Category: slıder

  • Çiğdem Aslan ve Reem Kelani İmece Kadın Merkezi İçin Sahne Alacaklar

    Çiğdem Aslan ve Reem Kelani İmece Kadın Merkezi İçin Sahne Alacaklar

    Çiğdem Aslan ve Reem Kelani İmece Kadın Merkezi yararına düzenlenen konserde sahne alacaklar.

    Sağlanan tüm gelirin kadına yönelik şiddet ve ayrımcılıkla mücadele eden IMECE Kadın Merkezine bağışlanacağı konser, 18 Mart, Saint Luke Church’de gerçekleşecek.

    Türkçe, Kürtçe, Yunanca, Boşnakça, Bulgarca, Roma ve Latin dillerini de içeren bir çok dilde ve bir çok bölgesel ağızla şarkı söyleyen Çiğdem Aslan, daha önce Sezen Aksu’nun Royal Albert Hall’da gerçekleşen konserinde sahne aldı. Filistinli Reem Kelani, elektrik piyanist Bruno Heinen eşliğinde sahne alacak. Reem, Istanbul ve Nusaybin’de kendi grubu ve Kardeş Türküler ile birlikte ve daha sonra virtüöz Selim Sesler ile birlikte bir çok performans sergilemiştir.

    Londra`da, 1982 yılında kurulan, İmece Türk, Kürt ve Kıbrıslı kadınlar başta olmak üzere, siyahi, etnik azınlık ve mülteci kadınların güçlendirilmesi ve hayat koşullarının iyileştirilmesini sağlamak için faaliyet yürütüyor.

    Konsere sponsor olan kadın işletmecilere teşekkürlerini dile getiren İmece yönetim, şöyle devam etti: ‘‘Kadın, göçmen, ve ya mülteci olarak çok katmanlı ayrımcılık yaşayan kadınlara kadın-destek hizmetleri sunarken, şiddetsiz bir yaşam için ve haklarını tümüyle kullanabilmeleri için farkındalık yaratma çalışmaları yapmaktayız.’’

    Imece, kadınlara, danışmanlık ve bilgi verme, kadına yönelik şiddette müdahale ve destek, terapi, sosyal yardım desteği, araştırma, farkındalık yaratma ve güven arttırma gibi hizmetler sunuyor.

    Sınırlı olan konser biletleri, buytickets.at/imece1/41473 web adresinden temin edilebilir.

    Imece’nin çalışmalarına destek olmak isteyenler, everyclick.com/imeceturkishspeakingwomensgroup/info web adresi aracılığıyla bağışta bulunabilirler.

    Çiğdem Aslan ve Reem Kelani İmece Kadın Merkezi İçin Sahne Alacaklar 3

  • Kürtlerle Dayanışma Amaçlı Londra’da Büyük Eylem

    Kürtlerle Dayanışma Amaçlı Londra’da Büyük Eylem

    Son dönemde Türk devletinin Kürt halkına yönelik artan saldırılarını protesto etmek ve Kürt halkıyla dayanışma amaçlı Londra merkezde Birleşik Krallık’ın tüm kentlerinden katılımın olacağı ‘ulusal eylem’ yapılacak.

    6 Mart’ta düzenlenecek eylem ‘Kürtlere yönelik saldırılara son ver, sessizliği kır’ şiarıyla yapılıyor. KNK ve Londra Kürt Dayanışması çağrısıyla bir araya gelen onlarca kurum ve gönüllü aktivist tarafından yürütülen çalışmalar büyük bir katılımı hedefliyor.

    Başkent Londra’da şimdiye kadar bu yönlü yapılan Filistin ile dayanışma eylemlerine binlerce insan katıldı. Filistin ile dayanışma eylemlerini organize eden Stop the War Coalition da eyleme destek veren kurumlar arasında. 6 Mart tarihinde BBC binası önünde başlayacak olan eylem Trafalgar meydanında yapılacak miting ile son bulacak.

    AMACIMIZ SESSİZLİĞİ KIRMAK

    Eylem hazırlık komitesi tarafından yapılan açıklamada Türk devletinin son dönemlerde Cizre ve Sur başta olmak üzere bir çok şehirde uyguladığı sokağa çıkma yasakları ve saldırıların son dönemde çok yüksek korkutucu düzeye geldiğini ve yüzlerce sivil insanın katledildiği ifade edildi. Yaşanan saldırılar karşısında batı medyasının suskun kaldığı ifade edilirken İngiltere’nin de yaşananlar karşısında sessizliğini koruduğu belirtildi. Amaçlarının İngiltere genelinde Türk devletinin saldırılarına dikkat çekmek ve uluslararası alanda Kürtlerle dayanışmayı göstermek olduğu ifade edilen açıklamada ilk defa böylesi geniş katılımlı bir eylem olacağı belirtildi.

    Ülke genelinde birçok siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisinin de katılacağı eylemin hazırlık çalışmaları halen devam ediyor.

    Kürtlerle Dayanışma Amaçlı Londra’da Büyük Eylem 2

    Eyleme destek veren kurumlar:

    Supported by Democratic Union Initiative, Day-Mer, Gik-Der/RWCA, Kurdish Community Centre, Halkevi, Roj Women’s Assembly, Kurdish Students Union, PJAK [UK], Kurdish Question, @Hevallo, Stop the War Coalition, Plan C, Left Unity, Green Party, Socialist Workers Party, Socialist Party, Socialist Resistance, Alliance for Workers Liberty, Revolutionary Communist Group, Anti-Fascist Network (AFN), National Campaign Against Fees and Cuts (NCAFC), TSSA,

    Tarih: 6 Mart 2016

    Saat: 12:00

    Başlama Yeri: BBC, Portland Place, London

    Kürtlerle Dayanışma Amaçlı Londra’da Büyük Eylem 1

  • Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi

    Day-Mer’in Fransa Calais ve Dunkirk bölgesindeki mültecilere yardım kampanyası çerçevesinde organize ettiği ‘çamur ve muşamba’ adlı sergi 13 Kasım Cumartesi günü kapılarını hem fotoğraf severlere hemde bu konuda bağış yapmak isteyen duyarlı vatandaşlara açtı.

