Category: slıder

  • Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu

    Londra’da faaliyet gösteren Kürt-Türk Toplum Merkezi Day-Mer’de yapılan ‘Barışa imza atan akademisyenler konuşuyor’ adlı panelde konuşan Profesor Dr Şebnem Korur fincancı Cizre izlenimlerini anlattı. Fincancı Cizre’de bir insanlık suçu işlendiğini belirttikten sonra, ‘büyük ihtimalle o bodrumlarda insanların bir yerde toplanarak belki de bazıları canlı bir şekilde yakılarak öldürüldüler, çünkü aynı bodrumlarda yanmış kemikler var ama aynı yerde bulduğumuz yünler yanmamıştı’ dedi.

    Cumartesi akşmı Tottenham’da bulunan Day-Mer binasında yapılan panele, Türkiye’den Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı, Profesor Alex Collinicos, Profesor Nadje Al Ali ve Dr Thomas Marios konuşmacı olarak katıldılar. Konuşmacıların tümü barış için akademisyenler kampanyasına imza atan akademisyenlerden oluşuyor.

    Panelde ilk sözü alan Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı resim ve grafiklerle desteklediği konuşmasında barış isteyen akademisyenlerin imza kampanyasını, sonrasından başlarına gelenleri, Türkiye’nin geldiği noktayı ve Cizre izlenimlerini paylaştı. Fincancı özellikle Cizre’de insanlık suçunun işlendiğini ifade ederken Türkiye’de insan değerinin hiç kalmadığı belirtti. Fincancı’nın konuşmasından satırbaşları şöyle;

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Doktor Şebnem Korur Fincancı

    KÜRT BÖLGELERİNDE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ KORKUTUCU DÜZEYDE

    ‘‘Barış isteyen akademisyenlerden bahsediyoruz. Ama bu nasıl başladı biraz buna bakmak gerekir. Biz ayağa kalkıp barış istediğimizde, Kürt bölgelerinde gerçekten ciddi düzeyde insan hakları ihlalleri vardı. İnsanlar aylarca evlerinde hapis edildi.

    Elimizde halen yeterli düzeyde veriler yok. Örneğin Cizre’de halen tam olarak öldürülenlerin sayısını net olarak bilmiyoruz. Bize gelen bilgilerde her üç bodrumda 178 kişinin yaşamını yitirdiği, ancak aynı kişinin bedeninin parçaları iki tane bodrumda bulunduğu için şuanda sayıyı 176 olarak biliyoruz. Sorun sadece bodrumlarda öldürülenler değil, bir de sokaklarda öldürülen insanlar var, maalesef bu yüzden net ölü sayısını bilmiyoruz.

    BARIŞ İSTEYEN BİZLERİ HAİN İLAN EDİP SALDIRMAYA BAŞLADILAR

    Bizler akademisyenler olarak böylesi bir ortamda bir kampanya başlattık. İlk başta 1128 akademisyen bu kampanya dahil olduk. Cumhurbaşkanı bizi teröristlerin yanında durmak ve cezalandırılmamız gerektiğini söyledikten sonra sonra bu sayı 2212’ye çıktı bir anda. Bununla beraber İngiltere’nin de içinde bulunduğu dünyanın birçok ülkesinden de kampanyaya binlerce akademisyen imza attı.

    Cumhurbaşkanın emriyle soruşturmalar hemen başladı. Sadece birkaç rektör bu soruşturmaları red etti, onun dışında tehdit, istifaya zorlama, soruşturmalar, gözaltılar, işten kovmalar, ev ve ofisleri basmalar başladı. Hatta bazı akademisyenlerin kapıları işaretlendi. Medya tarafından ‘Hain imzacılar, Ermeni aşığı çıktı’ gibi başlıklarla saldırlar başlattı.

    HACI BİRLİK CANLI HALDE ASKERİ ARACIN ARKASINDA HALATLA SÜRÜKLENDİ

    Belki de çoğunuz gördünüz iki gün önce ortaya çıkan Sur’dan ortaya çıkan bir fotoğraf var. Fotoğrafta bir grup erkek çıplak bir şekilde askerlerin önünde duruyor. Aynı şekilde bir süre önce Cizre’de bir kadın gerillanın da çıplak fotoğrafları servis edilmişti. Devlet bu fotoğrafın Cizre’den olmadığını iddia etmişti. Ancak kendim de Cizre ziyaretimde gördüm, fotoğrafın çekildiği yerin Cizre olduğu çok açık. Orada halen kan izleri vardı.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Barış için akademisyenler paneline yoğun ilgi gösterildi

    Yine Eylül ayında Şırnak’ta bir genç (Haci Birlik) bir askeri arabanın arkasında boynuna ip asılarak gezdirilmişti. Bunun videoları da ortaya çıktı. Devlet yaptığı açıklamada ‘kişi öldürüldükten sonra, bomba ihtimaline karşın halatla bağlanmış’ dedi. Bundan sonra yeni bir tartışma başladı; Bu ailesine yönelik bir işkence mi, yoksa öldürülen gencin kendisine yönelik bir işkence mi. Daha sonra avukatlarımız bağımsız gözlemciler olarak gencin otopsisine katılarak bazı fotoğraf ve videolar çektiler. Genç yüz üstü bir şekilde sürüklenmiş ve vücudundaki kesikler bize gösterdi ki, canlı bir halde sürüklenmiş. Aynı zamanda canlı bir şekilde askeri arabanın arkasında sürüklenirken silahla ateş edilmiş. Bu işkenceden de öte bir durum. Bu bir insanlık suçu. Ve bunu yaparken videoya kayda alacaksın ve dağıtacaksın. İnanılmaz bir şey.

    2002’DE SİVİL ÖLÜM SIFIR İKEN, 2015’TE 222

    2002’den 2015’e kadarki sürecin rakamlarına baktığımızda büyük bir değişim görüyoruz. 2007’e kadarki süreçte sivil ölümler görmüyoruz. 2007’de AKP tarafından çıkarılan yasa ile polise silah kullanma yetkisi verildi. Bununla beraber 2007’de ilk sivil ölümleri görüyoruz. Ve 2015’te 222 tane sivil ölüm var. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de sivil ölümleri sıfırken 2015’te 222’ye çıkmış. Buna Suruç, Ankara ve İstanbul’daki bombalı eylemlerde ölen siviller dahil değil.

