Category: slıder

  • İlham Ahmed, Mehmet Aksoy’un Mezarını Ziyaret Etti

    İlham Ahmed, Mehmet Aksoy’un Mezarını Ziyaret Etti

    Suriye Demokratik Meclisi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Highgate’te bulunan Mehmet Aksoy’un mezarını ziyaret etti.

    İngiltere’de temaslarını sürdüren Suriye Demokratik Meclisi eşbaşkanı İlham Ahmed, Eylül 2017’de Rakka’da şehit düşen Mehmet Aksoy’un (Firaz Dağ) mezarını ziyaret etti.

    İlham Ahmed ve beraberindeki heyet Mehmet Aksoy’un mezarını ziyaret etti

    Britanya’dan Rojava’ya gittikten sonra Halk Savunma Birlikleri (YPG) basın biriminde çalışma yürüten gazeteci Mehmet Aksoy, 26 Eylül 2017’de Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısında şehit düşmüştü. Aksoy’un naaşı 25 Ekim 2017’de Londra’ya ulaşmış ve Heathrow havalimanında yüzlerce kişi tarafından karşılanmıştı. 10 Kasım 2017 Cuma günü Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde binlerce kişinin katılımıyla yapılan törenden sonra Highgate Mezarlığında toprağa verilmişti.

    İlham Ahmed

    Mehmet Aksoy’un Highgate’te bulunan mezarını ziyaret eden İlham Ahmed ve beraberindeki heyet, Aksoy’un annesi Zeynep Aksoy tarafından karşılandı. Mehmet Aksoy’u şehadetinden üç gün önce Kobane’de gördüğünü, sohbet ettiklerini ve beraber fotoğraf çektirdiklerini söyleyen İlham Ahmed, Aksoy’un şehadetinin büyük bir kayıp olduğunu ifade etti.

    Mehmet Aksoy ve İlham Ahmed, Eylül 2017, Kobane

     

  • Karl Marx’ın anıt mezarına yapılan saldırı protesto edildi

    Karl Marx’ın anıt mezarına yapılan saldırı protesto edildi

    Karl Marx’ın Kuzey Londra’da bulunan Highgate Mezarlığı’ndaki anıt mezarının iki haftada ikinci kez saldırıya uğraması Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumlar tarafından protesto edildi.

    Pazar günü Highgate mezarlığında biraraya gelen EMEP, DAY-MER, Britanya Komünist Partisi ve Britanya Komünist Gençlik Ligi üyeleri ve yöneticileri Karl Marx’ın mezarına yönelik saldırıları protesto etti.

    Diğer bir protesto ise Pazartesi günü Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Avrupa Ezilen Göçmenler Federasyonu ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyelerinde geldi.

    Karl Marx’ın Kuzey Londra Highgate Mezarlığı’ndaki anıt mezarının iki haftada ikinci kez saldırıya uğraması EMEP, DAY-MER, Britanya Komünist Partisi ve Britanya Komünist Gençlik Ligi tarafından mezarlıkta protesto edildi.
    Aralarında 68 kuşağı gençlik önderlerinden Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner’in de bulunduğu eylemciler, Marx’ın anıt mezarına çiçek bıraktı.
    “ZAFER BİLİMSEL SOSYALİZMİN OLACAKTIR”
    Eylemde konuşan DAY-MER Yönetim Kurulu ve EMEP Üyesi Arif Bektaş, saldırıyı ağır bir dille kınadı. Saldırının Marksizme yapıldığını belirten Bektaş, “Bu saldırı yeni değil, Karl Marx’ın yaşadığı dönemden bu yana süregelmektedir. Saldırganlar şunu bilmelidir ki, korkunun ecele faydası yoktur. Zafer eninde sonunda Karl Marx’ın geliştirdiği bilimsel sosyalizmin olacaktır” dedi.
    EMEP ve Türkçe-Kürtçe konuşan toplumun bu tür saldırıları hoşgörüyle karşılamadığını vurgulayan Bektaş, girişlerden ücret alan mezarlık yönetimini sorumsuz davranmakla suçladı.
    “MARKSİZM KARŞISINDA FAŞİZM VE KAPİTALİZMİN ÖLÜMÜ ENGELLENEMEYECEKTİR”
    Britanya Komünist Gençlik Ligi adına yapılan konuşmada da saldırının aptalca bulunduğu belirtilerek, “Bu saldırılar ırkçı ve faşistler tarafından yapıldı. Saldırıdaki hasar gören mermer yenilebilir, üzerindeki boya silinebilir fakat Marxizm karşısında faşizm ve kapitalizmin ölümü engellenemeyecektir” denildi.
    “KRİZDEKİ KAPİTALİZM MARX’TAN VE ONUN DÜŞÜNCELERİNDEN KORKUYOR”
    Britanya Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Alex Gordon da mezarlıkta korumasız ve halka açık bir anıta saldırılmasını “hastalıklı bir düşence” olarak niteledi. Gordon, “1883’te bu mezarlığa gömülen Karl Marx’a ve Marksizme saldırı yeni değil. Saldırıyorlar çünkü krizdeki kapitalizm Karl Marx’tan ve onun işçi sınıfını özgürleştirici düşüncelerinden korkuyor. Saldırıya tepki gösteren EMEP ve DAY-MER’li yoldaşlara da teşekkür ederiz” diye konuştu.
    İki hafta önceki saldırıda mermer yazısı hasar gören anıt mezara saldırganlar bu kez kırmızı boyayla “Soykırımın mimarı”, “Nefret doktrini” ve “Açlığın ideolojisi” yazmışlardı.

