Blog

  • Londra Türk Elçiliği önüne ‘Siyah Çelenk’ bırakıldı

    Londra Türk Elçiliği önüne ‘Siyah Çelenk’ bırakıldı

     

    Londra Savaş Karşıtı Koalisyon’dan Türk Elçiliği önünde ‘işgal protestosu’

    Londra Türk Büyükelçiliği önünde bir araya gelen yüzlerce kişi Elçilik önüne ‘siyah çelenk’ bırakarak oturma eylemi yaptı.

    Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal girişimine karşı bugün Savaş Karşıtı Koalisyon ve Türk ve Kürt Toplumları Dayanışma Merkezi DAY-MER öncülüğünde Türk Büyükelçiliği önünde kitlesel bir protesto eylemi gerçekleştirildi. Eyleme, RMT Sendikası’ndan Steve Hedley, Sosyalist Parti Sözcüsü Paula Mitchell, İngiltere Sendikalar Konfederasyonu’ndan Sam Guerney, İnsan Hakları Savunucusu Margaret Owen ve Kürt Halk Meclisi üyelerinin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı. YGP, YPJ bayraklarının yanı sıra ‘Kürtlere yönelik soykırıma son. Türk devleti Rojava’dan defol’ yazılı döviz ve pankartlar taşındı.

    ‘YPG’ye ‘terörist’ diyemezsiniz’

    Burada yapılan konuşmalar da Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal girişimine sert tepki gösterilirken, DAİŞ’e karşı mücadele eden ve demokratik bir sistem oluşturarak Ortadoğu’da ‘barış’ı geliştiren YPG’ye ‘terörist’ denilemeyeceği vurgulandı. Türk devleti ve Tayyip Erdoğan’ın insanlık dışı uygulamalar ile Rojava’ya saldırdığı belirtilen konuşmalar da, “Türk devletine karşı savaş istemeyen herkesin karşı durması gerekir. İngiltere Türkiye ile olan hem savunma hem de ekonomik ilişkilerini dondurmalıdır” denildi.

    SİYAH ÇELENK BIRAKILDI

    İngiliz polisinin güvenlik önlemleri aldığı Elçilik binasına, Savaş Karşıtı Koalisyon üyeleri tarafından üzerinde ‘Rojva’da işgale derhal son verin’ yazılı siyah çelenk bır bırakıldı. Bu sırada gazeteci Mark Campbell öncülüğünde ‘oturma eylemi’ başlatıldı. Yaklaşık 5 dakika süren oturma eylemi sırasında, ‘Terörisit Erdoğan’ ve ‘Diktatör Erdoğan’ sloganları atıldı.

     

     

     

     

     

     

     

  • İngiltere Türkiye’ye silah satışını askıya aldı

    İngiltere Türkiye’ye silah satışını askıya aldı

    Birleşik Krallık, Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’deki işgal saldırıları nedeniyle silah satışını askıya aldı.

    İngiliz Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Türk devletinin işgal saldırılarında “kullanabileceği” silahların Türkiye’ye satışını askıya aldıklarını bildirdi.

    Parlamentoda açıklamada bulunan Raab, “Bu operasyonda kullanılabilecek Türkiye’ye yönelik askeri silahlar (…) askıya alındı” dedi.

    Daha önce Finlandiya, Norveç, Hollanda, Almanya ve Fransa da silah satışlarını durdurmuştu. Avrupa Birliği de Türk işgalini kınayarak, ulusal düzeyde silah satışlarına daha sıkı tedbirler getirilmesi yönünde karar almıştı.

  • Londra’da on bini aşkın kişi ‘işgale son’ dedi

    Londra’da on bini aşkın kişi ‘işgale son’ dedi

     

    Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal saldırıları İngiltere’nin başkenti Londra’da onbinlerce kişinin katıldığı bir miting ve yürüyüş ile protesto edildi. Kürdistan’ın dört parçasından Kürtlerin ve farklı halklardan ve inançlardan Kürt dostlarının katıldığı protestoda, Türk devleti ve Erdoğan’a karşı öfke sloganları atarak, ‘soykırıma karşı direniş, Türk işgaline son’ mesajı verdi.

