Category: Türkiye

  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı HDP’nin kapatılması istemiyle dava açtı

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı HDP’nin kapatılması istemiyle dava açtı

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. İddianame Yüksek Mahkeme’ye gönderildi.

  • Aleyna Çakır davası: Çelişkili ifadeler, darp itirafı

    Aleyna Çakır davası: Çelişkili ifadeler, darp itirafı

    Aleyna Çakır’ın evine zor kullanarak girilmesine ilişkin açılan davada, sanık Ümitcan Uygun ve tanık olarak dinlenen arkadaşı Enes Özdemir, Çakır’ın darp edildiğini itiraf etti.

    Aleyna Çakır ismiyle bilinen Sema Esen’in 3 Haziran 2020’deki şüpheli ölümünden önce Ümitcan Uygun’un zor kullanarak, evine girmesi üzerine, “Tehdit ve konut dokunulmazlığı ihlal” suçundan açılan davanın ilk duruşması görüldü. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Aleyna’nın annesi Hatun Esen, babası Mehmet Esen, ağabeyi Himmet Esen ile aile avukatı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Kadın Kolları Başkanı ile çok sayıda kadın katıldı.

    Uyuşturucu bulundurma ve kullanmadan tutuklanan Ümitcan Uygun, Sincan 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.

    İTİRAF ETTİ

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada, savunma yapan Uygun üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirti. Polise verilen ilk ifade ile mahkeme heyetine verdiği ifadenin çelişmesi üzerine heyet ile Çakır’ın avukatı faile sık sık sorular yöneltti. Heyete sunduğu çelişkili ifadelerde Çakır’ı darp etmediğini söyleyen Uygun, çapraz sorguda Çakır’ı darp ettiğini itiraf etti.

    TANIK OLAY GECESİNİ ANLATTI

    Olayın yaşandığı gece fail ile birlikte Çakır’ın evine giden Enes Özdemir de mahkemede tanık olarak dinlendi. Özdemir de çelişkili beyanlarda bulundu. Uygun’un olay günü alkollü olduğunu söyleyen Özdemir, çelişkili beyanlarının tespit edilmesinin ardından failin Çakır’a küfür ettiğini, tokat attığını ve bayılmasına sebep olduğunu itiraf etti. Özdemir, Uygun’un Çakır’ın yerde baygın vaziyette yatmasının ardından, maktülün telefonundan İnstagram hesabını açarak canlı yayın başlattığını ve orada “Öyle yapılmaz böyle yapılır” dediğini belirtti.

    Sanık avukatı Hayri Çağatay Cengiz, müvekkiline atılan suçlamaları reddetti.

    KCDP’NİN KATILMA TALEBİNE RET

    Davaya müdahil olmak isteyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına duruşmada hazır bulunan Meliha Bulukçuoğlu’nun talebi heyet tarafından reddedilirken, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatlarının müdahillik talepleri kabul edildi.

    Çakır’ın avukatı Umur Yıldırım, tanık Enes Özdemir, maktül Aleyna Çakır ve sanık Ümitcan Uygun’un HTS kayıtlarının incelenmesi talebinde bulundu. Yıldırım, Çakır’ın telefonunu kendi izni dışında alarak yine İnstagram hesabını izni dahilinde olmadan girip canlı yayın başlatmasına ilişkin ayrı bir soruşturma başlatılmasını ve ek iddianame hazırlanmasını talep etti.

    ‘ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜSTEN YARGILANMALI’

    Çakır’ın avukatı İrem Esra Kömürcü Altın da “öldürmeye teşebbüs suçu”nun işlendiğinin kabul edilmesi ve dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi talebinde bulundu. Altın talebinin reddedilmesi halinde olayın işlenme biçiminin göz önünde bulundurularak “Canavarca hisle kasten yaralama” suçundan yargılama yapılmasını talep etti.

    Çakır’ın avukatı Esra Kömürcü Altın’ın taleplerinin reddine karar veren heyet, HTS kayıtlarının incelenmesine karar verdi. Heyet, bir sonraki duruşmayı 28 Mayıs tarihine erteledi.

    DURUŞMANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ

    Duruşma ardından Çakır’ın avukatları ve ailesi açıklama yaptı. Adliye önünde yapılan açıklamada konuşan KCDP avukatı İrem Esra Kömürcü Altın, Çakır’ın tehdit ve baskı sonucu ifadesini geri çektiğini belirterek, astım hastası olduğu bilindiği halde nefessiz bırakılmak istendiğini ve darp edildiğini söyledi. Altın, duruşmanın takipçisi olacaklarını vurguladı.

    Ardından konuşan Çakır’ın babası Mehmet Esen de bu davanın peşini bırakmayacaklarını vurguladı. Uygun’un DNA’sının çıktığını hatırlatan baba Esen, “Çocuğumu öldürdü o da o delikte çürüyecek. Herkes çektirdiğinin cezasını çekecek. Çocuklarımız çakallar için canından olmasın. Bizim canımızı yaktı onların da canı yansın. Onlara yardım ve yataklık edenler de yargılansın” dedi.

    ‘KADIN CİNAYETLERİNE DUR DİYİN’

    Duruşma boyu duygusal anlar yaşayan anne Hatun Esen ise gözyaşlarına hakim olamadı. Kızını çok özlediğini ve hayatta olmasını çok istediğini kaydeden anne Esen, “Analar, bacılar ağlamasın, yanmasın yürekler. ‘Kadın cinayetlerine dur’ deyin. Biz yorulduk, dayanacak gücümüz kalmadı. Benim ciğerim yanıyor” şeklinde konuştu.

  • Tutuklu Eşbaşkan Şevin Alaca’nın korona testi pozitif çıktı

    Tutuklu Eşbaşkan Şevin Alaca’nın korona testi pozitif çıktı

    Yerine kayyım atanan tutuklu Kars Belediyesi Eşbaşkanı Şevin Alaca’nın koronavirüs testi pozitif çıktı. Kars Belediyesi’ne kayyım atanması sonrası tutuklanan ve Diyarbakır  Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Kars Belediyesi Eşbaşkanı Şevin Alaca’nın koronavirüs testinin pozitif çıktığı duyuruldu. Twitter hesabından paylaşım yapan kardeşi Şilan Alaca, ablasının koronavirüs testinin pozitif çıktığını ve tahliye taleplerine ise yanıt alamadıklarını söyledi.

    TAHLİYE TALEBİ YANITSIZ

    Kardeş Alaca şu paylaşımda bulundu: “Ablam Kars Belediye Eşbaşkanı Şevin Alaca’nın Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevinde yapılan covid testi pozitif çıktı. Avukatlarımız aracılığı ile yaptığımız tahliye başvurusuna bir cevap alamadık. 24 Ağustos’ta covid geçirmiş ve tedavi olmuştu. Daha önce 4 kez akciğer ameliyatı geçirmiş ve ikinci kez covid’e yakalanmış bir insanın hala cezaevinde tutuklu olmasını hangi hukuk ile açıklayacaksınız.6 gündür ne ailesi ne avukatları ile görüştürülmüyor. Sağlık durumu hakkında sağlıklı bilgi alamıyoruz.”

     

  • Gazeteci Oruç: Bugün kamera karşısında, yarın kamera arkasında olacağım

    Gazeteci Oruç: Bugün kamera karşısında, yarın kamera arkasında olacağım

    ‘Terörist’ olarak lanse edilip, tutuklandıktan 11 ay sonra yeniden mahkemenin hakkında verdiği tahliye kararı ile yeniden özgürlüğüne kavuşan Gazeteci Aziz Oruç, bizzat yaşadığı hukuksuzluklara dair “Bugün kamera karşısında, yarın kamera arkasında olacağım” dedi.

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019’da gözaltına alındıktan sonra “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne konulan gazeteci Aziz Oruç, yargılandığı davanın 9 Kasım’da görülen duruşmasında tahliye edildi. 11 ay süren tutukluluğunun ardından yeniden özgürlüğüne kavuşan Oruç, geride kalan süreçte yaşadıklarını anlattı.

