Category: slıder

  • Londra’da yoğun eylem programı

    Londra’da yoğun eylem programı

    Britanya Kürt Halk Meclisinde alınan kararla geçtiğimiz haftasonundan temmuz ayının sonuna kadar devam edecek aralıksız eylemler ile Türkiye devletinin ve Erdoğan’ın Kürt halkına yönelik soykırım girişimine yönelik İngiltere’de duyarlılık artırılması hedefleniyor.

    Erem Kansoy

    Son dönemlerde başta Lice olmak üzere Sur, Silopi, Cizre, Nusaybin, Xezek ve Gever’de Kürt halkına yönelik soykırımları deşifre etmek ve İngiltere’de duyarlılığı artırmayı hedefleyen eylemler dizesinde program hızlı başladı. Öncelikle Dalston Kingland tren istasyonu önünde düzenlenen kitlesel basın açıklaması, Hackney bölgesindeki büyük yürüyüş ve ardından iki günlük başbakanlık önündeki nöbet tutma eylemi ile hafta boyunca eylemler devam etti.

    Göreve yeni ve öenmli bir enerji ile başlayan Britanya Halk Meclisi ve Eş başkanlar Evrim Yılmaz ile Ali Poyraz üstlendiikleri görevlerdeki yoğun çalışmaları, eylem ve etkinlikler ile gündeme ilişkin gazetemize konuştu.

    Yaklaşık 2 yıldır Kürtlere yönelik yoğunlaştırılmış savaş politkalarını ve soykırım girişimlerini Avrupa’da neredeyse en yoğun eylem ve protestolar gerçekleştiren Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanları halkı eylem ve tkinliklere güçlü katılım sağlamaya da çağırdı.

    bkhm kongre esbaskanlar

    Evrim Yılmaz

    “Bilindiği gibi AKP hükümetinin saray çeteleri ve savaş pollitikaları başta Kürtler olmak üzere bütün demokrasi güçlerine karşı devam etmektedir. Muhalif bütün kesimler şuan saray çeteleri tarafından hedef alınmaktadır. Tamamen kendi sistemlerini kendi iktidarlarını kurmak adına,muhalif cepheleri susturmaya yönelik çabalar sarfediyorlar. Akademisyenlere yönelik tutuklamalar öğrencilere dönük, gazetecilere dönük tüm muhalif kesimlere dönük, milletvekili dokunulmazlıkları, beledyelre kayyum atamalar, yine birçok çalışanımızın tutuklanması. Öz yönetim direnişinde olan alkımıza kitlemize karşı, yürütümüş oldukları katliamlar, bunarın hepsi halen gündemimizde ve halen devam ediliyor.

    Diri diri insanlarımız yakıldı, gençliğimiz keskin nişancılar tarafından hedef alınarak öldürüldü. Gerekçe olarak hendek ve barikatlar neden gösterilsede, hendek olmayan bölgelerde de bu katliamlar yapıldı. Asıl amaçları şuan başta Kürtler olmak üzere tüm ses çıkaranları susturmak ve kendi iktidarlarını kurmaktır. Bu anlamda Ortadoğu politikalarını güçlendirmektir fakat şunu çok iyi biliyorlar ki Kürt halkı artık eskisi gibi bir siyaset yürütmüyor çok daha güçlü bir siyaset ve Ortadoğuda şuan çok güçlü bir poziisyondadır.

    Kürtlerin gücünü kırmak amacıyla Rojava İŞİD tarafından hedef alınıyor, İŞİD AKP tarafından destek görüyor, yine Krt halkının özellikle Bakurda başlatmış olduğu öz yönetim direnişleri ciddi bir şekilde hedef alınıyor, bu katliamları dahada güçlendiren AKP hükümeti, bizim direnişimiz karşısında şuan bir fiyaskoyu yaşıyor, AKP hükümeti çare üretemiyor ve başarı elde edemiyor.

    AKP yöntemi ancak havadan ve uzaktan bombalayarak resmen Kürt halkının yerleşim yerlerini yerle bir etmekte buldu. Ormanlarımızı içindeki canlı yaşamıyla yakarak, tüm alanları yaşanmaz hale getirmeye çalışan AKP hükümeti bölgede ciddi bir göç furyasıyla alanı boşaltmak istiyor. Bizlerde Avrupa’da bulunan Kürt halkı olarak, öz yönetimleri sahipleniyoruz, bu anlamda yürüyüşlerimiz, eylem ve etkinliklerimiz devam ediyor.

    eylem ve etkinliklerimizin programı dahilinde 14 Temmuzda Haringey’deki derneğimizde 14 Temmuz ölüm orucu şehitlerimizi anma etkinliğimiz saat 17:00’da gerçekleşecek. Anıları mücadelemize ışık olan şehitlerimizi anma etkinliği bu güne kadar mücadelemize ışık tutmuş ve bir hamle kazandıran ölüm orucu direnişçilerini saygıyla anma ve bugünki direnişi olgunlaştırmak temel hedefimizfir. Yine 17 Temmuz saat 18:00’da Haringey dernek binamızda HDP Milletvekli Garop Taylan katılacağı bir halk toplantısı yapılacak ve buradaki amacımızda Türkiyede yaşanan saldırıları daha kapsamlı tartışma olanağı sağlamaktır. Tüm halkımızı bu önemli toplantıya katılmaya da çağırıyoruz. Temmuz ayının 19’unda ise saat 18:30’da HDP milletvekili Garop Taylan’ın İngiltere arlamentosunda konuşacağı bir panel gerçekleşcektir, katılımın yüksek olması burada da önemlidir.

    Bizler AKP savaş politikalarını şiddetle eylemlerimizde protesto etmeye ve Avrupa’daki duyarlılık çalışmalarını hızlandırarak yürütmeye devam edeceğiz, halkımızın eylem ve etkinliklerde geniş katılımı bu noktada çok önemlidir.”

    Ali Poyraz

    “Biliniyor ki Avrupa’nın bir çok yerinde Kürtler eylemsellik içerisindedir, eylemlerin temel merkezinde Kürdistan’da faşist TC devletinin yapmış olduğu katliamları protesto vardı. Son Lice’de yaşananları görüyorsunuz, şehirlerimiz artık boşaltılmaya çalışılıyor, coğrafyamız yakılıp yıkılıp tahrip ediliyor. Hem bunları protesto etmek hemde Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan’ın esaretinin sona erdirilmesini sağlamak için bu eylemsellikler Kürt’lerin ve dostlarının olduğu her yerde devam ediyor.

    Bundan yola çıkarak biz Londra’da bulunan Kürt kurumları olarak hem öz yönetim direnişlerini sahiplenmek hemde var olan baskıları protesto etmek için başbakanlığın karşısında 2 günlük nöbet eylemimizi gerçekleitriyoruz. Başta Kürtler, insanım diyen herkes yüreği insanlıktan atan her vatandaş bu eylemlere bekliyoruz, ziyaret etmesini istiyoruz ve bizzat katılım sağlanılması gerektiğini vurguluyoruz.

    Ayrıca, önümüzdeki süreçte biliyorsunuz ki 14 Temmuz yaklaştı, 14 Temmuz Kürdistan’ın son 40 yıllık tarihinde çok önemli bir dönemeçtir. Kemal Pir’lerin, Mehmet Hayri’lerin, barış çiçek’lerin, Akif Yılmaz’ların Diyarbakır zindanlarında en zor koşullarda çıplak iradeleri ile ölüm orucuna başladıkları tarihin yıl dnümüdür. Arkadaşlarımızın ölüm orucu 1982 yılında gerçekleşmişti. Şehitlerimizi anma etkinliğimize tüm halkımızın katılımını bekliyoruz.

    Önümüzdeki süreçte daha bir çok eylemliliklerimiz ve etknliklerimizde olacak yapılacak tüm eylem ve protestoları basına yansıtacağız ve çağırılarımızı gerçekleştireceğiz.”

    Eylem ve etkinlik programı

    Tarih                      Yer                                         Saat                                      

    13 Temmuz        Başbakanlık önü                11:00-19:00 (Nöbet eylemi)

    14 Temmuz         Haringey dernek              17:00     (14 Temmuz şehitleri anma)

    17 Temmuz         Haringey dernek              18:00  (milletvekili GaropTayla’ınkatılacağı halk toplantısı)

    19 Temmuz         Parlamento binası           18:30 (milletvekili GaropTayla’ınkatılacağı panel)

     

  • Londra’da her gün eylem! Kürtler sokakta! Erdoğan’a nefret büyüyor!