    ESP ÜYELERİ DE SALDIRIYI PROTESTO ETTİ
    Marx’ın mezarı önünde toplanan Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Avrupa Ezilen Göçmenler Federasyonu ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyelerine Halkların Demokratik Partisi Milletvekili Murat Çepni eşlik etti.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Avrupa Ezilen Göçmenler Federasyonu ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyeleri Karl Marx’ın anıt mezarı önünde buluştu. Türkiye’den HDP Milletvekili Murat Çepni’nin katıldığı anmada “Düşüncelerini sonuna kadar yaşatacağız” sözü verildi.

    Sosyalistler, “Marx’a yönelik saldırıyı tüm işçilere, emekçilere yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz” diyerek anıt mezarın önünde buluştu. Topluluk adına yapılan konuşmada, “Bu saldırı, kapitalizmin krizinin derinleştiği, işçi ve emekçilerin emperyalizme karşı kapitalizme karşı öfkesinin büyüdüğü bir dönemde, ırkçaların, faşistlerin buna tahammül edemeyerek başta Karl Marx olmak üzere devrimcilere, sosyalistlere, onların fikirlerine yönelik bir saldırıdır. Biz devrimciler, komünistler olarak bu saldırılara karşı, bütün ezilen halklarla birlikte mücadele edeceğiz. Irkçılığa karşı, faşizme karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in, Stalin’in düşüncelerini sonuna kadar savunacağız ve yaşatacağız” denildi.

    Marx’ın 1881’deki orijinal mezar taşından alınarak 1954’te anıta eklenen mermerin tahrip edilmesinden bir kaç gün sonra mezarın üzerine nefret söylemleri yazılmıştı. Mezar aynı zamanda Marx’ın eşi Jenny Von Westphalen ve ailenin diğer üyelerinin de mezarı olma özelliği taşıyor.

  • Demokratik Güçbirliği’nden İmam Şiş’e ziyaret

    Demokratik Güçbirliği’nden İmam Şiş’e ziyaret

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için Galler’in Newport kentinde 65 gündür açlık grevinde olan İmam Şiş’i ziyaret eden Britanya Demokratik Güçbirliği bileşenlerinin temsilcileri, dayanışma duygularını iletti.

    Şiş, ziyarettin kendisine moral ve güç verdiğini belirterek, kendisinin aynı zamanda bir Alevi-Kürt olarak bu direnişi sürdürdüğünü ifade etti.

    ‘YOLUMUZDAN DÖNMEYECEĞİZ’

    Şiş, şunları söyledi:

    “Bir Alevi-Kürt olarak bu haksızlığa karşı sesimi yükseltiyorum. Muhakkak Kürt Özgürlük Hareketi bizim varlık sebebimizdir. Önder Apo’nun verdiği mücadele, Türkiye halklarına sunduğu barış perspektifi, her kesimin sahiplenmesi gereken projelerdir. Önder Apo halkların birlikte demokratik yaşamını esas alan bir mücadele veriyor. Bu açıdan baktığımızda Önder Apo üzerindeki tecrit ve izolasyon aynı zamanda Türkiye ve Ortadoğu’nun iç barışına dönük saldırılardır, savaşı ve soykırımı esas alan saldırılardır. Bu nedenle sürdürdüğümüz açlık grevleri aynı zamanda bir barış ve demokrasi amaçlı eylemdir. Pir Sultanlar’ın dediği gibi, ‘dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan’ şiarıyla aslında biz bu eylemi yapıyoruz. Bu çerçevede bugün Britanya Alevi Federasyonu’nun da beni ziyaret etmesi güç ve moral vermiştir.’’

    ‘AÇLIK GREVCİLERİNİN TALEPLERİ BİZİM DE TALEBİMİZDİR’

    Demokratik Güç birliği adına konuşan Britanya Alevi Federasyonu başkanı İsrafil Erbil “Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi tüm politik tutsaklar üzerindeki tecridin kaldırılması için tüm topluma umut verdi. O topraklara barış ve kardeşlik gelmesi için verilen demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile dayanışmak için bugün burada açlık grevi eylemini ziyaret ettik. Tecrit bir insanlık suçudur ve bu anlamda açlık grevi eylemcilerinin talepleri barıştan, demokrasiden, eşitlikten, kardeşlikten yana olan tüm herkes gibi aynı zamanda bizim de talebimizdir” dedi.

    Türkiye’de rejime muhalif tüm kesimlere yönelik bir linç kampanyası yürütüldüğünü belirten Erbil, son günlerde Pir Sultan Abdal dernekleri üyelerine yönelik gerçekleşen tutuklamalara dikkat çekerek, tüm kesimlerin demokrasi ve eşitlik mücadelesini sahiplenmesi gerektiğini belirtti. Son olarak 2 Mart’ta Demokratik Güç Birliği öncülüğünde açlık grevi eylemlerine ve taleplerine sahip çıkmak amacıyla Londra merkezde geniş katılımlı bir yürüyüş düzenleneceğini belirten Erbil, en yakın zamanda eylemlerin sonuç vermesi ve tecridin kalkmasını umut ettiğini ifade etti.