    Gazetecilik yaptığı Federe Kürdistan Bölgesi’nden gittiği Ermenistan’da gözaltına alındığını ve burada insanlık dışı muamelelere maruz kaldığını aktaran Oruç, sözlü olarak başlayan tacizlerin telefonundan eşine mesaj atılmasına kadar uzandığını söyledi. Gözaltına alınması sürecinin başından itibaren hukuki hak ve işleyişten yoksun bırakıldığını belirten Oruç, yaşadıklarını “İlk olarak asker ve polisler sınır noktasında darp ettiler, taciz ettiler, ‘seni İran’a veririz, İran seni assın da aklın başına gelsin’ diye tehdit ettiler. Tamamen hukuk dışı bir şekilde İran’a teslim edildim. Teslim edilmeden şiddet başladı. Bir gün öncesinde kelepçeli bir şekilde bekledim, her gelen görevli taciz etti, küfür etti ya da bir şekilde rahatsız ediyordu. Sabaha kadar bu tür muameleler gördüm” sözleriyle dile getirdi.

     

    ‘HER KAPI ÇALDIĞINDA ACABA İŞKENCEYE Mİ GELDİLER DEDİM’

    Ertesi gün İran İstihbarat Polisi tarafından alındığını belirten Oruç, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Orada önce sorgulandım. ‘Sen buraya istihbarat için geldin. Amerika’yla mı çalışıyorsun, PKK ile mi çalışıyorsun?’ diye sorular sordular. İstihbarattan gelen kişiler, birçok kez karnıma yumruklar vurdu, tekmeler vurdular, bütün gün kustum. Kapkaranlık bir odaya koydular beni, zifiri bir karanlıktı, hiçbir şey göremiyordum. Sadece etrafa duvarlara dokunarak hareket edebiliyordum. Bir buçuk gün o karanlıkta kaldım. ‘Biz seni konuşturmasını biliriz, işkence ederiz’ dediler. Ben bir gazeteci olarak daha önce İran’da yaşanan işkenceleri de yazmıştım. 2014’te bu konuya ilişkin bir haber yapmıştım. Çok iyi hatırlıyorum, İran’da 14 yaşında bir çocuk kulakları kesilmişti ve sınırın Türkiye tarafına atılmıştı. Yaptığım bu haber hiç aklımdan çıkmıyordu. Korkumun bir sebebi de buydu aslında. Söylediklerini yapabileceklerini biliyordum. Her kapı açıldığında, acaba işkenceye mi geldiler, beni bir yere mi götürecekler diye düşünüyordum.”

     

    SINIRIN TÜRKİYE TARAFINA ATTILAR

    İran’a teslim edildiğinden kimsenin haberi olmadığını, sonraki gün mahkemeye çıkarıldığını ve Türkiye’ye teslim edilmesine karar verildiğini söyleyen Oruç, “1 milyon 400 İran Riyal’i para cezası da kestiler. Saat 22.00 civarında İran tarafında sınır kapısına getirdiler. Burada tehdit ettiler. ‘Biz seni buradan göndereceğiz’ dediler. Gitmek istemediğimi söyledim. Zorla beni sınırın öte tarafına attılar. Öncesinde 1 buçuk saat boyunca ellerimi ve ayaklarımı plastik kelepçe ile bağlamışlardı. Bu nedenle yürüyemiyordum, her tarafım morarmıştı. Biraz dinlendim, sırtımda çantayla koşmaya başladım. Sınır hattında tellere takıldım, yara izlerim duruyor” dedi.

    Sınırı geçtikten sonra ulaştığı tanıdıklar üzerinden Doğubayazıt’ta Muhammet İkram Müftüoğlu’nun evinde kaldığını, HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in ise kendisini Ağrı kent merkezine bıraktığını belirten Oruç, Müftüoğlu ve Ekelek’in kendisine bu şekilde yardım ettikleri gerekçesiyle 7 ay tutuklu kaldıklarını ifade etti.

