Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman il binası yapılan operasyon ile polis baskını gerçekleştirildi. Yaklaşık 2 saat süren baskının gerekçesi olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterlerinin parti binası dışından görüldüğü iddiası ile yapıldığı belirtildi.
Aramalar esnasında parti binasında HDP milletvekilleri Ayşe Acar Başaran, Mehmet Rüştü Tiryaki ve Dr. Nejdet İpekyüz ve avukatlar bulundu. Aramaların devam ettiği sırada bina ve çevresi de polis ablukasına alındı. Partililer ve parti yöneticileri il binası önüne gelerek bekleyişlerini sürdürürken, polisin dışarıda bekleyen partililere “fiziki mesafe” kuralını hatırlatması dikkat çekti.
Yapılan aramalarda bina içinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Haki Karer, Sakine Cansız’a ait fotoğraflara ve binada bulunan tüm dijital materyallere de el konuldu.
Aramalar sona ererken, Batman İl Eşbaşkanları Ömer Kutlu ve Fatma Albay gözaltına alındı.
Biyo-çeşitlilik kavramının kurucularından Prof. Dr. Thomas Lovejoy, doğayı öncelik alan yeni bir model için çığlıkların yükseldiğini belirterek, “İnsanlığı daha sağlıklı kılmanın yolu doğaya ve biyo-çeşitliliğe saygı duymaktan geçiyor, onları suçlamaktan değil” dedi.
Koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla beraber ekolojik yıkımın göstergelerinden biri olan canlı türlerinin yok edilmesi de tartışılıyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Londra Zooloji Derneği tarafından 2018 yılında yayınlanan raporuna göre; son 50 yılda karasal türlerin popülasyonunda yüzde 38 ve deniz türlerin popülasyonunda yüzde 36 azalma, en fazla kayıp yüzde 82 ile sulak alanlarda ve canlı türlerinde yüzde 60’lık genel bir kayıp yaşandı.
Science tarafından yayınlanan “Yeryüzündeki yaşamın giderek yayılan insan kaynaklı azalışı dönüştürücü bir değişim ihtiyacına işaret ediyor” başlıklı bir araştırmada, yeryüzünün yüzde 70’inin doğrudan değişikliğe uğratıldığı, okyanus yüzeyinin yüzde 66’sının giderek artan kümülatif etkilere maruz kaldığı; sulak alanların yüzde 85’inin 1700’lerden beri yok olduğu ve bin kilometreden uzun nehirlerin yüzde 77’sinin artık doğrudan kaynağından denizlere akamadığı kaydedildi.
Biyo-çeşitlilik kavramını bilimsel alana ilk taşıyan Mason Üniversitesi Çevre Bilimi ve Politikası Bölümü’nden Prof. Dr. Thomas E. Lovejoy ile konuştuk. Son 50 yıldır Amazonlar başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde canlı türlerine dair araştırmalar yapan Lovejoy, mevcut ekolojik krizlerin, doğayı öncelik alan bir model için birer çığlık olduğunu belirtiyor.
Ekolojik krizleri türlerin yok edilmesiyle nasıl ilişkilendiriyorsunuz?
Biyo-çeşitlilik tüm çevresel problemlere dâhildir ve bütün çevresel problemlerin biyo-çeşitlilik üzerinde negatif sonuçları olur. Şu an açık şekilde anladığımız bir şey var ki o da şu habitat parçalanmasına (ve doğada başka pek çok şeye) neden olarak biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına neden oluyoruz. 100 hektarlık bir alandaki habitat parçalanmasının bu alanın içindeki ormanda yaşayan kuş türlerinin 15 yılda ortadan kaybolması ile sonuçlandığını çalışmalarımızda gösterdik.
Yeni koronavirüsün ortaya çıkmasında vahşi hayvan pazarlarının, taze et pazarların rolü nedir?