    Londra’da her gün eylem! Kürtler sokakta! Erdoğan’a nefret büyüyor!

    (HABER-FOTO GALERİ) Londra merkezli Britanya Kürt Halk Meclisi eylem ve toplantılarına aralıksız devam ediyor.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Öncelikle kuzey Londra’nın en işlek tren istasyonlarından Dalston Kingsland istasyonu önübde yapılan kitlesel basın açıklaması, hafta başında düzenlenen büyük yürüyüş ve ardından iki gün sürecek babakanlık önündeki nöbet eylemi eylem programı tüm yoğunluğu ile devam ediyor.

    Başta Lice olmak üzere Sur, Silopi, Cizre, Nusaybin, Xezek ve Gever’de kürt halkına yönelik soykırım, katliam ve saldırıları kınamak için Britanya Kürt Halk Meclisi eylem ve toplantıların yoğunlaştırılarak devam ettirileceğini de açıkladı.

    Dalston’da duyarlılık artırıldı!

    Hafta sonundan buyana eylemlere devam edilirken ilk olarak, tolumlarımızın yoğun olarak yaşadığı Dalston bölgesindeki en işlek tren istasyonu Dalston Kingsland istasyonu önünde bir basın açıklaması düzenlendi.

    Dalston’da bulunan Halk Evi binasında toplanan kitle buradan kısa mesafeli bir yürüyüş düzenleyerek Dalston Kingsland tren istasyonu önünde bir basın açıklaması yaptı. Yoğun nufusu ve konumu ile oldukça kalabalık olan bölgede İngilizce hazırlanan bildirier dağıtılarak yaklaşık 1 saat boyunca aralıksız sloganlar atıldı.

    IMG_1969 IMG_1972 IMG_1992

    Kürt halkına yönelik katliamları belgeleyen dövizler ve “Kürtlere yönelik savaşı durdurun” pankartları ile “faşist Erdoğan, terörist Türkiye” sloganları atıldı.

    Ciwanen Azad UK gençliğinden Elif Sarıcan’ın okuduğu basın açıklamasında Türkiye’nin uzun yıllardır savaş suçu işlediği, Kürt halkına yönelik bir soykırım çabası içerisinde olduğu ve diktatörlüğe karşı mücadelenin yükseltilmesi gerektiği vurgusunu yaptı.

    Campell: “Son 35 yıldır İngiltere devleti Türk rejimine yardım etmektedir.”

    Açıklamanın ardından, Kürtlerin 40 yıllık dostu, İrlandalı aktivist Mark Campell’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında Campell, “İngiltere, Türkiye’de katliam yapan Türk rejimi ile iletişim içerisindedi. Son 35 yıldır İngiltere devleti Türk rejimine yardım etmektedir. Kürdistan ve Türkiye’de de yine İngiltere Türk devletine saldrılarında yardımcı oluyor. Yine İnglitere devleti bu coğrafyada yaşanan acılara sessiz kalıyor ve yetmezmiş gibi bir de tüm bu yaşananlara karşı ses çıkaran Kürtleri de kriminalize ediyor. Savaş derhal durdurulmalıdır, Kürtlere yönelik saldırılar ta anlamıyla bir soykırım girişimidir ve Türkiye savaş suçu işlemektedir.” İfadelerine de yer verdi.

    IMG_2001 IMG_2011 IMG_2015

    Kitlesel yürüyüş

    Hafta başında başlatılan eylemler dizesinde öncelikle kitlesel bir yürüyüş düzenlendi. Yürüyüş, Kürt, Türk ve yabancı toplumların yoğun olarak yaşadığı Hakney bölgesinde düzenlendi. Yaklaşık 250 kişinin katıldığı yürüyüş çevredekilerden büyük ilgi ve destek gördü.

    Yol boyunca İngilizce hazırlanan bildiriler dağıtıldı, sloganlar atıldı ve dövizler taşındı. ‘Terörist Türkiye, dün Hitler bugün Erdoğan, Kürtlere karşı savaşı durdurun, biji serok Apo’ sloganları atıldı. Yaşanan katliamarın fotoğraflı belgeleri ile hazırlanan yüzlerce dövizde yolboyunca taşındı. Yürüyüşe Ciwanen Azad UK gençliğide geniş katılım ile destek verdi.

    IMG_2123 IMG_2121 IMG_2141

    Evrim Yılmaz: “direneyoruz ve öz yönetim direnişlerinin yanındayız!”

    Eylem sonrasında gazetemize konuşan, Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı evrim Yıllmaz, “Kürdistan’da yaşananan Bakur’da yaşanan öz yönetim direnişlerini sahipleniyoruz ve her zaman için halkımızın yanında olacağımızı vurguluyoruz.

    Bu gün Lice yanıyor, sadece Lice ile sınırlı değil Kürdistan’ın bütün coğrafyasını tanklarla, panzerlerle havadan uçaklarla bombalarla bütün coğrafyamızı yakıp yağmalayıp Kürdistan’ı yok etmeye çalışıyorlar. Kürt halkını katletmeye çalışıyorlar, Kürt halkını kendi coğrafyasında göçertmeye çalışıyorlar, Türkiye’de muhalif olan bütün kesimler Erdoğan’ın ve saray çetelerinin hedefi durumundadır.

    Bugün HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, bugün gazetecilerin öğrencilerin ve akademisyenlerin-arkadaşlarımızın tutuklanması, belediyelere kayyum atanması bunların hepsi Kürt halkına karşı geliştirilen katliam ve savaş politikalarının sonucudur düşman bu anlamda saldırıyor AKP savaş hükümeti saldırıyor, ama biz şunu burda tekrar tekrar vurguluyoruz ki, kendi halkına bu kadar saldıran bir hükümet kaybetmiştir ve kaybetmeye mahkumdur.

    Bizlerde Avrupa’da bu eylemlerimizi hergün tekrar tekrar gerçekleşriecez, katliamlara karşı alanlarda olacağız direneyoruz öz yönetim direnişlerinin yanındayız arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız. Bu anlamda eylemlerimiz devam edecek.” Dedi.

    IMG_2201 IMG_2301 IMG_2286

    Başbakanlık önünde nöbet tutuluyor!

    Merkez Londra’nın ünlü Westminister bölgesinde bulunan 10 Downing Street başbakanlık binası önünde dün başlatılan nöbet eylemi 2 gün süreyle devam edecek.  Salı günü başlatılan nöbet eyleminde başta Ciwanen Azad UK gençliği ve Roj Kadın Meclisinden yetkililer yer almak üzere Britanya Kürt Halk Meclisi’de desteği ile merkez Londra’da, Türk hükümeti ve Erdoğanın Kürtlere yönelik saldırıları ile ilgili duyarlılık artırılmaya çalışılacak.

    İngiltere başbakanlığı önünde düzenlenen eyleme çağrısında Britanya Kürt Halk Meclisi sözcüleri, “AKP savaş hükümetinin ve Erdoğan saray çetelerinin Kürt Halkına dönük başlatmış olduğu katliamları kınamak ve protesto etmek için alanlardayız.” Ifadelerinede yer verildi.

    basbakanlik3 basbakanlik2 basbakanlik1

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    IMG_2470 IMG_2403 IMG_2347 IMG_2354 IMG_2077 IMG_2074 IMG_2065 IMG_2055 IMG_2031 IMG_2319

  • Fehim Taştekin:ENKS Davaya Ankara’nın Baktığı Yerden Baktı. ENKS Kaybetti artık

    Fehim Taştekin:ENKS Davaya Ankara’nın Baktığı Yerden Baktı. ENKS Kaybetti artık

    2011 yılından bu yana Suriye’de yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonların göçmesine ve kentlerin yok olmasına neden olan iç savaş her gün biraz daha içinden çıkılmaz hal alıyor.

    Aladdin SİNAYİÇ

     İç savaşın başladığı günden bu yana güç dengeleri sürekli değişirken, batılı aktörlerin siyasetinde de dönem dönem değişiklikler yaşandı. İşid denen dönemin en barbar örgütün ortaya çıkmasına neden olan siyaset aynı zamanda yüzlerce cihatçı silahlı örgütün türemesine neden oldu.

    Arap baharının çetin kışa dönüştüğü topraklarda umutsuzluk halen en hakim duygu. Batılı güçlerin Suriye politikası, Türkiye’nin Kürt fobisi odaklı siyasetinin yarattığı felaketler, Rojava’nın geleceği, Amerika’nın Kürtlerle olan ittifakı, Kürtlerin kendi aralarında yaşadıkları sıkıntıları gazeteci yazar Fehim Taştekin ile konuştuk.