    Haber:Day-Mer basın-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Yaklaşık 300 kişinin katıldığı sergide satılan fotoğraflar ve yapılan bağışlar ile beraber £2500’ye yakın bir miktar toplanırken sergi bir çok kesim tarafından büyük ilgi gördü.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Calais ve Dunkirk bölgesinde götürülmek istenen Çadır, Battaniye, Uyku tulumu, Su geçirmeyen ayakkabı, bot ve çizme, sıcak ve su geçirmeyen ceket ve montlar bunun yanında kuru ve konserve yiyecekler temin etmek isteyen Day-Mer 27. Subat’da kampları ziyaret edip bu konuda toplanılan yardımları yerine ulaştırmayı planlıyor.

    Sergi çerçevesinde bir çok kesim ile irtibata geçen Day-Mer Calais ile Dayanışma Komitesi üyeleri sergiye bir çok Milletvekili, belediye encümen üyesi, sendikacı ve bu konuda çalışma yürüten bir çok kesimi davet etti.

    Sergi ve hedefleri bir çok kesim tarafından destek görürken sergiye katılamayan kesimler dayanışma mesajları ve yaptıkları bağışlar ile destek sundular. Ayrıca bazı belediye encümen üyeleri, sendıkacı ve kampanya grubu üyeleri bizzat sergiyi ziyaret ederek destek sundu. Gün boyu devam eden sergiye katılan bireyler yapılan dekor ve gösteriler ile Fransada’ki mülteci kamplarındaki atmosferi hissetme şansını elde ettiler. Kimi zaman hüzünlü ve kimi zaman düşündürücü yaklaşık 50 resmin yer aldığı sergide katılımcılar zaman zaman göz yaşlarına tutamadılar. Ayrıca fotoğrafların böyle bir organizede sergileyen foto muhabiri Erem Kansoy ve fotoğraf sanatçıları Edward Jonkler, Ceren Sağır ve Sena Kartal gün boyunca gelen ziyaretçiler ile sohbet ederken sergide resimleri sergilenen ama sergiye katılamayan Nick Elwood ve Sven Kaeuler Day-Mer aracılığıyla yaptıkları açıklama ile katılan herkese teşşekkür ettiler.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Sergide en çok dikkat çeken bölümlerden birisi ise mültecilere dayanışma mesajı göndermek için kurulan mesaj bölümü oldu. Ziyaretçilere sergi çıkışı birşeyler yazma fırsatı verilen bu bölüm başta çocuklar olmak üzere tüm katılımcılar açısından büyük dikkat ve önem çekti. Bu anlamda yaklaşık 150 mesaj yazılıp dilek kutusuna atıldı. Day-Mer Calais Dayanışma Komitesi üyeleri 27 Subat’da yapacakları ziyarette bu dilekleri Calais ve Dunkirk’de yer alan mülteci kamplarının yetkililerine teslim etme planları yapıyorlar.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Serginin bitmesine rağmen bu konudaki çalışmalarını devam ettiren Day-mer Calais Dayanışma komitesi üyeleri, toplumun her kesiminden duyarlı ve yardımsever vatandaşları 27 Şubat’ta gerçekleştirilecek olan ziyaretine davet ediyor. Bu bağlamda maddi-manevi yardım etmek isteyen, görüş bildirmek isteyen herkese kapılarını açarak bu çalışmaya destek vermeye çağıran Day-mer, isteyen herkesin bu ziyarette yer alabileceğini söylediler. 27 Şubat öncesine kadar kamptaki sığınmacıların temel ihtiyaç listesi aşağıda ayrıntılı bir şekilde bulunmakta.

    Bu konuda yardım etmek isteyen herkesi aşağıdaki liste doğrultusunda yardım etmeye çağıryor. Giyecek ve malzeme listesi:

    1. Çadır, Battaniye, Uyku tulumu
    2. Beden olarak 38-45 numara arası su geçirmeyen ayakkabı, bot ve çizme
    3. Sıcak ve su geçirmeyen ceket ve montlar (Küçük ve Orta Beden)
    4. Erkekler için sıcak alt yada 28-26 beden arası kot pantolanlar
    5. Çorap ve yeni iç çamaşır (Küçük ve Orta Beden)
    6. Şapka, Eldiven ve Atkı
    7. Akşam kullanılması için fener
    8. Parasal yardım (Bu yardımlar ile yukarda belirtilen ihtiyaçlar alınacaktır)

    Yiyecek listesi

    Kolay açılacak konerve hazır yemekler.

    1. Uzun ömürlü süt
    2. Uzun sure dayanıklı olabilecek meyve suları
    3. Taze meyve – Elma, Armut, Muz, Portakal, Mandalin, Nar vs.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

  • Hackney’de Belediye Vergisi %2 Artabilir

    Hackney’de Belediye Vergisi %2 Artabilir

    Hackney Belediyesi 10 yılı aşkın bir süreden sonra belediye vergisini arttırmayı planlıyor. Belediye, artışın yaşlı ve engelli vatandaşların artan bakım masraflarını karşılamak için kullanılacağını açıkladı.