    BODRUMLAR DEVLETTEN KORUNMA YERİ

    1990’larda Cizre’de herkes devletin saldırılarından korunma amaçlı bodrumlar inşa etti evlerinde. Çünkü o zamanlar devletin ağır saldırıları karşısında insanlar sadece bodrumlar vasıtasıyla kendilerini koruyabiliyorlardı. Bu yüzden her evin bodrumu var Cizre’de.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Dr Şebnem Korur Fincancı

    CİZRE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ

    Bu bodrumlarda insanlar vardı ve seslerini duyduk. Bunlardan birisi halk meclisi eşbaşkanı Mehmet Tunç’tu, diğeri de Asya’ydı. Bizim doktor arkadaşlarımız ambulans kiralayarak Cizre’ye hareket etti. Ama askerler geçişlerine izin vermedi.

    Devletin işlediği bir suçtan bahsettiğimiz için incelemenin bağımsız heyetler tarafından yapılması gerekir. Burada işlenen suçlar uluslararası mahkemelerde yargılanacak. Bu insanlığa karşı işlenen suçtur. Bu suçun zaman aşımı olmaz. Bu vahşet, bir soykırım girişimidir.

    VARTİNİS KATLİAMINI YAPANLARA BERAAT YENİ KATLİAMLARIN HABERCİSİ

    1993’te Vartinis (Muş-Altınova) katliamı ile ilgili birkaç gün önce bazı askerlerin duruşması vardı. İnsanlarla dolu bir ev yakılmıştı. Ve bu olayın canlı bir tanığı ve delillerimiz olmasına rağmen birkaç gün önceki mahkemede tüm askerler beraat etti. Bunların hepsi yeni katliamların habercisi ve verilen mesajdır.

    KEMİKLER YANIYOR AMA YÜN YANMIYOR, NE ANLAMA GELİYOR BU?

    Delilleri toplamak neden önemli. Mesela ben Cizre’deki bodrumda şunu da gördüm. Bodrumda yün de vardı. İnsan kemikleri yanmış, gördüğümüz çeneden de anlaşılacağı gibi ama pamuk yanmamış ve bembeyaz duruyordu orda. Bu çok ilginç, bunu anlayamıyorum, nasıl kemikler yanıyor ama yün yanmıyor. Bu şu anlama geliyor; büyük ihtimalle insanları bir yere topladılar ve başka bir materyalle yaktılar. Tabi şuanda bu delillerin hepsini topladılar.

    Yine sokaklarda aynı şekilde yanan çimler, yanık toprak ve izler gördük. Bu izler kan izleriydi. Şuan arkadaşlarımız geriye kalan delilleri topluyor. Evet şuan dokunulmaz bir yapı var ama bu böyle gitmez. Bana göre şuan en önemli şeylerden birisi adaletin yerini bulması. Bunun için de bunu yapanların cezalandırılması. Bu insanlara adalet borcumuz var. Adaletin gelmesi için hepimizin çalışmasına ihtiyaç var.

    İNSAN OLMAKTA ISRAR EDECEĞİZ

    Başarılı olmak için Artvin’in Cizre’nin birlikte mücadelesi etmesi gerekir. Yine de bunun kolay olmayacağını biliyoruz. Büyük bir güç var karşımızda ve büyük bir propaganda yapıyor. Ben siyasetçi değilim, sosyal bilimciyim. Bu büyük gücün karşısında elimizden geldiği kadar insan olmakta ısrar etmeliyiz.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Alex Collinicos

    PROFESOR ALEX COLLİNİCOS: YAŞADIKLARIMIZ ÇOK KORKUNÇ

    Panelin konuşmacılarında Profesor Alex Collinicos yaptığı konuşmada Britanyalı sosyalistlere çağrı yaparak her zamankinden daha fazla Kürtlerle dayanışma ihtiyacı olduğunu ifade etti.

    Collinicos şunları belirtti; ‘‘Kürtlerle dayanışmamı göstermek için bugün burdayım. Bu korkunç dönemde tüm Britanyalı sosyalistlerin Kürtlerle dayanışması çok önemli. Çünkü Britanya emperyalizmi bundan yüz yıl önce Kürtlerin kimliğini red edip, kendi kendilerini yönetme haklarını elde etmelerine engel oldu. Son aylarda yaşadıklarımız, gördüklerimiz gerçekten çok korkunç, tarih sanki tekerrür ediyor. Kürtlere karşı savaşın karşısında akademisyenlerin çıkışı çok önemliydi. Ben akademisyenlerin çıkışını desteklemekten çok mutlu oldum. Belki de Londra gibi güvenli bir yerde benim için istediğim şeyi imzalamak kolay. Ancak Türkiye’deki akademisyenlerin aldığı risk çok büyük dayanışma ve desteği hakkediyor.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Profesor Nadje Al-Ali

    PROFESOR NADJE AL-ALİ: KÜRT KADIN HAREKETİ GİBİ İLERİCİ BİR HAREKET GÖRMEDİM

    Panelin bir diğer konuşmacısı Profesor Nadje Al-Ali ise yaptığı konuşmada Kadın mücadelesine değinerek, 20 yıllık kadın ve cinsiyet çalışmasında Kürt kadın hareketi kadar ilerici gelişen bir hareket görmediğini ifade etti.

    Al-Ali konuşmasında şunları belirtti; ‘‘Akademisyenlere yönelik saldırı aynı zamanda demokrasi ve insan haklarına yönelik daha geniş saldırıların sinyalini veriyor. Kürt sivillere, şehirlere yönelik saldırılar görünür olanlar, ama Türkiye genelinde demokrasiye ve insan haklarına yönelik te geniş saldırılar var.

    Şuanda Türkiye’de barış aktivizmi ile kadın hakları aktivizmi arasındaki ilişki üzerine çalışıyorum. Şunu fark ettim ki Türk feministler biraz Kemalist ve ulusalcı olan eski feminist harekette değişim yaşanmış. Türk feministler Kürt feministlerle beraber eylemlerde Kürtçe slogan atıyorlar. Ve benim için çok etkileyiciydi, Türk feministlerin bana ‘Kürt kadın hareketinden çok şey öğrendik’ demeleri. Kürt politik hareketi uzun bir yol kat etti. Ve şunu söyleyebilirim ki; 20 yıldır cinsiyet ve kadın üzerine çalışıyorum, hiç bir zaman bu kadar ilerici ve gelişen bir ideoloji ve pratik görmedim.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1
    Doktor Thomas Marios

    Panelin son konuşmacılarından Doktor Thomas Marios ise yaptığı konuşmada akademisyenlere yönelik saldırıların çok korkunç düzeye ulaştığını, AKP’nin demokratik açılımıyla beraber çoğumuzda bir umut oluştuğunu ancak, şuan Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan baskıların çok ciddi derecede arttığını ifade etti.