     

    Sayın Taştekin, sorduğunuz bir soru ile başlayalım isterseniz: ‘sadece ilk 2 yıl 2000 TIR silah gönderdiğiniz örgütlerle bundan sonra ne yapacaksınız? O silahlar bize dönmeye başladı bay pişkin!’ demiştiniz. Ne olacak şimdi?

    Şuanda hükümet hem içerde hem dışarıda ciddi bir baskı altında. İşid saldırısından sonra bu baskı daha da artacak. Dışarda da hem müttefikleri nezdinde hem de komşularla ilişkilerin bozulması nedeniyle artan bir baskı ile karşı karşıya. Bunun için bir manevra yapma ve Suriye siyasetini değiştirmek zorunda. Bu çok sancılı bir şey.

    Hangi açıdan sancılı?

    Birincisi bizim sınır hatlarımızdan beslenen çok sayıda örgüt var. Bunlar lojistik olarak, askeri olarak, insan kaynağı olarak desteklendiler, silahlandırıldılar. Siz bunları bir maceraya sürüklemiş oldunuz, ve bu macera içerisinde zamanla bu grupların içerisinde insanlar çok fazlasıyla radikalleşip, El Kaide ile, İşid ile ve bunlara yakın ideolojileri paylaşan gruplara kaydılar. Bunlar özü itibariyle tehlikeli gruplar.

    Şimdi onlara ‘oyun bitti, ben desteği kestim’ diyeceksiniz. Muhtemelen o zaman böyle bir senaryo devreye girecek, biz bunu başka coğrafyalardan biliyoruz. Bu gruplar sizinle ortaklığı bitirdikten sonra, sizi de düşman ilan edeceklerdir ve sizinle de savaşacaklardır. Çünkü şöyle bir hata yaptılar; Suriye’de El Kaide’yi desteklerken, Kaide onlara bir güvence verdi; Kaide’den kastım Nusra cephesi: ‘Bizim gündemimiz Suriye ile sınırlı, biz Suriye’de savaşıyoruz, ve savaşı başka coğrafyalara taşımayacağız’. Bu güvence onları destekleyen ülkeler açısından da çok kritik ve önemli.

    Oyun bitmeden önce nasıl bir ilişki vardı?

    Fehim Taştekin: Erdoğan’ın Suriye Politikasının Bedelini Toplum Ödeyecek 1
    Fehim Taştekin

    Bunlar kirli bir antlaşma yaptılar. Ancak bunun bir garantisi yok. Pakistan veya Pakistanlaşma süreci diye benim birkaç yıldır hep uyarısını yaptığım, yazdığım süreç maalesef bize bu realiteyi hatırlatıyor. Yani Kaide sizin için bu güvence verebilir, ben sadece Esad ile savaşacağım diyebilir, Ama oyun bitti dediğin anda o savaş sana da dönecektir. Bumerang etkisi mutlaka olacaktır. Bu yüzden Türkiye’de ister AK Parti ister Ak parti gitsin başka bir parti gelsin, iktidar değişse bile Suriye siyasetinin bedelini bu toplum ödeyecek.

    Şimdi kendileri bir bedel ödemeden, tereyağından kıl çeker gibi siyaseti değiştirip sıyrılmak istiyorlar. Ama bunu kendilerini kurtarmak için yapıyorlar, bu toplumun içinde yer aldığı havzayı, coğrafyayı değil. Tehlikeli olan budur.

     

    Bu noktada danışıklı dövüş belirlemeleri var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bu saldırıların hepsi için söylenemez ama ilk başlangıçtaki saldırılarda devletin ihmalinin elverişli bir tercih olabileceğine dair şüpheleri doğurdu, yani ben Suruç, Ankara, Diyarbakır katliamlarını doğrudan devlet organize etti diyemem, çünkü elimizde böyle bir done yok; Ancak hedef çok seçilmiş bir hedef, ve Ak Partinin bölgesel politikalarına karşı çıkan, direniş gruplarını, partileri, sivil toplum örgütlerini ve gençleri hedef alan bir saldırıydı. Bu saldırılar Ak Partinin belli bir kesiminde sanki böyle bir memnuniyetle karşılandı. Diğer taraftan ben sizin beklediğiniz gibi bu terörler mücadele etmeyeceğim demekti. O yüzden yaktığı canlar çokta Ak Partinin önemsediği bir şey değil.

    Uluslararası baskılar yüzünden Ak Parti İşid ile ilgili bazı tedbirler almak zorunda kaldı. Ve o noktadan sonra saldırıların hedefi değişti. Öncesinde hedefte Rojava’ya destek veren Ak Partinin Rojava politikasını eleştiren insanlara dönüktü, sonra yabancıları hedef alan saldırılar oldu; Taksim’de, Sultanahmet’te, arkasından Gaziantep ve İstanbul’da daha çok Türkiye devletini ve toplumunu birlikte hedef alan saldırlar. Demek İşid burada Ak Parti ile bir çıkar işbirliği varsa da, bunun bozulmasından rahatsız. İncirlik üssünün açılması, sınırda geçişlerle ilgili tedbirlerin yükseltilmesi, son altı ayda yaklaşık bin kişinin gözaltına alınması (tabi ne kadarı tutuklandı bilmiyoruz), tabi göstermelik bir takım boyutlar da illa var, İşte ABD’nin baskısıyla Kürtleri engellediği için bizzat kendisinin İşid ile mücadele etmesi gereğinin ortaya çıkması, belli grupları işid’e karşı yönlendirmesi, İşte Azez’de Al Raye doğru.. 

    Peki Minbic kuşatması ile beraber Türkiye ile nefes borusunun kesilmesi nasıl etkileyecek?

    Fıratın batısına Kürtler geçemez diyorlardı, bu İşid’in işine yarayan bir deklarasyondu. Sonradan bundan vazgeçmiş oldu. Yani el mahkum bir şekilde istemeye istemeye vazgeçmiş oldu. İşid bundan dolayı da Türkiye’ye kızmış olabilir. O hattın kesilmesi durumu ortaya çıktı. Bunlar ya Türkiye’ye gelecekler, ya da Irak veya Suriye’de Raqqa ve Deyruzor tarafına geçecekler. Türkiye’den geçişler engelleniyorsa bir öfke birikiyor demektir. İçeride işid’in eskiden olduğu kadar rahat olmadığı söyleniyor. Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidişler zorlaştı. Türkiye’de bir sıkışma oluşuyor ve bu sıkışmışlık bir saldırı şeklinde kendini gösterebilir, Bundan sonra da bu saldırılar artabilir.

    Fehim Taştekin: Erdoğan’ın Suriye Politikasının Bedelini Toplum Ödeyecek 1
    Fehim Taştekin

    Bir de üzerinde çok durulmayan bir şey; İşid üyelerinin aileleri Türkiye’de rahattılar. Musul konsolosluğunun çalışanlarının serbest bırakıldıkları zaman, bunların ailelerinin Türkiye’de rahat yaşamaları konusunda güvence verildiği söyleniyor. Benim konuştuğum farklı kaynaklar bu iddiaları dillendiriyorlar. Şimdi aileler de çok rahat değiller artık, gözaltı operasyonlarında onlar da bir şekilde hedefteler. Haliyle Erdoğan’ın kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor olabilirler.

     

    Suriyelilere vatandaşlık açıklaması bunun tersi bir bağlantısı olabilir mi?

    Erdoğan’ın kendi  siyasi hesapları olmalı burada. Erdoğan’ın başkanlık hesapları halen devam ediyor, bunun için de sağlam oy kitlelerine ihtiyacı var. Hepimizin kafasındaki soru, acaba vatandaşlığa alınanları kendisine birer seçmen olarak mı düşünüyor. Bu haklı bir soru, bunun yanıtını vermeleri gerekir. Bu insanlar kısa vadede ülkelerine dönemeyecekler, Türkiye’de de bunlar sorun olmaya devam edecek. Tedbir olarak ta bunlarla ilgili yasal çözümler gerekiyor. Ancak bu insani olarak değerlendirildiği zaman anlamlı. Bunu siyasi kaygılarla yapıyorlarsa bu felaket olabilir.

    Yine bununla bağlantılı olarak Alevi ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelere kamp kurma çalışmaları var, bunu nasıl yorumlayacağız?

