Genel seçim sonrası parlamentonun resmi açılış töreni 27 Mayıs günü yapılacak. Fakat Muhafazakar Parti’nin, 7 Mayıs genel seçimlerin sonucunda iktidar olması toplumun bir çok kesiminde olumsuz karşılanmasıyla, parlamentonun resmi olarak açılışına eş zamanlı olarak Başbakanlıkta başlayan bir eylem gerçekleşecek. ‘The Queen’s Speech’ olarak adlandırılan resmi törenle her yıl göreve başlayan parlamento, 18 yıldan sonra Muhafazakar Parti iktidarı altında yönetilecek.
Birleşik Krallık geleneklerine göre, parlamento her yıl Kraliçe Elizabeth tarafından resmi bir törenle açılıyor. Törende, Kraliçe önümüzdeki bir yıl içerisinde uygulanması planlanan politikaları içeren bir konuşma yapıyor.
Genel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin iktidar olmasıyla, toplumun büyük bir kesimini mağdur edecek, seçim beyanları arasında olan bütçe kesintileri özellikle eleştiriliyor. Hükümetin ilan edilmesiyle 9 Mayıs’ta Başbakanlık önünde eylemler gerçekleşmişti. Muhafazakarların seçim manifestosunda yer alan, İnsan Hakları Yasasının kaldırılması özellikle büyük tepkilere yol açıyor ve buna karşı bir imza kampanyası başlatıldı. Parlamentonun açılış töreninde Hükümetin önümüzdeki bir yıl içerisinde izleyeceği politikalar açıklanacak.
Parlamento Açılış Günü Eylem:
27 Mayıs Çarşamba
Başlangıç yeri: Downing Street, 17:30
Bitiş yeri: Emmanuel Centre, Marsham Street, London, Westminster SW1P 3DW
Hükümetin planladığı bütçe kesintilerine karşı toplum içerisinde tepkiler büyüyerek de devam ediyor. Önümüzdeki ay, ülke genelinde gerçekleşecek kitlesel bir eylem yapılacak. End Austerity Now (Kesintilere Son), adı altındaki, büyük eylem 20 Haziran Cumartesi günü ülke genelinde eş zamanlı gerçekleşecek.
Büyük eylem: 20 Haziran Cumartesi, 12:00
Londra’da toplanma yeri: Bank of England (Queen Victoria Street)
Britanya Alevi Federasyonu tarafından, bu yıl beşincisi düzenlenecek olan, Alevi Festivali’nin resepsiyonu, 26 Mayıs’ta Oxford Üniversitesinin tarihi mezuniyet balo salonunda gerçekleşecek.
Britanya Alevi Federasyonu’nun yanı sıra yöre ve köy dernek yöneticileri, Hacı Bektaşi Veli kültür derneği yetkilileri de Alevi festivaline katılırken, Londra’dan festivale katılacaklar için İngiltere Alevi Kültür Merkezi tarafından otobüs seferleri düzenlenecektir.
Alevi Festivali 14 Haziran tarihine kadar çeşitli etkinliklerle kutlanacak.
14 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilecek olan park festivalinde Ezginin Günlüğü, Oğuz Boran, Özlem Taner ve Seyfi Yerlikaya sahne alacak.
Britanya Alevi Federasyonu’nun resepsiyon programına ilişkin yayınladığı program bilgisi:
Semahlarımız ve Zakirlerimiz Oxford Üniversitesinde.
26 Mayıs 2015 Salı Günü Oxford Üniversitesi’nin Tarihi Sheldonian Salonunda Semahlarımız ve Zakirlerimizle İnancımızı Anlatılacak.
Britanya Alevi Festivali Açılış Resepsiyonu kapsamında Alevi Semahları ve Zakirleri Oxford Üniversitesinde Anlatılacak.
‘İlimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır’ şiarıyla inanılan Alevi inancımızın önemli ritüelleri olan Semahlarımız ve Zakirlerimiz Üniversite çatısı altında yüksek öğretim üyeleri ve öğrencilerine tanıtılacak. Britanya Alevi Federasyonu na bağlı Alevi kurumlarında ve Londra Nurhak Kültür Merkezinde yetişen Zakirlerimiz ve Semahçılarımızdan oluşan yaklaşık 250 kişilik ekiple Oxford’ta olacağız.
26 Mayıs Salı günü, Britanya nın dört bir yanından Canlar Oxford şehrine gelerek bu tarihi etkinliğe şahitlik edecekler. Londra dan gidecek olan canlarımız salı sabahı saat 8:00’de İakm ve Cemevi önünde 4 otobüs ve aynı saatte Nurhak Kültür Evi önünde 1 otobüsle Oxford’a gidecekler.
Semah
Semahın her figüründe ayrı bir anlam vardır.semahta gezegenlerin güneş çevresinde dönüşleri sergilenir. Evrende herşeyin dönmesi olgusu Alevilerce “bütün evren semah döner” dizesi ile en güzel ifadesine kavuşur. Semah aynı zamanda Hakk ile bütünleşme halinin yani var oluşun sembolüdür.
Semah sırasındaki hareketlerin anlamları:
Gökyüzünde uçmak
Evrenin dönüşü gibi dönmek
Turnalar gibi kanat çırpıp uçmak
Haktan alıp halka vermek, paylaşmak
Semah Hakk’a ulaşmada vesiledir.
Birçok semah çeşidi vardır, hepsinin genel özelliği ağır tempo ile başlayıp, hızlanır ve yavaşlayarak durur (ağırlama-yürütme-çark). Bu durum duyguların (ruhun) uçuş ve geri dönüşünü simgeler.
