Blog

  • Avrupa Konseyi’nden HDP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarına tepki

    Avrupa Konseyi’nden HDP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarına tepki

    Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Anders Knape, Türkiye’nin güneydoğusunda devam eden belediye başkanlarının gözaltına alınma sürecini ve kayyum atamalarını kınadı. Knape, ‘ülke yönetiminin daha da kötüleşmesi’ konusunda endişelerini dile getirdi.

    Yazılı açıklama yapan Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Knape, Türkiye’de seçimle işbaşına gelen belediye başkanlarına yönelik atılan adımları yakından takip ettiklerini söyledi. Knape, “Türkiye’yi ağır bir şekilde sarsan Covid-19 salgını sırasında bile Türkiye’nin güneydoğusunda hala belediye başkanlarının görevden alındığı ve kayyum atamalarının devam ettiği bilgileri geliyor. Sonuç itibari ile birçok belediye, 31 Mart 2019 seçim sonuçları gözardı edilerek, devlet tarafından atanan kişiler tarafından yönetiliyor. Daha önce birçok kez söylediğim gibi yerel yöneticilerin gözaltına alınma prosedürü ve bu kişilerin yerine kayyum atamaları dengeli ve özgür seçimleri risk altında bırakıyor. Türkiye’de yerel demokrasinin işleyişini de büyük tehlikeye atıyor.” dedi.

    Venedik Komisyonu rapor hazırlıyor

    Knape, 2019 seçimlerinden sonra belediye başkanı olmaya hak kazanmış kişiler ile ilgili alınan bir dizi karar hakkında Venedik Komisyonu’nun yasal görüşünü talep ettiklerini, raporu beklediklerini dile getirdi.

    Geçtiğimiz günlerde HDP’li 4 belediye başkanı gözaltına alındı, Siirt belediyesine kayyum atanmıştı.

  • Oxford Üniversitesi, Covid-19 aşı çalışmasında ikinci faza geçti: 10 bin 260 kişide denenecek

    Oxford Üniversitesi, Covid-19 aşı çalışmasında ikinci faza geçti: 10 bin 260 kişide denenecek

    Oxford Üniversitesi, İngiltere merkezli ilaç firması AstraZeneca ile Covid-19 aşısı geliştirmek için yapılan klinik çalışmalarda ikinci faza geçtiklerini duyurdu.

    Aşı çalışmalarında birinci fazı tamamladıklarını ifade eden bilim insanları, ikinci aşamada 10 bin 260 katılımcıda aşının koruyuculuğunun test edileceğini söyledi. Bu aşamada, test edilecek kişiler 5 ila 69 yaş arasındaki yaş gruplarından oluşacak.

    Söz konusu araştırmanın başındaki isim Prof. Dr. Andrew Pollard, “Çalışmalar başarılı bir şekilde ilerliyor. İkinci fazda geniş çaplı uygulamada koruma sağlayıp sağlamadığını göreceğiz” dedi.

    İlaç şirketinden yapılan açıklamada, testlerin başarıyla sonuçlanması halinde ilk etapta “AZD1222” adı verilen aşıdan 400 milyon doz üretilebileceğini, bu yıl ve gelecek yıl ise toplam 1 milyar aşı üretim kapasitesine ulaşılabileceğini belirtti. ABD, İngiliz ilaç firmasına 1,2 milyar dolar ödeyecek

    ABD yönetiminin Covid-19 aşısının temini için İngiltere merkezli ilaç firması AstraZeneca PLC’ye 1,2 milyar dolar ödeyeceği bildirildi.

    ABD medyasındaki haberlere göre, Oxford Üniversitesinin Covid-19 virüsüne karşı geliştirmeye çalıştığı aşının üretim ve dağıtımını yapacak AstraZeneca ilaç firması, ABD yönetimiyle anlaşma yaptı.

