Tag: Hot News

  • Nazım Yüce ve Salih Azgan Londra’da anıldı

    Nazım Yüce ve Salih Azgan Londra’da anıldı

    Kürt Halk Meclisi tarafından Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren Nazım Yüce (Agit) ve Salih Azgan (Cahit) için bir anma düzenlendi.

     

    Londra Kürt Halk Meclisi tarafından 25 Ocak 1998 yılında yaşamını yitiren Nazım Yüce (Agit) ve Rojava’da yaşamı yitiren Salih Azgan (Cahit) için KCC binasında bir anma düzenledi. Anmaya, Yüce ve Azgan ailelerinin yanı sıra, şehit aileleri, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yüzlerce kişi katıldı. Saygı duruşu ile başlayan anma da önce 1991 yılında PKK”ye katılan ve bir çok kez savaşta yaralanmasına rağmen son olarak Rojava’da Türk devlet güçlerinin saldırıları sonucu yaşamını yitiren Salih Azgan için hazırlanan slayt gösterildi.

     

    Slayt gösteriminin ardından şiirler okunurken, bu kez Britanya’dan 1992 yılında PKK’ye katılan ve 1998 yılında yaşamını yitiren Nazım Yüce (Agit) için hazırlanan belgesel gösterildi. Yüce’nin yaşamını konu alan belgesel anmaya katılanlar da duygu dolu anlar yaşatırken, özellikle 1996 yılında Zagroslar da karlı bir yolculuk sırasında ayağı soğuktan kangren olup kesilmesine rağmen, yürüttüğü mücadele ve azim dikkat çekti.

     

    ŞEHİTLERİMİZE LAYIK OLACAĞIZ

    Belgesel gösteriminin ardından KCDK-E tarafından bir açıklama yapıldı. PKK’nin şehitler hareketi olduğu vurgulanarak, “Önder Apo’nun söylediği gibi bizler ödediğimiz bedeller ve canlar la mücadeleyi büyüttük. İşte bu şehitlerimizin ödediği bedeller ile halkımız yok oluştan varoluşa dirilişten özgürlüğe giden yolda büyük mesafeler kat etti. Bugün bütün dünya PKK ve Kürt halkını tanıdı. Bu şehitlerimiz olmasaydı bizler onurlu bir yaşamın sahibi olamayacaktık. Şehitler olmasaydı onurlu halklar içerisinde yerimizi alamazdık. Bugün bir kimlik ve onurlu bir yaşam varsa bu şehitlerin emekleri ve ödedikleri bedellerle gerçekleşmiştir. Bugün onurlu bir şekilde biz Kürdüz diyebiliyoruz. Bizler de bu ödenen bedellere bir halkın umudu ve özgürlüğü kimliği ve onuru için bedel ödeyen şehitlerimize layık olacağız. Onların gerçeğe dönüştürdüğü hayallerini koruyup büyütüp geliştirmekte bizim sorumluluğumuzdur. Onlara layık olabilmek için daha fazla mücadele daha fazla örgütlenme içerisinde olacağız Bizler Agit ve Cahit yoldaşların bayrağını ve silahını asla yerde bırakmayarak onların yarattığı değerler ile mücadeleyi büyütüp zafere götüreceğiz” dedi.

     

    ‘O KÜRDİSTAN AŞIĞIYDI’

    Anma da Salih Azgan’ın ailesi adına bir konuşma yapan Muztafa Azgan, Cahit’in bir Kürdistan aşığı olduğunu vurgulayarak, “Hep Kürdistan dağların dan söz ederdi. Mücadele ile 1988 yılında tanışmıştır. Önce Türkiye metropollerin de çalışma yürüttü ve deşifre olunca 91 yılında yönünü dağlara verdi. Katılım yaptıktan sonra Kürdistan’ın tüm coğrafyasında en çetin koşullar da savaştı ve mücadele etti. Onlarca defa yaralanmasına rağmen ayağını ve bir gözünü kaybetmesine ragmen asla mücadele saflarını terk etmedi. Hatta Avrupa’ya çıkarmak istediğimiz de bile ‘Ben Kürdistan aşığıyım. Yaşam gerekçem Kürdistandır’ diyerek bunu red etti. Cahit heval aşık olduğu topraklar da şahadete ulaştı. Bizler için büyük bir onur abidesidir” diye kaydetti.

     

     

    ‘TEREDDÜTSÜZ YAŞAMIN SAHİBİYDİLER’

    Anma da söz alan Londra Kürt Halk Meclisi Şehit Aileleri Komitesi üyesi Ali Poyraz ise Kürt özgürlük mücadelesinin şehitlerin büyük emeği ile bugünlere geldiğinin altını çizerek, şunları söyledi: “Onlar asla diz çökmedi. Ne Türk faşizmine nede DAİŞ barbarlarına. Türk faşizmi de barbarlar da şehitlerimizin karşısında diz çöktüler. Yaşamlarının sonuna kadar bu fedakar ve onurlu direnişin sahibi oldular. Cahit ve Agit heval aynı süreçler de mücadeleye katılıyorlar. Özellikle Kürt halkının dirilişinin gerçekleştiği ve ancak Türk devletinin en yoğun saldırılarının olduğu bir dönemde yönlerini Kürdistan dağlarına verdiler. Kürdistan’ın bir çok alanında mücadele de tereddütsüz bir katılım gösterdiler. Agit yoldaşın ayağı testere ile kesiliyor. Ancak o ülke de mücadele yürütmek konusunda ısrarını ve talebini dile getiriyor. Şahadetinin tarihini bilmesine ragmen ‘ölürsem mücadeleye nasıl katkı sunarım’ diyerek ‘Beni Kürdistan’ın kalbi Amed’e gömün’ demiştir. Şahadetinde bile bu mücadele ve halkının kaygısını taşımıştır. Bizler böylesi bir direniş ve şehitler geleneğinden geliyoruz. Hayallerinin ve özlemlerinin takipçisi olarak şehitlerimize layık olacağız.” Yapılan konuşmaların ardından anma etkinliği “Şehit namırın” sloganları ile sona erdi.

  • Winter: Otizm’de ABA seçeneğini es geçmeyin

    Winter: Otizm’de ABA seçeneğini es geçmeyin

     SUNA ALAN

     

    Bugün dünyada her 59 çocuktan 1’i otizm riski ile dünyaya gelmekte ve bu rakam her yıl artış eğilimi göstermektedir. Otizmin günümüzde bilinen tek tedavisi, erken tanı ile yoğun, sürekli özel eğitim. Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir.

