Category: slıder

  • Şehit Düşen İngiliz Devrimciler İçin Kitlesel Karşılama Töreni

    Şehit Düşen İngiliz Devrimciler İçin Kitlesel Karşılama Töreni

    YPG saflarında DAİŞ’e karşı savaşırken Rakka’da yaşamlarını yitiren İngiliz enternasyonalist savaşçılar Jac Holmes ve Oliver Hall’un naaşları salı günü Londra’ya geliyor. Britanya Kürt Halk Meclisi her iki devrimcinin kitlesel olarak karşılanması için törene katılım çağrısı yaptı.

     

    Rakka’da mayın temizleme çalışması sırasında 25 Kasım’da yaşamını yitiren Oliver Hall (Canşer Zagros) ile 23 Ekim’de yine Rakka’da yaşamını yitiren Jac Holmes’un (Şoreş Amanos) naaşları salı günü Londra Heathrow havalimanına varacak. Britanya Kürt Halk Meclisi her iki devrimci için yapılacak karşılama törenine katılım çağrısı yaptı.

    Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan çağrıda, ‘‘Britanya’dan gidip, Kürt halkıyla omuz omuza günümüzün en büyük barbarlarına karşı savaşırken Rakka’da şehit düşen Jac Holmes (Şoreş Amanos) ve Oliver Hall (Canşer Zagros) naaşları evlerine dönüyor. Bu iki enternasyonalist kahramanı onlara layık bir şekilde karşılamak için tüm halkımızı Heathrow havalimanına davet ediyoruz.’’ denildi.

    Karşılama 9 Ocak 2017 Salı günü Saat: 15:00’te Heathrow havalimanında bulunan Royal Jordanian kargo bölümü önünde gerçekleşecek.

    Adres: UK/LHR ROYAL JOURDANİAN BLDG 550 B Shoreham Road East TW6 3UA Hounhlow Middlesex

    Oliver Hall (Canşer Zagros), Jac Holmes (Şoreş Amanos),Mehmet Aksoy (Firaz Dağ),  Luke Rutter (Soro Zinar), Ryan Lock (Berxwedan Givara), Dean Carl Evans (Givara Rojava), Konstandinos Erik Scurfield (Heval Kemal).

     

  • Londra Mehmet’ini Uğurlamaya Hazırlanıyor

    Londra Mehmet’ini Uğurlamaya Hazırlanıyor

    Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitiren Mehmet Aksoy (Firaz Dağ) 10 Kasım Cuma günü yapılacak törenden sonra Karl Marx’ın bulunduğu mezarlığa defnedilecek.

     

     

    Halk Savunma Birlikleri (YPG) basın biriminde görev yapan, gazeteci Mehmet Aksoy, 26 Eylül’de Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitirmişti. Aksoy’un naaşı 25 Ekim’de Londra’ya ulaşmış ve Heathrow havalimanında yüzlerce kişi tarafından karşılanmıştı. 10 Kasım Cuma günü Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde yapılacak törenden sonra Highgate Mezarlığında toprağa verilecek.

    Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada İngiltere’de yaşayan Kürdistanlı ve dostlarına törene katılım çağrısı yapılırken, Mehmet Aksoy’un mücadelesini yaşatma sözü verdi; ‘‘Uğruna yaşamını feda ettiği özgür ve eşit dünya umudunu mücadelemizde yaşatma sözü veriyoruz.’’

    Tören:

    10 Kasım 2017-Cuma

    Saat: 09:30

    Yer: Kurdish Community Centre

    11 Portland Gardens

    Harringay-London

    N4 1HU

    KCC’de yapılacak merasimden sonra saat 11:30’da toplu olarak yürüyüş halinde Highgate Mezarlığına (Swain’s Ln, Highgate, London N6 6PJ) hareket edilecektir. Highgate Mezarlığında defnedilecek Aksoy bundan sonra sonsuza dek Karl Marks’ın komşusu olarak kalacak.

    Mehmet Aksoy

    MEHMET AKSOY kimdir?

    Malatya’dan İstanbul’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Aksoy dört yaşına kadar İstanbul’da yaşamıştır. 1989 yılının Ocak ayında Aksoy, daha dört yaşındayken ailesi ekonomik ve politik nedenlerden kaynaklı İngiltere’ye göç etmiştir. Emekçi bir ailenin çocuğu olarak Londra’da yaşamaya başlayan Aksoy, ilkokul, kolej ve üniversite eğitimini Londra’da tamamladı.

    Londra’da bulunan Queen Mary üniversitesinde sinema bölümünü tamamladıktan sonra Goldsmiths Üniversitesinde yine sinema üzerine Master yaptı. Master tezi olarak yönetmenliğini yaptığı Panfilo adlı kısa film katıldığı uluslararası bir çok festivalde çok sayıda ödül aldı.

    Erken gençlik yaşlarında kimlik arayışına giren Aksoy, Kürt Özgürlük Hareketini yakından takip etmeye başlamış ve Kürt tarihi üzerine yoğunlaşmaya başlamıştı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kitaplarını okudukça Demokratik, Ekolojik ve Cinsiyet Özgürlükçü Toplum paradigmasının güçlü bir savunucusu ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin aktif bir neferi olmaya başlamıştı.

    Londra’da çalışma yürüten Kürt Kurumlarında gençlik çalışmalarında yer almaya başlayan Aksoy, zamanla yönetim başta olmak üzere farklı kademelerde aktif görevler almaya başladı. Kürt Toplum Merkezi, Halkevi ve Heyva Sor gibi kurumların yanı sıra uzun yıllar Londra Kürt Film Festivalinde farklı düzeylerde görevler üstlendi.

    Edebiyata yoğun ilgi duyan Aksoy’un çok sayıda şiir, öykü ve film senaryosu bulunuyor. Çektiği kısa film ve belgesellerin yanında birkaç uzun metrajlı filmde oyunculuk yaptı.

    Rojava devrimi ile beraber politik çalışmalarına daha fazla zaman ayıran Aksoy, Birleşik Krallık’ta diplomasi çalışmaları yürütmeye başladı. İngilizce olarak Kürtlerle ilgili haber ve analizler yayınlayan Kurdish Question adlı web portalının kurucusu ve editörü olan Aksoy, çok sayıda panel ve konferansa konuşmacı olarak katılmış ve Kürt mücadelesi ile ilgili sunumlar yapmıştır.

    Daiş çetelerinin Kobane’ye yönelik saldırısı ile beraber tüm sosyal ve ailevi yaşamına ara veren Aksoy gece gündüz aralıksız bir şekilde eylem ve pratik içerisinde yer almıştır. O süreçte Kobane’ye geçemediği için karşı tarafta bulunan Suruç ilçesinde bir süre kalmış ve burada iki tane belgesel çalışması yapmıştır.

    Kom News ve The Region adlı web portallarının kuruluşunda yer alan Aksoy, bu çalışmalar için bir süre Almanya’nın Köln kentinde yaşamaya başlamıştır.