     

    PSİKOLOJİK ŞİDDET

    Gazeteci Oruç, Ağrı’da gözaltına alındıktan sonra maruz kaldığı yaklaşımlara dair ise şunları söyledi: “Gözaltında psikolojik baskı vardı ve bunun yanında kötü bir muamele de vardı. Beni yere yatırmaları, arkadan kelepçelemeleri, sırtıma ayaklarıyla basmaları…”

    8 gün gözaltında tutulduktan sonra çıkarıldığı mahkemece, sosyal medya paylaşımları, Rojava’da çekilen bir filmde oynadığı iddiası ve gazetecilik faaliyetleri gerekçesiyle tutuklandığını belirten Oruç, kendisine yardım eden Müftüoğlu ve Ekelek’in ise “örgüte yardım yataklık” gerekçesiyle tutuklandığını söyledi. Oruç, “Bu trajikomik bir durum. Asıl ‘suçlu’ olarak yargılanan ben tahliye olsaydım ne olurdu?  Tabi ben tutuklanacağımı da biliyordum. İçişleri Bakanlığı bir açıklama yapmış, hangi hakim olursa olsun tutuklayacaktı” ifadelerini kullandı.

    Oruç, götürüldüğü Patnos L Tipi Cezaevi’nin girişinde de kötü muameleye maruz kaldığını paylaştı.

     

    GAZETECİLİK AHLAKI OLMALI

    Gözaltına alınmasının ardından iktidar medyası tarafından hedef gösterildiğini hatırlatan Oruç, şunları söyledi: “Bütün medya ‘sınırdan İran’a geçen terörist yakalandı’ şeklinde haberi servis etti. Buna gazetecilik adına üzüldüm. Gazetecilerin gelmiş olduğu son süreci görürken, bu kadar kirlenmişliğini, bu kadar yandaşlığını görmek çok zoruma gitti. Gazeteciliğin bu olmadığını biliyorum, bir kez daha bunu gösterdiler. Gazetecilik kutsal bir meslektir. Seversin sevmezsin, iktidara yakın da olabilirsiniz ama bazı şeyler biraz ahlak gerektiriyor. İyi bir gazetecinin ahlaklı olması, vicdanlı olması lazım. Yoksa gazetecilik tamamen bir somutta kalır. Bir görüntü, bir yazı da kalır. Vicdan ve ahlak olduğunda, o duygular görüntüye ve yazıya da dökülüyor. Bir iddia olabilir. ‘Biri yakalandı, gözaltına alındı’ dersiniz. Fakat bunu bir ‘terörist’ yakalandı olarak servis etmek, gazeteciye büyük bir leke atmaktır.”

     

    CEZAEVİ ŞARTLARI

    Tutuklu kaldığı Patnos L Tipi Cezaevi’nin sürekli hak ihlalleriyle gündeme gelen bir cezaevi olduğunu anımsatan Oruç, cezaevindeki hak ihlallerinin  pandemi ile birlikte daha da arttığını anlattı. Oruç, “İçmek için ve banyo yapmak için su kirli veriliyordu. İnanın kanalizasyon bile bu kadar kötü kokmuyordu. Lavaboya gittiğinizde orada bir dakika bile duramazdınız. Son zamanlarda bizim itirazlarımızla biraz düzeldi ama yeterli değil tabi. Tutsakların ekonomik durumu pandemiyle daha da kötüleşti. Banyo yaptığımız su 20 dereceyi geçmiyordu. Çoğu zaman buz gibi suyla banyo yapıyorduk. Cezaevi Müdürlüğüne, Adalet Bakanlığına dilekçeler yazdık fakat hiçbir şekilde cevap verilmedi. Pandemi döneminde hak ihlalleriyle ilgili röportaj verdiğim için hakkımda disiplin soruşturması açıldı. Yine Adalet Bakanlığı çıktı, ‘biz cezaevlerinde bütün hijyen temizlik ürünlerini veriyoruz’ dedi. İnanın böyle bir şey yok. Sadece bir iki defa bir kutu sıvı sabun verdiler o kadar. Ortak alanda sadece yattığımız ve banyo yaptığımız alan dışında her yerde kameralar var. Buralardan da hijyen malzemelerinin verilmediği tespit edilebilir” dedi.

     

    MEKTUP KARANTİNAYA ALINDI!

    Tutukluların kantin ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını ifade eden Oruç, “Her hafta istediğimiz ürünlerin yarısı gelmiyordu. Kendi paramızla istediğimiz 10 ürünün 4’ü ya geliyordu ya gelmiyordu. Aylarca bize kalem gelmedi. Dilekçe yazdık. Ancak aylar sonra kalem verdiler. Mektup noktasında, umudumuzu kesecek duruma geldik. Özellikle pandemiyle beraber normalde geç gidip gelen mektuplar, daha da geç gidip gelmeye başladı. Sorduğumuzda ‘mektubu karantinaya aldık, salgın var’ diyorlardı. Bir mektubuma ‘Apê Musa’nın mirasına sahip çıkacağız’ diye yazdığım için el koydular” diye belirtti.

