Tag: Hot News

  • Ciara fırtınası nedeniyle İngiltere’de onlarca uçuş iptal edildi

    Ciara fırtınası nedeniyle İngiltere’de onlarca uçuş iptal edildi

    İngiltere geneline yoğun yağış ve sert rüzgârlar getiren Ciara fırtınası nedeniyle birçok havayolu şirketi uçuşları iptal etti, erteledi, vapur seferleri durduruldu ve bazı spor etkinlikleri de başka bir tarihe alındı.

    Rüzgar şiddetinin saatte 90 mili (144 km) bulduğu İngiltere’de turuncu alarm ilan edildi. Ülke genelinde 200’den fazla yerde sel uyarısı yapıldı.

    Londra Heathrow Havalimanı, ortak havayolu şirketleriyle birlikte aldığı kararla kısıtlı uçuş programı uygulamaya başladı.

    British Airways Heathrow, Gatwick ve London City havaalanlarından kalkan bazı uçuşları iptal etti. Virgin Atlantic internet sitesinde iptal edilen uçuşların listesini paylaştı.

    İngiltere’deki demiryollarının çoğunu yöneten Network Rail şirketi Pazar günü seferlere saatte 50 mil (80 km) hız sınırı koydu ve yolculara mecbur olmadıkça trenle seyahat etmemeleri uyarısında bulundu.

    Kuvvetli rüzgâr nedeniyle İngiltere’nin Dover limanından kalkan tüm vapur seferleri de askıya alındı.

    Ciara, Belçika ve Hollanda’yı da etkisi altına aldı.

    Almanya Bundesliga, İngiltere Premier Lig, Hollanda Eredivisie, Belçika 1. Lig A ve Belçika 1. Lig B’de Pazar günü oynanacak 10 maç fırtına nedeniyle ertelendi.

    Hollanda’da Ciara nedeniyle yerel saatle 16.00 ile gece 00.00 arasında turuncu alarm verildi.

    Brüksel’de de onlarca uçuş fırtına nedeniyle iptal edildi.

  • Toplumsal Çürüme

    Toplumsal Çürüme

    Mahir Amed


    Ülkenin birinde ‘Köpek’ lakaplı, çeteden çeteye geçen ve sürekli efendi değiştiren, bir köle kadar değeri olan bir adam vardı. Hayatı hep sefalet içinde aşağılanarak geçtiği için ülkenin en güçlü mafya organizasyonlarından birine kendini kabul ettirebilmek ve orda saygı gören güçlü biri olmak istiyordu. Bir çeteden başka bir çeteye geçmek ve efendi değiştirebilmek gönüllü olmadığı için her seferinde ihanet etmesi gerekiyordu. Daha önce büyük bir mafya liderine, onlar için çok önemli olan bir istihbaratı verdiği için faydası dokunmuş ve mafya lideri ona istediği zaman kendi yanlarında çalışabileceğini söylemiş ve kendisiyle bir kaç kez gizli gizli görüşmüştü. Yanına gidip hizmetine girmek istediği yeni efendisi emrine girmeye gelen adama ”Buraya gelmiş olman gösteriyor ki kararını vermişsin. Önümde diz çökmeden de emrime girdiğin anlaşılıyor. Haklı mıyım?’. Köpek lakaplı adam ”Bu sefil hayattan mümkün olan en kısa sürede kurtulmak istiyorum. Bu hayattaki her şey beni korkutuyor ve karşıma çıkan her efendiye büyük bir korkuyla boyun eğiyor ve kuyruk sallıyorum”. Efendi ”Sen eski efendilerinden korkuyor musun? Elinde büyüdüğün sahibin sana hem aş verdi hem de savaş. Arada bir keyfi yerinde olduğunda kim bilir belki de başını okşadı. Bu nedenle gözünü oyamıyorsun. Defalarca ölüp yaşamına devam etmeye çalışsan bile yaşadığın hayat hep cehennemin olacaktır. Ama tek kullanımlık ömrün varmış gibi yaşarsan hayatın değişir. Son kez soracağım; Defalarca öldüğün halde devam ettiğin bir yaşamı mı yoksa sadece efendin için bir kez öleceğin hayatı mı dilersin?” Adam; ”Anladım efendim. Hayatımı size adayıp emrinizde öleceğim” der. Adam oradan yeni efendisinin yanından ayrılırken kendi kendine konuşur. ”Kusura bakma dostum ama yaşayabilmek adına yüz defa ölsem bile umurumda olmaz. Siz serserilerin anlamadığı ne biliyor musun? Kuyruk sallamayı bildiğimden bana Köpek demiyorlar. Ben Köpek’im çünkü hayatta kalabilmek için vaktiyle babamı ve sakat kardeşimi öldürdüm ve onları aç köpeklere yedirdim.”

