Birleşik Krallık’ta 8 Haziran’da yapılacak erken genel seçimlerde oy kullanma hakkı elde etmek için seçmen kaydınızı yapmanız için son gün bugün. Bu gece saat 11:59’a kadar 5 dakikanızı ayırarak cep telefonunuzdan veya bilgisayardan seçmen kaydınızı yapabilirsiniz.
Birleşik Krallık genelinde halen seçmen kaydı bulunmayan 7 Milyon vatandaştan 1 Milyonu Londra’da yaşıyor. Siz de bunlardan birisiyseniz ve 18 yaşınızı doldurmuşsanız kayıt için son saatler. Erken seçim açıklaması yapıldığından bu yana 2 milyon vatandaş kayıt oldu. Bu şimdiye kadarki en yüksek seçmen kaydı oranı. Son gün olan bugün de bir milyon vatandaşın kayıt yaptırması bekleniyor.
Seçimlerin kaderini değiştirmek sizin elinizde. Benim oyum neyi değiştirecek?, siyasetçilere güvenim yok, uğraşacak zamanım yok, siyasetçilere tepkiliyim, umudum kalmadı gibi düşüncelerle halen seçmen kaydınızı yaptırmadıysanız bir seferliğine bu düşünceleri bir kenara bırakıp 8 Haziran’da oy kullanmak için bu gece saat 23:59’a kadar kaydınızı yapın lütfen.
Muhafazakar Parti 2015 genel seçimlerinde sadece 1 milyon 900 bin oy farkla iktidara gelmişti. Son anketlere göre şuan İşçi Partisi ile Muhafazakar Parti arasındaki fark 1 milyondan bile az. Bir partinin tümüyle sizi temsil etmediğini düşünseniz bile hiç istemediğiniz bir partinin iktidara gelmesini engellemek için bile olsa kayıt olup 8 Haziran’da sandık başına gidilmeli.
Diktatörler, faşistler ve sağcılar artık darbe ile değil seçimlerle işbaşına geliyor. Bunun nedeni de siyasetten umudunu kesmiş, sessiz kalmayı tercih eden milyonlardır. Oy kullanmak pasif bir eylem veya vatandaşlık görevinin ötesinde ülkenin geleceğini belirlemektir.
2015 genel seçimlerinde 17 milyon civarında seçmen oy kullanmadı, 7 milyon civarında vatandaş kayıt yapmadı. Yani 24 milyon vatandaş sessiz kalmayı tercih etti. Muhafazakar Parti ise sadece 11 milyon oy alarak iktidara geldi.
Muhafazakar Parti geçen hafta seçim manifestosunu açıkladı. Bu manifesto biz göçmenler ve emekçiler için büyük bir felaketin ayak sesleri. Sosyal devlet olgusunu ortadan kaldırmayı amaçlayan Muhafazakar Parti, ülkenin tüm kaynaklarını belli bir elit kesimin hizmetine sunuyor. Bu durumu değiştirmek, tehlikeleri bertaraf etmek, daha eşitlikçi sosyal bir ülke yaratma sizin kayıt olup seçim günü gidip oy kullanmanıza bağlı.
Şimdi yaptığınız işe ara verip bu linkten gov.uk seçmen kaydınızı yapınız. Size lazım olacak bilgi sigorta numaranız ve kişisel bilgilerinizdir.
Türk Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın korumalarının, Türkiye’nin Washington büyükelçiliği önünde yapılan barışçıl eyleme yönelik saldırıya tepki ve kınamalar artarak devam ediyor. ABD ve Birleşik Krallık basını başta olmak üzere tüm dünyanın gündemine oturan saldırı Türkiye’nin Londra büyükelçiliği önünde kınandı.
Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump Salı günü Beyaz Saray’da 20 dakika süren bir görüşme gerçekleştirmişti. Erdoğan’ın korumaları, Washington’daki Türk büyükelçilik konutu önünde toplanan ve ellerinde ‘Demirtaş’a özgürlük’ pankartı taşıyan bir gruba saldırmıştı.
Bugün akşam üzeri Türkiye’nin Londra büyükelçiliği önünde toplanan bir grup saldırıyı protesto etti. Kürdistan Solidarity Campaign-KSA (Kürdistan dayanışma kampanyası) öncülüğünde düzenlenen protestoya çok sayıda Kürdistanlı da katıldı. ‘Washington’dan Kürdistan’a Kürtlere yönelik şiddete son’ yazılı dövizler taşıyan grup sık sık Türk devleti karşıtı sloganlar attı.