    Türk devletinin Rojava’ya dönük saldırılarında hedef aldığı YPG Basın merkezinde bir çok basın çalışanının yaşamını yitirmesinden sonra Rojava’ya gitmeye karar veren Aksoy, hazırlıklarını tamamladıktan sonra Haziran 2017’de Güney Kürdistan üzerinden Rojava’ya geçti. Varır varmaz YPG Basın Biriminde çalışmaya başlayan Aksoy bir süre sonra Daiş’in kalbi sayılan Rakka hamlesini yakından takip etmek ve oradaki direnişi dünyaya anlatmak için Rakka’da görev yapmaya başladı.

    26 Eylül Salı günü sabah saatlerinde Rakka’da bulunan YPG basın merkezi binası önünde Daiş çetelerinin saldırısında yaşamını yitiren Aksoy’un naaşı 25 Ekim’de Londra’ya getirildi. Şehadetinin ilk haftasında Kürt Toplum Merkezinde taziyeleri kabul eden Aksoy ailesini binlerce kişi ziyaret etti.

    Şehadetinden 10 gün önce 16 Eylül 2017 tarihinde Hüseyin Çelebi şiir ve edebiyat etkinliğine İngilizce bir öykü gönderen Aksoy, beraberinde gönderdiği biyografisinde kısaca kendisini şöyle tanımlamıştı;

    ‘‘İstanbul’da Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Memed Aksoy, siyasi ve ekonomik nedenlerle dolayı dört yaşındayken ailesiyle birlikte Londra’ya göç etmek zorunda kaldı. Goldsmiths Üniversitesi’nde sinema üzerine Master yapan Aksoy, aynı zamanda yaratıcı yazarlık ve edebiyat dersleri aldı. Gençliğinden beri anti-kapitalist mücadele içinde bulunan aktivist aynı zamanda Kürt hakları savunucusudur. Kısa filmleri ve hikayeleri bulunan Aksoy, bir şiir koleksiyonunu Türkçe’den İngilizce’ye tercüme etmiştir. Şu anda Rojava Kürdistanı-Kuzey Suriye’de gerçekleşen devrime katkıda bulunmak için orada yaşıyor.’’

    Aksoy’un Hüseyin Çelebi Şiir ve Edebiyat etkinliğine gönderdiği öykü İngilizce öykü bölümünde birincilik ödülüne layık görüldü.

     

  • Londra Silah Fuarı Protesto Edilecek

    Londra Silah Fuarı Protesto Edilecek

    Başkent Londra’da düzenlenecek olan uluslararası silah satış fuarı protesto edilecek. Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumlar tarafından yapılan açıklamada Türkiye gibi ülkelerin bu fuarda silah satıp satın alacağını ve alınacak bu silahların sivillere yönelik kullanılacağını ifade edilerek, yapılacak protestoya güçlü katılım çağrısı yapıldı.

     

     

    Dünyanın en büyük silah fuarı olarak kabul edilen Defence and Security Equipment International –DSEI (Uluslararası Savunma ve Güvenlik Malzemeleri fuarı) bu yıl Eylül ayında Londra Docklands’daki Excel Centre binasında yapılacak.

    Kürdistan ile Dayanışma Kampanyası’nın (Kurdistan Solidarity Campaign) öncülük ettiği eyleme, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer ve Gik-Der gibi çok sayıda kurum destek veriyor. 10 Eylül Pazar günü saat 13:00’te gerçekleştirilecek eylemde Türkiye’ye silah satışının durdurulması çağrısı yapılacak.

    Britanya en büyük silah tedarikçisi

    Kurdistan Solidarity Campaign tarafından yapılan açıklamada son iki sene içerisinde binlerce Kürdün Türk devleti tarafından katledildiği ve Britanya’nın tüm insan hakları ihlallerine rağmen Türkiye’nin en büyük silah tedarikçisi olduğu belirtildi.

    Londra Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada ise Kürt halkı üzerinde kullanılan silahların bu fuara katılan uluslararası silah şirketleri tarafından karşılandığını ifade edilerek eyleme güçlü katılım çağrısı yaptı.

    ‘‘Bu şirketler bu silahları bu yıl Londra’da gerçekleştirecek Silah fuarında sergileyecek. Dolayısıyla yeni silah antlaşmalarını durdurmak için İngiltere çapında büyük bir protesto eylemi gerçekleşecek. Türkiye’nin Kürt halkı üzerindeki katliamlarını kınamak, İngiltere’nin Türkiye’ye silah satışını kınamak, Rojava devrimini sahiplenmek ve Önderliğin özgürlüğü için tüm duyarlı herkesi yapılacak olan büyük eyleme güçlü katılmaya çağırıyoruz.’’

    Londra’da çalışmalarını yürüten Day-Mer, Gik-Der, HDK, YÇKM ve Tohum Kültür Merkezi de birer açıklama yaparak eyleme katılım çağrısı yaptılar.

    Protesto eylemi detayları:

    Tarih: 10 Eylül Pazar Saat 13:00-18:00 arası

    Yer: ExCeL London One Western Gateway, Royal Victoria Dock, E16 1XL London En yakın tren istasyonu: Canning Town

    Toplu gidiş: Saat 12:00 Halkevi 31-33 Dalston Ln, London E8 3DF

     

  • Kürdistan’daki Savaş Londra’da Başlıyor

    Kürdistan’daki Savaş Londra’da Başlıyor

    “Düşen her bomba, ‘terörle mücadele’ adına atılan her merminin bir yerde üretilmesi gerekiyor. Ve her nerede olursa olsun, bu üretime karşı koyulabilir. “- Kampanya grubu Smash EDO

    Sara Woods – Shoal Collective*

     

     

     

    Türkiye, Eylül ayında Londra’da silah satın alacak ve satacak 

    Londra Docklands’daki Excel Merkezi, iki yılda bir, hava, kara, deniz ve siber alan için askeri ve gözetim ekipmanı ve teknolojisini sergileyen dünyanın en büyük silah fuarına ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın en baskıcı rejimlerinin çoğu, en nihayetinde yüz binlerce cana mal olan anlaşmalar yapmak için oraya gitmekteler.

    Protestocularca “tehlikeli” olarak bilinen DSEI (Defence & Security Equipment International/ Uluslararası Savunma & Güvenlik Ekipmanı), son olarak Eylül 2015’te gerçekleşti ve keskin nişancı tüfekleri, füzeler ve tanklardan savaş uçakları, helikoptere ve eylemlere müdahale ekipmanları ve gözetleme teknolojisine kadar 40 farklı ülkeden 1,500 silah satıcısını bir araya getirdi.