Semahta kadın-erkek birdir ve “can” denir. Birlik, eşitlik gibi derin anlamları vardır. Dönmek; hiçbirşeyin durmadığını, ölmediğini hareket edip değiştiğini anlatır. Semah yalın ayak dönülür, insanlar içsel dünyasında uçsada gerçeğe, doğaya bağlılığı temsil eder.
Bazı semahlarda avuçlar yer ve gökyüzüne döndürülür, bu yerle gök arasında yani hava ve toprak, tanrı ve insan arasındaki bağı temsil eder.
Semahta gözler avuç içine bakar, bu da; aynada kendini (insanda Hak) görmeyi simgeler. “Aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme”.
Semahta kalbe götürülen eller, bir tür saygı şeklidir. İçten ve kalben sevgi ile bu yola bağlılığı anlatır.
Semah Çeşitleri
Kırklar Semahı: Kırklar ceminden ismini almıştır, 40’lar meclisini temsil eder. Ağırlama, yürütme, ve çark olmak üzere üç aşamalıdır.
Turnalar Semahı: Turnalar Alevi inancında özel önem taşır. Turna semahı Turna kuşunun figürlerine dayanır. Hareketler yavaş ve olgundur.
Kırat Semahı: Pir Güneş i Semahçılarda Güneş çevresindeki gezegenlerin dönüşünü sembolize eder.
Urfa Semahı: Urfa ve çevresinde dönülen semahlardır. Bunlar içinde en özgünü Urfa Kısas Semahıdır.
Ladik Semahı: Samsun Ladikten adını almıştır.
Hacı Bektaş Semahı: Hacı Bektaş Veli’ye saygı semahıdır. Sağ el göğüste mühürlenmiş olarak semaha başlanır.
Hubyar Semahı: 5 kadın, 4 erkek can ile dönülür. Kollar sarkık, öne doğru eğilmiş olarak semaha başlanılır. Semah sırasında, hem kendi, hem daire ekseni etrafında dönerler.
Semah ibadet halidir, cemin ayrılmaz erkanıdır, benlikten arınmaktır. Hak ile Hak olmaktır. Kırklar Meclisindeki aşk halidir ve semahın adreside “Kırklar Meclisi”dir.
Semah etmek, bir kuşun kanadında, güneşin etrafında, bulutların üstünde dönmektir. Aynı dünya gibi, ay gibi evrendeki yıldızlar gibi, elini ayna yapmak ve aynada özünü seyretmek. İnsanı sevmek, paylaşmak, inanmak ve arınmaktır.
Turna olup hakka ve hakikate doğru göçmek gökyüzüne, bir deyiş, bir nefes olup birliğe, kardeşliğe insan sevgisine kendi gerçeğini kavrayıp dönmektir.
Ay Ali’dir gün Muhammed
Üç yüz altmış altı ayet
Balıklarda suya hasret
Çarha döner göl içinde
Zakir
Zakir Cem’de bağlaması ile Dede’nin yanında oturur. Dede’nin desturuyla on iki hizmet görevlilerini bağlaması ve nefesleri ile göreve çağırır. Deyiş, Nefes, Duvaz, semah ve Mersiyeler seslendirir. Deyişler güzel duygu ve düşünceleri anlatır. Nefeslerin içinde Hak, Muhammed, Ali isimleri geçer. Duvaz ya da Duvaz-ı İmam içinde On iki İmamların isimleri anılır. Mersiyeler İmam Hüseyin için yakılan ağıtlardır.
Doğuştan tüberöz skleroz kompleks hastalığıyla baş eden 30 yaşındaki Leyla Latif, ihtiyacı olan ilacın Ulusal Sağlık Kurumu, NHS, tarafından sağlanmadığı için imza kampanyasıyla halktan destek bekliyor.
Tüberöz skleroz kompleks hastalığı, sonucunda Latif’in beyni, kalbi ve böbreklerinde tümürler oluşuyor ve yılda iki defa ameliyat geçirmek zorunda. Latif aynı zamanda sara hastası. Doğduğunda bir kaç yıl yaşaması beklenildiği söylenilen Latif, 30 yaşında hayata bağlı ve güçlü bir genç kadın.
Latif, böbreklerinde oluşan tümörlerin tedavilere rağmen büyümeye devam etmesiyle, doktorunun Everolimus ilacına ihtiyacı olduğunu söylediğini belirtiyor. Fakat, NHS’in ilacı sağlayamayacağını söylemesi üzerine imza kampanyası başlatıldı.
Change.org’da başlatılan imza kampanyasında, Everolimus ilacının böbreklerdeki tümörleri %86’ya kadar ufalttığı görüldüğü belirtiliyor. Böbreklerinde oluşan tümörleri küçülttüğü belirtilen ilacın günlük maliyeti 91 sterlin, fakat Latif’in ailesi buna maddi güçlerinin olmadığını belirtiyor. NICE kurumu NHS’in hangi ilaçları ücretsiz olarak karşıladığına karar veriyor ve bir çok kanser hastası tedavi için talep ettikleri ilaçlara pahalı olduğu gerekçesiyle ulaşamıyor.
Latif, imza kampanyasıyla NHS’in tüberöz skleroz kompleks hastalığıyla yaşayan insanlara Everolimus ilacının sunulmasını sağlamayı amaçlıyor.
