Tag: Hot News

  • Demirci ve Doğuş seçim çalışmalarını sürdürüyor

    Demirci ve Doğuş seçim çalışmalarını sürdürüyor

    LONDRA- İşçi Partisi’nin Kürt ve Alevi kimlikli adayları Feryal Clark Demirci ve İbrahim Doğuş seçim bölgelerinde ev ev kapı kapı dolaşarak seçmenden oy istiyor. Demirci ve Doğuş, Kürt ve Türkiyeli topluma bir çağrı yaparak, hem seçim kütüklerine kayıt yaptırmalarını hem de seçim çalışmalarına destek vermeleri istendi.

    Britanya’da yapılacak olan 12 Aralık genel seçimleri öncesi partiler kıran kırana bir seçim çalışması yürütürken, İşçi Partisi’nin Kürt ve Alevi kimliklik adayları Feryal Clark Demirci ve İbrahim Doğuş ise seçim bölgelerinde hummalı bir çalışma yürütüyor. Demirci aday gösterildiği Kuzey Enfield bölgesinde seçim kampanyası çalışmaları kapsamında her gün sabah, öğlen ve akşam programları ile halkla buluşuyor. Kapı kapı dolaşarak seçim vaatlerini anlatan Demirci, seçmenleri sağlıktan ekonomiye işçi haklarından sosyal güvenliğe kadar partilerinin politikaları konusunda bilgilendiriyor. Seçmenlerden oylarını isteyen Demirci, Londra’daki demokratik kitle örgütleri ile de bir araya gelerek ortak çalışmalar yürütüyor. Bu kapsam da kongre, konferans ve sanatsal etkinlikler de halkla buluşan Demirci, tüm toplumsal kesimlerden destek talebinde bulunuyor.

     

    ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMANIN SONUCUDUR

    Demirci, İngiltere’de bir ilki başardıklarını ve bu başarının Kürt ve Türkiyeli toplumun örgütlü çalışmasının bir sonucu olduğunu vurgulayarak, ‘Bu başarı sadece benim bireysel başvurum değil bu toplumun İşçi Partisi ile yollar da sokaklar da meydanlar da bir araya gelerek emek vermesinin sonucudur. Bu başarıyı bir üst aşamaya taşımak için 12 Aralık seçimlerin de herkesin oy kullanması gerekiyor. Benimle birlikte West Bromwich East bölgesinde İbrahim Doğuş arkadaşımız da aday gösterildi. Eğer biz 2 aday başarır ve seçilirsek İngiltere genelinde 2 Alevi milletvekilimiz olacak” dedi.

     

    DOĞUŞ SEÇİM ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR

    West Bromwich East bölgesinde seçim çalışmalarını yürüten İbrahim Doğuş ise gönüllü, aktivist ve İşçi Partisi yöneticileri ile birlikte seçim bölgesinde hummalı bir çalışma yürütüyor. Doğuş’un seçim çalışmaları kapsamında haftada 20 bini aşkın bildiri dağıtılırken, çalınmadık kapı ise bırakılmıyor. Bölge de bulunan Pakistanlılardan Kürdistanlılalara Hindistanlılar dan Polonyalılara kadar bir çok göçmen topluluğun ibadethaneleri ve toplumsal kurumları ziyaret ediliyor. İngiltere’deki sağlık sisteminin eleştirildiği ve sosyal kesintilerin had safhaya çıktığını anlatan Doğuş, çözüm politikaları ve projelerini aktarıyor. Bölge de yoğun bir ilgiyle karşılaşan Doğuş, Türkiyeli toplumun çalışmaların da aktif yer alması için çağrı yaptı. Doğuş, her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydederken, gösterilen ilgi ve desteğin seçimi rahatlıkla kazanacaklarını gösterdiğini söyledi.

