gerekir. Hayatın her alanına müdahale eden bir devlet gerçekliği söz konusu.’’ dedi.

    Erbey son dönemde Kürdistan’da yaşananların çok ciddi boyutlarda olduğunu ve Türk devletinin Kürdistan kentlerinde büyük tahribat yarattığını ifade etti. Erbey; ‘‘Şuan Silvan, Sur, Cizre, Şırnak ve Nusaybin gibi kentlerde insanlar yıkılan evlerinden, yaşanan ölümlerinden çok sahipsizliğe üzülüyorlar. Seslerinin duyulmamasına üzülüyorlar. Evler, Camiler, Okullar özel askeri üs olarak kullanıldı, evler yakıldı yıkıldı, insanların yatak odalarında gurur kırıcı fotoğraflar çekip servis ettiler. Kültürel değerlere saldırıldı. Şimdi konuşma zamanı. Hiç kimse susmamalı şuanda. Yaşananlar daha yüksek bir ses ile anlatılmalı.’’ dedi.

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 1
    Vanessa Altın (The Pomagrante Tree romanı yazarı)

    The Pomegranete Tree (Nar Ağacı) kitabı yazarı da etkinlikteydi  

    The Pomegranate Tree-Nar Ağacı kitabının yazarı Vanessa Altın da etkinlikte kitabın hikayesini ve Kürt mültecilerle çalışma deneyimlerini anlattı. İngiliz gazeteci yazar Vanessa Altın’ın yeni kitabı Nar Ağacı Daiş çetelerinin saldırılarından sonra parçalanan ailesinin izini süren genç Kürt savaşçı Dilvan’ın hikayesini anlatıyor. Yazar Vanessa Altın’ın kitabı ilk baskısından sonra büyük yankı uyandırmıştı. Nar Ağacı kitabının gelirlerinin bir bölümü Heyva Sor A Kurdistan’a aktarılıyor. İngiliz gazeteci yazar Altın Kuzey Kürdistanlı bir Kürt ile olan 15 yıllık evliliğinden iki kızı bulunuyor.

    Altın, etkinlikte romanın arkasındaki hikayeyi ve uzun bir süredir Türkiye’deki mülteci kamplarında yürüttüğü çalışmalarını katılımcılarla paylaştı.

     

    Dayanışma Zamanı

    Heyva Sor a Kurdistan vakfı yetkilileri tarafından yapılan açıklamada etkinlikten elde edilen gelirin tümünün son dönemde Türk devletinin saldırılarından zarar gören ihtiyaç sahiplerine gönderileceği ifade edildi. Açıklamada Cizre, Şırnak, Yüksekova, Sur ve Nusaybin gibi Kürdistan kentlerinde on binlerce insanın evlerinin yıkıldığı, farklı kentlere göç etmek zorunda kaldığı belirtilirken, Avrupa’da yaşayan insanlarımızın da böylesi hassas bir süreçte dayanışma duygusuyla hareket etmelerinin ne kadar önemli olduğu dile getirildi.

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 1

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 1

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 1

     

     

     

     

     

  • Ayrılık kararı kesintilere tepki

    Ayrılık kararı kesintilere tepki

    Avrupa Birliği referandumu oylamasından çıkartılacak en büyük sonuç, halkın şimdiye kadar kendine gereken değeri vermeyen sistem partilerini dışlaması ve onları reddettiğinin açık bir yansımasıdır.

     

    Birleşik Krallık’ta, Avrupa Birliği referandumu 23 Haziran Perşembe günü yapıldı. 24 Haziran sabah saatlerinde açıklanan sonuçlara göre Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı çıkarken, bu sonuçlar, başta ‘çıkma kampanyası’ olmak üzere bir çok kesimi şaşırtmadı değil. Bir çok kişi, ortaya çıkan sonucu, ‘ırkçılığın başarısı’ ‘sağın büyük çıkışı’ şeklinde değerlendirmeler yaparken, önemli bir kesim ise, halkın sistem partilerini reddetmesi olarak kabul etti.

    Ekonomik krizin etkisi

    2008’deki ekonomik kriz ile beraber Birleşik Krallık’ın birçok yerinde tasarruf ve özelleştirme politikaları sağlık, eğitim, iş, konut ve kamu alanlarında yoğun bir şekilde hissedildi. Ekonomik kriz özellikle Londra, Manchester, Birmingham gibi büyük şehirlerde yukarda belirtilen alanları etkilerken diğer küçük şehir, kasaba ve kenar bölgelerde büyük hasarlar vererek burada yaşayan kesimlerin hayat standardını düşürdü ve geçim yollarını adeta kapattı.

