Category: slıder

  • Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı

    Kampın girişindeki köprünün altında yazılı ‘Hiç kimse bu şekilde yaşamayı haketmiyor’ cümlesi daha kampa girmeden size ne ile karşılaşacağınızı anlatıyor.

    Avrupa’nın göbeğinde vahşi ormanın (the jungle) ortasında derme çatma çadırlarda umut nöbetinde olan binlerce kadın, çocuk ve genç. Kendilerinin deyimiyle hiç kimsenin bu koşullarda yaşamayı hak etmediği bir yer.

    Fransa’nın liman kenti Calais’te İngiltere’ye geçebilmek için kayıtsız kamp alanında bekleyen kayıtsız insanlar.

    Hiçbir yere ait değiller.

    Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü, ölüm, yıkım, siyasi ve sosyal istikrarsızlığın hakim olduğu ülkelerden gelip umudu, kendi ülkelerindeki sorunların anası olan Avrupa’da arayan insanlar, aylardır o kötü koşullarda yaşam savaşı veriyor.

    Londra’da faaliyet gösteren Kürt-Türk Toplum Merkezi-Day-Mer’in bir süredir yürüttüğü kampanya çerçevesinde toplanılan yardımların yerine ulaşılması için Calais’e giden grupla beraber biz de Calais’i ziyaret ettik.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 2

    Çadırdan bir ‘şehir’. Ve o şehrin çamurlu sokaklarından yürürken gözlerine bakmaya utandığımız binlerce bakış. Afgan’ı, Eritrelisi, Arabı, Farsı ve Kürdü, hepsinin kaderi de, bakışları da, umutları da bir birine çok benziyor. 5 binden fazla insan İngiltere’ye geçebilmek için kimisi 8 aydır, kimisi üç aydır o yaşanmaz koşullarda yaşam savaşı veriyor.

    Hepsi ayları bulan yolculuktan sonra buraya varmış. Birçoğu Akdeniz sularında arkadaşlarının cansız bedenlerini geride bırakarak yolculuklarına devam etmiş.

    Bekleyiş beklediklerinden çok daha uzun sürünce, o koşullarda bir yaşam kurmaya başlamışlar. İçlerinde her meslek grubundan insanlar da bulunuyor. Kimisi bakkaliye açmış, kimisi restorant, kimisi dişçi, kimisi cafe hatta kimisi de otel açmış. Evet, vahşi ormandaki çadırdan kentte bir otel var. Kamp alanına yeni varan insanlardan bazılarının ilk kaldığı yer.

    Ziyaret ettiğimiz Cumartesi günü kamptakilerin hepsinde tedirginlik vardı. Fransa devletinin kampı boşaltmak için saldırı hazırlığında olduklarını duymuşlardı. Ve ziyaretimizden bir gün sonra da saldırı başladı. Çadırları boşaltmaya çalışan yüzlerce Fransız polisi gaz bombalarıyla, büyük iş makinalarıyla hem saldırıyor, hem de kendilerine yuva olan çadırları yerle bir ediyordu. Saldırılar bugün de halen devam ediyor.

    calais
    Fransız polisi kampa Kürtlerin kaldığı bölgeye saldırmakla başladı

    Fransa devleti, İngiltere’nin de baskılarıyla kamp alanını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunun için o insanlara, kampın yan tarafında demir konteynırlardan yapılan bin kişilik alana geçmesi ya da Fransa’da iltica başvurusu yapması isteniyor. Oradakiler de ne o demir konteynırlara geçmek istiyor, ne de Fransa’da iltica etmek. Hepsinin ortak amacı İngiltere’ye geçebilmek.

    İngiltere hükümeti bizim hakkımızda ne düşünüyor?

    Ziyaret ettiğimiz bir kaç çadırdan sorulan soruların başında geliyor. Biz daha sormadan onlar İngiltere’nin kendileri için ne düşündüğünü, acaba kapıları açıp açmayacaklarını merak ediyorlar.

    İngiltere başbakanının kendileri için ‘bir avuç göçmen’ dediğini ve amaçlarının sadece manş tünelindeki güvenliği artırmak olduğu söyleyemiyoruz. Çünkü çoğunu orada yaşatan tek şey Umut! Ve bir gün İngiltere hükümetinin kendilerine İNSAN gözüyle bakacağını ve vijdanlarının bu duruma daha fazla izin vermeyip kapıları kendilerine açacağını düşünüyor birçoğu. Evet ‘size kapıları açmayacaklar’ diyemedik maalesef.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1
    Kampta 500’den fazla Güney Kürdistanlı var

    Kürdün bitmeyen çilesi…

    Kampa ilk vardığımızda küçük tepenin üzerinden kampa baktığında gözümüze ilk olarak kampın üzerinde dalgalanan üç tane Kürdistan bayrağını görüyoruz. Evet koca kamp alanında bir tek Kürtler bayrak açmış. Kampın her yerinden görebildiğimiz bayrakların iki tanesi en kuzeyde, bir tanesi de tam tersi tarafta. Kuzeyde kalanların hepsi Güney Kürdistanlı (Irak), kampın güneyinde dalgalanan bayrağın olduğu bölgede de sayıları çok az olan Rojavalı (Suriye).

    Ailelerimiz bizleri bu halde görmesin!

    Kürdistan bayrağının dalgalandığı büyük çadır Güney Kürdistanlı gençlerle dolu. Misafirperverliklerinden nerde olursa olsun ödün vermeyen Kürtler orada da çay ve kahve ikram ediyorlar bize. Ordakilerin büyük bir bölümü gençlerden oluşuyor. Sohbet ederken çekim yapıp yapamayacağımızı sorduğumuzda, ‘ailelerimiz bizleri bu halde görmesinler’ diyerek red ediyorlar.

    Sayıları 500’den fazla olan Güney Kürdistanlılar uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra kampa varmışlar. İçlerinde polis, öğretmen, şoför gibi değişik meslek gruplarından insanlar bulunuyor.

    Peki küçük Dubai yolunda hızla ilerleyen Güney Kürdistan’dan neden kaçıyor bu gençler?

    Daha bir yıl öncesine kadar tersine göç yaşanırken ve Avrupa’dan binlerce gencin Güney Kürdistan’a dönüş yaparken, ne oldu da bu gençler şuan bu koşullarda yaşamayı kabullenmiş? Siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş, yolsuzluk, güvenlik tehdidi gibi cevaplar alıyoruz hepsinden. 

    Aralarında Hewler, Suleymaniye, Duhok, Zaxo, Kerkük, Maxmurdan insanlar var. Kimisi Daiş saldırdığında kaçmış, kimisi öncesinden, kimisi de sonrasından. Güney Kürdistan’ın geleceğine umutsuz yaklaşan bu insanlar böylece umut yolculuğuna çıkmış.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Kürdistan’da bize gelecek yok!

    Dana, 35’li yaşlarda. Gerisinde polislik mesleğini ve ailesini bırakarak çıkmış. Süleymaniyeli Dana, ‘Kürdistan’da bize gelecek yok’ diyor.

    4 çocuğu ve eşiyle 4 aydır kampta bekleyen Feyyaz ise ‘burada insanlıktan çıktık’ diyor. Kürdistan’da kamyon şoförü olan Feyyaz, çocuklarına daha iyi bir gelecek kurmak için, çocuklarına 4 aydır cehennemi yaşatıyor. O soğuk ormanda laylondan çadırlarda 4 çocuğuyla yaşam savaşı veren Feyyaz İngiltere’ye geçmek için bekliyor. Neden İngiltere? ‘Sosyal devlet, iş bulma koşulları, eğitim koşulları daha iyi…..’.