Salgın insanın doğanın işleyişini muazzam düzeyde ve sürekli devam eden şekilde bozmasının, vahşi yaşam ticaretinin, vahşi hayvan eti ve Wuhan’daki yarasa marketleri gibi vahşi yaşam marketlerinin açık sonuçlarından biri. Daha önce de belirttiğim görüşü tekrarlıyorum, bunu kendimize biz yaptık. Vahşi yaşam ticareti ve marketleri bir patojenin (örneğin, Ebola) kendi normali olan vahşi yaşam içindeki döngüsünden insanlar arasına sıçraması olasılığını büyük ölçüde artırırlar. İnsanların, vahşi hayvanların ve bu hayvanların taşıdıkları patojenlerin temasını, bu patojenlerin kendilerini taşıyacak ikinci bir konak (vahşi ya da evcil başka bir canlı) bulma ve oradan da insanlara taşınma olasılığını artırırlar.
İnsanlığın doğaya-yaşam alanlarına müdahalesinin olası sonuçlarını ve bu müdahalenin koronavirüs pandemisinin ortaya çıkmasındaki rolü nedir?
Patojenler normalde doğada sürekli dolaşım halindedir ve bunun bozulması insan toplulukları arasına sıçramalarına yol açabilir. Her yıl doğada ortaya çıkan yeni patojenler arasından genelde en az iki en çok dört tanesi insanlar için potansiyel yeni hastalıklar olarak tarif ediliyor. İklim değişikliği, vahşi ekosistemlere doğru küçük değişim dalgaları yayıyor ve yukarda bahsettiğim türden sıçramaların ve gelecek pandemilerin olasılıklarını artırıyor.
Virüslerin biyo-çeşitlilik içindeki yeri nedir? Koronavirüs için “savaşılan bir düşman” benzetmesi yapılıyor…
Patojenler doğanın içkin bir parçasıdır, ancak gerekli özen ve tedbirle doğaya yaklaşılırsa bu patojenlerin insan topluluklarına sıçramaları pek olası değildir. Ancak şunu da hatırlamalıyız; (Edward Jenner’a borçlu olduğumuz) aşı kavramının yaratılmasına da bir virüs (kovpoks virüsü) neden olmuştu. Ki aşının icadından beri milyarlarca insan bunun faydasını görüyor. İnsanlığa hizmet etmenin ve insanlığı daha sağlıklı kılmanın yolu doğaya ve biyo-çeşitliliğe saygı duymaktan geçiyor, onları suçlamaktan değil.
Hayatınızın 50 yılını eko-sistemini araştırarak geçirdiğiniz Amazon yağmur ormanlarındaki türlerin yok olması noktasında temel bulgularınız nedir?
Habitat, elbette yaşayan bitkilerden, hayvanlardan ve mikro-organizmalardan oluşuyor. Bu yüzden orman veya başka bir habitat yok olduğunda, bu yaşam alanının unsuru olan biyo-çeşitlilik de, yani bu alanda yaşayan tüm canlılar kayboluyor. Amazon, karmaşık yüzey alanlarındaki buharlaşma (evoporasyon) ve yapraklardaki terleme (transpirasyon) yoluyla aslında kendi aldığı yağışın yarısını kendisi oluşturur. Tropik Atlantik’ten Ant Dağları’na ulaşana kadar sular beş veya altı kez yenilenir.
Bugün, ormanların tahrip edilmesi, iklim değişimi ve sıkça yaşanan yangınlar arasındaki negatif sinerjilerden dolayı Amazon öyle kritik bir noktaya geldi ki yağışlar Amazon’un güneyi ve doğusundaki yağmur ormanlarını desteklemek için yetersiz kalacak. Bu ormanlar muazzam ölçüde biyo-çeşitlilik kaybı, büyük karbon emisyonları ve içinde yaşayan yerli halklar üzerine pek çok etki ile birlikte savanaya (bozkır) dönüşecek. Ancak agresif düzeyde yoğun bir yeniden ağaçlandırma çalışması bu kritik noktadan kaçınmak için bir güven aralığı yaratabilir.