     

    Her türlü gururu ayakları altına alan ve değerlerini rahatlıkla satan bu adamın tek bir hayali vardı; bir gün zengin, güçlü, saygı duyulan, korkulan ve değer gören bir mafya lideri ve adam olmak ama bunun hiç bir zaman mümkün olamayacağını bilemeyecek kadar kendini bu ihtiraslara kaptırmış ve hırslanmıştı hep.

     

    MANTAR GİBİ ÇETELER TÜREDİ

    Çeteler ve mafyalar en gelişmiş, zengin ülkelerde bile var olan organizasyonlardır. Yasalara göre kanun dışı olmalarına ve suç örgütleri olarak görülmelerine rağmen devletlerin değişik güvenlik kurumları tarafından çoğu zaman bilinçli bir şekilde faaliyetlerine ya göz yumulur ya da perde arkasından desteklenirler. Devletler bunlara her zaman ihtiyaç duyar ve her türlü kirli işlerini bunlara yaptırır. Çoğu yöneticiler de bunların sayesinde palazlanır ve maddi güç sahibi olurlar. Yasaların uygulanmadığı yerlerde çeteler ve mafyalar mantar gibi türemeye başlarlar ve güç kazandıkça bir devleti bile ele geçirebilirler. Yani devlet çete devletine dönüşür ve çeteler böylece artık politik dili de konuşmaya başlarlar. Bugün dünyadaki bir çok devlet aslında çete devletidir. Yasalar yoksa, gündelik yaşam dahil her şeyi güç ve fırsatlar belirlemeye başlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti de bir çete ve mafya devletidir ve çete-mafya başı da Recep Tayip Erdoğan’dır. Çetelerin tek bir amacı vardır; en büyük güce ulaşmak ve bu gücü merhametsiz bir şekilde kullanarak yaşamın her alanına hükmetmek. Devletin de amacı ve yaptığı bu değil midir? Çeteler devleti ele geçirip her şeye hakim olunca kendilerine yasal kılıf uydurmaya ve meşruluk kazanmaya çalışırlar.

     

    HASTALIK YAYILIYOR!

    Her hangi bir sınıfa ait olmadıkları için ideolojik değiller, böyle bir istem ve kaygıları da yoktur ama toplumun kutsal değerlerine dayanarak ajitasyon ve manipülasyonu sonuna kadar kullanırlar, bunda da pek bir yeteneklidirler. Hayatları hep travmalarla dolu olduğu için hastalıklı kişiliklere sahiptirler. Örneğin Recep Tayip Erdoğan gençliğinde İslami ve milliyetçi örgütlerde yer almış ama bunları hep kendi kişisel hırslarını gerçekleştirmek için kullanmış, hep güç peşinde koşmuştur. Liderlerine ve koruyucularına hep kuyruk sallamış, onların en iyi hizmetçisi olmuş ama eline fırsat geçince de onları satıp ihanet etmede hiç teredüt etmemiştir. Dolayısıyla hayatı ihanetlerle doludur. Bir zamanlar sadece parmağındaki evlilik yüzüğüne sahipken bugün neredeyse tüm Türkiye’nin sahibi olmuştur. Çete başı olarak tüm Türkiye’ye hükmediyor. Çevresindekiler de yukardaki hikayedeki Köpek lakaplı insanlardır. Travmatik hasta kişiliğe sahip bir çete başının hükmettiği Türkiye’de toplumun da hasta olması kaçınılmazdır. Normal koşullarda bir psikiyatrik kliniğe yatırılıp tedavi altında olması gereken R.T. Erdoğan Türkiye’yi yönetiyor ve İslam, ümmetçilik, milliyetçilik, adalet, özgürlük, anti emperyalizm ve bağımsızlık gibi kavramları ters yüz edip kullanarak kendi lümpenizmini ve ilkesizliğini en geçerli yöntem haline getiriyor. Toplumsal hastalık toplumsal çürümeye dönüşüyor ve çete başından en alttaki sıradan bireye kadar dalga dalga yayılıyor. Şuan Türkiye’nin durumu her alanda tamamiyle bir çürümedir ve pis kokusu dayanılmaz ve çekilmez haldedir.