     Yoksulluk ve eşitsizlik

    Daha önce madencilik, çelik ve üretim sektorünün bel kemiğini oluşturan bu bölgeler, özellikle ekonomik kriz ile önce darbe alması ve daha sonra da yavaş yavaş ortadan kalkması bu kesimlerde, başta iş koşullarını, bunun yanında bu bölgelerdeki eşitsizlik oranını hızlı bir şekilde yükseltti.

    Bunların yerine ise yeni ve daha iyi ücret, daha iyi koşulların sunulacağı alanlar beklenirken, bu beklentiler sıfır saat çalışma kontratlarının (esnek çalışma) dayatılması, uzun saat çalışma dayatması, sağlıksız ve sigortasız koşular sunulmaya başlandı. Birleşik Krallık’ın birçok yerinde buna benzer sahnelerin yaşanmış olması yoksulluğu da arttırdı.

    1979’da yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı 7.5 milyon iken, dünyanın 6. büyük ekonomisi olan Birleşik Krallık’ta bu rakam şimdi 16 milyondur.

    Bunun yanında yaşam koşullarındaki eşitsizliğin artması, Birleşik Krallık’ı gelişmiş ülkeler arasında utanç tablosunda neredeyse ilk sıralara koydu. Bu eşitsizlik oranı, en son 1920’lerde Birleşik Krallık’ta yaşandı.

    Kesinti politikalarına tepki

    Tabi ki ekonomik krizin sonuçları bununla da kalmadı. Aş evlerini kullanan insanların sayısının 1 milyona ulaşması, ücret dondurulması sonucu neredeyse maaşlarında yüzde 15 kesinti alan kamu emekçileri, kriz bahane edilerek kamu ve özel sektörde toplam yaklaşık 2 milyon işçinin işten atılması, isşizlik ile beraber kirasını ve mortgageni ödeyememe, sosyal konutlarda kesintilerin yoğunlaşması ve bu uygulamanın sonucunda, ülkede yaklaşık 3 milyon konutun ihtiyaç haline gelmesi. İşte bütün bu uygulamalar ve kemer sıkma politikaları Birleşik Krallık halklarının büyük tepkilerini almaya başladı.

    ‘Hangimizi seçerseniz seçin canınızı yakacağız’

    Avrupa Birliği referandumu esnasında, parlamentodaki tüm partilerin kalmaktan yana olan kampın bir parçasıydı. Tüm partiler bu konuda adeta ittifak yaptılar.

    Hiçbir zaman biraraya gelemeyeceği düşünülen partiler ortak kampanya yaptılar. ‘AB’ye hayır’ kampanyaları yapan kimi sol gruplar ve sendikalar, çıkma doğrultusunda yaptıkları argümanlarda, AB’nin, işçi ve emekçilerin daha fazla sömürülmelerinin bir aracı olduğunu söylüyordu.

    Kalmaktan yana olan kamp ise “Solcular ile ırkçılar aynı kampanyayı yürütüyor” suçlamasında bulunurken, kendilerinin de benzer bir tutum içinde olduklarını görmek istemediler.

    Yine bu partilerin hepsinin (Yeşiller hariç) Mayıs 2015’te seçimlere giderken tasarruf politikaları manifestoları ile halkın karşısına çıkarak, deyim yerindeyse “Hangimizi seçerseniz seçin canınızı yakacağız” şeklinde kampanya yürüttüklerini unutmamak gerekir.

    İşte tüm bunları hatırlayıp buradan yola çıkarak Avrupa Birliği referandumu sonuçlarını değerlendirmek daha sağlıklı olur.

     17.4 milyon ırkçı olabilir mi?

    Avrupa Birliği referendum seçimlerinde alınan sonuçlara göre, 16 milyon 141 bin 241 (48.1%) kişi kalmaktan yana oy kullanırken 17 milyon 410 bin 742 (51.9%) kişi çıkmaktan yana oy kullandı. Bu sonuçlardan sonra yazımızın başında belirttiğimiz gibi, bazı çevrelere göre ‘aşırı sağın’ başarısı olarak değerlendirildi. Aşırı sağın, bu sonuçlarda küçük de olsa etkisi olmuştur. Fakat, böyle değerlendirmeler yapmak oldukça yanıltıcı olur. Buradan yola çıkarak, AB’yi reddeden 17.4 milyon insanı ‘ırkçı’ ya da ‘faşist’ olarak değerlendirmek Birleşik Krallık halklarına yapacağımız en büyük haksızlıklardan birisi olacaktır.

