Blog

  • Barış Küçük’ün katil zanlısı suçunu itiraf etti

    Barış Küçük’ün katil zanlısı suçunu itiraf etti

    LONDRA- Londra’da bıçaklı bir saldırı sonucu hayatını kaybeden Barış Küçük’ün katil zanlısı Adam Tarık suçunu kabul ederek hırsızlık yaptığını ve bıçak taşıdığını itiraf etti. Zanlı Tarık, Küçük’e ‘öldürme kastı’ ile saldırmadığını ileri sürerken, jüri huzurunda yapılacak yargılama ise 3 Şubat’ta başlayacak.

    Londra’da 3 Haziran günü bıçaklı bir saldırı sonucu hayatını kaybeden Barış Küçük’ün katil zanlısının yargılandığı dava Old Baley Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Küçük’ün yakınları ve sevenleri ile çok sayıda kişi katıldı. Delillerin toplandığı esas yargılamaya geçilmesi için hazırlıkların yapıldığı mahkeme de katil zanlısı Adam Tarık, aylardır süren duruşmalar sonucunda ilk defa suçunu kabul etti. Olayla ilgili beyan da bulunan Tarık, Küçük’ün cep telefonunu çaldığını ve bıçak taşıdığını kabul etti. Bıçak taşıyarak hırsızlık yaptığını itiraf eden Tarık, Barış Küçük’ü ‘öldürme kastı’ ile vurmadığını iddia etti. Küçük’ün cep telefonunu çaldığını söyleyen katil zanlısı Tarık, olayı ‘öldürme kastı’ ile gerçekleştirmediğini iddia etti.  Zanlı Tarık, özellikle kimliği hakkında yalan beyanlar da bulunarak, aylardır ‘avukat’ ve ‘tercüman’ gibi farklı gerekçelerle mahkemenin uzamasına yol açmış ve hiç bir soruya yorum  ve yanıtta bulunmamıştı. Tarık’ın daha önceki avukatlık bürosunu azlettiği için duruşmalar uzarken yeni avukatlık bürosu ile birlikte beyanda bulunmaya başladı.

    ESAS YARGILAMA 3 ŞUBAT’TA

    Tarık’ın suçunu itiraf eden beyanları ile birlikte esas yargılamaya geçilmesi için de hazırlıklar son aşamaya geldi. Bugüne kadar görülen duruşmalar da deliller toplanarak kamera kayıtların dan görgü tanıklarına kadar bir dizi araştırmalar sonuçlandırıldı. Daha önceki duruşmalar da mahkeme heyeti zanlı hakkında toplanan delillerin yeterli olduğuna kanaat getirmiş ve olay yerinde bulunan kan örneklerinin zanlının kanıyla örtüştüğü yönündeki raporları açıklamıştı.

    Mahkeme heyeti son görülen duruşma da Jüri üyelerinin seçimi ve esas yargılamanın yapılması için mahkemeyi 3 Şubat tarihine ertelendi. Bu tarihte öncelikle jüri üyelerinin seçimi gerçekleştirilecek. Jürinin seçiminin ardından en az 2 hafta boyunca sürecek olan yargılama başlayacak. Jürili yargılama da zanlının suçu ve boyutları tüm yönleriyle ele alınacak ve mahkeme jüri heyetinin kanaati ile birlikte kararını verecek.

  • Hedef Süryanileri sindirmek

    Hedef Süryanileri sindirmek

    Mardin – Mardin Süryani Birliği Başkanı Yuhanna Aktaş, Nusaybin’de  Mor Yakup Kilisesi rahibi Sefer Bileçen ve Süryanilerin gözaltına alınmasının sindirme ve korkutma amaçlı olduğunu belirtti.

    Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı kırsal mahalleler Eskihisar (Marînê), Üçköy (Xarabalê) ve Üçyol’da (Sêderîyê) yapılan ev baskınlarında aralarında Mor Yakup Kilisesi Rahibi Sefer (Aho) Bileçen, Üçköy muhtarı Joseph Yar ile Musa Taştekin isimli Süryani yurttaşların olduğu 10 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Mardin İl Jandarma Komutanlığı TEM Şubesi’nde tutulurken, savcılığın getirdiği 24 saatlik avukat görüş yasağının ardından avukatlar müvekkilleri ile görüşme gerçekleştirdi.