    Bir sonraki DSEI bu yıl 12-15 Eylül’de olacak. Etkinliğin resmi web sitesinde sizi, “Savunma Bakanları, Uluslararası Askeri ve Silahlı Kuvvetler, kilit sektör oyuncuları ve özel sektör şirketleri dahil olmak üzere 34,000 kişilik hedef kitleyle ilişkiler geliştirmek üzere DSEI 2017’ye katılmaya” davet eder. Bu elbette ki en azından 2003’ten bu yana DSEI’ye, fakat muhtemelen ilk etkinlikten beri, bir heyet gönderen Türkiye’den büyük bir grubu da içermektedir.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olan Roketsan, Lockheed Martin ile DSEI 2015’te bir sözleşme imzaladı [Defence News] 

    Kürdistan’da siviller Cizre gibi şehirlerde katlediliyorken Türkiye, o yılın Eylül ayında gerçekleşen DSEI 2015’in tek “uluslararası ortağıydı”. Etkinlik sırasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olan silah üreticisi Roketsan, Amerika Birleşik Devletleri silahlı kuvvetleri için yeni bir F-35 savaş uçağı füzesi geliştirmek için dünyanın en büyük silah şirketi Lockheed Martin ile bir sözleşme imzaladı. O tarihten itibaren, Türkiye yeni nesil savaş uçakları geliştirmek için BAE Systems ile ortaklığa girdi. Türk silah şirketi Nurol da, havacılık programında dünyanın üçüncü büyük silah şirketi BAE Systems ile ortaklığa girdi. DSEI 2015’teki “başarısından” sonra, Türkiye 2017 yılı için etkinlikteki silah sergisi alanının 200 metrekareye genişletilmesini istedi.

    İngiltere ve diğer Batılı ülkeler Türkiye’ye ve diğer otoriter rejimlere silah satmaya her zaman hazırdırlar. Özelleştirilen bir etkinlik olmadan önce DSEI’nin öncüsü, hükümete ait İngiliz Ordu Ekipmanları Fuarı’ydı. Saddam Hüseyin rejimi İran ile yürüttüğü savaşın altıncı yılındayken, Halepçe’de kimyasal silahlarla binlerce Kürdü katletmeden iki yıl önce İngiliz hükümetinin daveti üzerine bu etkinliğe katılmıştı.

    Theresa May, Ocak 2017’deki bir devlet ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 100 milyon sterlinlik savaş uçağı geliştirme anlaşmasını imzaladı.

    Ocak 2017’de, İngiliz hükümetinin, Türkiye’nin tam bir diktatörlüğe sürüklendiği bir dönemde, 100 milyon sterlinlik savaş uçağını Türkiye’ye sattığı yaygın bir şekilde haberleştirildi. İngiliz savunma devi BAE Systems, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI) ile 100 milyon sterlinlik anlaşma imzaladı, ancak bu esasen hükümetler arası bir anlaşma olacak. Savaş jetleri, BAE’nin uzmanlığıyla tasarlanacak, ancak Türk topraklarında üretilecek.

    Theresa May ve Recep Erdoğan

    BAE, bu anlaşma için Airbus ve Saab ile rekabet halindeydi ve Türkiye, tüm kaynak kodlarına, yazılım ve iletişim sistemlerine erişimin yanı sıra doğrudan proje üzerinde çalışan Türk mühendis ve bilim adamlarına sahip olmak gibi tam teknoloji transferi konusunda ısrar etmek için rekabet ortamını kaldıraç olarak kullanıyor. Bu, Türkiye’nin gelecekte teknolojiyi özerk bir biçimde geliştirmesini sağlayacaktır.

    14 Temmuz’da Türkiye, İtalya ve Fransa ile füze geliştirme konusunda bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, anlaşmayı NATO ittifakı içinde Türkiye için en somut gelişmelerinden biri olarak nitelendiren Savunma Bakanı Fikri Işık tarafından duyuruldu. Türk ajansları, deniz ve uzay füzelerinin askeri üretimi için bir İtalyan ve Fransız konsorsiyumu olan Eurosam ile füze sistemleri üretmek için çalışacaklar. % 66’sı MBDA’ya aittir (% 33 Fransa -% 33 İtalya) ve diğer % 33’ü ise Thales grubuna aittir. Bu yıl, Türkiye’ye askeri ihraç için başvuran 69 şirket, BAE Systems dahil olmak üzere DSEI Silah Fuarı’na katılacak; Lockheed Martin; MBDA; Thales, Türkiye’ye zeki bombalar satan General Dynamics ve “Türkiye’nin savunma yetenekleri ve programlarına çeşitli katkıda bulundukları” konusunda övünen Northrop Grumman da katılacak. İngiliz askeri teçhizat için ihraç lisanslarının Temmuz 2013’ten Haziran 2016’ya kadar olan bilinen değeri 466 milyon TL idi.

    Bir itibar oluşturma

    Türkiye sadece DSEI’de silah satın almakla kalmıyor aynı zamanda bir silah satıcısı olarak da itibarını artırmak istiyor. ABD’nin 1974’teki Kuzey Kıbrıs işgalinden sonra silah ambargosu uygulaması gibi, Türkiye’nin hakimiyet kurma planları birçok kez hayal kırıklığına uğradı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, amacının “2023 yılına kadar savunma sanayimizin dışa bağımlılığını tamamen yok etmek” olduğunu söyledi. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye’nin silah ithalatı yerine giderek silah ihracına daha fazla güvenmesi gerekecektir. Erdoğan, Türkiye’nin 100’üncü doğum günü olan 2023’e kadar yıllık 25 milyar dolarlık ihracat hedefliyor.

    Bunun ne kadar ilerleyeceği, bazı tartışmalara konu olmaktadır, istatistikler raporlarda çılgınca değişmekte ve Türk medyasında sahte haberler yayılmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye şimdi dünyanın önde gelen askeri şirketlerinden bazılarıyla ortaklaşa kendi uçaklarını, gemilerini, tanklarını ve şimdi silahlı uçağı üretiyor.

    Ocak 2015’te Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Artık kendi savunma sanayii ile başkalarına boyun eğmeyecek bir Türkiye var. Bu yeni Türkiye’dir. ”

    “Biz Batı’daki birçoğundan daha iyi ürün üretiyoruz” diye övünen Türkiye’nin en büyük savunma şirketi Aselsan Genel Müdürü Faik Eken, “Biz daha ucuzuz … Teknolojiyi paylaşmaya hazırız. Türk savunma sanayii Batı’ya geçerli bir alternatif olabilir “dedi.

    DSEI 2017’deki Türk şirketleri

    DSEI 2017’ye en az altı Türk silah şirketi katılacak. Aselsan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfının bir parçasıdır. Şu anda dünyanın en büyük 100 silah şirketi arasında yer alıyor ve bu listedeki sırası yükseliyor. İletişim ve bilgi teknolojileri; Mikroelektronik, Rehberlik ve Elektro-Optik; Radar ve Elektronik Harp Sistemleri; Savunma Sistemleri Teknolojileri; Ulaştırma, Güvenlik, Enerji ve Otomasyon Sistemleri yapıyorlar.