    Kaldı ki; Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) lideri Nigel Farage’ın başını çektiği ırkçı kampanya, en iyi dönemini yaşadığı Mayıs 2015 seçimlerinde bile 3.8 milyon oy alabilmişti.

    Birleşik Krallık’ta AB’ye ve politikalarına tepkiler, toplumun sadece bir kesiminde yaşanmıyor.

    Örneğin, nüfusun yüzde 13.6 etnik kökenli olan Luton’da kullanılan 84 bin 481 oyun, 36 bin 708’i kalmadan yana oy kullanırken 47bin 773 kişi ise çıkmadan yana oy kullandı.

    Yine etnik kimliği filmlere konu olmuş olan Bradford’da 228 bin 488 oyun 104 bin 575’i kalmadan yana oy kullanırken 123 bin 913’ü çıkmadan yana oy kullandı. Buna benzer örnekler çoğaltılabilinir.

    Avrupa Birliği referandumu oylamasından çıkartılacak en büyük sonuç, halkın şimdiye kadar kendine gereken değeri vermeyen sistem partilerini dışlaması ve onları reddettiğinin açık bir yansımasıdır.

    Corbyn’e darbe girişimi

    Kendisini sosyalist olarak ifade eden ve kemer sıkma politikalarına karşı olduğunu söyleyen İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’e istifa etmesi dayatılıyor. Bütün bu sonuçların sorumlusu gibi gösteriliyor.

    Özellikle Blaircilerin bir darbesi olarak nitelendirilen bu girişim karşısında, İşçi Partili üyeler sokaklara döküldü. Önce Parlamento Meydanı’nı dolduran 10 binden fazla kişi, “Biz seçtik bir karar veririz, Corbyn bir yere gitmiyor” mesajı vererek Corbyn’e destek gösterisi yaptı. Daha son ülkenin bir çok yerinde yapılan eylemlerde de Corbyn’e kitlesel destekler geldi.

    İşçi Partisi’nin Gölge Bakanlar Kurulu’nda bulunan milletvekillerinin yarısından fazlası istifa ederken, yerine Corbyn’e yakınlığı ile bilinen milletvekilleri atandı. Partisinin parlamento grubunun çağrısı ile yapılan güven oylamasında, 172 milletvekili Corbyn’e güvenmediklerini söylerken, sadece 40 milletvekili güven oyu verdi. Parti üyeleri içinde büyük destek alan Corbyn’e karşı milletvekillerinin b u darbe girişiminin sonrasında Corbyn, “Bana oy veren üyelerimizi hayal kırıklığına uğratmayacağım” diyerek istifa etmeyeceğini söyledi ve talepleri tekrar sıraladı. Herkese iş, konut, yaşanabilir bir ücret.

    Irçılığa karşı da mücadelesini yükselteceğini söyleyen Corbyn, kemer sıkma politikalarına karşı mücadelesine devam edeceğini ve iktidara geldiklerinde kesintileri durduracağını söyledi.

    Halkın ve parti üyelerinin büyük bir bölümünün Corbyn’e destek vermesinin tek sebebi de budur. Çünkü, Blaircilerin hedef aldıkları sadece Corbyn değil, aynı zamanda onun düşünceleri ve öne sürdüğü politikalardır.

    Birlikte mücadele temel çıkış yoludur

    Gerek ekonomik kriz, gerek çıkma kararı ile sterlinin borsada düşmesi, gerekse de belirsizlik gibi argümanlar ile beraber önümüzdeki dönem daha çok hak gaspının yapılacağı ve hayatın her alanında zorlukların yaşanacağı bir kesindir.

    Bu hak gaspları aslında sonucun kalma yanında olsaydı bile başka bir başlıkla uygulanacağı aslında Maliye Bakanı Osbourne tarafından daha önce bir kaç defa söylenmişti. Bu durumda hükümet, dün olduğu gibi bugün de hedefi başka yerlerde gösterme huyundan vazgeçmiyecektir.

    Burada da göçmen toplumlar yine hedef alıncak ve yer yer saldırılar, önyargıların gelişmesi gibi toplumları bölme eğilimleri kendini gösterecektir.