    Haber:Esra Türk

    Belediye, vergisini D kategorisinde ödeyenler için yılda 20 sterlinin altında bir artışla, 1.3 milyon sterlin ek gelir elde edeceklerini açıkladı ve bu paranın ev bakımı, evlere yemek, günlük bakım merkezleri, ücretsiz ulaşım ve hasta ve yaşlı belediye sakinlerinin daha bağımsız bir yaşam sürmeleri için harcanacağını belirtti.

    Hackney’de Belediye Vergisi %2 Artabilir 1

    Belediye, açıklamasında, merkezi hükümetten kendilerine verilen bütçenin azaldığını ve 2010-2020 arası toplamda 138 milyon sterlin bütçe kesintisi yaşayacağını anlattı.

    Belediye başkanı Jules Pipe, merkez hükümetin bütçe kesintilerini, belediye vergisine zam yapmadan karşılayamayacaklarını ifade ederek, şöyle devam etti: ‘‘Yaşlı ve engelli insanları desteklemek belediyelerin yaptıkları en önemli şeylerdendir ve en yüksek harcama alanımızdır. Fakat, hükümet, bu hizmetler için artan masrafları karşılamaktansa, belediyelere verdikleri fonlar belediye vergilerinin farkı kapatmak için artırılacağını var sayarak belirleniyor.’’

     

  • Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu

    DAİŞ tarafından annesi ve altı erkek kardeşi katledilen ve kendisi de diğer genç Ezidi kadınlarla köle olarak kaçırılan 21 yaşındaki Nadia Murad, geçtiğimiz hafta Britanya’da parlamenterler ve insan hakları kuruluşları ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

    Haber:Suna Alan-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Êzidi Kürt kadınlarının özgürleştirilmesi için yaklaşık iki aydır yürüttüğü kampanya çerçevesinde Mısır, Yunanistan, Kuveyt, Norveç, ABD ardından geçtiğimiz hafta Britanya’yı ziyaret eden Murad’ın son durağı 12 Şubat günü Londra’daki Sendikalar Kongresi (TUC) Salonu’nda gerçekleşen halk toplantısı oldu.

    Irak Demokratik Hareketi ve İngiltere Sendikalar Kongresi (TUC) tarafından organize edilen ”Nadia Murad ile Söyleşi” başlıklı halk toplantısı Güney Kürdistanlı insan hakları aktivisti ve Irak Demokratik Hareketi Sekreteri Kawa Beserani tarafından yapıldı.

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1

    Çoğunluğunu Güney Kürdistanlı ve Iraklı oluşturduğu katılımcılar arasında uluslararası sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, sendika temsilcileri, Irak Büyükelçiliği yazar ve Hristiyan din adamları da dikkatleri çekti.

    ”Bu gücü nereden alıyorsun?”

    Açılış konuşmasında Beserani birkaç gün önce İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Avukatları Derneği’nde gerçekleştirdikleri toplantıda, bir avukatın Nadia’ya ”Bu gücü nereden alıyorsun?” diye sorduğunu ve Nadia’nın da ”Acılarımdan…” diye yanıt verdiğini söyledi.

    Kawa Beşerani’nin açılış konuşması ardından Ezidi toplumu için çalışmalar yürüten Yazda Vakfı eş kurucusu ve yönetici direktörü Murad İsmail kısa bir konuşma yaparak Nadia’nın DAİŞ’in elinden kurtulabilen kadınlardan biri olduğunu ve hala kurtarılması gereken binlerce kadının  bulunduğunu ve bunun sadece Ezidilerin sorunu olmadığını ifade etti.

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1

    Devamında söz alan Nadia Murad verdiği mesajlarda Ezidiler olarak yanlız bırakıldıklarını ve su anda köle olarak tutulan kadınların sadece Ezidi olduklarını, bunun bir insanlık sorunu olarak ele alınıp her kesimden, her dinden ve ırktan herkesin destek sunmasını beklediklerini söyledi.

    DAİŞ’in elinden kaçıp Zaxo’daki bir kampa sığındığı süre içerisinde, Şex Tamemi’ye gittiğini ve Ezidilerin katledilmesi ve Ezidi kızlarının köle olarak satılmasının İslam dinine aykırı olduğu fetvasını vermesini istediğini, şex’in kendisini onayladını ancak bu fetvayı hiç bir şekilde vermediğini söyledi.

    Nadia’yayı Çok iyi anlıyoruz!

    Nadia Murad’ın ardından söz alan Iraklı Asuri kilisesinden Hristiyan din adamları adina Peder Toma, Ezidilerin maruz kaldığı zulme Hristiyan toplumunun da maruz kaldığını ve ortak acılar yaşadıkları için Nadia’yı çok iyi anladıklarını ifade ettiler.

    Yine Iraklı Kadın Hakları Kuruluşu temsilcisi ve deneyimli kadın hakları aktivisti Buşra Perto ”Ben Irak’ta hem kadın hem de demokrasi hareketi alanında uzun yıllar faaliyet yürüttüm ve bu süre içerisinde çok sayıda kahraman kadınla tanıştım ve çoğunun isimlerini duydum fakat 80 yıllık yaşamım boyunca senin kadar cesur bir kadınla tanışmadım.

    Seni tanımak benim için bir gururdur Nadia!” dedi.

    Katılımcılar arasında yine söz alanlar içerisinde TUC’nin AB ve Uluslararası İlişkiler Başkanı Owen Tudor, Irak Büyükelçiliği Sekreteri Salam Ali, Irak Komünist Partisi, İngiltere’deki Iraklı Akademisyenler Başkanı Amer Jaje, Papalık Yetkisi Uluslararası İlişkiler Konseyi’nden Peder Alphramozan.