    İddia: Yadım ve yataklık

    Avukatlarından alınan bilgiye göre Süryani rahip Bileçen ve beraberindekilerin “Örgüte yardım ve yataklık yapmak” iddiasıyla gözaltına alındığı öğrenilirken, Üçköy Muhtarı Joseph Yar’ın Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğü bildirildi. Rahip Bileçen ile beraber 4 kişinin ifadelerinin ise bugün tamamlanacağı belirtildi. İfade işlemlerinin ardından rahip Bileçen ve beraberindekilerin savcılığa sevk edilmesi bekleniyor.

    Hedef sindirme

    Rahip Bileçen ve beraberindekilerin gözaltına alınmasını değerlendiren Mardin Süryani Birliği Başkanı ve Denge Denetleme Ağı Mardin İl Koordinatörü Yuhanna Aktaş, operasyonu “Genelde gizli tanık ve asılsız ihbarlarla tamamen Süryanileri sindirmeye korkutmaya yönelik bir operasyon” diye yorumladı. “Bir rahip, İstanbul gibi bir metropolü bırakmış, Bagok Dağı eteklerine gelip burada dünyadan arınmayı tercih etmiş bir kişinin gözaltı gerekçesi ne olabilir” diye soran Aktaş, “Korkutmaya sindirmeye dönük bir operasyon. Süryani tarihinde bir rahibin gözaltına alındığı görünmemiştir. Papaz olmuştur ama rahip olmamıştır. Ticaretle siyasetle alakası olmayan bu insanı neden gözaltına alırsınız? İhbar gibi kirli yöntemlerle bir insanı neden gözaltına alırsınız. Bütün Süryaniler dünyanın her yerinde diken üzerinde. Türkiye’de olanların bu topraklarda yaşama güvenleri sarsılmış durumda. Bunu kesinlikle bunu kabul etmiyoruz. Süryaniler bu ülkenin kadim halklarındandır. Süryanileri buralardan sürmeye çalışmak, bu topraklara yapılacak en büyük kötülüktür. Bu gözaltılar tamamen, biz Süryanilere gözdağı vermek suretiyle bizi topraklarımızdan göçe zorlamaya yöneliktir. Rahip Aho’yu ve diğer Süryanileri derhal serbest bırakın” dedi.

  • Avam Kamarası Brexit anlaşmasını onayladı

    Avam Kamarası Brexit anlaşmasını onayladı

    İngiltere Parlamentosu’nun alt kanadı olan Avam Kamarası, ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) üyeliğinden ayrılmasının (Brexit) koşullarını düzenleyen anlaşmayı onayladı.

    Avam Kamarası’nın 231’e karşı 330 oyla onayladığı anlaşma, önümüzdeki hafta Lordlar Kamarası’nda görüşülecek. Anlaşma Lordlar Kamarası’ndan da geçerse, Kraliçe İkinci Elizabeth’in de onayıyla yasalaşmış olacak. Lordlar Kamarası anlaşma metninde herhangi bir değişiklik yaparsa, anlaşma tekrar oylanmak üzere yeniden Avam Kamarası’na gelecek.

    31 OCAK’TA AB’DEN AYRILACAK

    Avam Kamarası’nın onayladığı anlaşma ise İngiltere’nin AB’den ayrılmasının ardından öngörülen 11 aylık geçiş sürecinde gümrük birliğinin devam etmesini ve ülkedeki AB vatandaşlarının mevcut haklarının korunmasını da öngörüyor.
    AB ve İngiltere Brexit sonrası, geçiş döneminin ardından kuracakları ilişki düzeyini belirleyecek bir anlaşmaya varmaya çalışacak.
    İngiltere’de 12 Aralık’ta yapılan erken genel seçimi, Brexit’i 31 Ocak’ta gerçekleştirme vaadiyle seçime giren Başbakan Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti açık farkla kazanmıştı.