    Sadece iktidara yakın gazetelerin kendilerine verildiğini sözlerine ekleyen Oruç, “Pandeminin başladığı gün onu da kestiler, vermemeye başladılar. Zaten Cumhuriyet, Evrensel, Yeni Yaşam vermiyorlardı. Yazdığımız dilekçeler sonucu 1 Kasım’da gazete getirdiler. Verdikleri gazetelere Birgün ve Cumhuriyet’i eklediler ama Yeni Yaşam ve Evrensel’i yine vermediler. Verdikleri gazetelerde şöyle; gazete geliyor karantinada bekletiliyor, bir gün sonra veriliyor. Bugünün gazetesini siz yarın okumuş oluyorsunuz” diye konuştu.

    Spor ve resim gibi kurs haklarının engellendiğini, sohbet haklarının tamamen kesildiğini, 8 kişilik koğuşlarda 18-19 kişi kaldıklarını ifade eden Oruç, “Odalar küçüktü ve çoğu zaman bir odada 4 kişi kalması sorun oluyordu. Sayı arttıkça odalardaki ranza sayıları da çoğaltılıyor” dedi.

    Oruç, verilen yemeklerin ise çok kötü olduğunu, sadece salgının ilk ayında kısmi düzelmelerin görülüp, daha sonra eski haline döndüğünü belirtti.

     

    İKİ KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    Salgın sürecinde hasta tutukluların sağlık durumlarının ağırlaştığına da değinen Oruç, şöyle devam etti: “Hastaneye gitmek işkence oldu. Hastaneye gidiyorsunuz, çoğu zaman bir şey yapmıyorlar. Doktor bakıyor, geri gönderiyor. Sonra tek kişilik hücrede bomboş yerde 20 gün karantina adı altında tecritte kalıyorsunuz. 2 arkadaşımız bu süreç boyunca yaşamını yitirdi. Nasıl tedavi edildiler; Van’a götürdüler geri getirdiler, Patnos’a götürdüler, geri getirdiler. 15-20 gün soğukta, karantinada bekletildiler. Karantina alanı kirli bırakılıyordu, karantinadaki kişi çıktıktan sonra temizlenmiyor. 65 yaşında bir hasta gidiyor, o karantina odasında kalıyor. Yaşamını bu şekilde yitiriyor. 82 yaşında Hasan amca vardı, 25 yıldır cezaevinde. Hastaneye götürüyorlardı, getirip ‘20 gün karantinada kal’ diyorlardı. Hasan Amca ağır hastalıklarına rağmen ölse de bir daha tedavi olmaya gitmez. Hasta olan insanlar bundan dolayı gitmek istemiyordu. Bir arkadaşımız karantinada öldü, diğeri hastaydı, gitmek istemiyordu, o şekilde öldü. Patnos’da koronavirüs nedeniyle yaşanan ölümler dışında son 2 yılda 4 kişi yaşamını yitirdi.”

     

    ‘TEK ÖNLEM TECRİT’

    Siyasi tutukluların bulunduğu koğuşlarda bir tutuklunun koronavirüse yakalandığını ancak bu sayısının adli tutukluların bulunduğu koğuşlarda yüksek olduğunu söyleyen Oruç, yanı sıra birçok gardiyanın da salgına yakalandığını aktardı. Oruç, “Herhangi özel bir önlem yoktu. Tek önlem izolasyon ve tecritti. Haftada 1 gün telefona çıkıyorduk, önlemimizi kendimiz alıyorduk. Koğuşlar dışındaki koridorlar temizlenmiyordu. Defalarca söyledik ama düzelmedi. Kısacası, biz kendi önlemimizi kendimiz alıyorduk” şeklinde konuştu.