    Kucağında 10 aylık çocuğuyla çadırın kapısında bekleyen Feyyaz’ın eşi, geride bıraktıklarını özlediğini söylüyor. Kamp koşulları kadınlar için çok daha zor. Çadırlarından hemen hemen hiç çıkmıyorlar. ‘Daha iyi bir yaşam için çıktık yola, şimdiki durumumuza bir bak. İnsanlıktan çıktık burada.’ diyor titreyen sesiyle.

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1
    Dünyayı düşünorum.. Umarım herkes eşit bir şekilde muamele görür..

    Umudu diri tutanlar…

    19 yaşındaki Fuad doğuştan özürlü. Deynekleriyle iki aylık yolculuktan sonra kampa varmış. Türkiye, Yunanistan, Sırbistan, Macaristan, Avusturya… denizden, ormanlardan o deyneklerle Calais’e varmış. Bir arkadaşıyla bir tane karavan gibi bir yerde kalıyor. Karavanı diğer çadırlara göre çok daha konforlu. Yüzü gülüyor, umutsuz değil. Buraya kadar vardım, 1 kilometre sonrası İngiltere, elbet geçeceğim bir gün’ diyor Fuad.

    Kobaneli Doktor!

    Kampın güneyinde dalgalanan Kürdistan bayrağına doğru gidiyoruz. Bir çadırın içerisinde yumurta pişirmiş yiyen 4 genç. En küçüğü 16, en büyüğü 35 yaşında. 35 yaşındaki Ahmed Kobaneli, doktormuş kendisi. Daiş saldırılarının yaşandığı günden bu yana yollarda. Uzun bir süre Türkiye’de kalmış. Daha sonra 1 aylık yolculuktan sonra Calais’e varmış. 3 aydır da Calais’te bekliyor. Neden İngiltere sorusuna; ‘Eğitim daha iyi, bir de ben İngilizce biliyorum, başka bir ülke de yeniden dil öğrenmek istemiyorum.’ Ahmed kendisine bir ay daha zaman vermiş. Bu bir aylık zaman içerisinde geçemezse Almanya’ya istemeyerek te olsa gidecek.

    Kamptaki Rojavalı sayısı 20 civarında. Çok sayıda Arap olsa da Suriyeli Kürtler çok fazla oraya gelmeyi tercih etmiyor.

    Her hafta tekrarlanan başarısız denemeler!

    Kampta bekleyenlerin bazıları ‘Uluslararası toplum bize çare bulur, İngiltere bize kapıları açar’ diye sadece beklerken, bir kısmı her hafta bir deneme yapıyor. Özellikle İngiltere’ye geçen kamyonlar üzerinden yapılan denemelerin yüzde 85’i sonuçsuz kalıyor. İnsan kaçakçılarının da yoğun çalışmaları var kampta. Kişi başı 8 bin sterlin alan çeteler kendilerine İngiltere garantisi veriyor.

    Bu yazıyı yazdığımız saatlerde Fransız polisin saldırıları devam ediyor. Boşaltma işlemi kampın en kuzeyinden, yani Kürtlerin olduğu bölgeden başlamış durumda. Daha iki gün önce ziyaret ettiğimiz çadırların çoğunun alevler altındaki görüntüleri sosyal medyaya düşüyor.

    Avrupa’nın göbeğinde bir utanç sembolüdür artık Calais.

    Hukuksuzluğun,

    Aidiyetsizliğin,

    Eşitsizliğin,

    Dengesizliğin,

    Ayıbın,

    İnsanlıktan çıkmışlığın sembolüdür Calais artık…

     

    Aladdin Sinayiç-Calais

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

    Calais: Ortadoğu’da Umudu Yitirilmişlerin, Avrupa’nın Göbeğinde Umut Arayışı 1

     

  • “Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Şavaşını Durdur” mak neden önemli?

    “Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Şavaşını Durdur” mak neden önemli?

    Bir çok Kürt, sol-sosyalist ve İngiltereli dayanışma grubu, 6 Mart 2016 tarihinde “Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Şavaşını Durdur” sloganıyla eylem düzenliyor. Tarihte ilk defa Kürtlerle bu düzeyde bir dayanışma eylemi gerçekleşiyor. Zamanlaması hem Kürtler hem de Ortadoğu’nun tüm halkları açısından önemli.

    Neden mi?

    Eğer savaş durdurulmazsa, Türk devlet güçlerinin Temmuz 2015’den beri Kürtlere karşı uyguladığı vahşet, Kuzey Kürdistan ve bölgede olabileceklerin yani buzdağının sadece görünen ve küçük bir kısmı olarak kalacak. Cizre’nin ‘vahşet bodrumlarında’ 178 insan diri diri yakılarak katledildi, aralarında onlarca kadın ve çocuk vardı; yüzlerce insan Sur, İdil, Nusaybin, Dargeçit, Silopi ve başka yerlerdeki ablukalar ve sokağa çıkma yasakları altında öldürüldüler. Bir milyondan fazla insan evlerinden barklarından sürgün edilerek yaşadıkları topraklar ağır silahlar, tanklar ve kimyasallarla distopik birer manzaraya çevrildi.

    Kürt gençleri saldırılara karşı bu bölgeleri korumak adına hendek kazıp barikat kurdular ve sonucunda Türk Devleti’nin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş tarihinde ilk defa bir şehir savaşına dönüştü. Ankara saldırısını gerçekleştiren Abdulbaki Sömer gibi bazı gençler ise milyonların hissettiği çaresizlik içinde kendilerini bomba yapıp intikam için Türk devletinin kalbinde patlattılar. Biliyoruz ki “savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır,” fakat bu savaşı, ki gittikçe bir iç savaşa dönüşüyor, durdurmanın bir yolu olmalı. Çünkü iç savaşın neler getireceğini sadece sınırın diğer tarafına, Suriye’ye bakarak görebiliriz; yerinden yurdundan edilmiş 11 milyon insan, 470,000 yaralı ve ölü, katledilen bir doğa ve insanlık.

    Kuzey Kürdistan’daki çatışma ortamı da bir bakıma Rojava ve Suriye’deki savaşın uzantısı. İttifakların iç-içe geçtiği, anlık değişimlerin ve real politikanın her an devrede olduğu karmaşık bir durum ihtiva etmesine rağmen, Suriye’deki savaşın tek değişmezi Türk devletinin Rojava Devrimine karşı düşmanca tavrı ve cihatçı güçleri Rojava’nın kazanımlarına karşı savaştırması oldu. Rojava’nın uluslararası arenada tanınması devleti o kadar korkutuyor ki, Erdoğan o hatayı Güney Kürdistan bahsinde yaptıklarını ama bölgesel bir savaşa da yol açsa Rojava konusunda yapmayacaklarını haykırıyor. Bu yüzden Türk devleti savaşı körüklemeye, paralı cihatçı gruplar yaratmaya, eğitmeye ve desteklemeye devam ederek Suriye’de ateşkesi ve olası barış görüşmelerini engelliyor; son Gire Spi – Tel Abyad saldırısı bunun kanıtı. Öte yandan devletin izlediği mezhep siyaseti Irak’taki savaş ve kaosu da körükleyerek Güney Kürdistan Kürtlerini Türk devletine bağımlı hale getiriyor.