Bu salgın krizine biz çözüm yaklaşımı olarak ekolojik bir perspektif konusunda önerileriniz nelerdir?
İçinden geçtiğimiz mevcut pandemi krizi ve çevresel krizler, doğayı öncelik alan ve insan arzularının doğa ile bütünleştiği yeni ve sürdürülebilir bir model için bir çığlık olarak yükseliyor. Yaşayan Gezegen’in bize söylediğini dinlemek için çok geciktik.
İSTANBUL – Sivil toplum örgütleri, ortak açıklamayla Hrant Dink Vakfı’na gönderilen tehdit e-maili ile ilgili sorumluları provokasyonlara son verip, kin ve nefreti körüklemekten vazgeçmeye, yetkilileri ise görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet etti.
Anıtpark Forum, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Demokrasi İçin Birlik (DİB), Demokratik İslam Kongresi (DİK), Diyalog Grubu, Doğu Güneydoğu Derneleri Platformu (DGD), Hak ve Adalet Platformu, Solfasol Gazete ve Yurttaş Girişimi, Hrant Dink Vakfı’na yönelik tehdit içerikli e-mail ile ilgili ortak bir yazılı açıklama yayımladı.
ÖRNEKLERİN BAZILARI
“Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları olan bizler bu oyunu defalarca gördük, yaşadık. Sonu kötü bitiyor” sözleriyle başlayan açıklamada, “İşte yine bir süredir toplumun sinir uçlarına dokunmayı, tedirginlik, kargaşa, güvensizlik ortamı yaratmayı amaçlayan provokatif eylemler peş peşe geliyor. Van Başkale’de Vefa görevlilerinin uzun menzilli silahlarla saldırıya uğraması, muhalif kişi ve liderlere mermili, silahlı görüntülerle gözdağı verilmesi, Adana Yüreğir İlçesi CHP Gençlik örgütü başkanının tutuklanması, İzmir’de cami hoparlöründen Çav Bella çalınması, Bakırköy’de kilisenin kapısının yakılmak istenmesi, Kuzguncuk Ermeni kilisesinin haçının çalınması, mezarların tahrip edilmesi bu örneklerin bazıları” diye belirtildi.
CEZASIZLIK TEŞVİK ETMEKTE
Bu eylemlerin en yenisinin ise iki gün önce Hrant Dink Vakfı’na gönderilen e-posta olduğu vurgulandı. Bu konuda açıklamada, “Daha önce de benzer dönemlerde defalarca duyduğumuz ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ gözdağıyla Rakel Dink’in ve Vakfın avukatının ölümle tehdit edilmesidir. Son dönemlerde üst üste gelen bu kışkırtma ve saldırılar birbirinden bağımsız ve rastlantısal değildir. Toplumu ayrıştırma, bölme, korku salma amaçlı nefret dilinin tetiklediği güdümlü eylemlerdir. Takipsiz ve cezasız kalmaları şer planları kuran odakları güçlendirmekte, hatta teşvik etmektedir” ifadelerine yer verildi.
YETKİLİLERE ÇAĞRI
Geçmişte de benzer olayların yaşandığı hatırlatmasında bulunulan açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: “Hrant Dink suikastine giden yollar benzer provokasyonlarla ve aynı nefret diliyle döşendi. Bu film bize on yıllar boyunca defalarca seyrettirildi. Filmin sonu her defasında kötü bitti. Sorumluları provokasyonlara son vermeye, kin ve nefreti körüklemekten vazgeçmeye; yetkilileri görevlerini ve sorumluluklarını layıkıyla yerine getirmeye davet ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin her türlü ayrımcılığı lanetleyen yurttaşları olarak Hrant Dink Vakfı’na geçmiş olsun diyor, yanlarında olduğumuzu bildiriyoruz.”
Geçtiğimiz pazar günü Telgraf News Facebook adresimizden canlı yayın yaptığımız Hikmet Erden’in hazırlayıp sunduğu Telgraf Aktüel programına konuk olan Osman Baydemir, bir çok çarpıcı söz ile duygularını ifade etmişti. Türkiye ve Kürdistan’da epey ses bulan konuşmalardan sonra sevgili Hasan Cemal T24’ten Osman Baydemir’e seslendi.