     

    Londra’da Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına karşı 15 bini aşkın Kürdistanlı ve dostu BBC binası önünde bir araya geldi. Yüzlerce YPG, YPJ ve Kürdistan bayrakları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterlerinin taşındığı yürüyüşte, ‘Katil Erdoğan’, ‘Terörist Erdoğan terörist devlet’, ‘Rojava biziz, biz Rojava’, ‘Biji Serok Apo’, ‘Biji Kürdistan biji Rojava’ şeklinde sloganların atıldığı yürüyüşte, ‘Soykırıma karşı direniş Türk işgaline son’, ‘Hava sahası kapatılsın soykırım durdurulsun’, ‘Soykırımı durdurun’ yazılı onlarca pankart ve döviz taşındı.

    Yürüyüş öncesi BBC önünde toplanan kalabalık kitle burada bir miting düzenledi. Burada yapılan konuşmalar da Türk devletine dönük öfke ve tepki gösterilirken, Kürt halkının onurlu bir gelecek için dört parça Kürdistan’da daha fazla birlik daha fazla direniş halinde olması gerektiği vurgulandı.

    İşçi Parti Milletvekili Lloyd Russel Moyle, yaptığı konuşmada Türk devletinin işgalini sert bir dille lanetlerken, acilen Türk devletine ağır yaptırım yapılması. Kuzey ve Doğru Suriye hava sahasının Türk devletine kapatılması ve Türk devleti ile tüm askeri işbirliğinin acilen durdurulması çağrısı yaptı.

     

    Erdoğan DAİŞ’in kurtarıcısı görevini üstlendi

    Birleşik Krallık’ın en büyük sendikası olan Unite The Union uluslararası direktörü Simon Dubbins, konuşmasına ‘Biz 1,5 milyon emekçi adına söylüyoruz ki, bu mücadelede Kürt halkının yanındayız ve Türk devletinin işgal saldırılarının acilen durdurulması çağrısı yapıyoruz.’

    Dubbbins konuşmasının devamında şunları ifade etti; ‘‘Kürt kardeşlerimiz 11 bin gencini bu savaşta yitirdi, binlercesi de yaralandı. Bu alçakça saldırıların durması için dünya harekete geçmeli. Erdoğan DAİŞ’i özgürleştirme misyonu ve görevinde. Şuan DAİŞ’lilerin bulunduğu cevzaevlerini bombalıyorlar. Bu savaş faşizme karşı bir savaştır. Ve bu savaşta hep beraberiz ve daha fazlasını yapmamız gerekiyor.’’

    Dubbins konuşmasını ‘Yaşasın Rojava, Yaşasın Apo’ sözleriyle tamamladı.

    Demiryolu İşçiler sendikası (RMT) Genel Sekreteri Steve Hedley ise yaptığı konuşmada Rojava’ya daha fazla sahip çıkma ve diktatör Erdoğan’ın hayallerinin gerçekleşmemesi için daha fazla mücadele etme çağrısı yaparak, Avrupa hükümetleri harekete geçene kadar Londra sokaklarında olacaklarını ifade etti.

    Stop The War Coalition (Savaşı Durdur Koalisyonu) başkanı Murad Qureshi ise yaptığı konuşmada Türk devletinin işgal saldırıların kabul edilemez olduğunu ve bu mücadelede Kürt halkı ile beraber olduklarını ifade etti.

    Yapılan konuşmalardan sonra kalabalık kitle Parlamento binasına doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca yapılan konuşmalar ve atılan sloganlarla Türk devleti kınandı. Trafalgar meydanında bir haftadır eylem yapan çevreciler de yürüyüşe katılarak destek verdi. Polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı parlamento binası önüne gelen kalabalık kitle tüm ana yolları trafiğe kapattı. Parlamento binası önünde de iki saate yakın eylemini devam ettiren kitle burada yapılan konuşmalardan sonra sona erdi.