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1 Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1 Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1

  • Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti

    Hem Türk devleti hem de Kürt halkı açısından çok önemli bir yere sahip olan Cizre, Dicle nehrinin kenarında etrafı yüksek tepelerler çevrili 120 bin nüfuslu bir Kürt kenti. Rojava’nın Cezire kantonu ile sınır komşusu olan Cizre, Kürt halkı açısında hep diz çökmez ve baş eğmez direnişçi kimliğiyle tanınır.

    Haber: Aladdin Sinayiç

    İki ayı geçen saldırılar sonrası Kobane  ve Şengal sokaklarını anımsatan görüntülerin geldiği Cizre, Kürt halkının katliamlar ve kara günler tarihine yeni bir sayfa eklemekle beraber, direnişçi kimliğini bir kez daha kanıtlamış gibi. Sokağa çıkma yasağı ile birlikte başlayan son saldırılar arakasında yüzlerce genç, çocuk, yaşlı, kadının cansız ve yanmış bedenlerini bıraktı.

    62 gündür Cizre’de neler oldu, neler yaşandı bir tek devletin güvenlik güçleri biliyor. Bizim görebildiğimiz kameralara yansıdığı kadarıyla olan dört bir taraftan yapılan bombalamalar, yanmış cesetler ve vahşet bodrumlarından telefonla televizyonlara bağlanan yaralıların çığlıkları. Devlet geride tek bir tanık bırakmadan saldırılarına devam ediyor.

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti 1

    Tüm bu saldırıların yaşandığı zaman boyunca Cizre’den dünyaya açılan tek haber kaynağı HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız. Sarıyıldız bu süreç boyunca Cizre’den ayrılmayarak Cizre’de yaşanan insanlık dramını tüm dünyaya anlatabilmek için yoğun bir çaba içerisinde oldu.

    Cizre’de neler oldu, neler oluyor, devlet neden Cizre’ye bu denli ağır saldırdı, Cizreliler nasıl yaşıyor, süreç nereye doğru gidiyor? Bunların hepsinin cevabını HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’a sorduk.

    Şu anda neredesiniz?

    62 gündür Hükümetin talimatı ve Şırnak Valiliği’nin kararı ile sokağa çıkma yasağı kararının uygulandığı Şırnak’ın Cizre İlçesi’ndeyim.

    Bu mahallelerde sizin bilgilerinize göre ne kadar insan yaşıyor?

    2015 yılı nüfus sayımına göre Cizre’nin nüfusu 131 bin 816’dır. Bu 4 mahallenin ilçe nüfusunun 3’te 2’sini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak, devletin yıkıcı ve kural tanımaz saldırıları neticesinde Cudi, Nur ve Sur mahalleleri tümden boşaltılırken, Yafes Mahallesi’nin de neredeyse yarısında fazlası da evlerini terk etmek zorunda kaldı. Tabi devlet tarafından yerinden edilme politikası sadece bu mahalleler de değil kısmen saldırının daha az olduğu mahallelerde de yaşandı. 100’bini aşkın kişinin yerinden edildiğini belirtebiliriz.

    İki aydan fazla bir süredir Cizre’nin bazı mahalleleri abluka altında, insanlar ne yiyor, ne içiyor, nasıl yaşıyorlar?

    Sorunuzda bir yanlış ifade var. Abluka sadece bazı mahalleler ile sınırlı değil, ilçenin tümünde sokağa çıkma yasağı, abluka ve ambargo uygulanmaktadır.

    Bu süre zarfında insanlar daha önce stokladığı gıdaları tüketti.  Cizre’de insani ve komşuluk ilişkileri güçlüdür. En önemlisi de politik bir kimliğe aidiyetin getirmiş olduğu güçlü bir kolektif dayanışma mevcut. Ancak, ablukanın uzun süre oluşu nedeni ile ciddi sıkıntılar yaşanıyor.  Örneğin sadece bir iki büyük marketin belli günlerde açılmasına izin verildi. Ancak, o marketlere yakın olan insanlar kısmen yararlanabildi. Bahsettiğimiz bir iki markete uzak olan ve ablukanın çok daha sıkı olduğu mahallelerde yaşayan insanlar ise hiçbir şekilde alışveriş yapamamaktadır. Çünkü ekmek alırken, devlet güçlerinin atacağı bir kurşun ya da yanı başınıza isabet etme olasılığı çok yüksek olan bir havan topu mermisinin şarapneli ile ölebilirsiniz. Çünkü sokağa çıkmanın bedeli ölüm.

    Geçtiğimiz günlerde polis bu marketlerin de açılmasını engelledi.

    Öte yandan devlet güçleri, yardım kampanyalarında toplanan içerisinde gıda malzemelerin olduğu onlarca kamyonunu ilçeye sokmadı.

    İlçenin alt yapısı saldırılar nedeni ile kullanılamaz hale geldi. Devlet güçleri, bilinçli olarak su ve kanalizasyon şebekelerini ve elektrik trafolarını hedef aldı. İnsanlar günlerce su sıkıntısı çekti. Tahrip olan su vanalarını tamir için giden belediye personeli kolundan yaralandı ve kolu kesildi.

    Halkın sizden talepleri oluyor mu? Ne tür taleplerdir bunlar?