    Panel soru cevap bölümünden sonra sona erdi.

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

    Barış İsteyen Akademisyenler Londra’dan Konuştu 1

     

  • Londra’da kadının sesi yükseldi! (VİDEO+FOTO)

    Londra’da kadının sesi yükseldi! (VİDEO+FOTO)

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nünde Londra’da da yürüyüş düzenlendi. Haftasonu düzenlenen büyük yürüyüşte Londra’da kadınların sesi yükseldi.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Gerçekleştirilen organizasyonda yaklaşık 2 Bin kadın, Londra’nın ünlü Oxford Circus bölgesinden Trafalgar meydanına yürüdü.

    Çeşitli sivil toplum örgütleri, dernekler, hayır kurumları ve bir çok kadın komisyonu yürüyüşe destek vedi. ‘Millon women rise’ kuruluşunun organize ettiği etkinlikte katılımcılar Trafalgar meydanını doldurdu. Million Women rise organizasyonunun yürüyüşte bu yıl ki hedefi ise kadına yönelik şiddet ve İngiliz hükümetinin şiddete maruz kalan kadınlara yaptığı maddi destekte kesintiye gideceğine ışık tutmak oldu.

    Yürüyüşte ‘kadınlara yönelik şiddeti birlikte sonlandıralım, baba annemi üzmekten vazgeç, aile içi şiddete hayır’ yazılı pankartlar taşındı. Kadınların oluşturduğu kollektif bir grup müzisyen ise ritimleri ile kortejin başında yürüyerek etkinliğe renk kattı.

    https://youtu.be/eUk6Z_Ey0wM

    Katılımcıların ‘hemen adalet istiyoruz, kadınların birleşmesi engellenemez, nereye gidersek gidelim ne giyersek giyelim evet- evet demektir hayır ise hayır, güç kadında’ sloganlarını attığı etkinlikte, kadın işçi sendika üyeleri de hazır bulundu.

    Kortejın Trafalgar meydanında toplanmasınn ardından, kadın dernekleri ve hayır kurumlarından temsilcilerin konuşmalarının sonrasında, müzik ve dans gösterileri sahneye konuldu.

    İnsan hakları temsilcilerininde katıldığı eylemde, Londra 8 Mart Kadın Dayanışma Platformu adı altında, Yeni Kadın Londra, Sosyalist Kadınlar Birliği, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi, Roj Women, Kırkkısraklılar Kadın Komisyonu, Dersim-Der Kadın Komisyonu, El-Com Kadın komisyonu ile AMBE, UNISON, Haven Refuge, Butterfly Faundation gibi Londra’nın önde gelen örgüt, komisyon ve kurumları çevredekilerden büyük alkış aldı.

    https://youtu.be/HxgkKeND1CA

    Katılımcılar, Suriye’de ve Filistin’de de yaşanan üzücü olayları gündeme getirdi. Burada yaşamını yitirenleri anarak ve tutsak kadınlara da destek belirterek kadın dayanışmasının evrensel olduğu vurgulandı.

    Günün önemini en çok belirten, ‘Kadına şiddete hayır!’ sloganının sıklıkla atıldığı, yürüyüş boyunca binlerce bildiri bölgedeki vatandaşlara dağıtıldı. Yöresel kıyafetlerle yürüyüşe katılan Roj Woman’da çevredekilerin büyük ilgisini çekti.

    8 Mart Londra Kadın Dayanışma Platformu düzenlene yürüyüşe, Türkiye ve Kürdistan’daki katliamlara dikkat çeken bir pankartla katıldı.

    Ayrıca kadınlar, Orta Amerika ülkesi Honduras’ta ödüllü çevreci, aktivist ve yerli hakları savunucusu Berta Caceres’in katledilmesini de kınayarak, adaletin biran önce sağlanmasını istediler. Rengarenk kıyafetleriyle yürüyüşe katılan kadınlar, kadına yönelik şiddete “hayır” dedi. Yaklaşık 2 Bin kişinin katıldığı organizasyon, Trafalgar meydanındaki gösterilerin son bulmasının ardından tamamlandı.

    National Statistics (ONS)’den edinilen bilgiye göre Britanya’da sadece geçtiğimiz yıl 2015 içerisinde 1.4 Milyon kadın aile içi şiddete maruz kaldı.

     

    million women rise london 20

    https://youtu.be/ALHncILl9UE

    million women rise london 25

    million women rise london 27

    million women rise london 23

    million women rise london 28

    million women rise london 24

    million women rise london 15

    million women rise london 21

    million women rise london 19

    million women rise london 14

    million women rise london 18

    million women rise london 16

    million women rise london 17

    million women rise london 13

    million women rise london 12

    million women rise london 10

    million women rise london 8

    million women rise london 11

    million women rise london 9

    million women rise london 7

    million women rise london 5

    million women rise london 6

    million women rise london 4

    million women rise london 3

    million women rise london 1

    million women rise london 2

     

  • Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    TC devletinin faşist yönetimleri on yıllar öncesinden günümüze kadar basın ve basın özgürlüğü ile ilgili politikalarında tartışılmaz hep başarısız olmuştur.

    Haber: Erem Kansoy

    Çok önemli basın emekçilerinin katledilmesinden tutunda milyonlara hitap eden basın kurumlarının kapatılması, tutuklama ve göz altılar ile basın emekçilerine yönelik insanlık dışı uygulamalr ile TC devleti yine listelerin sonunda.

    Toplam 180 devlet içerinse basın özgürlüğü sıralamasında ancak 154’üncü sıraya yerleşebilen TC devleti, özellikle ‘benden olmayanı sustururm’ politikaları ile son dönemde yine manşetlerde yerini alıyor.

    PKK yandaşlığı gerekçesi ile defalarca kapatılan gazeteler, Kürt Türk kardeştir diyen ve barış yanlısı yayınlar yapan onlarca kuruma vurulan kara kilitler, Can Dündar ve Ertem Gal’ın inbertlik tutuklanmaları, Zaman gazetesine uygulana kayyum yaptırımı ile TC deveti hükümeti basın özgürlüğü konusunda dünya devletlerinin yüzüne bakamaz hale geldi.