     

    ‘ÖRGÜTSÜZLÜK ÇÜRÜTÜR’

    Çete devletler ve egemen güçler egemenliklerini kalıcılaştırmak için hep toplumu içten içe çürütme metodunu uyguluyorlar. Toplumsal zayıflıklara, zaaflara, bilgisizliğe, örgütsüzlüğe vs. oynuyor, toplumu manupüle ediyor, kandırıp oyunlara, dost gibi görünüp hilelere başvuruyor, ellerine inanabilecekleri manipüle edilmiş, çarptırılmış sebepler vererek birbirine düşürüyor, bölüyor, parçalıyor, koruma, aş, iş, güç, sefahat vs vaatlerle kendine bağlıyor ve kullanılmaya müsait hale getiriyor, farkında olmadan günden güne en kutsal değerlerinden yavaş yavaş kopartıyor. Kendine yabancılaştırıyor, insani değerlerinden ve köklerinden kopartıyor, özellikle vicdanı yok ediyor ve acımasız silah haline getirip katiller, caniler yaratıyor. Kendi ailesine, babasına, kardeşine, sokak-mahalle arkadaşına, kendi çevresine, halkına ve ülkesine düşman ve utanacak hale getiriyor. Yaşayabilmesi için her şeyi yok etmesi gerektiği düşünce ve inancını bir zehir gibi tüm hücrelerine, beynine ve yüreğine şırınga ediyor. Bunu adeta bir yaşam felsefesi haline getirtip kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlıyor. İnsanlar, kim olduğunu ve ne için var olduğunu bilemeden kendisini o hale getirenler için yaşamak ve savaşmak zorunda bırakılıyor. İçten içe çürümek işte budur. Geleceğin güvencesi sayılan gençlerin, Kürt gençlerinin bitirilmesinin, yok edilmek istenmesinin en etkili yolu budur.

     

    ‘SEFİLLİĞİ KADER GÖRMEYİN!’

    Utanma, bağlanma, sevme, acıma, koruma vs duygu ve değerleri olmayan insanlar, gençler yaratılıyor. Bu duygulardan mahrum kalmış, kişiliksizleştirilmiş birinin/birilerinin neler yapabileceğini bir düşünelim bakalım. Kin, nefret, acımasızlık, vicdansızlık ve ahlaksızlıkla nasıl canilerin ortaya çıkabileceklerini bir düşünelim isterseniz. Ülkesinin her karış toprağına ve tüm zenginlik kaynaklarına el koyan ve soyan, kendisini işsiz-güçsüz ve aç-muhtaç bırakan sömürgeci düşmana bir taş atmaya bile korkanlar, bir kaç metre kare tarla veya bir kümes hayvanı için gözünü kırpmadan kendi akrabalarını ve komşularını katliamlardan geçirebiliyor. Kendi halkını bodrumlarda yakan sömürgeci orduyu desteklemek için asker selamı çakan futbolcuların ve takımların ateşli taraftarları olabiliyor. Kendisine yabancılaşmasına sebep olan mafya, çete dizilerini, ırkçı tarih filmlerini ve sahte aşk ve komplo dizilerini seyretmek için ailesine bile zaman ayırmıyor. Sahte ve kof kabadayılar, sahte kahramanlar ortaya çıkıyor ve bununla gururlanıyor. Üniversite öğrencisi kızı, tecavüz edip öldüren sapığı cezaevinde öldüren bir başka sapık toplumsal kahraman haline gelebiliyor. Halk düşmanlarının yaratmak istediği birey ve toplum işte budur. Şimdi çevremize bir bakalım, kendimiz de dahil etrafımızda bu türden insanlar ne kadar var ve topluma, halka verdikleri zarar ne düzeyde? Uyuşturucu satıcıları, kadın satıcıları, köleleştiren insan şebekeleri, kaçakçılar, tahsilatçılar, haraçcılar, kiralık katiller, haramiler vs. vs. Aile, arkadaş, çevre, ülke ve insanlıkları dahil en değerli şeylerini kaybetmişler ve bu sefil durumu bir kader gibi görüyorlar.

     