    Bunu düzgün yapmazlarsa, ki düzgün yapacaklarına dair inancım hiç yok; Alevi ve Kürt nüfusunun olduğu yerlerde böyle tampon bölge konuşlandırır gibi yaparlarsa bu içeride rahatsızlıklara neden olur ve ileride kriz alanları yaratılmış olur. Gerek Osmanlı’nın gerek sonra Türkiye cumhuriyeti devletinin sicilinin bu noktada çok iyi olmadığını biliyoruz. Yani sürgün veya göç hareketlerinde siyasi kaygılar güdülerek yerleştirme iskan etme politikaları, önceden de tecrübe edildiği için haliyle kaygılarımız artıyor. Bir de bu hükümet samimi değil. Bu hükümet yatırım yaparken de samimi değil, kendi çıkarlarını düşünüyor, ve her şeyi oy hesabıyla yapıyor, bir çok şey bu yüzden sağlam değil, hizmetinin de iğreti olması, Suriyeliler ilgili politikasında da bizi kaygılandırıyor.

    İşid’ katılan çok sayıda Türkiye vatandaşı olduğunu biliyoruz. Bunda AKP’nin payı nedir?

    Tabiki Türk devleti Suriye siyasetini bu gruplar üzerinden bir savaşa inşa etti. Savaş savaşçıyı üretir, savaş zamanla radikalleşmeyi getirir. Ve bu radikal unsurlar, bugün sizin müttefikinizdir yarın düşmanınız olabilir.  Haliyle Erdoğan hükümeti bunun birinci dereceden sorumlusudur.

    İnsanlar teşvik edildi. İnsanlar kutsal bir savaşa gönderildi. Cumhurbaşkanı neredeyse günde 3-5 kez bu savaşı kutsayan, teşvik eden demeç veriyordu. Bir tarafta da MİT sahada bu işi organize ediyor, militanlar taşınıyor, gemilerle, uçaklarla, dünyanın her yerinden.. bu rol tehlikeli bir rol.

    İnsanları ya parayla savaştırırsınız ya da ideolojik saiklerle, şimdi buraya getirilenler haliyle küresel cihad deneyimi olan insanlar, bunu öngörmemek büyük ihanettir, kasıtlı olarak bu yapılmıştır. Ya da ciddi bir cehalettir, öngörüsüzlüktür. Ben bunu öngörmediler diyemem, sonuçta onlar öngörmediyse benim gibi birçok yazar ve gazeteci uyardı. Ben daha başlarda bu işin bir Pakistan’laşma sürecine Türkiye’yi götüreceğini yazdım. Bunun da bedelini ödedim. Yani bugün işimden atıldıysam bu yazılarım yüzünden atıldım. Bunları yazdım diye bu hükümet bana bedel ödettirdi. Haliyle bilmiyoruz diyemezler. Burada ciddi sorumlulukları var.

    Bir de Türkiye üzerinden yaşanan yabancı savaşçı akışı var?

    Evet buraya gelenleri önce Özgür Suriye Ordusu diye bize yutturdular, kısa sürede ÖSO denen bu şapka kalktı. Bu topraklarda 30 binin üzerinden savaşçı oluştu. Bunlar bu hükümet yüzünden oluştu. Bu savaşçı akışının yüzde yetmişi Türkiye topraklarından oldu. Gaziantep, Hatay ve Kilis’ten oldu. Asker bana yardımcı olmazsa ben şimdi sınırdan rahat geçebilir miyim? Bu geçişler karakollar, gözetleme kulelerin olduğu yerlerden oldu. Biliyorum oraları tırlar geçiyordu. Böyle bir savaş düzeni oluşturuldu. Bu yüzden hükümet birinci derecede bu savaşın sorumlusudur. Bu cihatçı yapıların bu kadar palazlanması ve bu bölgeye kamp kurmalarından sorumludur hükümet.

    ÖSO’dan bahsettiniz, ne oldu bunlara, nedir şuan durumları?

    Belli bazı yerlerde varlık gösteriyorlar. Ama onlar artık savaşın esas taşıyıcı kolonları değiller. Şam ve Dera kırsalında, Halep’in belli bölgelerinde varlar. Bunların büyük bir kısmı da Suriye ordusuyla anlaştılar, silahlarını teslim etmediler ama savaşı bitirdiler, Suriye ordusu onlara saldırmıyor, onlar da bulundukları bölgelerde duruyorlar. Bazı yerlerde de Suriye ordusu ile birlikte hareket ediyorlar. ‘Bu savaş artık bizim savaşımız olmaktan çıktı’ diyorlar ama silahı bıraktıklarında başlarına ne geleceğini bilmiyorlar, o yüzden böyle bir pazarlık sürecine girmiş oldular.

    Asıl savaşı yürüten bizim sınırlarımızda, İsrail sınırlarında Nusra Cephesi ve onun en büyük müttefiki Ahrarur Şam. Bir de Türkiye’nin desteklediği irili ufaklı çok sayıda gruplar var. Türkmen gruplar, Nurettin Zengi,  bunların asıl besleyen Türkiye, Suudi ve Katar paraları. Bunun dışında İşid. Bir de hem Suriye ordusuna hem de İşid’e karşı cephe almış Fetih ordusu, şimdi İslam ordusu diye bir grup oluşturdular. Bunlar sahanın etkili grupları.

    Batılı güçlerin bunlara desteği devam ediyor mu?

    Batılı güçler oyunda kalmak için nispeten bunlara destek veriyor halen. Nusra dışında diğerlerine halen silah akışı var. ABD tarafının silah akışı çok etkili değil. Ama Türkiye üzerinden gönderilen çok sayıda etkili silahların olduğunu biliyoruz.

    Kürtlerin durumuna gelirsek. Kürtler mevcut pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Kürtler tarihin en kritik döneminde üstelendikleri bir rol var. Bu rol kendisini dayattı. Ve Kürt realitesini ve İşid’e karşı savaşan en etkili güç olarak kendilerini kabul ettirdiler.  Hem Avrupa’da önemli bir meşruiyet alanı açıldı, Amerika ile bir ortaklık gelişti. Bu Kürtler adına tarihsel bir kazanımdır. Bir de Kürtlerin farklı bir siyasi alandan gelmiş olmaları yeni bir durum yarattı.

    Bu noktada Kürtlerin yarattığı sistem bir model olabilir mi Suriye için?

    Ortadoğu’da bir değişim sancısı yaşanırken, birden bire bunun alternatifi olarak cihatçı selefiler ve İşid ortaya çıktı. Karanlık bir model bu. Kürtler ise bu karanlık ortamda farklı bir model ile, Ortadoğu açısından son derece ileri sayılabilecek bir çıkışta bulundular. İleriye dönük te Suriye’nin geleceğinde örneklik teşkil edebilmesi açısından da heyecan verici bir boyut arz ediyor. Kürtlerin bu başarısı 80’lerden beri olan ciddi önyargıların ötelenmesini sağladı ve toplumsal bir mutabakat zemini oluşturdu. Hem kendinizle ilgili önyargıları kıracaksınız, hem tarihsel olarak bir biriyle sorunlu olan halkları bir pota içerisinde buluşturacaksınız. Bunlara ortak bir gaye vereceksiniz, bunlar çok önemli başarılar.

    Bu başarının kalıcı hale gelmesinin önünde engel ve riskler var. Bu riskleri hem dış güçler hem de Rojava’daki aktörler iyi analiz edilmeli. Rojava’nın bugünkü başarısının temel unsurlarını göz ardı ederlerse bu başarı hızla duvara toslar. Yani ordaki işbirliğini sağlamak, yereldekileri merkeze taşımak, paylaşmak, insanların kültürel haklarını korumak çok önemli.

    Bunun dışında etnik mezhebi kırılgan hatlar üzerinden bir model oluşturuyorsunuz, bu birliğin nedenini unutmadan hedefi ona göre büyütmek lazım. Eğer Kürtler sadece ve sadece kendileri için bu modeli bir kazanca dönüştürürlerse, diğer halkları görmezden gelirlerse, maalesef feci şeyler olabilir.

    Böyle bir risk var mı?

    Belli kötü sinyaller geldi, ancak bununla hesaplaşıp yüzleştiler. Belli hatalar yapıldı, ama bu hatalar politikaya dönüşmedi. Taktiksel dönemsel hatalar oldu.Politikaya dönüşmesi tehlikeli olurdu.

    Kürtler çok daha realist bu konuda. Kendi poziyonlarını, kapasitelerini, sınırlarını biliyorlar. Çünkü bölgenin gerçekliğini iyi analiz etmek lazım, o bölgedeki Arap varlığının, Hristiyan varlığının, o bölgede rejimin kurduğu kanalların, Kürtler gayet farkında. Eğer oyun tersine dönerse, Kürtler  Suriye ordusuyla savaşma tercihinde bulunurlarsa, bu savaşın yansıması Rojava’da bazı çadırtamalara yol açabilir.