    Anlaşma kapsamında, ABD’nin firmaya 1,2 milyar dolar ödeme yapacağı ve bunun karşılığında ilk etapta ABD’de 30 bin kişiye aşı testi yapılması, üretim kapasitesinin de en az 300 milyon doza çıkarılması kararlaştırıldığı belirtildi.

     

  • Berlin gözaltına kayıplar için seslendi :  unutma, unutturma!

    Berlin gözaltına kayıplar için seslendi : unutma, unutturma!

    17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesiyle, Cumartesi Anneleriyle ve dünyada gözaltında kayıplara karşı mücadele yürüten tüm kayıp yakınlarıyla dayanışmayı büyütmek, gözaltında kayıpların akıbetlerinin açıklanması ve tüm sorumluların yargılanması talebini yükseltmek için Berlin’de bir eylem düzenlendi.

    ICAD ve AvEG-Kon’un çağrısıyla 23 Mayıs Cumartesi günü Saat 15.00 de Berlin’in Kreuzberg semtinde yapılan eylem gözaltında kaybedilenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. ICAD Uluslararası Büro’nun Türkçe ve Almanca okunan mesajlarında egemen sınıfların kendi iktidarlarını korumak için toplumsal muhalefete yönelik olarak uyguladıkları bu saldırı yöntemiyle dünyamızda şimdiye kadar yüzbinlerce insanın devlet güçleri veya onlara bağlı paramiliter çeteler tarafından kaçırılarak kaybedildiği, bu kirli yöntemle toplumda kaygı, belirsizlik ve korku yaratılmaya ve böylece toplumsal muhalefetin susturulmaya çalışıldığı belirtilerek, kayıp yakınlarının, insan hakları savunucularının, ilerici ve devrimci güçlerin mücadelesi sonucu birçok ülkede devletlerin bu saldırısının önemli oranda geriletilebildiği vurgulandı.

    Gözaltında kayıpların yaşandığı ülkelerden örneklerin verildiği mesajlarda, gözaltında kayıplara karşı gelişen mücadele de anlatıldı. Arjantin’de Plaza de Mayo Annelerinin uzun yıllara yayılan mücadelesi ve Türkiye’de Cumartesi Annelerinin 25 yıllık mücadelesinin bu konuda yol gösterici olduğu belirtildi.

    Cumartesi Annelerinin ve tüm kayıp yakınlarının sesini her alana taşıma ve gözaltında kayıpların akıbetlerinin açıklanması ve tüm sorumluların yargılanması için mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı.

    Cumartesi Annelerinin 25 yıldır süren mücadelesinin, Amed’den Batman’a kadar Kürdistan’da kayıp yakınlarının mücadelesinin selamlandığı eylemde, Türk devletinin Cumartesi Annelerine getirdiği Galatasaray yasağı kınandı.

    Sol Parti Berlin eyaleti milletvekili Hakan Taş yaptığı konuşmada, gözaltında kaybetmelere karşı duyarlılık çağrısı yaptı ve Cumartesi Annelerinin 800. Haftasında yanlarında olma çabasında olacağını belirtti.

    Katılımcılardan Hasan Hüseyin Bayraktar’da eylemde bir konuşma yaptı.

    GÜLÜSTAN DOKU VE HÜRMÜZ DİRİL’İN AKIBETİ SORULDU

    Eylemde 5 Ocak’tan beri kendisinden bir daha haber alınamayan Dersim Munzur Üniversitesi 2. sınıf öğrencisi 22 yaşındaki Gülistan Doku’nun ve Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Kovankaya köyünde 11 Ocak’tan beri kayıp olan 71 yaşındaki Hurmüz Diril’in akıbeti soruldu.