    Bunu kırmak için ise bu ülkedeki statümüz konusunda dün olmadığı kadar cesur davranmalıyız. Başta yerli toplumlar olmak üzere diğer birçok toplum ile daha fazla bir araya gelip benzerliklerimizi, ortak yönlerimizi her yanıyla göstermek zorundayız.

    Daha iyi bir yaşam, daha iyi bir gelecek elde etmemizin önündeki sorunların ortak olduğunu ve bu sorunlara karşı ortak mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini dünden daha fazla hissetme ve çabası içinde olmamız gerekiyor.

    OKTAY ŞAHBAZ

  • ‘Erdoğan ve Davutoğlu Uluslararası Hukuk Mahkemelerinde Yargılanacaklar’

    ‘Erdoğan ve Davutoğlu Uluslararası Hukuk Mahkemelerinde Yargılanacaklar’

    Londra’da çalışmalarını yürüten Gik-Der tarafından organize edilen panelde konuşan HDP Eş Genel başkan yardımcısı Alp Altınörs AKP ve Erdoğan’ın Kürdistan’da uluslararası savaş hukukunu ihlal ettiğini ve mutlaka uluslararası mahkemelerde yargılanacaklarını dile getirdi.

     

    Dalston’da bulunan Gik-Der lokalinde gerçekleştirilen ‘Türkiye’deki son siyasal gelişmeler ve HDP’ye yönelik baskılar’ başlıklı panele HDP Eş Genel başkan yardımcısı Alp Altınörs ve akademisyen Barış Mutluay katılarak birer konuşma yaptılar.

    Panelin ilk konuşmasını yapan HDP Eş Genel başkan yardımcısı Alp Altınörs Türkiye’deki son siyasal gelişmeler ve HDP’ye yönelik baskılarla ilgili bir değerlendirme yaptı. Altıörs konuşmasında şunları söyledi; ‘‘12 Eylül darbesinin anayasası hüküm sürüyor. Bu devlet düzeni sermayeye hizmet eden bir devlettir. Bu devlet kadın düşmanı, Türk dışında diğer halkları yok sayan bir sistemdir. AKP iktidarı döneminde değişim, demokratikleşme sözü verilse de tam tersi yaşanmıştır. Sopa aynı sopadır, sadece sopanın sahibi değişmiştir.

    ‘Erdoğan ve Davutoğlu Uluslararası Hukuk Mahkemelerinde Yargılanacaklar’ 1

    Halkımıza Kirli Savaş Dayatıldı

    7 Haziran’da sandıktan değişim ve demokrasi çıktı. Yeni bir umut ortaya çıktı. Ancak Erdoğan katliam planlarıyla yine devreye girdi. Savaş kararı ile birlikte kirli bir savaş halkımıza dayatıldı. 7 Haziran sonuçlarını tanımayan bir saray ve onun yedeğindeki MHP’yi gördük.

    Öyle bir çerçeve hazırlandı ki, Erdoğan’a karşı olmak Türkiye’ye karşı olmak demekti, muhalif olmak devlet haini olmak demekti. Böyle bir ortamda 1 Kasım seçimlerine girdi. 1 Kasım sonuçlarından sonra eşbşkanlarımız da söyledi, bu sonuçlardan istikrar ve huzur çıkmayacak. Ve çıkmadı.’’

    Tüm Saldırılara Rağmen Halkımız Direniyor

    Altınörs konuşmasının devamında son dönemdeki yıkım operasyonları da değerlendirerek şunları belirtti; ‘‘Türk devleti Kürdistan şehirlerine yönelik bir yıkım operasyonu gerçekleştirdi. Ama tüm yıkımlara rağmen insanlar kentlerini bırakmadı. Şuan bu büyük yıkımına rağmen insanlar Cizre’ye geri döndü. Çadırlar da yaşıyor ama kentini bırakmıyor.

    ‘Erdoğan ve Davutoğlu Uluslararası Hukuk Mahkemelerinde Yargılanacaklar’ 1
    Alp Altınörs

    Devlet savaş suçu işlemiştir. Sadece Cizre ve Sur’da değil. Aynı zamanda Suriye’deki ve Iraktaki İşid denen barbar tecavüzcü çetelerine çok açık bir şekilde destek vermiştir. Bunların hepsi belgelidir. Silah, para, insan kaynağı desteği verilmiştir. Uluslararası savaş hukukuna göre suç işlenmiştir. Erdoğan ve Davutoğlu başta olmak üzere uluslararası mahkemelerde bunların hepsi yargılanacaktır. Kendileri de bunu bildiği için şuanda büyük bir sansür uygulanmaktadır. Basından, akademisyenlerden, öğrencilerden toplumun her kesimden korkuyorlar, bu yüzden böyle amansız bir saldırı başlattılar.’’