Bir saatten fazla süren protesto eyleminde KSA adına konuşma yapan Mark Campbell ve Paula, saldırıyı sert ifadelerle kınayarak sorumluların yargılanması çağrısını yaptılar. Saldırı emrinin Erdoğan tarafından verildiğinin kameralara da yansıdığı ifade edilirken, Kürtlere yönelik sınır tanımayan bu şiddetin kabul edilemez olduğu belirtildi. Londra Demokratik Kürt Halk Meclisi eşbaşkanı Devrim Has’ın da hazır bulunduğu eylem yapılan konuşmalardan sonra sona erdi.
Erdoğan’ın korumlaranın Washington şiddeti Londra’da kınandı
İngiltere’de çalışmalarını yürüten Ciwanên Azad UK (Özgür Gençlik) ‘Mayıs ayı şehitleri kültür spor etkinliği’ düzenliyor.
Her yıl geleneksel olarak yapılan etkinlik bu yıl 4 Haziran Pazar günü Woodgreen’de bulunan New River Sport and Fitness Centre’da gerçekleşecek. Bu yılki etkinlik yaşamlarını yitiren devrimciler Çekdar Botan, Lecwan Munzur, Tijda Ekecik, Dean Evans, Erik Scurfield ve Ryan Lock anısına yapılacak.
Etkinlik kapsamında düzenlenecek futbol turnuvasının yanında, programda Voleybol, çocuk oyunları, yüz boyama, müzik ve halk dansları gösterisi olacak.
Futbol turnuvası kapsamın birinci gelen takıma kupa verilecek. Turnuvaya katılmak isteyen takımların en geç 29 Mayıs’a kadar kayıt yaptırmalı gerekiyor. Her takımın en az yedi oyuncudan oluşması gerekiyor.
Londra’da yaşayan tüm Kürdistanlı gençleri etkinliğe katılmaya çağıran Ciwanên Azad UK, kapitalizmin yarattığı ve gençleri çürüttüğü sisteme karşı mücadele etmek ve gençlerin örgütlü duruşunu sağlamak açısından bu türlü sportif ve kültürel etkinliklerin önemini vurgulayan bir açıklama yaptı.
Etkinlikle ilgili daha fazla bilgi almak için 07925 072 753 ve 07960 853 239 numaralı telefonlardan iletişime geçilebinir.
Birleşik Krallık genelinde 8 Haziran’da yapılacak erken genel seçimlerde İşçi Partisinden milletvekili adayı olan İbrahim Doğuş seçim kampanyasının startını verdi. Doğuş Londra’nın merkezi olan ‘The Cities of London and Westminster’ seçim bölgesinde İşçi Partisi’den milletvekili adayı olarak gösterilmişti.
Doğuş’un milletvekili adayı olduğu seçim bölgesi Birleşik Krallığın kalbi sayılıyor. Kraliçe’nin resmi ikametgahı olan Buckingham Palace Sarayı’nın yanı sıra, İngiliz Parlamentosu, Bakanlık binalarının bulunduğu Whitehall, Başbakanlık konutunun yer aldığı Downing Street ile Londra’nın en pahalı bölgeleri olarak tarif edilen Mayfair, Belgravia ve Knightsbridge semtlerinin de yer aldığı seçim bölgesinde 65 bin dolayında seçmen bulunuyor.
Seçim Bölgesi Conservative Partinin Kalesi Sayılıyor
‘The Cities of London and Westminster’ seçim bölgesi olarak kabul edildiği 1950’den bu yana Conservative Parti (Muhafazakar)’nin elinde bulunuyor. Conservative Partisi’nin kalesi sayılan seçim bölgesi 2015 genel seçimlerinde oyların yüzde 54’ünü alarak Mark Field’i parlamentoya gömdermişti. İkinci sırada ise Labour Parti adayı Nick Slingsby oyların yüzde 27’sini almıştı. 2015’te yapılan son genel seçimlerde katılım yüzde 59’ta kalmıştı.
Toplam 110 bin kişinin yaşadığı seçim bölgesinin yarısından fazlasını Britanya dışında bir ülkede doğmuş göçmenlerin oluşturduğu bölge geniş sosyal konutların da bulunduğu Bayswater ve Pimlico gibi yerleşim merkezlerini de kapsıyor.
‘Partimin talebi üzerine aday oldum’
Adaylığına ilişkin bir açıklama yayınlayan Doğuş, adaylığının partisinin talebi üzerine gündeme geldiğini vurgularken, ticaret yaptığı ve yaşadığı bu bölgede aday olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Seçim bölgesinin demografik yapısı ile İngiltere’nin en kozmopolit bölgelerinden birisi olduğunu kaydeden Doğuş, seçim kampanyasını Brexit tartışmaları, hava kirliliğine karşı mücadele, konut sorunlarının çözümü üzerine yoğunlaştıracağını söyledi.