İmza kampanyası mesajında ‘‘Güçlü olmaya ve savaşmaya inanıyorum. Bir çok ameliyat geçirdim ve mücadeleme devam edeceğim’’ diyen Latif, tümörlerinin hızla büyüdüğü için bu ilaca bir an önce ulaşması gerektiğini belirtiyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu eski başkanı ve HDP İstanbul milletvekili adayı Turgut Öker’e 7 Haziran seçimleri, Aleviler ve HDP ile yapılan ittifaka ilişkin görüşlerini sorduk.
Bir Alevi gözüyle bu seçimler neden bu kadar önemli?
Bugüne kadar Türkiye’yi yönetenler Alevileri pek sevmediler. AKP hükümeti ise, sevmemenin ötesinde muhafazakar seçmenin oyunu kemikleştirmek için Alevi düşmanlığı yapmaktan hiç çekinmedi. Bu hükümetin IŞİD barbarlarını desteklediği konusunda hiçbir tereddütümüz de yok. Tayyip Erdoğan başkanlığında bir Türkiye’de Kobani, Suriye veya Irak’da olduğu gibi kitlesel katliamların olabileceği gerçekliği Alevileri bu seçimlerde daha da endişelendirdi. 7 Haziran seçimleri Türkiye’nin son seçimleri olabilir. Erdoğan bir Cumhurbaşkanı’nın yapmaması gereken ne varsa hepsini yapıyor. Tam bir diktatör gibi davranıyor. Başkanlık koltuğuna oturduğunda kendine muhalif bir gücü yaşatmayacaktır.
Bugüne kadar mecliste bulunan Alevi milletvekilleri neden Alevi kimliğini temsil etmedi?
Alevi milletvekilleri Alevi kimliği üzerinden parlamentoda mücadeleye gitmiş değillerdi. Zaten mecliste bulunan bu milletvekillerinin Alevileri ne temsiliyet kabiliyeti ne de donamımları var.
Siz bu çıkış için neden bu kadar beklediniz?
Aslında beklemedik. Bir önceki seçimlerde Istanbul 1. Bölgeden bağımsız aday oldum. Tek davam Alevilerin inanç ve kimlik özgürlüğüne kavuşması ve yeryüzünde maruz kaldıkları katliamlardan kurtulmaları oldu. Bu nedenle siyaset benim için vazgeçilmez oldu. 27 yıl önce Avrupa’da Aleviler adına ne hedef belirlediysek bugün bu hedeflerin hepsine ulaştık. Şimdi bu hedeflerimizi siyasi anlamda Türkiye’de de gerçekleştirmeyi planlıyoruz.
HDP ile ittifakınız nasıl gerçekleşti?
Aleviler kendilerini oldukları gibi kabul eden, mücadelesine saygı duyan ve temsiliyet hakkı veren siyasi parti arayışı içerisindeydiler. HDP bu taleplerimize saygın ve çağdaş bir şekilde yaklaştı. CHP’den gelen teklif ise sandıkların bekçiliğini yapmak oldu. 90 yıldır CHP Aleviler için bir çözüm olmadığı gibi, Aleviler yalnızca oy deposu olarak görüldü. Ayrıca IŞİD barbarlığına karşı Kürtlerin direnişi, insanlığın kurtarıcısı olması sebebiyle Aleviler ve Kürtleri yan yana getirdi.
Bu ittifak veya eylem birliği ne anlama geliyor?
Ben daha çok stratejik işbirliği diye nitelendirdim. Siyasi açıdan hedeflediğimiz amaçlara ulaşabilmek için HDP bünyesinde bulunan tüm bileşenlerle yoldaşça, hedef ve mücadele birliğimizi bu partinin çatısı altında somutlaştırdık. Alevi hareketi kendini fesh ederek HDP ile bir ittifak yapmış değil. Alevi hareketleri bundan sonraki faaliyetlerini HDP çatısı altında yürütecek de değil. Bugüne kadar yarattığı tüm değerleri koruyacak. Ben HDP’den milletvekili adayıyım ancak HDP üyesi değilim. HDP’nin ‘Bizler Meclis’e’ sloganından kastı da budur. HDP yekpare ideolojiden oluşan bir parti değildir.
HDP’den adaylığınızı bu yaptığınız açıklamalar doğrultusunda değerlendirebilir miyiz?
Bana CHP genel başkanlığını verseler yine kabul etmem. Benim siyasi kimliğim sol-sosyalist bir kimliktir. CHP böyle bir parti değil. Benim CHP’den aday olmam demek bunca yıldır savunduğum tüm ilkeleri yok saymam demektir. Alevilerin talepleri ve politik ilkeleri açısından yola çıktığımızda da Türkiye’yi bu noktaya getiren Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. CHP ile ittifak yapmamamızın en önemli sebebi Diyanet’tir. Alevilerin bu tavrı, tarihsel olarak CHP hapishanesinde tutsak Alevilerin özgürlük yürüyüşüdür.
Sizin HDP’den adaylığınız Aleviler için ne anlam ifade ediyor?
Bu Alevilerin kendi örgütleri üzerinden meclise gitme ittifakıdır. Benim HDP’deki konumum Avrupa ve Türkiye’de bir mücadelenin parlamentodaki sesi olacak.
Alevilik bir inanç örgütüdür siyasi bir parti değildir söylemini sıkça duyuyoruz. Son dönemlerde Aleviler siyasi olma yolunda ilerliyor diyebilir miyiz?
Bu ifadeyi kullananlar Alevilikten bihaber insanlar. Alevilerin hiçbir tarihsel simgesi veya lideri yoktur ki hastalıktan dolayı yatakta son nefesini vermiş olsun.