     

    KÜRT HALKININ BİR FERDİYİM

    Doğuş, sosyal medyayı da aktif kullanarak, özellikle facebook üzerinden çalışmalarını gündelik olarak buradan yapılan paylaşımlarla da seçmenlerine aktarıyor. Muhafazakar Parti’nin ülkede büyük tahribatlar yarattığını ve emekçilerin tüm sosyal haklarını elinden aldığını ifade eden Doğuş, barınma, istihdam, sağlık, uyuşturucu ve yozlaşma gibi konular da çözümün adresinin İşçi Partisi olduğunu ifade etti. Kürt bir aday olduğunu ve İngiltere’ye Türk devletinin baskıları sonucu ailesinin göç etmek zorunda kaldığını da seçmenlerine anlatan Doğuş, Rojava’da Kürtlerin İŞİD’e karşı nasıl bir mücadele verdiğine de değiniyor. Doğuş, seçilmesi halinde Kürt halkının içinden gelen bir milletvekili olarak Parlamento’da yer bulacağını vurguladı.

     

    Britanya’da 12 Aralık’ta yapılacak seçimler Brexit tartışmalarının ortaya çıkardığı bir sonuç. Yapılan erken genel seçimler de Demirci ve Doğuş İşçi Partisi listelerinde yer buldu. Seçilmeleri halinde ise Britanya Parlamento tarihinde ilk defa Kürt ve Alevi kimlikli milletvekilleri yer alacak.

  • Kadınlar Erkek / Devlet şiddetine karşı sokaklarda

    Kadınlar Erkek / Devlet şiddetine karşı sokaklarda

    HEVİ CAN KARDU

    59 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesi yürüten, insan hakları ve demokrasi için ses yükselten, bu nedenle Trujillo tarafından “terörist” ilan edilen Mirabel kız kardeşler, kod isimleriyle “Kelebekler”, diktatörlüğün askerleri/çeteleri tarafından cinsel saldırıya uğradıktan sonra sopalarla dövülerek öldürülmüşlerdi. Öldürüldüklerinde Patria 36, Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı. Erkek/devlet şiddetinin yarattığı bu cinayetler, basına “kaza” olarak yansıtılmıştı. İnsanlık tarihinin bu utanç gününün tarihi 25 Kasım 1960 tır. Ama insanlık bu tarihten önce de utanıyordu ve sonra da utanmaya devam etti.

    Bu utanca karşılık, o günden beri de birçok ülkede kadınlar kararlılıkla sokaklara çıkıyor, erkek/devlet şiddetine karşı seslerini duyuruyor, mücadeleye çağırıyor. 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında aktivistler; 25 Kasım’ı, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul etti. Daha sonra 1999 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu günü “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti.Kadınlar erkek şiddetine her gün, her an, her alanda, her yerde maruz kalıyor. Konuştuğumuz dilde, okulda, üniversitelerde, işyerlerinde, mecliste, sokakta, tüm yaşam alanlarında sürekli erkek şiddetinin çeşitli formlarının yeniden ve yeniden üretildiğine tanıklık ediyoruz.

     

    KADINLARIN SESİ SUSTURULMAK İSTENİYOR

    Türkiye’de seçilmiş kadın milletvekillerinin tutuklanmasının kadın iradesine yapılan bir saldırı olduğunu biliyoruz. Kadına karşı şiddetle ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden onlarca kadın derneğinin kapatılmasıyla, sivil inisiyatifin ve kadınların özgürlük ve eşitlik talebiyle örgütlenmesinin engellenmek istenildiğini biliyoruz. Kadın odaklı habercilik yapan kadın haber ajanslarını kapatarak kadınların sesinin susturulmak istendiğini biliyoruz. “Ölmek istemiyorum” çığlığını sosyal medyada tüm toplumun “izlediği” Emine Bulut’un başına gelenin münferit bir suç olayı olmadığını, asıl suçluların kadını düşman gören erkek egemen zihniyetin, kadınları koruyamayanların ve “duyulmayan” ya da “izlenmeyen” diğer kadın cinayetlerine sessiz kalanların olduğunu biliyoruz.