Bölgede yaşayanların yüzde 20’sinden fazlasının Avrupa ülkelerinden geldiklerine dikkat çeken Doğuş, Brexit sürecinden direkt olarak etkilenecek olan bölge sakinlerinin, oluşturulduğu tarihten bu yana milletvekili sandalyesini koruyan Muhafazakar Parti’nin kontrolüne son verebileceğini savundu. AB referandumunda ayrılmaya karşı oy kullanan ‘The Cities of London and Westminster’ seçmenlerinin sağcı partilere bir ders vereceğini umduğunu belirten Doğuş, bölgede yaşayan vatandaşlara da destek çağrısında bulundu.
Yakın zamanda ”Kalbim” isimli yeni albümünün Londra’daki tanıtımı için müzikseverlerle buluşan sanatçı Canan Sağar gazetemizin sorularını yanıtladı. Gezi’den Suruç’a, taş atan çocuklardan dost yarasına kadar bir çok konuyu işlediklerini söyleyen Sağar’ın albümü adeta bir toplumsal sorumluluğun ürünü.
Suna Alan
Çoğu söz ve müziğin size ait olduğu bu albümdeki besteleriniz esin kaynağını nereden alıyor, nereden besleniyor?
Albümde altı şarkının sözleri ve beş şarkının müzikleri bana ait. Yine kıymetli dostlarım Alp Murat Alper, Cemil Gülüm ve Dostali Yaşar’a da ait söz ve müzikler var. Gerek kendi yaşadığım mevzular, gerek tanıklık ettiğim olaylar ya da yakından takip ettiğim konular beni ciddi derecede etkiliyor ve çoğu zaman yazarak-beste yaparak biraz nefes alabiliyorum. Örneğin, taş atan çocukların hikayelerini ve o dönem bu sebepten ötürü ceza alan araştırmacı gazeteci insanları yakından takip ettim. Bu konunun o kadar çok etkisi altında kaldım ki hemen bir şarkı yapma gereği duydum. Çocukların güvenilir ve savaşların olmadığı ortamlarda büyümesini önemsiyorum. Hiçbir çocuk şiddet içeren duygularla doğmuyor, onların neden şiddete başvurduğunu sormak ve orada yatan cevaba kulak vermek gerekiyor.
‘Kalbim’ albümünüzde yeralan eserler ve bunların hikayelerinden bahsedebilir misiniz? Yine kimlerle çalıştınız?
“Kalbim”de yer alan bir çok şarkının hikayesi ve yaşanmışlığı var. Gezi’den Suruç’a, taş atan çocuklardan dost yarasına kadar bir çok konuyu işledik. Albüme adını veren “Kalbim” isimli eser, aşkı ve ayrılığı anlatan bir şarkı, özellikle vurguladığı ise insan ne yaşarsa yaşasın zaman geçiyor, herkes gidiyor ve yalnızlık başucunda bekliyor. “Bir Başka Haziran” Gezi olayları, “Oyuncaklarım” Suruç ve “Taş Atma Çocuk” taş atıp ceza alan çocuklar için yazıldı. “Yan Koca Dünya” adı gibi dünyaya çatan ve belki de dünyanın sonlanıp yeniden yeşermesi gerektiğini vurgulayan, sorgulayan bir şarkı. “Kayıp”, yaşadığımız çağın en büyük sorunlarından biri olan ruhsal çöküşleri ve kişinin kendini aramasını sorguluyor, “Yavrucak” karanlık günlerin biteceğini ve yeniden güneşin doğacağını vurgularken umut veriyor, “Dost Yarası” bütün insanların günün birinde muhakkak yaşayacağı dostundan göreceği acının ne denli olabileceğini anlatıyor. Kısaca şarkıların hikayeleri böyle… Bu albümün kayıtlarını çoğunluk olarak Tamer Süerdem ve İlker Yurtcan yaptılar, yanı sıra Okay Barış, Nihad Jamsher ve Ali Bayar da üç şarkıya can verdi.
Bir toplumsal sorumluluğun ürünüdür bu çalışma diyebilir miyiz?
Brecht der ki; ''-Karanlık dönemlerde peki,
Şarkı da söylenecek mi?
-Elbette şarkılar da söylenecek
Belgeleyen karanlık dönemleri.''