Peki neden böyle bir söylem geliştirildi?
Aynen Sünnilikte olduğu gibi Alevilik’te de din afyonu yaratmaya çalışmalarındandır.
Sizin veya başka bir Alevinin mecliste olması bir inancı mı yoksa bir kimliği mi temsil ediyor?
Bir inanca mensup olan kitlelerin temsil edilmesi anlamına geliyor. Yani Aleviler başka bir şey Alevilik başka bir şeydir. Birisi bir öğreti bir diğeri o öğretiye mensup insanlar topluluğudur. Biz mecliste topluluk olarak Alevilerin, inanç olarak da öğretilerinin temsilcileri olacağız .
Britanya Alevi Birliği Federasyonu kendi tabanından açıkça HDP’ye oy isteyemiyor bunun bir bölünmeye yol açacağı endişesini taşıyorlar. Sizin de adaylığınızı göz önünde bulundurursak HDP’ye oy istemek neden bölünmeye sebep olacak?
Bölünmeye tabi ki sebep olmaz. Buradaki federasyonumuzun yeni olmasından kaynaklanan bir tereddüt söz konusu.
Genelde vicdanınız ile oy kullanın çağrısı yapılıyor. Herhangi bir destek çağrısı yok…
269 delege içerisinde HDP ile işbirliğine el kaldıranlardan birisi Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil’di. Kendisinin el kadırarak aldığı bir karar ona yabancı bir karar olamaz. Avrupa Alevi Birliği Konfederasyonu’nun yüzde 99’luk iradesi ile alınmış bir karardır. Bu nedenle herkes bu karara saygı duymalıdır.
Peki buna rağmen neden böyle bir açıklama yapılamıyor?
Tereddütten kaynaklanıyor bence…
Nedir bu tereddüt?
İnsani kaygılar örgütsel ilkelerin önüne geçiyor. Örgütümüzün aldığı kararı açıkladık ancak bu karara uyan olur veya olmaz. Britanya’da da aynı durum söz konusudur. İsrafil Erbil HDP’ye oy vereceği yönünde açıklamasını yaptı. Sendika veya sivil kuruluş örgütlerinin başkanları kurumsal tercihlerini dile getirmeseler bile bireysel tercihlerini ifade eden açıklamalar yaparlar bu da bir işaret olur.
Bölünme olur mu?
Olmaz. Seçimlerden sonra hem Aleviler hem de tereddütü olanlar en doğru kararı verdiğimizi görecekler. Bu nedenle bu konudaki öngürümüzden hiç süphem yok. İtirazı olanlar seçimden sonra bize hak vereceklerdir.
Adaylığınızın kafası karışık Aleviler açısından olumlu etkisi oldu mu?
Ben bir partinin adamı değilim, benim çizgimi bilen bilir. Ömrümü adadığım dava Alevilik davasıdır. Bu davamda daha başarılı olabilmem için HDP bir araçtır ve adaylığım davama meşru zemin oluşturacaktır. Avrupa’da başardığımız Güç Birliği’ni Türkiye’de başaramadık. Öncelikli amacım Türkiye’de de böyle güç oluşturmak ve Alevilerin birliğini sağlamak, kimlik siyaseti hareketini başlatmak. Bu tabi ki bu ayrı bir parti kurmak anlamına gelmiyor.
Bu söyledikleriniz bir siyasi yol haritası mı?
Evet bir siyasi yol haritası diyebiliriz. Milletvekili adayı olmamın sebebi bu siyasi yol haritasıdır. Türkiye’de Aleviler henüz bir çatı altında örgütlenebilmiş değil. Benim için bu tarihsel bir sorumluluk ve bu sorumluluğu da ancak ben yerine getirebilirim diye düşünüyorum.
Bundan sonra Alevileri neler bekliyor?
Erdoğan’ın 8 Haziran’da yenilgiye uğraması Alevilere inanılmaz bir özgüven kazandıracak. Çünkü Aleviler ilk kez bir siyasi tercihte bulundular ve biz de varız dediler. Alevilerin özgüvenlerini yeniden kazanmaları Türkiye’de en belirleyici güç olmalarını sağlayacak.
Bu söylediğiniz yavaş yavaş gerçekleşiyor mu?
Seçimlerden sonra bunun önünün açılacağını düşünüyorum.
‘Kürt Özgürlük Hareketi, Kobani öncesi ve sonrası’
Kürt Özgürlük Hareketi Alevilerde zihinsel bir dönüşüm yarattı diyebilir miyiz?
Kürt Özgürlük Hareketini 90’lı yıllarda çok sağlıklı değerlendiremedik. Türkiye Cumhuriyeti’nin örgütlediği bir hareket olarak gördüm. Bundan dolayı da sağlıksız ilişkilere girdim. Kürt Özgürlük Hareketinin özgüveni ile birlikte kendi dışındaki toplumsal yapılara yoldaşça yaklaşımı bugün bu hareketin tarihsel misyonunu bir adım daha öne çıkardı. Kürt Özgürlük Hareketinin farklı kimlik ve etnik grupların maruz kaldığı katliamlara ve saldırılara bedel ödeyerek ve şehitler vererek karşı koyması bizler açısından bu hareketi bugüne kadar vermiş olduğu mücadele ve misyonundan daha anlamlı bir yere taşıdı. Kürt Özgürlük Hareketine, Kobani öncesi ve sonrası tanımlaması yapılacaksa bu yanlış olmaz.
Bazı Alevilerin Şafi Kürtler önyargısı nasıl yıkılacak?