     

    2018 YILINDA 440 KADIN KATLEDİLDİ

    “İyi hal” indirimleriyle düşürülen cezaların, ilk imzacısı olmakla övünülen İstanbul Sözleşmesinin uygulanmamasının hukuk ve adaletle ilgisi olmadığını, kadını aşağı gören ve erkeği koruyan eril siyasi zihniyet olduğunu biliyoruz. 2018 yılında yaşanan toplam 440 kadın cinayetinin kadınla değil, “erkeklik”le ilgisi olduğunu biliyoruz. Kadın cinayetlerine karşı yapılan devlet girişimlerinin kadını korumak yerine aileyi korumaya yönelik olmasının cinsiyetçi ve muhafazakar devlet politikası olduğunu ve kadını asla koruyamayacağını biliyoruz. Kadın sığınmacıların, göçmenlerin kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırıldığından, emek sömürüsünden, fuhuşa zorlandığından haberdarız. Sığınmacı kız çocuklarının erken yaşta ve para karşılığı evlendirilmesinin kültürle bir ilgisi veya zor durumda olan sığınmacıların tek ve zorunlu seçimi olamayacağını, bunun ticari cinsel sömürü olduğunu, bunun savaştan kaçan insanları, çocukları istismar eden erkek şiddeti olduğunu ve kadının ve kız çocuklarının en ağır sistematik cinsel şiddete maruz kaldığını biliyoruz.

     

    KADINLARIN GÜCÜNDEN KORKUYORLAR

    Erkek egemen sistemin devlet aygıtlarının daima kadını hedef alması tarihsel varoluş yöntemidir. Küresel faşist ve emperyalist liderlerin ülke içi ve dışında yürüttüğü militarist işgalci politikaları ile kadınları katlederek toplumları yurtsuz, tarihsiz ve geleceksiz bırakmaya çalıştıklarını biliyoruz. Kuzey Suriye ve Rojava’da kadınlara yapılan zulmün, işkencenin, her türlü şiddetin kirli bir savaş politikası olduğunu, kadına yönelik şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığını biliyoruz. Kendi demokratik ve özgür yaşam alanlarını kuran ve savunan kadınların, Hevrîn Xalef, Aqîde Ana ve Amara Renas’ın katledilişleri erkek egemen sistemin kadınların örgütlü gücüne yaptıkları bilinçli, sistematik şiddetin sembolleridir. Kadınların gücünden korkan eril zihniyetin kadın özgürlük mücadelesine ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel, siyasi, tüm alanlarda saldırdığını görüyoruz.

     

    İNGİLTERE’DE ŞİDDET YAYGIN

    Sadece Türkiye’de, Ortadoğu’da değil, kadınlar dünyanın her yerinde erkek şiddetine maruz kalmaktadır. “Demokrasi beşiği”, “gelişmiş” veya “medeni” toplumlarda da kadınların katledildiğini, ayrımcılığa uğradığını, bu nedenle erkek şiddetinin sadece az gelişmişlikle ya da eğitimsizlikle açıklanamayacağını çok iyi biliyoruz. İngiltere’de ve Galler’de her 4 kadından 1’i hayatlarında aile içi şiddete uğramakta ve haftada 2 kadın şu anki veya eski eşi tarafından öldürülmektedir. Her 5 kadındanbiri 16 yaşından sonra herhangi bir cinsel şiddete maruz kalmakta, her yıl yaklaşık 85.000 kadın tecavüze uğramakta, ve 400.000’den fazla kadın cinsel saldırıya uğramaktadır.

    ORTAK MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ

    Tüm kadınları erkek/devlet şiddetine karşı isyanını, adalet, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerini haykırmaya, dayanışmaya ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. Dünyanın her yerinde, kadın dayanışmasına mühür vurulamayacağını, kadın iradesinin hapsedilemeyeceğini, kadın yoldaşlığının barış, umut ve onur olacağını göstereceğiz.