“Osman Baydemir’e mektup: Kürtler ve Türkler birbirlerinden kopmayacak, barış çığlığımız yükselecek!
Diyarbakır, 28 Kasım 2015. Baro Başkanı Tahir Elçi‘nin toprağa verildiği o acılı günde HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir‘le yan yana yürüyoruz. Daha çok o konuşuyor, ben dinliyorum. Yıllar yılı yaptığı Diyarbakır Büyükşehir Başkanlığı’ndan dolayı ben ona hep Başkan diye hitap ederim. 1990’ların zor yıllarından tanışırız. Hem içimi acıtan, hem beni tedirgin eden bir cümle çıkıyor ağzından:
Bir arada yaşamak her geçen gün güçleşiyor.
Göz göze geliyoruz, devam ediyor:
Hazin ama gerçek… Kürtlerle Türkler gün geçtikçe kopuyor, yaşanan acılar onları birbirinden kopartıyor. Realite bu…
İçim acıyor.
Ertesi gün T24’e Diyarbakır’dan yazdığım 29 Kasım 2015 tarihli yazım şöyle başlıyordu:
En sonda söylenecek olanı en başta söylemek istiyorum. Farkında bile değilsiniz. Bu topraklara yaşattığınız acılarla bu memleketi her geçen gün bölüyorsunuz. Evet, farkında bile değilsiniz. Üstelik yıllardan beri değilsiniz. ‘Bölücü terör’le mücadele derken, öylesine düşman cepheler yaratıyorsunuz ki, düşmanlığı öylesine derinleştiriyorsunuz ki, asıl bölücülüğü siz yapmış oluyorsunuz. Tahir Elçi‘nin cenaze töreninde saatler boyu yaşadığım duygu fırtınasını hiç unutmayacağım. Tahir Elçi’nin kızı Nazenin’in o keder dolu çığlığı kulağımda hep çınlayacak: “Baba… Baba… Gitme lütfen baba, bizi bırakma!”
Yaşamak için acı çekmek… Demek ki öyle. Bu topraklarda yaşamak için ille de acı çekmek, oluk gibi kan ve gözyaşı akıtmak gerekiyor. Demek ki, başka türlü yaşamak mümkün değil bu topraklarda. Demek ki, trajediye bir türlü doymak bilmiyor bu topraklar. Demek ki, alın yazısı böyle yazılmış
bu topraklarda yaşayan insanların. Eğer öyleyse ne hazin. Ama ben öyle olduğunu sanmıyorum.
Kan ve gözyaşı kader değil. Bu kanlı kısır döngü, gün gelecek bu topraklarda da kırılacak.
Beş yıl önceki satırlarım böyleydi. Bugün de farklı düşünmüyorum. Ama sevgili Başkan’ın, Osman Baydemir’in beş yıl önce içimi acıtan o sözlerini de unutmuş değilim, aklımın ve kalbimin bir yerinde duruyorlar:
Kürtlerle Türkler gün geçtikçekopuyor!
Çok iyi farkındayım. Acı ve gözyaşı bitmek tükenmek bilmiyor bu coğrafyada, tersine, derinleştikçe derinleşiyor. Osman Baydemir de bu acıları, anlaşılan o ki, sürgünde çok daha fazla hissediyor. Londra’da geçen gün yaptığı açıklamada Telgraf News (Telgraf Aktüel programında) özetle diyor ki:
Türkiye’deki bu rejimin artık demokratik değerlerle değişmeyeceği, değişmek istemediği bir değil, onlarca kez test edilmiştir. Değişip dönüşecek bir rejim yok karşımızda… Bu rejimin
demokratikleşeceği yok. Bu devletin demokratik bir cumhuriyete dönüşeceği yok.