  • Londra’da işgale karşı onbinler sokakta

    Londra’da işgale karşı onbinler sokakta

    Rojavaya işgal girişimini protesto etmek amacıyla karşı binlerce kişi BBC binası önünde bir araya gelen binlerce kisi “Soykırıma karşı direniş”, “Türk işgaline son” pankartları eşliğinde ve “terörist Erdoğan’ “Katil Erdoğan sloganları ile İngiltere Parlamentosuna doğru yürüyüşe geçti.
    Yaklaşık on bin kişinin katıldığı eyleme Kürdistan’ın 4 parçasından Kürt’ler katıldı. Savaş karşıtı örgütlerden anti kapitalistlere, sendikacılardan ekolojistlere kadar bir çok kesimin destek verdiği yürüyüşte yüzlerce YPG, YPJ bayrakları ile Kürt Hal Önderi Abdullah Öcalanın fotoğrafları taşındı. Yapılan konuşmalar da Türk devletine ve Erdoğan’a öfke yağarken, Kürt halkının onurlu bir gelecek için topyekün dört parça Kürdistan olarak birlik olup direnişe geçmesi gerektiği vurgulandı. Yürüyüş büyük bir coşku ile sürüyor.

     

  • Sheffield’te yüzlerce kişi Kuzey-Doğu Suriye işgalini protesto etti

    Sheffield’te yüzlerce kişi Kuzey-Doğu Suriye işgalini protesto etti

    Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları Seheffield kentinde protesto edildi.

    Sheffield Kürt Dayanışması adlı grup tarafından düzenlenen protesto eylemine yüzlerce kişi katıldı.

    Grup adına bir konuşma yapan İsmail Yigit; ‘‘Türk devleti Rojava İşgaline son verene kadar eylemlerimiz büyüyerek devam edecek.’’

    Yigit konuşmasının devamında şunları söyledi: ‘‘Türk devleti Rojava’dan çıkana kadar direnişimiz devam edecek.  İşgale karşı eylemlerimizi büyütmeli ve tüm Avrupa ülkelerini harekete geçirmeliyiz. Direnişimiz kazanacak. Kendi haklarınını kendi topraklarını koruyan insanlar terrorist değildir.’’

  • İşgale karşı Britanya’nın 4 bir yanında ‘kitlesel’ protesto

    İşgale karşı Britanya’nın 4 bir yanında ‘kitlesel’ protesto

    HABER MERKEZİ– Britanya’da başta Manchester, Brighton, Liverpool, Sheffield, Leeds, Cardif ve Londra başta olmak üzere bir çok kentte yapılan eşzamanlı eylemlerde binlerce kişi alanlara çıkarak, Rojava’ya yönelik işgal girişimini protesto etti.

    Şehir merkezlerinde gelişen eylemlere, Kürtler, enternasyonalistler, kadınlar, gençler, çocuklar, işçiler ve savaş karşıtları gibi her kesimden kişi ve kurumlar katıldı. Öfkenin hakim olduğu eylemlerde YPG ve YPJ bayrakları ile ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterlerinin taşındı. Yine taşınan döviz ve pankartlar da Türk devletinin Ortadoğu’ya kan ve gözyaşından başka bir şey getirmediği vurgulanarak, Türk devletinin durdurulmaması halinde büyük bir soykırımın gerçekleşeceğine dikkat çekildi.

    ERDOĞAN’A ÖFKE

    Yapılan konuşmalar da Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a öfke ve sert tepkiler gösterilirken, işgale son verilmesi için uluslararası güçlerin harekete geçmesi çağrısı yapıldı. Sık sık “Terörist Erdoğan”, “Katil Erdoğan” sloganlarının yankılandığı eylemlerde, Türk devletinin barbarlar çetesi olarak nitelenen İŞİD’le olan beraberliğine vurgu yapıldı.

    LONDRA AYAKTA

    Britanya’nın dört bir yanında işgale karşı Kürt’ler ve dostları günlerdir eylemleri ile ayaktayken, başkent Londra da ise eylemler kitleselleşerek büyüyor. Trafalgar Square de bir araya gelen binlerce kişi işgale karşı Öfke ve tepkilerini bir kez daha dile getirdi.

     

    Londra Eylem Komitesi Pazar Günü yapacakları ve BBC önünden başlayacak olan büyük eylem hazırlıklarını sürdürüyor. BBC binası önünde saat:13.00’da yapılacak olan eylem için dev pankartlar hazırlanırken, Kuzey Londra bölgesinde binlerce bildiri dağıtıldı.