  • Swansea’da Şiş’le dayanışma paneli

    Swansea’da Şiş’le dayanışma paneli

    Galler’in Newport kentinde 66 gündür açlık grevi direnişini devam ettiren İmam Şiş ile dayanışma amacıyla Swansea Üniversitesi’nde bir panel düzenlendi.

    Galler’de bulunan Swansea Üniversitesi’nde düzenlenen panele çok sayıda öğrenci ve aktivist katıldı.

    Profesör Sue Williams’ın ev sahipliğinde yapılan panelde açlık grevleri ve direnişçilerin talepleri hakkında tartışmalar yürütüldü.

    Kürdistan Dayanışma Kampanyası Eşbaşkanı Mark Campbell moderatörlüğünde yapılan panelde Plaid Cymru Partisi Milletvekili Bethan Sayed Jenkins ve politikacı Ned Parrish birer konuşma yaptı.

    İlk konuşmayı yapan ev sahibi Profesör Sue Williams, bu tür panelleri daha fazla yaparak açlık grevindeki direnişçilerle dayanışacaklarını ve toplumsal duyarlılık yaratacaklarını ifade etti.

    Uluslararası toplumda yeterli duyarlılık olmadığının altını çizen Williams, Kürt halkına yapılan zulüm karşısında sessiz kalmanın bir insanlık ayıbı olduğunu söyledi.

    Açlık grevi vicdanlara çağrıdır

    Kürdistan Dayanışma Kampanyası (Kurdistan Solidarity Campaign) Eşbaşkanı Mark Campbell, Kürt halkının kaderinin aynı zamanda kendi kaderleri olduğunu ve faşizm büyüdüğünde nelerin olabileceğini iyi bildiklerini dile getirerek, şunları kaydetti: “Leyla Güven, İmam Şiş ve tüm açlık grevi direnişçilerinin çok basit ve net bir talebi var. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın haklarına saygı gösterilmesi ve kabul edilemez olan tecridin kaldırılmasıdır. Türk devletinin anti-demokratik yasasında bile her tutsağın aile ve avukat görüş hakkı ile birlikte haftalık telefon açma hakkı vardır. Türk devleti kendi yasalarını bile ihlal ederek, Sayın Öcalan’ı tüm haklarından yoksun bırakmıştır. Bu haksızlığa karşı durmak için Kürt olmaya gerek yoktur, bu haksızlığa karşı ses çıkarmak için vicdanlı bir insan olmak yeterlidir.

    Bu açlık grevi aynı zamanda hepimizin vicdanlarına bir çağrıdır. Kürt halkının kaderi bizim de kaderimizdir, çünkü faşizm büyüdüğünde neler olacağını biliyoruz. Bu yüzden görmezden gelemeyiz, sessiz kalamayız ve sorumluluklarımıza sahip çıkmalıyız.”

    Öcalan’a yönelik tecride son verin

    Plaid Cymru Milletvekili Bethan Sayed Jenkins yaptığı konuşmada kendisi ve partisinin Kürt halkı ve açlık grevi direnişçileriyle dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğini söyledi. Jenkins, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve serbest bırakılması için Türk devletine çağrı yaptı.

    Politikacı Ned Parrish ise yıllar önce yaptığı Amed merkezli Kürdistan ziyaretini ve gözlemlerini anlatarak, yıllar içerisinde Türk devletinin Kürt halkına dönük politikasının değişmediğini ifade etti.

    Panel, yapılan soru-cevap bölümünden sonra sona erdi.

  • İlham Ahmed’in Londra Temasları Devam Ediyor

    İlham Ahmed’in Londra Temasları Devam Ediyor

    Suriye Demokratik Meclisi-MSD Eşbaşkanrı İlham Ehmed, İngiltere Parlementosu Lordlar Kamarası’nda Öcalan’ın düşünceleri üzerine organize edilen konferansa katıldı. Ehmed konferansın yanısıra Londra’da bir dizi görüşme yaptı.

    Londra temasları çerçevesinde Ehmed, The Guardian gazetesini diplomasi editörü Patrick Wintour, Daily Telegraph gazetesi dış heberler servisi yöneticilerinden Roland Oliphant ile görüştü, yine BBC’nin dünya servisi ve Arapça bölümüne de özel reportaj verdi. MSD Eşbaşkanı İlham Ehmed İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in şeref başkanlığıni yaptığı düşünce kuruluşu Chatham Hausee’de yuvarlak masa toplantısına katıldı. Ehmed burda yaptığı konuşmadan sonra katılımcıların sorularını yanıtladı. Ehmed, Suriye’de siyasi sürecin dışında tutulduklarını ve anayasa komisyonunda dahil edilmediklerini hatırlatarak, bu yaklaşımlar sürdürüdüğü müddetçe kendilerinin de farklı alternatif arayışlarının süreceğini söyledi. Suriye’nin özerk bölgeler olarak yönetilmesini istediklerini söyleyen Ehmed, şöyle devam etti: “Mesela deniz kıyısında Arap Aleviler var. Yine gayri müslimler, müslümanlar ve Kürtler var. Orası özerk bir bölge olabilir. Kuzey ve Doğu Suriye ve Rojava da zaten özerk bir bölge düzeyine gelmiş. Suriye’yi dönüştürmek istedik, kendi bölgemizde rejim değişti. Eski rejimin yönetim tarzı bölgemizde yani kuzey ve doğu Suriye’de artık yok. Şam’daki rejimi de değiştirmek için uğraşıyoruz. Anayasa değişiklikleri ve seçimlerle bir değişim istiyoruz. Tüm Suriye’nin geleceğine dair bir çözümü tartıştık. Ancak sonuç çıkmadı. Burdan da söylüyoruz; Kuzey Suriye Özyönetim temsilcilerinin Cenevre görüşmeleri ve yeni anayasanın oluşturulmasında yer alması çok önemlidir.”