    DEVRİMCİ KURUMLARA ÇEKMELİYİZ

    İşte bu içten içe toplumsal çürümenin olmaması için duyarlı insanlara, aydınlara ve akademik çevrelere, ilerici, devrimci, demokrat örgütlere ve kurumlara, yurtsever hareketlere çok büyük görevler düşmektedir. Halk düşmanlarından daha büyük bir inat ve çabayla halkı ve özellikle gençlerimizi kucaklamalı, eğitmeli, bilinçlendirmeli ve örgütlemeliyiz. Onları yoz ortamlardan ve çevrelerden kurtarmalı, devrimci, yurtsever kurumlara ve ortamlara çekmeli, onlara daha büyük ve kutsal amaçlar kazandırmalıyız. Kendi ayakları üzerinde durabilecek özgüvene ve cesarete sahip, kim olduğunu ve ne yapması gerektiğini bilecek insanlar haline getirmeliyiz. Sahip olduğu kimliklerin farkında olan ve ona göre yaşayan ve her şeyden önemlisi her türlü zor koşullarda onun mücadelesini yürüten toplum, birey ve halk yaratmalıyız. Her şeyden önemlisi sevmeyi ve bağlanmayı ve vicdanı öğretmeliyiz. Aşkı, insan aşkını, ülke aşkını öğretmeliyiz. Dünyayı sevmeyi öğretmeliyiz. Birbirini anlamayı, empati kurup saygı göstermeyi, birbirine destek olmayı, değer vermeyi ve değer görmeyi öğretmeliyiz. Yaşamın zorluklarını, zorluklar karşısında yılmamayı, ne yapmamız ve nasıl davranmamız gerektiğini, emek vermeyi, fedakarlıklarda bulunma gerekliliklerini, özgür olmayı ve özgürleştirmeyi, farklılıkların eşitlik temelinde yaşamı nasıl daha güzel ve anlamlı yaptığını, ortak yaşamı olumlu anlamda ilerlettiğini, üretkenliği artırdığını öğretmeliyiz. Canlı cansız tüm doğayı sevmeyi, sahip çıkmayı ve korumayı öğretmeliyiz. Yaratıcı olmayı, sorunlardan korkup kaçma, teslim olma yerine yoğunlaşmayı, üstesinden gelme cesareti ve kararlılığını göstermeyi, güven duymayı ve güven vermeyi, mücadele etmeyi ve başarıyı öğretmeliyiz. Onlara kutsal ve değerli amaçlar ve inanç vermeliyiz. Bunu önce kendimiz bilince çıkarmalı, kendimizde başlatmalı, kendimiz yapmalı ve kendimiz yaşamalıyız. Kurumlarımıza, toplum merkezlerimize, örgütlerimize ve çalışanlara bu konuda büyük görevler düşüyor. Bulunduğumuz her ortamı, kurumu ve örgütü daha etkin ve çekici kılmalı, güven ve inancı vermeli, fırsatlar sunmalıyız. Bulunduğumuz konumu tekelleştiren değil, paylaşan ve birlikte üretenler olmalıyız. Her yerde ve her zaman bu devrimci ve yurtsever bilinçle yaşamalı ve mücadele etmeliyiz.

  • Sanatçı ve İktidar İlişkisi

    Sanatçı ve İktidar İlişkisi

    Gökhan Yavuzel


     “Mala taparsan mallaşırsın.” demiş ve eklemişti, üstad İlyas Salman: 

     “Aşkı, şiiri ve kavgayı bilmeyen insandan hayır gelmez. Çünkü dünyada aşık olunacak çok güzel, uğruna şiir yazılacak çok güzellik ve kavga edilecek çok onursuz var.”

     Bu ilk çıkarımdan güce tapanlar gücün esiri, iktidara tapanlar ise iktidarın kölesi olur, tespiti çıkar. Kişi her neyin uğraşı içindeyse kendi irade ve aklıyla hareket etme sorumluluğunu üstlenebilmelidir. Başkasının aklı ve fikrine tüm iradesini teslim ediyorsa; bağımsız değildir, modern bir köledir. 

     Özellikle toplumların estetik, düşünce ve üretkenliğini üstlenen sanatçılar özgür ve muhalif olmak durumundadır. Sanatçı aksaklık ve yanlışlık olduğu için muhaliftir, o bugünün dünyasını onarmak ve daha da güzelleştirmek için sosyal sorumluluklar alır. Üstünkörü muhalif değildir, o neyi niçin savunduğunu bilir, gücün ve zorbanın karşısında halkının yanında olabilendir. Savaş yerine barışı; toplumsal düzensizliğe karşı huzuru; yıkım karşısında ise umudu ve mücadeleyi besler.  

     Zülfü Livaneli “Serenad” isimli romanında “Bütün iktidarlar öldürür” tespitini yapar. Tarih konusuna hakim olanlarda tasdik eder ki, kan dökmemiş bir iktidar henüz peydah olmadı… Ancak iktidarın tabi olduğu sistem, yönetim biçimi ve halkla olan ilişkileri potansiyel yaklaşımın ölçüsünü belirler. Ulus-Devlet’çiliğin radikal hali şovenizmi ve onun üst aşaması olan faşizmi doğurur. Baskı, medya sansürü ve fikir özgürlüğünün kısıtlanması gibi sebepler buna örnektir. Daha somut olması açısından Türkiye örneğini vermek yanlış olmayacaktır. Burada sanatçı mevcut iktidarın baskı ve tektipleştirmesine karşı özgür iradesini ortaya koyma yolunda dirençli olması elzemdir, ki sanatçıyı özgün kılan en temel özelliği bu olsa gerek. O halkının kanayan yarasına melhem olabilmeli, hiç değilse bozuk koşulları düzeltmek adına çaba verebilmelidir. O sadece mevcut konjenktüre karşı teorik önerileri ve tartışmalarıyla sınırlı kalmamalıdır, en zor koşullarda bile pratiğiyle bunu destekleyebilmelidir. 