    İş Savaş Politikasına Karşı HDP Tampondur

    Saray ve AKP’nin iç savaş politikasına karşı HDP’nin barikat ve tampon görevi gördüğünü ifade eden Altınörs konuşmasını şöyle sonlandırdı.

    ‘‘Demokrasi güçleri HDP etrafında kenetlenmeye devam etmektedir. Özgür gündem gazetesi örneği var. Nöbetçi genel yayın yönetmenleri tutuklandılar, dava açtılar.

    HDP Türkiye’nin her yerinde güçlenmeye devam etmektedir. Çünkü HDP, AKP’nin yürüttüğü iç savaş politikası karşısında en büyük tampondur, frendir. Türkiye’nin tüm toplumsal kesimlerini kendi içersinde buluşturararak AKP’nin toplumu birbirine düşüren politikasına karşı bir dengedir. Biz toplumlar arası bir köprüyüz ve Erdoğan bu köprüyü yıkmaya çalışıyor. HDP’nin meclisten atılmaya çalışılmasının sebebi de budur. Halkları birbirine kırdırmaya çalışan bir siyaset vardır.’’

    7 Haziran’da Kazanma Duygusunu Tattık Bir Kere!

    Panelin diğer bir konuşmacısı olan akademisyen Barış Mutluay 7 Haziran’da halklar adına büyük bir zafer yaşandığını bu kazanma duygusunun her yere yayıldığını ve bir daha kaybedilmeyeceğini belirtti. Mutluay şunları belirtti; ‘‘Kendim Karadenizliyim, HDP’ye yönelik bir takım eleştirilerim de oldu, ama HDP’nin çok değerli bir proje olduğunun da hep bilincindeyim. HDP oy verilemesi çağrısı da yaparken bu yönlü yaptım. 7 haziran sonucu bu yüzden beni ciddi anlamda mutlu etti. Benim gibi milyonlarda kazanma duygusu yarattı. Biz varız dedi halk.’’

    ‘Erdoğan ve Davutoğlu Uluslararası Hukuk Mahkemelerinde Yargılanacaklar’ 1

    Birleşmezsek Yarınları Onlar Kuracak

    Mutluay konuşmasında Karadeniz’den de örnekler vererek sol kesimlerin ve halkların birleşmemesi halinde AKP zihniyetinin yarınları kuracağını ifade etti. ‘‘Mesela Karadeniz tarihinde çok devrimci ve solcu bir geleneğe sahiptir. 12 Eylül’e kadar bu böyle devam etmiştir. Ama sonrasında büyük bir kırılma yaşanmıştır, sağcı, türk islam sentezli bir düşünce hakim olmuştur. Ama buna rağmen Karedeniz hattında yüzde 10’a yakın bir oy almıştır HDP. Bu bir şeyin göstergesidir. Bu çok önemlidir, orada Kürt yoktur. Bu kazandığımızın bir göstergesiydi; bunu tüm Türkiye’ye yayabilirsek müthiş bir ülke ortaya çıkardı.

    Akademisyenlerin bildirisinde çok büyük bir şey yoktu. Ama devlet bu kadar büyük düzeyde akademisyenlere saldırarak şunu söyledi; sen Kürt sorununa dokunursan cız olursun. Konuşmayacaksın dendi. Daha ağır bedeller de ödenebilir. Ama elbet bu bir yerde duracaktır. Ama her şeye rağmen direnmeye devam etmeli. Sol kesimler yan yana gelemezsek başkaları yarınları kuracak. O yüzden bir araya gelinmeli.’’

    Yapılan konuşmalardan sonra panel soru cevap bölümüyle devam etti.

     

     

  • Jeremy Corbyn İşçi Partisi yönetimindeki kritik oylamayı kazandı

    Jeremy Corbyn İşçi Partisi yönetimindeki kritik oylamayı kazandı

    İşçi Partisi yönetimi, önümüzdeki dönemdeki başkanlık yarışında Jeremy Corbyn’in otomatikman parti liderliği için aday olabileceğine, belli bir sayıda milletvekilinin destek imzasına ihtiyacı olmadığına karar verdi.