  • Güce Tapınma ve Gücün Esiri Olma

    Güce Tapınma ve Gücün Esiri Olma

    Tapma veya tapınma derken aklımıza ilk olarak Tanrı gelir. Neden Tanrıya taparız? Gerçekten cennetle ödüllendirilmek için mi? Kutsal kitaplarda cennet ve güzel, ütopik gelecekteki yaşam ile ilgili bilgiler çok az yer tutar ama anlatılan her şey Tanrıya tapınmayı mecburi kılmak için insanları cezalandırmayla korkutma üzerinedir. Ama bu korku öylesine sıradan bir korku değildir. Ebediyen cehennem ateşinde yanma korkusudur. Korkutulduğumuz için kendimizi teslim eder ve bize her söyleneni ve isteneni yapmaya çalışırız. O halde korku ve tapınma arasında bir bağ vardır diyebiliriz. Cennet aslında gücü simgeler. Yani ebediyen var olacak ve artık elimizden kayıp gitmeyecek, her istediğimizi gerçekleştirebileceğimiz bir güç. Bunun için bunu bize sağlayacak olan Tanrıya tapınırız. Korku ise esarettir. Kaybetmekten ve bir daha yaşayamamaktan, elde edememekten korkarız. Korkularımızın esiri olur ve bizden istenilen her şeyi sorgusuz, sualsız yapmaya çalışırız.
    Mutlakiyet güçtür, güç mutlakiyetten doğar, beslenir ve büyür. Mutlakiyet aynı zamanda sonsuzluk, yani ebediyet demektir. Kendini ebediyen korumak ve hakim kılmak ister. İdealist felsefede mutlak güç Tanrıdır. Sadece Semavi din ve inançlarda değil, diğer tüm din ve inanç sistemlerinde Tanrı mutlak güç ve yaratıcıdır, sonsuzdur. Tanrı tartışılamaz ve sorgulanamaz. Felsefe, sınıflı toplumla ortaya çıkmış, Tanrı inancı da sınıflı topluma özgü olmuştur. Artı ürünün paylaşımı, sınıflı toplumun ortaya çıkmasının sebebiyse devlet de egemen sınıfın hegemonik aracıdır. Tanrı inancı ise egemenlerin devletinin ideolojik dayanağıdır. Sömürü düzeninin meşru ve dayanılır olabilmesi için sorgulanamaz, tartışılamaz bir dine, inanca ve Tanrıya ihtiyaç duyulmuştur. Dinler yozlaşmaya ve çürümeye başladığında egemenler her seferinde yeni bir din ve inanç yaratmıştır. Ama Tanrı tartışmasız bir şekilde hep yerini korumuştur. Çünkü Tanrısız din ve inanç olamaz. Tanrı mutlak ve tartışılmaz ise hiç kimse Onun yarattığı dünyayı, evreni ve düzeni sorgulamamalı ve olduğu gibi kabul etmelidir. Tanrıya ebediyen biat olunmalı ve ibadet edilmelidir. Tanrı burda bir simgedir, soyuttur. Somut olan mutlak güçtür, sömürü düzenidir. Zamanla Tanrı inancının bu kadar büyük bir güç ve tartışılmaz, sorgulanmaz egemenlik yarattığını gören bazı krallar kendilerini Tanrı ilan etmiş ve tüm gücü kendilerinde toplayarak tiranlaşmışlardır. Ortaçağ’da Tanrı krallıklara ve insansı Tanrılara son verilmiş, halifelik ve papalık gibi merkezi dini kurumlar yaratılmış, Tanrı inancını yayma adı altında fetih ve işgaller meşru kılınmaya çalışılmıştır. Kapitalist sistemde burjuvazi kendi sınıf çıkarı gereği bu gücü ruhban sınıfından alıp kendi egemenliğinde reformize etmiş, devleti de buna göre şekillendirmiştir.
    Bu kısa teorik girişteki amacım, somut ama mutlak olan Güç ile soyut ama mutlak olan Tanrı inancı arasındaki bağlantıyı kurup bunun egemenlerin yaşamlarında ve yöntemlerinde neyi ifade ettiğini göstermektir. Peki Güç kavramı bizim yaşamımızın neresinde duruyor ve bizim için ne ifade ediyor. Güç ile zorluk, güçlük kavramlarını bir biriyle karıştırmayalım. Burda bahsedilen Güç, yaşamın getirdiği zorluklar ve güçlükler değildir. Bahsedilmek istenen Güç kavramı, egemen olmak, iktidar olmak, her şeyi kendi elinde ve tekelinde bulundurmak, her şeyin başı ve sorumlusu olmak isteyen anlayış ve yaklaşımlardır. Yani mutlak bir hakimiyet ve güç sahibi olmak isteyen anlayış ve yaklaşımlardır.
    Yukarda egemen sınıfların Tanrı ve Güç kavramı arasındaki ilişki ve nedenlerini kısmen ortaya koydum. Onlar için nihai hedef her zaman mutlak güç ve iktidar olmuştur. Tanrı inancı ise bu amaç için çok kullanışlı bir araçtır. Bu yazının asıl amacı Tanrı inancının doğruluğunu veya gerekliliğini tartışmak değildir. Yazının asıl amacı Güç kavramından neyi anlıyoruz ve ona nasıl yaklaşıyoruz. Egemen sınıflar sahip oldukları imtiyazları ve iktidarlarını tarihsel olarak hiç kaybetmek istemediklerinden ve Güç sahibi olmayı var oluş sebebi saydıklarından Gücü, kendilerinin yarattığı Tanrıyla özdeşleştirerek aslında hep Güce tapınmışlardır. Bu öylesine bir kültür haline gelmiştir ki bilinçsiz ve lümpen kesimler de buna inanmaya başlamışlardır.