     

    [gallery_bank type=”images” format=”blog” title=”true” desc=”false” special_effect=”none” animation_effect=”fadeInLeft” album_title=”true” album_id=”1″]

  • KÜRKÇÜ: Bu bir Kürtsüzleştirme operasyonudur

    KÜRKÇÜ: Bu bir Kürtsüzleştirme operasyonudur

    HDP Onursal Başkanı ve 68 kuşağının önemli isimlerinden Ertuğrul Kürkçü, Rojava’ya yönelik işgal girişimi, Türkiye’deki son siyasal gelişmeler ve Avrupa’ya yapılan siyasal göç üzerine kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Özellikle Rojava’ya işgal girişimine değinen Kürkçü, olası bir işgalin amacının bir ‘Kürtsüzleştirme hareketi’ olarak niteleyerek, Türkiye’nin Rojava’da Selefi Kuşak oluşturmak istediğine dikkat çekti. Kürkçü, Rojava’ya yönelik işgal girişimine karşı tüm kesimlerin savaş karşıtı bir cephede buluşması gerektiğine işaret etti. Bir dizi toplantıya katılmak amacıyla İngiltere’de bulunan Kürkçü gazetemiz Telgraf’ın sorularını yanıtladı.

     

     

    Haber: Hikmet Erden

     

    Gündemin en sıcak konusu olan Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal girişimi ile başlamak istiyorum. Türk devletinin bu girişimlerini ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırgan tutumunu ‘nasıl’ değerlendiriyorsunuz?

    Genel gidişat ve ana eğilim Türkiye’nin bu harekatın gerisinde bir konsensüs sağladığını gösteriyor.. Silahlı kuvvetlerin bütün hazırlıkları bu yönde ve esasen bugün Rojava ile Türkiye arasındaki sınır bölgesinde derin alanı Kürtsüzleştirme ve orada nüfus mühendisliği ile çok derin, uzun ve kalıcı etkileri olacak bir plan ile hareket ettiklerini düşünüyorum. Bunu hafife almak aslında Türkiye’nin Kürt meselesine bakışını hafife almak demektir. Türkiye Kürt meselesini birkaç barışçıl çözümü denemesinden sonra asla çözülemez bir mesele haline getirmeye karar vermiştir. Fakat bununla sınırlı kalınmayarak tüm parçalara yayılmış bir işgal harekatı var.

    Yalnızca Rojava’ya yönelik bir işgal harekatı değil o zaman?

    Evet dikkat edin Kürt bölgelerindeki Türk askeri varlığı giderek derinleşiyor. Güney’de Duhok’tan Hewler’e  oradan Süleymaniye’ye doğru taşan bir askeri yayılma var. Rojava’da Cerablus ve Afrin’den sonra şimdi Kuzeydoğu Suriye yani Kobani ve Cizire bölgesine doğru bir nüfus operasyonuna girişiyor. Erdoğan’ın BM kürsüsünden gösterdiği haritaya baktığımız zaman niyetin vahametini görüyoruz. Görünen o ki Türkiye Kürdistan’ın organik parçası olan bu alandaki yerleşimleri Kürtsüzleştirme amacıyla  bir askeri hareketa girişecektir. Bu bir yandan Kürtlerin silahlı güçlerini imha ve bertaraf etmek öte taraftan da Kürt nüfusu yerinden etmek amacıyla yapılan bir operasyondur.

    Türk devleti Kuzey-Doğu Suriye’de demografiyi değiştirme ve etnik bir temizlik yapmayı mı amaçlıyor?

    Bu operasyon gerçekleşirse son derece kanlı, yıkıcı, ve sivil halka yani kadın ve çocuklara yönelik büyük bir saldırı gerçekleşecek. Bunların süpürüleceği ve yerlerine Türkiye’ye ithal edilmiş bulunan Suriyeli Arap ve Selefi nüfustan oluşan bir Selefi Kuşağı’nın monte edileceğini görüyoruz. Aslında bu Selefi Kuşak ile Türkiye, İŞİD ve El Kaide ile Suriye sınırları içerisinde bir tür su geçirmez duvarlar oluşturacak ama orada da onları Kürtlere karşı kalkan olarak kullanacak bir Selefi Kuşak oluşturmayı hedefliyor. Planın her bir unsuru aslında insanlığın suç saydığı şeylerden oluşuyor. Bir halkın kendi kaderini tayin hakkını ret etmek, kadınlar ve çocuklar ile muhalif olmayan nüfusa karşı zor kullanmak ve bir halkı yaşam alanlarından söküp atarak jenosid uygulamak.  Bunun karşısında BM Güvenlik Konseyi’nin 2 daimi üyesinden Rusya Türkiye’nin arkasına geçiyor ve ABD Türkiye’nin önünden çekiliyor. Bu Kürtleri imha yolunda Türkiye’ye açılmış bir muazzam bir kredidir. İnsanın düşündükçe iliklerini donduruyor.