    Abluka süresince en çok talep yaralıların ve cenazelerin hastaneye kaldırılması yönünde oluyor. Öte yandan devlet saldırıları nedeni ile evlerde mahsur kalan ve ölüm ile burun buruna yaşayan yurttaşların yardım talepleri, evleri yanan yurttaşların yardım çığlığı aklınıza gelebilecek birçok sorun iletiliyor. Çünkü, devletin bütün iletişim kanalları, kurumları ve diyalog halka kapatılmış durumda. Belediyeler, yasak nedeni ile kente dönük hizmetlerini gerçekleştiremiyor.

    Parlamenter olmam nedeni ile bu sorunları daha hızlı çözebileceğimi düşünüyorlar. Fakat, muhalif kimliğim ve temsil ettiğim siyasi çizgiden ötürü bu talepleri iletmemize rağmen karşılık alamıyoruz. Günlerce cenazeler ve yaralılar yerlerde kaldı. Demokrasinin daha yerleşik olduğu adalet ve hukuk normlarının uygulandığı ülkeler de bahsettiğim sorunlar için yurttaşın tek başına talebi bile yeterlidir. Ancak, Türkiye gibi antidemokratik ve totaliter bir yönetimin hakim olduğu ülkede en insani talepler bile görmezden geliniyor.

    Cizre’den göç eden insanlar nerelere göç ettiler? Durumları hakkında bilginiz var mı?

    Devlet güçlerinin yoğun saldırısından ötürü insanlar evini ve barkını bırakmak zorunda kaldı. Kürtler yıkımı tarif ederken, Kobanê ve Şengal’i referans gösterir. Gerçekten de şu an Cizre’nin 3’te ikisinin Kobane ve Şengal’den farkı yok. Evler enkaza dönüşmüş durumda. Tank ve havan mermilerinin neredeyse isabet etmediği ev yok. Devletin insanları yerinden etmek için uyguladığı yıkım politikası neticesinde insanlar evlerinden çıkmak zorunda kaldı. Aynı zamanda insanların can güvenliği kalmadı. Ablukanın ilk bir ayında  bir iç göç yaşandı. Saldırılar yoğunluklu olarak, Cudi, Nur, Yafes ve Sur mahallelerine dönük gerçekleşti.  Bu mahallerde çıkmak zorunda kalan insanlar daha çok kent merkezine ya da saldırıların kısmen daha az olduğu mahallelere yerleşti. Bir kısmı yakınlarının evlerinde bir kısmı da halk tarafından evlerde misafir edildi. Ancak saldırı dalgası bütün mahallelere dönük olunca insanlar artık civar köylere, Şırnak merkeze, İdil’e, Diyarbakır’a ve Türkiye metropollerine göç etti.

    1990’larda devletin saldırıları nedeni ile kırdan kente göç var şimdi, kentten kıra göç yaşanıyor. Çünkü, devlet Kürt kentlerine cehennemi dayatıyor.

    Devlet neden Cizre’ye bu düzeyde saldırıyor?

    Cizre’nin tarihi ve siyasi geçmişine bakıldığında kentin hem devlet gözünde hem de Kürt halkı nezdinde sembolik önemde olduğu görülecektir. Sokağa çıkma yasağı altında uygulanan vahşetin neden özellikle Cizre’de bu kadar uzun sürdürüldüğü, insanlara ölülerini bile gömdürmeyen, cenazeleri yakan, her türlü vahşete başvuran  devlet zihniyetinin neden Cizre’de vücut bulduğu kentin direniş tarihine bakıldığında daha iyi anlaşılacaktır.

    Cizre 90’lar boyunca en çok zulüm ve baskıya uğrayan kentlerin başında gelmiştir. 1992 Newroz’unda yaşananlar insanların hafızalarında hala tazedir. Cizre’deki Newroz kutlamalarında 100’ün üzerinde sivil hayatın kaybetmiş,  yüzlerce kişi yaralanmıştı. Yine 90’lar boyunca Cizre köy yakmalar, zorla göç ettirmeler, faili meçhul cinayetler, toplu mezarlar gerçeği ile anılmıştır. Temel hak ve özgürlükler dahi Cizre halkına çok görülmüştür. Ancak uygulanan tüm baskı ve zora rağmen Cizre halkı ne o günlerde ne de son Cizre ablukasında direniş çizgisinden asla taviz vermemiş, boyun eğmemiştir. Özgürlük ve eşitlik talebini her daim en yüksek perdeden seslendiren Cizre halkı, inkar imha ve asimilasyon politikalarına karşı tarihinin tüm aşamalarında direnmeyi bilmiştir. Devlet tarafından yıllarca sürdürülen asimilasyon siyasetine rağmen Cizre bir türlü Türkleştirilememiş, Cizre halkı kültürel ve siyasi özgün ve bağımsız duruşunu korumayı bilmiştir. Tam da bu yüzden iktidarların hedef tahtasına konulmuştur. Cizre nasıl ki 1847’de Osmanlı zamanında Mir Bedirhan’ın Botan’da başlattığı isyanın kalbi olduysa, 90’lı yıllar boyunca uygulanan topyekûn savaş politikalarına karşı koyarak Kürt Halkının direniş sembolü olmuştur.

    Dolayısı ile devlet direniş merkezlerinden biri olan Cizre’nin tasfiye edilmesi, korkutulması durumunda Kürdistan kentlerindeki hakimiyetini pekiştireceğini düşünüyor. Ancak, devletin abluka döneminde Cizre’de uyguladığı vahşet toplumsal belleğe o kadar derin kazındı ki, çok daha büyük bir örgütlü öfke ortaya çıkacağını düşünüyorum. Çünkü kuşaktan kuşağa aktarılacak çok zalimane ve insanlık dışı olaylar bu halka yaşatıldı.

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti 2

    Hendek ve barikat ne anlam ifade ediyor?