     

    Geçen hafta İşçi Partili milletvekili Angela Eagle, partinin genel başkanlığı için yarışacağını açıklamıştı.

    Sendikalar, parti tüzüğünün, görevdeki bir parti liderine, yeni yarışta otomatikman aday olmaya hak verdiği savunuyordu.

    Birçok milletvekili ise, Corbyn’in aday olabilmesi için partinin İngiltere Parlamentosu ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin yüzde 20’sinin imzasının gerektiğini, bunun 51 milletvekilinin imzasına karşılık geldiğini söylüyordu.

    Parti yönetimi 18’e karşı 14 oyla Corbyn’in otomatikman aday olmaya hakkı olduğu yönünde karar verdi.

    Karara göre diğer adaylarınsa yarışta yer alabilmek için İngiltere Parlamentosu ve Avrupa Parlamentosu’ndaki milletvekillerinin yüzde 20’sinin destek imzasını alması gerekecek.

    Eğer parti yönetimi 51 imzanın gerektiği yönünde karar verseydi, Corbyn’in genel başkanlık seçimlerinde aday olamama ihtimali gündeme gelecekti.

    Bu durumda Corbyn’in kararı yargıya taşıyabileceği düşünülüyordu.

    İşçi Partisi milletvekillerinin büyük bir bölümü, AB referandumunda hayır sonucu çıkması nedeniyle Corbyn’in istifa etmesi gerektiğini savunuyor.

    Kamuoyu araştırmaları ise Corbyn’in İşçi Partisi üyeleri ve partiyi destekleyen tabanda hâlâ büyük bir desteğe sahip olduğunu ortaya koyuyor.

  • Düsseldorf’ta 10 binlerce Kürt genci faşizme karşı yürüdü!

    Kürt Halk önderi Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebiyle Kürt gençleri Almanya’nın Düsseldorf kentinde yürüdü. Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı yürüyüş ve mitingde direniş ve faşizme karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı. Ciwanen Azad UK gençleride düzenlenen yürüyüş ve festivalde hazır bulundu.

    Düsseldorf’ta 10 binlerce Kürt genci faşizme karşı yürüdü! 1

    Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinden Düsseldorf kentinde toplanan yaklaşık 10 bin Kürt genci, PKK Önderi Abdullah Öcalan’a fiziki özgürlük talebiyle bir yürüyüş ve miting gerçekleştirdi. Mazlum Doğan Gençlik Kültür ve Spor Festivali kapsamında yapılan yürüyüş, “Rihê Cîwantiyê Rihê Xweseriye, Rihe Xweseriyê Ji Azadiye Reber Apo ye” sloganıyla gerçekleşti. İngiltereden yürüyüşe giden gençlerimizin güçlü katılımı ile Düseldorfta Kürt gençleri kucaklaşıp mücadeleyi yükseltti.

    Cîwanên Azad öncülüğünde yapılan yürüyüşte, Kürt gençlerinin yanı sıra Türkiye ve Almanya sol hareketleri gençliği de hazır bulundu. Öcalan, PKK, KCK, YPG, Komalen Ciwan, Mazlum Doğan, Che Guevara olmak üzere çeşitli fotoğraf ve flamaları taşıyan gençler, Düsseldof kent merkezi tren istasyonunun önünde toplanarak yürüyüşe geçti. Sık sık “Biji Serok Apo”, Bijî PKK”, “Faşizme karşı omuz omuza” gibi sloganların atıltığı yürüyüşün ardından, NRW Eyalet Parlamentosu önünde bir miting düzenlendi.

    HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç, Kürt Boksör İsmail Özen, Amed Sporlu Naki Deniz olmak üzere çok sayıda kişi de mitinge katıldı. Mazlum Doğan Gençlik Kültür ve Spor çerçevesinde dereceye giren futbol takımları ve sporculara da ödülleri verildi.