    Türkiye’nin Kürt fobisinin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundaki temellerin özelde Kürdün ve genelde Türk olmayan her varlığın inkar ve imhası üzerine kurulmuş olmasından geliyor. Bu yüzden Kürde eşitlik, statü ve itibar, nerede olursa olsun, Türk ulus devletine ve egemenliğine tehlike olarak hissediliyor. Ve doğrudur; çünkü Kürde eşitlik ve statü demek özellikle Türkiye’de, Kuzey ve Batı Kürdistan’da çoğulcu, kapsayıcı demokratik bir anayasa ve toplum anlamına geliyor. Bu ise AKP ve Türk egemen sınıflarının korkulu rüyası. Hükümet ve Erdoğan’ın gittikçe otoriterleşmesi, milliyetçi söyleme sarılması ve açıkça faşizm uygulaması bu yüzden. Tüm göstergeler: gazete TV kapatmak, gazetecileri, akademisyenleri, insan hakları aktivistlerini ve seçilmiş siyasetçileri hapsetmek, toplumu militarize edip İslamlaştırmak, hepsi Türkiye’nin felakete gittiğine işaret. Bunu durdurmalıyız.

    İnsanların iş işten geçtikten, zemin ve koşullar olgunlaştıktan sonra harekete geçme gibi bir alışkanlıkları var. Şu anda koşullar olgunlaşmış durumda, ya topyekûn bir savaş gelişecek ya da kalıcı bir barış. Türkler ve Kürtler arasında artık sadece iki ihtimalli bir sonuç var ve bu sonuçlar arasında beraberlik yok. Türkiye’nin Kürtlere karşı savaşı teraziyi savaşın lehine çekiyor, biz tekrar barışın lehine çekmeliyiz. Uluslararası hükümetlerin, medyanın ve kurumların sessizliği halklar tarafından parçalanmalıdır. Suriye’de iç savaşı engelleyemedik ama Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da engelleyebiliriz.

    Türk Devleti’nin Kürtlere karşı savaşını durdurmak demek, olası bir iç savaşı durdurmak anlamına geliyor; ölümü, yıkımı, yerinden yurdundan edilmeyi ve göçü durdurmak, Suriye, Irak ve bölgedeki savaşların sonuçlanmasına katkı sunmak ve Türkiye’deki Kürt meselesinin barışçıl çözümü için siyasi zemini güçlendirip bölgedeki demokrasi, insan hakları, eşitlik, kardeşlik ve özgürlükleri güçlendirmek anlamına geliyor.

    Tüm bu sebeplerden dolayı her sorumlu Türkiye ve Kürdistanlının 6 Mart günü saat 12’de, BBC binası önünde bu eyleme katılması gerekiyor. Bu, ülkemizdeki tüm sevdiklerimize borcumuzdur. Yarın çok geç olmadan, binlerce insan hayatını kaybetmeden, savaşa, gericiliğe ve adaletsizliğe karşı harekete geçmeliyiz.

    Tarih/Saat: Pazar 6 Mart, 12pm

    Yer: BBC, Portland Place, W1A

    Memed Aksoy

    Aktivist

    “Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Şavaşını Durdur”mak neden önemli? 1

  • Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı

    Kürtler ve Kürt sorununa ilişkin düzenlediği toplantılarla dikkat çeken Londra merkezli Kurdish Progress Center’in son etkinliği İngiliz Parlamentosu’nun en kalabalık toplantılarından birisine dönüştü. Irak Kürtleri’nin etkili isimlerinden, Irak Kürdistan Parlamentosu sözcüsü Yousif Mohammed Sadiq’ın konuşmacı olarak katıldığı toplantıyı üç yüzden fazla kişi izlerken, yüzlerce kişi de dışarda kaldı.

    Ev sahipliğini İşçi Parti’li milletvekili Jonathan Reynolds’un üstlendiği ve ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daeş’e karşı savaş’ başlıklı toplantı, katılımcıların ateşli müdaheleleri ile gerilimli anlara sahne oldu.

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 2
    İngiliz parlamentosunda yapılan toplantıya yoğun ilgi

     

    KÜRTLERE MİNNETTARIZ

    Büyük ilgi gören toplantı İngiliz İşçi Partisi milletvekillerinden John Woodcock’un açılış konuşması ile başladı. Bir süre önce Irak Kürdistan’ına bir ziyaret gerçekleştiren heyet içerisinde yer alan Woodcock, Kürtler ve İngilizler arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak başladığı konuşmasında bölgeye ilişkin gözlemlerini paylaşarak devam etti. Daiş’e karşı mücadele eden Kürt güçlerine teşekkür eden İngiliz milletvekili, “ Hepimizin yerine Daiş şeytanı ile mücadele eden Kürtlere minnettarız. Kürtlere İngiltere’nin ve diğer batılı ülkelerin kapısı sonuna kadar açık olmalıdır” dedi.

    Toplantıya başkanlık eden Glasgow Milletvekili Natalie McGarry de, Erbil ve Rojava’yı ziyaret ettiğini belirterek, Kürtlerin verdiği fedakar mücadeleyi İngiliz kamuoyu ve parlementosuna taşıyacağını dile getirdi.

    38 yaşında olmasına karşın Kürt siyasetinin en etkili isimlerinden birisi olarak kabul edilen Yousif Mohammed Sadiq ise konuşmasına mevcut durumu anlatarak başladı. Diasporada yaşayan Kürtlerin, Kürdistan’daki, kriz ve sorunların çözümünde kritik bir rol üstleneceğini söyleyen Sadiq, mevcut çatışma ve iç meselelerin, çok sayıda Kürdü vatanlarına dönmekten alıkoyduğunu kaydetti.

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 7
    Yousif Mohammed Sadiq

    BELLİ ELİT BİR KESİMİN ÇIKARLARI KORUNUYOR

    Daha sonra Irak Kürdistan’ına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meclis Başkanı, bölgenin içerisinde bulunduğu ekonomik krizin nedenlerinden birisinin, ticaret ve tarıma dayalı bir ekonomik model yerine petrol kaynaklarını önde tutan yönetim anlayışı olduğunu savundu. Söz konusu durumun yetersiz bir idari yapı ve siyasi yolsuzlukları beslediğini ileri süren Yousif Sadiq, Irak Kürdistanı’nda belli bir elit zümrenin, kendi ekonomik çıkarlarını ve politik menfaatlerini korumaya öncelik verdikleri eleştirisinde bulundu.

    SİYASİ REFORMLAR YAPILAMIYOR

    Değişim Hareketi (Goran) milletvekili olan ve 2014 yılında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Parlamento Başkanı seçilen Sadiq’ın konuşması sık sık protesto ve müdahelelerle kesilirken, artan tansiyon toplantının sonuna kadar devam etti. Geçen sene yaşanan Başkanlık tartışmalarında Mesud Barzani’ye yönelik sert eleştirileri ile gündeme gelen Sadiq, iç meselelerin çözümü için yasal ve siyasi reformların yapılamamasından yakındığı konuşmasında, Irak Hükümeti’nin yolladığı ödeneklerin de doğru harcanmadığını söyledi. Meclis başkanı “Bugün Kürdistan’da idari ve ekonomik yapı üzerinde tekelci bir anlayış hüküm sürmektedir. Kürtler, kendilerini temsil eden parlamentonun daha etkili olacağı bir yapının kurulması arzusundadırlar” dedi.