    Roketsan geçtiğimiz günlerde 120 km’lik yerden yere güdümlü Füze ve silah sistemlerinin ilk serisini üretmiş ve Lockheed Martin ile geliştirme için bir anlaşma imzalamıştı. Ayrıca yakın zamanda Airbus Savunma ve Uzay ile de anlaşmalar yapmış; Raytheon ile güdümlü füzeler yapmak ve Coorstek ile zırhlı araç üretmek için. Ayrıca silahlı insansız uçak teknolojisi üzerinde çalışıyorlar.

    MKEK, kuruluşundan bu yana “çeşitli isimler altında” Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ana tedarikçisi konumundadır (MKEK web sitesi). Küçük silahlar, havan topları, toplar, mühimmat, roketler, uçak bombaları, el bombaları ve göz yaşartıcı gaz da dahil olmak üzere piroteknik üretiyorlar.

    Otokar, 4 × 4 araçları için Türk ordusunun ana tedarikçisidir. Zırhlı araçları, Amed (Diyarbakır) gibi Kürt şehirlerinin askeri işgali ve mahkumların taşınması için kullanılıyor. Kısa süre önce esasen standart olmayan orduya karşı savaş anlamına gelen ya da bir ordusu bulunmayan insanlar, direniş hareketi gibi “asimetrik savaş ortamı” için özel olarak tasarlanmış olan ALTAY-AHT Kentsel İşlemler Tankı diye yeni bir tank tasarladılar.

    Asimetrik savaş için ALTAY-AHT kent operasyonları tankı [Otokar web sitesi]

    BMC, otobüsler, kamyonlar ve askeri araçlar dahil olmak üzere çeşitli araçlar üretmektedir. “Savunma sanayindeki ileri teknoloji ve engin tecrübesiyle BMC öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin taleplerini dünyanın her yerindeki ordularla birlikte karşılamayı amaçlıyor” diyerek savunma sanayi ürünleriyle övünüyorlar.

    Nurol Holding, 35’in üzerinde yan kuruluşunda inşaat, finans, turizm, enerji, ticaret, savunma ve imalat konularında çalışıyor. Protestolar ve şehirlerin askeri işgalleri sırasında insanları kontrol etmek için kullanılan tomaları üretiyorlar. BAE Systems (% 51 Nurol Holding, % 49 BAE Systems Inc.) ortaklığında BNA adı altında savunma üzerine çalışıyorlar. Ayrıca BAE ile FNSS Savunma Sistemlerinin (% 51 Nurol Holding,% 49 BAE Systems Inc.) müşterek sahibidirler. FNSS, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Müttefikler Silahlı Kuvvetleri için paletli ve tekerlekli zırhlı muharebe araçları ve silah sistemlerinin lider üreticisi ve tedarikçisidir. ” Nurol’un satışları 2012’de 5 milyon dolardan 2016’da neredeyse 100 milyon dolara yükseldi. Nurol, savunmanın yanı sıra yol yapımı ve turizm gibi çeşitli diğer iş kollarında da aktif. Diğer birçok şey arasından Ankara’da Lugal ve Sheraton otelleriyle komşu Gürcistan’da Batum’daki Sheraton’a sahip. Ayrıca sinema salonlarında çocuk filmleri ve sanat sergilerine ev sahipliği yapan Bodrum Oasis alışveriş merkezinin ve Antalya’daki 5 yıldızlı Tatil Köyü olan Club Salima’ya sahipler.

    Sinema salonlarında sanat sergileri ve ev sahipliği yapan Bodrum Oasis alışveriş merkezinin yanı sıra Antalya’daki 5 yıldızlı Tatil Köyü olan Club Salima’ya da ev sahipliği yapıyor. Bu, Türkiye’de ne kadar çok turist dolarının savaşa doğru aktığını göstermektedir.

    Direniş bereketlidir

    1999’daki ilk olaydan bu yana DSEI silah fuarına karşı direniş içinde tabandan gelen kampanyalar ve doğrudan eylemler olmaktadır. Eylemler, gösterilerden ve yol kapatmalardan yaratıcı gösterilere kadar farklılık gösteriyordu.

    2015’te, yüzlerce kişi silah fuarının kurulmasını durdurmak için büyük bir eylem haftasına katıldı – DSEI’ye karşı yapılan en büyük protestoydu bu. Altı gün boyunca insanlar giriş kapılarını kapattı, fuarın kurulumunu aksattılar. Kürt toplumu, bunun bir parçası olarak DSEI’nin önünde bir gösteri düzenleyerek, Türk devletinin silah fuarı sponsorluğu ve İŞİD sponsorluğu arasındaki bağlantılara dikkat çekti. Kürtler ayrıca, DSEI’nin kurulduğu haftadaki abluka günlerinden birinde yer aldı.

    Aynı yıl, farklı uluslardan sekiz aktivistten oluşan bir grup, DSEI’nin bulunduğu binaya kapıları tıkadıktan sonra “anayolun kasıtlı engellenmesi” ile suçlandılar ve mahkemeye çıkarıldılar. İngiliz aktivist Lisa Butler, savaş suçlarının Kürdistan’da olmasını durdurmak için hareket ettiğini söyleyerek siyasi bir savunma verdi. Yargılanan diğer kişiler de Filistin, Yemen ve Bahreyn ile ilgili olarak benzer savunma yapıyorlardı.

    Lisa ve bazı arkadaşlar, DSEI’nin kurulduğu ExCel Merkezinin arka girişine giden yolun kapısını kapatmıştı. Boynunun etrafında bir bisiklet D-kilidi ile kapalı kapıyla kendini kapattı, böylece hiçbir teçhizat bu kapıdan içeri giremeyecekti.

    Lisa, mahkemedeki ifadesinde yakınları Türk devleti tarafından öldürülen insanlarla tanıştığını söyledi. “Silah fuarı sırasında devlet, Cizre’ye 24 saat sokağa çıkma yasağı koydu. Sokaklara çıkan herkes vuruldu ve öldürüldü. Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda net bir profesyonel görüş vardı.” “Türk delegasyonu DSEI ile anlaşma yapıyor ve orada satın alınan silahlar Kürt sivillerin üstünde kullanılmış.” “Türkiye’de suçları önlemeyi amaçladım. İşlenen suçların, durdurmaya çalıştığımız DSEI silah fuarındaki silahların satışıyla ilişkili olduğuna inanıyorum. ”

    Bölge Hakimi Angus Hamilton kararını verirken, mahkemeye, misket bombaları ve işkence ekipmanları gibi yasadışı ürünlerin satışının yanı sıra sivil nüfusa karşı silah kullanan ülkelere silah satışını da içeren cezai haksızlıkların DSEI sergilerinde devam ettiğine dair açık, inanılır ve tartışmasız kanıtların sunulduğunu söyledi.

    Ayrıca, bu tür cezai faaliyetlerin uygun bir şekilde soruşturulmadığına veya yargılanmadığına dair yeterli kanıt bulunduğunu söyledi. Sanıklara karşı yapılan tüm suçlamalar reddedildi.