     

    Uygulamalı Davranış Uzmanı Canan Winter ile ABA (Uygulamalı Davranış Analizi) terapisi, otizmli çocuklarda öğrenme bozukluğu, İngiltere’de otizmli çocukları olan ebeveynlerin izleyeceği yol ve yöntemler üzerine konuştuk.

     

    Öncelikle bize ABA nedir açıklar mısınız?

    Applied Behaviour Analysis ya da Uygulamalı Davranış Analizi bir bilim dalı, bir disiplindir. Deneysel davranış psikolojisinden elde edilmiş olan prensiplerin hayatın çeşitli alanlarında, eğitimde, iş sektöründe, hayvan eğitiminde, ikstisadi modellerde ve sosyal medyada uygulamalı olarak kullanılmasıdır. ABA ya da UDA genellikle otizm tedavi yöntemi olarak biliniyor. Halbuki ABA büyük şirketlerde ya da fabrikalarda personel motivasyonunu arttırmaktan tutun, trafik kurallarını uygulamaya kadar yaşamın her alanında kullanılıyor.

     

    Peki, bu işi yapan kişilerin unvanı nedir? Siz kendinizi ne olarak tanımlıyor ve ABA’yi hangi alanlarda kullanıyorsunuz?

     

    Ben davranış analistiyim ve uygulamalı davranış analizini eğitim alanında, öğrenme bozukluğu olan çocuklarla uyguluyorum.

     

    Öğrenme bozukluğundan kastınız nedir?

     

    Öğrenme bozukluğu bir insanın birtakım bariyerler sebebiyle geç ve güç öğrenmesidir. Davranış analisti, öncelikle öğrenme bozukluğu olan bireylerin öğrenmesini engelleyen bariyerlerin ne olduğunu araştırır, gözlem yapar, veri tutar, bireyle birebir ilişki içinde olan kişilerle konuşur, onların fikirlerini alır ve bu bariyerleri nasıl aşacağına dair bir plan yaparak kişiye özel bir eğitim planı çıkartır. Ben yetişkinlerle değil çocuklarla çalışıyorum. Dolayısıyla çocukları ev ve okul ortamında gözlemliyorum. Anne babalarıyla, öğretmenleriyle konuşuyorum, önceden hazırlanmış ve analizi kolaylaştıran birtakım formlarımız var, onları doldurtuyorum ve gerekirse deneysel gözlemler yapıp çocuğun tepkisini ölçüyorum. Sonra bütün bu bilgiler ışığında çocuğa özel bir eğitim programı çıkartıyorum. Ben veya bir ABA özel öğretmeni çocukla birebir çalışarak programı uyguluyor. Bu arada anne babaya ve gerekirse kardeş, anane, dede evde her kim çocukla birebir ilişki içindeyse, onlara eğitim veriyoruz ki anne baba da hem tedaviyi anlasın, hem de bu tedaviyi evde öğretmen yokken de kullanabilsin. Uygulama sırasında sürekli veri topluyoruz. Anne babadan da veri toplamasını istiyoruz. Sonra bu verileri değerlendiriyoruz. Bu sayede çocuğun ne kadar ilerlediğini, hangi yöntemlerin çocukta işe yaradığını ya da yaramadığını, yeni bir programa ihtiyaç olup olmadığını kolayca biliyoruz.

     

    Sizin eğitim verdiğiniz çocukların ne gibi öğrenme bozuklukları var?

    Daha önce de değindiğim gibi öğrenme bozukluğu sadece otizm değil. ABA otizm tedavisi olarak biliniyor çünkü otizmli bireylerin eğitiminde tek başına uygulandığında ABA kadar işe yarayan başka bir bilim dalı yok. Ancak ABA ADHD, disleksi, disgrafya, diskalkuli, auditory processing disorder (işitsel işleme bozukluğu), language processing disorder (dil işleme bozukluğu), pervasive developmental disorder (yaygın gelişimsel bozukluk), Willis sendrom, Down sendromu gibi pek çok öğrenmeyi engelleyen bozukluklarda kullanılıyor. Benim öğrenci profilim otizmli, ADHD’li ve disleksik çocuklardan oluşuyor. Uzmanlık alanım otizmli çocuklar üzerine.

     

    Eğitim programı sadece akademik eğitim sanırım?

     

    Veliler ve inanın okullardaki öğretmenler de sadece akademik eğitim programı zannediyor ABA’yi. ABA programının içinde elbette akademik eğitim de var ama ABA’in amacı kişiye ileride kendi kendine yaşayabilecek becerilerin kazandırılmasıdır. ABA’in asıl odaklandığı nokta toplumsal açıdan önem taşıyan davranışlar geliştirebilmektir. Tuvalet eğitiminden çanta toplamaya, uyku ve yemek düzeninden üstünü başını giymeye, alışverişe gitmekten interneti güvenli kullanmaya kadar her türlü beceri kişinin ihtiyacına göre ABA programına dahil edilebilir. Elbette okuldaki başarıyı arttırmaya da yarar ama ondan öncesinde özellikle otizmli ve ADHDli çocuklarda davranış bozukluklarını düzeltmede (vurma, bağırma, kendini yerden yere atma, küfür etme vs gibi), olumlu davranış kazandırmada (paylaşma, görgü kuralları, dil becerileri gibi) kullanıyoruz. Örneğin çocuk bir şey istediğinde kendini yerden yere atıyorsa, önce istediği şeyi toplum kurallarına uygun biçimde yani konuşarak istemeyi öğretiyoruz; böylece çocuk yerden yere atma davranışının yerine konuşarak anlaşmayı koyuyor. Sonra bu beceriyi sadece tek bir nesne ya da istek için değil, diğer isteklerini ifade etmek için de kullanmayı öğretiyoruz. Tuvaletini halıya yapmak yerine tuvalete yapmayı, ilgi istediğinde anneye vurmak yerine konuşarak ifade etmeyi ya da beklemeyi öğreniyor. Okulda birisine istemediği bir şey yaptığında küfür etmek yerine konuşarak halletmeyi öğretiyoruz. Çocuğun tek bir noktada kazandığı beceriyi genel beceriye dönüştürüp başka ortamlarda da kullanmasını sağlıyoruz. Küçük çocuklarda bunu oyun aracılığıyla, büyük çocuklarda başka birtakım yöntemlerle – mesela konuşamıyorsa resimlerle ve belirli bir sistemde- öğretiyoruz.

     

    Peki eğitim programını nerede uyguluyorsunuz? Evde mi, okulda mı?

