Category: slıder

  • TC Londra Büyükelçiliği Önünde İnsan Hakları Eylemi

    TC Londra Büyükelçiliği Önünde İnsan Hakları Eylemi

    Türkiye’de gözaltına alınan insan hakları savunucularından 6’sının tutuklanmasına yönelik tepkiler büyüyerek devam ediyor. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği önünde yapılan protesto eyleminde Türk devletine insan hakları savunucularının serbest bırakılması çağrısı yapıldı.

     

    Uluslararası Af Örgütü İngiltere şubesi ve dünyanın en büyük online aktivist ağı Avaaz tarafından ortaklaşa organize edilen eylemde insan hakları savunucularına özgürlük istendi. Dün öğlen saatlerinde Türk Büyükelçiliği önünde toplanan grup üzerinde ‘Özlem’e Özgürlük’ yazılı büyük pankart açarken, ‘Benim adım Özlem’ yazılı tişörtler giydiler. Protestocu grup sık sık, ‘Ne istiyoruz?, İnsan hakları, Ne zaman istiyoruz?, Şimdi’ şeklinde sloganlar attılar.

    ‘Durum dehşet verici’

    Uluslararası Af Örgütü İngiltere şubesi adına yapılan açıklamada Türkiye’de gelinen durumun dehşet verici hale geldiği ifade edildi. ‘‘Türkiye’deki durum dehşet verici. Uluslararası Af Örgütü Türkiye başkanı ve Türkiye direktörü sahte soruşturmalarla tutuklandılar. Bunların yanında çok sayıda insan hakları savunucusu ya tutuklandı ya da Türkiye’den sınır dışı edildiler.’’

    ‘1 Milyon imza’

    Dünyanın en büyük online aktivist ağı ve online kampanya ağı olan Avaaz, çalışanları olan Özlem Dalkıran için yürüttüğü online kampanyada bir milyona yakın imza topladı. Avaaz tarafından yapılan açıklamada, ‘‘Özlem, Türkiye’de devam eden baskı politikaları çerçevesinde tutuklananlardan sadece birisi. Eğer bu kampanyayı uluslararası alanda büyütür ve Özlem’i daha meşhur edersek işte o zaman Özlem devlet için tehlike olur.’’ denildi.

    ‘Mantığı zorluyor’

    Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Shalil Shetty ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada gelinen durumun mantığı zorladığını ifade etti.

    “İdil Eser’e ve diğer dokuz kişiye karşı yöneltilen bu suçlamaların absürt olması Türkiye’deki en önemli sivil toplum kuruluşlarına karşı yapılan bu saldırının ne kadar ciddi olduğunu gizleyemiyor. Rutin bir eğitime katılırken temelsiz bir şekilde gözaltına alınmaları yeterince kötüyken, şimdi de silahlı terör örgütü üyeliği ile soruşturulmaları mantığı zorluyor.

    ‘Müdahale edilmezse sivil toplumdan geriye bir şey kalmayacak’

    “Eğer hâlâ Türkiye’de geçen seneki darbe girişimi sonrası uygulanan baskının sonucu ile ilgili şüphesi olanlar varsa, artık şüphe barındırmamalılar. Türkiye’de ne sivil topluma, ne eleştiriye ve ne de hesap verilebilirliğe yer var.

    “Eğer G20’de toplanan dünya liderleri Türkiye’nin kuşatılmış sivil toplumu için şimdi destek vermezlerse, bir sonraki zirveye kadar bu sivil toplumdan geriye hiçbir şey kalmayabilir.

    “İdil, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Taner Kılıç’ın herhangi bir geçerli sebep sunulmaksızın tutuklu yargılanmak üzere cezaevine sevk edilmesinden bir aydan daha kısa süre sonra gözaltına alındı. Uluslararası Af Örgütü tarihinde ilk kez tek bir ülkenin direktörü ve yönetim kurulu başkanının her ikisi demir parmakların ardında. Her ikisinin de, diğer tüm gözaltına alınan insan hakları savunucuları gibi, derhal ve koşulsuz serbest bırakılmaları gerekiyor.’’

    Neler olmuştu?

    5 Temmuz sabah saat 10.00’da aralarında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü İdil Eser’in de bulunduğu sekiz insan hakları savunucusu ve iki uluslararası eğitimci İstanbul Büyükada’da bir otelde katıldıkları bir eğitim sırasında polis tarafından gözaltına alındı.