    Devletin inkar ve imha siyasetine karşı kendini koruma biçimi. Kürtler, hendeğin arkasından olmaktan ve çatışma içerisinde yaşamaktan, evini yurdunu terk etmekten, her gün cenaze kaldırmaktan tabi ki memnun değil. Ancak, ısrarla Kürde dayatılan  kölece yaşam var. Hendeğin arkasındakiler buna itiraz ediyor. Hendek başında olanların büyük çoğunluğu mutlaka devletten bir sille yemiş ya da siyasi soykırım operasyonlarında gözaltına alınmış veyahut da bir yakınını kaybetmiş ve köyü yakılan insanlardır. Devlete güvenmiyor. Çünkü geçen yıl müzakerelerin sürdüğü dönemde hendeklerin kaldırılması için bizzat ben gençler ile görüştüm. Sayın Öcalan’ın çağrısı ile gençler hendekleri kapattı. Ancak, aynı gün Cizre’de bir genç zırhlı araçların mahalleye ateş açması ile katledildi. Cizre’yi hendeğe mecbur bırakan devletin savaş konseptidir.

    Oradaki devlet birimleri/bireyleri ile aranızda bir diyalog var mı, varsa ne düzeyde?

    Devletin Cizre’de resmi düzeyde temsilcisi olan Cizre Kaymakamı ile sokağa çıkma yasakları süresi boyunca çok sayıda görüşme talebimiz ve girişimimiz olmasına rağmen telefonlara yanıt verilmemiştir. Cizre ilçesi düzeyinde İlçe Jandarma Komutanlığı ve Cizre Emniyet Müdürlüğü ile aramızdaki diyalog düzeyi sürekli işittiğimiz tehditlerin ötesine geçememiştir.

    CIZRE’DE YAŞANANLAR LOKAL BİR MESELE DEĞİL

    Sizce Cizre’deki operasyonları kim yönetiyor? Ankara mı, yoksa yereldeki güçler mi? Kaç özel tim, asker, polis vs. var Cizre’de?

    Cizre’de yaşananlar lokal bir mesele değildir. Birçok Kürt kentinde benzer durumlar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Devlet yetkilileri kendi demeçlerinde de bunun kapsamlı bir operasyon olduğunu defalarca dile getirmişlerdir. Dolayısıyla bu operasyonlar Devletin tüm bürokratik kurumları siyasi enstrümanlarıyla planlanmakta ve uygulanmaktadır.

    10 BİNİ AŞAN SAYIDA GÜVENLİK GÜCÜ VAR CİZRE’DE

    AKP Hükümeti henüz çözüm süreci devam ederken, Mart 2015’te olağanüstü güvenlikçi uygulamaları barındıran “İç güvenlik paketi” adı altında yasal düzenlemeleri, bugün yaşanan operasyonlara hazırlık olarak yapmıştır. Burada uygulanan bütün operasyonları devlet ve hükümet yetkilileri (cumhurbaşkanı, başbakan, içişleri bakanı, savunma bakanı, genelkurmay başkanı, valiler, kaymakamlar vs) sahiplenmekte, teşvik etmekte ve yönetmektedirler. Yerelde operasyonları fiilen yürüten personel, devlet personelidir. Maaşlarını devletten almakta, devletin silahlarını kullanmaktadırlar. Cizre’de 10 bini aşkın asker ve özel harekat polisi aktif olarak yer alıyor. Ancak her türlü ağır silahlarla birlikte düşünüldüğünde Cizre’yi ev ev kontrol edebilecek nicelikte asker – polis bulunduğu belirtilebilir.

    DEVLET BODRUMLARDAKİ YARALILARI VAHŞİCE KATLETTİ

    Şu ana kadar 3 tane bodrumda katliam yaşandı. Bu katliamlarla ilgili somut bilgiler nedir şu ana kadar?

    3 vahşet bodrumunda yaklaşık yarısı ağır yaralılardan ve cenazelerden oluşan 130 yakın insan kalmaktaydı. Defalarca bizzat şahsım ve aileleri bu insanların hastaneye nakledilmesi için hem emniyet hem de 112 dediğimiz devletin sağlık ekibi ile görüştü. Ancak, her seferinde “güvenlik” gerekçesi ile ambulansların gidişine izin verilmedi. Bu yaralı insanların bulunduğu yer günlerce saldırıların hedefi oldu. Enkaz altında kaldılar, günlerce aç ve susuz kaldılar. Devlet, tüm insani ve hukuki normları ayaklar altına alarak yaralıları vahşice katletti.

    SON 62 GÜNDE 209 KİŞİ KATLEDİLDİ, DAHA DA ARTABİLİR

     

    İlk bodruma ilişkin kesin bir bilgi elimizde yok. Ancak evin hemen 50 metre ötesinde devlet güçleri tarafından dizilmiş halde olan yanmış cenazeleri belediyeye ait cenaze araçları taşıdı. Kesin o binadan mı çıkarıldı bilmiyoruz. Fakat son bir haftada sadece binalara sığınan çoğunluğu yakılan 110 kişi katledildi. Bahsettiğimiz binalara sığınan ancak henüz akıbetleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız 28 kişi bulunmaktadır. Muhtemelen onlar da katledildi. Cizre’de 62 gündür devam eden sokağa çıkma yasağında kimliği tespit edilebilmiş 80, ayrıca henüz kimliği tespit edilemeyen 129 kişi hayatını kaybetti. Katledilenlerin sayısının daha da artacağını düşünüyoruz. Çünkü sokak ve evlerde çok sayıda cenazenin daha olduğunu tahmin ediyorum.