    Gülistan Doku’nun ve Hürmüz Diril’in 4 ayı aşkındır kayıp olmalarından, Şimuni Diril’in öldürülüp bir dereye atılmasından Türk devletinin sorumlu olduğunun belirtildiği eylemde, 2016’dan beri ülkeyi KHK’lerle yöneten, hukukun, insan haklarının ayaklar altında alındığı Türkiye’de son yıllarda kayıp haberlerinin tekrar gündeme geldiği belirtilerek, Türk devletinin üç maymunu oynamayı bırakıp Gülistan Doku’nun ve Hürmüz Diril’in akıbeti hakkında açıklama yapması istendi.

    Cumartesi Annelerinin 25 yıldır süren mücadelesini, Amed’den Batman’a kadar Kürdistan’da kayıp yakınlarının mücadelesini selamlıyor ve Türk devletinin Cumartesi Annelerine getirdiği Galatasaray yasağını bir kez daha kınıyoruz.

    Gözaltında kayıplar için yapılmış olan Türkçe ve İspanyolca ezgilerin de dinletildiği ve gözaltında kayıpların resimlerin taşındığı eylem, “Yaşasın Enternasyonal Dayanışma” sloganlarıyla bitirildi.

     

  • İklim krizi: Bilim insanları koronavirüs önlemleriyle azalan karbon salımının tekrar hızla artmasından endişe ediyor

    İklim krizi: Bilim insanları koronavirüs önlemleriyle azalan karbon salımının tekrar hızla artmasından endişe ediyor

    Bilim insanlarına göre, Covid-19 salgınına karşı hükümetler tarafından alınan önlemlerin zirvesine çıktığı dönemde, küresel ısınmaya yol açan günlük karbon salımında yüzde 17 civarında düşüş yaşandı.

    Bu konuda şimdiye kadar yürütülen en kapsamlı araştırmanın sonuçlarına göre, bu rekor düzeyde düşüşün neredeyse yarısı motorlu araç kullanımındaki azalmadan kaynaklandı.

    Fakat Nature Climate Change (Doğa İklim Değişikliği) adlı bilimsel dergide yayınlanan araştırmanın yazarları, salgınla ilgili önlemler kaldırılıp herkes işine döndükçe, motorlu araç kullanımının yeniden artacağından ve karbon salımlarının da kriz öncesi düzeyini aşabileceğinden korkuyorlar.

    Uzmanlar bu kaygıyla, siyasetçilere, önlerine gelen bu fırsattan istifade ederek, bireysel seyahat ve taşımacılık konusunda kalıcı değişikliklere gitme çağrısı yapıyorlar.

    Birleşik Krallık’ın Ulaştırma Bakanı Grant Shapps, bu doğrultuda, yürüme ve bisiklet alt yapılarının geliştirilmesine 250 milyon sterlin ayıracağını açıkladı. Başka ülkeler de benzer planlar üzerinde çalışıyor.

    Hangi faktörler rol oynadı?

    Covid-19 salgınıyla başedebilmek için hükümetlerin uygulamaya koyduğu önlemler, hemen her türlü insan faaliyetinin yol açtığı karbon salımlarını ciddi boyutlarda azaltan bir etki yarattı.

    Hem motorlu araç kullanılan kara yollarında hem de hava ulaşımında büyük bir azalma yaşandı.

    Ne var ki İngiltere’de önlemler gevşetilir ve çalışanlar yavaş yavaş işe dönmeye başlarken Ulaştırma Bakanı Shapps, kamu taşıma araçları yerine insanlara “yürüyerek, bisikletle ya da kendi arabalarıyla” işe gitmelerini tavsiye etti.

    “Yürüyemiyor ya da bisiklete binemiyorsanız ama arabanız varsa, lütfen otobüse, trene ya da tramvaya binmek yerine arabanızı kullanın” dedi.

    Koronavirüs önlemleri ile dünyanın hemen her yerinde sanayi üretimi de durdu ve enerji talebi düştü.

    Şimdi, uzmanlar ilk kez bütün bu değişimlerin insanlığın, iklim değişikliğine yol açan sera gazları salımını nasıl etkilediğini detaylarıyla gösterdi.