  • Tecrit acilen kaldırılmalı

    Tecrit acilen kaldırılmalı

    Türkiye ve Kürdistan’da bir dizi görüşme yapan Uluslararası Barış Delegasyonu: “Açlık grevinde bulunan insanların durumu tehlikeli bir noktaya ulaşmıştır. Daha fazla şiddet yaşanmadan ve kan dökülmeden Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin acilen son bulması gerekir.”

    Türkiye ve Kürdistan’da 11-16 Şubat tarihleri arasında bir dizi görüşme yapan Uluslararası Barış Delegasyonu, Türk devletini açlık grevleri için adım atmaya, uluslararası kamuoyunu da sessizliğini bozmaya çağırdı.

    Aralarında sendikacı, hukukçu, siyasetçi ve sanatçıların da bulunduğu Uluslararası Barış Delegasyonu; HDP’li yetkililer, süresiz dönüşümsüz açlık grevindeki HDP Milletvekili Leyla Güven, İnsan Hakları Derneği, Barış Anneleri, DTK, sendikalar, kadın örgütleri ve Asrın Hukuk Bürosu’nun da aralarında olduğu birçok çevreyle geçtiğimiz hafta görüşmede bulunmuştu. Heyet dönüşü sonrası ortak yazılı bir açıklama yaptı.

    Sessizliğinizi bozun

    İnsan hakları savunucusu Beverley Ann Keene, TSSA Sendikası Genel Başkanı Manuel Cortes, Sanatçı Maxine Peak, sendikacı hakları avukatı Paul Scholey, UNITE Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Tony Burke, İzlanda eski Adalet Bakanı Ögmundur Jonasson ve Connor Hayes imzalı “Abdullah Öcalan üzerindeki hukuksuz ve insanlık dışı tecrit acilen kaldırılmalı” çağrısı ile başlayan açıklamada, açlık grevlerinin çok riskli bir noktaya geldiği ve ölümlerin yaşanabileceği uyarısı yapıldı. Açıklamada devamla şunlar kaydedildi: “Kürt lider Abdullah Öcalan’ın tutsaklığının yirminci yılını, Leyla Güven’in açlık grevi direnişinin 100’üncü gününü geride bıraktık. Leyla Güven ve 330 açlık grevcinin durumları kritik aşamanın da ötesine geçmiş durumda. Türk devletinin kendi anayasasında belirtilen basit insani hakları bile uygulamaması çok ciddi bir insan hakları ihlalidir. Bu çerçevede uluslararası kamuoyunu yaşanan insan hakları ihlalleri karşısında sessizliğini kırmaya çağırıyoruz.”

    AP ve yetkili kurumlara çağrı

    Türkiye Adalet Bakanı’na 21 Ocak’ta görüşme talebini de içeren mektuba cevap verilmediği hatırlatılan açıklamada şunlara dikkat çekildi: “20 yıldır İmralı Cezaevi’nde tutulan Sayın Öcalan 2011 yılından bu yana avukatları ile görüştürülmüyor, 2015’ten bu yana ağırlaştırılmış bir tecrit durumu var. Sayın Öcalan ve yanındaki 3 tutsağa yönelik bu politika sadece Türk devletinin tarafı olduğu uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlali değil, aynı zamanda Türk devletinin kendi anayasasının da ihlalidir. Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda Avrupa Parlamentosu ve yetkili tüm kurumları görevlerini yapmaya çağırıyoruz.”

    Kendi yasalarına saygı göster

    Leyla Güven’i açlık grevinin 98’inci gününde ziyaret ettiklerini açıklayan eheyet üyeleri, Güven’in kendilerine, “yaptığı eylemin bir intihar olmadığını, aksine insanın onurlu bir yaşam sahibi olması için yaşam için sevgi eylemi olduğunu” ifade ettiği dile getirdildi.

    Açıklamanın sonunda şunlar ifade edildi: “Açlık grevinde olan Leyla Güven, Galler, Strasbourg, Hewlêr ve zindanlardaki 313 kişinin talepleri çok nettir; Türk devletinin kendi yasalarına saygı göstermesi ve uygulamasıdır. Biz aynı talebi görüştüğümüz tüm kurumlardan da duyduk. Öcalan Kürdistanlılar tarafından kabul edilen siyasi bir temsilcidir. Kürt sorununa barışçıl çözüm ve Ortadoğu’da devam eden savaş ve krize demokratik çözümü getirmek için büyük çaba sarf eden sayın Öcalan’dır. Açlık grevinde bulunan insanların durumu tehlikeli bir noktaya ulaşmıştır. Daha fazla şiddet yaşanmadan ve kan dökülmeden Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin acilen son bulması gerekir.”