    Örneğin Güç kavramının Batı için ne anlama geldiğini iyi biliyoruz. Güç onların varlık sebebidir ve hiç bir şekilde kaybedilmemesi gerekir. Kendi ülkelerinde toplumsal patlamalar ve devrimler yaşanmasın diye zamanla sosyal devlet adı altında güçlerinin çok sınırlı bir kısmını sivil toplum örgütleriyle ve bazı toplumsal kesimlerle paylaşmışlar ama asıl güçlerini ve onun aracı olan devleti hiç bir zaman kimseyle paylaşmamışlardır. Devrim korkusu geçtiği zamanlarda ise sosyal devlet günden güne budanmış ve kapitalizmin aç gözlülüğüne kurban edilmiştir. Bütün toplumsal muhalefeti tamamıyla etkisizleştirdiklerini düşündükleri anda pervasız olmakta sınır tanımamışlardır.
    Bugün egemenlerin kendilerine karşı bir devrim yapılma korkusu yoktur. Bu pervasızlık ve aç gözlülükle dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin yeniden paylaşımını yapıyorlar. Credit Suisse’in 2019 Küresel Servet Raporu’na göre 7,5 Milyar nüfuslu dünyamızın toplam serveti bir önceki yıla göre yüzde 2,6 artarak 360,6 Trilyon dolar olmuş. Kişi başına düşen servet ise 70.849 dolar. Peki gerçekte her birimizin bu kadar büyük bir serveti var mı? Yine bu rapora göre dünya nüfusunun yüzde 0,9’u dünya servetinin yüzde 43,9’unu, dünya nüfusunun yüzde 9,8’i dünya servetinin yüzde 38,9’unu alıyor. Yüzde 32,6 nüfus servetin yüzde 15,5’ini alırken dünya nüfusunun yüzde 56,6’lık kesimi dünya servetinin sadece yüzde 1,8’ni alabiliyor. 7,5 milyarlık nüfus içerisinde milyoner olanların sayısı sadece 46 milyon civarında. IMF’nin 2018 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda  ülkeler bazında gayri safi yurtiçi hasılalarına (GSYİH) göre Lüksemburg 114.231 dolarla başı çekiyor. İsviçre 82.950 dolarla ikinci, ABD 62.606 dolarla sekizinci ve Türkiye 9.346 dolarla Çin’in ardından 68. sırada. Son sırada Güney Sudan 303 dolar. 30 ülkenin GSYİH geliri 1.000 doların altında. En zengin ülkeler Batı ülkeleri. Müslüman ülkelerden Katar 70.780 dolarla 6. sırada, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 40.711 dolarla 23, Kuveyt 30.839 dolarla 30, Suudi Arabistan 23.566 dolarla 35. sırada. Dünya nüfusunun yüzde 10,6’sının dünya servetinin yüzde 72,8’ini aldığı dünyamızda gerçekte bize düşen gelir ancak açlık veya en iyi ihtimalle yoksulluk sınırıdır. Hristiyan Batı ülkeleri ve Müslüman Arap krallıkları dünyanın en zenginleri. Şimdi tekrar Tanrı inancına dönüp dinlerin manipüle eden söylemlerine bakarak dinlerin eşitsizliğe ve sömürüye karşı olduğunu ve adil paylaşımı ve adaleti emrettiğini kabul edersek, adalet ve adil paylaşım bu rakamların neresindedir? Peki bu rakamlara bakarak tapınmanın aslında Tanrıya olmadığı, tamamiyle paraya, yani güce olduğunu iddia edemez miyiz? Tanrı kavramı ve inancının bu haksız ve adaletsiz paylaşımı gölgeleyen ve maskeleyen birer simge olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu güce tapınma aslında güce esir olma halidir. Gücü ebediyen korumak için istenilen her şeyi yapma mecburiyeti ve gerekliliğidir bu esaret.
    En gelişmiş ve zengin Batı, kendi kamuoyunun bu insanlık dışı sömürüye karşı çıkmaması ve göreceli refahını kaybetme korkusunu yaşaması için kendi toplumlarına kırıntı mahiyetinde zenginlik paylaşımına gidip sus payı vermiş, dünyanın geri kalanını ise vahşi bir sömürü, talan ve hırsızlık alanı haline getirmiştir. Dindar olanlar da Tanrı adına bu durumlarına şükür etmişlerdir.Bunun ebediyen olması için, halklar ve ülkeler cahil ve örgütsüz bırakılmış, birbirine düşürülmüş, zayıflatılmış, içten içe çürütülmüş, çatıştırılmış uşak ve işbirlikçi hale getirilmiştir. Gücün ebedi olması için Dünyanın her tarafı karşı konulmaksızın sömürülmeli ve tüm kaynaklar ve zenginlikler onlara aktarılmalıdır. Bunun düzenli ve sorunsuz olması için yerli işbirlikçiler yaratılmalı ve onlara da kırıntı mahiyetinde bazı güçler verilmelidir.
    Devamı Haftaya
  • İngiltere’de ‘evsizlik’ öldürüyor