    Kişiye özel eğitim programları evde ve/veya okulda uygulanabilir. Ben açıkçası sadece okulda uygulanan ABA programlarına taraftar değilim çünkü ABA bir ekip işi. Anne babanın bu eğitimi veren insanlar arasında olması çocuğun gelişimini, ilerlemesini çok etkiliyor. Sadece okulda birtakım kurallar uygulandığı ve çocuk evde boş bırakıldığı zaman bu kurallar asla alışkanlığa dönüşmüyor. Çocuk evdeki başıboş durumu ya da toleransı okulda da bulabileceğini zannediyor. O yüzden tavsiyem programın mümkünse hem evde hem okulda uygulanması.

     

    Siz ABA ile nasıl tanıştınız? Neden bu işi yapıyorsunuz?

    Benim ABA ile tanışmam tamamıyla bir tesadüf. Ben 1994’te İstanbul İngilizce İktisat bölümünden mezun oldum ama para piyasası hiçbir zaman öğretmenlik kadar ilgimi çekmedi. O yüzden hemen akabinde Marmara Üniversitesi’nden öğretmenlik sertifikası aldım ve özel okullarda ve devlet okullarında İngilizce öğretmenliği yaptım. Kızım doğduğunda ara verip çeviri yapmaya başladım. 30’dan fazla kitabı İngilizce’den Türkçe’ye çevirdim. Sonra İngiltere’ye taşındım ve yeniden öğretmenliğe döndüm. Özel bir okulda International Baccalaureate (IB) sisteminde 2-18 yaş arası öğrencilerle çalıştım. Bu arada gönüllü arkadaşlarla Surrey’de bir okul açtım. Okula konuşma yapmaya gelen bir ABA danışmanından iş teklifi aldım ve part-time ABA tutor olarak çalışmaya başladım. Manevi ödülü o kadar yüksekti ki kendimi geliştirmek için önce Kanada’dan ABA üzerine iki kurs aldım. Birkaç sene sonra da okulda çalışmayı bırakıp tamamıyla ABA’ye yöneldim ve Belfast’ta Queen’s University’de ABA üzerine yüksek lisans yaptım. 9 sene ABA okulu, özel eğitim okulu, normal okullar ve ev ortamında otizmli ve ADHD’li çocuklarla çalıştım, hala çalışıyorum. Board of Certified Behaviour Analysts (Amerika) ve UK-SBA (Society of Behaviour Analysts) üyesiyim.

     

    Son olarak ebeveynlere tavsiyelerinizi alabilir miyim?

     

    Velilere öncelikle çocuklarını iyi gözlemlemelerini ve çocuklarında bir sorun işareti gördüklerinde es geçmemelerini tavsiye ederim. Özellikle otizm ve keza ADHD küçük yaşta teşhis edildiğinde çok kolay ve çok çabuk yol alınabiliyor. Maalesef İngiltere’de maddi sorunlardan dolayı çocuklara erken yaşta teşhis koymuyorlar. Dolayısıyla anne baba da önemsemekten vazgeçiyor ya da tedaviye başlamakta gecikiyor. Çocukta bir belirti gördüklerinde sadece NHS’ın söyledikleriyle hareket etmemelerini tavsiye ederim. Aynı zamanda, özellikle otizmli çocuklarda playgroup ve Reception class döneminde çocukla ilgili bol şikayet geliyor ama ne yazık ki hiçbir şey yapılmıyor. Ne zaman çocuk birinci sınıfa başlıyor, şikayet artıyor ve çözüm arama sürecine giriliyor.

     

    İkinci tavsiyem otizmli çocuklarda velilerin ABAyi mutlak ve mutlak tedavi seçeneklerinin arasına alıp değerlendirmeleridir. Bana ABA’yi masa başı programı olduğu için istemediğini söyleyen veliler oldu. ABA bir masa başı programı değildir. ABA bir teknik ve metodlar  bütünüdür. Bu teknik ve metodları oyuna, derse, uykuya, konuşmaya, tuvalet eğitimine dahil ederek kullanıyoruz. Ceza yöntemlerinden dolayı ABA istemediğini söyleyen veliler oldu. Ceza yöntemleri asla ve asla çocuğa herhangi bir zarar verecek yöntemler değildir. Cezadan kastımız mesela ödevini yapmayan çocuğun ipad ya da xbox’la oynamasına izin vermemek. Bir veli bana oğlunun ceza olarak merdiven altındaki dolaba kapatıldığını ve bundan dolayı epilepsi nöbetlerinin başladığını anlattı. Bu bir ceza değil, bu işkencedir!

     

    Üçüncü tavsiyem çocuklarına ne tür tedaviyi uygun görürlerse görsünler tedaviyi yapacak kişinin eğitimini, yöntemlerini, İngiltere’de bu işi yapma yetkisinin olup olmadığını, hangi meslek birliğine üye olduğunu araştırsınlar. Bu ülkede her mesleğin bir birliği var. Bu birliğe girememiş biri, bu ülkede o işi yapma ehliyeti olmayan kişi demektir.

  • Tutuklu şair İlhan ÇOMAK ve tüm politik tutsaklar için Londra’da şiir ve müzik etkinliği

    Tutuklu şair İlhan ÇOMAK ve tüm politik tutsaklar için Londra’da şiir ve müzik etkinliği

    İngiltere Exiled Writers Ink (Sürgün Yazarlar) kuruluşu ve Norveç PEN işbirliği ile Londra’da tutuklu şair İlhan ÇOMAK ve tüm politik tutsaklar için bir şiir ve müzik etkinliği gerçekleşecek.

     

    Şair Çomak’ın şiirlerinin okunacağı etkinlikte, onun şiirine dair sohbet, cezaevindeki öğrenciler ve politik tutukluların hukuki durumuna ilişkin görüşler paylaşılacak ve Çomak’ın sevdiği şarkılar seslendirilecek. Etkinlikte ayrıca Çomak’a kartpostallar yazılacak. 

    3 Şubat Pazartesi akşamı Londra merkezli The Poetry Cafe’de (22 Betterton St, London WC2H 9BX) 19:00-21:00 saatleri arasında gerçekleşecek etkinlikte,katılımcıların isimleri söyle: George Szirtes (ödüllü şair ve çevirmen), Erkut Tokman (şair, çevirmen, editör ve Hapisteki Yazarlar Komitesi üyesi), Caroline Stockford (edebiyat çevirmeni, şair, Norveç PEN’in hapishanedeki yazarlar Türkiye danışmanı), Margaret Owen (İnsan hakları avukatı, 2016’da İstanbul’da İlhan Çomak’ın duruşmasına katıldı), Michael Baron (emekli avukat ve şair), Ali Has (insan hakları avukatı, ceza hukuku uzmanı, şairler Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı anlatan ”Ben Kolay Ölmem” tiyatro oyununun yazarı), İpek Özel (öğretim üyesi ve hapishanelerdeki öğrenciler ve politik tutuklular alanında uzman insan hakları aktivisti) ve Suna Alan (sanatçı ve gazeteci, İlhan Çomak’ın kuzeni).