    Düsseldorf’ta 10 binlerce Kürt genci faşizme karşı yürüdü! 2

    ‘AVRUPA ÇIKARLARI İÇİN SESSİZ KALMIŞTIR’

    Yürüyüşe bir mesaj gönderen Ciwanên Azad Koordinasyonu kapitalist modernitenin halkları sömürdüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Kapitalist modernite 21. yüzyılda toplumu köleleştirmeyi bütün dünyaya sinsice yayımı ve küreselleşmeyi derinleştirerek, Ortadoğu topraklarına savaşı yayarak, bu toprakların zenginliklerini çalıp halkı yoksullaştırmaktadır. Bugün AKP hükûmeti Kürdistan topraklarını faşist bir zihniyet ile çocukları katlederek, kadınlarımızın bedenlerini teşhir ederek, genç yoldaşlarımızın cesetlerini tanımayacak hale getirerek, kirli siyasetini Kürdistan topraklarını üzerinde uygulamaktadır. Avrupa ve BM de kendi çıkarlarını esas alarak buna sessiz kalmıştır.”

    ‘GENÇLİK YENİ DESTANLAR YAZIYOR’

    KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç ise yaptığı konuşmada, Almanya’nın Kürt karşıtı politikalarını eleştirerek, “Alman devleti uzun zamandır Kuzeyde, Rojava’da sömürgecilerle birlikte Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı mücadele ediyor. Alman devleti artık bu kirli siyasetine son vermelidir. Kürt gençlerinin bu yürüyüşünü selamlıyoruz. Alman devleti şuanda 11 Kürt siyasetçiyi tutuklu bulunuyor. Bunlara son verilmelidir” diye konuştu.

    Düsseldorf’ta 10 binlerce Kürt genci faşizme karşı yürüdü! 3

    HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ise Kürdistan’daki direnişe vurgu yaparak, şunları söyledi: “Bugün Kürdistan’ın dağlarında, ovalarında, şehirlerinde Kürt gençleri zülüm ve sömürgecilik çemberine karşı büyük mücadeleler yürütüyor. Kahramanlık destanları yazıyor. Bu kahramanlar saniye saniye direnerek, faşizmin önüne eğilmeyerek direndiler. Canlarını verdiler. 12 Eylül’de Amed zindanında Mazlumlar, Ferhatlar, Hayriler, Kemaller Esat Oktay Yıldıran önünde diz çökmeyerek, direniş bayrağını kaldırdılar. Bugün de onların öğrencileri olarak, Erdoğan’ın karşısında diz çökmeyeceğiz. Direnerek, şehit düşeceğiz. Bugün Ortadoğu’da DAİŞ”e karşı gençler insanlığı savunuyor. Kürt gençleri insanlığın teminatıdır. Kürt gençleri yeni yaşam savunuyorlar. Bunun için de kahramanlık destanlarını yazıyor, yeniden kahramanlık romanını yazıyor.”

    ‘KÜRT GENÇLERİ İNSANLIĞIN DEĞERLERİNİ SAVUNUYOR’

    Kürt Boksör İsmail Özen de Kürt gençlerin demokrasi ve özgürlük mücadelesi için sokaklarda olduğunu söyleyerek, şunları belirtti: “Mazlum Doğanlar’dan Hüseyin Çelebiler’e birçok bedel ödediler. Benim için en büyük mutluluk Kürt gençlerin örgütlü olmaları ve demokrasi mücadeleleri vermeleridir. Kürt gençleri özgürlüğe, insanlığa, adalete inandığı için ağır bedeller ödüyor. Sizden isteğim; bu değerlerden asla ve asla taviz vermemenizdir. Rojava’da DAİŞ’e karşı verilen mücadele dünyada büyük bir ilgi ile karşılanıyor. Dünya insanlığı Kürt gençlerine minnettardır. Bu biz Kürtlere mutluluk veriyor. Size önerim; siyaset yapın, meslek yapın, spor ile uğraşın, Kürtlüğünüze sahip çıkın. Rojava, Sur, Cizre’ye sahip çıkın.”

    Miting, sanatçılar İlkay Akaya, Serhedo, Rotinda, Koma Şehit Welat tarafından söylenen stranlarla geç saatlerde son buldu.

  • Irkçılığa ve Faşizme Karşı Ayağa kalk!

    Irkçılığa ve Faşizme Karşı Ayağa kalk!

    Londra’da son 3 yıldır gelenekselleşen kitlesel ırkçılığa karşı yürüyüş, bu yıl 16 Temmuz Cumartesi günü düzenleniyor.

    Erem Kansoy

     İşçi sendikalarının ve activist grupların örgütlediği ayni zamanda mülteci kurumları ile Stop the War Coalition gibi grupların desteklediği “Irkçılığa ve faşizme karşı ağaya kalk!” yürüyüşü, ırkçılık karşıtı, göçmenlerin haklarını destekleyen, kemer sıkma politikaları karşıtı bir eylem olma niteliği taşıyor. Geçtiğiimiz yıllarda ortalama 10 Bin kişinin destek verdiği eyleme bu yıl daha büyük bir katılım bekleniyor.