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 8

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 4

    Parlamentoda ‘Ortadoğu’da Demokrasi Mücadelesi ve Daiş’e karşı savaş’ Toplantısı 6

  • Londra belediye başkanlığı seçimine hazırmıyız?

    Londra belediye başkanlığı seçimine hazırmıyız?

    Mayıs ayında Londra belediye başkanlığı için çekişmeli bir yarış olacak. Bir tarafta 8 yıldır Londra’nın yapılanmasında söz sahibi olan Muhafazakar Parti adayı Zac Goldsmith varken diğer tarafta İşçi Partisi adayı Sadiq Khan var. Bugüne kadar yapılan tüm Londra belediye başkanlığı seçimlerine karşılaştırırsak bu seçimde yarışacak adaylar daha önce Londra belediye başkanlığı yapmamış olan adaylar.

    Zaten Londra belediye başkanlığı 2000 yılından bu yana var olan bir yönetim pozisyonu. 2000 yılında yapılan bir referandumla, Londra halkı, Londra’da bulunan belediyelerin dışında tüm Londra’yı yöneten bir başkanlık sistemi istediklerini söylemişlerdi ve böyle bir başkanlık o zaman var olmaya başlamıştı. Bu başkanlık aslında Türkiye’de bulunan büyük şehir belediye başkanlıkları gibi bir yapı. Son iki dönemdir, yani 8 yıldır, Londra belediye başkanı Muhafazakar Parti’den Boris Johnson. Belki takip edenleriniz vardır, Boris Londra’daki bisiklet yollarının, ve Boris bisikletleri olarak bilinen TFL (Transport for London) bisiklet taşıma sisteminin mimarıdır. Belirtmeden geçmek istemiyorum, Boris aynı zamanda sürekli artan toplu taşıma fiyatlarının da mimarıdır ve tabi TFL bünyesinde yapılan değişiklik sonrası yeraltı istasyonları içindeki bilet gişelerinin kapanması ve oradaki iş imkanlarının da bitmesine destek veren de yine aynı Boris’tir. Ama bu yazıyı Boris’i eleştiri yazısına dönüştürmek istemiyorum. Çünkü 8 yılda yapılmayanlar öyle iki sütunda çok zor anlatılır.

    Biz yine bu yıl yapılacak seçimlere dönelim. Bu yılki seçimi özel kılan aslında başka bir unsur daha var. İşçi Partisi adayı Khan bir Müslüman. Eğer seçilirse, ilk kez bir Müslüman Londra belediye başkanlığı yapmış olacak. Londra gibi çok kültürlü ve çok dinli bir şehre çeşitlilik katacağı bir gerçek. Fakat son dönemlerde ki Paris saldırıları, Suriyeli göçmenlerin Avrupa’ya sığınmaları, IŞİD gibi cani bir örgütün Müslümanlığı temsil ettiklerini iddia etmeleri Khan’ın seçilmesini zorlaştıracağa benziyor. Britanya’daki sosyalistlerin bir çoğunun özgürlükçü, eşitlikçi ve çok kültürlülük yanlısı olduğunu birçok açıklamalarında görüyoruz. Fakat muhafazakar kesimde bulunan azımsanmayacak bir çoğunluk belki kendilerinin farkında olmadıkları o milliyetçi duyguları halen içlerinde barındırıyorlar. UKIP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) milliyetçi hatta yer yer ırkçılığa ulaşan tutumunu gizleme ihtiyacı bile duymuyor. Khan’ın adından da anlayacağınız gibi Pakistan göçmeni bir ailenin Londra’da doğan çocuğu. Rakipleri milliyetçilik kartlarını oynamak isterlerse, ki Muhafazakar Parti geçtiğimiz günler bu kartı oynama eğiliminde bulundu, Khan son dönemde yaşanan olayların kendisine daha az oy olarak döndüğünü görecektir.

    Muhafazakar aday Goldsmith, klasik üst tabakada yaşamış, babası milyarder bir aday. Böyle bir durumda olması kendisine avantaj bile kazandırıyor diyebiliriz belki. Malum, zengin üst düzey tabaka bulundukları şehri kendi hallerinden anlayabilecek, birinci dünya sorunları olan birine emanet etmek isteyebilir. Tabi Goldsmith’in hakkını yememek lazım. Adından söz ettirmiş bir çevreci. Heathrow havaalanına yapılması planlanan üçüncü piste karşı çıkışları ile tanınmış, Ulusal Bahçeler Planı (Narional Gardens Scheme), FARM çiftçi projesi, Toprak Derneği (Soil Association) gibi çevreci projelere desteğini görmezden gelmemiz haksızlık olur.

    Dönem dönem halklar, kendilerini muhafazakar, kapitalist ve burjuva yönetimlerin daha iyi temsil edebileceği hayallerine kapılıp daha sonra kendi içlerinden birilerine yönelirler. Yapılan anketler İşçi Partisi adayı Khan’ın önde gittiğini gösteriyor. Fakat açık ara bir öndelik değil. Bu önde gidişin sebeplerinden biriside çok açık ki Londra halkının kendisini İşçi Partisi’ne yakın hissetmesi.

    5 Mayıs’ta lütfen oyunuzu kullanın. Unutmayın ki daha güzel günler için sizin bir şeyler yapmanız şart!

    Tom Webb

  • Makedonya polisinden mültecilere gazlı müdahale

    Makedonya polisinden mültecilere gazlı müdahale

    Makedonya polisi, Yunanistan ile Macaristan sınırı arasındaki bariyeri geçmeye çalışan Suriye ve Iraklı mültecilere karşı gazlı müdahalede bulundu.

    İdemoni sınır noktasında yaklaşık 300 kişilik bir mülteci grubu, sınır bariyerini zorladı.  Önce Yunan polis kordonunu zorlayan mülteciler daha sonra demiryolunu işgal etti ve Makedonya sınırında dikenli tellerle kurulan bir kısım bariyeri kırdı.

    Makedon polisler mültecilerin sınırı geçmesini engellemek için gazlarla müdahalede bulundu.

    Mülteciler müdahale karşısında geri çekilirken, çok sayıda çocuk gazdan etkilenerek, tedavi edildi. Alanda bulunan Dünya Sağlık Örgütü’ne göre aralarında çok sayıda çocuğun bulunduğu en az 30 kişi sağlık yardımı istedi.

    Toplamda 7 bini aşkın göçmen ve mültecinin mahsur kaldığı İdomeni sınır kapısında durum çok gergin. Bu mağduriyet, Makedonya, Balkan ülkeleri ve Avrupa Birliği’nin kendi topraklarına alacakları göçmenlere sınırlama getirmesinden kaynaklanıyor.  Tüm Pazar günü boyunca Makedonya topraklarına neredeyse hiçbir göçmenin geçişine onay verilmedi. Ancak Pazartesi sabah erken saatlerde 300 dolayında Iraklı ve Suriyeli mülteci sınırı sonunda geçmeyi başardı.