    23 Kasım Cumartesi gecesi Londra merkezde düzenlenen gece yürüyüşüne (Reclaim the Night) katılıyor, erkek/devlet şiddetine karşı sokakları işgal ediyoruz. Önemli bir not, Gece Yürüyüşü sadece kadınlarındır. Toplanma yeri: Hanover Square, London, W1

    25 Kasım Pazartesi akşam saat 18:30’da Piccadily Circus’ta Direniş Gecesi (Night of Resistance) eylemine katılarak Kuzey Suriye ve Rojava’lı kadınların direnişine ve özgürlük mücadelesine sahip çıkıyoruz.

    Yaşasın kadın dayanışması. Her bijî piştevaniya jinan. Long live women’s solidarity.

  • Britanya Emek Hareketi; Faşizme karşı savaşta Kürtlerin yanındayız

    Britanya Emek Hareketi; Faşizme karşı savaşta Kürtlerin yanındayız

    Aladdin Sinayiç

    Britanya Emek Hareketinin Kürt halkı ile yıllardır devam eden dayanışması son yıllarda büyüyerek devam ediyor. Britanyalı sendikalar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için son üç yılda yoğun bir şekilde kampanyalar yürütmeye devam ediyor. “Freedom for Ocalan” kampanyası 1,5 milyon üyesi bulunan İngiltere ve Galler’in en büyük sendikası olan Unite the Union ve 800 bin üyeli Genel İş Sendikası (GMB) tarafından Avam Kamarası’nda 2016’da yapılan bir açıklamayla start almıştı. Son iki yıldır Britanya’da yapılan en önemli işçi festivalleri olan Durham Madenciler Festivali ve Tolpuddle Şehitler Festivalleri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a adanmıştı.

     

    Araların Unite the Union, GMB, Unison gibi 48 sendikayı bünyesinde barındıran ve 5,5 milyon emekçiyi temsil eden Britanya’nın en büyük emek örgütü TUC, son üç yıldır yaptığı kongrelerde Öcalan’a özgürlük çağrısı yapıyor.

    Öcalan’a Özgürlük Kampanyası içerisinde yer alan 16 sendikadan birisi olan ASLEF sendikası başkanı Mick Whelan ile Kürt halkı ile dayanışma amaçlarını, önümüzdeki ay yapılacak genel seçimleri, Brexit’i ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını konuştuk.

    Kötü gidişata dur deme zamanı

    12 Aralık’ta Birleşik Krallık’ta yapılacak erken genel seçimlerde İşçi Parti’nin kazanacağını düşünen Mick Whelan, toplumun kötü gidişata dur diyeceğini söyledi.

    ‘‘Bence İşçi Partisi seçimlerden başarılı bir şekilde çıkacak, Britanya halkı yolsuzluklardan ve yoksulluktan artık bıktı, insanlar zenginlerin yarattığı sorunların bedelini ödemek istemiyor artık, İngiliz halkı, evsizliğin, yoksulluğun, işsizliğin giderek arttığını görüyor, Ulusal Sağlık Servisine saldırıları görüyor, alınan politik kararların yarattığı baskı ile daha az toleransa sahip bir toplum haline geldik. Irkçılık ciddi bir düzeyde arttı. Benzer durumu Avrupa’nın genelinde de görebiliyoruz, neo liberal politikalar emekçi kesimleri çok yıprattı. Artık buna son verme zamanı geldi.’’

     

    Brexit: Tarihteki en saçma politik karar

    ‘‘Dönemin Muhafazakar Parti başkanı David Cameron kendisinin bile inanmadığı Brexit referandumu kararının amacı aslında sağcı UKIP Partisinden 7 sandalye daha kazanabilmekti. Bu tarihteki en saçma politik kararlardan biri olmuştur. Ben bir demokratım, ve eğer insanlar referandumda bir karar vermişlerse onun yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak bunu nasıl yerine getirdiğiniz önemli. Theresa May ve Boris Johnson’ın Brexit anlaşmaları çok kötüydü ve ne parlamentoda ne de toplumda kabul görmedi. İyi bir Brexit için bu seçimler bir fırsat, İşçi Parti en iyi anlaşmayı yapıp halka sunacak ve son kararı halk verecektir.’’