    Ya Kürtlerin Tercihi dışından böyle bir savaş gelişirse?

    Evet bu risk var. Ben ABD’nin sadece İşid çerçevesinde Kürtler ile ittifak kurduğunu söyleyemem. Kısa vadede İşid var. Orta ve uzun vadede farklı bazı hedefleri var. Bölgenin yeniden şekillenmesinde Kürtlere atfettikleri, veya Kürtler üzerinden gerçekleştirdikleri ittifakın önemli olduğunu düşünüyorlar. Kürtler Amerika’nın oyununda yer alacaklar mı almayacaklar mı? Eğer Amerika’nın oyununda yer alırlarsa bu dava hızlı bir şekilde aleyhlerine sonuçlanabilir ve kendi iradeleri dışında bir göbeğinde kendilerini bulabilirler. Bu tehlike bugün için var demiyorum, ama sonuç itibariyle yarın İşid ve diğer gruplarla bu savaş biterse Kürtlerin statüsünün geleceği masaya gelecek. O zaman Suriye yönetimiyle de bir müzakere süreci başlayacak. Bu müzakere süreci çok kritiktir. Kürtlerin ya da Suriye yönetiminin izleyeceği politika burada savaş mı ya da müzakere ile bir barış mı, bunu tayin edecek. Ayrıca Türkiye de burada bir küresel aktör olarak Kürtlerle ilgili kazanımları hazmedemeyen bir aktör olarak bozucu bir etken olarak devreye girmek için fırsat kollayacaktır.

    Geçmişte Barzani üzerinden bir takım müdahaleler oldu. İşid ve Nusra gibi gruplar üzerinden doğrudan müdahaleler oldu. Türkiye içerisinden örgütlenen bir takım Fırat Cezire kurutuluş cephesi gibi birtakım askeri yapılanmalarla Rojava’ya müdahale etme girişimleri oldu, bunlar başarılı olamadı. Bu devletin Kürt fobisinden beslenen ideolojik yaklaşımı değişmezse bu denemeler devam edecek.

    Başka bir şey eğer Suriye siyaseti değişir de Şam-Ankara arası bir barış sağlanırsa, bu durumda da Şam’ın politikalarını Kürtlere karşı etkilemek için de Türkiye’nin bir takım denemeleri olacaktır. Hepsi risktir. Bu riskler nedeniyle Rojava’daki özerkliğin bir sınanmaya ihtiyacı var. Yani bu ihtiyaç kendi dinamiklerinden kaynaklanan bir ihtiyaç değil, bölgenin kendi dinamiklerinden kaynaklanan risklerden dolayıdır.

    Bir sınav verecek, bu sınav olacak onu bilmiyoruz. Ama çok önemli bir tecrübe oluştu, çok önemli bir dinamik ortaya çıktı. Hiç kimse bu dinamiği göz ardı edemiyor. Suriye de edemez, Türkiye de edemez. Amerika zaten bu dinamiği değerli bulduğu için Türkiye’ye rağmen hemen Kürtlerle ortaklık kurdu.  Esasen Barzani yönetimi de bu gerçekliği kabullenmek zorunda ve kabul ediyor da.

    Ama halen Barzani’nin Rojava Politikasında ciddi bir değişiklik göremiyoruz. Kabullenmiş gözükmüyor?

    Bunun iki nedeni var, birinci farklı bir model. Güney Kürdistan’daki modele özü itibariyle  uymuyor. Bu  model tabana hitap eden bir model. İşin içine taban girdiği zaman klasik güç dengelerini etkileyen bir sonuç çıkıyor. Şimdi Aşiret ya da aile bağları üzerinden gelişen siyasetler bu tür taban hareketleri ya da ideolojik daha perspektifleri olan hareketler karşısında kendilerini güvende hissetmiyorlar.

    Bir de önemli ölçüde Türkiye etkisi var. Barzani Bağdat’la kavga ettiği zaman Türkiye onlar için ekonomik ve benzeri nedenlerle bir nefes borusu.  Türkiye’yi göz ardı edemiyorlar. Hem içerden hem de türkiye’den baskı var, ama bir taraftan da esasen  içeride korku var. Goran hareketi, YNK ve diğerleri Rojava siyasetini önemli ölçüde eleştirdi ve meclisi de arkalarına alarak Rojava lehine bir takım adımların atmasını sağladı. Bu durum Barzani üzerinde müthiş bir baskı yarattı.

    Şengal başlı başına büyük bir utanç kaynağı haline geldi. Orada YPG’nin HPG’nin üstlendiği rol, Kürdistan halkını çok etkiledi, Ezidileri çok etkiledi. İşid Erbil’e geliyor diye insanlar panik halindeyken Gerilla davet edildi ve gerilla moral vermek için şehre geldi. Bunlar haliyle Barzani üzerinde siyaseten baskıyı artırdı.

    Bir de Rojava Peşmergesi meselesi var?

    Barzani burada süreci etkileyebilmek için bu gücü oraya göndermek için çok uğraştı. Ama bu gücün sayısı kapasitesi tabi ki abartılıyor. Bu güç YPG içerisinde olmak kaydıyla gitmiş olsaydı bu iş bu noktalara gelmezdi. Tabi burada YPG de yegane güç olmak istiyor, Yani Güney Kürdistan’daki gibi YNK peşmergesi, KDP peşmergesi gibi ikili bir güç istemiyor. Ama bana göre bu çok büyük bir mesele değil.Şu bir gerçek YPG o bölgede 1500 kişi ile başlayıp 50 bine varan bir güce ulaştı. Şimdi bu güç kendisini ispat ettikçe meşruiyeti ile ilgili sorular anlamsızlaşıyor. Türkiye bu Rojava Peşmergesi meselesini çok köpürtüyor. Ama sayıları bile halen net değil.

    Son olarak, PYD muhaliflerinin Urfa’da yaptığı bir toplantı vardı. Bu gruplar ne yapmaya çalışıyor?

    Benim bildiğim kadarıyla oradaki unsurlar doğrudan ENKS’ye bağlı unsurlar değil. ENKS’nin baştan beri tutumu Rojava’daki oluşumun dışında kalmalarına yol açtı. Kendilerinin Türkiye ile aynı dalga boyuna düşmeleri, orada savaş olurken, İşid saldırırken, El Nusra saldırırken, onların meseleye Ankara’nın baktığı yerden bakmaları kendilerinin kaybetmesine yol açtı. Trene binmek için şansları vardı Duhok anlaşması ve Erbil anlaşması vardı, bu şansı da değerlendiremediler. Bunları iyi değerlendiremediler.

    Ben tarihsel olarak PYD ile farklı yerdeler, programları farklı, çözüm önerileri farklı, ancak bir şekilde PYD ile ilişkileri geliştirip bu sürecin bir ortakları olabilselerdi, belki Rojava’nın geleceğinde daha iyi bir yerleri olabilirdi. Ama bu tarihi dönüm noktasında Rojava’da kaybettiler. Zaten ENKS’nin birçok bileşeni de artık ENKS ile hareket etmiyor. Bir kısmı kanton yönetimlerine katıldı. Ben bu saatten sonra onların bir aktör olarak varlık göstereceklerini sanmıyorum.

     

     

  • Yeni Başbakan Theresa May

    Yeni Başbakan Theresa May

    Avrupa Birliği referandumu sonucunda başbakan David Cameron’ın istifa etmesi üzerine, Muhafazakar Parti içerisinde başlayan liderlik ve başbakanlık yarışında, Theresa May galip geldi.

    Geçen hafta, Muhafazakar Parti milletvekilleri May ve Andrea Leadsom’ı son iki aday olarak belirlemişlerdi. Hafta sonu devam eden gelişmeler üzerine, Leadsom bu sabah yarıştan çekildiğini açıklaması üzerine May, geriye kalan tek aday oldu.

    Leadsom ve May, diğer adaylar Michael Gove, Stephen Crabb ve Liam Fox’u parti milletvekillerinden aldıkları oylarla yarış dışı bırakmışlardı.