    Bu kanlı bir yüzyıl daha başlatmaz mı?

    Başlatır tabii. Ben bunu göze aldıklarını düşünüyorum. Türkiye bu mesele de İsrail’i model alıyor. Tayyip Erdoğan BM’de aslında Israil’in Filistin topraklarını işgal ve insansızlaştırma ve işgal ettiği bütün bölgelerde yeniden iskan siyasetini anlattı. Bu gelecek hükümetleri de bağlayacak kadar derine giden bir plandır.

    Sizce gerçekleşir mi?

    Gerçekleşir mi gerçekleşmez mi bu mücadeleye bağlıdır. Mutlaka gerçekleşeceğini söylersem kendime, tarihe ve mücadeleye haksızlık etmiş olurum. Fakat mücadelenin Türkiye’nin son derece avantajlı olacağı koşullarda yürüyeceğini görüyoruz. Dediğim gibi Amerika ve Rusya Türkiye’nin önünü açtılar. Suriye daha sonra kendisinin karşı karşıya kalacağı işi Türklerin halledecek olmasından o kadar şikayetçi değil. Suriye kağıt üzerinde protestolar ile yetinecek. Daha sonrada Rusya ve İran ile Türkiye’yle anlaşarak Türkiye’yi buradan çıkarabilirler diye bakıyor. Yani kendi toprağını Afrin’de nasıl savunmadı ise burada da savunmayacak. Tabii hava harekatı olup olmayacağı burada belirleyici rol oynayacak. Şimdi  eğer bu plan gerçekleşirse bunun en önemli sonucu Kuzey ve Rojava Kürdistan arasında sadece coğrafi ve siyasi değil toplumsal ve ekonomik bir başka set  oluşması. İşte burada Selefi Kuşak, Güney ile Kuzey arasında Güney Kürdistan yönetimi arasında yapılan anlaşmalar ve ticari çıkarlar kuşağı ve İran’da İran devletinin oluşturduğu kuşak olacak. Böyle baktığımızda bir bütün olarak Türkiye Kuzeydeki meseleyi çözebilmek için diğer bütün parçaları Kuzeyden izole eden ve çok uzun  vadeli strateji izledi ve attığı her bir adımın bunu gerçekleştirmeye yardımcı olmasını gözetti. Bu açıdan baktığımızda bizi yüzyıllık bir mücadeleye davet eden bir TC stratejisi ile karşı karşıyayız.

    Selefi bir kuşak oluşturulmak isteniyor. Türkiye’deki seküler kesimler bunu sorun olarak görmüyor mu? Ve Özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin bu konuya yaklaşımı sorunlu bir yaklaşım değil mi?

    Seküler dediğimiz kesim millet ile devlet arasında binamazdır. Dolayısıyla “devlet çıkarı”, “vatanın bölünmezligi” dendiğinde genellikle kıblesini şaşıran bir güçtür. Tabii burada HDP’nin onlara dönük açıklama, aydınlatma, örgütleme ve demokrasi için ittifak çabaları sürecektir. Fakat burada sekülerizm tek başına yetmiyor. Yani Türkiye’yi Kürtlerle birlikte yeniden kurma planına sahip olmayan herkeste bu hamle bir tereddüt kaynağıdır. Türkiye’de üç  demokratik blok var. Aleviler, Kürtler ve Türkiye işçi sınıfı ve solu, bu üç güç bir arada hareket ettiği taktirde gericiliğin kuvvetlerini dengeleyebilir.  Şu an bu harekat karşısında yeterince zihni açık olduğunu düşünmüyorum CHP’nin. Afrin harekatı sırasında bunu gördük. Susmayı tercih ettiler. Bence savaşa karşı bir cephe bu cenahı yanına çekerse -zaten mücadele dediğimiz odur: Yani sessizlerin sesini çıkartmasını sağlamak, savaş naraları atanların susmasını sağlamak- bu mücadeleyi önümüzdeki günler, haftalar içerisinde toparlayabilirsek belkide istilayı caydırabiliriz.