    18 Temmuz’da İstanbul 10’uncu Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan insan hakları savunucularından Uluslararası Af Örgütü Türkiye direktörü İdil Eser, Günal Kurşun (Avukat, İnsan Hakları Gündemi Derneği), Nejat Taştan (Eşit Haklar İçin İzleme Derneği), Özlem Dalkıran (Avaaz aktivisti ve Yurttaşlar Derneği), İsveç vatandaşı eğitmen Ali Gharavi ve Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği) tutuklanırken Yurttaşlık Derneği’nden Nalan Erkem, HAK İnisiyatifi’nden Şeyhmus Özbekli, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan ve Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

  • ‘‘Adalet Yoksa Barış ta Yok’’

    ‘‘Adalet Yoksa Barış ta Yok’’

    Cumartesi günü Dalston’da bir gencin polis tarafından gözaltına alındığında yaşamını yitirmesi yüzlerce kişi tarafından protesto edildi. Rashan Charles adındaki 20 yaşındaki siyahi gencin yaşamını yitirmesi siyahi toplumda büyük bir öfkeye neden oldu. Pazartesi akşamı Stoke Newington polis karakolu önünde biraraya gelen yüzlerce kişi polise öfke kustu. Üzerinde ‘Artık yeter’ yazılı pankart açan kalabalık kitle polisi cinayet işlemekle suçladı.

     

    Ginario Da Costa adlı 25 yaşındaki siyahi gencin gözaltında ölmesinin üzerinden daha bir ay geçmeden Rashan adlı siyahi genç yine gözaltındayken hayatını kaybetti. Kürt Halk Meclisi, Day-Mer ve Gik-Der yöneticilerinin de katılarak destek verdiği eylem Stand Against Rasism tarafından organize edildi. Siyahi gençlerin yoğunluklu katıldığı eylemde sık sık, ‘adalet yoksa barış ta yok, katil polis’ sloganları attı.

    Bağımsız Polis Şikayet Komisyonu’nun (IPCC) tarafından soruşturma devam ederken, polis Rashan adlı gencin gözaltına alınmadan saniyeler önce ağzına bir obje attığını ve bu objenin Rashan’ın boğulmasına neden olduğunu iddia ediyor.

    Olayın görüntüleri sosyal medyadan paylaşıldı

    Polis tarafından takip edilirken girdiği bir Kürt işletmecinin dükkanında gözaltına alındığı esnada fenalaşan Rashan Charles adlı siyahi genç hastaneye kaldırılırken hayatını kaybetti. Cumartesi günü yaşanan olayın ardından yayınlanan güvenlik kamerası görüntülerinde, 20 yaşındaki siyahi genç girdiği dükkanda polis tarafından yere yatırıldığı görülüyor. Polisin uzun bir süre yerde yatırdığı ve sırtına bindiği görülüyor. Bir süre sonra sivil giyimli birisinin de polisle birlikte yerde yüzüstü yatan gencin sırtına bindiği görülüyor. Gencin fenalaşması üzerine olay yerine çağrılan ambulans ile hastaneye kaldırılan genç hayatını kaybetti.

    Polis tarafından yapılan açıklamada, gencin polis takibinde olduğu ve dükkana girerken ağzına bir obje attığı ve bu objenin gencin boğulmasına neden olduğu belirtildi. Olay ile ilgili Bağımsız Polis Şikayet Komisyonu’nun (IPCC) tarafından soruşturma başlatılırken, gözaltı esnasında sadece bir polisin bulunduğu ve görüntülerde gencin sırtına binen diğer sivil giyimli kişinin polis olmadığı ortaya çıktı.

    2011 yılında büyük bir isyana neden olan Mark Dungan cinayetinin altıncı yıldönümü yaklaşırken geçtiğimiz ay Ginario Da Costa adlı 25 yaşındaki siyahi genç yine Londra’da gözaltında yaşamını yitirmişti.

    Acılı baba: Adalet istiyorum

    Siyahi gencin ölümünü protesto etmek amacıyla Stoke Newington polis karakolu önünde toplanan yüzlerce kişi polise öfke kustu. Eyleme katılarak bir konuşma yapan Rashan’ın babası Patrick Charles oğlunun polis tarafından katledildiğini belirterek, adalet çağrısı yaptı. Konuşmakta zorlanan üzüntülü baba, ‘‘Oğlum polisin elinde hayatını kaybetti. Acımız çok büyük. Destek veren herkese çok teşekkür ediyorum. Adalet istiyoruz ama herkesin barışçıl olmaya çağırıyorum.’’

    Şahbaz: Sizi en iyi biz anlarız

    Eyleme destek veren Türkiyeli kurumlar adına da Day-Mer temsilcisi Oktay Şahbaz bir konuşma yaptı. Şahbaz konuşmasında aileye başsağlığı diledikten sonra, ‘‘Konu polis tarafından öldürülmeye gelince, konu gözaltında öldürülmeye gelince sizleri Kürt ve Türk toplumundan daha iyi kimse anlayamaz. Türkiye’de de halen kardeşilerimiz polisler tarafından katlediliyor. Biz bugün adalet ve dayanışma için buradayız. Bugün sadece Rashan için değil polisler tarafından katledilen tüm insanlar için buradayız.’’ dedi.

    Stoke Newington polis karakolu önünde yapılan konuşmalardan sonra yüzlerce kişi gencin hayatını kaybettiği Dalston Kingsland caddesi üzerinde bulunan dükkanın önüne kadar yürüdü. Orda da yapılan bir dakikalık saygı duruşunda sonra tekrardan polis karakolu önüne kadar yürüyen kitle gece geç saatlere kadar karakol önünde nöbet tuttu.

    Polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı eylemde ara ara gerginlikler yaşandı. Gece yarısı polisler ile bir grup genç arasında çatışmalar çıktı.

  • Faşizme Karşı Yürütülen Destansı Mücadelenin Adıdır Reqa

    Faşizme Karşı Yürütülen Destansı Mücadelenin Adıdır Reqa

    Rojava ve Kuzey Suriye’de DAİŞ’e karşı yürütülen savaş 5’inci yılına girmek üzere. Bu beş yıl, onlarca hamle, yüzlerce özgürleştirilen mezra, köy ve şehrin kurtuluşuna tanık oldu. Şimdi ise YPG öncülüğündeki QSD güçleri, DAİŞ’e nihai darbeyi indirmek için Reqa’ya yürüyor.

    Erem Kansoy-Reqa

    Reqa DAİŞ’in başkenti… Hilafet burada ilan edildi. Dünyanın birçok kentinde gerçekleştirilen kanlı saldırılar burada planlandı. Kürt, Suriyeli ve dünyanın bir ucundan kalkıp buraya gelen enternasyonalist gençler, faşizmin merkezine yönelik başlattıkları hamle artık sonuna doğru geliyor.

    Hayatta kalmak bile lüks

    Bir ayı aşkındır Reqa’dayım. Cephede savaşçılarla birlikteyim. İnanılmaz, insanın kanını donduracak hikayeler var burada.

    Reqa’dayım.  İnsan olarak hayatta kalmanın lüks olduğu kent.

    Hemen yanı başımda 3 kardeşi, babası, ağabeyi şehit bir savaşçıyla konuşuyorum. Hikayesini anlatmaya başladığında, donup  kalıyorum. Onların intikamı için savaştığını söyleyip, yanımdan ayrılıyor.

    Beş kardeşi DAİŞ çetelerince katledilmiş, yeni doğmuş yavrusunun başı kesildikten sonra, eşi tecavüze uğrayan başka bir savaşçı…

    Üzerine benzin dökülüp ailesi yakılan genç bir delikanlı…

    Saymakla bitmeyecek dehşet hikayesi var bu topraklarda.

    İşte bu gençler insanlığa cehaleti dayatan DAİŞ faşizmine karşı savaşıyorlar.

    Çölün ortasında baharı ve toprağı yürekleriyle savunuyorlar.

    Verilen mücadeleyi destansı yapan bu gençlerden başka bir şey değil. Onlar özgürlüğe, insana, kadına düşman bir karanlıkla savaşıyorlar. Onun için Kuzey Suriye’de verilen mücadele bir insanlık mücadelesidir, bir onur ve vicdan savaşıdır.

    Kimsenin buradaki gerçekliğe dil uzatmaya hakkı olmadığını düşünüyorum.

    50 derecede kent savaşı

    Reqa… Artık savaşın son demlerindeyiz.

    Şu an hava sıcaklığı 50 dereceyi gösteriyor.

    Sisli, yağmurlu ve o kasvetli Londra’dan kalkıp buraya gelen ben, 50 dereceden size haberleri bildiriyorum.

    Savaş cephesinde özgürlük için mücadele eden kadın ve erkekler nasıl savaşa hazırlanıyorlar? Ne yiyorlar? Nerede uyuyorlar? Günlük ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar?

    Kürt, Arap ve Enternasyonalist savaşçılar bir noktadan diğerine nasıl gidiyor? Savaşırken neler yapıyorlar?

    Savaşın pek bilinmeyen, belki de merak edilmeyen ama görünmeyen yüzünü anlatmaya çalışacağım.

    7 bin QSD’li cephede

    Reqa hamlesi iki koldan başladı. Şehir merkezinde DAİŞ çetelerinin etrafını saracak şekilde QSD güçleri savaş  öncesi yapılan planlamaya uygun olarak artık hedefine ulaşmış durumda.

    DAİŞ’in başkenti Reqa hamlesinde yaklaşık 7 bin QSD’li cephede yer alıyor. Cephede, New York’tan Roma’ya kadar dünyanın her yerinden savaşçılar bulunuyor. Kimisi 18’inde, kimisi 60’ında…

    18 yaşın altında hiçbir genç cephede yer almıyor. QSD, Cenevre sözleşmelerine son derece dikkat ediyor. Yaşı 16-17 olan gençler savaşmak için geliyorlar, ancak hepsi geri gönderiliyor. Çok ısrarcı olanlar ise mevzilerden en az 20 km uzaktaki köylerde, ya karargahlarda tutuluyor.

    Sıcak hava DAİŞ kadar zor

    Savaş koordinasyon komutanlığı, savaşçıların gerekli besin ihtiyaçlarını karşılamak için ciddi çalışma yürütüyor. Sadece militanların günlük gıda ihtiyacını karşılamak için bir ordu insan bu işte yer alıyor.

    Özellikle aşırı derecede sıcak hava koşullarında bu işi organize etmek DAİŞ’le savaşmak kadar zor.