    Makedonya polisinden mülteciler gazlı müdahale 2

    Dünya Sağlık Örgütü, sınırda mahsur kalan 7 bini aşkın kişinin yüzde 40’ının kadın ve çocuklardan oluştuğunu belirtti. Alanda iki çadır kampı kurulmuşa ancak, mülteci sayısı kampların kapasitesinden dört kat daha fazla. Bu nedenle çok sayıda kişi arazide uyumak zorunda kalıyor.

    AVUSTURYA: KİMSEDEN DERS ALACAK DURUMDA DEĞİLİZ

    Öte yandan mülteci politikasını sertleştiren Avusturya’dan da Berlin ve Atina’ya sert bir tepki geldi.  Avusturya İçişleri Bakanı Johanna Mikl-Leitner yaptığı açıklamada göçmen krizi konusunda hiç kimseden ders almayacaklarını söyledi.

    Hristiyan demokrat Bakan Mikl-Leitner, APA ajansına yaptığı açıklamada, “Kimseden ders alacak değiliz” dedi.

    Yunanlı yetkililer kendi ülkelerinde sıkışan mülteciler için Avusturya’yı eleştirirken Alman Başbakan Angela Merkel de, Avusturya ve komşu Balkan ülkelerinin göç akışını keyfi bir şekilde sınırlandırdığı tepkisinde bulunmuştu.

    Mikl-Leitner, Almanya’nın da Aralık ayından itibaren Avusturya ile olan sınırında filtreleme tedbirleri aldığını hatırlattı.

    Avusturya İçişleri Bakanı Almanya’nın, 1 Ocak’tan bu yana 6 bini aşkın göçmeni Avusturya’ya geri gönderdiğine dikkat çekti.

    Yunanistan hükümeti Pazar günü yaptığı bir açıklamada kendi topraklarında mahsur kalan göçmen ve mültecilerin Mart ayında üçe katlanarak 70 bine çıkacağı uyarısında bulundu. Viyana ve Balkan ülkelerinin göçmenlere uyguladığı kota nedeniyle, geçişler yapılamıyor.

    Avusturya İçişleri bakanı, “Öyle görünüyor ki bazıları açısından Avrupai çözüm, herkesin Avusturya’ya çıkmasıdır. Göç akışını frenlemeye devam edeceğiz ve biz bunu Almanya için de yapıyoruz” diye tepki gösterdi.

    Avusturya, 19 Şubat günü kendi topraklarına mülteci girişini günde 80 ilticacı ile sınırladı.  Diğer bir ifadeyle yılda potansiyel olarak 1,2 milyon kişinin geçişine izin verilecek.  Ancak bu kotaya şu ana kadar doldurulamadı. Viyana yönetimi, geçen yıl 90 bin ilticacıyı kabul etti. Bu da Avusturya nüfusunun yüzde 1’ine denk geliyor.

  • Day-Mer’den Calais’e büyük yardım ve bölgeden sıcak gelişmeler

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım ve bölgeden sıcak gelişmeler

    Fransa’nın Calais liman kentindeki mülteci krizine yönelik çalışmalarına aralıksız devam eden Day-Mer, geçtiğimiz hafta sonu ‘the Jungle’da idi.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Ayrıca The Jungle’daki Calais valiliğinin mahkeme kararı ile başlattığı kampın güney bölümünü kapsayan ve yaklaşık 1000 mülteciyi olumsuz etkileyecek yıkım işlemlerinde son gelişmeleride değerlendirdik. haberimizi yayınladığımız şu sıralarda Calais Jungle kampında sıcak dakikalar yaşanıyor. 

    Yaklaşık 30 polis aracının bölgeyi sardığı, sayısız Fransız polisinin kampta hazır beklediği ve kampın güney bölümündeki çadırlardan yaklaşık 20 tanesinin yerlebir edildiği bilgisine ulaştık. Ayrıca sosyal medyada yayınlanan görüntülerde polisin kampa gaz bombaları ile saldırdığıda açıkca görülüyor.

    Britanya ile Fransa arasındaki mülteci krizi Calais liman kentindeki kamp nifusunun giderek artması ile de git gide çıkmaza giriyor. Geçtiğimiz haftalarda İngiliz mahkemesinde alınan kararlar, fransız hükümetinin kampı kaldırmaya yönelik çalışmaları yine Fransız mahkemesinin kamp ile ilgili kararının yanısıra ‘the jungle’da yaşanan insanlık dramı ile gündemden düşmeyen kamp ayrıca İngiliz yardım kurumları ve gönüllüleri ile uzun süre Avrupa’nın ortasındaki ‘insanlık ayıbı’ olarak kalacağa benziyor.

    Özellikle son 1 yıl içerisinde çok önemli gelişmelerin yanında, sayısız ölüm, polis saldırısı ve insan hakları boyutuyla sık sık başlıklara taşınan ‘the Jugle’ (Orman mülteci kampı) son olarak İngiliz işçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in ziyareti ile  gündeme gelmişti.

    calais erem kansoy 7

    Corbyn’in ziyareti ile İngiltereye geçme umutları ikiye katlanan mülteciler son günlerde ise Fransız hükümetinin ve polisinin baskıları karşısında direniyor. İngiliz aktivistler ve İngiltere’den Calais’deki mültecilere yardım eli uzatan Care4Calais ile CalAid günüllüleri kampta 7 gün 24 saat çalışmalar yürüterek, yardıma muhtaç insanların daha ‘yaşanır’ koşullarda kampta zaman geçirmelerini sağlamak üzere büyük çaba gösteriyor.

    THE JUNGLE’DA SON DURUM

    İngiltere’nin mahkeme  kararının ardında şok bir mahkeme kararı ile de Fransa son günlerde kampın bir bölümünün kaldırılıp taşınmasına yönelik olumsuz kararını uygulamaya çalıştığı sırada yine Fransa’daki gönüllülerin Fransız mahkemesinde başlattığı karşıt dava ile şuanda adeta Kamp üzerinde deyim yerindeyse bir politik ve yasal kriz yaşanıyor.

    Fransa’da uzun süredir tartışmaya neden olan Calais mülteci kampının güney tarafı boşaltılmaya başlandı.

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 1

    Valiliğin tahliye kararının mahkeme tarafından uygun bulunmasının ardından kampa güvenlik gücü gönderildi. Bu gelişmenin ardından bölgede yıkım da başladı. Valiliğin hijyen gerekçesi ile kapatılmasına karar verdiği kampta 26 Şubat tarihli mahkeme kararı ile kampın sadece güney bölümündeki ‘planlı yıkım’ işlemleri dün 29 Şubat itibariyle hızlandırıldı. Fransız polisi kampa gaz bombaları atarak kalabalığı dağııp bölgeden uzaklaştırarak belediye görevlilerinin yıkıma devam etmesi için çalışıyor.

    İngiltere’de de yıkıma tepkiler yükseliyor. Yıkım işlemlerinin başlaması ile Londra’da bulunan aktivistler başbakanlık önünde bu gece büyük bir eyleme hazırlanıyor.

    fotoğraf AFP arşiv, daha önceki yıkım girişiminden
    fotoğraf AFP arşiv, daha önceki yıkım girişiminden

    Geçtiğimiz gün Fransız mahkemesinin ‘kampın büyük bir bölümü tahliye edilecek’ kararı ile Fransız polisi , çadırlara yetkililer göndererek mültecilerin birinci seçenek olarak Fransaya iltica başvurusu yapmalarını böylelikle onlara kalacak yer tahsis edileceğini, ikinci olarak ise kampa önceden yerleştirilen konteynerlere ikamet için geçmeleri gerektiği ve son olarak ise bölgeyi terketme seçenekleri olduğu yönünde baskı uygularken, gönüllülerin açtığı Fransız mahkemesindeki karşıt dava ise halen devam ediyor.