    Silah ticareteni durdurun

    Sekiz aktivist, 2016’daki davada suçsuz bulunduktan sonra

    Bununla birlikte, Kraliyet Savcılığı Hizmeti doğrudan Yüksek Mahkemeye başvurarak eylemcilerin aklanmasının yargı denetimine çağırdı ve Temmuz 2017’de Yüksek Mahkeme Yargıç Hamilton’un kararını bozdu. Yine de, adaletin menfaatleri doğrultusunda eylemcilerden herhangi birinin yeniden yargılanmayacağı ya da masraflarla karşı karşıya kalmayacağına karar verdi. Yargı kararının alındığı günde çıkan bir grup bildirisinde eylemciler şunları söyledi: “DSEI silah fuarı kapatmaya çalışmaktan yürekten pişmanlık duymadık. Devletin savaş suçlarını önleme konusunda güvenilemeyeceği koşullarda ve özellikle de onlarla tamamen suç ortaklığı yaptığı durumlarda, her birimizin bireysel olarak hareket etmesi gerekir.”

    Lisa, 2017’de DSEI’ye karşı harekete geçmeyi düşünenlere ne söyleyeceklerini sorulduğunda şunları söyledi: “Harekete geçmek bizim sorumluluğumuzdur. Kürdistan’daki yoldaşlarımızla dayanışma içinde olmamız gerekir. Silah fuarını kapatmaya çalışmalıyız: savaşın başladığı yerdir. Sokaklarda yeterince insan olursa, DSEI’nın olmasını engelleyebiliriz.

    Kürdistan’da kullanılan silahları uluslararası şirketler tedarik ediyor

    Türkiye’nin Afrîn’de ve Kuzey Kürdistan halkı üzerinde kullandığı silahlar uluslararası silah şirketleri tarafından tedarik ediliyor ve DSEI 2017’de yeni anlaşmaların yapılması kuvvetle muhtemeldir. Silah fuarı, Türk hükümeti ve Türk ordusu için önemli bir etkinliktir. Aktivistler, Türk delegelerini Londra ziyaretinde utandırmak ve Türkiye’nin Kürt halkını ezmekteki rolünü ve hem Rojava’daki devrimi ve Bakur’daki demokratik özerkliği baltalama girişimlerini vurgulama şansına sahipler. Aktivistler ayrıca silah fuarını kapatma şansına da sahipler, bu nedenle savaş başladığı yerden durdurulur.”

    DSEI 2017: Plan

    DSEI 2017, 12-15 Eylül tarihleri arasında Londra Docklands’daki dev sergi merkezi ExCel’de gerçekleşecek. Geçen yıl olduğu gibi, aktivist gruplar silah tüccarları ve teçhizat fiilen varmadan önce bir eylem haftasıyla silah fuarının kurulmasını engellemeye çalışacak. Bu, silahların ­— tankların, insansız uçakların, ateşli silahların, hatta savaş gemilerinin — ExCel Merkezi’ne girmesini engellemektir.

    Planlama ve eğitim etkinlikleri DSEI 2017’ye kadar ülke genelinde gerçekleşecek. Detaylar için Stop the Arms Fair ‘deki (Silahları Durdurun Fuarı) takvime bakın.

    CAAT’den Kat Hobbs, “Bu, Birleşik Krallık silahlarının özerklik mücadelesindeki Kürt halkına karşı kullanılıyor olması bir skandal ve utançtır. Kürt halkıyla kendi kaderlerini tayin etme çabaları için dayanışma içindeyiz ve DSEI’deki Türk askeri varlığına ve baskıya neden olan Birleşik Krallık silah ihracatına karşı harekete geçmek için birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz.

    DSEI’de yoğun bir polis varlığı olabilir. İnsanların durdurulduğu, arandığı veya tutuklandığında haklarını bilmeleri önemlidir. Hukuki bilgiyi, aktivist Legal Defence ve Monitoring Group veya Green and Black Cross’dan alabilirsiniz.

    * Sosyal adalet ve kapitalizm ötesi bir dünya üzerine yazılar yazan bağımsız yazar ve araştırmacalır tarafından kurulan Shoal Collective’den Sara Woods’un İngilizce kaleme aldığı yazının orjinaline https://kurdishsolidaritynetwork.wordpress.com/2017/07/21/turkey-will-buy-and-sell-weapons-in-london-this-september/ adresinden ulaşılabilir.

     

  • İskoç Polisi İki Gün Önce Kapısını Kırarak Girdiği Kürt Derneğinde Halkın Sorularına Cevap Verdi

    İskoç Polisi İki Gün Önce Kapısını Kırarak Girdiği Kürt Derneğinde Halkın Sorularına Cevap Verdi

    Geçtiğimiz hafta İskoçya’nın başkenti Edinburgh’ta Kürt Toplum Merkezi ve bazı Kürt Halk Meclisi üyelerinin evlerine yapılan baskınlara tepkiler büyüyerek devam ediyor. Çarşamba günü yaşanan baskınlardan sonra Kürdistanlıların yoğun eylem ve protestolarından sonra İskoç Polis birimi sözcüleri birkaç gün önce kapısını kırarak girdikleri Kürt Toplum Merkezinde Kürdistanlıların sorularını yanıtladı.

    Çiğdem Özlük-Edinburgh

     

    Soruşturma polise gelen şikayet üzerine başlatıldı

    Yaşanan baskınlardan sonra Kürdistanlıların organize ettiği protestolar ve diplomasi çalışmaları devam ederken, polis sözcüleri Kürt Toplum Merkezine gelerek halkın sorularını yanıtladı. Dün (Salı) akşam saatlerinde Edinburgh Kürt Toplum Merkezine gelen Polis Departmanı üyeleri Alan Carson ve Andy Jones yoğun tepkiler altında halkın sorularına cevaplayarak baskınların polise gelen bir şikayet üzerine başlatılan soruşturma çerçevesinde yaşandığını belirttiler.

    Konuyu Adalet Bakanlığına taşıyacağız

    Yaşanan baskınları protesto etmek ve Kürdistanlılar ile dayanışmak amacıyla İskoçya Yeşiller Partisi parlamento üyesi Ross Greer ile Unison sendikası temsilcisi Stephen Smillie de toplantıya katıldı. Smilie bu baskınların tekrar yaşanmaması için konuyu Adalet bakanlığına taşıyacaklarını ve bu durumun tekrarlanmaması için teminat isteyeceklerini ifade etti.

    Kürt Toplum Merkezindeki toplantıya katılan Polis birimi sözcüsü Alan Carson soruşturma devam ettiğinden kaynaklı çok fazla bilgi veremeyeceğini ifade etti.