    Basın emekçilerine yönelik gözaltı ve tutuklamaların yanısıra ahlaksız tehditler ve işkenceler yetmezmiş gibi ‘köyün ağası’ edasıyla mahkeme kararı olmadan kaartılan IMC TV sansürü ve tüm bunlara ek olarak çağımızın en önemli iletişim aracı olan internet haberciliğindeki kapatma ve sansür uygulamaları ile her katliam sonrasında neredeyse katliamla eş zamanlı uygulanan yayın yasaklarını da hesaba katacak olursak Türkiye’nin ‘kara listede’ diplerde olması kaçınılmazdır.

    İngiltere’de görevlerine devam eden gazeteci arkadaşlarımıza ‘Türkiye’de basına yönelik yaptırım ve baskıların mevcut değerlendirmesi ile diasporada görev yapan meslektaşlarımızın basın özgürlüğü adına ayni zamanda Türkiye’deki basına yönelik saldırılara dikkat çekmek için neler yapılmalıdır.?” Sorusunu yöneltik. Ney yazıkki bazı meslektaşlarımızın gerek mesleki kaygılar gerekse mevcut durumun yarattığı psikolojik baskı ile ‘beni sokmayan yılan bin yaşasın’ yaklaşımındna kaynaklı sadece deneyimli gazeteci Arif Bektaş ve Faruk Eskioğlun’dan görüş alabildik.

    Ayrıca , Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye yönelik sıcağı sıcağına basın eleştirisi, de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’ın Zaman gazetesine kayyum atanmasına yönelik tepkileri, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepkisinide okuyucularımız için değerlendirdik.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 1

    Arif Bektaş: “Basın emekçileri sesini birleştirmeli”

    Evrensel Gazetesi İngiltere Temsilcisi Arif Bektaş ise gazetemize verdiği demeçte, “Erdoğan ve AKP hükümetinin basın üzerindeki baskıları ve susturma girişimleri, artık girişim olmaktan çıkmış, hukuk dışı uygulamalarla resmen el koyuluyor. “Gazetecilik faaliyetinden dolayı kimse cezaevinde değil” diyen Davutoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül’ün casuzluktan tutuklandıklarını savunmaya devam ediyor. Dündar ve Gül’ün yaptıkları habercilikti ve bizce o haberleri yayınlamasalardı asıl suç işlemiş olacaklardı.

    Muhalif basın üzerindeki susturma faaliyeti devam ediyor. Son olarak Zaman gazetesine kayyım atanması, Zaman’ın yayınına son vermesi için yapılan bir girişimdir.

    IMC TV’ye yapılanın hiç bir tarifi yok zaten. Yasadışı bir şekilde kanalın yayınının, Erdem Gül ve Can Dündar’la canlı yayındayken karartılması aslında, Erdoğan ve AKP iktidarının istediği gibi yayın yapmayan bütün basına yapılmış bir karartmadır.

    Onun için, basının özgürce yayın yapmasını isteyen her gazetecinin sesini birleştirip ve basın üzerindeki bu baskılara ortak ve güçlü bir karşı koyuş sağlamalıdır. İngiltere’de yaşayan gazeteciler olarak da, uzaktan seyretmeden, doğrudan tepkilerimizi göstermeli ve basın üzerindeki baskıların son bulması için harekete geçmeliyiz.” Dedi.

    İngiltere merkezli yayınına devam eden internet gazetesi Açık Gazete yayın yönetmeni tecrübeli gazetecileriden faruk Eskioğlu’da konu ile ilgili gazetemize demeçte bulundu.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 2

    Faruk Eskioğlu: “Zaman’a da sahip çıkmak gerekir”

    “Türkiye’de devrimci demokrat gazetecilere oldu bitti baskı vardı. Sendikanın basından kovulalı 20 yıl oluyor. Sosyal hakların gaspedilmesi medyayı siyasi baskılara açık hale getirdi. Geçen gün İstanbul’da tanınmış başarılı ama sistemle barışık gazeteci bir arkadaşımı aramıştım. İşten atmışlar. Biz devrimci demokrat gazetecileri çemberin dışına itelerken sessiz kalmıştı. Şimdi o meşhur papazın dediği oldu. Kendisini de attılar.

    Cumhurbaşkanı açıkca “Ya taraf olursun ya da bertaraf” demişti zaten. AKP iktidarı sivil bir dikta yönetimi olarak kendisinden olmayanların oksijenini kesmeyi sürdürüyor. Can Dündar, Erdem Gül’ün yargılanması ve İMECE’nin susturulmasının yanısıra Zaman ve Cihan Haber Ajansı’na kayyum atanmasına da hepimiz “haber alma özgürlüğü” adına karşı çıkmamız gerekiyor. AKP’nin eski ortağı Fetullah Cemaati ile onun yayın organı Zaman ve Cihan’ın düzenlediği entrikalardan dolayı ayrıca yargılanmasını da savurmalıyız tabii.

    Londra’da Türkiyeli gazeteciler Türkiye’deki medyanın felç edilmesinden olumsuz etkilendik. Herşeyden önce Türkiye medyasında taraf olmayan bağımsız gazeteciler çemberin dışına itildik, ekmek kapımız kapandı.

    Londra’da Türkiye ve Kıbrıs kökenli gazeteci ve medya çalışanları olarak Türkiye’deki haksızlıklara karşı refleks göstermeliyiz. Açık Gazete ve Evrensel olarak İngiliz meslektaşlarımızı Türkiye’de olup bitenleri bilgilendirdik. Ulusal Gazeteciler Sendikası’nın (National Union of Journalism – NUJ) Can Dündar ve Erdem Gül için destek mektubu yayınlamasını sağladık. İMECE için imza kampanyası başlattık. Tabii bunlar kesinlikle yetersiz ama aslolan meslektaş olarak safları sıklaştırmak gerekir… Tıpkı Nazım’ın dediği gibi: “Gün o gün değil / Sarılıp dürülmesin bayraklar / Duyduğunuz çakalların ulumasıdır / Safları sıklaştırın çocuklar…” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’ye Basın Özgürlüğü Eleştirisi

    Brüksel’deki AB-Türkiye Zirvesi öncesinde Türk Başbakanı Davutoğlu ile bir araya gelen Almanya Başbakanı Merkel’in görüşmede, mevkidaşına Türkiye’deki basın özgürlüğü konusundaki kaygılarını da ilettiği bildirildi.