      İktidar öldürme aracına dönüşmüş ve farklılıkları dışlayıp imha etme sürecinde bir diktatör doğuyorsa o devletin sonu gelmiş demektir. Keyfivari yönetim modeli uzun ömürlü değildir, ancak despotizmin farkına varmadığı; öfkesiyle meşru ve azınlıkta da olsa bilinçli bir muhalif devrimci halk kitlesi doğmuş ve karşı hamle için uygun ve nesnel koşulları beklemektedir. Bu karşı çıkış elbette ki, icab etmesi halinde iktidarın koruyucu güvenlik ve kurumlarını imha etmek için silahlı ve kanlı bir taktik doğuracak, sonu gelmez düşünülen iktidarın sonunu getirecektir… 

     Bu aşamada etkin ve üretkenliğini halktan almış sanatçıların tercih, söylem ve pratiği halkın gücünü ve iktidarın çaresiz yenilgisinin teşhisinde, güçlü bir faktör olarak önümüze çıkmaktadır. Ona düşen misyon; halkçı reformlar ya da devrim öncesi, kitlelere haklı ideolojik bir eğitimin ve öğreticiliğin zeminini oluşturmak ve bilinç aşılatmaktır. Bazı doktrinlerin yahut zamansız kalkışmaların yeteri kadar kitle oluşturamamış olmasının nedenleri bir önceki yenilgilerin temel sebepleri sayılmakla birlikte; partisel olgunluğun, ideolojik yoğunluğun ve politik derinliğin hayata geçirilememiş olmasına bağlanabilir. 

     İktidar cephesi, bir zor kullanma aracı olarak düşünüldüğünde bugün özellikle Türkiye’de gelmiş olunan bütün baskı, yıldırma ve öteki yahut öteki düşünen ve iktidar ile aynı düşünmeyen bireyler üzerinde de ciddi baskılar söz konusudur. Hayatını zindanlarda veya diasporada geçirmek zorunda kalan insanların mücadele ve üretkenlik alanını zayıflatacağını düşünen yönetimin gözden kaçırdığı diğer husus; bu insanların zor koşullarda daha dinamikleştiği, etki alanını genişlettiği ve derin politik ve sanatsal hakimiyetini büyüttüğü gerçeğidir. 

     Bu kanlı, aldatmacalı, sömürü ve katliamlarla dolu geçmiş oluşturan iktidarlar kadar suçlu bir diğer cenah ise; bazı soytarıların parti ya da sivil toplum kuruluşları himayesinde solun ve hatta ülkenin en gerçekçi sanatını üretenler olduklarını iddia etmesi, bununla da yetinmeyip kavramsallaştırdıkları bazı sol literatürlerle devrime hizmet ettiklerini vurgulamaları, iktidarın ortaya sunduğu politikaların sadece terimlerini değiştirerek destek vermeleri ve halktan yana tutum almamaları, opürtünist kavramın belki de en somut temsilcileridir. Buna karşın sesini yükseltmeye çalışan Toplumcu-Gerçekçi sanatçıların güçlü medya organlarının olmayışı ve toplumun çoğunluğuna ulaşmasını sağlayacak araçlardan mahrum olması, baskı ve yıldırmalarla boğuşması gibi sebepler popülist akımın yandaş ve fırsatçılığını üstlenen kesimlere karşı kaybı biçiminde yorumlanabilir, ancak bu ne gerçek, ne rasyonel ne de kabul edilebilirdir… Çünkü talihin tersine döndüğünü ve tekerrür edeceğini tarihsel olgularda destekler. 

     Sonuç olarak, sanatın ve sanatçının eğitsel ve kültürel yönü mücadele alanlarını kapsayacak; zorba ve dikta rejimlere karşın en yüce silah olarak bilinç düzeyine tesir edecektir. İktidar cephesinin kullandığı ve kullanacağı meşru olmayan araçlar, onların gücü ve üstünlüğüne rağmen yenilgiye uğrayacaktır… 

     Aydınlık günlere

    Selamlar.    

  • Alevilerden Türk Elçiliği önünde Kılıç protestosu

    Alevilerden Türk Elçiliği önünde Kılıç protestosu

    Hikmet Erden


     Britanya Alevi Federasyonu, Madımak katliamı katillerinden Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affedilmesini Türk elçiliği önünde protesto etti. Türk elçiliği, elçilik binası önüne siyah çelenk bırakılmasını ise İngiliz polisi eliyle engelledi.

    Britanya Alevi Federasyonu’na (BAF) bağlı Alevi kurum temsilci ve üyeleri, Londra’daki Türk Büyükelçiliği önünde bir araya gelerek Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Katliamından müebbet hapis cezası alan Ahmet Turun Kılıç’ı af ederek serbest bırakmasını protesto etti. Ellerinde, “Yakanları da aklayanları da affetmiyoruz”,  “Biz bitti demeden bu dava bitmez” yazılı dövizler ile Madımak katliam fotoğraflarını taşıyan grup, sık sık,

    “Katil Erdoğan,” “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”  ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı.