    Kişi başına sadece 8 kitap verildiğini aktaran Oruç, yazı ve günlüklere de el konulduğunu söyledi. Oruç, şunları ekledi: “Bir söz beğenmediklerinde alıp götürüyorlardı. Birkaç arkadaşımızın yazmış olduğu romanları bu şekilde götürüldü. Bir arkadaşımız tamamı Kürt dili üzerine yaklaşık bin sayfalık yazı yazmıştı, ‘örgütsel bir doküman olabilir’ denilerek el konuldu. Savcı kitabın verilmesini istedi ama teslim edilmedi.”

     

    ‘YARIN KAMERA ARKASINDAYIM’

    Cezaevinden çıktığını ancak buruk bir mutluluk yaşadığını dile getiren Oruç, “Duvarların, demir kapıların arkasında hala suçsuz yere, hukuksuz yere hasta tutsaklar, bir partinin eş başkanları, gazeteciler, hukukçular var. Bu hukuksuzluğa karşı susacağımı düşünmüyorum. Ben içerideyken gazeteci arkadaşlarım sesimi duyurdu, şimdi çıktım, içerdeki meslektaşlarımın sesini duyuracağım. Dün başka bir arkadaşımız cezaevinden çıktı, kamera karşısında yaşadıklarını anlattı. Bugün ben kameranın karşısındayım, o arkadaşlarım kameranın arkasında. Yarın ben kameranın arkasında, şuan cezaevinde olan meslektaşlarım kamera karşısında olacaklardır” diye belirtti.

    MA / Sadiye Eser – Erdoğan Alayuma

     

  • Gazeteci Aziz Oruç ve Müyesser Yıldız  tahliye edildi

    Gazeteci Aziz Oruç ve Müyesser Yıldız tahliye edildi

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019’da gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne konulan gazeteci Aziz Oruç ile kendisine yardım ettikleri iddiasıyla tutuklanıp ilk mahkemede tahliye edilen Muhammet İkram Müftüoğlu ve HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in yargılandığı davanın 3’üncü duruşması görüldü.

    Ağrı 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuksuz yargılananlar Muhammet İkram Müftüoğlu, Abdullah Elek, Dicle Müftüoğlu, Turgay İlboğa ve Yücel İlhan katılmadı. Gazeteci Oruç ise tutuklu bulunduğu Patnos L Tipi Cezaevi’nde Ses Görüntü ve Bilişim Sistemiyle (SEGBİS) duruşmaya katıldı. Oruç’un avukatı Erhan Çiftçiler ile Medya ve Hukuk Çalışmalar Derneği’nden (MLSA) avukat Erselam Aktan da duruşmada hazır bulundu.

    Koronavirüs (Kovid-19) salgını gerekçesiyle basın çalışanlarının duruşmayı takip etmesine izin verilmedi.   Duruşmada söz alan Oruç, önceki beyanlarını tekrarlayarak, herhangi bir örgüt ile irtibatlı olmadığını söyledi. Oruç, salgın nedeniyle yaşamsal riskle karşı karşıya bırakıldığını belirterek, tahliye talebinde bulundu.

    MLSA avukatı Erhan Çiftçiler ise İçişleri Bakanlığı’nın Oruç hakkında yaptığı açıklamaları hatırlatarak, “Mahkemeyi baskı ve stres altında tutan, İçişleri Bakanlığı’ndan yayınlanan duyurudur. Sonraki duruşmalarda da bu duyurunun altı doldurulmaya çalışıldı. Olay basit bir sınır ihlali suçudur” diyerek, Oruç’un tahliye edilmesini istedi.  Oruç’un tahliyesine karar veren mahkeme heyeti, bir sonraki duruşmayı 16 Nisan 2021’e erteledi.

    ODA TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, TELE 1 Ankara Temsilcisi İsmail Zeki Dükel ile onlara bilgi sağladığı iddia edilen stsubay Erdal Baran hakkında açılan davanın ilk duruşması, Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Yıldız ve Baran’ın tutuklu, Dükel’in ise tutuksuz yargılandığı davada, her üç isim hakkında “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama” suçunu zincirleme işledikleri gerekçesiyle 6 yıl 3’er aydan 17 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor. Tutuklu sanıklardan Erdal Baran, duruşmada yaptığı savunmada, bipolor bozukluğu bulunduğunu ve ilaç aldığını, bu nedenle kendi katılmadığı toplantıları katılmış gibi, yaşamadığı olayları da yaşamış gibi anlattığını söyledi.