Bu sözler yürüdüğüm yolda edindiğim çizgimdir, öyle kıymetlidir. Politikadan çok anlayan biri olarak nitelendirmiyorum kendimi fakat eşit ve adaletli bir dünya, sınıfsız toplumlar istediğimi biliyorum. Muhalif olduğum bir çok konu var. Bu yüzden, müzikte de inatçıyım. Her ne kadar zaman zaman biraz çizgimin dışında şarkılar söylemiş olsam da bundan sonra ne şekilde ilerlemek istediğimden fazlasıyla eminim. Her şeyin hızla tüketildiği bir çağda yaşıyoruz, müzik de çoğunluk olarak popüler kültüre hizmet ediyor, ne tutarsa herkes onu yapmaya çalışıyor fakat sanatın bir dili, söylemek istediği ve yaşadığı çağı biraz olsun yansıtabilmesi gerekiyor. İlk albümüm “13” ülkemiz ve dünyada gitgide artan içimizi kanatan cinsel taciz, tecavüz ve çocuk gelinlere (pedofili) dokunmuştu. “Kalbim” ise Suruç, Gezi ve taş atan çocuklara dokunuyor. Türkiye’nin içinde olduğu bu karanlık dönem elbette geçecek, nelere şahitlik etmiş tarih, bunun da elbet bir sonu var. Korku cumhuriyetini yaratmayı başardılar, insanların üzerine o kadar çok gittiler ki sindirdiler, fakat halkımıza inancım sonsuz. Savaşın bittiği, barışın ülkemize gülümsediği günleri el birliğiyle yeniden kuracağız.
Önümüzdeki süreçte kendi Youtube kanalımdan paylaşacağım yeni bestelerin kayıtlarını yapıyoruz. Aslında yeni diyorum fakat o kadar çok şarkı birikti ki hepsini albümlerde toplamam zorlaşacağı için bu şekilde dinleyici ile buluşturmak istiyorum. 2017’nin başlarından bu yana etkinlik ve konserlerde sahne aldım. Önümüzdeki günlerde çeşitli mekanlarda dinleti yapacağım, fakat henüz tarihler belli değil.
Canan Sağar: Aslen Sivaslı olan sanatçının müziğe olan ilgisi, babasının ona 13 yaşındayken aldığı bağlama ile başladı. Sonraları gitara ilgi duydu, müzik dersleri aldı. Gitar, armoni, melodi, söz yazarlığı gibi konuları içeren derslerin verdiği birikimle uzun yıllar sahne müziği yaptı. Sahne repertuvarında özgün, türkü, nostaljik pop ve soft rock karakterinde eserler yer aldı. Londra Birbeck Üniversitesi’nde bestecilik üzerine eğitim aldı ve yine “Beşeri Bilimler ve Müzik” okudu. Kendi şarkılarından oluşan ilk albümü “13”, 2015 yılında çıktı.
Geçtiğimiz hafta gündemi yoğun şekilde meşgul eden ve İngiltere’de yaşayan binlerce Türkiye vatandaşını etkileyeceği belirtilen Ankara Antlaşması’ndaki gelişmeler, Türkiye’nin AB’ye girememe sürecine bağlandı. Konuyla ilgili geçtiğimiz Mart ayında görülen dava sonucu İngiltere’de süresiz oturum izni veya İngiltere vatandaşlığına başvuru yapan göçmenlerin başvuruları askıya alındı.
Suzan Doğan-Telgraf
Bekleme sürecine tabi tutulan binlerce insanı ilgilendiren dava ile ilgili Londra’da hizmet veren uzman hukukçular, sürecin başvuru sahiplerini çok tedirgin ettiğini ve müvekkillerinin her okudukları bilgi için kendilerini aradıklarını aktardılar. Son görülen davanın sonucunu “Brexit’en etkilenen bir hakimin kararı” şeklinde yorumlayan hukukçular, Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı’nın, bu kararı süresiz oturum iznini kaldırıp, uzatmalı vizelere çevirmesinden de endişe ediyorlar.
Tartışmaların asıl muhatabı olan davanın avukatı London Solicitors Avukatlarından Cemal Türk, İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Antlaşması çerçevesinde çalışma tüzüğünü değiştireceğini ve önümüzdeki birkaç aylık süreç içerisinde bu tüzüğün kamuoyu ile paylaşılacağını düşündüğünü aktardı. Çıkan karar sonrası müvekkillerinin davayı devam ettirmeme kararı aldığını söyleyen Türk’e davanın detaylarını ve süreci sorduk.