Bu önyargı ancak pratikte yıkılabilir. Aleviler için Madımak neyse Roboski de odur. Roboski’ye yaptığımız taziye ziyareti ve yine yaptığım seçim çalışmalarında da gördüğüm; kadınların devrimci tarzdaki değişimi ve dönüşümü takdire şayan bir durum. Egemen güçler bugüne kadar yan yana gelmemizi engelledi fakat yan yana gelişimiz bu önyargıları da yıkacak. Farklılıklarımızda bizim eşit koşullarda yaşamamıza hizmet edecektir diye düşünüyorum. Mazlum halklar birleştiğinde bize bu acıları yaşatanları alaşağı etme imkanını bulacağız.
Rojava Devrimi Aleviler açısından ne ifade ediyor?
Rojava Devrimi; öğreti olarak Alevilere hiç de yabancı olmayan bir anlayışın ve modelin Ortadoğu’da hayata geçirilmesi olarak görülüyor. Alevilikte, özyönetim, demokrasi ve dünyada çok az inançta olan rızalık vardır. Kendi içinde farklılık arz eden halkların, birbirlerinin hukunu yaşatma pahasına bir araya gelmeleri sadece Rojava açısından değil, tüm Ortadoğu açısından da bir model. Alevilerin bu temsiliyeti pratikte görmeleri bakımından Rojava Devrimi önem taşıyor.
Seçimlerden sonra Türkiye’yi nasıl bir tablo bekliyor?
Barajı aşacağımıza dair hiçbir süphem yok. 90 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek tip insan yaratma politikası ve Türk İslam sentezi tarihe karışacak. Türk-İslam sentezi Kürtleri ve Alevileri asimile ve yok etmek istedi. Ancak 8 Haziran’dan itibaren Kürtler ve Aleviler güçlü bir şekilde parlamentoda olacak. HDP’nin “Biz” projesi üzerinden zulüm gören tüm halklar için yeni bir süreç başlayacak ve bu yok eden zihniyet için ise ciddi bir yenilgi olacak.
Seçim Sonuçlarının Gösterdikleri: Dünden Daha Fazla Birliğe İhtiyacımız Olacak
İngiltere’deki seçim sonuçlarının yankıları üzerinden iki hafta geçmesine rağmen devam ediyor. İşçi Partisi mi, yoksa Muhafazakarlar mı derken, hatta ve hatta İşçi Partisi’nin kazanması neredeyse kesin gözüyle bakılırken sandık başka bir şey söyledi. Muhafazakar Parti kendisinin bile tahmin edemediği bir galibiyet alırken, geçen dönem koalisyonla yönettiği hükümeti tek başına yönetme hakkını kazandı. Bu feci seçim sonuçlarından sonra üç lider işinden olurken, üçün biri, yani UKIP başkanı Farage yaptığı kıvrak bir hareketle U dönüşü çizerek istifa ettiği görevine tekrar döndü. Fakat Farage’dan daha büyük hezimete uğrayan İşçi partisi lideri Ed Miliband ve Liberal Parti lideri Nick Clegg tarih sayfalarındaki yerlerini almak üzere kayboldular.
İktidara tek başına gelen Muhafazakar’lar birçok işçi, emekçi ve göçmen için daha fazla kesinti ve kötü hayat koşulları anlamına gelirken, zengin ve patronlar için servetlerine daha fazla servet katıp, istedikleri gibi vergi kaçıracakları ve özelleştirme politikalarıyla daha fazla kamu fonunu ele geçirebilecekleri bir dönemi onlara sunuyor. Bu anlamda bir örnek vererek bunun daha şimdiden nasıl hayata geçirdiklerini görmemiz mümkün. 8 Mayıs Cuma günü yani seçimlerden bir gün sonra, sonuçların kesinleşmesi ile beraber zengin iş adamları İşçi Parti’sinin seçimleri kaybedip Mansion Vergisindeki (lüks konaklardan alınan vergi) vaadinin hayata geçmemesi, Muhafazakar’ların da nerdeyse sıfır Mansion vergisinin kalması vaadini fırsat bilerek, 6 saatte yaklaşık 100 milyon sterlin tutarında gayrimenkulü satın aldılar.
Muhafazakar Parti seçtiği bakanlar ile önümüzdeki 5 yıl için niyetini de ortaya koymuş oldu. Şimdiye kadar ortaya çıkan en temel başlıklardan gözüken tabloda ise Ulusal Sağlık Servisi (NHS) başta olmak üzere okulların ve diğer kamu alanların kesintiye uğramalarına kesin bir göz ile bakılıyor. Sosyal yardımlarda ise 12 milyar sterlin kesintiyi hayata geçirip işsizlik, kira yardımı ve engelli yardımını kesmeye hazırlanıyor. Ek yatak odası vergisi ve katma değer vergisinin %20 kalması devam edecek. Bunun ile beraber saldırılara karşı harekete geçecek işçi yığınlarının önünü kesmek için daha ilk günden anti-sendikal yasaları hayata geçirmek üzere düğmeye bastı. Grev oylamalarında %50 gibi bir kısıtlama getirmek isteyen Muhafazakar Parti öyle görünüyor ki Thatcher geleneğini devam ettirip sendikaları en büyük düşmanı ilan edecek. Bunun yanında Human Rights Act, yani İnsan Hakları Yasası’nı kaldırıp, başta Müslüman toplumu ve bunun ile beraber göçmen, ilerici ve demokrat bireyleri ‘potansiyel suçlu’ başlığı altında susturmaya çalışacak. Kendisi dışındaki tüm kesimleri günah keçisi ilan edip şeytan olarak göstermeyi planlayan Muhafazakarlar, bu yolla ‘böl yönelt’ silahını kullanmayı hedefliyor. Kısacası gerek kadınlar, gerek gençler, gerek engelliler, gerek çalışanlar ve gerekse de sosyal yardımla geçinenlere karşı saldırıların yoğunlaşacağı bir 5 yıl bizleri bekliyor.