    Müesser Yıldız ise savunmasında “Huzurunuza gelmeme sebep olan bir iddianame değil, bir intikamnamedir. O yüzden sözlerimin başında bu intikamnameye karşı herhangi bir savunma yapmayacağımı belirtmek istiyorum” dedi. Alınan savunma ve taleplerin ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, yurt dışına çıkış ile Müesser Yıldız’ın tahliyesine karar verdi. Baran’ın tutukluluk halinin devamına karar kılan mahkeme, Dükel’in ise yurtdışı yasağının devam etmekle birlikte hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına hükmetti. Mahkeme, bir sonraki duruşmayı 6 Ocak 2021 tarihine erteledi.

     

  • ‘Gizli’ denilen liste delege isimleri çıktı

    ‘Gizli’ denilen liste delege isimleri çıktı

    İktidar medyasının “HDP ile PKK arasındaki bağın kanıtı” olarak servis ettiği listesinin delege isimleri olduğunu dile getiren HDP Diyarbakır İl Eşbaşkan Vekili İrfan Sönen, il binası önünde oturtulanların çocuklarının bilgilerinin, ailelerin kendilerinde de olduğunu söyledi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 22 Ekim’de parti binalarına düzenlenen polis baskınında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl Eşbaşkanları Hülya Alökmen Uyanık ve Zeyyat Ceylan ile Yenişehir İlçe Eşbaşkanları Remziye Sızıcı ve Kasım Kaya gözaltına alındı. 8 günlük gözaltının ardından Sızıcı ve Kaya adli kontrol ile serbest bırakılırken, Uyanık ve Ceylan ise “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı.

    Yapılan baskında el konulan parti çalışmalarında kullanılan pankart, döviz, bilgisayarlar, resmi evrak gibi birçok materyal suçlama konusu yapıldı. Elde edilen parti delege isimleri ve çocuklarının dağa kaçırıldığı iddiasıyla partinin il binası önünde oturtulan ailelerin HDP’ye başvurduğu isim listelerinin yer aldığı ajandanın gizli bölmelerden çıkarıldığını iddia eden iktidar medyası, bunun “PKK ile HDP arasındaki bağın kanıtı” olarak servis etti.

    HDP Diyarbakır İl Eşbaşkan Vekili İrfan Sönen, isim listesiyle ilgili şunları söyledi: “Bu listede yer alan isimler, bize başvuran ailelerin isimleridir. Listedeki bazı isimler kendilerinden haber alınamayan, kaybolan kişilerin isimleridir. Seçilmiş delegelerimizin isimleri de var. Ailelerinin çocuklarının bilgileri, zaten onlarda da var” dedi.

     

    ‘PLAN TUTMADI’

    Servis edilen haberlerin partilerine yönelik saldırıların devamı olduğunu dile getiren Sönen, “Son bir buçuk yılda parti binamıza 20’den fazla baskın yapıldı, en az 27 yönetici ve üyemiz gözaltına alındı. Bu saldırılar ailelerin il binası önünde oturtulmasıyla başladı. Ailelerin başta çocuklarını bulmak istekleri oldu. Ancak milletvekillerimiz, başkanlarımız, üyelerimiz, bizleri ziyarete gelenler her gün bu ailelerin saldırısına uğruyorlar, bizlere, arkadaşlarımıza hakarette bulunuyorlar. Plan tutmadı, bu sefer başka şekillerde isteklerini sonuçlandırmaya çalışıyorlar. Şuan gündeme getirdikleri şeyde aynı ama plan yine tutmadı. Arkadaşlarımızı gözaltına aldılar olmadı, tutukladılar olmadı, eşbaşkanlarımızı tutukladılar olmadı. Bu sefer listedeki isimler üzerinden planlarını işlemeye çalışıyorlar. Bu listeler üzerinden haber yapanlar, aynı bilgiler onlarda da var, gidip onlara sorsunlar” diye konuştu.