    İki ayrı davanın uzaması neticesinde ve yine sayısız basın mensubunun kamp ve kamp çevresinde beklemesi ile Fransa hkümeti yıkım işlemlerine başlamıştır. Fakat kampın tamamıyla ilgili bir yıkım kararı mahkemeden çıkmamıştır. Ayrıca yıkıma karşı dava da devam etmektedir.

    DAY-MER ÖNEMLİ ÇALIŞMALARINA DEVAM EDİYOR

    İngiltere’de yaşam sürdüren toplumumuzun da sayısız dernek, kurum ve kuruluşu mevcut iken, Avrupa’nın ‘insanlık ayıbı’ Calais’e yönelik yaptığı çalışmalar ile Day-Mer farkını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl Kasım ayından buyana başlattığı kış dönemi yardım kampanyasının yanısıra ‘the Jungle’ın politik kriz boyutuna yönelik lobi çallışmalarınıda eş zamanlı yürüten Day-Mer, uygulamaya koyduğu Calais Dayanışma Komitesi ile daha çok önemli boyutta yardımı oraya götürüp adından söz ettirecek görünüyor.

    Day-Mer'in Calais yararına düzenlediği sergiden 2.500 Pound bağış toplandı
    Day-Mer’in Calais yararına düzenlediği sergiden 2.500 Pound bağış toplandı

    Yaklaşık 5 aylık süreçte 3 defa ‘the Jungle’ı hazırladığı delegasyonlar ile  ziyaret eden ve her defasında tonlarca yardımı bölgeye ulaştıran Day-Mer son olarak düzenlediği Calais konulu fotoğraf sergisi ile başlayan kampanyanın yardımlarını kampa ulaştırdı. Düzenlenen kampanyada, öncelikle gerçekleştirilen fotoğraf sergisinde 2 Bin 500 Sterlin’lik bir gelir elde edilirken eş zamanlı ve 2 hafta boyunca devam eden yardım toplama kampanyasında ise 2 kamyon eşya mülteciler için toplandı.

    YARDIM ‘JUNGLE’A ULAŞTIRILDI

    Oluşuturduğu Calais Dayanışma Komitesi ile delegasyonlar hazırlayarak ü.üncü kere Calais’i ziyarete giderek yardım götüren Day-Mer, delegasyonlarda yer verdiği belediye meclis üyeleri, kurum ve kuruluş yöneticilerinin yanısıra parlamentoda milletvekillerine yönelik bilgilendirme toplantıları ile özel yazışmalarıyla da lobi çalışmalarına ayrıca devam ediyor.

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 2

    Geçtiğimiz hafta yardım kampanyasını düzenlediği fotoğraf sergisi ile hızlandıran Day-Mer komisyon yetkilileri, sergiden elde edilen yaklaşık 2 Bin 500 Sterlin’e ek olarak yaklaşık 4 tonluk gıda ve giyecek eşyaları ile toplanan bağışlarla da birlikte Bin 700 Sterlin’lik nakit yardımı bölgeye ulaştırdı. Jungle’da yasal çalışmalar yürüten  Care4Calais gönüllüler kurumuna Bin 700 Sterlinlik yardım teslim edilirken, yine Care4Calais’in sorumluluğundaki yardım deposuna da 2 van ve 1 otobus bagajı dolusu yardım da teslim edildi.

    Fotoğraf sergisinden elde edilen gelirin bir bölümü ile taze yiyecekler de satın alınıp bölgede yardımları dağıtan depo ya teslim edildi.

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 1

    GÖNÜLLÜLER GÜN BOYU KAMP VE DEPODA ÇALIŞMA YÜRÜTTÜ

    Calais Dayanışma Komitesinin organize ettiği kamp ziyaretleri ve yardım ulaştırma çalışmalarında hem kamptaki insanlık dramını yerinde inceleme adına hem de duyarlılıı artırmak adına Day-Mer yetkilileri yardımları oluşturduğu delegasyonlar ile bölgeye ulaştırıyor. Şimdiye kadar 3 kere oluşturulan delegasyonlarda gazeteciler, dernek yöneticieri, kurum temsilcileri, sendika yöneticileri, siyasetciler ve yerel yönetimlerden isimleri de bünyasine katmayı başaran Day-Mer delegasyon üyelerinin de ziyaret esnasında bölgede çalışma yürütmesine yardımcı oluyor.

    Care4Calais sorumluluğundaki ve kampa yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki erzak ve kıyafet deposunda toplanan yardımların indirilip ayrıştırılması ve düzenlenmesi ile kampa gönderilecek van araçların organizasyonunda bölgedeki gönüllüler ile birlikte çalışan delegasyon üyeleri böylelikle kampı sadece gezip görmenin yanında çalışmalar da yürüterek katkıda bulnuyorlar.

    Londra’da bulunan Londra Toplum Merkezindeki binasından harekete geçen Day-Mer delegasyonu komisyon üyeleri ile beraber, sabah erken saatler de ‘the Jungle’a varmasının ardından yaklaşık 1 buçuk saat kampta gözlemler yaptı. Ardından kamp yakınındaki depoya giden delegaston gün boyu buradaki çalışmalara destek sağlayarak katkıda bulundu.

    erem kansoy calais 1

    CALAİS İÇİN DEV BİR AİLE

    Day-Mer Calais’e sadece yardım götürme amaçlı çalışmalar yürütmüyor. Özellikle İngiltere içerisinde bölgeye yönelik duyarlılığın artırılması ve politik krizin mülteciler yararına neticelenmesine yönelik çalışmalar da yürütürken, 3 kez düzenlenen ziyaret ile oluşturulan delegasyonlarda, yaklaşık 100 kişi bölgeye götürlüdü. Ayrıca sergi ve toplantılar ilede yüzlerce vatandaşa ulaşıp konu ile ilgili bilgileri sunan Day-Mer, Calais liman kentindeki mülteclere yönelik çalışmalar yürüten duyarlı ve büyük bir aie oluşturdu.

    Ekip çalışmaları ile organize edilen yardım kampanyaları ve yardımların bölgeye ulaştırılmasındaki profesyonel organizasyon ile yine bölgedeki çalışmalara emek boyutuyla da destek sunan sayısız delegasyon üyesi, Day-Mer’in çalışmalarını onaylayarak destek sunmaya devam ediyor.

    calais france erem kansoy 1

    DIDIF KARDEŞ KURUMUNDAN DA DESTEK

    Fransa’da faaliyetlerine devam edne ve Day-meri’in kardeş kurumu olarak nitelendirilen DIDF’de ayni gün Fransa’da topladığı 2 van araçlık yardımı kampa getirerek, Day-Mer yetkilileri ile beraber depoya teslim ederek yerleştirilmesinde yardımcı oldu.