    Alman Hükümet Sözcüsü Christiane Wirtz’in Berlin’de verdiği bilgilere göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Türkiye Zirvesi öncesinde  Brüksel’de bir araya gelen Merkel ve Davutoğlu’nun gündeminde Türkiye’deki basın özgürlüğü tartışmaları da yer aldı.

    Wirtz, Başbakan Merkel’in Davutoğlu ile görüşmesinde Türkiye’deki basın özgürlüğünün durumunu gündeme getirdiğini söyledi.

    “Kaygıyla izliyoruz”

    Cuma günü Zaman gazetesine kayyum atanması ve gazete binası önündeki göstericilere yapılan polis müdahalesi Avrupa kamuoyunda olduğu kadar, Almanya’da da eleştiri toplamıştı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de konuya ilişkine açıklamalarda bulundu. Steinmeier, yaşananları kaygıyla izlediklerini belirterek, “Özgürlük anlayışı ve özgürlüğün yorumlanması konusunda Türkiye ile tartışmalıyız” dedi.

    AP Milletvekili Vautmans: Böyle bir Türkiye, AB üyesi olamaz

    Zaman gazetesine yapılan baskın ve kayyum atamasına bir tepki de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’dan geldi. Basın bildirisi yayımlayan Vautmans, “Zaman gazetesine yapılan baskın ve gazeteye el konulması, basın özgürlüğüne darbedir. Bu durumda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi söz konusu olamaz” dedi.

    Vautmans, “Cuma günü polis zoruyla Zaman gazetesine yapılan baskın, Türkiye’deki demokrasinin özetini gösteriyor. Türkiye’yi basın özgürlüğüne saygı duymaya davet ediyorum.

    Kayyum’ın ardından oluşturulan Zaman gazetesi, birden Erdoğan’ı manşete çekti ve hayranlık ifadelerine yer verildi. Zaman gazetesi Türk hükümeti hakkında eleştirel kalan en son büyük gazete olarak biliniyordu. Bu olanlar basın özgürlüğünü ciddi bir şekilde ihlal ediyor ve muhalefetin sesi kapatılıyor. Bu Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamaz.” şeklinde konuştu.

    “SANKİ ERDOĞAN BİLEREK PROVOKE EDİYOR”

    AP milletvekili Hilde Vautmans, Avrupalı liderlerin Türkiye’de basın özgürlüğüne yapılanları kabul etmemesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye, mülteci krizinden dolayı bundan sıyrılabilecekse bu bizim değerlerimizi hiçe saymak demektir. Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tür antidemokratik hareketleri bilerek yapıyor ve provoke ediyor.” dedi.

    Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda Türkiye 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepki gösterdi.

    Merkezi Paris’te bulunan RSF’ten yapılan yazılı açıklamada Erdoğan’ın alışılmış şekilde bir kez daha kayyum yoluyla Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesine el koyduğuna değinildi. Açıklamada “Erdoğan’ın despotik döngüsü nerede sonlanacak?” sorusu yöneltildi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire imzalı açıklamada “Gülen Cemaati’nin siyasi ayağını tasfiye etmek ve Zaman Gazetesine kayyım atamak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargıyı araçsallaştırdığı” yorumu yapıldı.

    Açıklamada bunun gayrimeşru ve kabul edilemez olduğuna vurgu yapıldı. RSF, bu ideolojik ve hukuka aykırı operasyonun Erdoğan’ın “otoriter sürüklenmeden despotik döngüye girdiğinin” göstergesi olduğuna vurgusuda yapıldı.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, gazetecileri terörü desteklemek ya da Erdoğan’a hakaretten ağır para cezalarına çaptırmakla yetinmeyen Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sınırları zorlayarak Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesinin kontrolünü eline aldığını yazdı.

    RSF açıklamasında, Fethullah Gülen’e yakın Türkiye’de 600 bin tiraja sahip Zaman Gazetesi’nin Erdoğan ile cemaatin yakın bağlarının sonlandığı 2012’den beri hedefte olduğu hatırlatıldı. Bu tarihten itibaren bu gruba ait medya organları ve buralarda çalışan gazetecilerin sürekli suçlamalarla karşı karşıya kaldığına da değinildi.

    DAY-MER: Özgür Basın Susturulamaz, İmc Karartılamaz !

    IMC TV’nin karartıldığı gün konuya ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan Türk Kürt Toplum Dayanışma Merkezi Day-Mer yöetimi de bilirisinde, “Türkiye’de, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye olmasına biraz da olsa sevinebilmişken, aynı gün 120 haber sitesinin twitter hesabının kapatılması ve ekran karartılması ile karşılaştık.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcısının,TÜRKSAT’tan, İMC TV’nin yayınlarını durdurmasını istemesi emir telakki edilerek yıldırım hızıyla İMC TV’nin yayını kesildi. Hem de ironik bir biçimde, daha ayaklarındaki cezaevi tozu gitmemiş Can Dündar ve Erdem Gül canlı yayındayken. Gerekçe ise Türkiye’de artık hiç kimseye yabancı değil. İktidarla uyumlu olmayan herkese, her kuruma yöneltilecek klasik suçlama “terör örgütü propagandası yapmak.”. Mahkeme kararlarını bile tanımayan bir Cumhurbaşkanı tarafından ülke yönetiliyor.

    Can Dündar ve Erdem Gül’in tahliyesinin ardından bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme kararını tanımadığını söylüyor. Mahkeme kararlarını tanınmadığı bir ülkede basın üzerindeki baskıların boyutu ortadadır. IMC TV de, yandaş hale getirilemediği için sesi kesilmeye çalışılıyor. Siyasi iktidarın satın alamadığı, susturamadığı basın-yayın kuruluşlarına yönelik baskılarının sadece IMC ile sınırlı olmadığını biliyoruz.

    Başta Evrensel Gazetesi olmak üzere bir çok basın yayın kuruluşunun sosyal medya hesaplarına el konulması ve hedef gösterilmesi, Türkiye’de olduğu gibi Avrupa ve tüm dünyada da kaygı ile izleniyor.” İfadelerine yer verilmişti.