     

    ELÇİLİĞİN SİYAH ÇELENK KORKUSU

    Açıklama öncesi Elçilik binası önüne siyah çelenk bırakmak isteyen eylemcilere Türk Elçiliği talimatıyla polisler tarafından izin verilmedi. İngiliz polisi, Türk Elçiliği’nin ‘Siyah çelenk elçilik binası ile fotoğraflanmasın’ talimatı verdiğini söyleyerek, çelengin bırakılmasına izin vermeyeceklerini bildirdi. Federasyon Başkanı İsrafil Erbil’in yaptığı girişimler sonuçsuz kalırken,  ‘Elçilik talimatı var’ denildi. Buna tepki gösteren BAF Genel Başkanı Erbil, “Büyükelçiyi anlıyoruz. Bu karar bir insanlık ayıbıdır. Polis talimatları üzerine çelenk bırakmamızı engelliyorlar. Çelenkle kapı girişindeki büyükelçilik yazısını aynı karede olmasını istemiyorlarmış. Çünkü bu onların tarihi yüz karası ve utancıdır. İnsanlık suçu işlemişler ve halen insanlık suçu işleyenleri aklıyorlar, af ediyorlar. Bu utancı onların yüzüne haykırmaya devam edeceğiz” dedi.

     

     

    Elçilik binası karşısında bir açıklama yapan Erbil, Madımak katliamının insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın af kararının

    hukuki değil siyasi olduğunun altını çizdi.  Madımak katillerinden Kılıç’ın Erdoğan tarafından af edilmesini sert bir dille eleştiren Erbil, “Sivas katliamı davasında katillerin avukatlarını bakan ve milletvekili yapan zihniyet elinden benzin bidonuyla insanları yakmaya giden katilin kendisini de salıverdi. İktidar çevrelerinin bu davaya yaklaşımın da açık yanlı tutum ve davranışları tüm kamuoyunun bilgisi dahilindedir” dedi.

     

    BARBAR KATİLLER AFFEDİLEMEZ  

    Alevi toplumunun yüzyıllardır sistemli katliamlara kurban edildiğini vurgulayan Erbil, “Madımak insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlık suçu işlemiş barbar katiller için zaman aşımı olmaz, affedilmeleri ise asla kabul edilemez. İnsan haklarına dayalı hukuk mantığı da bunu asla kabul etmez” diye kaydetti. Sırp kasabı Radoyan Kazadzic’in serbest bırakılması Bosnalılar için ne ifade ediyorsan yada bir Nazi dönemi suçlusunun af edilmesi Yahudiler için ne anlama geliyorsa Ahmet Turan Kılınç’ın af edilmesinin de Alevi toplumu üzerinde aynı etki bıraktığını vurguladı. Erbil, Kılıç için verilen af kararının iptal edilerek Madımak katillerinin yakalanarak adalet karşısına çıkarılmasını isteyerek, geçmişle yüzleşilmeden unutulan her katliamın yeni katliamlara zemin hazırladığını kaydetti.

    Açıklamanın ardından sırtlarını Elçilik binası önüne dönen katılımcılar, daha sonra Elçilik binası karşısına yanlarını getirdikleri dövizleri astılar.

     

  • Eskioğlu’na TCCA’dan teşekkür plaketi

    Eskioğlu’na TCCA’dan teşekkür plaketi

    Kıbrıs Türk Toplum Merkezi, (Turkish Cyriot Community Association – TCCA) Faruk Eskioğlu’na “Londra’da Bizim’Kiler” çalışmasından dolayı “teşekkür plaketi” verdi.

     

    1 Şubat Cumartesi günü  “628-630 Green Lanes, Haringey, N8 0SD” adresindeki TCCA’de yapılan kitap tanıtım panelinde gazeteci yazar Eskioğlu ve kitabın İngilizce editörü Ertanç Hidayettin konuşmacı olarak katıldı. Etkinliğe bir süre önce aramızdan ayrılan Hulus Çağlar İbrahim’in eşi ve Hasan Raif’in ailesinin de aralarında bulunduğu 30’un üzerinde katılım oldu.

     

    Açılış konuşmasını yapan TCCA Başkanı Niyazi Enver, Türkçe ve İngilizce kaleme alınan “Londra’da Bizim’Kiler”in toplum tarihinin gelecek kuşaklara taşımada önemli bir işlevi olacağını belirterek yazarı ve çalışmaya katkıda bulunanları kutladı. Enver, üçlü kitap setinin sert kapak özel baskısını Hulus Çağlar İbrahim ve Hasan Raif’in eşlerine hediye ederken, İlker Kılıç’ı da saygıyla yâd ederek üçünçü kitabı Kılıç ailesine ulaştıracaklarını söyledi.

     

    Enver, Eskioğlu’na kurum adına hazırlanan “Toplumsal hizmetlerinden dolayı teşekkürlerimizle” yazılı plaketi vererek çalışmalarını sürdürmesini diledi.