    Yazılı açıklamada imzası bulunan heyet üyeleri;
    • Beverley Ann Keene – İnsan Hakları savunucusu, Dialogue 2000-Jubilee South, Arjantin
    • Manuel Cortes – TSSA sendikası genel başkanı, Birleşik Krallık, İrlanda
    • Maxine Peak – Sanatçı
    • Paul Scholey – Sendikacı hakları avukatı
    • Tony Burke – Unite sendikası genel başkan yardımcısı, Birleşik Krallık
    • Ögmundur Jónasson – İzlanda eski adalet bakanı
    • Connor Hayes – Felsefe öğrencisi

  • İmam Şiş: İddiam Hakikatin Militanı Olmaktır

    İmam Şiş: İddiam Hakikatin Militanı Olmaktır

    İmam Şiş, resmi kayıtlara göre ise adı İlhan olan Kürt genci, Galler’in Newport kentinde bulunan Kürt Toplum Merkezinde 17 Aralık 2018’den bu yana açlık grevi direnişinde.

    Birleşik Krallık’ı oluşturan dört ülkeden birisi olan Galler, Britanya adasının batısında bir yarımadadır. Özerk bir yapıya sahip olan Galler, şimdilerde Kürt toplumunun yoğun duyduğu bir isim. Nüfusu 200 bin civarında olan liman şehri Newport, bir Kürt gencinin tarihi direnişine tanıklık ediyor.

    Marion Wallace-Dunlop adlı kadın hakları savunucu olan sanatçı 1909 yılında Birleşik Krallık Parlamentosunun duvarına kadınların seçme ve seçilme hakkını destekleyen slogan yazdığı için cezaevine atılır. Londra’daki Holloway cezaevine girdiğinde ise durumu protesto etmek için açlık grevine başladığında doktor kendisine, “neyle besleneceksin?” diye sorar; Marion’ın cevabı tek kelimeliktir ve nettir: “Kararlılığımla!”

    Doğrularından ödün vermez

    Galler’de açlık grevi direnişini devam ettiren İmam ile sohbet ederken edindiğim en büyük izlenim, kendisinde gördüğüm kararlılıktı. Kendisini ziyarete gelen herkes ile birebir ilgilenip sohbet ediyor. Sohbetlerin temelinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri ve felsefesi var. İmam’ı birkaç yıldır tanırım, radikal çıkışları, inisiyatif geliştirmesi, doğrularından ödün vermeyen duruşu ve en önemlisi de kararlarını, yaşamını ve değerlendirmelerini sürekli Abdullah Öcalan’ın düşünceleri üzerinden temellendiren bir aktivist. Önderliğin tüm kitaplarını birkaç sefer okuduğu, konuşmalarında verdiği referanslardan anlaşılıyor. Müthiş bir hafızası var, tüm değerlendirmelerinde Kürt Halk Önderinden uzun alıntılar yapıyor sürekli.

    Türk devletinin Cizre’ye vahşice saldırdığı dönemdi. Bir akşam Londra’daki Haringey ana caddesinde bir kişinin oturma eylemi yaparak tüm caddeyi iki yönlü trafiğe kapattığı haberi gelmişti bana. Bu tek kişilik eylem hakkında bilgi almak için Haringey’deki dernekte bulunan arkadaşlardan birisini aradım, eylemi kimin yaptığını sordum; “İmam” cevabını alınca hangi İmam olduğunu sordum, karşıdaki ses, “Yaw bizim Galler’deki ‘deli İmam’” demişti. İmam ile yaptığımız sohbette bu konu tekrar gündeme gelince, “ben hakikatin delisiyim” diyerek gülüyor.

    İmam Şiş

    Elbistan’dan Galler’e yolculuk

    Nasıl “hakikatin delisi” olunur noktasına gelmeden önce İmam’ı biraz tanımak için sözü kendisine bırakalım. Kimdir İmam Şiş? Elbistan’dan İngiltere’ye uzanan yolculuğunu, ve direnişinin amacını kendisinden dinledik.

    “16 Mart 1987 tarihinde Maraş’ın Elbistan ilçesinde doğdum. Üç çocuklu Kürt-Alevi bir ailenin ortanca çocuğuyum. Babam emekçi, çoğunlukla Arap ülkelerine gider, kaynak işi ile uğraşırdı. 1999 yılında, Elbistan’da solcular ile faşistler arasında bir kavga yaşanmıştı, bir provokasyonun sonucuydu. Kavgada faşist gruptan bir öğrenci ölmüştü. İlgisi olmadığı halde olay bir kuzenimin üzerine kaldı. Bu süreçte bizim ailemiz hedef gösterildi. Bu yüzden Balıkesir’e göç etmek zorunda kaldık.

    Balıkesir’de devam eden öğrencilik dönemimde büyük bir dışlama, kabul edilmeme ile karşı karşıya kaldım. Aramızda bir yıl yaş farkı olan abim Mehmet ile aynı yılda liseye başladık. Abim süper lisedeydi, ben ise düz lisedeydim. Aynı binada ama ayrı bölümlerdi.