    YARALILARIN İÇERİSİNDE DAYANIŞMA AMAÇLI GELEN 50’YE YAKIN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ VARDI

    Devlet ve ulusal medya bu insanların bilerek çıkmadığını ve hepsinin silahlı olduğunu iddia ediyor. Bu insanlar gerçekten neden çıkmadı veya çıkarılmadı?

    Devletin ve medyanın insanlarımızın bilerek çıkmadığını iddia etmesi tutumları, Türkiye ve Dünya kamuoyunu yanıltmak amaçlıdır. Eğer böyle bir durum olsaydı bunu kanıtlaması gerekirdi. Yaralılar ile çok sayıda görüşme gerçekleştirdim. Birçoğunu sosyal, siyasal ve kadın alanlarında yürütülen çalışmalardan tanıyorum. Cizre ile dayanışmak amacı ile gelen 50’ye yakın üniversite öğrencisinin çoğu bu yaralıların arasındaydı. Yaralılar ısrar ile hastaneye kaldırılmak için yetkili kurumlara başvurdu. Her seferinde devlet bir çatışma mizanseni yaratarak ambulansların gidişine “güvenlik” gerekçesi ile izin vermedi. Devlet baştan beri onları hastaneye kaldırmak yerine ölüme terk etmeyi ve katletmeyi düşündü. Bu düşüncesini insanları yakarak hayata geçirdi.

    DEVLET KENDİNCE CİZRE’DE DİRENEN HALKA DERS VERMEK, MUHALİFLERE DE GÖZDAĞI VERMEK İSTEDİ

    Devlet Cizre’de direnen halka kendince ders vermek ve bu yöntemle gerek diğer Kürt kentlerini terbiye etmeyi ve sindirmeyi, gerekse de ülkenin batısında yaşayan muhaliflere gözdağı vermeyi amaçlamıştır. “Ülke elden gidiyor” sloganıyla bölgede işlediği hukuksuzlukları gizlemeyi, ayrıca Türkiye toplumunun ulusalcı ve muhafazakar kesimlerini de daha fazla konsolide etmeyi planlamıştır. Son yıllarda medya üzerinde sürdürülen baskıcı devlet politikaları nedeniyle, zaten özgür basından söz etmemiz mümkün değildir. Mevcut basın Hükümet ve Devletin her türlü eylemini meşrulaştırma aracı haline getirilmiştir. Geriye kalan küçük bir azınlık olan muhalif basın da her türlü baskı yöntemine maruz bırakılmakta, öldürülmekte, cezaevine atılmakta, darp edilmektedir. Dolayısıyla Kürt illerinde aylardır olup bitenleri basından takip ederek sağlıklı kanılara ulaşmak mümkün değildir. Devlet her türlü psikolojik savaş yöntemini devreye sokmuştur.

    Cizre’de bodrumların özel bir anlamı olduğu biliniyor. 90’lardan beri insanlar bodrumlara sığınıyor. Bundan biraz bahseder misiniz?

    Bodrum; devletin saldırılarına karşı sığınılan bir mekândır. Bu mekân özellikle Cizre için tarihseldir. Devletin ceberut yüzünü bilen Cizre çareyi bodrumlara sığınmak da bulmuştur. Cizre halkının kendini korumak amacı ile inşa ettiği bodrumlar olmasaydı çok daha büyük katliamlar yaşanabilirdi.

    SESSİZLİK,CANHIRAŞ ÇIĞLIKLAR, DİRENİŞ, YAŞAM, ENKAZ, SU, ZULÜM, GÖÇ, CESARET,ÖZGÜRLÜK,KANLI SURETLER, FİRÜZAN YÜZLÜ GENÇLER,UMUT…

    Şırnak milletvekilisiniz. Bu kentin çocuğusunuz. Son süreçte bir çok arkadaşınızı yitirdiğinizi biliyoruz. Ruh halinizi nasıl tarif edersiniz? Bu süreç içerisinde en çok zorlandığınız an nasıl bir andı?

    Cizre’de tarifi imkansız acılar yaşandı. Bir hafta boyunca benden yardım isteyen Hediye Ana’nın bir tank mermisine kurban gitmesini, 3 aylık Miray bebeğin Ramazan amca ile kanlı bir pusuda yaşamını yitirmesini, yaralı bir kadına derman olmaya giderken tek kurşunla başından vurulan arkadaşım Aziz’in ölümünü, inancını gülüşünde saklayan yoldaşım Sêvê’yi yitirmenin verdiği acıyı nasıl ayırt edebiliriz? Ancak, diğer yandan bir çocuğun tank ve top atışlarına rağmen yüzündeki hafif korku ile birlikte duvara odun kömüründen ‘Berxwedan jîyane, bedengî mirine’, ‘Yaşamak direnmektir, sessizlik ölümdür’ diye yaptığı yazılıma da beni derinden etkiledi. Çünkü bu Cizre’nin çığlığıydı…

    Cizre ve ruh halimi şu kavramlar herhalde açıklar; Sessizlik,canhıraş çığlıklar, direniş,yaşam,enkaz,su,zulüm,göç,cesaret,özgürlük,kanlı suretler, firüzan yüzlü gençler,umut…

    ÇAĞRILARIMIZA CEVAP ALAMADIK

     Bu süreçte bir çok uluslararası kuruma çağrı yaptınız. Herhangi bir olumlu olumsuz cevap aldınız mı?

     Gerek tarafımca yapılan çağrılar ve ilgili kurumlara yazılan mektuplar, gerekse mensubu bulunduğum Halkların Demokratik Partisi’nin yaptığı çağrı ve mektuplara şu ana kadar anlamlı hiçbir yanıt alabilmiş değiliz.