    15 kişilik bir kadro ile bölgeye dayanışma amaçlı desteğe gelen DIDF yetkilileri de bölgedeki çalışmalara katılarak, Fransa’da daha fazla duyarlılık artırmaya yönelik çalışmalar yaacaklarını belirtti.

    calais erem kansoy 6

    YARDIMLAR KIŞLIK KIYAFET VE YİYECEK

    Day-Mer’in kardeş kuruluşu DIDF ile beraber bölgeye hafta sonu ulaştırdığı yardımlarda battaniye, yorgan, monti yünlü kıyafetler, ayakkabılar, çizmeler, çadır ve çadır yapımında kullanılacak malzemeler, hijyen malzemeleri ile kuru yiyeceklerin yanısıra yüzlerce kutu hazır yemek de depoya teslim edildi.

    Kamptaki aşırı soğuk ve yağmur nedeniyle ençok gerekli malzemeler listesinin başında kıyafetler ve yine yardımların azlığı nedeniyle yemek ihtiyacına büyük katkıda bulunan Day-Mer, kış dönemindeki çalışmalarını kamptaki ihtiyaçlara yönelik hazırladı.

    calais erem kansoy 4

    CALAİS ACILARIN VE UMUDUN BİRLEŞTİĞİ NOKTA OLMAYA DEVAM EDİYOR

    Daha önceden de Avrupanın bu insanlık ayıbına yönelik sayısız haber ve fotoğraf hazırladığımız esnada hep belirttiğimiz gibi, yaşanan savaşlar nedeniyle Avrupanın da mülteci krizi giderek büyüyor.

    Afgan, Iraklı Kürtler, Filistinliler,Nijeryalılar Rojava’lıların coğrafyadaki savaştan kaynaklı ülkelerini terk etmesi ile Britanya’ya geçme umudunun kesiştiği nokta Fransanın Calais liman kentindeki The Jungle mülteci kampında, açlık , susuzluk ve soğuk ile boğuşan mülteciler ölüm olayları ve Fransız polisinin insanlık dışı uygulamalarıylada yüzleşti.

    Herşeye rağmen daha güzel yarınlar, iş ve ekonomik gelir umuduyla bir çok dilden, din ve ırktan insanın buluşma yeri Calais tarihte Avrupanın kanayan yarası olarak yerini aldı.

    m1

    DAY-MER YETKİLİLERİ ZİYARET VE YARDIM KAMPANYASI İLE İLGİLİ NE DEDİ?

    Kış dönemindeki the Jungle’a yönelik yardım çalışmalarına hız veren Daymer Yetkililerinden ve Calais Dayanışma Komitesi sorumlularından Zübeyde Aydemir ve Çınar altun gazetemize haftasonu düzenlenen ziyarette birer de demeç vererek hem izlenimlerini hemde çalışmalarına yönelik bilgileri paylaştı.

    calais erem kansoy 8

    Zübeyde Aydemir

    “Bu Calais’e üçüncü gidişimiz. İki ay aralıklarla bölgeye gittik ve her gidişimizde değişik katılımcılarla oluşturduğumuz delegasyonlarla gittik. Vardığımızda bizi bekleyen mülteci kampındaki değişiklikler son seferemize göre çok daha büyüktü.

    İlk ziyaretimizde DayMer’den küçük bir delegasyonla gitmiştik.  İkinci ziyaretimizde değişik Türk ve Kürt toplum kurumlarından katılımcılarla bölgeye gitmiştik. Son gidişimizde ise Calais ile dayanışma sergimize gelen, etkilenen bir şekilde mültecilerin haklarını savunan sınırların açılmasını savunan sıradan duyarlı, yerli halktan ve üyelerimizden 33 kişiyle gittik. Aynı zamanda Fransa’daki kardeş örgütümüz DİDİF’den de 15 kadar arkadaşımız da bize katıldılar.

    Kısaca kamp alanını gezdikten sonra 60 kişiye yakın bir ekip yardım deposunda götürdüğümüz 4 van dolusu yiyecek ağırlıklı malzemelerin ayıklanmasına yardımcı olduk. Ayrıca 1700 sterlin topladığımız maddi yardımı da Care4Calis Vakfına teslim ettik.

    calais 1

    Son ziyaretimizde bariz olan, çadırlardan daha çok insanların artık kafalarının üzerinde çatı diyebilecekleri şeklinde küçük tek gözlü odalar kurulmuştu. Daha önce çamur deryasında yürüdüğümüz koridorlara çakıl taşları atılmış, bir şekilde çamur ve yağmur suyu kontrol edilmeye çalışılmış. Restoranları, kuaför dükkanı, bakkalları, camisi, kilisesi ve hatta bir grup  çocuğun ders yaptığı okulu ziyaret ettme fırsatım da oldu. Sergimize katılan çocukların yazmış oldukları barış ve dayanışma mesajları içeren kartlarını da bilhassa iletebildim.

    Bütün bu manzaradan çıkardığım sonuç mülteciler İngiltere’ye gelmenin zorluğunu kanıksamış durumdalar. Mümkün olduğu kadar “normal” bir yaşamı  devam ettirmeye çalışıyorlar.

    Bir diğer taraftan da Fransız ve İngiliz hükümetlerinin şiddetinin dozajıda artmış durumda. Mültecilere gözdağı vererek, yıldırarak ve sınırları kapatarak orada dağıtmaya çalışıyorlar. Orada uzun süredir gönüllü çalışanların anlattıkları çok korkunç hikayeleri dinledik, örneğin tek başına buldukları mültecileri  kemikleri kırılana kadar döven faşistlerin sokakları gezdikleri anlatıldı.

    Sınırı geçmek için geceleri tırlara atlarken yakalanan mültecileri polisin saatlerce uzaktaki karakollara götürüp daha sonra sokağa bırakıldıkları anlatıldı. Böyle bir kampta yaşamanın kendisinin eziyet olduğu yetmiyormuş gibi gerek faşistler gerek polis tarafından gündelik tacize mülteciler maruz kalıyorlar.

    Burada bize düşen bireyler boyutunda yardımlarınızı esirgemememiş, duyurulara destek olmanız ama daha da önemlisi lobi çalışmasını hızlandırmak. İngiliz ve Fransız Hükümeti’nin çıkardığı savaşların sonuçlarının sorumluluklarını almaya zorlamak gerekiyor. Bundan daha kalıcı bir çözüm söz konusu değil. Sergimize katılan fotoğraf satın alan, evinden eşya getiren, maddi destekte bulunan,  kampı ziyarete  giden ve orada gönüllü olarak çalışan tüm dostlarımıza üyelerimize  buradan DayMer adına çok teşekkür ediyorum.”

    calais erem kansoy 5

    Çınar Altun

    “Malesef Batı ülkeleri dünyadaki körükledikleri savaşların mağdurlarına göz yumuyor ve kendi çıkarları için hangi mültecilere yardım edip etmeyeceğine kendisi karar vermek istiyor. Bu boşluk belliki Fransa ve İngiltereden gelen gönüllü bireyler ve ufak kurumların özveri ve insiyatifine kalmış durumda, ve bu ufak diye nitelendirdiğimiz kurumların ne kadar büyük işler başardığını ve başarabileceğini Calais’e yaptığımız ziyarette gördük. Bu son gidişimizde daha düzgün organize edilmiş yardımlar ve gelişen bir yapılanma gözlemledim. Çok zor koşullarda ortak mutfaklar, okul, gençlik merkezi ve buna benzer organizasyonlar yapılmış ve insanların en temel ihtiyaçları zorda olsa el birliyle giderilmeye çalışılıyor.