    Lise yıllarında abim bir grup Ağrılı inşaat işçisi ile tanışmıştı. Okulun bir bölümünün inşaatında çalışıyorlardı. Onların aracılığıyla üniversiteye giden Kürt öğrencilerle tanıştık. PKK hareketini, Kürdistan tarihini daha fazla tanıma fırsatım oldu.

    Okulun bir duvarına Kürdistan yazılmıştı, kimin yazdığını da bilmiyorum. Ama abimin ismini vermişlerdi müdüriyete. Türkiye’deki okullarda her gün iki farklı öğrenci nöbetçi olur okulda. O gün de şansıma ben nöbetçiydim. Müdür bana gidip Mehmet Şiş’i yani abimi getirmemi istemişti. Ben de gidip abimi alıp müdürün odasına götürmüştüm. Çok zoruma gitmişti. Hiç unutamıyorum.

    Lise son yıllarında, birçok olaya benim ve abimin de ismi karıştı, faşist öğrencilerle bazı kavgalar yaşandı. Çok göze batmıştık, dikkat çekmiştik. Bizi hedef aldılar. Abim Balıkesir Üniversitesi Edebiyat bölümünü kazandı. Ben ise üniversiteye yerleşememiştim. Hem politik hem de ailenin ekonomik koşullarından kaynaklı İngiltere gelişim gündeme geldi. Ve 2005 yılında önce Kıbrıs’a, oradan da İngiltere’ye geldim.

    Gerilla saflarında bir Abi

    Ben İngiltere’ye geldikten bir yıl sonra yani 2006’da abim PKK saflarına katıldı. Abim, o yıl ‘Amed Newroz’una gidiyorum’ demişti bana. Güvenli bir yere ulaştıktan sonra bana katılım yaptığını yazmıştı ve en son veda mesajında şunları yazmıştı bana:

    Hayatın içinde,

    Herhangi bir yerde

    Ve herhangi bir zamanda

    Mutlu etmek istersen beni, gülümse!

    Umutlarını avucunun içinde birleştir,

    Sonsuza dek gülümse!

    Abimin katılımı beni çok etkiledi. İşten fırsat buldukça daha fazla okumaya başladım, PKK’yi, Kürdistan tarihini. Benim politik hayatım açısından bir dönüm noktasıydı. O zamanlar Rojaciwan sitesi vardı, sürekli onu takip ederdim. Kürdistan’daki mücadele bende de büyük bir heyecan yaratmıştı. Rohat Nurhak arkadaş (abisi Mehmet Şiş), Mayıs 2017’de Dersim’de çıkan bir çatışmada şehit düştü.

    İmam Şiş 17 ARalık 2018 tarihinden bu yana açlık grevinde

    İngiltere, emek sömürüsü ve kölelik

    Ülkeye geldiğimin ikinci günü bir amcamın kebapçı dükkanında çalışmaya başlamıştım. Haftanın 7 günü, günde 12 saatten fazla çalışıyordum. Çok bilincinde değildim o zaman, ama şimdi bakıyorum da ne büyük bir emek sömürüsü olduğunu görüyorum. Çok uzun saatler ve haftanın her günü çalışıyorsun ve asgari ücretin çok altında bir maaş alıyorsun. Gerçekten bir nevi kölelikti aslında.

    Bununla birlikte aile ilişkileri… Ailevi sorumluluklar zorunluluk boyutuna geldiği zaman o da kölelik haline gelir. Bu feodal dar aile ilişkileri bireyin özgürlüğünü kısıtlayan ilişkilerdir. Uzun süre bunun üzerine yoğunlaştım, bazı boyutlarıyla bununla mücadele ettim. Sorguladım.

    Gençlik çalışmalarına katıldı

    2011 yılında Londra’daki gençlik çalışmalarına dahil oldum. Bu süreçte kendi üzerime daha fazla yoğunlaştım, özellikle bireysel eğitimime. Kısa bir süre sonra, Avrupa genelinde Komelen Ciwan çalışmalarına dahil oldum. Ancak Avrupa çalışmalarında biraz zorlandım. Düşündüğüm gibi gitmedi. Sistemdeki alışkanlıklar terk edilmemiş, onlarla mücadele etmek zorladı. Güç getiremedim yaşanan geriliklere, sistemden kaynaklı alışkanlıklara. O yüzden yaşanan sorunlara tepkisel çıkışlarım oldu. 7-8 ay sürdü bu süreç, sonra tekrar İngiltere’ye döndüm. Anlam veremiyordum, daha iddialı ve kararlıydım katılımda. Ama Avrupa’daki gençlik yapısında çok beklediğim bir düzey yoktu. O dönem bazı değerli arkadaşların haklı eleştirilerine anlam veremedim. Kendimi tam anlamama, yetersizliklerime güç getirememe, irade olamama gibi sorunlar.