    Telif hakkı Getty Images
    Image caption Dünya çapında hava ulaşımının durması karbon salımı konusunda düşünüldüğü kadar etki yapmadı

    Bilim insanları, koronavirüs nedeniyle sıkı sokağa çıkma önlemleri uygulanan 69 ülkeden gelen verileri değerlendirdiler.

    Bunlar, aynı zamanda küresel karbon salımlarının yüzde 97’sinden, yani tamamına yakınından sorumlu olan ülkeler.

    Nisan ayında salgının dünya çapında dorukta olduğu günlerde karbon salımlarının, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 17 azaldığı görüldu.

    Bu her gün dünya çapında 17 milyon ton daha az karbon gazı salımı gerçekleştiği anlamına geliyor.

    Bu düşüşteki en büyük pay otomobil kullanımına ait. Kara ulaşımı yoluyla üretilen karbon gazlarındaki düşüş yüzde 43 düzeyinde. Bu, sanayi ve enerji santrallerinin ürettiği karbon salımı toplamındaki düşüşe eşit bir miktar.

    Salgının ekonomiye etkisi bakımından her ne kadar başlıklarda en fazla dikkat çeken sektör ise de hava taşımacılığının durmasının sera gazları salımındaki düşüşe katkısı sadece yüzde 10 olmuş.

    En büyük karbon salımı düşüşü Çin’de. Onu ABD,Avrupa ve Hindistan izliyor.

     

    İhtimaller önlemlere bağlı

    Dünya çapında ekonomik faaliyetlere konulan bazı sınırlamalar yıl sonuna kadar devam ederse, küresel düzeyde karbon salımının yüzde 7 civarında düşeceği tahmin ediliyor.

    Eğer Haziran ayı ortalarında ulaşım ve ekonomide salgın öncesi koşullara dönülürse karbon gazı salımındaki yıllık düşüş yüzde 4’de kalacak.

    Fakat araştırma ekibi, sınırlamaların kaldırılmasıyla, özellikle motorlu araç kullanımının artabileceğinden ve bunun da karbon salımında yeniden bir yükselişe yol açabileceğinden kaygı duyuyor.

    Araştırmayı hazırlayanlardan, East Anglia Üniversitesi’nden Profesör Corinne Le Quere “Herkes işine döndüğünde insanların doğal olarak arabalarını kullanmak isteyeceği ve bunun da eskisini aşan karbon salımı düzeylerine yol açabileceği kaygısı büyük” diyor.

    Uzmanlar, karbon salımlarının iklim değişikliğini yavaşlatacak ölçüde azaltılabilmesi için, köklü bir sistem değişikliği gerektiğini söylüyorlar.

    Profesör Le Quere, taşımacılık söz konusu olduğunda bu konuda müthiş fırsatlar olduğunu düşünüyor.

    Le Quere 2008’de bir çok sanayi ülkesinde etkisini gösteren mali krizden sonra Çin, ABD ve Almanya gibi ülkelerde hükümetlerin rüzgar ve güneş enerjisine kayda değer yatırımlar yapmasının, yenilenebilir enerjinin maliyetini düşürdüğünü hatırlattı.

    “2020’de, şu an, aynı şeyi elektrikli ulaşım araçlarına geçiş bakımından yapmanın koşulları var. Akü fiyatları düştü. Tasarlanmış bir çok model var ve hükümetler de ekonomilerini canlandırma ihtiyacı içinde. Bu faktörler biraraya getirilebilirse, yarının taşımacılığında dev değişiklikler yapabiliriz” diye konuştu.

    Virüsün sunduğu fırsatları değerlendirmek, iklim değişikliği konusunu değerlendiren şirketlerin de gündeminin başında.

    Birlikte piyasa değerleri 2 trilyon 400 milyar doları bulan 155 şirket, kamuoyuna açık bir mektupla, tarafından Covid krizine net-sıfır karbon salımını hedefleyen yanıtlar geliştirilmesi çağrısı yaptı.