Avukat Cemal Türk-London Solicitors
Ankara Antlaşması ile İngiltere’de bulunan kişileri yakından ilgilendiren ve sosyal medyada bir anda en çok tıklanan haberler içerisinde yer alan davanın konusunu ve sonrasında yaşanan gelişmeleri bizimle paylaşabilir misiniz?
Bu dava Mustafa ve Hacer Aydoğdu çiftinin davası. Mustafa bey Ankara Antlaşmasına başvurup İngiltere’de yaşamaya başlayan bir müvekkilimiz. Üç senelik vizesini doldurup serbestliğe başvurmaya hak kazandığında kendi evraklarıyla birlikte eşinin de evraklarını İçişleri Bakanlığı’na gönderdik. Kendisine oturum verildi fakat eşi Hacer Hanımın talebi reddedildi. Burada durumu okuyuculara doğru aktarabilmek adına bir parantez açmak istiyorum.
Üç sene öncesine kadar eşler, bu ülkeye geldiği ve bir gün dahi bu ülkede kaldıkları taktirde süresiz oturum alma hakkı kazanıyorlardı. Başvurular çerçevesinde asıl başvuru sahibi ile birlikte eş ve çocuklar da süresiz oturum alabiliyorlardı. Yaklaşık iki sene önce çıkan yeni uygulama gereği eşlere; bu ülkede iki sene yaşama zorunluluğu getirildi. Hacer hanımın davasına gelirsek İçişleri Bakanlığı süresiz oturum hakkının Ankara Antlaşması kapsamına girmediği yönünde karar verdi. Hakim ise İçişleri Bakanlığı’nın kararını yanlış bularak müvekkilimize yeniden bir karar vermesi gerektiğini aktardı.
Peki dava sonuçlandı mı? Sonuçlandıysa bu kadar gündem olması neden?
Hakim topu Home Office yani İçişleri Bakanlığı’na attı. İçişleri Bakanlığı kendi kararlarının yanlışlığını kabul etti fakat süresiz oturum vermek zorunda olmadığını savundu. Sonuç olarak İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Antlaşması çerçevesinde çalışma tüzüğünü değiştirmesini bekliyoruz. Bu davanın sonucu da uzatmalı vize türüne dayandırılacaktır diye düşünüyorum. Fakat şu anda kesin bir bilgi yok elimizde.
Bu karar Ankara Antlaşması çerçevesinde serbestliğe başvurup bekleyenleri de yakından ilgilendiriyor. Bu kadar gündem olması emsal teşkil etmesinden kaynaklı. İçişleri Bakanlığı şu an serbestlik başvurularını, çıkaracağı yeni çalışma tüzüğü nedeniyle yavaştan alıyor diye düşünüyoruz. Bu sürenin seçimlerden önce olacağını düşünmüyorum. Seçimler bütün herşeyin önüne geçmiş durumda.
Davaya itiraz hakkınız yok mu? Çünkü Ankara Antlaşması kararları değiştirilemez diye bir madde vardı diye biliyoruz.
Haklısınız karara itiraz hakkımız vardı. Müvekkilimizle konuyu görüştük ve davanın devam ettirilmesinin aynı durumda olan kişiler için de bağlayıcı nitelikte olduğunu aktarmaya çalıştık. Fakat müvekkilimiz “Ben alacağımı aldım” deyip davayı bundan sonra devam ettirmeme kararı aldı.
‘HOME OFİCE MAHKEME KARARINI
SÜRESİZ OTURUM VERMEYELİM
ŞEKLİNDE YORUMLAYABİLİR’
Çıkan kararı Brexit’en etkilenmiş bir hakimin kararı şeklinde yorumlayan diğer bir uzman CSS § Co Legal Services Direktörü Ahmet Engin. Sosyal medyada konuyu ilk değerlendiren avukatlardan biri olan Engin, yaptıkları yoruma bu kadar ilginin olacağını beklemediklerini; fakat konuya ilginin Ankara Antlaşması çerçevesinde yaklaşık 36 bin insanın başvurusu olmasından kaynaklı olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu kadar yüksek bir rakamın varlığından kaynaklı İngiltere hükümetinin de konuya duyarsız kalmadığını belirten Engin, Türkiye ve İngiltere hükümet yetkililerinin; Brexit sonrası ticari antlaşmalar için görüşmelerin startını geçtiğimiz aylarda verdiğinin de altını çizdi.
Ahmet Engin
Sayın Engin sizce çıkan bu kararı nasıl okumalı? Ankara Antlaşması çerçevesinde İngiltere’de yaşayan göçmenlere bu karar nasıl yansıyacaktır? Bu çerçevede sizin müvekkillerinize gelen bir karar var mı?