    İngiltere’de ‘evsizlik’ öldürüyor

    Hikmet Erden


    İngiltere’de konut krizi giderek vahim bir hal alırken, evsizlerle ilgili çalışma yürüten Shelter, ülkedeki evsizlerin toplam sayısını 280 bin olarak açıkladı. Bu rakam ülkede her 200 kişiden birinin evsiz olduğu anlamına geliyor. Evsizlik ile ilgili durum sadece bununla sınırlı değil. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi verilerine göre 2013-19 yılları arasında ülkede toplam 3 bin 353 evsiz hayatını kaybederken, 130 bin çocuk ise 2020 yılını ‘evsiz’ olarak karşıladı.

     

    Dünyanın en güçlü 5’inci ekonomisine sahip olan ve Londra’da dünyanın en büyük finans merkezlerine ev sahipliği yapan İngiltere son yılların en büyük konut krizini yaşıyor. Son yapılan istatistiki araştırmalar da sorunun büyümeye devam ettiğini gösteriyor. Resmi rakamlar 2019 yılının Nisan, Mayıs ve Haziran ayları itibarıyla evsiz ya da her an evsiz kalma tehdidiyle yüz yüze olanların sayısını 68 bin 170 olarak veriyor. Bunların 32 binini kesin evsiz olan hane halkı sayısı oluşturuyor ve bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 artmış görünüyor. Buna ilaveten hostel, otel ve ucuz odalar gibi geçici ve kötü koşullardaki konutlarda kalanların sayısı da 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesine çıktı.