     

    İşgale karşı tavrımız net

    ‘‘ASLEF 139 yıldır mücadele eden bir sendika, her zaman ırkçılık ve faşizme karşı durduk. Emek Hareketi olarak her zaman ve her yerde baskı altındaki halklar ile dayanışma içerisinde olduk. Kürt’lerin kendi topraklarında özgürce yaşama ve kendilerini yönetme hakkı var, Kürt halkı faşizme karşı hep ön cepheden savaştı.

     

    ‘‘Saldırıların başladığı ilk gün 13 büyük sendikanın genel başkanları olarak başbakan Boris Johnson’a ortak bir mektup yazdık. Mektupta çok net bir şekilde Trump’ın askerlerini çekmesini ve Türk işgalini kınayıp bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik ve Birleşik Krallık hükümetine harekete geçme çağrısı yaptık. Etnik temizlik planlarına dikkat çektik ve Kürt halkına verilen sözlerin yerine getirilmesi çağrısı yaptık.

     

    ‘‘Öcalan’ın yazılarına bakın, sürekli barış çağrıları yaparak demokratik çözüm arayışında. Kürtler sadece adil bir şekilde demokrasiyi yaşama, kendi topraklarında özgür ve kendi iradesiyle yaşama arayışında. Eğer biz burada bu haklara sahipsek o bölgedeki insanların da bu hakları yaşaması için mücadele veriyoruz.’’

     

    Trump’ın ‘kazandım’ dediği savaşı Kürtler canıyla kazandı

    ‘‘Britanya genelinde son yıllarda bir çok saldırı yaşadık, özellikle de Londra’da, bunun sebebi ise dünyada başka insanlara zarar vermek isteyen dogmalara sahip insan gruplarının değişmesi ve çoğalmasıdır. Eğer Kürtleri yalnız bırakırsak ve binlerce DAİŞ üyesiyle uğraşacak yeterli kaynakları yaratmazsak, ve savaş ortamında bu cezaevindeki DAİŞ’liler kaçarsa Avrupa’ya tekrardan yayılıp zehirlerini de yayacaklar. Trump’ın kazandım dediği DAİŞ karşıtı savaşı Kürt halkı canlarını feda ederek kazandı.’’

  • Londra SKB’den 25 Kasım çağrısı

    Londra SKB’den 25 Kasım çağrısı

    LONDRA- Londra Sosyalist Kadınlar birliği (SKB) 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla tüm kadınları sokaklara davet ederken, “25 Kasım’da özgürlüğün için harekete geç. Ve diyoruzki durmak ve susmak yok” denildi.

    Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. SKB’nin açıklamasında, 25 Kasım 1960 yılından Domonik Cumhuriyeti’nde rejim karşıtı 3 kadın kardeş olan Mirabel kardeşlerin tecavüz ve işkenceyle katledilmeleri hatırlatılarak, “Tıpkı 5 yıl önce Rojava ve kobani’ye DAİŞ’in saldırısı sırasında 3 bin Ezidi kadınının esir alınması ve köle pazarlarında satılması gibi. Yine bir çoğuna tecavüz edilerek hamile bırakılması yada intihara sürüklenmesi gibi . Tarih’e baktığımızda kadınlara yönelik katliam, zülüm taciz ve tecavüz her dönem faşist iktidarların başvurduğu bir yöntem olmuştur. Yine 5 yıl önceside bu katliamlar bizim kaderimiz değil diyerek baş kaldıran kadınlar Rojava devrimin inşasında mihenk taşı oldular. Bu devrimde YPJ li kadınların özel rolu oldu.Rojava devrimi tüm dünya kadınlarına esin kaynağı oldu” denildi.