    Şu an 50 derecenin üzerindeki sıcak hava koşullarında en temel sorun birazcık soğuk su bulmak.

    Mevzilere buz kalıpları taşınıyor

    QSD güçleri buna çözüm olarak cephe dışında üretilen büyük buz kalıplarını mevzilere taşıyor… Ancak bu yetmiyor, çok yetersiz. DAiŞ’ten sonra buradaki en büyük düşman sıcaklar…

    50 derece sıcaklıkta kent savaşı yürütmek dünyanın en zor işi olsa gerek.

    Menüde ne var?

    Günde 3 öğün yemek çıkıyor. Son 1 aydır menüde bulgur, pirinç pilavı ve küçük bir parça tavuk var. Bazen patates ve haşlanmış yumurta ile bir adet salatalık veriliyor. 4-5 günde bir ise domates ve biber var. 2-3 günde 1 kez ise kavun ve karpuz cepheye geldiğinde herkesin yüzü gülüyor.

    Mermiden bile sıcak

    Cephede mermiden çok su var, ama çok sıcak, mermiden bile sıcak…

    Zaman zaman portakal suyu, gazoz ve meyveli içecekler de savaşçılara ulaşıyor fakat çok az…

    Cepheden yaklaşık 10 kilometre ötedeki lojistik noktasında hazırlanan yemekler plastik kaplar içerisine yerleştiriliyor, ambalaj kağıtlarına sarılıyor ve kamyonlarla cepheye taşınıyor.

    Cephe gerisinde belirlenmiş noktalara yemekler bırakılıyor. Buradan sonra artık savaşçılar yiyecek ve içeceklerini kendileri taşımak zorunda kalıyor.

    Erzaklarını sırtlarında taşıyorlar

    Daha ön cephedeki savaşçılar da araçlarla kendi noktalarına yiyecek ve içeceklerini taşıyorlar. En ön cephede, çatışma hatındaki savaşçılar ise erzaklarını sırtlarında taşımak zorundalar. Savaşçılar bazen yastık kılıflarından yaptıkları çantalarda, bazen kollarını doldurarak noktalarına götürüp arkadaşlarına ulaştırıyorlar.

    Savaşçılar haftanın birkaç günü kendilerine ulaşan taze domates ve biberlerle kendi imkanlarıyla yemek yapıyorlar. Böyle günlerde daha büyük sofralar kurulur.

    Cephede ekmek hiç eksik olmuyor. Her savaşçı için en az 2 günlük yetecek ekmek ulaştırılıyor…

    Mermi yağmuru altında pilav

    Hava bombardımanı, mermi yağmuru ve intihar saldırıları altında bir tas pilavın etrafında toplanmış savaşçıları görünce, bir kez daha bu savaşın ne kadar destansı olduğunu anlıyorum.

    Şimdiye kadar kimseden ‘açım, sussuzum’ sözleri duymamak olağanüstüydü.

    DAİŞ eskisi gibi değil

    Reqa savaşı bir şehir savaşı. DAİŞ eskisi gibi değil, son dönemlerde gerilla taktiğiyle; vur kaç yöntemiyle savaşıyor. Öte yandan yoğun intihar saldırıları düzenliyor.

    Adeta şehrin altında bir başka şehir inşa etmişler. Yüzlerce tünel; bir tünelden diğer tünele… O tünelden başka bir tünele… Bitmez, tükenmez tüneller…

    Reqa, Dante’nin İlahi Komedya’sındaki cehennemine çok benziyor.

    Kesrêt Efan köyü de kurtarıldı

    Bu satırları kaleme alırken, Kesrêt Efan köyü de DAİŞ’ten temizlendi; doğu ile batı cephesinin birleşmesine sadece 2 kilometre kaldı. İki cephenin birleşmesiyle QSD, Fırat Nehri’nin her iki yakasında hakimiyet sağlanmış olacak. Böylelikle Reqa’nın 16 kilometre güneydoğusunda bulunan ve çetelere Fırat Nehri’nden en yakın olan Dehlê köyü alındığında da DAİŞ için çember oldukça daralacak.

    Nokta nedir?

    Şehir savaşları, nokta ele geçirme ve mahalle mahalle ilerleme hamleleriyle bilinir.

    YPG-YPJ öncülüğünde yapılan operasyonlar ile DAİŞ’in konumlandığı noktaları ele geçiriyor; ya hemen yanında bir nokta oluşturuyor ya da DAİŞ’in noktasını kendi üsleri haline dönüştürüyorlar.

    Peki savaşta nokta ne anlama geliyor?

    Bildiğiniz ev veya dükkan ya da bir araba garajı, bazen de hayvan barınağı. Bir komutan için savaşçılarını ön cephede en güvenli şekilde barındırabileceği her yer bir nokta olabiliyor.

    Noktalarda hem cephane hem de gıda malzemesi tutuluyor.

    Noktalar, hem arkasındaki cephenin güvenliğini hem de önündeki cephenin saldırı anında desteğini sağlıyor.