     

    130 BİN ÇOCUK ‘EVSİZ’ 

    İstatistiklere göre evsizlik kategorisindeki 60 bini aşkın hanede 130 bin çocuk yaşıyor. En kötü konut durumu sayılan, mutfak ve tuvaleti ortak odalarda yaşayan aile sayısı ise 13 bin 450’iyi buldu. Bu sayı son beş yıl içinde yüzde 40 artış göstermiş durumda. Evsizlerle ilgili çalışma yürüten Shelter adlı yardım kuruluşu ise konut krizinin vahim boyutlara ulaştığını açıkladı. Shelter, hükümetin çözümsüz bıraktığı soruna karşı biran önce adım atmasını ve sosyal konutlar inşa edilmesini istedi. Shelter tarafından yapılan araştırmalara göre  evsizlerin toplam sayısı 280 bin civarında ve buda ülkede 200 kişiden birinin evsiz olması anlamına geliyor.

     

    SHELTER: DURUM VAHİM 

    Shelter’ın yöneticisi Polly Neate, evsizlik sorununun vahim boyutlarda olduğunu ifade ederken, “Binlerce insanı evsizliğin eşiğine getiren, ana babaları, çocuklarını kötü koşullarda büyütmeye zorlayan ve aileleri işyerlerinden, okullardan ve komşularından uzak düşüren bir krizle yüz yüzeyiz” dedi.Konut sorununun on binlerce çocuğu etkilediğine dikkat çeken Neate “Aşırı yükselen kiralar, konut yardımlarında yapılan kesintiler ve onlarca yıldır ihtiyaç duyulan sosyal konutların inşa edilmemesi nedeniyle bugün 127 bin çocuk Noel’e evsiz girecek” diye kaydetti.

     

    EVSİZLİK ÖLDÜRÜYOR!

    İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) açıkladığı veriler ise evsizlik ve evsizlerin durumunun korkunç boyutlara ulaştığının göstergesi. ONS, İngiltere ve Galler‘de sokakta ölen evsizlerin sayısına ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda, sokakta ölen evsizlerin yaşı, cinsiyeti ve ölümlerin en çok gerçekleştiği şehirlere ilişkin bilgiler de yer aldı. Rapora göre, 2013-2019 yıllarında ülkede toplam 3 bin 353 evsiz hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden evsizlerin sayısı 2013’te 482 iken, bu sayı 2018’de 726’ya yükseldi.

     

    EN ÇOK ÖLÜM LONDRA’DA 

    Sokakta ölen evsizlerin yüzde 88’ini erkekler oluşturdu, ölümlerin en çok yaşandığı kent de Londra oldu. Erkeklerin ortalama ömrünün 76, kadınların 81 olduğu ülkede, evsiz erkeklerin ortalama ömrü 45, evsiz kadınların ise 43 olarak belirlendi.

    Ulusal İstatistik Ofisi, Sağlık ve Yaşam Analizi Bölümü Başkanı Ben Humberstone, İngiltere ve Galler’de ulusal sorun haline dönüşmüş evsizler konusunda çalışma yapacaklara yardımcı olmak istediklerini kaydetti. İngiltere ve Galler’de sokakta ölen evsiz sayısının 2013’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çeken Humberstone, ölümlerin çoğunun artan uyuşturucu kullanımına bağlı olduğunu söyledi.

     

    İKTİDARIN PLANI BİLİNMİYOR 

    Ülkede bir arkadaşının ya da akrabasının yanına sığınarak yaşayan “gizli evsizlerin” sayısının da 3 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. İktidardaki Muhafazakar Parti ise 12 Aralık seçimlerinde evsizlik ile ilgili önlemler alacağını ve bir planı olduğunu belirtse de planın ayrıntıları bilinmiyor. Son 9 yıldır iktidar da olan Muhafazakarlar sosyal konut inşası konusunda adım atmadığı için sert eleştirilere ragmen, yaşanan ölümlere ve yüzbinlerce insanın konut sorununa ilişkin ciddi bir açıklaması yok.