     

    Duygusal anların yaşandığı etkinlikte Rosemerry İbrahim de eşi Hulus Çağlar İbrahim’in bir efsane olduğunu belirterek bu kitaplarla efsanenin unutulmayacağından dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Gülşen Raif de Eskioğlu’nun uzun süren çalışmalarını ailecek bildiklerini belirterek “Rahmetli eşim Hasan da sağ olsaydı bu gece mutlaka aramızda olurdu” diye konuştu.

     

    Ertanç Hidayettin de “Londra’da Bizim’Kiler”in Türkiye’den 150 ve Kıbrıs’tan 100 yıllık göçün tarihini ele aldığını belirterek çalışmanın her evin kütüphanesinde bulunması gerektiğini ve araştırmacılara da ciddi bir kaynak olacağını söyledi. Kitapta yer alan ve şimdi hayatta olmayan isimleri sayarak yâd eden Hidayettin, toplumun sözlü tarihini de yazıya geçiren “Londra’da Bizim’Kiler”in bu açıdan da önemli bir işlev yüklendiğini söyledi.

     

    Eskioğlu da araştırması boyunca kendisine destek olan, panelde ev sahipliği yapan ve kendisini ödüllendiren TCCA’e teşekkür ederek başladığı konuşmasında, toplumun kitaplara olan ilgisine de teşekkür etti.

     

    Kitapta yer alan ilginç olayları özetleyen Eskioğlu, kendisinin bir bilimadamı olmadığını fakat bilim insanlarının yorumlayabileceği ciddi bir arşiv toplaması ve sözlü tarih çalışması yaptığını söyledi. Eskioğlu bir soru üzerine çalışmasından alıntılar yaparak toplumdaki üç önemli köşe taşını “1970’lerdeki Wimpy Grevi, 1990’lardaki Kürt ve Alevilerin kimlik arayışları ile 2000’lerde tekstilin emek ucuz ülkelere taşınmasıyla ortaya çıkan büyük işsizlik ve onun ileride yarattığı sorunlar sayılabilir” dedi.

     

    Kitaplarının içinde yaşanılan ülkede toplumu görünür kılmasını dileyen Eskioğlu, kitapla ilgili ayrıntılı bilgi ve satış noktalarının londradabizimkiler.com‘dan öğrenilebileceğini söyledi. Doç. Dr. Tuncay Bilecen’in de konuşmacı olarak katılacağı bir sonraki kitap panelinin 16 Şubat Pazar saat 13’te “Mildmay Ward, Londra N1 4RX” adresindeki Türk Eğitim Birliği’nde olacağı öğrenildi.

  • Londra’da tutuklu şair Çomak ve tutsaklar için dayanışma etkinliği

    Londra’da tutuklu şair Çomak ve tutsaklar için dayanışma etkinliği

    İngiltere Exiled Writers Ink (Sürgün Yazarlar) kuruluşu ve Norveç PEN işbirliği ile Londra’da tutuklu şair İlhan Sami ÇOMAK ve tüm politik tutsaklar için zengin bir etkinlik gerçekleşti. 

    Londra merkezli The Poetry Cafe’de gerçekleşen, modetörlüğünü  emekli avukat ve şair Michael Baron’un üstlendiği etkinliğin ilk bölümü Exiled Writers Ink’ten Jennifer Langer’in açılış konuşması ile başladı. Ardından şair İlhan Sami Çomak’ın etkinlik için kaleme aldığı mektubu Türkçe ve İngilizce okundu. Devamında insan hakları avukatı, ceza hukuku uzmanı ve ünlü şairler Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı anlatan ”Ben Kolay Ölmem” tiyatro oyununun yazarı Ali Has,  İlhan Sami Çomak şahsında politik öğrenci ve tutsakların hukuki durumuna değinen bir konuşma yaptı. Yine 2016’da İstanbul’da İlhan Sami Çomak’ın duruşmasına katılan insan hakları avukatı Margaret Owen mahkemedeki gözlemlerini anlattı ve şair Çomak’ın yaşadığı hukuksuzluğa insan hakları açısından bir konuşma yaptı.

    Macar kökenli mülteci bir ailenin çocuğu olan ödüllü şair George Szirtes, Macar şairi Gyula Illyés’in 1950 yılında yazılmış meşhur “Tiranlık Üzerine Bir Cümle” isimli uzun şiirinden bir bölümü okudu. Şarkıcı Suna Alan’ın müzik dinletisi ile devam eden ilk bölümde, edebiyat çevirmeni, şair ve Norveç PEN’in hapishanedeki yazarlar Türkiye danışmanı Caroline Stockford Norveç PEN adına bir konuşma yaptı ve Stocford şair Çomak davasının takipçisi olacaklarını vurguladı. Ardından şair, çevirmen, editör ve Hapisteki Yazarlar Komitesi üyesi Erkut Tokman, İlhan Sami Çomak’ın şiiri üzerine bir konuşma yaptı. Açık Şiir isimli bir edebiyat girişimi oluşturduklarını ve şair Çomak’ın şiirinin daha da tanınır kılınması için bu girişim aracılığı ile çalışacaklarını söyledi. Şair Çomak’ın şiirlerinin okunduğu ilk bölüm ardından verilen arada katılımcılar tarafından Çomak’a kartpostallar yazıldı.