    Şair İlhan Çomak 1994 yılında henüz 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken, çok işkenceli on altı günlük gözaltı süresinden sonra tutuklandı. AIHM’in 2007’de adil yargılanmadığına dair hükmüne rağmen, son 26 yıldır tutuklu yargılanan Çomak’ın cezaevinde iken çıkardığı 7 şiir kitabı var. Çomak’ın son şiir kitabı “Geldim Sana” dosyası geçtiğimiz yıl Sennur Sezer birincilik ödülüne layık görüldü.

  • Brexit ile ne değişecek ne değişmeyecek?

    Brexit ile ne değişecek ne değişmeyecek?

    Üç yıl, üç başbakan ve iki seçimden sonra İngiltere sonunda yerel saatle 23.00’te (TSİ 02:00) Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılacak.

    Ayrılıkla birlikte 11 aylık geçiş süreci başlayacak.

    Peki bu sürede ve sonrasında neler değişecek, neler aynı kalacak?

    1. Avrupa Parlamentosu’ndaki İngiliz milletvekilleri koltuklarını kaybedecek

     

    Brexit Partisi lideri ve İngiltere’nin AB’den ayrılmasının mimarlarından Nigel Farage, Avrupa Parlamentosu üyeliğini kaybedecekler arasında.

    Bunun nedeni, İngiltere’nin AB’den ayrıldığı anda, Birlik’in siyasi kurum ve ajanslarıyla bağını yitirecek olması.

    Geçiş sürecinde İngiltere’nin AB kurallarına uyacak olmasına ek olarak, AB kanunlarının yerine getirilmesi ile ilgili konularda karar mercii olan uluslararası Avrupa Adalet Divanı, yasal anlaşmazlıklarda son sözü söyleyecek.

    1. AB zirvelerine katılım bitecek

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın, gelecekte AB Zirvesi’ne katılan liderler arasına girmek istemesi halinde, özel olarak davet edilmesi gerekecek. İngiliz bakanlar da artık düzenli olarak AB toplantılarına katılarak, örneğin balık avlanmaya ilişkin sınırlamalar hakkında karar veremeyecek.

    1. Ticaret konusu çok konuşulacak

    İngiltere malların ve hizmetlerin alım-satımına ilişkin olarak dünya çapındaki diğer ülkelerle pazarlıklara başlayabilecek.

    İngiltere AB üyesiyken, ABD ve Kanada gibi ülkelerle resmi ticaret müzakereleri yürütmesine izin verilmiyordu. Brexit destekçileri kendi ticaret politikasını belirleyebilecek olmasının İngiltere ekonomisini şaha kaldıracağını savunuyor. AB ile de görüşülecek çok fazla konu var. Geçiş süreci sona erdiğinde malların fiyatının artmaması ve başka ticaret engellerinin olmaması için İngiltere-AB ticaret anlaşmasının imzalanması en öncelikli konu. Eğer bir ticaret anlaşmasına varılırsa, geçiş dönemi sona erinceye kadar anlaşmanın maddeleri uygulamaya konulmayacak.

     

    1. İngiliz pasaportlarının rengi değişecek

    Mavi renkteki pasaportlar, şu anki bordo pasaportlarla değiştirildikten 30 yıl sonra geri dönecek.

    İngiltere’de göçten sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Brandon Lewis, 2017 yılında bu değişikliği açıklarken, ilk olarak 1921 yılında kullanılan bu pasaport için “ikonik” ifadesini kullanmıştı.

    Yeni pasaport uygulamasına geçilmesi aylar sürecek. İngiltere’de yıl ortasına kadar yeni pasaportların hazırlanması bekleniyor.

     

    1. Brexit bozuk paraları

    İngiltere’de Brexit’i anmak için 31 Ocak tarihini taşıyan ve “Barış, Refah ve Bütün Uluslarla Dostluk” yazılı 3 milyon adet 50 penilik bozuk para basılacak. Paralar dolaşıma girdi. Ancak bozuk paralar da halkı böldü, AB’de kalınmasından yana olan bazı kişiler bozuk parayı kabul etmeyeceklerini açıkladı. Hükümet Brexit’in gerçekleşmesi planlanan 31 Ekim tarihi için de paralar bastırmıştı, ancak İngiltere’nin AB’den çıkışı ertelenince paralar eritilmek zorunda kalındı.

     

    1. İngiltere’nin Brexit ekibinin görevi sona erecek

    İngiltere-AB müzakerelerini ve anlaşma olmaması ihtimaline yönelik hazırlıkları yürüten ekip, Brexit’in gerçekleşeceği gün görevlerinden ayrılacak.

    Brexit departmanı, eski Başbakan Theresa May tarafından 2016 yılında kurulmuştu.

    Bundan sonraki görüşmeleri yürütecek ekibin adresi Başbakanlık konutu olan Downing Street olacak.

    1. Almanya suç işleyenleri İngiltere’ye geri gönderemeyecek

    Bazı zanlıların Almanya’ya kaçmaları halinde İngiltere’ye geri gönderilmeleri mümkün olmayacak. Almanya Anayasası, başka bir AB ülkesi olmadıkça vatandaşlarının sınır dışı edilmesine izin vermiyor.

    Almanya Adalet Bakanlığı’ndan bir sözcü BBC’ye, “Bu istisna İngiltere AB’den ayrıldıktan sonra uygulanmaya devam edemez” açıklamasını yaptı.

    Aynı kısıtlamaların başka ülkeler tarafından da getirilip getirilmeyeceği belirsiz. Örneğin Slovenya, durumun karmaşık olduğunu söylüyor, Avrupa Komisyonu ise görüş vermeyi reddetti.

    İngiltere İçişleri Bakanlığı Avrupa Tutuklama Müzekkeresi’nin geçiş dönemi boyunca devam edeceğini söylüyor. (Bu Almanya’nın Alman olmayan vatandaşlarını sınır dışı etmeye devam edeceği anlamına geliyor.)

    Ancak bir ülkenin yasası İngiltere’ye iadeyi engelliyorsa, “yargılamayı devralması ve söz konusu kişiyi cezalandırmasının” mümkün olduğunu kaydediyor.