    Cephede uyku, çok lüks bir şey

    Özellikle gün batımı ile çatışmalar ve DAİŞ çetelerinin saldırıları yoğunlaşıyor. Gündüz saatlerinde ise çetelerin intihar saldırıları söz konusu. Bundan ötürü hemen hemen herkes noktalarda tetikte bekliyor.

    Peki savaşçılar nasıl dinleniyor?

    Ağır ve sıcak hava koşullarında bazen 2-3 gün aralıksız çatışmalar yaşanıyor.

    Savaşçılar kendi aralarında geliştirdikleri gruplaşma ve kolektif sistem ile az da olsa dinlenme fırsatı buluyorlar; genelde 8-10 kişiden oluşan noktalarda, 2-3 kişilik gruplar halinde savaşçılar değişerek uyku fırsatı buluyorlar. O da ancak birkaç saati aşmıyor. Sadece güzlerini dinlendiriyorlar. Cephede uyku, çok lüks bir şey… Onun için büyük bir irade savaşı yürütülüyor.

    Temizlik çok önemli

    Reqa cephesinde QSD savaşçılarının tamamı temizlik ve hijyene büyük önem gösteriyor. Başta YPG-YPJ savaşçıları olmak üzere tüm QSD’liler hem bulundukları noktaları hemde çevrelerini temiz tutuyorlar.

    Savaşın izlerini taşıyan evlerin içine dahi kontrol amaçlı giren güçler buralardan da çöpleri çıkartıp imha ediyor…

    Savaşın en ağır koşullarında dahi ahlaki değerinden hiçbir şekilde ödün vermeyen YPG-YPJ güçleri bu yönüyle de herkesin dikkatini çekiyor.

    En büyük sorun ayakkabı

    Savaşçıların en büyük sıkıntılardan biri de çorap ve ayakkabı. Sıcak hava, beton yıkıntılar, metal parçaları, taş toprak ile örtülü Reqa zemini ile ağır koşullarda savaşçıların ayakkabıları çok hızlı deforme oluyor.

    Tek bir çift çorapla aylarca savaşmak zorunda kalabiliyorlar. En az 2-3 günde bir çoraplarını yıkayıp kurutuyorlar, fakat ayakkabıya çözüm maalesef bulunamıyor.

    Ayakkabıları deforme olup parçalanan savaşçılar kimi zaman 4-5 hafta boyunca lojistiğin, belki bir ihtimal ayak numarasına uygun ayakkabı getirmesini bekliyorlar; çoğu zaman ise ayak numarası tutmuyor.

    Terlikle savaşıyorlar

    QSD güçlerinin bileşenleri olan yerel güçlerin savaşçıları ise terlikle savaşıyor, gelenekleri böyle… Ayakkabı giyeni çok az, ayaklarının açıkta olduğu terliklerle savaşıyorlar; taşın tozun toprağın içinde terlikleriyle koşuyor.

    İlk Reqa’ya geldiğimde, ‘nasıl terlikle savaşabiliyorlar’ diye çok garipsemiştim. Ama şimdi anlıyorum, Reqa’da terlikle savaşılır. Reqalı Muhammed, terliğinin bağcığı koptuğu için üç hafta boyunca çıplak ayakla savaşmış…

    Daha iyi anlıyorum bu savaşın neden destansı olduğunu…

    Hepsi yürekleriyle savaşıyor

    Şimdi asıl meseleye gelelim… Yok Amerika, tanklar, füzeler vermiş; yok koalisyon QSD’nin silahlarını baştan sona yenilemiş…

    Aslında cephede savaşanların bu tür haberlere, yorumlara ne ayıracak vakitleri var, ne de itibar ediyorlar. Onlar topraklarını savunuyorlar.

    Bir aydır en ön cepheden Reqa’nı köylerine kadar dolaştım; bu insanlar yürekleriyle savaşıyor.

    Evet, Amerikan savaş uçakları 14 km öteden Reqa şehir merkezine saldırılar düzenliyor, zaman zaman bombardıman yapıyor. Ancak yalınayak, terlikleriyle savaşan gençleri gördükten sonra, ‘Amerika destekli QSD’ söylemi bir Amerikan rüyasından öte bir anlamı yok!

    M16 tutukluk yapıyor

    Savaşçılar sınırlı sayıda mermi ve mühimmat ile savaşıyor, öyle ki, bazen her çeteye tek kurşun sıkmak durumunda kalıyor QSD’liler. Hepsinin elinde keleş var. Amerika’nın iki günde tutukluk yapan M16’sını zaten kullanılmıyor.

    Burada, Reqa cephesinde öyle düşündüğünüz gibi son model silahlar bilgisayarlı roketler yok; keleştir, BKC, B-7’dir QSD’lilerin omuzundaki taşıdıkları.

    Yaralılar hastaneler taşınıyor

    Savaşın acı yüzü, yüzlerce gazi, yüzlerce şehit… Yaralılar önce Reqa’nın Semra bölgesinde bulanan ilk yardım noktasına araçlarla getiriliyor. Burada ilk müdaheleler yapılıyor, durumu ağır olanlar Heseke ya da Qamişlo’daki hastanelere sevk ediliyor.