    Etkinliğin ikinci bölümünde yeniden sahne alan sanatçı Alan, sürgünde yaşama veda eden ünlü Kürt şairi Cegerxwîn’in şiirinin bestesi olan ‘’Hate Ber Derî’’eserini, yine Mamak cezaevinde 1980 darbesi sonrası katledilen yayıncı İlhan Erdost’un abisi Muzaffer İlhan Erdost’un ‘’Kederin Kardeşiyim’’ isimli şiirinin bestesini seslendirdi. Şair Çomak’ın şiirlerinin İngilizce tercümelerinin okunduğu  ikinci bölümce edebiyatçı Erkut Tokman, şair Çomak’ın şiirini anlatan kısa bir tiyatrikal performans sergiledi. Yine şair Michael Baron, şair Çomak’a ithafen yazdığı Swimmer (Yüzücü) isimli eserini okudu. İkinci bölümün sonuna yaklaşılırken Açık Şiir girişimi tarafından hazırlanan videoda şair Çomak’ın haftada 10 dakikalık telefon hakkı sırasında, bir şiirini okurken kaydedilen sesi ilk kez katılımcılar tarafından dinlendi. Duygulu anların yaşandığı video gösterimi sonrası öğretim üyesi, hapishanelerdeki öğrenciler ve politik tutuklular alanında uzman insan hakları aktivisti ve şair Çomak’ın vasisi İpek Özel, katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.

    Şair İlhan Çomak 1994 yılında henüz 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken, çok işkenceli on altı günlük gözaltı süresinden sonra tutuklandı. AIHM’in 2007’de adil yargılanmadığına dair hükmüne rağmen, son 26 yıldır tutuklu yargılanan Çomak’ın cezaevinde iken çıkardığı 8 şiir kitabı var. Çomak’ın son şiir kitabı “Geldim Sana” dosyası geçtiğimiz yıl Sennur Sezer birincilik ödülüne layık görüldü. 

    Foto: Suat Eroğlu

  • Emek Tiyatrosu Yüzlerce Sabah’ı sahneledi

    Emek Tiyatrosu Yüzlerce Sabah’ı sahneledi

    Tiyatrocu Saray Karakuş tarafından yazılan ve Londra Emek Tiyatrosu tarafından oynanan Yüzlerce Sabah adlı oyun Londra’da sahnelendi.

    Tiyatro ve oyuncu Saray Karakuş tarafından yazılan Yüzlerce Sabah adlı oyun Londra Emek Tiyatrosu tarafından Millfield Tiyatro Salonu’nda sahnelendi.  Tiyatroseverlerin yoğun ilgi gösterdiği oyunun yönetmeniliğini Ali La Pax ve İdil Sönmez yaparken, toplam da 22 oyuncu yer aldı. Yine oyun sırasında işaret dili kullanılarak engellilere dönük canlı anlatım yapılması ise dikkat çekti. Oyun aile işletmesi olan bir cafenin düzenli müşterileri olan yaşlı bir çiftin hikayesi anlatılırken, oyun da farklı kimlikler, kültürler, gençlik ve yaşlılık konuları iç içe geçiyor.

    Yine local bir bölgenin farklı kimlik ve yapıların yansıma biçim bir cafeteryadan yola çıkılarak anlatılıyor. İzleyenlerin ayakta alkışladığı oyun da iki İngiliz tiyatorucu da yer aldı. Saray Karakuş oyunu, Enfield bölgesinde belediye başkanlığı yaptığı dönemde huzurevinde kalan yaşlı birinin anlattıkları üzerinden kurguladığını belirtti. İzleyenlerin ayakta alkışladığı oyun sonunda yazar Karakuş oyuncu ve yönetmenlere teşekkürlerini iletti.

    Yüzlerce Sabah oyuncuları ise şöyle: Grek Ryan, Onur Kupcu, Arda Afşar, Berta Sarıkaya, Sevgi Şenses, Derya Cino, Işık Akpınar, İnan Çiftçi, Gülhan Tetik, Ercan Boz, Fırat Sac, Eren Kaya, İdil Sönmez, Ali La Pax, Nurcan Şahin, Berna Sarıkaya, Hande Erel, Gülcan Ergisi, Hüseyin Köroğlu, Çiğdem Asar Karagöz ve Aygül Ağırgöl) tek tek kutluyorum.