     

    Şimdilik neler değişmeyecek?

    Geçiş dönemi Brexit’in hemen ardından başlayacağı için, pek çok şey aynı kalacak – en azından 31 Aralık 2020’ye kadar.

    1. Seyahat

    Uçaklar, tekneler ve trenler her zamanki gibi çalışmaya devam edecek.

    Pasaport kontrole gelindiğinde geçiş dönemi boyunca İngiliz vatandaşları, AB vatandaşları için ayrılan bölümlerde sıraya girmeye devam edecek.

    1. Ehliyetler ve evcil hayvanların pasaportları

    Geçerli oldukları müddetçe, kabul edilmeye devam edilecekler.

    1. Avrupa Sağlık Sigortası Kartı (EHIC)

    Bu kartlar İngiliz vatandaşlarına, bir kaza sonucu meydana gelebilecek hastalıklarda resmi kuruluşlarda tedavi imkanı sağlıyor.

    Herhangi bir AB ülkesinde kullanılabilirler (İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’da da geçerliler) ve geçiş döneminde de geçerli olacaklar.

    1. AB’de yaşamak ve çalışmak

    Geçiş döneminde hareket serbestisi devam edecek, böylece İngiltere vatandaşları şu an olduğu gibi bu süreçte de AB’de yaşayıp, çalışmaya devam edebilecek.

    İngiltere’de yaşamak ya da çalışmak isteyen AB vatandaşları için de aynı koşullar geçerli.

    1. Emeklilik maaşı

    AB’de yaşayan İngilizler devletten emeklilik maaşlarını ve yıllık zammı almaya devam edeceler.

    1. Bütçeye yapılan katkılar

    İngiltere geçiş döneminde AB bütçesine para ödemeye devam edecek. Bu, AB tarafından fonlanan projelerin devam etmesi anlamına gelecek.

    1. Ticaret

    İngiltere-AB ticareti ek ücretler ya da denetimler gerekmeden devam edecek.

    *BBC Türkçe’den alınmıştır
  • Araştırmacı-yazar Ahmet Güven: Kürtçe unutulduğunda Alevilik asimile oluyor

    Araştırmacı-yazar Ahmet Güven: Kürtçe unutulduğunda Alevilik asimile oluyor

    HİKMET  ERDEN


    ‘Kürt Aleviler / Kurmanclar’ adlı kitabı ile tekrar okuyucusuyla buluşan araştırmacı-yazar Ahmet Güven Kürtçe unutulduğun da Aleviliğin daha çok asimile edildiğine dikkat çekerek, asimilasyona karşı Cemevleri ve yöresel dernekler de Kürtçenin kullanılmasının önemli olduğuna işaret etti.

     

    Araştırmacı-yazar Ahmet Güven, Vivo Yayınevi’nden çıkan “Kürt Aleviler / Kurmanclar” adlı yeni kitabını okuyucusuyla buluşturdu. Yazar Ahmet Güven’in tarih ve sosyoloji alanındaki incelemeleri kapsamında hazırladığı yeni kitabına ilişkin Kırkısrak Dayanışma Merkezi’nde (KDM)  imza günü ve söyleşi düzenlendi. Yoğun bir okur ve dinleyicinin katıldığı etkinliğe Londra’da faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Söyleşiye katılan Yazar Aydın Çubukçu, Ahmet Güven’in bu çalışmaları para için yahut ekmek parası için yapan biri olmadığının altını çizerek, “.Ahmet gibi araştırmacılar aslında köklere inmek isteyen kökleri bir ormanı çevirmek isteyen gönül insanlarıdır. Eğildikleri konu ile bizi kendimiz ile yüzleştirirler. Kimliğimizin oluşum süreçlerini aydınlatırlar ve bizi biz yapan değerler konusunda bilincimizi geliştirirler. Bu bakımdan akademisyen ve profesyonel araştırmacılardan daha önemli bir yerleri var. Ahmet’e benzeyen pek çok yerel tarihçi vardır Anadolu’da. Çoğu kendini eğitmiş insanlardır. Herhangi bir üniversiteden resmi eğitim süreçlerinden geçmemişlerdir. Ama ilgi ve meraklıları kendi varlıklarını aydınlatmaya dönük her konuyu didik didik etmeye yönelmiştir. Ve bu akımdan aslında profesyonel araştırmacılardan çok daha önemli bir iş yaparlar” dedi.

     

    ‘ALEVİLİK ORTAK DEĞER OLUŞTURDU’ 

    Güven’in “Kürt Aleviler Kurmanclar” kitabının çok ilgisini çektiğini ifade eden Çubukçu, şunları kaydetti: “Kürt değilim Kurmanc değilim Alevi değilim. Ama biliyorum ki bir Anadolu çocuğu olarak benim tüyümde kanımda damarımda atan bir gerçeği cevheri aydınlatacaktır. Oraya bir ışık tutmaktadır. Devletler yıkılır halklar yaşar. Devlet gelip geçer. Anadolu’da meşhur bir söz vardır. ‘Bu da gelir geçer’ Buda gelir geçer dediği şeyler devletlerdir. Kökleri ortak olan birbirlerinin değerini benimsemiş birbirlerine değer aktarmış birbirlerini yeniden yaratmış halklardır. Bunların en genel ortak özelliği Aleviliğin kendi öz değerleri olarak benimsediği değerlerdir. Alevilerin böyle bir özelliği vardır. Anadolu’nun en eski halklarının değerlerinin ortak değer olarak benimsemiş ve yaşamıştır. Alevilik, Hristiyanlık, yahudililik, zerdüştlük ve İslamiyeti de geliştiren ortak bir değer oluşturmuştur. Ve insanlığın en temel değerlerinin ortak beyan olmasına çalışmıştır.”

     

    ‘KURUMLAR GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEDİ

    Araştırmacı Yazar Ahmet Güven ise söyleşisine Kürt Alevilerin yakın dönem de yaşadıkları acılara değinerek, “80 askeri darbesinde Kürt toplumu üzerinde korkunç bir terör estirildi. Alevi Kürt yerleşkeleri boşaldı ve nüfus azalmaya başladı. Nüfus kentlere ve Avrupa ya akmaya başladı. Bu defa bu dil kaybına başka faktörler de eklendi. Bu Avrupa’ya yerleşen nüfusta çocuklara baktığımız da İngilizcenin getirdiği avantaj karşısında Kürtçe de geriledi. Bununla birlikte çok dilli bir nesil yetişmeye başlamış. Bir Almanya’ya giden çocuklar Almanca Fransa’ya giden çocuklar Fransızca İngiltere’ye giden İngilizce öğrenmiş. Buda ister istemez dili geriletti. Bununla birlikte toplumsal kurumlar ve aydınlar sorumluluklarını yeterince yerine getiremediler. Yani bu dilin kendini ifade edeceği akacağı kanallar açılmadı. Şöyle ki, Kürtçe eve mahkum kaldı evin dışına çıkılmadı. Evin dışına kültür sanat etkinlikleri ile çıkabilirdi.  Bu konuda kurumlar kendi görevlerini yerine getirmediler” diye kaydetti.