Çıkan karar Home Office’in son dakika kararı değil. Bu birkaç ay öncesinin kararı. Sürekli oturum için başvuran dört senelik süreci tamamlayıp sürekli oturuma başvuran müvekkillerimize mektuplar gelmeye başladı. “Temmuz sonrası karar verilmek üzere sizin başvurunuz beklemeye alındı” şeklinde olan bu karar; elbette bütün Ankara Antlaşması’nda serbestlik ve vatandaşlık başvurusunda olan herkesi ilgilendiriyor. 36 bin insanın Ankara antlaşmasına başvurduğuna yönelik bir data var. Çıkacak karardan öte İçişleri Bakanlığı’nın bunu nasıl yorumlayacağı önemli. Benim şahsi görüşüm İçişleri Bakanlığı bunu sürekli oturum vermeyelim, uzatma vizeleri ile durumu neticelendirelim şeklinde yorumlayabilir.
Mahkeme kararı bence hukuken hatalı ama İçişleri Bakanlığı da bunu benim gibi görmeyebilir. Bakanlık bu kararın doğru olduğunu düşünseydi Temmuzu beklemeden direk bu kararı uygulamaya da geçebilirdi. Şu an beklemeyi tercih ediyorlar. İngiltere seçimlerinin bitmesi ve durumun o zaman değerlendirmeye alınması söz konusu. Bekleyerek göreceğimiz bir süreç olacak.
HANGİ ÜLKEDEN
BAŞVURULAR YAPILMALI?
Bu antlaşma çerçevesinde en fazla akıllardaki soru ise Türkiye’den mi yoksa İngiltere’den mi başvuru yapılmalı yönünde. Sizin firmanızın Türkiye’nin dört kentinde de şubeleri var sizce hangi ülkeden başvuru yapılmalı?
Genelde bu başvuruları yapma yetkinliğine sahip firmalar Londra’da. Bir tek biz yapmıyoruz, hakkıyla yapabilen firmalar elbette ki var. İngiltere’den yapınca daha kolay oluyor söylemi yanıltıcı. Başvurular Türkiye’den veya burada yapılsın, bu başvuruları inceleyen birim aynı.
Türkiye’den de başvuru yapılsa evraklar oraya gidiyor. Dolayısıyla Türkiye’de başka kişiler İngiltere’de başka kişiler inceleme yapıyor denemez. İnceleyen kişiler aynı olduğu için sonuçları da benzeri oluyor. Bu anlamda aralarında hiçbir fark yok. İngiltere’den başvurunun yapılmasının dezavantajı; başvuruya yanıt süresi altı ay kadar olabiliyor.
Bu süre zarfında çalışamıyorsunuz, işinizi başlatamıyorsunuz, eğitim göremiyorsunuz, sadece turist olarak kalıyor olmaya devam etmeniz gerekiyor. O süre içerisinde de pasaport içerde olduğu için İngiltere’den ayrılamıyorsunuz. Ayrılmak isterseniz başvurunuzu geri çekmiş sayılıyorsunuz. Dolayısıyla bir nevi açık hava cezaevinde gibi düşünmek gerekiyor. Çünkü hareket alanınız sınırlandırılmış oluyor. Masraf ve maliyeti de oluyor bu kişinin. Sermaye olarak gösterdiğiniz rakamı burada harcamış olabiliyorsunuz.
Başvuruların garantisi yok. Başvurular reddedildiğinde tekrar Türkiye’ye dönmeniz gerekiyor. Türkiye’den başvurular altı hafta içerisinde cevaplanabiliyor. Türkiye’den de başvuruların en başında gelen reddedilme gerekçesi İngiltere’ye hiç giriş çıkış yapmadıysa kişi “Bilmediğin bir ülkede nasıl iş yapabileceğini iddia edebiliyorsun” oluyor.
Türkiye’den başvuru yapan kişiler evraklarla birlikte pasaportlarını vermek zorunda mı?
Türkiye’den başvurularda büyükelçiliğin önerdiği yöntem var. Ekstra bir ücrete tabi. Başvuru ofisinde evraklarınızı teslim ederken diyorsunuz ki “ekstra ücretimi ödeyeyim pasaportumu kontrol edin fotokopilerini alın aslını bana geri verin.” Onlar da pasaportunuzun fotokopilerini diğer evraklarınızla birlikte alıp kontrol edip aslını size iade ediyorlar. Dolayısıyla başvuru pasaportsuz fotokopili bir şekilde yapılmış oluyor. Onlar karar verdikten sonra sizi arıyorlar. Pasaportunuzu gönderin işleminizi yapacağız diye. Bir hafta-10 gün gibi bir süre veriyorlar. Diğer evraklarınızla birlikte işlem yapıldıktan sonra evraklarınızın hepsi size iade ediliyor.