Peki son 5 yılda bir çok kesinti politikası ile İngiltere’deki hayat şartlarını 1930’lara götüren Muhafazakar’lar nasıl oldu da bu seçimi kazandı? Bu seçimlerde Muhafazakar’lara alternatif ya da rakip olarak görünen ve kazanması mümkün olabilecek tek parti İşçi Parti olarak görülüyordu. Fakat İşçi Parti bu dönem tasarruf politikalarını ret etmektense bunları kabul edip daha fazla tasarruf politikaları söylemlerinin ilerisine gidemedi. Umutsuz ve inziva söylemleri, bunun ile beraber sendikal bürokrasinin korkaklığı Muhafazakar partiye seçimleri kazandırdı. İşçi Parti lideri Ed Miliband’in seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarında değişim sinyalleri verdiği dönemlerde oylarının yükseldiğini görülürken, sınıf karşıtı ‘bir kuruş daha fazla borçlanmak yok’ ‘ekonomide daha çok disiplin’ ‘her yıl bütçe açığını kesinti yaparak kapatacağız’ söylemleri Ed Milband’a seçimleri kaybettirip koltuktan inişi getirdi.
Bununla beraber İşçi Partisi yöneticileri kötüye giden hayat koşullarından göçmen toplumları sorumlu tutarak, işçilere yaptığı ihaneti bu sefer kendisine her zaman sadık olan göçmen toplumlara yaptı. Fakat öyle görünüyor ki İşçi Partisi seçimlerden sonra doğru dersleri çıkarmaktansa, durumu daha da kötüye götürecek söylemler parti içinde daha etkili oluyor. Parti içinde Peter Mandelson gibi bir çok söz sahibi kişi partiyi daha sağa kaydırmaları gerektiğini belirterek sendikalar ile olan ilişkilerine sitem ediyor. Bu açıklama yapılırken dikkate alınmayan unsurların başında ise İşçi Partisi içinde sol kanadı oluşturan milletvekillerinin seçimlerde aldığı oyların yükselmesi oldu. Başta işçi emekçiler bunun yanında bir çok göçmen toplum tarafından sevilen John McDonald ve Jeremy Corbyn olmak üzere İşçi Partisi içinde solu temsil eden kesim olarak bilenen milletvekili adayların bu seçimlerde de oylarını artırmaları, öyle görünüyor ki işçi Partisi merkezinin dikkatinden kaçmış bulunuyor.
Ardı ardına bir çok İşçi Partili temsilci partinin ‘özlem’ vermeyi unuttuğunu, özlemin işçi sınıfı özleminden daha çok ortak sınıf özlemlerini gidermek olması gerektiğini söylüyor. İşçi Partili gölge bakanları ve ileri kurmayları bu söylemle toplumun iyi bir ev, iyi bir iş, yaşanıla bilinecek bir maaş, ücretsiz bir sağlık sistemi, ırkçılığın olmadığı bir gelecek vaatleri yerine, ‘John Lewis’ gibi lüks mağazalarda alışveriş yapabilecek bir ‘özlem’ kaygısı duyduklarını dile getirip partinin bu doğrultuda hareket etmesi gerektiğini belirtiyorlar. Parti içindeki bu söylemler ve liderlik yarışında şimdiye kadar öne çıkan bir çok adayın aynı telden çalıyor olması, ‘İşci Partisi Projesinin’ artık kendini tüketen bir sürece doğru yol aldığını gösterir nitelikte.
Peki ya diğer sol partiler ne yaptı?
İşçi Partisi aksine irili ufaklı diğer sol partiler bu seçimlerde oylarını artırarak ileride kurulabilecek bir seçim ittifakı için umut verdiler. Bu anlamda en büyük atılımı hiç şüphesiz Ulusal İskoçya Partisi (SNP) yaptı. Sadece İskoçya’da adaylıklar gösteren Parti geçen seçimlerde 6 olan milletvekili sayısını 56’ya çıkardı. Ulusal İskoçya Partisi (SNP) tasarruf politikalarına ve nükleer silahlanmaya karşı savunduğu emekçilerin özlemini karşılayan söylem ve talepleri ile bu mükemmel zaferin sahibi oldu. Bağımsızlık kampanyasında yakalanan Evet havası ve bunun ile harekete geçen taraftar ordusu, İskoçya’da hem Muhafazakarları hem de İşçi Partisi’ni deyim yerindeyse haritadan sildi. Yine sol söylemli Yeşil Parti 1 milyonun üstünde oy alarak insanların tasarruf karşıtı isteklerini gösterdi. Bunun yanında ilk defa 136 aday ile genel seçimlere, yaklaşık 450 aday ile de yerel seçimlere giren Sendikacıların ve Sosyalistlerin Koalisyonu TUSC, genel seçimlerde 36,368 bin, yerel seçimlerde ise 80 bin dolayında oy aldı. Öte yandan oy kullanma oranının özellikle İskoçya dışında kalan bölgelerde %65’de kalması, alternatif görmeyen bir kesiminde sandık başına gitmediğini de göstermektedir.