    “Habere özgürlük istiyoruz”

    TGS, TGC, ÇGD, DİSK Basın İş, Haber-Sen ve Basın Enstitüsü ortak bir imza kampanyası başlattı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın İş, Haber Sen ve Basın Enstitüsü Derneği tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve habere özgürlük için uluslararası bir kampanya başlattı. Kampanyaya Avrupa Gazetecilik Federasyonu (EFJ) Uluslarası Gazetecilik Federasyonu (IFJ), IPI, Medya Etik Ağı (EJN) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) destek veriyor.

     

     

  • İlhan Karatepe Londra’da Gözaltına Alındı

    İlhan Karatepe Londra’da Gözaltına Alındı

    İngiltere’de politik mülteci olarak yaşamını sürdüren İlhan Karatepe, İngiliz polisi tarafından Türkiye’ye iade edilmek üzere bu sabah gözaltına alındı.

     

    Uzun yıllar tutsaklık yaşayan ve 1996 Ölüm Orucu direnişçisi olan Karatepe, uzun yıllardır İngiltere’de yaşamını sürdürüyordu.

    Bu sabah gözaltına alınan öğleden sonra Westminster Magistrates mahkemesine çıkarıldı. Mahkemede savunma avukatlarının kefalet ile serbest bırakılması talebi mahkeme tarafından kabul edilirken, duruşmanın Nisan ayında görülmesi kararı alındı. Karatepe belirlenen kefalet miktarı ödenene kadar gözaltında tutulacak. Nisan ayında görülecek mahkemede Türkiye’nin iade talebi Nisan ayında yapılacak duruşmada görüşülecek.

    POLİTİK MÜLTECİLERE YÖNELİK SALDIRILARA SON

    Karatepe’nin gözaltına alınmasından sonra Göçmen İşçiler derneği GİK-DER yaptığı açıklamada Karetepe’nin gözaltına alınmasını sert bir dille kınayarak, politik mültecilere yönelik saldırıların derhal sonlandırılması istendi. Yapılan açıklamada şunlar belirtildi;

    ‘‘Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye ziyaretinden sonra sık sık basında gündeme gelen ve iadesi istenen devrimcilere ve politik mültecilere yönelik saldırılar ilk değil.

    Kirli pazarlıkların konusu olan sınırdışı saldırısı, ‘demokrasinin beşiği’ denilen AB ülkelerinde artık ‘olağan’ bir hale dönüştü.

    Uzun yıllar işkencelerden, tutsaklık koşullarından geçmiş ve yaşamını zorunlu olarak Avrupa’da sürdüren politik mültecilere yönelik saldırının son halkası İlhan Karatepe oldu. Karatepe, 8 Mart sabahı Türk Devletinin istemi üzerine gözaltın alındı. Daha önceleri de iadesi için gözaltına alınan Karatepe, yürütülen kampanyalar ve mücadeleler sonucu iadesi durdurulmuştu.

    AB DEVLETLERİ İNSANLIK SUÇU İŞLEMEKTEDİR

    AB devletleri, politik mültecilere yönelik her dönem sınırdışı saldırıları başta gelmek üzere birçok baskı yasaları ve uygulamaları ile gündeme gelmektedir. Almanya, Fransa, İsviçre, İngiltere ve daha birçok ülkede politik faaliyetinden dolayı tutsak edilmiş yüzlerce Türkiyeli ve Kürdistanlı politik mülteci bulunmaktadır. Tutuklayamadıklarını ise ülkelerine iade ederek uzun yıllar tutsaklık koşullarına yollamaya çalışan AB devletleri, insanlık suçu işlemektedir.

    BU SALDIRILARIN ARTACAĞININ BİR İŞARETİDİR

    Cenevre Sözleşmesinde İltica etmenin bir insan hakkı olduğu söylense de, uygulamaların böyle olmadığı Karatepe’nin gözaltına alınmasıyla açığa çıkmıştır. 1993 yılında Malatya’da açılan bir dava gerekçe gösterilerek iade edilmek istene Karatepe ile tüm politik mültecilere yönelik yeni bir saldırının da işaretini vermektedir.

    Bugün Türkiye ve Kürdistan’da tüm muhalif dinamiklere yönelik savaş ilan eden Erdoğan ve Saray çetesinin katliamları halen sürmekte iken, Karatepe’nin iade edilmesi akıbetinin ne olacağını göstermektedir. Cizre’de bodrum katlarında 200’e yakın insanın diri diri yakıldığı bir ülkeye, politik bir mültecinin iade edilmesi tam bir insanlık suçudur.

    TÜM MÜLTECİLERİN SINIRDIŞI EDİLMESİ TEHLİKESİ VAR

    Kendi ülkesinde politik nedenlerden dolayı, buralara gelmek zorunda kalmış tüm politik mülteciler, geldiği ülkedeki faaliyetini gerekçe göstererek sınırdışı edilme tehlikesi bulunmaktadır.

    Erdoğan ile mültecilerin durdurulması konusunda kirli pazarlıklar yapan AB ve Merkel, önümüzdeki süreçte mültecilere yönelik saldırılarının da zeminini hazırlamıştır.

    KİRLİ PAZARLIKLAR VAR

    Karatepe’nin iadesini durdurmak ve mülteciler üzerinde oynanan kirli pazarlıkları ret etmek insani bir görevdir. İltica hakkı temel insani bir haktır. Kendi ülkelerinden zorunlu nedenlerle buralara gelmiş insanların yaşam hakkı başta gelmek üzere her türlü hakkın gasp edilmesi kabul edilemezdir.

    Gik-Der olarak, İlhan Karatepe’nin iadesinin derhal durdurulmasını ve yaşam hakkına saygı duyulmasını istiyoruz. Avrupa’daki demokratik, ilerici kamuoyunu Karatepe’nin durdurulması için mücadeleye çağırıyoruz.’’

  • Londra’da Sessizlik Kırıldı: 10 bin Kişi Sur ve Cizre İçin Yürüdü

    Londra’da Sessizlik Kırıldı: 10 bin Kişi Sur ve Cizre İçin Yürüdü

    Başkent Londra’da başta Sur ve Cizre olmak üzere Türk devletinin Kürdistan’daki saldırılarını protesto etmek ve Kürt halkıyla dayanışmak amacıyla yapılan eyleme 10 bin insan katıldı. Haftalar süren yoğun hazırlık çalışmalarından sonra bugün yapılan eylem yoğun ilgi gördü.

    https://youtu.be/7ysdRXAcFmI
    ‘Kürtlere Yönelik Savaşı Durdur’, ‘Sessizliği kır’ şiarıyla organize eylem için insanlar saat 12:00’de BBC binası önünde bir araya geldi. Britanya’nın birçok şehrinden katılımın olduğu eyleme onlarca sivil toplum örgütü, akademisyen, milletvekili ve çok sayıda sol sosyalist grup katıldı. Eylem BBC binası önünde yapılan konuşmalar ile başladı.