    Son 3 yıldır Türkiye içerisinde de soluk aldırmayan bir baskı mekanizması var. Kayyumlar bunun son örneği. Tam olarak AKP nasıl bir yol izliyor, amacı nedir?

    Rojava saldırısı kayyum meselesini ikinci plana itti. Birinci mesele Erdoğan için zaten gündemi değiştirmekti. Şu anda Erdoğan bunu yapıyor. Savaş sahnesinin içine alınca bütün ülkeyi, savaş ve silahlı kuvvetlerin Türkiye dışındaki faaliyeti ve ordunun esenliği toplumun birincil meselesi haline geliyor. İkincisi bununla beraber bir milliyetçi dalga alevleniyor. Bu da ‘söz konusu vatansa gerisi teferruattir’ zihniyetine kuvvet veriyor. Bizim için en önemli mesele önümüzdeki zamanı doğru değerlendirmek.

    Mücadele deneyiminiz nasıl bir yol ön görüyor?

    Halkın itirazı dışında güçlü bir dinamik yok. Sonuçta bu savaşın gereksizliği ve yararsızlığı konusunda bir aydınlanma çabası olmalı, ikincisi sivil ittiatsizlik ve üçüncüsü çocukları askerde ve asker yaşında olan ailelerin sorumluluk üstlenmesini sağlamak. Bu sadece Kürtlerin tek başına halledebileceği bir mesele değil.  Cezayir savaşının sadece Cezayirli Araplar değil Fransa işçi sınıfının, barış hareketinin, komünistlerin mücadelesiyle emperyalizmin aleyhine sonuçlandığı tecrübesini akılda tutalım. Vietnam savaşı da öyle. Vietnam halkı kahramanca direniş gösterdi ama Amerikan halkı ve aydınlarının savaşa sVietnam halkı kahramanca direniş gösterdi ama Amerikan halkı ve aydınlarının savaşa karşı gösterdikleri büyük çaba onları durdurdu. Bizim savaşa karşı cepheyi örmemiz gerekiyor. Barış arzusu Türkiye’de boy vermiş değil. Bunu ayağı kaldırmamız gerekiyor. İstanbul seçimlerinin yeni bir süreç başlatacağı ve AKP’nin çöküş sürecine gireceği ifade ediliyordu. Mesele Kürtler olunca sanki durum tam da böyle değil. İstanbul Belediyesi için oy vermekle Kürdistan’ın özgürlüğü için savaşmanın apayrı şeyler olduğunu apayrı motivasyon kaynakları olduğunu söyleyebilirim. Böyle olduğu için şimdi bütün mesele bunun bir ‘milli’ mesele olmadığını toplumun radikal demokratik kesimlerine  anlatmak. Çünkü bu tür zamanlarda şöyle oluyor; hep bir gri bölge var toplumda. İki kampın arasında kalan. Bu gri bölge kısa vadede bu kesimleri süpürüyor. Bunun önünü kapatmak önemli olan. Savaş karşıtı bir cephe oluşturmak gerekli. İstanbul seçimleri için oluşmuş olan blokun otomatik olarak bu işlevi görmesini isterim. Ama görmeyebilir. O yüzden bizim dönüp bunu savaş aleyhtarı bir cephe olarak yeniden örmemiz lazım. 

    Bu politikalar Türkiye ekonomisini de ciddi bir şekilde geriletiyor, yoksulluğu arttırıyor. Bu bir öfke patlamasına yol açar mı?

    Tarihen şunu hep söyleriz  ‘Ya devrim savaşı önler yada savaş devrimi getirir’. Şu halde felsefi ve mantıkî olarak bu ihtimal var. Fakat otomatik olarak kendiliğinden işleyen süreçler degil bunlar. Bu doğru siyaset gerektiriyor. Hepsinden önemlisi bence sosyal demokratlarin doğru yerde durmasıyla ilgilidir. Sosyalistler ve Kürtler yerlerinde duruyor. Simdi bütün mesele sosyal demokratların yerinde durup durmayacağı. Kavganın bunun etrafında örüleceğini görüyorum. Kılıçdaroğlu’nun tezkere karşısındaki tavrı muazzam bir geri adım oldu. Oysa, bu savaş siyaseti politika sürdürülemez bir şey. Erdoğan ve avanesi için önemli olan bu bir iki yılı kurtarmaları. Onlar şimdi şunu ölçecekler; Bu harekattan sonra siyasi desteğimiz nedir? Bir puan artmışsa doğru olduğuna inanarak abanacaklar. Siyaseten çıldırmış bir ekiple karşı karşıya olduğumuzu aklımızda tutmamız lazım. Türkiye şu anda devletin rasyonel düşündüğü bir dönemde değil. Rasyonel düşünse zaten  çözüm perspektifini benimserdi.