    Her gün biraz daha derinleşen sorgulama

    İngiltere’ye döndükten sonra tekrardan kebap dünyasına geri dönmüş ve çalışmaya başlamıştım. Çok hantal hissediyordum kendimi. Aşırı kiloluydum bir de. Spor yapmaya başladım. Hem fiziksel, hem de ruhsal fazlalıklarımdan kurtulmaya başladım. Beni gerileten, gereksiz yük olan zihniyet sorunlarımdan kendimi arındırdım. Çok okudum o dönem. Avrupa’dayken Önderliğin savunmalarının birkaçını okumuştum zaten, kapitalist uygarlık ve özgürlüğün sosyolojisini de bu süreçte okudum. Önderliği okudukça yaşamı sorgulamam, sorularım daha da artıyordu, sorgulamam büyüdükçe de Önderliği daha fazla okuma, anlama ihtiyacı hissediyordum.

    Kobanê sürecinde yeniden aktif çalışmalara katıldım. Çözüm sürecinin de bitmesinden sonra tehlikeli ve zor günlerin geleceğini öngörebiliyordum. Önderliğin görüşme notlarını yakından takip ediyordum. Yeni sürece hazırlanmam gerektiğini hissediyordum. Haftanın yarısı çalışıyordum, diğer yarısında da örgütsel çalışma yürütüyordum.

    İmam Şiş-Newport-Galler

    Deryayı besleyen şelale

    ‘Önderlik ne değiştiriyor insanda?’ Bir arkadaşın bir çözümlemesi vardı, ben de biraz da ileriye götürerek şöyle yorumluyorum: Bütün bu evrensel varoluşu bir derya sayarsak, Önderlik bu deryayı besleyen anlam şelalesi gibidir, o deryayı sürekli besleyen. Sürekli bir akış var, Önderlik bir akış halidir aslında. Kendisi de belirtiyor; ‘Hakikat hareket halindeki anlamlı yaşamdır’ diyor. Önderliğin yaşamına baktığınızda bunu görürsünüz, durağan bir yaşam değildir. Sürekli hareket halindedir. Bu zor İmralı sürecine baktığınızda bile bunu çok net olarak görebiliyorsunuz.

    Önderliğin hayatında ailesel ilişkiler, mal mülk yoktur. Tüm yaşamını bir halkın özgürlüğü için seferber etmiş, bunun için harcamış. Çok anlamlı bir yaşam. Bunu kavradığınız zaman, insanda sadece saygı uyandırmıyor, söylediklerini daha çok bilince çıkartma gelişiyor. Daha fazla Önderliği hissediyorsun.

    Hem yol hem yoldaş

    Yaşanan komplo sürecinde, yetersiz yoldaşlıktan bahsediyor Önderlik. Dilzar Dilok arkadaş şöyle söylemişti: ‘Önderlik hem yoldur, hem de yoldaştır.’ Evet Önderlik hem yoldur, kişiliği, iradesi, direnci, kararlığı ile herkesin kendine örnek alması ayrı bir şey ama aynı zamanda Önderlik yarattığı yolda da yürüyen, onu yaşayan bir liderdir. Ona yoldaş olma iddiasında olan birisi de onu daha fazla anlaması lazım, daha fazla güç vermesi lazım. Ona yük olmaktan ziyade güç vermesi gerekiyor. Bu sürece böyle yaklaştım.

    Neden Galler’i tercih etti?

    Bugün kapitalizm en çok kentlerde vücut bulmuş, kök salmış. Kentlerde sınıflaşma var, en çok emek sömürüsünün olduğu kentlerde var. Bireyselleşme, küçük burjuvazinin getirdiği moderniteye kayma, konformizme kayma, bu gibi özellikler daha çok kentlerde yaşanıyor. Ben bunların hiçbirini kabul etmedim, Önderliği okuduktan sonra. O yüzden Londra gibi bir kentte yaşamayı kabul etmedim. Newport gibi yerler biraz daha kendisini korumuş bazı yönleriyle. O yüzden buralarda kalmayı tercih ettim. Yurtseverlik özellikleri biraz daha güçlüydü.

    Önderlik şunu diyor: ‘Bizim felsefemiz, bir atın gözündeki anlamı sezmekten tutalım, bir kuşun sesindeki anlamı çözmeye kadar, yaşamı bir bütün olarak algılar. Yaşlı bilgeye büyük saygıdan tutalım da, ceylan kadar ürkek bir genç kızın gözündeki arayışa yanıt olmaya kadar anlamla yüklüdür.’ Mesela bu söz bile kendisi dışında her canlıya bir anlam yükleyen bir felsefedir. Galler’de kalmamın bir nedeni de bu yaklaşımdan kaynaklıdır. Doğasından kaynaklıdır.