Her türlü saldırı için birleşmeliyiz
Maliye bakanı George Osbourne’nun 100 günde hızlı bir şekilde 12 milyar sterlin kesintiyi hayata geçireceğiz söylemi üzerine, Muhafazakar Parti bir çok şehirde protesto edilmeye başlandı. 10 Mayıs’da yaklaşık 10 bin kişinin katılımıyla Londra’da başlayan gösteri serisi sırasıyla Cardif, Bristol ve Lincoln’da devam etti. Daha önce 1970, 1983, 1992 ve 2010 iktidara gelen Muhafazakar yine bu şekilde protesto edilmişlerdi.
İngiltere’de önümüzdeki dönemde hepimize büyük görevler düşüyor. Yapılacak kesintiler ve uygulanacak tasarruf politikaları, bunun yanında hayata geçirilecek yeni yasalar, İngiltere’deki yerli göçmen bir çok toplumu yakından ilgilendirecek. Kısa dönemde her kesimden sol örgütlerin, toplum merkezlerinin, sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların birleşip sağlığa, eğitime, daha iyi iş ve ücret hakkına sahip çıkıp, ırkçılığa ve çevre saldırılarına karşı birleşmesi önemli olacaktır. Mayıs ve Haziran ayında daha önce olmadığı kadar yürüyüş ve eylemler ardarda hayata geçecektir. Bu anlamda 20 Haziran’da da People’s Assembly (Halkların Birliği) yürüyüşünde İngiltere’deki tüm toplumlar gibi Türk ve Kürt toplumunun burada yer alması hayati önem taşımaktadır.
İngiltere’de önümüzdeki dönem işçi, emekçi ve göçmen toplumların mücadele etmesi gereken bir başka önemli unsur ise yükselen ırkçı, faşist akım ve bununla beraber UKİP’in yükselişi olacaktır. UKIP lideri Nigel Farage’in bugün milletvekili olmayışı tüm anti-faşist hareket tarafından kutlanması gereken bir başarı. Bu anlamda Stand up to UKIP ve Unite Against Fasicm gibi çalışma yürüten grupları tebrik etmek gerekiyor. Fakat iyi gelişmenin yanında karamsar olarak görünen tablo ise UKIP’in genel seçimlerde aldığı 3.9 milyon oy (120 bölgede ikinci parti oldu), kazandığı 174 belediye encümen azası ve Thanet Belediyesini tek başına yönetme hakkı gerçeği oldu. Seçimlerde alternatif göremeyen, ana partilerden umudunu kesen bir kesimin tepki oylarını kendine çeken UKIP’in, Avrupa Birliği referandum tartışmalarının yoğunlaşacağı önümüzdeki günlerde, göçmen karşıtı ve anti işçi sınıfı tavrı daha çok öne çıkacaktır. Ancak ortak sorunlarımıza karşı ortak mücadeleyi yükselterek UKIP ve diğer ırkçı ve faşist oluşumların önünü kesebiliriz. Yukardaki sosyal ve kamusal alandaki talan yanında ciddi sınav vermemiz gereken bir diğer başlıkta hiç şüphesiz bu olacaktır.
İngiltere’de uzun dönem açısında da hayata geçmesi gereken önemli adımlar var. Bunların başında ise İngiltere’deki sol hareketin temel talepler doğrultusunda, halkçı bir seçim koalisyonu kurmak için hızlı bir şekilde adım atması büyük bir önem taşımaktadır. Ancak sendikalar, işçi hareketi, çevre hareketi, göçmenler ve toplumun diğer bir çok kesimini içinde barındırabilecek bir hareket, İşçi Partisi’ne ve diğer burjuva partilerine alternatif olacaktır. Tek başına parti taleplerinden daha çok, ortak bir program etrafında birleşmek işçi ve emekçilerin özlemlerini karşılayabilecektir.
İngiltere’nin Cambridge şehrinde ”Dağların Şarkıları” adıyla Kürtçe müzik konseri düzenlenecek.
Geçtiğimiz Nisan ayında Londra’da startı verilen ”Dağların Şarkıları” Kürtçe müzik konseri projesininin ikinci ayağı Cambridge şehrinde gerçekleşecek. Little St. Mary’s Kilisesi’nde 27 Mayıs akşamı saat 19:30’da başlayacak olan konserin direktörlüğünü şarkıcı ve gazeteci Suna Alan ile etnomüzikolog Ed Emery yapıyor. Kobanê’de geçtiğimiz ay yaşamını yitiren devrimci dengbêj Viyan Peyman’a adanan konserde Kürdistan’ın dört bölgesinden Kürt halk ve klasik şarkılarının yanı sıra Alevi deyişleri seslendirilecek; her eserin tarihsel konusu, hikayesi Ed Emery tarafından dinleyiciye anlatılacak. Suna Alan ve Semra Çekin tarafından seslendirilecek şarkılara, Grup Raye üyeleri Rıza Koyupınar (perküsyon), Salman Sobe (gitar) ve Soner Gölbaş (bağlama, klarnet) ile eşlik edecekler. Etkinliğin sonunda Kürt halk şarkıları eşliğinde halay çekilebilecek.