    Irkçılığa ve Faşizme Karşı Ayağa kalk! 1
    Irkçılığa ve Faşizme Karşı Ayağa kalk! yürüyüşü 2014 Londra- Fotoğraf: Erem Kansoy-TelgrafNews

    Gelenekselleşen “Irkçılığa ve faşizme karşı ağaya kalk!” yürüyüşü zengin konuşmacı listesi ile de İngiltere’nin en kitlesel katılımlı eylemlerindne biri haline dönüştü. Kürt, Türk ve Kıbrıslı topumlar olarak göçmen yaşadığımız İngiliz topraklarında düzenlenen ve yürüyüşün adından da anlaşılacağı üzere bizleri bire ir yakından ilgilendiren “Irkçılığa ve faşizme karşı ağaya kalk!” yürüyüşü ile ilgili toplumlarımızı temsil eden derneklerimizden sadece Day-Mer’den açıklama yapıldı. Day-Mer 16 temmuz yürüyüşü ile ilgili yaptığı açıklamada İngilterede yaşayan göçmen toplumları, ırkçılığa karşı duran herkesimi, işçi ve emekçi sınıfını yürüyüşe destek vermeye çağırdı.

    Yazılı açıklamasında Day-Mer yönetim krulu, “Day-Mer olarak Kürt ve Türk kökenli emekçileri “Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk” kampanya örgütünün 16 Temmuz Cumartesi günü organize ettiği yürüyüşe birlikte katılmaya, her ulustan emekçi kardeşlerimizle birlikte mücadelemizi dosta düşmana göstermeye çağırıyoruz.” Ifadelerine yer verdi.

    Irkçılığa ve Faşizme Karşı Ayağa kalk! 1

    Açıklamadan kesitler şöyle;

    “Avrupa Birliği referandumu ardından başta Başbakan olmak üzere hükümet büyük bir kriz yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. David Cameron’un yakında gideceği ve yerini Theresa May’e söz verildiği gibi Ekim ayından önce bırakması, bu krizin büyüklüğünü gösterir durumda.

    Avrupa Birliği Referendumu dönemi yapılan ırkçı söylemleri referandum sonrası pratikte kendini gösteriyor. Referandum sonrası ırkçı saldırılarda 57% artışın olması bunun bir göstergesi.

    Böl ve yönet

    “Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk” örgütünün düzenlediği “Irkçılığa ve Tasarruf Politikalarına Hayır” yürüyüşü, göçmen toplumlara sahip çıkılması, ırkçılığa geçit verilmeyeceği mesajının verilmesi açısından önem taşıyor.İngiliz, Siyah ve diğer ulustan emekçilerle birlikte, din, dil, ırk ayrımıyla değil,  ezene karşı ve ezilen sınıfın mensubu olarak mücadele etmemiz ve bunuda böylesi bir günde göstermemiz gelecek açısından büyük önem taşıyor. Çünkü ırkçılığın ve faşizmin arttığı Avrupa ülkelerinde esas ayrımın ezen ve ezilenler arasında olduğu, işçiler ve zenginler arasında olduğunu gözden kaçırmamız gerekiyor.

    Irkçılığa ve Tasarruf Politikalarıne Hayır” yürüyüşüne katılalım!

    Referendumda oyumuzu ne yana kullanmışsak kullanalım bunu bir kenara bırakıp, bizleri bölmeye ve birbirimize düşman etmeye çalışan sisteme karşı ortak mücadele edelim.   Yerli ve Gocmen toplumların her kesimden katilacagi bu yürüyüşü Ingiltere Sendikal Konferedasyonu, UCU, Unite, Unison, Öğrenciler Sendikası NUS, PCS, NUT, CWU, NUT gibi öğretmenler, kamu çalışanları, posta çalışanları, yüksek öğretim çalışanlarının sendikaları destekliyor. Destekleyenler arasında mülteci örgütleride yer alıyor.”

    Yürüyüş bigileri

    Tarih:  16 Temmuz, Cumartesi

    Yürüyüş toplanma noktası: BBC Portland Place, London W1A 1AA,  Saat: 12:00

    Yürüyüş bitiş noktası: Trafalgar Square