    Day-Mer olarak bizde bu çabalara destek olmak ve çaresiz bir durumda olan insanlara yaşamlarını devam ettirmek için ve seslerini kamuoyuna duyurabilmek için kampanyamızı fotoğraf sergisi ve bağış kampanyası ile devam ettirdik. Kampanyamızı aynı zamanda parlementoya taşıdık ve bunun üzerinden bir çok yerli ve yabancı birey ve kurumla el ele vererek hem şu anda orada bulunan mültecilerin kışı geçirebilmelerine yardımcı olduk, hemde büyük ekonomik gücü olan yardım kurumalarına ve parlementoda kamuoyu yaratabildik.”

    Oktay Şahbaz

    “Day-mer olarak Calais’deki mülteci yerleşim yerlerine daha önce iki dafa ziyarette bulunmuştuk. Bu iki ziyarette daha çok buradaki insanların yaşadığı insanlık dışı durum ile karşılaşıp bunu Londra’da yaşayan Turkiye’li ve Kürt toplum ile paylaşmıştık. Bunun yanında mültecilerin bu durum hakkında kamuoyu oluşturmak için bir rapor doğrultusunda parlemento’da bir toplantı organize etmiştik.

    Bu gelişimizde, yani üçüncü gelişimizde, durumun daha da kötü olduğunu gördük. İlk iki ziyaretimizde gördüğümüz insanlık dışı yaşam koşullarının yanında ayrıca faşizan ve ırkçı saldırıların yoğunlaştığını ve bunca savaş ve katliamdan kaçan insanların Fransız hükümeti ve Fransız faşistleri tarafından öldürülmeye çalışıldığını öğrendik. Kamp’da yaşam koşulları daha da kötü durumda.

    Fransız hükümeti kampı dağıtmak için kampın güneyinden başlayarak hayata geçirmek istediği bir dağıtma planı olduğu ile karşılaştık. Buradaki mültecilere önerilen veya umut verecek bir vaatin olmadığını gördük. Kampda çıkarılan insanlar önce devletin mülteci kamplarına oradan da ülkelerine sınır dışı edildiklerini öğrendik. Bunun yanında polisin kampdaki mültecileri tahrik etmek için yaptığı, durduk yere biber gazı sıkmak, tazyikli su sıkmak, buldozer ve diğer iş arabalarıyla kampa girmek, gibi insalik dışı uygulamalar hakkında bilgi aldık. Bu gelişmelerden daha kötü olan ise kampa aşırı sağcı ve ırkçı Fransız gruplar tarafından yapılan saldırıların arttığını öğrenmemiz oldu. Aşırı sağcı ve ırkçı grupların kamp dışında mültecileri yakalayıp bilinçli bir şekilde kemiklerini kırana kadar dövdüklerini burdaki yetkililerden duyduk. Polisin bu tür durumlara müdahale etmediğini ve göz yumduğu bize bildirilen başka korkunç bilgiler oldu.

    Day-mer olarak bu gelismelerinde içinde bulunduğu yeni bir raporu yazıp bir çok yetkili kurum ve kuruluş ile paylaşmayı düşünüyoruz. Bu anlamda mültecilere ile dayanışma içinde olmaya devam edip sınır kapıların açılması ve onların gelmeleri için elimizden geleni yapmaya Day-mer olarak devam edeceğiz.”

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 1

     

  • Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı

    Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı

    Amed’in Sur ilçesinde 80 gündür devam eden saldırıları yerinde gözlemlemek amacıyla İngiltere’den Amed’e giden heyet İngiltere’ye döndü. Yazılı bir açıklama heyet, Britanya hükümetine, Sur’da yaşanacak Kürt katliamının durdurulması için müdahale etmesi çağrısı yaptı.

    Britanya Demokratik Güçbirliği, İngiltere’nin en büyük sendikalarından UNİTE ve GMB yetkilileri ile birlikte, milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri bulunduğu heyet Amed’te incelemelerde bulunmuştu.

    Natalie McGarry

    YAŞADIKLARIM DEHŞET VERİCİYDİ

    Dün akşam Londra’ya dönen heyet üyelerinden İskoç milletvekili Natalie McGarry Sur’u ziyaret ettiğinde gözaltına alınmış ve daha sonra serbest bırakılmıştı. İngiltere’ye döndükten sonra Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan McGarry, Türkiye’de yaşadıklarını dehşet verici olarak tanımladı. McGarry, “Her ne kadar birkaç saat sürse de dehşet verici bir deneyimdi. Hayatın sürekli böylesi bir korkuyla geçtiğini hayal edemiyorum. Bu yüzden Türkiye’nin NATO’daki dostları bu durumun sona ermesini talep etmeli” dedi.

    BRİTANYA HÜKÜMETİ VE ULUSLARARASI TOPLUM ACİL HAREKETE GEÇMELİ

    Ortak yazılı bir açıklama yapan heyet üyelerinden Mcgary; Britanya hükümetinin ve Uluslararası toplumun yaşanan katliamı durdurmak için acil olarak harekete geçmesi gerektiğini ifade etti. ‘Son bir kaç gün Sur’da neler yaşandığına tanıklık ettim. Gördüklerim karşısında tamamen dehşete düştüm. Avam kamarası sözcüsünü de yazdım ve Pazartesi günü acil olarak bir oturum talep ettim.’

    İNSAN HAKLARINA, DEMOKRASİYE SAYGI DUYMAYAN BİR SİSTEM

    Simon Dubbins

    Unite sendikası Uluslararası direktörü Simon Dubbins ise şunları belirtti; ‘Gördüklerimizle birebir şahit olduk ki, Türkiye, insan haklarına, sivil haklara, demokrasiye saygı göstermeyen bir rejim haline gelmektedir. Sendikalar, sivil Toplum Örgütleri, demokratik çevreler sistemli olarak şiddetli baskıya maruz kalmaktadır.’

     

    TOTALİTER DİKTATÖRLÜĞÜ ANDIRIYOR

    Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı 3GMB Sendikası Uluslararası yetkilisi Bert Schouwenburg, ‘İnsan hakları alanında Türkiye’de iyileşmelerin olduğunu umut ediyordum, fakat bunun tersine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde ülke, totaliter diktatörlüğü andırıyor.’

     

     

    TÜRK DEVLETİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DÖNMELİ

    Kürt Çalışmaları direktörü İbrahim Doğuş ise gözlemlerini şu cümlelerle anlattı; ‘Türk hükümeti barış görüşmelerine tekrar dönmeli. Barış görüşmeleri ve müzakerelerin tekrar başlaması çok hayati

    Sur’dan Dönen Heyetten Britanya Hükümetine Acil Sur Çağrısı 1önemde. Kürt sorunun Türkiye’de silahla, şiddetle çözülmesi mümkün değildir. Yaptığımız toplantılardan şunu gördük, Kürt halkı barışa hazır. Türk devleti acil olarak şiddeti durdurup barış görüşmelerine geri dönmeli.’

     

     

    HEYETTE KİMLER BULUNUYOR?

    İngiltere’den giden heyetin içerisinde, İskoç milletvekili Natalie McGarry, Unite The Union yönetim kurulu üyesi Simon Dubbins, GMB genel merkez yöneticisi Bert Schouwenburg, BAF başkanı İsrafil Erbil, CEFTUS direktörü İbrahim Doğuş, iş kadını Serpil Ersan, Hüseyin Ulus, Battal Kardaş ve Süleyman Alan bulunuyor.