    QSD savaşçıları Rojava’da, Reqa’da DAİŞ’in şahdamarını kesti. DAİŞ artık ölüm sürecinde. Onun kanı ağır ağır bedeninden çekiliyor.

     

  • Londra ve Edinburgh’ta Efrin’i Sahiplenme Eylemleri

    Londra ve Edinburgh’ta Efrin’i Sahiplenme Eylemleri

    Türk devletinin son dönemde Efrin başta olmak üzere Rojava’ya dönük saldırılarına karşı Avrupa’nın birçok merkezinde tepkiler büyürken, Londra ve Edinburgh’ta da Efrin’i sahiplenme eylemleri yapıldı.

    Türk devletinin Rojava’ya dönük son haftalarda artan saldırıları Londra ve Edinburg’ta düzenlenen eylemlerle protesto edildi. Yapılan eylemlerde Türk devletine saldırıları durdurma çağrısı yapılırken, uluslararası kamuoyuna da duyarlılık çağrısı yapıldı.

    PYDKS (Yekiti) üyelerinin yoğunluklu olduğu eyleme PYD üyeleri de katılarak destek verdi. Eylemde YPG, YPJ, Kürdistan ve Birleşik Krallık bayrakları kaldırıldı.

    ‘Türk devleti çeteleri kullanıyor’

    Grup adına yapılan açıklamada Türk devletinin Efrin’e yönelik saldırılarının bölgeyi daha büyük bir kaosun içine çekmek ve Kürt halkına karşı tahammülsüzlük anlamına geldiği ifade edildi.

    ‘‘Daiş ve Al-Nusra gibi radikal İslami çeteler tarafından insanlık büyük bir tehdit altında. Bu çeteler uzun zamandır Türk devleti tarafından kullanılıyor.

    Kürt halkı 2012’den bu yana kendi topraklarını büyük emek ve destansı bir direnişle korumaya çalışıyorlar. Suriye bataklığında tek umut olan Rojava Türk devletinin saldırısı altındadır. Türk devletinin bu saldırıları ve işgal girişimleri bölgeyi uzun yıllar sürecek çok daha derin bir kaosun içine sürüklemektedir.

    ‘Efrin halkı onurunu korumaya kararlıdır’

    ‘‘Şuan Efrin kantonunda Kürtler, Araplar ve Türkmenler hep birlikte Turancılara ve cihatçı çetelere karşı onurlarını korumakta kararlıdırlar. Efrin halkı Osmanlı sultanlığının bir parçası olmak istememektedir ve olmayacaktır. Efrin halkı demokratik ve barışçıl bir sistem içerisinde yaşamaktadır. Efrin halkı hiç kimse için bir tehdit oluşturmamaktadır. Sadece barbarlara karşı halklarını topraklarını ve onurlarını koruma mücadelesi vermektedirler. Türk devletinin bu saldırılarına sessiz kalan uluslararası güçlere de sessizliklerini kırma çağrısı yapıyoruz.’’

    Açıklamanın sonunda tüm demokratik güçlere çağrı yapılarak, Türk devletinin Rojava’ya dönük saldırılarına karşı ses çıkarmaları ve Rojava’yı sahiplenmeleri istendi.

    Yoğun yağmura rağmen üç saat süren eylem sürekli Türk devleti ve Cihatçı çetelere karşı sloganlar atıldı.

    Aynı amaçla İskoçya’nın başkenti Edinburgh’ta da ‘Efrin yalnız değildir’ adı altında bir eylem düzenlendi. Üzerinde İngilizce olarak ‘Türkiye, Efrin’den ellerini çek’ yazılı pankart açan grup kent merkezine kadar da bir yürüyüş düzenledi. Yürüyüşün sonunda yapılan açıklamada Türk devletine saldırılarını durdurma çağrısı yapıldı.

  • Londra’dan Nuriye ve Semih İçin Çağrı: Onları Öldürecek Açlık Değil, Bizlerin Sessizliğidir

    Londra’dan Nuriye ve Semih İçin Çağrı: Onları Öldürecek Açlık Değil, Bizlerin Sessizliğidir

    Kuzey Londra’da bulunan Wood Green kütüphanesi önünden bir araya gelen Britanya Demokratik Güç Birliği üyeleri137 gündür açlık grevinde bulunan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışma amaçlı eylem düzenlediler.

     

    Kanun Hükmünde Kararnamelerle işlerinden atılan Akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın işlerine dönebilmek için başlattıkları açlık grevleri 137 günü geride bıraktı. Hayati durumları riskli bir noktaya ulaşan Gülmen ve Özakça için dün Londra’da yapılan eylemde duyarlılık çağrısı yapıldı.