     

    ‘BÖLGE KÜRTÇESİ BİR ZENGİNLİKTİR’ 

    Yöresel dernekler de verilen Kürtçe kurslarının bölge lehçesi ile yapılmamasını eleştiren Güven, bölge Kürtçesi’nin kimi yarı aydınlar tarafından küçümsemeleri sonucu toplumun yanlış bilgilendirildiğine dikkat çekti. Bölge Kürtçesinde olmayan sözcüklerin ifade edildiğini aktaran Güven, ‘Örneğin, “Deri toplamiş kır” dediler. Aslında böyle bir şey yoktu. Ama böyle bir şey yakıştırmaya çalıştılar. Bölgenin bir kültürü bir lehçesi olduğu bunun da bir zenginlik olduğu bunun da Kürtçe sözlüklere alınmadığı konusunda kimse bir şey söylemedi. Örneğin bugün Kürtçe sözlükte pirince “Bırınç” diyor ama Kürtçesi Rıv’dır. Patatese ‘Patate’ diyor ama bölge Kürtçesinde ‘qartol’ deniyor. Bunlar ön sözlüklere alınmadı. Yerel öğretmenler de bölge Kürtçesi ve ağza hakim olmadıkları için verimli olamadılar. Toplumla bir bağ da kuramadılar” dedi.  

     

    ‘BÖLGE KÜRTÇESİ RİSK ALTINDADIR’

     Devletin denetiminde açılan Cem Vakfı’nda Kürtçe’nin yasaklandığını ifade eden Güven, “Bu Cem Vakfı çeperinde kurulan Cemevleri’nde Kürtçe yasaklandı. Dolayısı ile Kürtçe yok olmakla karşı karşıya kaldı. Biz de dedik ki ‘Her kayıp insanın kaybıdır. Her kazanım da insanlığın kazanımıdır’ Bunun için bu sorunları önce bir tespit ettik ve çözümleri ne olabilir dedik. Cem Vakfı dışında Demokratik Alevi Hareketi önemli çalışmalar yaptı. Ama halen Cemevleri’nde bazen Kürtçe Cem de yapılsa bölge Kürtçesi yani Kürtçe görünür değil. Bu konuda adımların atılması lazım. Kürtçeyi daha görünür kılmak lazım. Yani Cemevi açılıyorsa Cemxaneler de açılmalıdır. Bölge Kürtçesi risk altındadır. Türkiye sınırları içerisindeki bütün Kürtçe risk altındadır. Şimdi biliyoruz ki, aslında statü olmadan asimilasyona karşı durmak çok zordur. Ama onun bir tarafı da daha vardır ki, statü konusunda bir yol gidilecekse de kendi dilini ve kimliğini korumak önemlidir. Tabi burada tutucu olmamak lazım. Gelişim ve değişimlere uyarlayarak yol almakta fayda vardır” diye aktardı.

     

    Kürtçe unutulduğun da Aleviliğin daha çok asimile edildiğine dikkat çeken Güven, “Çünkü İslami sözcükler nüfuz ediliyor Alevilerin hayatına daha rahat daha kolay giriyor. Kürt Aleviler ‘Selamün Aleyküm’, ‘İnşallah’ diye sözcükler kullanmazlar. Aslında Kürtçe selamlama ve yakarışlar vardır. Cemevleri’ne Cemxane’de densin çünkü Aleviler asimilasyondan çok çekmiş bir toplumdur. Bu ruh giderek gelişiyor” dedi.

     

    ‘ALEVİLER EZİLENİN EZİLENİDİR’

    ‘Kürt Aleviler’ denildiği zaman hem Kürt hem de Alevi oldukları için ezilen bir toplum olduğunu söyleyen Güven, “Mevcut durum da ezilenin ezileni bir toplumdur. Bu toplum hem dışarı da ezilmiş hem de içeride de buna benzer bir tepki görmüştür. Örneğin bizim Müslüman Kürtler de inancı dışlanmıştır. Bizim Kürt Aleviler de dili dışlamıştır. Şimdi bu Osmanlı dan başlamıştır ama şimdi bizim Müslüman Kürtler tarafından inancının dışlanması Cumhuriyet döneminde devam etti. Kürtler de ulusal bilinç geliştikçe bu kırılmaya başlandı. Kürt Alevilere baktığımız da devletçi ulusalcı kesim kesinlikle Kürtlerin dilini red ediyor Kürt kimliğini red ediyor. Alevi toplumunun büyük bir çoğunluğu halen devletin Alevisi olmadı ve çoğunluk demokratik taleplerden vazgeçmedi. Cumhuriyet döneminde Kürt Alevi olduklarının yazdığı sadece Türkçe olarak kayıt altına alındı. Kürtçeler kayıptır. Biz bulabildiklerimizi bu kitapta yer verdik” diye belirtti. Yöre derneklerinin kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında kendi yörelerindeki Kürtçe eserleri gün yüzüne çıkarıp derleyip toparlamalarının Kürtçeye büyük bir katkı sunacağını ifade eden Güven, edebiyat, müzik, şiir ve tiyatro gibi alanlar da Kürtçeyi kullanıp geliştirerek asimilasyonun önüne geçilebileceğini belirtti. Güven, bölge şivesine hakim öğretmenlerin yetiştirilmesi gerektiğini bölge Kürtçesinin Kürtçe’den kopuk ayrı bir lehçe olmadığının altını çizdi. Söyleşinin ardından Ahmet Güven okuyucularına kitabını imzalarken, okuyucuların yoğun ilgisi ise dikkat çekti.

     

    ARAŞTIRMACI-YAZAR AHMET GÜVEN KİMDİR?

    Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Gözpınar köyünde doğdu. Çocukluk yılları Kayseri Sarız’ın Kırkısrak köyünde geçti. İlk ve orta eğitimini Kırkısrak köyünde tamamladı. Afşin’de başladığı lise eğitimini bir yıl sonra terkederek Londra’ya göçmen olarak geldi ve eğitimine burada devam etti. Middlesex Üniversitesi’nin Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Politik Art, Telgraf, Gerçek, Emeğin Sanatı, Sürek, Haber, Berfin Bahar, Alevi Haber gibi gazete ve dergilerde makaleleri ve şiirleri yayınlandı. Güven’in “Düşlerimin Gül Şafağı” (Şiir), “Alevilik Nedir” (Araştırma-İnceleme), “Nar Taneleri” (Roman) adlı yayınlanmış kitapları bulunuyor.

  • Baydemir’den ‘ulusal birlik’ çağrısı

    Baydemir’den ‘ulusal birlik’ çağrısı

    HİKMET ERDEN 


    LONDRA- Heyva-Sor ile Dayanışma Gecesi’nde konuşan HDP eski Milletvekili ve Kürt siyasetinin önemli simalarından Osman Baydemir, ‘ulusal birlik’ dışında Kürdün önünde başka bir yol kalmadığını vurgulayarak, “Ulus duygusunu herşeyin önüne koymamız lazım. İnanıyorum ki, yüreğimizdeki ve beynimizdeki kutsal Kürdistan’ı dünyanın her yerine taşıyabiliriz Kürt halkı tüm partilerden tek bir şey istiyor; Ulusal birlik! Ankara’daki faşist rejime karşı ulusal birlik, Şam’daki, Tahran’daki, Bağdat’taki rejime karşı ulusal birlik!” dedi.

     

    Reading Kürt Halk Meclisi tarafından Kürt kızılayı Heyva-Sor ile dayanışma etkinliği düzenlendi. Etkinliğe HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, anti-faşist gruplardan oluşan Kobane House, yaşamını yitiren gerilla anneleri, Britanya Heyva-Sor Temsilcisi Av. Nejla Ari ve çok sayıda kişi katıldı. Heyva-Sor standının açıldığı etkinlikte salona YPG bayrakları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan posterleri asıldı. Heyva-Sor adına bir konuşma yapan Nejla Ari, Heyva-Sor’un işgal saldırıları altında olan Rojava için düzenlediği kampanyaya destek olmak amacıyla yapılan dayanışma gecesinin anlamlı olduğu kadar yurtsever Kürt halkının tutumunu da ortaya koyduğunu vurguladı.

     

    ‘SEFERBERLİK HALİNDE DAYANIŞMA’

    Kürdistan’da devletler eliyle büyük katliam ve acıların yaşatıldığının altını çizen Ari, “Kürt halkı bu savaş karşısında tüm katliam, baskı, işkence ve tutuklamalara karşı büyük bir dayanışma ve direniş içerisindeler. Kürt halkı büyük bir yurtseverlik örneği ile barbar ve gerici güçlere ‘dayanışma’ ve ‘birlik’ ruhu ile karşı koyuyorlar. Ancak imkanlar kısıtlı koşullar çok zor ve büyük yaralara da yol açıyor. İşte bizim ortaya koyacağımız dayanışma, destek ve yardımlar halkın bu acı ve yaralarına bir merhem oluyor. Bu dayanışma ve destek insan onuruna karşı geliştirilen saldırılara da bir cevap oluyor” dedi. Kürt halkına karşı saldırıların durmadığını hatırlatan Ari, bir seferberlik halinde dayanışma ve desteğin büyütülmesi gerektiğini vurguladı. Ari’nin konuşmasının ardından Hozan Zeyna sahne alarak, söylediği hareketli şarkılar ile kitleyi coşturdu. Hozan Zeyna’nın ardından Britanya Kürt Halk Meclisi’ne bağlı Denge Zin adlı müzik grubu sahne olarak, Kürt marşları ve hareketli şarkıları ile geceye renk kattı.

     

    ‘YA DEVLETİN ORTAĞI OLACAĞIZ YADA…’ 

    Sanatçıların ardından bir konuşma yapan HDP eski Milletvekili ve Diyarbakır Büyükşehir eski Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Değerli analar, gençler hepinizi özgür ülkenin hasretiyle, tüm zindanların kapısını kırarak yoldaşlarımızı özgürleştirip Amed meydanında karşılayacağımız günlerin hasretiyle hepinizi selamlıyorum” dedi. Özgürlüğün, barışın anahtarı Türk devletinin, Fars devletinin, Amerika’nın elinde olmadığını söyleyen Baydemir, “Bizler partilerimizden, öncülerimizden birlik ve beraberlik talep ediyoruz. Ortak bir diplomasi talep ediyoruz. Varlıklarını Kürt düşmanlığına bağlamışlar. Bir kardeşiniz olarak 25 yıldır bir direnişin içerisinde büyüdüm; 10 yıl İHD’de, 10 yıl belediyede, 5 yıldır da siyasetin içerisindeyim. Şimdi bana şunu sorarsanız; ‘‘Sen bu Türk devletinden ne anladın?’’. Bin kere maalesef ki içim acıyarak cevabım şu olacak; bin yıl daha geçse, bin yıl daha ‘yaşasın halkların kardeşliği’ desek te; Türk devleti bizi kardeş olarak kabul etmiyor, bin yıldır bizleri kardeş olarak kabul etmediler, bin yıl daha da geçse yine bizleri kardeş olarak kabul etmeyecekler. Ben kendi gözlerimle gördüm, ben bunu Şirnex’te, Cizre’de, Ankara’daki parlamentolarında gördüm” dedi.

     

    İki yol olduğunu belirten “Ya Kürtler devletin ortağı olacak, ya da Kürtlerin kendi statüleri konusunda karar verme hakları vardır. Ya Kürtler parlamentonun ortağı olacak, ya da Kürtlerin kendi parlamentolarını kurma hakları vardır. Bu umudu gençlerimize verelim” diye kaydetti.

     

    ‘KÜRDÜN BAŞKA YOLU YOK’

    “Kendi içimizde ideolojik çatışma zamanı değildir” diyen Baydemir,

    “Kendi içimizde particilik savaşı verme günü değildir. Tüm Kürtlere soruyorum, Mexmur’da mülteci olarak yaşayan Kürt ile, Hewler, Silemani, Sine ve Qamişlo’daki Kürdün arasından nasıl bir fark var! Ulus duygusunu herşeyin önüne koymamız lazım. İnanıyorum ki, yüreğimizdeki ve beynimizdeki kutsal Kürdistan’ı dünyanın heryerine taşıyabiliriz. Kürdistan’da bir yerde birkaç kişi birisine haksızlık yapar; taşlarla, sopalarla birisine vururlar. O da durmadan ‘ax ax sırtım’ der. Cemaat’ta merak eder sorar; ‘‘bu kadar taş, sopa ve bıçak beline ve boynuna vuruldu, ama sen halen ax sırtım diyorsun. Niye sırtım diyorsun’’. O da ‘‘eğer arkam olsaydı, belime vuramazdınız!’’. Evet değerli kardeşlerim; eğer biz Kürdistanlı partiler birlik olsaydık, Tayyib Rojava’yı işgal edemezdi! Ulusal birlik dışında Kürdün önünde başka bir yol kalmamıştır” diye kaydetti.