  • Olcay Bayır’ın hislerin ve lokal müziğin buluştuğu ‘Rüya’sı

    Olcay Bayır’ın hislerin ve lokal müziğin buluştuğu ‘Rüya’sı

    SUNA ALAN / LONDRA

    Besteci ve vokal Olcay Bayır’ın müziği, Anadolu’nun geleneksel mirası ve Londra’nın hareketli ve eklektik ruhunun bütünleşmesinden oluşuyor. Gençlik zamanının zengin geleneksel halk müziği, aldığı klasik soprano eğitimi ve dünyanın her yerinden müzisyenlerle yapmış olduğu çalışmalar Olcay’ın müziğine ilham olmuş.

    Sanatçı Olcay Bayır’ın Mart 2019 yılında öncelikle Avrupa’da Arc Music etiketiyle ve geçtiğimiz Aralık ayında ise Türkiye’de Kalan Müzik etiketiyle çıkan Anadolu kültüründen beslenen ve çağdaş bir yaklaşımla harmanlanan ”Rüya” isimli albümü üzerine konuştuk.  Bu albümle, Olcay ilk defa kendi bestelerini dinleyenlerinin beğenisine sunuyor. Albümdeki ‘Yar Dedi’ bestesi, Türkiye’de albüm henüz yayınlanmadan tanınmaya başlandı bile.

     

    Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

    Dersim’den göç eden bir aileden geliyorum. Ancak ben Antep’te doğdum. 16 yaşında ailemle beraber İngiltere’de yaşamak için göç ettik Türkiye’den.  Dil ve adaptasyon dönemini aştıktan sonra Londra’da Middlesex Üniversitesinde Klasik Batı Şan Bölümü Opera bölümünü bitirdim. Okul döneminde ve sonrasında opera ve müzikal tiyatro yaptım. Ancak sonrasında müzikte kendi yolumu bulma adına ilk albümün Neva’nın çalışmalarına başladım ve 2014 yılında ilk albümüm Neva Avrupa’da Riverboat Müzik tarafından çıktı. Bu arada beste çalışmalarım da devam ediyordu. Ve sonraki süreçte ikinci Rüya için çalışmaya başladık. Rüya, Avrupa’da Arc Music Türkiye’de ise Kalan Müzik etiketleriyle çıktı.

    ”Büyüleyici bir ses, tutkulu ve enerji dolu” World Music Central Amerika, Nisan 2019

     

    Son albümün ‘Rüya’nın hikâyesi nedir? Hangi his ve fikirlerin ürünüdür?

    Rüya benim son 4 yıllık çalışmamın ürünü. Bir çoğu yaşanmışlıkların ifadesi ya da gözlemlerimin… Rüya benim için genelden özele geçiş yaptığım kişisel bir albüm. Ayrıca  hissettiğim müziği ve yorumladığım lokal melodiyi özünü bozmadan enternasyonal dinleyici ile buluşturmak istediğim bir fikrin ürünü. Tabi ki kendimi de şarkıcı ve besteci olarak ilk ifade ettiğim bir albüm Rüya, aslında çıkış noktası bu dönemdeki müzikal yolculuğum ve kişisel etkileşimlerim.

     

    Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

    Yaptığım müzik, köklerinden beslenen ancak kendine biraz kutunun dışından, kendi müziğine dışarıdan bakabilme çabası içinde olan bir anlayışa sahip. Yer yer melankolik, yer yer isyankar, sorgulayan, temasını hayatın her renginden alan… Köklerinden Anadolu’dan beslenen ve bu yereli genele taşıma çabasıyla yapılan eklektik bir müzik. Tabi kendi şarkılarımın taşıdığı ruh da melodiyi oluşturmada belirleyici oldu.

     

    Albümde yeralan eserler ve bunların hikayelerinden bahsedebilir misiniz? Kimlerle çalıştınız?