    Londra’nı kuzeyinde bulunan Wood Green kütüphanesi önünde bir araya gelen Britanya Demokratik Güçbirliği bileşeni kurumların temsilcileri yağan yoğun yağmurun altında bir açıklama yaptılar. Gülmen ve Özakça’nın resimlerinin taşındığı eylemde sık sık ‘‘Nuriye ve Semih yalnız değildir, Siyasi tutsaklara özgürlük, Türk devleti faşist devlet’’ gibi sloganlar atıldı.

    https://youtu.be/pwHQT_sIJ4c

    ‘Onları Öldürecek Açlık Değil, Bizlerin Sessizliğidir’

    Grup adına bir konuşma yapan İbrahim Avcıl, Nuriye ve Semih’in çığlıklarına ses vermek için toplandıklarını belirtti. Avcıl şunları belirtti;

    ‘‘Darbe girişiminden bu yana Türk devletinin onbinlerce insanı tutuklandı. Muhaliflere yönelik akıl almaz bir şekilde hedef alındılar, sindirme politikaları ve saldırılar en üst düzeye ulaştı. Faşist Türk devleti tarafından 117 basın kuruluşu hukuksuz bir şekilde kapatıldı. 170’ten fazla gazeteci tutuklandı. Onbinlerce emekçi işinden kovuldu. Nuriye ve Semih işlerine geri dönebilmek için 136 gündür açlık grevindeler. Nuriye ve Semih’i öldürecek olan açlık değil, toplumun sessizliğidir. Bu yüzden bugün burada Nuriye ve Semih’in çığlığına ses vermek için buradayız.’’

    Londra’dan Nuriye ve Semih İçin Eylem

    ‘Onların açlığı ülkemizin adalete olan açlığını temsil ediyor’

    Eylemde bir konuşma yapan Britanya Alevi Federasyonu başkanı İsrafil Erbil, ülkede artarak devam eden faşizmi aç kalarak dünyaya duyurmaya çalışan Nuriye ve Semih’in eylemlerinin bir adalete olan açlığın bir sembolü olduğunu ifade etti. Erbil şunları belirtti;

    ‘‘Nuriye ve Semih’in açlıkları ülkemizin adalete olan açlığını temsil ediyor. Ülkemizdeki faşizmin, diktatörlüğün, her gün biraz daha fazlalaştığını, onlar aç kalarak duyurmaya çalışıyor. Onların derdi sadece kendi işleri değil. Onlar aç kalarak dünyaya bir mesaj verdi ve Londra’daki Demokratik Güçbirliği bu mesajı bir kez daha iletmeye çalışıyor, onların sesi olmaya çalışıyor. Eşitliğe açız, dayanışmaya açız, birlik beraberlik ve mücadeleye açız, bu açlığımızı giderip bir olmak, güçlü bir şekilde faşizmin karşısında durmak gerekiyor. Nuriye ve Semih yalnız değildir. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir.’’

    İsrafil Erbil

    ‘Uydurma darbe iddiasıyla ülkeyi yarı açık cezaevine çevirdiler’

    Gülmen ve Özakça ile dayanışma eyleminde bir konuşma yapan Day-Mer temsilcisi Feyzullah Cinpolat ise ülkenin yarı açık bir cezaevine dönüştüğünü belirtti. Cinpolat şunları ifade etti;

    ‘‘Bugün Nuriye ve Semih’in bedenlerini açlığa yatırmalarına sebep olan şeyi anlamak için, son yıllarda Türkiye’de gelişen olaylara bakmak gerekiyor. 7 Haziran seçimlerini kaybeden Erdoğan ve şürekâsı iktidarını kaybetmemek için ellerinden gelen her türlü hileleri yapmaya başladılar. Bu hile ve hırsızlıkları halen devam ediyor. 15 Temmuz diye uydurdukları bir darbe senaryosu ile ülkemizi yarı açık cezaevine çeviriyorlar. Bugün diktatörlüklüğü oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken on binlerce emekçiyi işlerinden ekmeklerinden ettiler. KHK’larla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. Cezaevlerini aydınlarla, gazetecilerle, akademisyenlerle doldurdular. Bunlara karşı bizler İngiltere’de örgütlü Demokratik Güçbirliği bileşenleri olarak bu çalışmalarımızı devam ettirmek azmindeyiz.’’

    Feyzullah Cinpolat

    Yapılan konuşmaların ardından eylem sona erdi.

  • Gülmen ve Özakça İçin Londra’da İki Günlük Açlık Grevi

    Gülmen ve Özakça İçin Londra’da İki Günlük Açlık Grevi

    Tutuklandıklarından sonra da açlık grevlerine devam eden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışma amacıyla Londra’da iki günlük açlık grevi eylemi düzenlendi.

     

    Kuzey Londra’da bulunan Manor House istasyonunda kurulan dayanışma çadırında iki gün boyunca devam eden açlık grevi bugün yapılan basın açıklaması ile sona erdi.

    Tutsakların Sesi Platformu-Britanya ve Gik-Der’in ortaklaşa örgütlediği ve iki gündür Londra Manor House istasyonunda devam eden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışma amaçlı yapılan eylemin sonunda yapılan açıklamada, Nuriye’nin ve Semih’in çığlıklarına ses vermek ve bu çığlığı büyütmek amacıyla bu eylemi düzenlediklerini belirttiler.
    https://youtu.be/WuFMzmVr054
    129 günü geride bıraktılar

    Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi 129’uncu gününde devam ediyor.