     

    ‘KURTULUŞ ULUSAL BİRLİK’TE’ 

    Bir Kürd evladı olarak ulusal birlik bilincinin hizmetkarı olduğunu ifade eden Baydemir, “Bu bilinç nerdeyse ben ordayım, onunlayım. Kürdistan’ın dört parçasında çok sayıda parti var, hepsine saygımız var, hepsinin emeği var; fakat ben kendime bir söz vermişim; hiçbir partinin düşmanlığını bana nasip eyleme. Ben hiçbir Kürdistani partinin düşmanlığını, karşıtlığını yapmam. Çünkü çok iyi biliyorum ki; kurtuluş ittifakta, ulusal birlik ve beraberliktedir. Savaşımız Tahran rejimi ile, savaşımız Ankara ve Şam rejimi ile. Sadece Enfal’da Baas rejimi tarafından 500 bin Kürt katledildi” dedi.

     

    ‘FAŞİZME KARŞI ULUSAL BİRLİK’

    Kürdistan’ın siyasetçileri olarak şehit ailelerine borçlu olduklarını ifade eden Baydemir, “Ne zamanki ulusal birlik, özgürlük müjdesi verirsek, işte o zaman analara karşı yükümüz hafifler. O zaman diyebiliriz ki bu bedele layıkız. Kürt halkı Başur’da, Bakur’da, Rojava’da, Rojhilat’ta çok ağır bedeller ödedi. Dört parçadaki Kürdistanlı partiler ne istedilerse analar verdiler. Bugün de Kürt halkı tüm partilerden tek bir şey istiyor; Ulusal birlik! Ankara’daki faşist rejime karşı ulusal birlik, Şam’daki, Tahran’daki, Bağdat’taki rejime karşı ulusal birlik!” dedi.

    Baydemir’in konuşmasının ardından Hozan Kawa sahne aldı. Kawa’nın seslendirdiği ve Öcalan için yazılan ‘Xeliyam’ şarkısına ise kitle hep bir ağızdan eşlik etti. Gece şarkılar eşliğinde söylenen halaylarla sona erdi.

  • Brexit: 47 yıllık ortaklığın sonuna gelindi

    Brexit: 47 yıllık ortaklığın sonuna gelindi

    Birleşik Krallık 1973 yılında katıldığı Avrupa Birliği’nden 31 Ocak’ta, yani 47 yıl sonra resmen ayrılacak. Bu yılın sonuna kadar devam edecek olan ve ‘geçiş dönemi’ olarak adlandırılan bir yıllık süreçte ticaretin yanı sıra balıkçılık, havacılık, ilaç ve güvenliğe kadar her konuda müzakereler yapılacak. Bu bir yıllık geçiş döneminde Birleşik Krallık, AB yasalarına tabi olacak.

    Birleşik Krallık’ta Haziran 2016’da yapılan AB referandumunda halk yüzde 48’e karşı yüzde 52 ile Brexit kararı vermişti. O tarihten bu yana Birleşik Krallık gündemini işgal eden ve iki tane Muhafazakar Partili başbakanı koltuğundan eden Brexit’te yolun sonuna gelindi. Bir hafta sonra resmen AB’den ayrılacak olan Birleşik Krallık’ı zor günler bekliyor olacak. 2020’in son ayına kadar devam edecek olan geçiş döneminde özellikle Birleşik Krallığın AB ile olan ticari ilişkileri müzakere edilecek.

    Theresa May’in istifasından sonra başbakanlık koltuğuna oturan Boris Johnson, Brexit anlaşmasını parlamentodan geçirememiş ve ülkeyi erken seçime götürmüştü. 12 Aralık’ta yapılan erken genel seçimde Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti,  yüzde 43,6 oy alarak 365 milletvekili çıkarmış ve tek başına iktidara gelmişti. Elde ettiği seçim zaferiyle Brexit karşıtları karşısında eli güçlenen Johnson, seçim sonrası tasarıyı parlamentoya getirmişti. 9 Ocak’ta Avam Kamarası’nda 231’e karşı 330 oyla kabul edilen düzenleme Lordlar Kamarası’na sevk edilmişti.

    Lordlar Kamarası geçtiğimiz hafta tasarıyı görüşmüş ve bazı değişikliklerle Avam Kamarasına geri göndermişti. Ancak Avam Kamarası yapılan değişiklikleri tasarıdan çıkartıp tekrardan olduğu haliyle Lordlar Kamarasına tekrar göndermişti. Çarşamba günü Lordlar Kamarasından geçen tasarı hafta sonunda da Kraliçe ll.Elizabeth tarafından onaylanıp yasalaşmıştı.

     

    AB Komisyonu ve Konseyi de anlaşmayı imzaladı

    Avrupa Birliği Komisyonu ile AB Konseyi, Avrupa Parlamentosunun onayına sunulacak Brexit anlaşmasını imzaladı. Komisyonu Başkanını Ursula von der Leyen sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ile AP’nin oyuna sunulacak Brexit anlaşmasını imzaladık” dedi. Ursula von der Leyen ile Charles Michel’in resmi onayıyla, Brexit anlaşmasının metni 29 Ocak’ta Avrupa Parlamentosunun oyuna sunulacak. Perşembe günü AB’ye üye devletler anlaşmayı yazılı olarak onaylayacak.

    Geçiş sürecinde taraflar gelecekteki ilişkilerini düzenleyecek kapsamlı bir anlaşmaya ilişkin müzakere yürütecek. Müzakerelerde ticaretin yanı sıra balıkçılık, havacılık, ilaç ve güvenliğe kadar her konu ele alınacak. AB, tüm bu konularda bir yıldan az bir sürede anlaşmaya varmanın imkansız olduğunu savunarak sürenin 2022’ye kadar uzatılmasını istiyor. Ancak İngiliz yetkililer, müzakerelerin 2020 sonuna kadar tamamlanmasında ısrar ediyor. Eğer, bir anlaşmaya varılamazsa iki taraf arasındaki ticari ilişkiler, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre yürütülecek.