    Yapılan konuşmalarda Kürt halkına yönelik Türk devletinin saldırılarının derhal sonlandırılması ve uluslararası basın kuruluşlarının bu saldırılar karşısında sessizliğini kırması çağrısı yapıldı.
    https://youtu.be/MWExZhh5-OA
    Yapılan konuşmalardan sonra sayısı onbini bulan kitle yürüyüşe geçti. Yabancı Kürt dostlarının yoğun katılımı dikkat çekerken, yüzleri kapalı siyahlar giymiş Anarşistler büyük bir grupla eyleme katılarak destek verdi. Hafta sonu olması nedeniyle Londra merkezinin çok kalabalık olması ile beraber eylem büyük dikkat çekti.
    https://youtu.be/yKclALbvsxI
    Londra’nın en ünlü meydanlarından birisi olan Trafalgar Meydanına varan kitle burada bir miting düzenledi. Koca meydanı dolduran binlerce kişi hep bir ağızdan, ‘Terörist Türk Devleti, Kürdistan’daki katliamlara son’ şeklinde sloganlar attı.
    https://youtu.be/l115bzMe7Lg
    Trafalgar meydanında yapılan mitingte, milletvekilleri Natalie McGary, Kate Osamor, Yeşiller Partisi lideri Natalie Bennett, FBU sendikası direktörü Matt Wrack, Faşisze karşı birleş organizasyonundan Weyman Bennett, Stop the war coalition’dan Lindsey German, RMT sendikasından Steve Hedley, İnsan hakları savunucusu Margaret Owen, Peter Tachell, yaşamını yitiren YPG savaşçısı Eric Scurfield’in babası Chris Scurfield, İngiltere Kürt öğrencileri birliklerinden Elif Sarican, Roj Women’dan Berfin Kurban gibi isimlerin de arasında bulunduğu 30’dan fazla konuşmacı mitingte kitleye seslendi.

    ‘Stop the war on Kurds’ şiarıyla yapılan eylemin hazırlık komitesindenMark Campbell ilk konuşmayı yaptı. Campbell konuşmasında şunları belirtti; ‘‘Cizre’de üç bodrumda çocuk ve kadınların da bulunduğu yüzlerce kişi canlı bir şekilde yakıldı. Aynı şekilde yine Sur, Nusaybin, Silopi, İdil ve Dargeçit’te yüzlerce Kürt katledildi. Milyonlarca insan yerlerinde göçertildi. Batı bu vahşete sessiz kalmaktadır. Bu sessizliğin kırılması için bugün binlerce kişi bir araya geldik. Bu dayanışmamız yeni katliamların önüne geçebilir.’’
    https://youtu.be/iQkRWnW5TUs
    KATLİAMLARI DURDURUN

    İskoç milletvekili Natalie Macgarry: ‘‘Geçen hafta diyarbakırdaydım. Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındım. Bugün Kürt halkıyla dayanışmak için buradayız ve bundan sonra da her alanda elimizden geleni yapacağız. Kürt halkı barış istiyor, Kürt halkı barışı hak ediyor. Saldırıları durdurun, sessizliği kırın, katliamı durdurun.’’
    https://youtu.be/3Un9EOU29e0
    KÜRTLERE ADALET ÇAĞRISI

    İşçi Parti milletvekili Kate Osamor İşçi parti genel başkanı Jeremy Corbyn’nin mesajını okudu: Bugün burada sizlerlen olamadığım için üzgünüm. Bugünkü eyleminize dayanışma mesajımı göndermek istedim. Kürtler Ortadoğu’da büyük saldırı altında. Son haftalarda Türk devletinin saldırılarını yakından endişeyle takip ediyoruz. Bu saldırıların acilen durdurulması ve Türk devletinin barış görüşmelerine tekrar denmesi gerekir. Türk devleti tüm vatandaşlarının haklarına saygı göstermeli. Buradan bir kez daha Kürtler için adalet çağrısı yapıyoruz.
    https://youtu.be/6L7-mgqXrpo
    DÜNYANIN KÜRTLERDEN ÖĞRENECEĞİ ÇOK ŞEY VAR

    YPG’li savaşçı Macheal: Daiş’in tüm lojistik ihtiyaçları Türk devleti tarafından karşılanıyor. Kendi gözlerimle buna şahit oldum. Yediği yemeklerden tutalım, kullandıkları malzemeye kadar hepsi Türk yapımı. Daiş tüm petrolünü Türkiye üzerinden satıyor. Türkiye batının dostu değil. Türkiye Daiş’e karşı savaşanların dostu olamaz. Onlar orada açıkça Daiş’i destekliyor. Batıda cinsiyet eşitliğinin olduğundan bahsedilir. Rojava’ya gittikten sonra bunun doğru olmadığını gördüm. Esas cinsiyet eşitliği Rojava’da. Kürt kadınlarının nasıl mücadele ettiğini, savaştığını gördüm. Tüm dünyanın öğreneceği var Rojava’dan. Biji YPJ, Biji YPG.
    https://youtu.be/Ngs7BXVvcmo
    TÜRK DEVLETİ UTANÇ DUYMALI

    Stop The War Coalition sekreteri Lindsey German: Buradan Londra’daki Kürt toplumu olmak üzere, Türkiye,Suriye ve dünyanın farklı ülkelerinden yaşayan Kürtleri selamlıyorum. Türk devleti Kürtlere karşı yürüttüğü politikadan utanç duymalı. Bu ırkçılığa, faşizme karşı ‘tek savaş, tek mücadele’ demek için buradayım.
    https://youtu.be/P41mYiJPmWo
    KÜRTLERİ DİNLEMELİYİZ

    Yeşiller Partisi lideri Natalie Bennett: İnsan haklarını ve demokrasiyi savunmak hepimizin geleceği için, ülkemizin güvenliği için önemlidir ve hepimizin daha güvenli bir dünyada yaşamasını sağlayacaktır. Türkiye’deki Kürtleri dinlemeliyiz, Suriye’deki Kürtleri dinlemeliyiz.
    https://youtu.be/BpyukvkeS1c
    EYLEMDE PANKART ÇEŞİTLİLİĞİ