    Savaş karşıtı cephe barış için İmralı tecritine karşı iç içe bir mücadele mi yürütmeli? Kürtlerin de kırmızı çizgisi ‘Öcalan.’

    Tecrit var tecrit yok dediğimiz şey esasen Öcalan’ın devrede olup olmadığıyla ilgilidir. Öcalan tecridi kırılınca savaşın ciddi bir ihtimal olduğunu söyledi ve birkaç görüşmede olacakları haber verdi. ‘Bunların hassasiyetlerine anlayış gösterelim’ derken ‘niyetleri kötü tedbirlerinizi ona göre alın’ diyordu. Ne kadar tedbir alındı kim tedbir aldı almadı bunları bilmiyorum ama Türkiye’de Öcalan’ın bu uyarılarının yeterince doğru okunmadığını düşünüyorum. 

    Öcalan’ın İmralı’dan sıkışık bir durumu haber verdiği ortada olmasına rağmen sanki bir barış ve uzlaşma dönemine giriliyormuş gibi mütaala edildi ve bir sürü vakit kaybedildi.

    Öcalan her zaman çok önemli. Hükümet de o nedenle yerel seçimlerde HDP’nin siyasetini mümkün mertebe tereddüte sokmak için Öcalan’ın mesajlarını manipüle etmeye çalıştı. HDP’nin bu mesajları tercüme etmeyi başardığını görüp İstanbul seçimlerini de kaybedince kapıya kilidi vurdu yeniden. Şu an Öcalan’la görüşülemiyor. Öcalan’ın söz alması daima yeni bir diyalog anlamına gelir. Savaş karşıtı cephenin Öcalan ile görüşme talep etmesi hem hukukidir ama daha önemlisi siyaseten elzemdir. Hükümet ise 2013-15 yılları arasında olduğu gibi Öcalan’ın toplumla diyaloglarının Kürtlere, demokratlara, sosyalistlere ve Türkiye’nin değişiminden yana olan güçlere yardımcı olduğunu görerek yeniden bu diyalogu kapatma yolunu seçti.

    Türk devleti yeni bir diyalog geliştirir mi?

    Ben problemlerimizin çözümünün artık hükümet değişikliği veya hükümet taktiklerinin değişikliğiyle değil hükümet ve devletin kaynaştığı bu rejimin kendisinin değişmesiyle ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bu rejim böyle devam ettiği, etrafında bu blokun oluşturduğu ve devletin bütün güçlerinin tek elde toplayarak bütünsel bir despotluk halinde yürümesini sağladığı sürece devletin içinden bir çıkış yolu aramak beyhude olacaktır. Bu açıdan rejim değişikliğini gündeme getirmek. Hem CHP’nin bu rejimle diyalog arayışından uzaklaşmasını sağlamamız hem de Öcalan’ın haber vermiş olduğu gerçeklere uygun olarak yeniden konumlanmamız gerekiyor. Tayyip Erdoğan için siyaseten ‘zayıflamak’ ‘ölüm’ demektir. O ‘Şimdiki sonuçlar demokrasi gereği bizim iktidardan geri çekilmemizi icap ettiriyor. Muhalefette çekiliriz’ diyemez. Erdoğan’ın muazzam bir suç dosyası var. Onun için kaybetmek, statüsünü kaybetmek, kudretini ve özgürlüğünü kaybetmek demektir. Erdoğan bu nedenle kimseye soluk aldırmayacaktır. Bu çok net. ‘Beklentiye kapılma mücadele et’

    Erdoğan’dan ‘demokratik açılım’ bekleyenler var hala?