Londra SOAS Üniversitesi’ne bağlı olarak Kürtçe şarkıları toplama-arşivleme yoluyla gerçekleştirilen Kürtçe Şarkı Kitabı projesinin bir parçası olarak düzenlenen konsere ilişkin gazetemize konuşan Ed Emery, bu ve devamında gerçekleştirecekleri dinleti ve konserlerin Kobanê’de inşa edilecek bir Müzik Akademisi için başlattıkları çalışmanın devamı olduğunu söyledi. Emery devamla ”İki ay önce Kürdistan’a gittim. Kobanê’de Kürt müziği, dansı ve bir bütün olarak Kürdistan’dan şarkıların araştırılıp öğretilebileceği ve arşivlenebileceği bu Müzik Akademisi’nin kurulması için Londra SOAS Üniversitesi’ne bağlı olarak girişimlerde bulunuyoruz. Gönüllü müzisyenlerden oluşacak bir ekip ile bu girişimin pratik adımlarını önümüzdeki yıl Newroz’da Kobanê’ye giderek atmayı hedefliyoruz” dedi. Şarkıcı Alan ise bu proje kapsamında her konserlerinde özellikle genç kadın arkadaşları Kürtçe şarkı söyleme konusunda teşvik etmeye özen gösterdiklerini söyledi. Alan, Kobanê’de açılması planlanan Müzik Akademisi’ne bu şekilde daha fazla duyarlılığın da yaratıldığını sözlerine ekledi.
Rojava’da bir dizi temas ve görüşme gerçekleştiren Birleşik Krallık Lordlar Kamarası üyesi Lord Raimond HYLTON, Demokratik özerklik yönetimin sisteminin Ortadoğu haklarının sorunlarının çözümünde en başarılı sistem olduğunu belirtti.
Birleşik Krallık Lordlar Kamarası Üyesi Lord Raimond HYLTON Rojava’yı Ziyaret Etti
Iki gündür Rojava’nin Cizîr kantonu’nu ziyaret eden İngiltere Lordlar kamarası üyesi Lord Raimond HYLTON, Kanton yönetimi, siyasi partiler ve Diplomatik İlişkiler Bürosu’nun ardından bugün de Rimêlan’da kanton Eşbaşkanlarını ziyaret etti.
İngiliz Lord Hylton, Eşbaşkanlar Şêx Himêdî El-Deham El-Hadî ve Hediya Yûsif, Yasama Meclisi Eşbaşkanı Hekem Xelo, Dışişleri Konseyi Başkanı Ebdulkerîm Umer ve yardımcısı Emîne Osê ile eşbaşkanlık danışmanları tarafından karşılandı.
Hylton ile Eşbaşkanların görüşmesinde demokratik özerklik yönetim sistemi ile halklar arasında geliştirilen ortak yaşam konularının ele alınarak bölgeye yönelik DAIŞ çetelerinin saldırılarının değerlendirildiği öğrenildi.
Görüşme ardından basın toplantısı düzenleyen Lord Raimond Hylton, Rojava’da sadece Cizîr bölgesini ziyaret edebildiğini, ancak kısa sürede Rojava’nın her üç kantonunun da birleşmesini istediğini söyledi. Hylton, demokratik özerklik yönetim sisteminin gerek Suriye krizinin gerekse tüm Ortadoğu’daki halkların sorunlarının çözülmesinde iyi bir model olduğuna inandığını belirtti.
Bölgede tüm etnik ve dini toplumsal kesimlerin bir arada ortak yaşamı geliştirmesini çok beğendiğini de ifade eden Lord Raimond Hylton, “en ilgi çeken ve güzel olan ise; Kürtçe, Süryanice ve Arapçanın kantonda resmi dil olmasıdır” dedi.
Lord Hylton Cezire Kantonunda Kanton Eşbaşkanlarını da ziyaret etti
“İngiltere’den Rojava’ya getirdiğniz mesaj nedir?” sorusuna da Hylton, “mesajım şudur; Rojava, tüm kesimlerin, oluşumların güven ve özgürlük içinde içinde birarada yaşayabildiği bir bölge olsun ve herkes bu bölgeyi desteklesinˮ yanıtını verdi.
Hylton, ülkesinin DAIŞ çetelerinin saldırılarına bakışına ilişkin ise, İngiltere’nin Rojava’ya yönelik çete saldırılarından kaygı duyduğunu ve kendi kanaatince Avrupa ülkelerinin DAIŞ çetelerine yönelik tedbir ve yaptırımlarının yeterli olmadığını, çetelerin sonunun getirilmesi için baskılarını daha da artırmaları gerektiğine inandığını söyledi.”
Bir gazetecinin“Avrupa ülkeleri neden Rojava Demokratik Özerklik Yönetimini resmi olarak tanımıyor?” yönündeki sorusuna ise Lord Hylton; “ben de düşüncenize katılıyorum. Avrupa ülkeleri neden Rojava yönetimini resmi olarak tanımıyor?” cevabını verdi.
Lord Hlyton Cezire Kantonunda İki Gün Boyunca Çeşitli Kurumları Ziyaret Etti
Gazetecilerin sorularının ardından Rojava ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Lord Raimond Hylton, bölgede halkın yaşamını ve genel durumunu 5 yıldır gözlemlediğini ve herşeyden önce buraya geliş amacının da insani olduğunu belirterek Rojava’da durumun iyi olduğunu gördüğünü, burada gördüklerini de uluslararası kamuoyuna ulaştıracağını ifade etti.
Lord Hylton; “İngiltere Dışişleri Bakanlığı’yla olan ilişkilerim aracılığıyla, yine Avrupa Parlamentosu ve İngiltere Lordlar Meclisi (Kamarası) aracılığıyla da Rojava’nın sesini Avrupa’ya ulaştıracağım. Gazetelerde Rojava üzerine yazılar yazacağım ve bunları kendi internet sayfamdan da yayınlayacağım” dedi.