    AB’den ayrılma işlemini başlatacak olan yeni başbakan, May, üyelikten yanaydı, fakat, bu sabah yaptığı açıklamada referandum kararını uygulayacağını belirtti. Leadsom AB karşıtı olarak, May’in bu açıklamasını memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, ülkenin istikrar kazanması için yeni başbakanın bir an önce seçilmesini doğru bulduğunu ifade ederek, yarıştan çekildiğini açıkladı. Leadsom, iki sürmesi beklenen ve Eylül ayında sonuçlanması için tarih verilen liderlik yarışını olmasını engellemek için çekildiğini ifade etti.

    Cameron, daha sonra açıklama yaparak kendisinin Çarşamba günü son Parlamento sorusuna katılacağını, ve sonrasında istifasını Kraliçe İkinci Elizabeth’e ileteceğini belirtti.

    Leadsom, The Times gazetesine yaptığı röportajda May’e nazaran kendisini anne olmasının avantaj olduğunu ve ülkenin geleceğinde daha yüksek payı olduğunu söylemesi krize yol açmıştı. İlk önce haberi yalanlayan Leadsom, daha sonra May’den özür diledi ve son olarak da yarıştan çekildi.

    May’in başkanlığının kesinleşmesi üzerine, İşçi Parti’si ve Liberal Demokrat Parti’den erken seçim çağrıları yapıldı.

    Jeremy Corbyn
    Jeremy Corbyn

    İşçi Parti’sinde ise, Angela Eagle, Jeremy Corbyn’e karşı lider adayı olacağını açıkladı. Böylece, İşçi Parti, Corbyn’nin parti üyelerinin yüzde 60’ının desteğini aldığı bir önceki liderlik seçiminden dokuz ay sonra, tekrar seçime gidecek.

    İşçi Parti’nin yürütme kurulu Corbyn’nin yeni seçimde otomatik olarak aday olup olmayacağına Salı günü karar verecek. Corbyn’nin direk olarak adaylık hakkı bulunmazsa, İşçi Parti milletvekilleri ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin en az 51’inin desteğini almak zorunda. Bu durumda, milletvekillerinin 170’e karşı 40 güvensizlik oyu alan Corbyn yarış dışı kalabilir ve parti büyük bir kriz yaşamış olacak.

    Fakat, parti üyeleri arasında büyük desteği bulunan Corbyn, direk olarak seçilme hakkı olduğunu söyledi ve aksi durumda yasal itirazı olacağını belirtti.

  • AB referandumu ardından yine fikir birliği yok

    AB referandumu ardından yine fikir birliği yok

    Britanya tarihi bir gün olan 23 Haziran AB Referandumunda Avrupa  Birliğinden çıkmaya yönelik oy kullandı. AB referandumunda göçmen toplumların oyları özellikle Londra bölgesinde belirleyici en önemli etkenlerden oldu.

    Erem Kansoy

     Özellikle Kürtçe ve Türkçe konuşan gömen toplumlarımızın çok büyük oranını temsil eden Demokratik Güç Birliği bileşenlerinin hem fikir olamadığı referandum süreci sonrasında dernek kurum ve kuruluşlarda referandumda ‘hayır’ kararı çıkmasına rağmen halen fikir birliği sağlanamadı.

    Avrupanın başkenti diye nitelendirilen Londra’da AB referandumu sürecinde, göçmen Kürt ve Türk toplumları olarak ortak bir karar sağlanamaması ile sürecin lobi çalışmalarına yönelik iyi değerlendirilememesi ise düşündürücü.

    Toplumlarımızı temsil eden birçok kurum ve kuruluşların yönetimlerine AB referandumuna yönelik ayni soruyu yönlendirsekte kurumlarımızın çoğu ‘dernek içerisinde konu ile ilgili fikir birliği sağlanamadığı ’gereçesiyle haberimizde görüş beyan etmeyi uygun görmedi.

    Referandumda AB’den ayrılma yanlılarının oyu %51,9 olurken AB’de kalma taraftarları %48,1’de kaldı. Referanduma katılım oranı yüzde 72 oldu. Referandumda İskoçya ve Kuzey İrlanda ‘kalalım’ derken, İngiltere ve Galler ‘çıkalım’ dedmişti.

    Londra’da Referandumda Toplumumuzun Yoğunluklu Yaşadığı Bölgelerdeki Sonuç

    Ayrılıkçıların zaferi ile sonuçlanan referandumda toplumumuzun yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerdeki sonuçlar kalma yanlıların büyük fark ettiğini gösteriyor.

    LONDRA GENELİ: Başkent Londra yüzde 59.9 ile kalma kararı verdi, CROYDON: Toplumumuzun yoğun olarak yaşadığı Croydon’da 9 puan farkla kalma yanlıları önde. ENFİELD: Göçmen kitlesinin yoğun yaşadığı Enfield’te çıkma yanlıların sayısının yüksek olması manidar. HACKNEY: İngiltere genelinde kalma yanlıların en yüksek olduğu bölge olarak kaydedildi. HARİNGEY: Haringey’de Hackney gibi yüksek bir oy ile kararını Kalma yönünde verdi.

    İngiltere ve özellikle Londra’da yaşam sürdüren Türkçe-Kürtçe konuşan toplumumuz bünyesindeki  kurumlarda üst düzey görevli yöneticimilerimize AB referandumu ile çıkan ‘hayır’ kararı ardından fikirlerini sorduk.

    AB referandumu ardından yine fikir birliği yok 1

    Arif Bektaş- Day-Mer Yönetim Kurlu: Tüm hakların ortak mücadeleyi yükseltmelidir

    “Birleşik Krallık’ta, Avrupa Birliği’nden çıkma kararının verilmesinin en büyük sebebi, son 8 yıldır süren kemer sıkma politikalarıdır. Hayat standartı düşen emekçiler, bu politikalardan artık isyan etmiş ve parlamentodaki partilerin tersine bir karar vermiştir. Halkın vergileri ile bankaları kurtaran Cameron hükümeti, her tür sosyal servisi ve kamu hizmetlerini yok etmeye çalıştı. Bu partiler aynı zamanda, göçmenleri de hedef göstermekten geri durmadılar.

    Krizden çıkmak ve bu krizin yükünü halkın cebinden çıkarmak için sıkça kullandıkları göçmenlik kartını bu kampanyalar döneminde de kullandılar. Bu politikaları yürüten Cameron’a ve bu politikalara adeta koltuk deyneği rolü gören AB’ye Birleşik Krallık halkları, “AB’ye Hayır” diyerek cevap verdi.

    Kemer sıkma politikaları, göçmen ya da yerli işçi ayırımı yapmıyor. Göçmenler de en az diğer halklar kadar saldırı dalgasına mahruz kalıyor. AB’den çıkma kararı alan Birleşik Krallık halkları ve emekçileriyle ortak mücadele etmekten başka bir çözüm yoktur. Sosyalist kimliği ile İşçi Partisi lider olan Jeremy Corbyn’e karşı yapılmaya çalışılan darbe de gösteriyor ki; aslında sermaye ve onun politik temsilcileri, kişilere değil düşüncelere savaş açıyor. O dahde, göçmenler için tek seçenek kalıyor; Tüm Birleşik Krallık halklarıyla ortak mücadeleyi yükseltmek. Bu mücadele verilerek hem, emperyalist bir klüp olan AB’ye ve hem de dünyanın en büyük emperyalistlerinden biri olan Birleşik Krallık’a karşı daha yaşanır bir sistem ve dünya yaratılır.”

    AB referandumu ardından yine fikir birliği yok 1

    Abdullah Gürler- Tohum Kültür Merkezi Yönetim Kurulu

    “Ingiltere’nin Avrupa Birliğinden çıkmasından yana oy kullanan biri olarak, ırkçıların propaganda yaptığı sınırların kontrol edilmesi, göçmenlerin ülkelerine gönderilmesi yönlü ırkçı söylemler üzerinden oy kullanmadığımı belirtmek isterim.

    AB den çıkmasıyla birlikte ülkede ırkçılığın yükseleceği doğrudur fakat bu ülkede halihazırda göçmen karşıtı ve ırkçı bir yönelim mevcut zaten. Bizlere düşen görev ırkçı politikalara karşı daha fazla kitlemizi bilinçlendirmek, diğer göçmen örgütlere ortak mücadele yürütme çabasına daha fazla girmektir. henüz bunu yapmış değiliz.”