Osman Baydemir’in kapıldığı bu derin umutsuzluk içimde büyük bir hüzün dalgası
kabartıyor. Ona sesleniyorum: Sevgili Başkan; Bu kadar umutsuzluğa kapılma. Kürtler yalnız değildir. Kürtler ve Türkler birbirlerinden kopmayacak! Siyaset bunun için var. Barış ve demokrasi için siyaset yapmaya devam edeceğiz. Diyarbakır’dan, yan yana saatler boyu yürüdüğümüz, dertleştiğimiz Tahir Elçi’nin cenaze töreninden yazdığım satırlarıma bakıyorum. Osman Baydemir’le birlikte taziye evine de uğramışız. Selahattin Demirtaş‘ın konuşmasından notlar almışım:
Özgürlük olacak, demokrasi olacak, eşitlik olacak. Gerçek barış ancak o zaman kapımızı çalacak. Kini büyütmeyelim, düşmanlığı büyütmeyelim. Savaş, silah, çatışma insanlığın
doğasına aykırıdır. Özgürlük ve demokrasi sevdamızdan vazgeçmeyiz. Barış çığlığımızı yükseltmeliyiz.
Osman Baydemir,
Sevgili kardeşim;
Sen de kendi hayatından çok iyi biliyorsun:
Yaşamak direnmektir! Ya da senin anadilinle: Berxwedan jiyane! ”
Ekim 2019’da Essex’te TIR dehşeti yaşanmıştı. Dünya gündemine bomba gibi düşen olayda bir TIR’ın dorsesinde 39 kişinin cesedi bulunmuştu. Olayın ardından başlatılan soruşturmada aylar sonra flaş bir gelişme yaşandı ve 26 kişi tutuklandı…
Corona virüsü dünyayı sarmadan önce İngiltere’nin gündemi başkent Londra’nın kuzeydoğusundaki Essex’te yaşanan TIR dehşetiydi. 23 Ekim’de ihbar üzerine şüpheli TIR’da incelemelerde bulunan polis, aracın dorsesini açtığında korkunç manzarayla karşılaştı.
Aralarında 15 yaşında bir çocuğun da bulunduğu 39 kişinin cesedini bulan polisler, olayla ilgili soruşturma başlattı. Çalışmalar sonucunda ölenlerin Vietnam uyruklu göçmenler olduğu ve Belçika üzerinden İngiltere’ye kaçak yollarla getirildikleri belirlendi.
Saatlerce havasız kalmaları sonucu ölen göçmenlerle ilgili ilk olarak TIR’ın sürücüsü Mo Robinson gözaltına alınmıştı. İngiliz makamlarının Fransa ve Belçika’daki temasları neticesinde soruşturmanın kapsamı genişletildi. Reuters’ın Fransız Savcılığı’ndan aldığı bilgiye göre, Belçika ve Fransa’da olaya karıştığı belirlenen 26 kişi tutuklandı.
İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadeleye dönük temaslı takip sisteminin yarından itibaren devreye alınacağını bildirdi.
Düzenlediği basın toplantısında Hancock, salgınla mücadelenin yeni aşamasının en önemli ayağını oluşturacağını belirttiği temaslı takip sisteminin yarından itibaren devreye gireceğini söyledi.
Sistem kapsamında Kovid-19 testi pozitif çıkan kişilerle aynı evi paylaşan veya 2 metreden yakın bir mesafede 15 dakikadan fazla kalanlarla irtibat kurulacağını ve bunlardan kendilerini 14 gün süreyle eve kapatmalarının isteneceğini kaydetti.
Eve kapanmayla ilgili olarak bu aşamada bir yaptırım olmayacağını belirten Hancock, uygulamada aksamalar olması durumunda yaptırımların da gündeme geleceğini vurguladı.
Hancock, alınan kararla Kovid-19 semptomları gösteren herkesin artık yaş sınırı olmaksızın test yaptırabileceğini de kaydetti.