‘BAŞVURULAR ÖNÜMÜZDEKİ
İKİ YIL DEVAM EDECEK’
Ankara Antlaşması başvurularını önümüzdeki iki yıl boyunca almaya devam ettiklerini belirten bir diğer uzman Advantage Solicitors’dan Robert Parkin, İngiltere’nin seçimlere odaklandığını ama seçimlerin hemen ardından ticari antlaşmaların kaldığı yerden devam edeceğini düşündüğünü söyledi.
Avukat Robert Parkin
Sayın Parkin, Ankara Antlaşması tamamen bitiyor mu? Brexit sonrası Ankara Antlaşmalıların bu ülkedeki durumları ne olacak?
İngiltere AB’den tamamen çıktığı gün Ankara Antlaşması da otomatik olarak iptal olur. Bunun anlamı aslında yeni başvurular yapılamayacak. Bir yıl veya üç yılını almış kişiler kazanılmış hak olarak değerlendirilip onların süreci tamamlamasına izin verilecektir. İlk başvurular Brexit süreci tamamlanana kadar yine yapılabilecek. Türkiye’den ve İngiltere’den bu iki sene süresi içerisinde başvurular yapılmaya devam edilecek. Bu başvuruların uzatma sürelerini de hesap edersek Ankara Antlaşması önümüzdeki altı yıl boyunca gündemimizi işgal edecektir.
Şu an önümüzde Haziran seçimleri olduğu için Ankara Antlaşması şu an arka planda. Ne söylesek askıda kalacak. O nedenle seçim sonuçlarından sonra değerlendirmeler daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.
“İNGİLTERE’NİN DE YABANCILARA İHTİYACI VAR”
Advantage Solicitors işletmecisi ve hukukçu Fidan Osoy ise Ankara Antlaşması ile göçmen statüsü taşıyan Türkiye vatandaşlarının kaygı ile yaşamaktan öte işlerine odaklanmaları gerektiğini savunarak “İngiltere’nin de ekonomik anlamda yabancılara ihtiyacı var” dedi.
Avukat Fidan Osoy
Türkiye Başkonsolosluğu ile görüşme içerisinde olduklarını belirten Osoy, Türkiye tarafının da kendileriyle aynı görüşü paylaştığını söyledi.
Osoy, İngiltere’de iş kurma planı olan kişilerin hali hazırda iki seneleri olduğunun altını çizerek, “Tüm bu gelişmelerden sonra yeni başvuru yapacak olan Türkiyeli vatandaşlara tavsiyemiz; uzmanla sürece başlamaları ve mevcut zamanı iyi değerlendirmeleri.
Kanun ve yükümlülükler açık. İngiltere’de yaşam hala hayal değil. İster bireysel isterse aileleriyle birlikte burada bir yaşam düşünen vatandaşlarımıza her zaman yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bize en fazla sorulan soru “Ailemizle birlikte geldiğimizde çocuklarımızın durumu ne olacak” yönünde oluyor. 16 yaş altı çocuklar bu ülkede belediyeler aracılığıyla okullara yerleştirilebiliyor. Mağdur olmaları söz konusu değil. Her sınıfta 30 öğrenci var. Daha fazla alamaz okullar. Çabuk hareket ediliyor. Bir veya iki hafta içinde yanıt alabilirsiniz okullardan.
Sadece adaptasyon süreci konusunda ailelerin çekincelerine katılabiliriz. Bunu da vize başvurusu yaparken karşılıklı görüşlerimizi paylaşarak ortak bir karara varabiliriz” dedi.
ANKARA ANTLAŞMASI VİZESİ NEDİR VE KİMLER BAŞVURABİLİR?
Ankara Antlaşması vizesi; Avrupa Birliği ile işbirliği anlaşması bulunan ülkelerin vatandaşlarına İngiltere Birleşik Krallığı’nda kendi işini kurma ve İngiltere’de yerleşik yaşama hakkı sağlayan vize tipidir.
Ankara Antlaşması İngiltere vizesine; İngiltere’de iş kurmak ya da kendi işini yapmak isteyen 18 yaşını aşmış ve yapacağı işe yetecek kadar sermayesi bulunan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başvurabilir.