    ‘İNGİLTERE’DE KADINLAR ŞİDDETE UĞRUYOR’

    Türk Devleti’nin Rojavaya düşmanlığını sürdürürken ve yeni katliamlar gerçekleştirmek isterken kadın devriminide yenilgiye uğratmak istediğine dikkat çekilen açıklamada, işgal ve soykırım saldırılarına karşı önce kadınlar harekete geçmesi gerektiğinin altı çizildi. İngilterede her dört kadından biri erkek şiddetine uğramakta olduğu ve her hafta bir kadının erkekler tarafında katledilmekte olduğu belirtilen açıklamada, devlet yardımından mahrum edilen kadınlar ve özellikle çocuklu kadınların açlık sınırında yaşamakta olduğuna dikkat çekildi.

    ‘KADERİMİZ DEĞİLDİR’

    Dünyada kadınlara yönelik katliamların her gün başka boyutlarıyla artmakta olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bir kısmımız eşlerimiz tarafından katledilmekte bir kısmımız aile fertleri tarafından öldürülmekteyiz. Bir kısmımız açlıktan ,yoksulluktan ölmekteyiz. Kadın haklarını savunucu olduğumuz için ya öldürülmekte yada yıllarca cezalar verilerek hapishanelerde tutulmaktayız. Bu haksızlıklar bizim kaderimiz değildir. Bu sistemi değiştirecek olan biziz” diye kaydedildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde ‘İsyandayız’ diyen SKB’li kadınlar, 25 Kasım’da kadınların örgütlü iradesi kazanacağı vurgulandı. Açıklamanın sonunda ise, “25 Kasım’da özgürlüğün için harekete geç. Ve diyoruzki durmak ve susmak yok” denildi.

  • ‘ABD’li asker ve gazeteciler Rojava için ağladı’

    ‘ABD’li asker ve gazeteciler Rojava için ağladı’

    LONDRA- SOAS Üniversitesi’nde konuşan BBC Muhabiri Jiyar Gol, ABD’nin Rojava’dan geri çekilme sürecindeki tanıklıklarını anlatarak, “Yerelde birlikte çalıştığım pek çok Amerikan muhabiri, gazeteci gözyaşlarını tutamayarak ‘Kürtlere ihanet ettik’ diyorlardı. Çünkü onlar başından beri YPG ve YPJ’li genç gerillaların nasıl kahramanca direndiklerini, nasıl İŞİD’i durdurduklarını birinci elden gözlemlemişlerdi” dedi.

    İngiltere Kürt Akademisyenler Topluluğu (Kurd-AKAD-UK) tarafından BBC Dünya Servisi muhabiri Jiyar Gol, BBC Arapça Servisi muhabiri Mustafa Hamo ve  insan hakları aktivisti Dr. Azad Derwani’nin katılımıyla ‘Türkiye’nin Rojava İstilası ve Sonuçları’ adlı bir panel düzenlendi. SOAS Üniversitesi’nden gerçekleşen panele çok sayıda öğrenci ve akademisyen katıldı. Moderatörlüğünü gazeteci Suna Parlak’ın yaptığı panel de ilk konuşmayı BBC Dünya Servisi Muhabiri Jiyar Gol yaptı. 2012’den beri Türkiye, Irak, Suriye ve Rojava’yı yakından takip eden ve yerelden haber aktarımları ile bilinen Jiyar Gol, Rojava ile Türkiye ilişkilerini değerlendirdi. 2012 yılında Türkiye sınırında bir gece de en az iki yüz ve üç yüz  otobüsün Türkiye tarafından Rojava’ya geçtiğini, ve bu araçların Türk askeri araçlarınca eskort edildiklerini kendi gözleriyle gördüğünü söyledi. Türkiye’nin  avrupa ülkelerinden gelen DAİŞ’lilerin en kolay geçiş noktası olduğuna vurgu yapan Gol, İŞİD militanlarının havaalanlarında, gerek kıyafetleri gerekse de davranışlarıyla çok kolay fark edildiklerini belirtti.