    “Edinburgh da yaşayan Kürt ailelerine yapılan bu baskınlar ve dernek binanıza yapılan bu baskınlar polise ulaşan bir şikayet sonucu başlatılan araştırma çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Özür dileyerek belirtmeliyim ki, soruşturma hala devam ettiği için bu konuda fazla yorum yapma yetkim yok, ancak İskoçya’daki Kürt halkının barışçıl ve entegresyona yatkın bir halk olduğuna gönülden inanıyoruz. Bu yapılan baskınlar sonucu yaratılan gerilim ve korkudan dolayı üzgünüz. Derneğinizdeki kültürel çalışmalarınıza devam etmenizi, bu olayın İskoçya polisi ve Kürt halkı ile olan ilişkisinin etkilenmemesi için elimizden ne gerekiyorsa yapacağız”.

    Toplantıya katılan diğer polis sözcüsü Andy Jones ise şunları ekledi: “Yapılan bu baskınlarda bireylere davranış biçimleri ve uygulanan tutumları anlattığınız sözler ile teşkilatımızdaki gerekli mercilere iletilecektir”.

     

    Kürdistanlılar Polis Baskınlarını Protesto Etti

    Öte yandan İskoç polisinin baskılarını protesto eden Kürtler Britanya Kürt Toplum Merkezi Eşbaşkanlığı öncülüğünde yaptıkları basın açıklamasıyla tepkilerini dile getirdiler. İskoçya Parlamento binası önünde bir araya gelen Kürdistanlılar Kürtleri kriminalize eden bu tarz yaklaşımların Türk devletinin yaklaşımını andırdığına dikkat çekti.

    DAİŞ’e karşı savaşanlara yapılan baskılar barbarlığa hizmettir!

    Kürt dostlarının da yer aldığı açıklamada bildiri dağıtılarak, Kürtlere yönelik baskınlar karşısında kamuoyunun duyarlı olması gerektiğine vurgu yapılarak, “Kürtler DAİŞ barbarlığına karşı savaşıyor. Bu baskılar insanlığa değil, barbarlığa hizmettir” denildi.

    İskoç polisinin baskılarının protesto edildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tarihten silinmek istenen Kürt halkı eşi ve benzeri görülmemiş bir mücadele geleneği ile Kürt kadını öncülüğünde toplumlar yaşam umudu olmuştur.

    Böylesi tarihi insanlık mücadelesinin sahibi olan Kürtler anlam vermekte zorlandığımız İskoç polisi tarafından bir baskı ve saldırı ile karşı karşıyadır. Yabancısı olmadığımız bu baskılar bize Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki cuntaları, Kürtlere karşı yapılan katliamları, Saddam’ın Irak’ta kullandığı kimyasalları, Şengal ve Rojava’daki DAİŞ barbarlarını hatırlattı. İnkar ve imhayla karsı karşıya olan Kürtlere savaşmaktan ve özsavunmaya geçmekten başka bir yol bırakılmamıştır. Çareyi Avrupa’ya kaçmakta gören Kürt mülteciler aynı baskıyla diasporada da karşılaşmıştır.”

    Kürdistanlıların evlerinin hukuksuzca basıldığı belirtilen açıklamada, baskınlarda evlerdeki özel eşyalara ve kitaplara el konulduğu ifade edildi.

    Dernek binasının mafyavari bir şekilde basıldığına vurgu yapılan açıklamada son olarak şunlar ifade edildi:

    “Derneğimizin usulsüzce ve mafyavari bir şekilde kapısı kırılmış, kitaplara ve Kürtlerin manevi değeri olan resimlere, renklerimize el konulmuştur.

    Birçok aktif çalışan arkadaş ve üyelerimizin evlerinin önünde hala polis araçları dolaşmaktadır. Bu da baskıların devam edeceğini göstermektedir.

    Biz Kürt halkı olarak artık daha örgütlü ve her yerdeyiz. İskoçya’da yaşayan Kürtler yalnız değildir. Bu örgütlü yapımız sadece kendi toplumumuza değil içinde bulunduğumuz, mensubu olduğumuz ülkenin de toplumuna her türlü kazanım sağlamaktadır. Her daim birlik ve beraberlik içerisinde barışçıl yaşamdan yanayız.

    Özellikle geçmişi kurtuluş mücadelesiyle geçen ve Kürtlerin tarihine benzer bir tarihe sahip olan İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesini sahipleniyor ve destekliyoruz. Fakat polisin tutumu anlaşılır değildir ve kabul edilemez. Bu durum karşısında bir Kürt halkı olarak büyük bir üzüntü içerisindeyiz. İskoçya hükümetinin bu tavrını derhal terk etmesini belirtiyor, barışın teminatı olan Kürtlerin yanında yer almaları gerektiğini vurguluyoruz.

     

     

  • Ulus Group: Muhasebede Yakaladığımız Başarıyı Yayma Planımız Var

    Ulus Group: Muhasebede Yakaladığımız Başarıyı Yayma Planımız Var

    Başta muhasebe olmak üzere finans, kaza davaları, sigorta ve mortgage alanında çalışmalar yürüten Ulus Group, yeni şubeleriyle İngiltere genelindeki müşterilerine daha yakın olmaya çalışacak. 2004 yılında Türkiyeli toplumun finans ve muhasebe sorunlarına çözüm üretme amaçlı hizmet vermeye başlayan Ulus Group, Edmenton’dan sonra Güney Londra ve Sheffield şubelerini 2017 sonuna kadar açmayı planlıyor.

    Suzan Doğan

    2008 yılında Kuzey Londra’da mortgage, kaza davaları, sigorta, muhasebeyi de içine alan geniş kapsamlı bir çatı yarattıkları bilgisini aktaran firma yetkilisi Haydar Ülüş, çatı sistemi çalışma işini ilk kendilerinin başlattığını söyledi. Londra’da finans boyutuyla birçok alanda hizmet verdiklerini anlatan Ülüş, bütün çalışmaların insan gücüyle ortaya çıktığına dikkat çekti. Kendilerinin zaman içinde eleman sıkıntısı çektiklerini ve bu çatı sisteminin yürümediğini aktardı. “Bizim o dönemlerde eleman sıkıntımız nedeniyle bu çatı sistemi yürümedi. Ve ana işimiz olan muhasebe işine döndük. Muhasebe bizim Lokomotifimiz. 20’ye yakın eleman ile şu an hizmetlerimiz devam ediyor” diyen Haydar Ülüş, “Bu ay içerisinde yeni ofisimizi açmayı planlıyoruz. Güney Londra veya Lewisham henüz karar veremedik. 11’nci ayda o şubemizi açacağız. Ulus olarak muhasebe de yakaladığımız başarıyı yayma planımız var. Londra’yı Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye bölmek istiyoruz.

    İngiltere’ye yayılma planımızı da Sheffield şubemiz ile gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Çok merkezi bir bölge olacak. Çok ciddi bir ağ yakalamayı planlıyoruz o şubemiz ile. Bunun açılışını da Eylül ortası gibi düşünüyoruz” dedi.