    ‘Nuriye’nin ve Semih’in çığlığına ses verelim’

    Tutsakların Sesi Platformu-Britanya ve Gik-Der adına yapılan açıklamada duyarlılık çağrısı yapıldı. Yapılan açıklama şöyle:

    ‘‘Türkiye’de işlerine geri dönme talebiyle 129 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın çığlığına ses olabilmek için bizler Londra’da bulunan Tutsakların Sesi Platformu Britanya ve Göçmen İşçiler Kültür Derneği olarak bu konuda duyarlılık yaratmak amacıyla iki günlük açlık grevi yaptık. Açlık grevimizin temel amacı Gülmen ve Özakça’nın durumuna dikkat çekmek ve duyarlılık yaratmak, bir yandan da Türkiye’de devam eden anti-demokratik uygulamaları, demokrasi güçlerine dönük saldırıları protesto etmektir. Bu amaçla eylem ve etkinliklerimiz devam edecektir.’’

  • AKP’liler ‘15 Temmuz Demokrasi ve Birlik Günü’ Kutlayamadı!

    AKP’liler ‘15 Temmuz Demokrasi ve Birlik Günü’ Kutlayamadı!

    AKP’nin Avrupa örgütlenmesi olan UETD İngiltere tarafından Londra’da yapılan ’15 Temmuz demokrasi ve birlik günü’ adlı etkinlik protesto edildi.

     

    Kuzey Londra’nın Walthamstow bölgesinde ‘15 Temmuz demokrasi ve birlik günü’ adlı etkinliğin yapıldığı belediye binası önünde toplanan bir grup AKP’yi protesto ederek, etkinliğin akışına engel oldu. Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın da programda konuşmacı olarak katılması planlanırken, bakan video konferans yoluyla etkinliğe katıldı. Kendi resmi twitter hesabından Londra’da olduğunu belirtmesine rağmen etkinliğe video konferans yoluyla katılması, güvenlikten kaynaklı olabileceği ifade edildi.

    AKP’nin Avrupa örgütlenmesi olan UETD tarafından Cuma akşamı Walthamstow Town Hall’da düzenlediği 15 Temmuz etkinliğine 200 civarında AKP’li katıldı. Londra’da çalışma yürüten Türkiyeli ve Kürdistanlı kurum temsilcilerinin de içerisinde olduğu bir grup etkinliği protesto etmek için aynı saatlerde Walthamstow Town Hall önünde bir araya geldi.
    https://youtu.be/XFE65_Y01mA

    Sık sık gerginliklerin yaşandığı eylemde Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile birlikte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan resimleri ve PKK bayrakları açıldı. Bir süre ana girişi kapatan eylemci grup ile provokasyon yapan AKP’liler arasında arbede yaşandı.

    100’den fazla polis görev aldı

    Gerginliğin büyümesi üzerine çok sayıda polis eylem yerine gelirken, polis helikopterleri yukarıda sürekli olarak uçtu. 100’den fazla polis ile eylemcilerin etrafında etten duvar örülürken, eylemcilerin slogan sesleri salonun içerisinde yankılanıp programın aksamasına ve AKP’lilerin morallerinin bozulmasına neden oldu.

    UETD Yöneticisi tehdit etti

    Eylemcilere müdahale edilmediği gerekçesiyle AKP’liler polise tepki gösterirken, telefonuyla eylemcileri görüntülemeye çalışan bir UETD yöneticisi, eylemcilere’ ‘‘görüntüleri bilişim suçlarına göndereceğim, bakalım siz Türkiye’ye nasıl gideceksiniz’ şeklinde tehdit etti.

    4 gözaltı

    Ara ara gerginlik ve arbedenin yaşandığı eylemde 3’ü protestocu, 1’i AKP’li 4 kişi polisler tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınanların bugün mahkemeye çıkarılması bekleniyor.

    ‘AKP pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım’

    Eylem boyunca renkli sloganlar atılırken, en çok dikkat çeken ‘AKP pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım’ sloganı oldu. Karşılıklı sözlü tartışmaların yaşandığı eylemde AKP’lilerin ahlak dışı küfürler etmesi dikkat çekti.

    AKP’liler arka kapıdan çıkarıldı

    Saat 18:00’de başlayan eylem gece 23:00’e kadar devam etti. AKP’yi protesto eden grup dağılmamakta kararlı olunca bir saatten fazla binada mahsur kalan AKP’liler güvenlik önlemlerinin arttırılmasından sonra arka kapıdan çıkarıldılar. Salonun AKP’liler tarafından boşaltılmasından sonra protestocu grubun da dağıldığı esnada caddeden geçen bir araçta bozkurt işareti yapan bir kaç kişi orda bulunan gençler tarafından feci şekilde darp edildiler.