     DEVLETİN SALDIRILARI DURDURMA NİYETİ GÖZÜKMÜYOR

     Devlet güçlerinin saldırıları nasıl durdurulabilir?

      Okuyabildiğimiz kadarıyla Devlet güçlerinin saldırılarını durdurmak gibi bir niyeti, en azından kısa vadede bulunmamaktadır. Devlet Suriye ve Rojava politikasındaki başarısızlığının üzerini örtmek istemektedir. Ayrıca Devlet, Türkiye Kürtlerinin gerek Rojava’daki gelişmelerin yarattığı motivasyon, gerekse çözüm sürecinde meşrulaşan taleplerini zayıflatmayı, itibarsızlaştırmayı ve kriminalize ederek bastırmayı hedeflemektedir. Demokratik güçler ve kesimlerce geliştirilebilecek nitelikli, örgütlü bir muhalefet ve direnişle devlet güçlerinin saldırıları zayıflatılabilir. Bunun yanında dünya kamuoyunun demokratik destekleri çok önemlidir.

    HALKIN MÜCADELESİ DEVAM EDECEKTİR

     Sizce süreç nereye doğru gidiyor?

     Kapitalist ekonominin geldiği noktada  enerji kaynakları, enerji yolları hayati derecede önemli bir konu başlığı haline gelmiştir. Bölgenin önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olması, emperyalist güçlerin sürekli hamleler gerçekleştirmesinde büyük rol oynuyor.

    Körfez savaşından bugüne bölgede yaşanan gelişmeler her geçen gün yeni çelişkiler, yeni ittifaklar, yeni sorunlar ve yeni imkanlar ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca büyük oranda Müslüman olan bölge halkları arasında sürdürülen ve DAİŞ terör örgütü eliyle de derinleştirilmek istenen mezhep çatışmaları mevcuttur.  Bunun yanında bölge halklarının yıllardır kendilerine dayatılan otoriter rejimlere karşı demokratik talepleri ve mücadeleleri vardır. Bunun en önemli örneklerinden birisi Kürtlerdir. Kürtlerin demokrasi ve özyönetim talepleri vardır. Rojava’da bunun en aktif mücadelesi verilmektedir.

     

    Türkiye’de Kürtlerin statü, özerklik talepleri reddedilmektedir. Mücadeleleri bastırılmak,  kriminalize edilmekte, bastırılarak itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Kısaca özetlemeye çalıştığım çerçevede, içerisinde bulunduğumuz yüzyılda, iletişim çağında artık insanların demokratik taleplerinin, eşitlik ve özgürlük taleplerinin ötelenmesi, yok sayılması, eskiden olduğu gibi kolay olmayacaktır. Kürtler bunun mücadelesini vermeye devam edeceklerdir. Türkiye’de Kürtlerin “ eşit ve özgür yurttaşlık talepleri” çok anlamlı ve kıymetli bir taleptir. Evrensel bir taleptir. Meşru bir taleptir. Demokratik bir taleptir. Dolayısıyla Kürtler söz sahibi olabilecekleri demokratik bir rejim inşa edilene ve statü sahibi olana kadar mücadelelerini sürdürmeye devam edeceklerdir.

     

     

     

  • Gazi Cemevi’ne saldırı Londra’da protesto edildi

    Gazi Cemevi’ne saldırı Londra’da protesto edildi

    14 Şubat tarihinden bu yana saldırı yapılan İstanbul Gazi mahallesi Cemevıne yapılan fasişt saldırılar İngiltere’nin başkenti Londra’da protesto edildi.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi’ne saldırı Londra’da protesto edildi 1

    20 Şubat günü Edmonton Green bölgesinde yapılan eylem Britanya Alevi Federasyonu’nun çağrısıyla yapıldı.
    Eylemde okunan basın açıklamasında “14 Şubat tarihinden itibaren İstanbul Gazi Mahallesindeki Cemevimiz AKP devleti polisleri tarafından saldırıya uğramaktadır. Gazi mahallesinde bulunan demokratik kitlenin Cizre ve Sur’da yapılan devlet kakliamlarını protesto yürüyüşü bahane gösterilerek polisin başlattığı saldırılarda çok sayıda insanımız, polisin attığı plastik mermi, gaz kapsülü, kimyasal gaz ve gerçek mermilerle yaralanmıştır.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    18 Şubat günü bu saldırıları durdurmak için yetkili mercilerle görüşmeye giden ABF başkanı Baki Düzgün Dede, Garip Baba Dergahı Başkanı Celal Fırat Dede ve Gazi Cemevi Başkanı Veli Gülsoy Dede polislerin kullandığı akrep tipi araçtan inen bir polis tarafından silahla taranmış ve Celal Fırat Dedemiz ayağından yaralanmıştır.” denildi.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Açıklamanın devamında ise “Tüm bunlar bukadar net bilinirken artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve temsilcilerinin Alevilere sunacağı bir hak olmadığı tam aksine Alevilere ve Alevi inancına zarar vermek için ellerinden geleni yapacaklarına inancımız tamdır. Bu nedenle AKP ve devletinin Alevi yaklaşımlarına dikkatle ve temkinli olmak. inancımızı bu asimilasyoncu zihniyete karşı korumak boynumuzun borcudur.
    Gazi Cemevi Yalnız Değildir, Yaşasın Gazi Cemevi’nde direnen Canlarımız” denildi.
    Yapılan açıklamanın ardından Edmonton Angel bölgesine doğru bir yürüyüş yapıldı.
    Yapılan yürüyüşten sonra eylem sloganlarla sona erdiriiildi.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 10