    Her türlü muhasebe işini yapıyor

    Muhasebe alanında verdikleri hizmetleri küçük ve orta ölçekli esnaflara yönelik gerçekleştirdiklerini aktaran Ülüş, yaptıkları işi şu şekilde aktardı “Defter tutma, aylık maaş bordroları, yıllık kdv kayıtlarını tutma, şirket ve şahsi beyannamelerini, ortaklaşa hesaplar, varsa yılsonu hesaplarını yapıyoruz. Yılsonu maaş bordrolarını çıkartıyoruz. Muhasebe alanında her türlü işi yapıyoruz. Toplumumuzun sıkıntıları bitmiyor, ya doğru muhasebeci ile çalışmıyorlar ya da doğru hesap tutmuyorlar, ister istemez yanlış planlamalar yapıyorlar, tüm bunların sonucu çok ciddi vergi cezaları çıkıyor.

    Vergi cezası almamak için işinizi takip edin

    Ulus Group yetkilisi Haydar Ülüş, bugün 20 çalışanları ile 1000’in üzerinde müşteriye hizmet verdiklerini ve yeni şubeleriyle bu rakamı kısa zamanda iki katına çıkarmayı planladıklarını anlattı. İngiltere’de faaliyet gösteren firmaların bu yıldan sonra daha dikkatli olmaları konusunda uyarılarda da bulunan Ülüş, yeni dönem vergi araştırmalarının çok daha ciddi boyutlarda olacağını da sözlerine ekledi. Ülüş, kendisinin şu an 30’a yakın firmanın vergi incelemesini yaptığını ve bu firmaların kesinleşmiş 3 milyon vergi cezası olduğunu söyledi.

    Haydar Ulus

    1999 yılında ekonomi ve yatırım alanında eğitimini tamamladıktan sonra İngiliz bir firmada muhasebe alanında çalışmaya başladığını anlatan Haydar Ülüş, Türkiyeli firmaların İngiltere vergilendirme sistemini bilmemelerinden kaynaklı çok yüksek vergi cezaları aldığına dikkat çekti. Ülüş, yılların verdiği muhasebe alanındaki tecrübelerini bugün daha üst seviyeye taşıdığını da dile getirerek artık kendisinin Ulus Group bünyesinde vergi araştırmalarına yöneldiğini anlattı. Ülüş, “Şu an benim ilgilendiğim vergi araştırmaları. Ben muhasebe işlerine karışmıyorum. Muhasebeyi bizim firmamız bünyesindeki gençler yürütüyor. Ben araştırmalar yapıyorum. Vergi araştırmaları. Vergilendirmelerde yanlış verilmiş beyanlar, maaş bordrolarında yanlış verilmiş beyanlar, yılsonu hesaplarının yanlış beyanları, şirketlerin kapanışlarının düzgün yapılmaması gibi konularda araştırmalar yaparak firmaların aldıkları vergi cezalarını düşürmeye çalışıyorum. Şirketlerin aldıkları cezalar sonrasında devlet firmalara yönelik son 6 yıla dönük inceleme başlatıyor. Maliye bu anlamda çok ciddi cezalar kesiyor. Buradan kendi insanlarımıza uyarıda bulunmak isterim. Firma muhasebenizi işi bilen kişilere teslim edin. Kendiniz de hesaplarınızı belli aralıklarla kontrol edin” dedi.

    Basit hatalar yüksek vergi cezaları olarak karşınıza çıkabilir

    Ülüş vergi cezası alan firmaların basit hatalardan kaynaklı cezalar aldığını dile getirerek, “Cezası kesinleşmiş hemen hemen 3 milyona yakın toplam vergi cezası olan firmalar var elimde. Bu rakamlar çok daha yüksek rakamlarken biz bu rakamları indirmişiz. Ceza almış olan bu firmalar bize sonradan gelen firmalardan ibaret. Muhasebe hataları ve firmaların ihmalkarlıklarından kaynaklı ya da bilgisizlikten kaynaklı oluşan bu cezaların rakamları çok daha yüksekti. Ben bize gelen firmayı en ince ayrıntısına kadar detaylı bir incelemeden geçiriyorum ve hataları devlete bildirerek rakamları düşürmeleri talebinde bulunuyorum. Bu çerçevede yüzde 80 indirim uygulatabiliyor ve rakamları aşağı çekebiliyoruz. Çünkü çok basit hatalarla bu cezalar kesilmiş olabiliyor” dedi ve İngiliz maliyesinin çalışma prensiplerine yönelik bilgiler aktardı.

    Hesaplarınızı doğru yapın ceza yemeyin

    “İngiliz maliyesi maalesef bir konu hakkında cevap alamadığı zaman üst seviyede ceza veriyor. Yani beyanı almazsa tahminen üst seviyede cezayı kesiyor. Tabi biz bu cezaları yarıya indirebiliyoruz ama ondan sonra da farklı mücadeleler başlıyor. O nedenle insanlarımızın doğru muhasebeci ile çalışmalarını öneriyorum. Aksi taktirde 5-10 yıl sonra muhasebecinize ödediğiniz ücretlerden çok daha yüksek rakamlar ödeyerek hesaplarınızı geçmişe yönelik düzeltmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu çok önemli bir konu. Ciddiye alınmalı ve gereği firma yetkilileri tarafından yapılmalı. Hiçbir şey bilmiyorsanız bile farklı bir muhasebecinin de görüşünü alın ona göre muhasebecinizi seçin. Elimdeki 30’a yakın firmanın aldığı vergi cezası 3 milyon sterlin. Bazı firmalar var 400 bin sterlinlik cezayı 200 bin sterline indirmişiz. Bu firmaların çoğunluğu Türkiyeli firmalar. Bizim insanlarımız. Yabancılar da var tabi. Hesaplarınızı düzgün yapın ceza yemeyin. Biz muhasebe işlerinin yanı sıra vergi araştırmalarında da uzman bir firmayız. Çözüm odaklı çalışıyor ve firmaların rahat bir nefes almasını sağlıyoruz” diye konuştu.