    Hakikatin Delisi

    Çalışmalara çok ciddi yaklaştık, Önderlik felsefesi çerçevesinde yaklaştım. Olmaz denilen şeyleri yaptık, ölçüleri dayattık, bunlarda ısrarcı olduk. Bu nedenle Dogmatik olmakla suçlandık. Bu yüzden zaman zaman DELİ gibi kulplar da takıldı bize. Deli deyince aklıma şey geldi: ‘Nasrullah Kuran var, Önderliğin sekretaryasında. Demokratik Modernite’de bir yazısı vardı; ‘Öcalan ve Spinoza’da hakikat sorunsalı‘ diye; ‘Platon’un Devlet kitabında geçen mağara metaforu var: Bir grup insan doğar doğmaz zincirlenerek bir mağaraya konulur. Gardiyanlar, bir gölge oyununda olduğu gibi, ateşin önünde hayvan şekillerini geçirirken, gölgeler önlerindeki duvara düşer. Mahkumlar duvardaki tahtadan oyma hayvan şekillerinin gölgelerini seyreder. Ne var ki mahkumlar tutsak olduklarını bilmezler ve kendilerince tecrübe edilen dışında herhangi bir gerçekliğin var olduğundan kuşkulanmazlar bile. Bir gün, mahkumlardan biri azad edilir, dışarı çıkar ve orada, güneşi, doğayı, hayvanları gerçek haliyle görür. Bencil bir şekilde dış dünyada kalmaktansa, esaret içinde yaşadıklarını mağarada kalan arkadaşlarına anlatmak için mağaraya geri döner, arkadaşları onun delirdiğine inanarak alayla karşılık verir. Özgürlüğün bencilce keyfini çıkarmak yerine arkadaşlarını hakikat konusunda aydınlatma görevini yükümlenen tutsak, bu sefer sadece sistemin tutsağı olmayacak, arkadaşları için de bir delidir artık o. Burada soru şudur; bu adam buna katlanabilecek midir? Hakikatin delisi olma cüretini gösterdiği ve kendini çoğaltabildiği sürece evet’ diye anlatıyor.

    Anladıkça reddetti ve eyleme geçti

    Mesela benim Haringey ana caddesinde bir yağmurlu akşamda yaptığım tek kişilik yol kapatma eylemi var. Yine Efrîn sürecinde de buna benzer bir şey oldu. Cardiff’te silah fuarı vardı, Türkiye’ye silah satışını protesto etmek için eylem çağrısı yaptım arkadaşlara. Ama bizim meclis yapımız katılmadı, birkaç İngiliz anarşist arkadaş ile gittik eylemi yaptık. Polisler tarafından gözaltına alındık. Tüm yargılama sürecinde siyasi savunma yaptım, eylemimi savundum. Avukatım mahkeme sürecinde ceza alma riskinin yüksek olduğunu ve verdiğim ifademi geri almamı istedi. Tabi ben kabul etmedim yine ve mahkemede derli toplu politik bir savunma yaptım. Her duruşmaya Önderliğin resminin üzerinde olduğu tişörtle çıktım. Avukatım bunu da engellemeye ve aleyhime olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama hiç geri adım atmadım. Ve hakim bizi suçlu bulmadı, mahkeme bizim lehimize sonuçlandı. Bu yönlü sürekli inisiyatif geliştirebilen bir yapım vardı. İddiam hakikatin delisi olmaktan, hakikatin militanı olmaya evrilmektir.

    Önderliği okudukça, kapitalizmi, sistemi anladıkça daha fazla anlam arayışı gelişiyor. Önderlik bu konuda, ’Anlam arayışın yaşamın sürmesini sağlayan sürükleyici gayedir’ diyor. Bu çok önemli. Tabi bu anlam arayışı devam ettikçe, Önderliği daha fazla anlama ihtiyacı, anladıkça da mevcut istemi kabullenmeme, red etme, karşı çıkma, tepkilenme daha fazla gelişiyor. Ve bu da eyleme geçmeyi sağlıyor.

    Anlamlı bir yaşamın sahibi miyiz?

    Önderlik son savunmasında, İmralı yaşamını anlatıyor. Diyor ki, ‘İster ana karnında olsun, ister içeride, ister dışarıda, insan yaşamı özgür, eşit ve demokratik olduğu sürece anlamlıdır. Onun dışındaki tüm yaşam türleri sakattır, hastalıklıdır.’ Tabi bu söz, bizi bu soruyu sormaya zorluyor: ‘Biz Kürtler olarak böyle bir yaşamın sahibi miyiz?’ Hem tarihte hem de günümüzde Kürt halkının durumu ortada. İnkar, imha, saldırı, katliam, işgal, sürgün, göçertme…

    Bu durum bir Kürdü rahatsız etmiyorsa, burada vicdansızlıktan çok bir ahlak sorunu vardır. Ahlak sorunundan kastım şudur; sistem içleşme, Kürt kimliğini ikinci plana atma, başkalaşma, soykırım politikalarına teslim olma, özüne yabancılaşma vb.

    Hiçbir şey olmamış gibi yaşayamazdım

    Rojava’da katliam tehditleri var, kuzeyde çok ciddi saldırılar var, en ufak kazanıma tahammülsüzlük var, siyasi ve kültürel soykırım sürekli devam ediyor. Leyla Heval tarihi bir direniş başlatmış. Şimdi bunların hepsi yaşanırken, hiçbir şey olmuyormuş gibi yaklaşamazdım. Rutin hayatıma devam edemezdim, süreç daha büyük fedakarlık istiyordu, bu şekilde bu tarihi direniş sürecinde yerimi almak istedim, bu şekilde eylemi başlattım. Hiç bir kaygıya kapılmadan çok net ve kararlı bir şekilde eylemi başlattım.

    Tecride alışmayacağız! Esas tehlike alışmaktır! Ne alışacağız, ne normal bir şeymiş gibi göreceğiz, ne de kabul edeceğiz! Ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz, irademizin, gücümüzün sınırlarını biliyoruz!