    AB referandumu ardından yine fikir birliği yok 2

    Yusuf Açıl- Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi Yönetim Kurulu

    “Irkçlık daha çok yükselecek. Irkçı saldırilar ve yabancı düşmanlığı artacaktır. Britanya’daki bu gelişme Fransa ve Avrupa’nın diğer ülkelerde de etkisini göstermekte ve kapitalizmin krizi yabancılara yıkılarak gizlenmeye çalışılacaktır! Yapılacak şey şudur. Göçmenler, yerli ilerici- devrimci hareketlerle ortaklaşarak ırkçı ve faşist yükselişe karşı mücadele edeceklerdir. Başka bir yol yoktur! İngiliz sermaye sınıfı, Avrupa’dan kopmayacak ancak yeni bazı tavizler koparmanın yolunu arayacaktır. “Globalizmin gücünü parçalayalım” diyerek “hayır” diyen ilerici kesimlerin nasıl yanıldıklarını görecegiz! ABD Globalizmin başını çekiyor ama AB üyesi değil!”

    AB referandumu ardından yine fikir birliği yok 3

    İsrafif Erbil- Britanya alevi Federasyonu Başknaı

    Britanya’da yaşayan göçmenler referandum sonrası endişe ve kaygı içine girdi. Çünkü İngiliz toplumunda referandum sonuçları “yabancılara karşı yürütülen mücadele kazandı” gibi bir algı oluştu. Bu nedenle son birkaç gün içinde ülke genelinde ırkçılık arttı.

    Bizler tüm göçmenler olarak kurumlarımızla, bireylerle bir araya gelerek göçmenlikten kaynaklı ortak sorunlarımıza ortak çareler aramalıyız”

     

    Hüseyin Kılınç- El-Com Yönetim Kurulu

    İngiltere’de AB’den çıkış demek İngilterenin göçmenler üzerinden yapmak istediği ekonomi politikasını yürütecek. Göçmenler olarak, İngiltere’de bizim için hayatın biraz daha zorlaşacağı artık kesinlik kazandı. Aslında İngiltere’nin AB’den çıkması burada yaşayan herkesimi derinden etkileyecektir fakat İngiliz politikacılar biz böçmenleri gerekçeler sunarak zaman zaman ırkçı söylemlere kadar varan yanlış  yaklaşımlarla bize saldırıyor. Biraz hayat burada bizim için zorlaşacaktır. Bana göre göçmenler bir duruş sergilemelidir. İngiltere’deki göçmenler AB’den çıkmama yönünde bir duruş sergilemeli. AB’nin İngiltere üzerinde yasal anlamda bazı sosyal düzenlemeleri dayatan bir baskısı var.

    Bu sosyal ve ekonomik düzenlemeler ile İngiltere’de eşit ve demokratik bir ortam sağlandı. İngiltere’yi göçmenler üzerinden politika üretmekten vazgeçtirmeliyiz. İngiltere AB’den çıkarsa sosyal yaşamdaki standartı kaybedecek.

    Bizim kurumlarımızın insanaları yeterince politik değil bu yüzden bir fikir birliği sağlanamadı. Biz politik görünen ama politik olmayan yapılara sahibiz. Burada hayatımızı nasıl düzenler nasıl çocuk yetiştirirz derdine düşdik. Insanlarımız burada yüzünü Türkiye’ye döndü malsef burada sosyal ve politik yaşamda çok zayıfız bu yüzden ortak kararlar üretip leyhimize kullanamıyoruz.”

    Ali Poyraz – Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı

    “23 Haziranda yapılan referandumda İngiltere’nin AB’den çıkma yönünde eğilim çıktı.Bu karar tartışmalara neden oldu . Önümüzdeki dönem bu tartışmalar daha da şiddetlenecek .Tahminim odurki bu tartışma zaman zaman ırkcı saldırılara kadar varacaktır Bunun yanında bu dönem bile Sterlin son 30 yılın en düşük dönemini yaşıyor yani uzmanların belirttiğine göre 30 yıldır ilk defa bu kadar hızlı düşüş oluyor . Önümüzdeki süreçte bu emonomik kriz daha da derinleşecektir. Bunun yanında siyasi kriz de kaçınılmaz olacaktır. Hatta şimdiden İngiltere’de siyasi boşluk başladı istifa edeceğini söyleyen bir başbakan ve istifalarla çalkalanan bir muhalefet var.

    En başta “evet” , yada “hayır”  diyen herkesi ayni kefeye koymamak lazım. Bir ırkçının red gerekcesiyle bir solcunun red gerekçesinin farklı olduğunu görmek gerekiyor.

    Bana göre sonuçları iyi hesaplanmayan bir refarandum oldu. Hele hele AB ülkeleri bazı şeylerde gümrük uygulamaya başlarsa bunun faturası çok ağır olur. Yine daha bugündan refaranduma bağlı olarak Ankara Antlaşmasına uymayacaklarını açıkladılar. Bundan ne kadar insanın olumsuz etkileneceğini kim kestirebilir?

    AB’nin bir  kapitalist proje olduğunu herkes biliyor . Fakat bu tek başına red gerekcesi olamaz. Her şeyden önce AB bünyesinde var olan sosyal ve insani hakların geliştirilme mücadelesi temel alınmalıdır. Günümüzde “karşıyız” deyip kestirmek kolaycı ve saçma bir yöntemdir Kapitalist oluşumdur deyip karşı çıkmak doğru ise,o zaman bu kapitalist ülkelerde kalmak da yanlıştır. Sorun bu değildir. Sorun ,bulunduğun her zeminde doğruların için mücadele edebilmektir.

    Sonuç olarak; bu refarandumun  sonuçlarından  daha çok emekci ve yoksul kesimler etkilenecektir. En başta gelir düzeyi ayni kalsa bile(bu bile çok zor) alım gücü düşecektir

    Yine bir noktayı önemli ve trajik görüyorum. Referandum sonrası bir çok kişi ile görüş aliş-verişi yaptım. Bana en acı vereni şudur: Red oyu veren kimi iarkadaşlar , “dışarıdan çok insan geliyor ve burayı bozuyor”  diyor. Bu ülkeye dışarıdan gelen kimi kişilerin böyle düşünmesi herşeyen önce doğru ve ahlakı değildir.  Herşeye rağmen  umarım sonuçlar bizler yani halk açısından ağır bir faturaya neden olmaz  ve yaşam koşullarımızı zorlaştırmaz. Saygılarımla”

  •  Gürkan: “Kürt halkının taleplerini savunmak bizim görevlerimizdendir”

     Gürkan: “Kürt halkının taleplerini savunmak bizim görevlerimizdendir”

    EMEK Partisi genel Başkanı Selma Gürkan gazetemize son dönemlerideki gelişmeler, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları, İngiltere’nin AB’den çıkıyor olması Türkiyeyi nasıl etkileyecek ve ayrıca devletin aralıksız baskı uyguladığı aydın,akademisyan ve gazetecileirn ülkedeki son durumuna ilişkin konuştu.

    Erem Kansoy

    Londra’da toplumlarımız sizi kucakladı, buradaki sosyalist ve yurtsever halkımız nasıl bir atmosfer içerisinde buldunuz?

    Gürkan: “Londra’da sıcak mücadelenein üzerine geldim. İngiltere’nin AB’den kalıp çıkma tartışmalarının üzerine buraya geldik. Londra’da farklı kesimşerin AB referandumu ile ilgili ortak fikirler ürettiğini birlikte sokakata yürüdüğünü gördük. Önemlibir süreçti bu süreçte Londra’da çeşitli irade güçlerinin dayanışmasınada tanık olduk.

     Gürkan: “Kürt halkının taleplerini savunmak bizim görevlerimizdendir” 1

    İngiltere’nin AB’den çıkıyor olması Türkiye’yi nasıl etkileyecektir?

    Gürkan: “Öncelikle şunu belirtmek gerekir, bu sadece İngiltere hükümetinin AB’de ayrılış yada kalış tartışması  değil Avrupa işçi sınıfı ve emekçilerinin AB’nin ekonomik sosyal yasalarına arşı itirazı diye okumak gerekir İngiltere’de çıkan hayır cevabını. Sonuçta biliyoruz ki diğer ülkelerde de AB’nin ortaya koyduğu politikalara karşı bir itiraz söz konusudur. Yunanistanda örneğin kemer sıkma politikalarına karşı Yunanistan işçi ve emekçileri mücadele ediyor, Fransada yine ayni durum söz konusu, bu açıdanda bu kararlı Avrupalı evetçilerin Avrupa sermayesi politikalarına itirazı olarak görmekteyim.