    Carlsberg, Iberdrola, EDF ve Coca Cola Avrupa’nın da dahil olduğu şirketler, hükümetleri “Gri ekonomiden yeşil ekonomiye daha hızlı ve daha adil bir geçişi öncelemeye” çağırdı.

    Karbon salımlarıyla ilgili son kapsamlı çalışmanın yazarları da hazır salımlar geçici olarak düşmüşken, gezegeni tehdit eden küresel ısınmaya karşı harekete geçmek için bu fırsattan yararlanmak gerektiğini söylüyorlar.

     

  • Koronavirüs: T hücrelerini destekleyen Interleukin 7 ilacı tedavi umudu yarattı

    Koronavirüs: T hücrelerini destekleyen Interleukin 7 ilacı tedavi umudu yarattı


    İngiltere’de bilim insanları, Covid-19hastalığını en ağır geçiren kişilerde koronavirüsün etkilerini hafifleteceğini umdukları bir tedavi üzerinde deneylere başladı.

    Söz konusu hastalarda T hücresi adı verilen bağışık hücrelerin sayısının çok düşük olması, tedavi için ilk ipuçlarını verdi.

    Lenfosit de denilen T hücreleri koronavirüse karşı etkili antikorları geliştiriyor ve vücuttaki enfeksiyonu temizleme işlevi görüyor.

    Şimdi, yapılan klinik deneylerle, vücuttaki T hücrelerini artırma işlevi gören Interleukin 7 adlı ilacın hastaların iyileşmesine yardımcı olup olmayacağı değerlendirilecek.

    Deneyleri Londra’daki King’s College ile Guy’s ve St Thomas’ Hastanesi’nden uzmanlar yürütüyor.

    İlk ipuçları

    Covid-19’u çok ağır geçiren 60 hastanın kanlarındaki bağışıklık hücreleri incelendiğinde, hastaların T hücresi sayısının olması gereken seviyeden çok düşük olduğu tespit edildi.

    Profesör Adrian Hayday, bağışıklık hücrelerinin sayısındaki düşüşü gözlemlemenin kendileri açısından büyük sürpriz olduğunu söylüyor:

    “Bu hücreler bizi korumaya çalışıyorlar fakat virüs bir şekilde onların ayağını kaydıracak bir şeyler yapıyor, çünkü sayılar çok büyük hızla düşüyor.”

    Normal, sağlıklı bir yetişkinin bir mikrolitrelik kanında (0,001ml) 2 bin ila 4 bin T hücresi (lenfosit) olması gerekiyor.

    Oysa Covid hastalarının kanında bu sayı 200-1200 arasına kadar düşüyor.

    ‘Müthiş cesaret verici’

    Araştırmayı yürütenler bu bulguların bir sonucunun, Covid-19’a karşı, kandaki T hücresi seviyesini hızla ölçen bir test geliştirilmesi ve bu yolla hastalığı kimin daha ağır geçireceğinin, önceden belirlenebilmesi olduğuna işaret ediyorlar.

    T hücresi koronavirüs ilişkisine dair bulguların bir başka çok önemli sonucu ise kuşkusuz, bağışıklık hücrelerinin azalmasını engellemek suretiyle tedavi ihtimalini ortaya çıkarması.

    Londra’daki Guy’s and Thomas’ Hastanesi’nin yoğun bakım doktorlarından Manu Shankar-Hari, yoğun bakıma alınan Covid-19 hastalarının yaklaşık yüzde 70’inin kanında T lenfosit düzeyinin, mikrolitrede 400-800 düzeyinde olduğunu, iyileşmeye başladıklarında ise lenfosit düzeyinin yeniden yükselmeye başladığını söylüyor.

    Deneyler ne aşamada?