    Albümdeki 9 şarkıdan 5 tanesinin müziği ve yine 3 tanesinin söz ve müziği bana ait. Albüm ayrıca bir Karacaoğlan ve bir Aşık Veysel ve bir Şiwan Perwer bestesi ile bir de geleneksel Kıbrıs ezgisi olmak üzere geleneksel şarkılardan oluşuyor. Albümdeki şarkıların aranjelerini London Kefaya Grubu kurucularından Al MacSween ve Guiliano Modarelli ile beraber yaptık. Albümde kullandığımız etnik sazlar Türkiyeli ve Yunanistanlı müzisyenler tarafından çalındı.

    ”Olcay Bayır Rüya albümüyle, Britanya Dünya müziği sahnesindeki en seçkin ve ilgi çekici şarkıcılarından biri olduğunu kanıtladı! Muhteşem!” – The Guardian Gazetesi Britanya, Mart 2019

     

    İleriye yönelik çalışmalarınız var mı? Bizimle paylaşır mısınız?

    Elbetteki yeni şarkılar yapmak ve bunları paylaşmak… Ancak öncelikli planımızda Rüya’yı elimizden geldiği kadar çok dinleyene ulaştırmak ve paylaşmak var. Önümüzde İngiltere turu var Şubat ve Mart ayında gerçekleşecek. Sonrasında Londra’nın bilinen caz mekanlarından olan Jazz Cafe’de 2 Mayıs’ta bir konserimiz olacak. Sonrasında Almanya’da bir kaç konserimiz olacak. Albüm Türkiye’ye henüz Aralık başında Kalan Müzik aracılığı ile girdi. Yani şu an çok yeni. Öncelikle bir tanıtım çalışması sürecimiz olacak ve sonrasında da mutlaka orada da konserlerimiz olacak.

  • İdris Selim için AF Örgütü’ne dosya sunuldu

    İdris Selim için AF Örgütü’ne dosya sunuldu

    LONDRA- KDP tarafından tutuklanan ve sağlık durumu kötüye giden Tevgere Azadi üyesi İdris Selim Mihemed’e yönelik uygulamaları protesto eden bir grup Kürdistanlı, Londra AF Örgütü yetkililerine bir dosya sundu.

     

    Güney Kürdistan’da KDP Asayiş Güçleri tarafından 8 Mayıs 2019’da gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan Tevgera Azadi üyesi İdris Selim Mihemed için Londra AF Örgütü binası önünde bir araya gelen kalabalık bir grup protesto gösterisi yaptı. Selim Mihemed’in düşüncelerinden ve siyasi fikirlerinden dolayı KDP tarafından tutuklandığını ifade eden grup üyeleri, KDP’nin Kürdistan’da diktatoryal bir sistem oluşturduğuna dikkat çekti.

    Selim Mihemed’in sağlık durumunun gün geçtikçe kötüye gittiği ve cezaevinde çeşitli baskılara uğradığını ifade eden grup üyeleri, “İdris Selim’e özgürlük”, “Kürdistan’da diktatörlüğe son” şeklinde sloganlar atıldı. Eylemin ardından AF Örgütü yetkililerine İdris Selim’in sağlık durumu ve cezaevinde yaşadığı baskılara dönük bir dosya sunuldu. Sunulan dosya da, İdris Selim’in herhangi bir yasal gerekçe sunulmadan cezaevinde tutulduğu belirtilerek, “Cezaevinde baskıya uğruyor sağlık durumu iyi olmadığı için gün geçtikçe zayıflıyor. İdris Selim bilinçli olarak 12 metrekarelik bir oda içerisinde 150 kişi ile birlikte aynı oda da tutuluyor. Bu da hayati tehlike oluşturuyor. İdris Selim iki ay boyunca açlık grevinde kalmış ve durumu protesto etmiştir. Ancak, hala neden cezaevinde tutulduğu bilinmeyen İdris Selim hakkında herhangi bir olumlu adım atılmamıştır. Uluslararası kurumlar Kürtler açısından önemli bir siyasetçi olan İdris Selim için devreye girmelidir” denildi. AF Örgütü yetkilileri gerekli araştırma yapıldıktan sonra bir açıklama yapacaklarını belirtti.