Hancock, temaslı takip sisteminin işlemesine bağlı olarak gelecek haftalardan itibaren genel sokağa çıkma kısıtlamalarının yerine, mahalli ve bireysel sokağa çıkma kısıtlamalarına gidileceği bilgisini verdi.
Haziranda iki aşamalı gevşeme
İngiltere’de salgınla mücadeleye dönük kısıtlamaların esnetilmesi kapsamında 1 Haziran’dan itibaren ilkokulların ilk ve son sınıfları yeniden açılacak. Ayrıca açık hava pazarlarının faaliyetine izin verilecek.
Ülkede 15 Haziran’dan itibaren perakende dükkanlarının da sosyal mesafe ve hijyen şatlarını yerine getirmek koşuluyla açılması bekleniyor.
Öte yandan ülkeye yurt dışından geleceklere yönelik, 8 Haziran’dan itibaren 14 günlük karantina uygulamasına gidilecek.
İngiliz hükümeti temaslı takip sisteminde görev yapması için 25 bin kişiyi işe almıştı.
İlk gevşeme adımı mayısta atıldı
Ülkede 23 Mart’ta başlayan kapsamlı sokağa çıkma kısıtlamalarında mayıs ayı başında kısmi gevşemeye gidilmiş, bu kapsamda halkın ev dışına çıkışındaki sayı ve süre limiti kaldırılmış, başta inşaat ve imalat olmak üzere bazı sektörlerde çalışanların iş başı yapmasına izin verilmişti.
Ülkede salgınla mücadele kapsamında mart sonundan itibaren marketler ve eczaneler dışındaki tüm iş yerleri kapatılmış, halkın da sadece biri temel ihtiyaç maddelerini satın almak, diğeri egzersiz amaçlı olmak üzere günde iki kez evden çıkmasına izin verilmişti.
İngiltere’de Kovid-19 ölümleri bugün 412 artışla 37 bin 460’a çıkmıştı. Ülkedeki toplam vaka sayısı da 2 bin 13 artarak 267 bin 240’a ulaşmıştı.
İngiltere’de sokağa çıkma kısıtlamalarına uymadığı gerekçesiyle görevden alınması istenen Başbakan Boris Johnson’ın başdanışmanı Dominic Cummings, hükümetin en kritik isimlerinden biri olarak gösteriliyor.
Başta İngiltere’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden ayrılma (Brexit) süreci olmak üzere hükümetin birçok politikasının mimarlarından biri olarak gösterilen Cummings, son dönemde sokağa çıkma kısıtlamalarını ihlal ettiği iddiaları nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde yer alıyor.
Cummings’in sokağa çıkma kısıtlamalarının yürürlükte olduğu bir dönemde, ailesiyle birlikte anne ve babasını ziyaret ettiğinin ortaya çıkmasıyla başlayan tartışmalar, İngiltere’de son günlerde gündemin bir numaralı maddesini oluşturuyor.
Cummings, Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında Londra’dan Durham’a gitmesinden dolayı pişman olmadığını ve istifa etmediğini söyledi, özür dilemedi.
Başbakan Johnson ise daha sonra düzenlediği basın toplantısında Dominic Cummings ile ilgili sorulara “Kimseye kayıtsız şartsız destek veremem, ama Başbakanlıkta kimsenin (salgınla ilgili halka vermek istediğimiz) mesajımızı zayıflatacak bir şey yaptığını düşünmüyorum” dedi. Johnson, başdanışmanının “yasalara uygun ve makul” hareket ettiğini tekrarladı.
Boris Johnson Pazar günü düzenlediği günlük koronavirüs bilgilendirme toplantısında da, Cummings’e sahip çıkmış ve onun çocuklarının bakımı için bu seyahati yapmak zorunda olduğunu söylemişti.
Johnson, “Cummings her açıdan sorumlu, yasalara uygun ve dürüst bir şekilde hareket etmiştir” demişti.
Cummings kim ve neden önemli?
İngiltere’de son günlerde tartışmaların odağında yer alan Cummings, hükümetin birçok politikasının arkasındaki isim ve bir başdanışmandan çok daha fazlası olarak görülüyor.