    Interleukin 7 adlı ilaç daha önce küçük bir grup kan zehirlenmesi (septisemi) hastasında denendi ve bağışıklık hücrelerini hastaya zarar vermeden artırdığı kanıtlandı.

    Şimdi başlatılan deneylerde ilaç, en az üç gündür yoğun bakımda bulunan ve lenfosit hücrelerinin düzeyi çok düşmüş olan hastalara verilecek.

    Doktor Manu Shankar-Hari, “T hücrelerinin sayısını artırdığımızda viral enfeksiyonun temizlenmeye başlamasını umuyoruz” diyor.

    Shankar-Hari, “Bir yoğun bakım doktoru olarak durumu çok ağır hastalara bakıyorum ve elimizde destekleyici bakım dışında hastalığa karşı etkili aktif bir tedavi yok. O yüzden bu tür bir tedavi ihtimalinin denenmesi, bütün yoğun bakım doktorları açısından çok cesaret verici” diye ekliyor.

    Profesör Adrian Hayday ise bu araştırmanın, dünyanın dört bir yanında tedavi arayışı içinde olan bilim insanlarına, hastalığın bağışıklık sistemiyle ilişkisi bakımından hayati bilgiler sunduğuna dikkat çekiyor.

    Koronavirüsün bağışıklık hücreleri üzerindeki etkisinin önemine işaret eden Hayday, ilerde araştırmaların virüsün T hücreleri üzerinde bu etkiyi tam olarak hangi mekanizmayla yarattığına da yönelmesi gerektiğini söylüyor.

     

    Kaynak : BBC

     

  • Kate Osamar’dan Hükümete ‘Ankara Anlaşması’ çağrısı

    Kate Osamar’dan Hükümete ‘Ankara Anlaşması’ çağrısı

    İşçi Partisi (Labour) Edmonton Milletvekili Kate Osamar İngiltere’de Ankara Anlaşması olarak bilinen ECAA-2 adlı vize ile kalan insanların durumuna ilişkin bir açıklama yaparak, Boris Johnson’ın Başbakanlığı’daki Hükümete çağrı yaptı.

    Kate Osamar açıklama ve çağrısı şöyle:
    “Muhafazakar Parti Hükümeti’nin Covid-19 sürecine yönelik bakış açısı ve politikaları bir felaket ve trajediye dönüşmüş ve yaşanan ölümler de bunun bedeli olmuştur.
    Hükümetin süreci başarısız yönetmesi sonucunda bir çok insan bunun bedelini ekonomik olarak ta ödeyecek.

    İngiltere’nin ECAA-2 (Ankara Anlaşması) adlı vize türü sorunlu ve bu vize türü ile ülkemizde çalışan Türkiyeli işverenler büyük zorluklar yaşamaktadır. Covid-19 krizi başladığından bu yana bu vize türü ile burada yaşayan bir çok insan bana ulaşarak, ciddi sorunlar yaşadıklarını aktardılar.

    Serbest meslek sahibi olduklarını ve bu süreç ile birlikte işlerini kaybettiklerini yada yapamaz hale geldiklerini belirterek, Hükümet tarafından ilan edilen destek programlarından hiçbirine erişemediklerini ifade etiler.

    ECCA-2 adlı vize türü bir diğer adıyla “Türk İş Insanlari vizesi”, İngiltere’de yeni bir iş ve işletme açan veya yerleşik bir işletmeyi yürütmek için İngiltere’ye gelen Türk vatandaşları için geçerlidir. Ancak bu vize koşulları uyarınca kamu fonlarına başvurmuyorlar, bu da mevcut krizde ekonomi dönerken onlara yardım etmek için herhangi bir destek talep edemeyecekleri anlamına geliyor. Aynı zamanda, İş Kurma Planı’na mı yoksa Serbest Çalışan Gelir Destek Programı’na mı erişeceklerine dair tam netlik yoktur.
    Bu asla kabul edilemez. Sadece seçim bölgem olan Edmonton, Türkiyeli toplumdan oluşan geniş bir kitleye sahip.