    Kim böyle bir beklenti ihtimalinin varlığına inanmışsa ‘hayal’ görmüş demektir. Böyle insanlara hayretle bakıyorum. Önümüzde genel bir tablo var. Evet bir arkadaşımız hukuken yatması gerekmeyen bir cezadan dolayı cezaevinden çıkıyor. Ama aynı gün yüzlerce HDP’li cezaevine dolduruluyor. Yani HDP’yi çökertme operasyonu devam ediyor. Diktatörlük inşası bütün hızıyla devam ediyor. Yani mesele burada sağcı hükümet meselesi değil, ’diktatörlük inşası’ meselesidir. “Garp cephesinde yeni bir şey yok”. Bu tür ayrıntılar bizi mücadelenin tabiatını kavramaktan uzaklaştırmamalıdır. Kısacası mücadale ‘diktatörlük inşasına karşı koymak ve demokrasi mücadelesini kazanmaktır. Beklentiye değil mücadeleye ihtiyaç var.

    Bu son dönemde Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan çok sayıda aydın ve siyasetçi bu süreçte nasıl bir rol oynayabilir?

    Birincisi örgütlü bir göç yoksa yada göçün kendisi örgütlü mücadelenin bir devamı değilse bu koşullarda göçün kendi başına bir imkan olması söz konusu değildir. Bir sıkıntı haline bile gelebilir. Kastım şu: Siz Türkiye’de iken bir profesörsünüz veya bir belediye başkanı. Ama burada ne bir diplomat ne de bir belediye başkanı ne de bir akademisyenisiniz. O yüzden tek başına kalan bir göçmen bir mana ifade etmez. Bence siyasi göçün en önemli meselesi Türkiye gündemi bakımından göç edilen ülkelerin gerçekliğine tercüme edilecek bir devamlı görev ortaya çıkarmaktır. Burada işleyen bir mekanizma var kısmen. Ama onun ötesinde buraya gelenlerin Türkiye’de hitap ettikleri bir kitle var. Bu bağlamda Türkiye’den tamamen kopmuş ve anlamlarından uzaklaşmış değiller. Soru şu : Bu tek tek güzel ve eğitilmiş seslerden bir orkestra oluşturulabilir mi? Oluşabilir. Burada yirmi otuz yıldır kalmakta olanların bir davranış kalıpları ve örgütleri var. Fakat şimdi Türkiye’den gelenler özellikle hem siyasi hem diplomatik hem de bilimsel kapasite açısındanTürkiye’nin nispeten daha iyi eğitilmiş, daha işlevli tabakalarından geliyorlar. Bu zihin göçünü esasen Avrupa kurumları ve toplumsal ve politik çevreleri nezdinde yeni bir alternatif Türkiye ve Kürdistan algısı oluşturmak için değerlendirmek mümkün. Halklar açısından düşünüldüğünde aslında mücadele halinde olan halkların birbiri ile ilişkisi var. Dolayısıyla gelecek Türkiye’nin bu insanlar tarafından kurulacağını partiden partiye sendikadan sendikaya dernekten derneğe taşıyan bir dinamizm oluşturulabilir. Örneğin HDP Britanya’nın kendi politik kadrolarıyla siyasi göçmenlerini buluşturabilir. Örneğin İngiltere’de Türkiye’de yükselen faşizmin Avrupa için teşkil ettiği tehlikeler ve risklerin Boris Johnson’ın teşkil ettiği tehlikenin bir varyantı olduğu, Borris Johnson ile Tayyip Erdoğan’ın aslında aynı kampın insanları olduğunu İngiltere İşçi Sınıfı’nın bilmesi Türkiye’deki ve Kürdistan’daki mücadeleye bakışını olumlu yönde değiştirebilir. 

    Peki son olarak İngiltere izlenimlerinizi paylaşabilir misiniz?

    Gerek İrlandalılar gerek İskoç ve Gallerliler olsun yani Britanya’nın tabi halkları en azından öncü kurumları itibari ile Kürdistan ve Türkiye’deki özgürlük mücadelesine tutarlı bir bakış açısına sahipler. Bu çok sevinç verici. Burada Kürt mücadelesine nispeten ön yargısız bakabilen bir toplum var. Bu açıdan daha az bölünmüş bir toplum var. Bunun biraz daha ortak hareket etmesin ve inisiyatif almasını beklerim.