Belirlenmiş bir görev alanı olmayan Cummings’in danışmanlığının neredeyse tüm politika konularını kapsadığı belirtiliyor.
Cummings, 20 yıla yakın bir süredir Muhafazakar Parti’nin ve hükümetlerinin üst kademelerinde çeşitli görevler almış biri.
Ne seçimle politikaya girmiş bir milletvekili, ne de bakan. Hatta Muhafazakar Parti üyesi bile değil. Ama o kadar etkili ki kimileri onun “perde arkasındaki başbakan” olarak bile tanımlanabileceğini düşünüyor.
Son olarak koronavirüs salgını sırasında hükümete tavsiyelerde bulunan bilim kurulunun çalışmalarına katıldığı ortaya çıkmış ve bunun kurulun bağımsızlığı ilkesini ihlal edip etmediği sorgulanmıştı.
Dahası Sunday Times gazetesi, Mart ayında yayımladığı bir makalede, Cummings’in İngiltere’nin koronavirüs salgını karşısında sürü bağışıklığı stratejisinin arkasındaki isim olduğunu öne sürmüş ancak bu iddia daha sonra Başbakanlık tarafından yalanlanmıştı.
Ancak Cummings İngiliz siyaseti üzerindeki en büyük etkilerinden birisi Brexit sürecinde oldu.
Cummings Brexit sürecinde nasıl bir rol oynadı?
Dominic Cummings esasen 2016 yılında İngiltere’nin Brexit referandumunda yürüttüğü “Ayrılma yanlısı” kampanyanın sürpriz başarısıyla kamuoyunda tanındı. Cummings, Aralık 2019’daki seçimlerde izlenen stratejinin belirlenmesinde de önemli rol oynadı.
Cummings’in eski Brexit Bakanı David Davis için “kalın kafalı” ve “tembel teneke” gibi ifadeler kullandığı, Cummings’den hoşlanmayan eski Muhafazakar Başbakan David Cameron’ın da onun hakkında “kariyer psikopatı” dediği biliniyor.
Brexit referandumunda Cummings’in başında olduğu Ayrılık kampanyasının, seçim yasalarını ihlal ettiği tespit edilmiş ve Parlamento’daki Kültür, Medya ve Spor Karma Komisyonu’nun davetine icabet etmeyen Cummings’in parlamentoya hakaret etmiş sayılmıştı.
Daha önce de İngiltere başbakanlarının etkili danışmanları oldu fakat Dominic Cummings’in durumu daha farklı görülüyor.
İngiltere’nin köklü siyasi gelenekleri ve yerleşik siyasi yaklaşımlarını hiçe sayan, zaman zaman kamuoyu, siyasetçiler ve bürokratları şok eden tutumlarıyla Muhafazakar Parti içinden dahi tepki almış biri.
Parlamentoyu, köklü bürokratik gelenekleri önemsemeyen tutumunu medyaya karşı da gösteriyor. Açık sorulara uçuk cevaplar vermesiyle ünlü.
Ocak ayında kişisel blogunda yayınladığı hükümetle çalışacak “uyumsuzlar ve uçuklar aranıyor” şeklindeki ilanla gazete manşetlerine girmişti.
Cummings hakkındaki son tartışmalar nasıl başladı?
Kariyeri boyunca birçok tartışmanın odağında yer alan Cummings, son dönemde koronavirüs salgını nedeniyle uygulamaya konulan kısıtlamalar sırasında yaptığı seyahatle ülkenin gündemine oturdu ve birçok kesimin tepkisini çekti.
Tartışmayı başlatan Guardian ve Daily Mirror gazetelerinin yaptığı araştırma oldu. İki gazeteye göre, Cummings, Mart ayı sonlarında, bütün ülkede koronavirüs konusunda en sıkı önlemlerin ilan edildiği dönemde, Londra’daki evinden çıkıp 424 kilometre mesafedeki Durham’a, ailesinin evine gitti.