    Bölgede yerel topluma, kültüre ve ekonomiye büyük katkılarda bulunan birçok Türkiyeli firmamız var. Bu tarihi kriz sırasında Hükümetin, ECCA-2 Vizesi alan insanları gözardı etmesi büyük bir yanlıştır. Hükümet derhal bu insanları daha fazla desteklemek için çaba göstermeli ve adım atmalıdır.

    Elbette ki konuyu Parlamento’ya taşımış durumdayım ve İçişleri Bakanı ve ilgili kurumların konuyu gündemlerine almaları için çaba içerisindeyim. Edmonton bölgesindeki Türkiyeli toplum seçmenlerim bilmeli ki bu vize türündeki insanlara derhal gerekli desteğin sağlanması için yoğun bir çalışma yürütmeye devam edeceğim.
    Bu zorlu süreçte insanlar işlerini kaybetmemek ve sürdürebilmek için mücadele ediyor ve
    inanılmaz derecede zor zamanlardan geçtiğini biliyorum.

    Bu zorlu ve sıkıntılı süreç ile ilgili herkesi çalışma ofisim ile iletişime geçmeye davet ediyorum ve kişisel olara her türlü destek ve dayanışma ile yanınızda olduğumu bilmenizi isterim. Bu konuda çalışma ofisim ile taleplerinizi paylaşarak, konuyu Hükümetin gündemine alması için sergileyeceğimiz mücadeleye katkı sunmanızı isterim.

    Hükümet, bu ülkeye çalışmaya gelmiş ve bu ülkeye bir çok şey katmış insanlara ve bu zor dönemde gerekli destek ödemeleri yapmak zorundadır. Bu tüm insanlığı tehdit eden kriz döneminde Hükümet, bu ülkeye büyük katkılar sağlamış ve sağlayan bu vize türündeki Türkiyeli işçi ve işverenleri destekleyerek katkıda bulunmalıdır.
    Hükümet,Ankara Antlaşması ile ülkemizde yaşayan insanların daha fazla zorluk çekmemeleri için en kısa zamanda gerekli adımlar atılmalıdır. Kamu fonlarında değişikliğe gidilmesi ve Türkiyeli toplumların desteklenmesi için acil düzenlemeler yapmalıdır.
    Bu konuda Hükümet adım atana kadar ihtiyacı olan herkes için mücadele etmeye ve haykırmaya devam edeceğim.

    Kate Osamor
    Edmonton İşci Partisi Milletvekili”

     

  • Fransa, Türkiye’de üretilen el temizleme jelinin etkisiz olduğunu duyurdu; ürünler geri çağrıldı

    Fransa, Türkiye’de üretilen el temizleme jelinin etkisiz olduğunu duyurdu; ürünler geri çağrıldı

    Fransa, Symex markası tarafından dağıtılan ve Türkiye’de üretilen el temizleme jellerinin Covid-19’a karşı etkisiz olduğunu duyurdu.

    Olayı araştıran Rekabet, Tüketici hakları ve Sahteciliği Önleme Genel Müdürlüğü (DGCCRF) el temizleme jelinin içinde bakterileri öldürmek için yeterince etanol olmadığını belirtti. Bu yüzden bu ürünlerin kullanılmamasını tavsiye etti. Kurum, ayrıca ilgili ürünleri alan müşterilerin jelleri satın aldıkları dükkan veya markete iade etmeleri çağrısında bulundu.

    Le Figaro gazetesinde yer alan habere göre olayı fark eden, gazetecileri Covid-19’dan korumak amacıyla büyük miktarda el temizleme jeli sipariş eden Fransız Devlet Televizyonu oldu.

    Türkiye’de üretilen söz konusu el temizleme jelleri Fransa’ya Belçikalı bir şirket tarafından dağıtılıyor.