    Açılan pankartlardan bazıları: ‘Kürtler üzerindeki savaşı durdur, Sessizliği kır’, ‘Baskının olduğu yerde devrim görevdir’, ‘Türk devleti Daiş’i desteklemey son ver’, ‘ Çığlıkları duyun, işkenceyi görün, gerçekleri söyleyin’, ‘Faşizme sıfır tölerans’, ‘Demokratik Özerklik barışa giden yoldur’, ‘Durma, Kürdistan için yürü, katliamları durdur’, ‘yaşamak direnmektir, sessizlik ölümdür’, ‘PKK’yi listeden çıkarın’

    Mitingin ortalarında yağan yoğun yağmur ve doluya rağmen insanlar mitingin bitişine kadar bekledi. Miting çerxa şoreşe marşının hep beraber söylenmesi ile sona erdi.
    https://youtu.be/5RWYg7nmNRA

  • Londra`da büyük yürüyüş (FOTO GALERİ)

    Londra`da büyük yürüyüş (FOTO GALERİ)

    Britanya’da ilk kez düzenlenen Ulusal Yürüyüşte yaklaşık 10.000 yurtsever Londra merkezde sokakalara döküldü.

    Fotoğraflar: Erem Kansoy

     

    15

    19

    20

    17

    16

    18

    14

    13

    12

    11

    9

    6

    10

    8

    27

    22

    25

    30

    33

    24

    23

    21

    40

    35

    44

    37

    47

    36

    42

    26

    28

    31

    32

    41

    45

    43

    53

    51

    52

    50

    49

    48

    58

    63

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    62

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    60

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    59

    54

    56

    57

    55

    7

    Londra'da büyük yürüyüş

    3

    4

    5

    2

    019 014 013 012 09 010 016 9 011 06 02

  • Demirtaş: Londra’dan Göndereceğiniz Her Selam Sur’daki Direnişe Moral Olacak

    Demirtaş: Londra’dan Göndereceğiniz Her Selam Sur’daki Direnişe Moral Olacak

    Son dönemde Türk devletinin Kürt halkına yönelik artan saldırılarını protesto etmek ve Kürt halkıyla dayanışmak için yarın Londra merkezde yapılacak ve Birleşik Krallık’ın tüm kentlerinden katılımın olacağı ‘ulusal eylem’ için HDP eşgenel başkanı Selahattin Demirtaş’tan katılım çağrısı geldi.

    Yarın yapılacak eylem ‘Kürtlere yönelik saldırılara son ver, sessizliği kır’ şiarıyla yapılıyor. KNK ve Londra Kürt Dayanışması çağrısıyla bir araya gelen onlarca kurum ve gönüllü aktivist tarafından yürütülen çalışmalar büyük bir katılımı hedefliyor.

    Yarın yapılacak eylem için bir video mesajı yayınlayan HDP Eşgenel başkanı Selahattin Demirtaş eyleme katılım çağrısı yaptı. Demirtaş’ın yayınladığı video mesajında şöyle denildi;

    ‘‘AKP devletinin Kürt halkına karşı yaptığı zulme karşı, Cizre’de Sur’da gerçekleştirdiği katliamlara karşı, ses vermek ve direniş ruhuyla Britanya’daki kardeşlerimiz 6 Mart Pazar günü yapılacak mitinge coşkuyla katılmalıdır. Oradan vereceğiniz her dayanışma duygusu, oradan göndereceğiniz her selam Sur’daki direnişe bir moral olacaktır. Ve buradan Britanya’daki tüm kardeşlerimizi, yoldaşlarımızı 6 Martta’ki eyleme katılmaya davet ediyorum.’’

    Başkent Londra’da şimdiye kadar bu yönlü yapılan Filistin ile dayanışma eylemlerine binlerce insan katıldı. Filistin ile dayanışma eylemlerini organize eden Stop the war coalition da eyleme destek veren kurumlar arasında. 6 Mart tarihinde BBC binası önünde başlayacak olan eylem Trafalgar meydanında yapılacak miting ile son bulacak.

    AMACIMIZ SESSİZLİĞİ KIRMAK

    Eylem hazırlık komitesi tarafından yapılan açıklamada Türk devletinin son dönemlerde Cizre ve Sur başta olmak üzere bir çok şehirde uyguladığı sokağa çıkma yasakları ve saldırıların son dönemde çok yüksek korkutucu düzeye geldiğini ve yüzlerce sivil insanın katledildiği ifade edildi. Yaşanan saldırılar karşısında batı medyasının suskun kaldığı ifade edilirken İngiltere’nin de yaşananlar karşısında sessizliğini koruduğu belirtildi. Amaçlarının İngiltere genelinde Türk devletinin saldırılarına dikkat çekmek ve uluslararası alanda Kürtlerle dayanışmayı göstermek olduğu ifade edilen açıklamada ilk defa böylesi geniş katılımlı bir eylem olacağı belirtildi.

    Ülke genelinde birçok siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisinin de katılacağı eylemin hazırlık çalışmaları halen devam ediyor.

    Eyleme destek veren kurumlar:

    Peace in Kurdistan Campaign,Campacc,Kurdistan National Congress (KNK), Day Mer, Türk Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi, GIK-DER/RWCA, Göçmen İşçiler Derneği, National Union of Teachers (NUT), Public and Commercial Services Union (PCS), National Union of Rail, Maritime and Transport Workers Union (RMT), Transport Salaried Staffs’ Association (TSSA),Trade Union Congress – International Section ,Greater London Association of Trade Union Councils, Trade Unionist and Socialist Coalition (TUSC), National Shop Stewards Network, Unite Housing Branch,Unison Islington,Stop the War Coalition, People’s Assembly

    Socialist Workers Party, Socialist Resistance, Plan C, Revolutionary Communist Group, Left Unity, Green Party, Kürt Halk Meclisi, Kurdish Community Centre, Halkevi, Roj Women’s Assembly, Kurdish Students Union, Alliance for Workers Liberty (AWL), Anti-Fascist Network (AFN), National Campaign Against Fees and Cuts (NCAFC), Party of Free Life of Kurdistan (PJAK), Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi,Tohum Kültür Merkezi, Türk Eğitim Birliği, Britanya Alevi Federasyonu,Cemevi,Kaşanlılar Dayanışma Derneği,Tilkililer

    Tarih: 6 Mart 2016

    Saat: 12:00

    Başlama Yeri: BBC, Portland Place, London