Haberlerde Cummings’in yalnızca Durham’a gitmekle kalmayıp, orada geçirdiği süre içerisinde de evde kalma çağrılarına uymadığı ve ayrıca Nisan ortasında ailesiyle Londra’ya döndükten sonra bir kez daha Durham’a gidip döndüğü de iddia edildi.
Cummings, Durham’a gittiğini kabul etti. Baş danışman, eşinden sonra kendisinin de hastalanması ihtimaline karşı 4 yaşındaki oğullarının bakıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek ailesinin yanına gittiğini ancak orada diğer aile fertlerinden ayrı bir mekanda karantinada kaldıklarını söylüyor.
Cummings ve hükümet ne diyor?
Dominic Cummings, yaptığından pişmanlık duymadığını ve istifa etmeyi düşünmediğini belirtti.
Cummings, Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, BBC’nin sorusu üzerinde, “Mevcut koşullar altında yaptığımın makul olduğunu düşünüyorum. Bu konuyla ilgili eylemlerimin herkesi asgari düzeyde riske maruz bırakacak şekilde olduğuna inanıyorum” diye konuştu. Hükümet ve Johnson da yaptığı açıklamalarla, Cummings’e destek veriyor.
Hükümet, Cummings’in çocuğu için bu ziyareti yaptığını ve bunun kuralları ihlal ettiği anlamına gelmediğini vurguluyor.
Başbakan Boris Johnson’un Pazar günkü olağan günlük koronavirüs brifingine de Cummings’le ilgili tartışmalar hakim oldu.
Boris Johnson başdanışmanı ile yüz yüze, konuyu derinlemesine konuştuklarını söyledi.
Johnson, “Eşi ve kendisinin koronavirüs yüzünden yatağa düşmek üzere olduğu bir anda başka bir seçeneği de olmayınca, çocuğuna doğru düzgün bir bakım sağlama arayışıyla seyahat etmekle, her babanın, her ebeveynin sahip olduğu içgüdüyle hareket ettiği sonucuna vardım” dedi.
Başbakan ayrıca Cummings’in “her açıdan sorumlu, yasal ve dürüstçe davrandığını” da söyleyerek danışmanına güçlü bir destek vermiş oldu.
Cummings neden eleştiriliyor?
Bu konu, Pazartesi günü gazetelerin tamamının manşetlerine hakim olurken, Muhafazakar Parti de dahil tüm partilerden ve çevrelerden tepkiler gelmeye devam ediyor ve Cummings’in görevden alınması yönündeki bir elektronik dilekçeye verilen imza sayısı büyüyor.
Cummings’i eleştirenler, hükümetin ilan ettiği kısıtlamalar nedeniyle halkın büyük bir bölümünün önemli fedakarlıklarda bulunduğunu ve bu seyahatin hükümetin ilan ettiği önlemlerin ağır ihlali olduğunu öne sürüyor.
Ayrıca, Cummings’in görevden alınması ve istifa etmesi yönünde çağrılar yapılıyor.
Bu çağrılara muhalefet partilerinin yanında iktidardaki Muhafazakar Parti’den de etkili politikacılar da destek verirken, Anglikan kilisesi ve hükümete danışmanlık yapan bilim insanlarında da tepkiler gelmeye başladı.
Ana muhalefet İşçi Partisi lideri Keir Starmer, konuyla ilgili soruşturma açılmasını istedi.
Keir Starmer, “Boris Johnson’un Dominic Cummings’le ilgili hiç bir şey yapmamayı seçmesi Britanya halkının yaptığı bütün fedakarlıklara bir hakaret niteliğini taşıyor” dedi.
Starmer, bu tavrın halk için ayrı, hükümet üyeleri için ayrı kurallar uygulandığı anlamına geldiğini de söyledi.
İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Nicola Sturgeon Cummings’in istifa etmesi gerektiğini söylerken, Liberal Demokratların lider vekili Ed Davey de Cummings’i görevden almayan başbakanın kararının sorgulanması gerektiğini savundu.