     

    ‘AKP’NİN ŞİFRESİNİ ÇÖZDÜK’

    “Biz AKP’nin şifresini çözdük” diyen Sönen, “Bu yüzden partimize hedef alıyor, başkanlarımıza, milletvekillerimize, partililerimize saldırıyor, ama bir türlü önüne geçemiyorlar ve saldırılarını arttırıyorlar. HDP’yi ortadan kaldırmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

     

  • Tutuklu gazeteci Aziz Oruç için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru

    Tutuklu gazeteci Aziz Oruç için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru

    HABER MERKEZİ – Yaklaşık bir yıldır tutuklu bulunan gazeteci Aziz Oruç’un tutukluluk durumu Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alınıp “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla tutuklanarak Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen gazeteci Aziz Oruç’un dosyası Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları tarafından AYM’ye yapılan başvuruda, Anayasa’nın 19’uncu maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5’inci maddesinde düzenlenen “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”nın ihlal edildiği vurgulandı.

    Oruç’un haksız ve hukuka aykırı olarak gözaltına alınıp tutuklandığının belirtildiği başvuruda, hürriyetten mahrumiyetin ancak istisnai durumlarda ve kısa süreliğine uygulanması gerektiği hatırlatılarak, Oruç’un tutukluluk süresinin makul olmadığı ifade edildi.

    Oruç’un gazeteci kimliğine vurgu yapılan başvuruda, özgürlüğünden mahrum bırakılmasının hem basın hem de ifade özgürlüğüne müdahale niteliğinde olduğu belirtildi. Başvuruda, Türkiye’de çok sayıda gazetecinin benzer suçlamalarla yargılandığı ve tutuklandığı da ifade edildi.

    Bu doğrultuda, kişilerin hak ve özgürlüklerinin kötü niyetli bir şekilde sınırlandırılmasını yasaklayan AİHS’in 18’inci maddesi uyarınca, gazeteci Aziz Oruç hakkındaki yargılamanın bu maddeyi ihlal ettiği hatırlatıldı.

     

    Ne olmuştu?

    Hakkında açılan davalardan dolayı yaklaşık 3 yıl Irak Kürdistan Bölgesi’nde yaşayan Aziz Oruç, Avrupa’ya gitmeye çalışırken, İran üzerinden geçtiği Ermenistan kapısında gözaltına alınmıştı. Gözaltında Ermenistan polisinin şiddetine maruz kaldığı, daha sonra İran askerine teslim edildiği, İran’da da 2 gün boyunca işkenceye uğradığı ortaya çıkmıştı.

    10 Aralık’ı 11 Aralık’a bağlayan gece ise ayakları çıplak ve üstü başı paramparça edilmiş halde tel örgülerin üzerinden Türkiye tarafına atılmıştı. Aziz Oruç, 11 Aralık’ta kentten çıkmak üzere Doğubayazıt-Ağrı karayolunda araç beklerken, polisler tarafından yere yatırılarak gözaltına alınmıştı. Oruç’la birlikte gözaltına alınan HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek ve aynı anda evi ile işyeri basılarak gözaltına alınan Muhammet İkram Müftüoğlu, bir gün sonra çıkarıldığı mahkemece “Aziz Oruç’a yardım ettikleri” gerekçesiyle tutuklanmıştı.

    İçişleri Bakanlığı tarafından “terörist” olarak lanse edilse de meslektaşları “Oruç’un gazeteciliğine şahidiz” demişti. Oruç, Doğubayazıt Sulh Ceza Hakimliği tarafından 18 Aralık 2019’da, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.

    6 ay boyunca iddianame hazırlanmasını bekledi. 8 Haziran’da hazırlanan iddianamede, Oruç’un ülkeye yasadışı bir şekilde girişinin “örgüt üyesi olduğu hususunu gösterdiği” ileri sürülmüştü. Öte yandan gazeteci Oruç, 2 Mart’ta “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla daha önceden açılmış başka bir davadan ertelemesiz 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

    2013 yılında KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) çalıştığı dönem boyunca yaptığı haberler delil gösterilerek hakkında pek çok dava açılan Oruç’un Diyarbakır ve İstanbul’da görülmekte olan davaları da sürüyor. Gazeteci Oruç’un 2012 yılında aldığı 6 yıl 3 ay hapis cezası ise halen Yargıtay’da. Oruç’un tutuklu yargılandığı davanın duruşması 9 Kasım günü görülecek.