    Türkiye ile İngiltere’nin egemen siyasetei, örneğin Türkiyenin olduğu yerde milliyetçiler ve ırkçılar açısından söyleyecek olursak, ‘Türkiyenin olduğu yerde biz de olmayız’ gibi mesele ele alınıyor. Ama mesele bu değil, tam tersine AB ülkeleri içerisinde emek sömürüsü ve işçi haklarını gasp eden yasaları görmemezlik edemeyiz. Hükümetlerin tutumlarından ziyade işçi sınıfının tutum ve duruşunu etütü ederek Türkiye’nin nasıl etkilenebileceğini anlayabilirz.”

    Özellikle başta HDP milletvekilleri olmak üzere, ‘dokunulmazlık olayı’ ile ilgili fikirleriniz…? Nasıl bir süreçten geçildi, şuanki durum nedri…?

    Gürkan: “Dokunulmazlıkların kaldırılmasının, her nekadar içerisinde AKP’li CHP’li vekillerin de olsada esas olarak HDP’li vekillere yönelik bir hamle olduğunu biliyoruz. Yargı sürecinin işleyeceği söyleniyor ama sonçuta tarafsız bir yargı süreci olmayacağınıda biliyoruz. Dokunulmazlık sürecini biz demokratik bir Türkiye mücadelesinin bir parçası olarak görüyoruz. HDP’li vekillere yapılan, yapılabilecek bir salıdıryı yada yapılabilecek bir hak ihlalini, kabu etmemiz mümkün değildir, demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak buna karşı da mücadele edeceğiz. Ancak dokunulmazlık tartışmaları bize AKP nin dokunulmazlık tartışmaları üzerinden de muhalif partileri yada muhalefetteki partilerin içerisindeki siyaseti nasıl dizayn ettiğinide gösterdi.

    Nitekim işte CHP’nin anayasaya aykırıdır yani evet diyeceği refleksi çok açık göstermektedir. Yani mesele devlet düzeni ve sistemi olunca AKP’si ile MHP’si ile CHP’si ile kaldıki hani bence CHP’nin içerisinde bu duruma itiraz eden daha demokrat daha özgürlükçü olan kesimleri bir kenara bırakarak bunu ifade etmek istiyorum. CHP’nin resmi politikası açısından da tüm bu unsurların birleştirilmesi bir sakınca ile karşılaşmamaktadır. Birkere daha gerçek demokraki, gerçek hak ve özgürlüklerin savunulması açısından bir kristal olma görevi görmüştür günümzdeki dokunulmazlıklar meselesi.”

    Türkiye’de aydın kesim diyebileceğimiz ve içerisinde akademisyen ile özellikle gazetecilerin bulunduğu bu kitleye yönelik nasıl bir baskı var? Özellikle Can Dündar ardından sayın Fincancı’nın da tutuklanması gazeteci ve akademisyenler çevresinde nasıl bir ortam yarattı?

    Gürkan: “Tabiki AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan fiili başkanlığını ilan etti ve Türkiyeyi hızla çok daha gerici ve faşizme inanan bir şekilde rejimin yeniden inşaasını hedeflemektedir. Bu hedefeni gerçekleştirirkende toplumun tüm kesimlerine saldırmaktadır. Dolayısıyle bu hükümetin baskıları söz konusu ama bir taraftanda bu baskılar çoğaldıkca mücadele iradeside söz konusu dolayısıyla Türkiyenin geleceğini ezilenlerden yana çok daha iyiye götürecek olan işte bu mücadeleci güçlerin azmi ve ortak mücadele platformudur. Önemli oln bunu iyi değerlendirmek ve ortak yürütebilmektir. Bunu yapabilirsek hem demokrasi hem de barış kazanacak.

    Kürt halk önderi sayın Öalan üzerinde uygulanan tecrit sizce bugün kaldırılmalımıdır?

    Gürkan: “Tabiki kaldırılmalıdır. Sonuçta şunu biliyoruz ki Kürt sorununun demokratik çözümü Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı en doğal haklarının verilmesi ile mümkün olacaktır ama esas olarakta onun siyasi iradesini tanımakla mümkün olacaktır. Bu nedenlede Abdullah Öcalan başta olmak üzere Kürt siyasi hareketi bu sorunun çözümü ile muattaptır ve bu muhattaplık ilişkisinin kurulması gerekir.

    Esas olarakta sadece Kürt halkı sahipleneceği talepleri Türkiye’deki bütün kimlikler ve halkların bütün ulusların saiplenmesi gereken taleplerdir. Bu sonuçta birdemokrasi taleibidir. Eğer dempkratikleşme, demokratik hak ve özgürlüklerimiz ile yaşamak istiyorsak, Kürt sorununun demokratik çözümünü savunmak Kürt halkının taleplerini savunmak onun verilmesi için mücadele etmek bizim temel görevlerimizden birisidir.”

    Avrupa’da yaşayan toplumlarımıza, Türkiyede yaşayan ve ezilen yoldaşları için  eyllemler dışında neler yapabileceğini söylemek istersiniz?

    Gürkan: “Sermayenin saldırıları bütün dündayada benzerdir. Bugün Türkiyedeki işçi sınıfının sosyal ve siyasal sorunları Avrupa emekçilerinin de sorunları ve dertleridir. Bu nedenle enternasyonal dayanışma ve enternasyonal mücadele çok önemlidir. Özellikle lobi çalışmaları çok önemlidir ve özellikle bizlere gelen dayanışma mesajları dayanışma etkinlikleri Orada TC hükümetinin demokrasi ve barış güçlerine yönelik baskınısını hafifletiyor. Eğer bugün Şebnem Hanımla birlikte tutuklanan arkadaşlar 10 günde serbest bırakılmısşa bunda uluslar arası ölçekteki dayanışmanın örneğidir. Uluslarası platforumlarda dayanışma gösterilmesi oldukça önemlidir.”

  • Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik

    Kürdistan’da devam eden savaşın yaralarını sarmak amacıyla Heyva Sor A Kurdistan yardım vakfı zengin programlı etkinlik düzenliyor.

     

     

     

    9 Temmuz Cumartesi günü Dalston’da bulunan Halkevinde yapılacak etkinlikte, canlı müzik, fotoğraf sergisi ve panel gibi programlar yer alacak. Etkinliğin panel programında insan hakları savunucusu Avukat Muharrem Erbey Türkiye ve Kürdistan’daki son gelişmeleri ve insan hakları ihlalleri ile ilgili sunum yapacak.

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 4
    Muharrem Erbey, Vanessa Altın

    The Pomegranete Tree (Nar Ağacı) kitabı yazarı da etkinlikte

    The Pomegranate Tree-Nar Ağacı kitabının yazarı Vanessa Altın da etkinlikte kitabın hikayesini ve Kürt mültecilerle çalışma deneyimlerini anlatacak. İngiliz gazeteci yazar Vanessa Altın’ın yeni kitabı Nar Ağacı Daiş çetelerinin saldırılarından sonra parçalanan ailesinin izini süren genç Kürt savaşçı Dilvan’ın hikayesini anlatıyor. Yazar Vanessa Altın’ın kitabı ilk baskısından sonra büyük yankı uyandırmıştı. Nar Ağacı kitabının gelirlerinin bir bölümü Heyva Sor A Kurdistan’a aktarılıyor. İngiliz gazeteci yazar Altın Kuzey Kürdistanlı bir Kürt ile olan 15 yıllık evliliğinden iki kızı bulunuyor.

    Altın, etkinlikte romanın arkasındaki hikayeyi ve uzun bir süredir Türkiye’deki mülteci kamplarında yürüttüğü çalışmalarını katılımcılarla paylaşacak.

    Dayanışma Zamanı

    Heyva Sor a Kurdistan vakfı yetkilileri tarafından yapılan açıklamada etkinlikten elde edilen gelirin tümünün son dönemde Türk devletinin saldırılarından zarar gören ihtiyaç sahiplerine gönderileceği ifade edildi. Açıklamada Cizre, Şırnak, Yüksekova, Sur ve Nusaybin gibi Kürdistan kentlerinde on binlerce insanın evlerinin yıkıldığı, farklı kentlere göç etmek zorunda kaldığı belirtilirken, Avrupa’da yaşayan insanlarımızın da böylesi hassas bir süreçte dayanışma duygusuyla hareket etmelerinin ne kadar önemli olduğu dile getirildi.

    Cumartesi günü Saat 12’de başlayacak etkinlikte Kürt mutfağından yemekler de misafirlere takdim edilecek.

    Halkevi 31-33 Dalston Lane London E8 3DF adresinde bulunuyor.

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 2
    Heyva Sor A Kurdistan Etkinliği

     

    Heyva Sor’dan Savaş Mağdurları Yararına Anlamlı Etkinlik 1