Vize başvurusunda bulunan kişilerin İngiltere’de iş yeri açma, işçi çalıştırma zorunluluğu yoktur. Kişi eğitimini aldığı ya da meslek edindiği iş ile ilgili alanda çalışabilmektedir. Örneğin; Ankara Antlaşması vizesine başvuran kişiler İnşaat ofisi ya da mağaza açabileceği gibi İngiltere’de ikamet ettiği adresi göstererek pazarlama, şoförlük, danışmanlık gibi hizmetler de verebilir. Ancak kişiler İngiltere vize başvurusunda beyan ettikleri mesleği yapmak zorundadır. Kişinin farklı iş kolunda çalıştığı tespit edildiği noktada, yaptığı başvuru iptal ediliyor ve kişi sınır dışı edilebiliyor.
‘BELİRSİZLİK
KİŞİLER ÜZERİNDE
TÜKENMİŞLİK DUYGUSU
YARATIYOR’
Ankara antlaşması sürecinin hiç düşünülmeyen ama bireyler üzerinde önemli olumsuz etkiler bırakan yönünü de Psikolog Doktor Duygu Cantekin’den değerlendirmesini istedik. Doktorasını Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde yapmış olan Cantekin, İngiltere’de mülteciler, sığınmacılar ve göçmenler üzerinde çalışmalar yapıyor.
Dr Duygu Cantekin
Ankara antlaşması başvurusu yapan kişiler nasıl bir psikolojik durum ile karşı karşıya kalıyor ve bununla nasıl baş etmeye çalışıyor?
Çevre kaybı, yakın kaybı, kültür kaybı, destek kaybı, network kaybı, statü kaybı, ekonomik kayıp. Ankara Antlaşması’na başvurarak İngiltere’de yaşam mücadelesine giren kişiler bu gibi kayıplarla baş etmek zorunda kalıyorlar. Tüm bu kayıpların yanında sosyo-ekonomik düzeyiniz de değişiyor. Bir belirsizlik sürecine giriyorsunuz ve tabiri caizse hayatınızın durma aşamasını yaşıyorsunuz.
Bu belirsizlik kişiler üzerinde tükenmişlik duygusu yaratıyor, öfke hali, kaygı hali, geleceğe dair umutsuzluk hali oluşturuyor. Bu kayıpları travmatik olarak yaşamamak için sosyal destek mekanizmalarına insanların ihtiyacı var. Ankara Antlaşması ile burada kalan kişilerde gördüğüm sosyal destek genelde arkadaş desteği oluyor. Desteği olan kişiler psikolojik travmaları daha ılımlı atlatabiliyorlar. Ankara antlaşmalarında insanlar bireysel oldukları için bu sosyal ağları kurmakta sıkıntı çekebiliyorlar. Aslında bu ülkede kurumlar çok önemli destek yollarını size sunuyor. Bunu alıp almamak kişinin kendi elinde.
Kişilere tavsiyem hayatınızın bu dondurulmuş sürecinin pozitif yanlarını görmeye çalışın ve kendinizi gelecekte yapmayı planladığınız şeyler için geliştirmeye odaklayın. Motivasyonunuzu üst sınırlarda tutmaya çalışın ve sizi negatif düşünmeye iten olaylardan ve kişilerden uzak durun.
Türkiye’de 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ölümlerinin 45’inci yılında Londra’da da düzenlenen etkinlik ile anıldı.
6 Mayıs 1972’de idam edilen öğrenci liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Londra Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) tarafından organize edilen etkinlikle anıldı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı etkinlikte Deniz Gezmiş’in idam edilirken söylediği son sözler salonda yankılandı.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i anlatan arkadaşları Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner’in konuşmaları sırasında salonda duygusal anlar yaşandı. Devrimci güçlere birlik çağrısında bulunan Çubukçu ve Yalçıner, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ayrımcı, soykırımcı politikalarına karşı ve Türk ve Kürt halknın birlik olması gerektiğine vurgu yaptı.
Demiryolu İşçileri Sendikası (RMT) Genel Sekreter Yardımcısı Steve Hedley de yaptığı konuşmada, “Denizlerin Amerikan askerlerini denize dökerken yaktıkları ateşi, biz bugün emperyalizme karşı vereceğimiz mücadelenin başlangıcı olarak görmeliyiz” diyerek, halkların gerçek kurtuluşunun sosyalizmde olduğunu ifade etti. DAY-MER Gençlik Komisyonu adına konuşan Ceren Sağır’da devrim mücadelesinden geri adım atmayacaklarını belirterek, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının anılarına bağlılık sözü verdi.
Etkinlik Kardeş Türküler, Balkan müzik grubu olan Don Kipper ve Canan Sağar’ın seslendirdiği ezgilerle sona erdi.