    Oturum almak için alternatifler var

    Enfield Belediyesi’nde yürüttüğü çalışmalar nedeniyle de sürekli göz önünde olan Haydar Ülüş, son zamanlarda Türkiye’deki siyasi otoritenin attığı adımlardan kaynaklı ciddi telefon görüşmeleri yaptığını da dile getirerek, “Türkiye’deki siyasi durumlardan kaynaklı çok ciddi telefon görüşmeleri yapıyoruz. Orta ölçekli kişiler, firmalar, siyasilere kadar telefonlar alıyoruz. Bu insanlar ister istemez çocuklarını ailelerini güvence altına almak istiyorlar. İş adamları, iş kadınları… Türkiye’deki yurtdışına yatırım yapmak isteyen kişilere de bu hizmeti verebiliriz. Firma olarak her türlü deneyimimiz var. Ankara Antlaşması değil de yüksek gelirli olan kişileri kapsayan yatırımcılar bu ülkeye yerleşmek istiyorlar. Onların yapmak istedikleri Ankara Antlaşması değil. Onlara mantıklı gelmiyor bu antlaşmanın koşulları. Onların yapmak istedikleri 250 bin sterlinlik ciroyu sermaye gösterip ticari vizeye başvurmak. Bunun elbette ki koşulları var. Hatta bazı görüştüğüm kişiler, 750 bin sterlin yatırıp finans sektöründe şirket kurarak direk otomatik olarak bir hafta içinde oturum alıp hayatlarını burada kurmak istiyorlar. Hızlı girişimci başlığı altında değerlendirilen bu kişilerin minimum göstermeleri gereken sermaye bedeli 50 bin sterlin. Ankara Antlaşması çok daha farklı ve ondaki rakamsal sermaye bedeli düşük. Ayrıca Britanya’da minimum 250 bin sterlinlik gayrimenkul yatırımı da yapan kişi bu ülkede otomatik olarak oturum alabiliyor. Bu rakamlar bu ülke için geçerli diğer Avrupa ülkeleri rakamları daha düşük tutabiliyor. Aslında toplumumuzun uygulamaya geçirmediği çok farklı alanlar ve durumlar var. Bu bilgiler bizde mevcut ama tavsiye üzerine gelen insanlarımızla bunu paylaşabiliyoruz” dedi.

    İngiltere’de üç saatte şirket kuruluyor

    Şirket kurulumuna yönelik de bilgi veren Ülüş, “Bir şirket kurulumunu 3 saat içinde gerçekleştirebiliyoruz. Bize kişi gelip saat 9:00’da bana şirket kurun dediğinde saat 12:00’de şirketi kurulmuş faaliyete hazır oluyor. Bankada hesap açma işleminde yardımcı olabiliriz. Bankacı arkadaşlarımız var. Şirket adresi temin ediyoruz. Sanal ofis de kurmak isteyenlere hizmetler verebiliyoruz. Her şey kendine göre ücretlendirmelere tabii. Telefon numarası, adres, cep telefonuna yönlendirme, mail adresi, bunlar yeni şirket kuran ve hemen iş yapamayan kişilere sunabildiğimiz diğer hizmet alanları. Şirket kuruluşunda farkımız da bu diyebiliriz. Sadece şirket kurup da alın size şirket kurduk demekten öte bu hizmetleri de sunuyoruz.

    Tam vergi kaydı, şahsi vergi beyanname kaydını, eleman çalıştıracaksa maaş dairesine kaydını maaş bordrosu kaydını, şirket vergi dairesine kaydını yapıyoruz. Doğru bilgi doğru yerden alınırsa işleriniz de düzgün yürür. Maliyenin kendine göre sistemi var. İnceliklerini bilip ona göre çalışmak sizi maliyenin gözünde sıradan şirket yapar. Göz önünde olan bir şirket olmazsınız. Britanya maliyesi dünyanın en iyi maliyelerinden biri. Adamlar direk sizin verdiğiniz bilgiye göre kayıt yapıyor. Hiçbir şekilde sizi teftiş etmiyor. Britanya maliyesi muhasebecinin deklare ettiği boyutuyla işlerini yürütüyor” diyerek diğer boyutuyla da ufak bir mali hata da en yüksek cezaların kesildiğinin altını çizerek mükelleflerin dikkatli olması gerektiğini dile getirdi.

     

     

  • Sessizliğin Sesi: Teknolojinin Bizi Çevreleyen Duvarlarına Karşı, Duygularımızı Sessizce Haykırmaktır

    Sessizliğin Sesi: Teknolojinin Bizi Çevreleyen Duvarlarına Karşı, Duygularımızı Sessizce Haykırmaktır

    Sanatçı Özge Ateş’in “Sound of Silence” (Sessizliğin Sesi) resim sergisi Londra’da ziyaretçiler ile buluştu.

    Suna Alan-Londra

     

     

    Sanatçı Özge Ateş tarafından yağlıboya, soft pastel, akrilik resim sergisi The Swedish Church’de ziyaretçileri ile buluştu. 5 Ekim tarihine kadar görülebilecek sergide Ateş’in 22 eseri bulunuyor.

    Sanat birikimine biraz daha değer katabilmek üzere radikal bir kararla 2016 yılının sonuna doğru Londra’ya yerleştiğini söyleyen Ateş, ”Buradaki ilk sergim ‘Sound Of Silence’ burada hayat buldu. Eskizleri 2003 yılına dayanan projenin yansıttığı temel kavram, insan bedeninden soyutlanan biçimin duygularla hayat bulması, teknolojinin bizi örten, saklayan ve maskeleyen duvarlarına karşı, duygularımızı sessiz ama yüksek bir tonda haykırmaktır” dedi.

    Özge Ateş’in ‘Sound of Silence’ Sergisinden

    Londra’daki en büyük hedeflerinden birinin ‘sanat toplum içindir’ ilkesinin bilinciyle, kendisini daha fazla geliştirerek üretmek ve daha fazla sergi aracılığıyla topluma ulaşmak olduğunu söyleyen sanatçı Özge Ateş, ”insana ve topluma dair gerçekliği sanatla dile getirmek, farklı ressamlarla tanışıp farklı yaklaşımları takip etmek ve hatta beraber çalışarak kendimi geliştirmeyi hedefliyorum. Londra’ya kısa bir süre önce taşındım ve yıl bitmeden en az üç sergi daha açmayı planlıyorum. Resimlerimde insan doğasındaki anlık duygu saflığını yansıtmayı seviyorum. Diğer yapacağım projelerde toplumsal olaylara değinmek ve yansıtmak istiyorum” dedi.

    Resim yapmaya henüz 4-5 yaşlarında başladığını söyleyen sanatçı Ateş, ”hep insan figürleri çiziyordum ve hala da insan figürü çizmeyi seviyorum. Formları bozup soyutlayarak kullanmayı tercih ediyorum. Resimlerimdeki genel temayı oluşturma aşamasında, iç dünyamızın etkisini soyutsal dışa vurarak yansıtıyorum” dedi.

    Özge Ateş

    Sanat çalışmalarına Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim görevlisi ressam Ali Düzgün ile başlayan Özge Ateş, akabinde ressam Akdoğan Topaçlıoğlu’dan 2006 yılından 2010 kadar eğitim aldı ve 2012 yılına kadar asistanlığını yaptı. Bu süre içerisinde bir çok sanat galerisinde resimleri sergilendi. Bunlardan en çok beğeni alanların başında ”Alone In The Dark” (Karanlıkta Yalnız Başına) ve ”Women” (Kadınlar) sergileri oldu. Sanatçı Ateş, bu sergilerinde kadın figürlerini imgeledi ve tema kadının duygusal ama bir o kadar güçlü tarafını ortaya koymak ve bütünleştirmekti.

    Sanatçı Özge Ateş’in “Sound of Silence” (Sessizliğin Sesi) resim sergisi 6 Harcourt St, Marylebone, London W1H 4AG adresinde bulunan The Swedish Church’de ziyaret edilebilir.