     

    MÜSLÜMAN ÜLKELER KÜRTLER’E ‘ADALETSİZ’

    DAİŞ çetelerinin Kobani’ye yönelik saldırılarını Irak ordusundan ele geçirdikleri ağır silahlarla gerçekleştirdiklerini hatırlatan Gol, “Oysa onları karşısında direnen YPG ve YPJ güçlerinin ellerinde sadece basit silahlar vardı. Bu yüzden Kobani’deki savaş kesinlikle adaletsiz, eşit olmayan güçler arasındaki bir savaştı. Diğer adaletsiz durumda, tüm dünyanın, özellikle de müslüman ülkelerin sessizliğiydi. Kürtler saldırıya uğradığında hiç bir müslüman ülkeden Kürtlere yönelik bir sempati yada yardım gösterilmedi. Dolayısıyla Kürtlerin koalisyona katılmaktan başka şansları yoktu” dedi.

     

    ABD’LİLER ROJAVA İÇİN AĞLADI

    Donald Trump’ın kararıyla ABD ordusunun Rojava’dan çekilmeye karar verdiğinde de o bölgede bulunduğunu söyleyen Gol, şunları anlattı: “Yerelde birlikte çalıştığım pek çok Amerikan muhabiri, gazeteci gözyaşlarını tutamayarak ‘Kürtlere ihanet ettik!’ diyorlardı. Çünkü onlar başından beri YPG ve YPJ’li genç gerillaların nasıl kahramanca direndiklerini, nasıl İŞİD’i durdurduklarını birinci elden gözlemlemişlerdi. Çocuğunu Türkiye’nin Rojava işgalindeki saldırılarda kaybeden Nusaybinli bir baba bana şunu söyledi: ‘Benim çocuğum Kobani’de, Raqqa’da İŞİD’e karşı tüm dünya için savaştı bak Türkiye’nin saldırısında hayatını kaybetti ve şimdi tüm dünya sessiz.’ Son olarak Türkiye’nin Rojava işgalinde ki müttefikleri aynı İŞİD gibiler. Adları farklı olabilir ama kullandıkları yöntem gösteriyor ki onların İŞİD’den farkı yok.”

     

    AFRİN’DE MEZARLARI YIKTILAR

    Rojava’nın Afrin kentinden olan  ve şu anda BBC Arapça Servisi’nde çalışanan gazeteci Mustafa Hamo Türkiye’nin Afrin işgalini ve bu işgalin Afrin halkı üzerindeki etkilerini anlattı.  Türk askerleri 18 ay önce Afrin’i işgal ettiklerinde ilk yaptıklarının İŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden gençlerinin mezarlarının bulunduğu iki mezarlığı yıkmak olduğunu söyleyen Mustafa Hamo, “Hatta 46 yıl önce hayatını yitiren Kürt aydın ve yazarı Nuri Dersimi’nin mezarı bile tahrip edilip kemikleri bilinmeyen bir yere götürüldü. Afrin şu an tamamen dış dünyaya kapalı. Türk medyası bile ancak işgalci güçlerin eskortuyla içeri girip onların istediği kadar kalıp onların dikte ettirdikleri şeyleri yazabiliyorlar. Bizim haber kaynağımız sadece aileler” diye anlattı.

     

    AFRİN’DE ÇETECİ BİR ZİHNİYET VAR

    Afrin’in tamamen bir Kürt şehri olduğunu ve çok az sayıda farklı etnisite ve halklardan insanlar olduğuna dikkat çeken Hamo, “Türkiye oranın demografik nüfusunu değiştirmek için başka yerlerden Arapları oraya getirmeye çalışıyor. Ama bunu yaparken de herhangi bir kurala uymuyorlar. Mesela Türkiye ile birlikte hareket eden çeteci bir grup bir Kürt aileyi yerinden edip para karşılığı bir Arap aileyi yerleştiriyor. Kısa süre sonra başka bir çeteci grup o Arap aileyi de çıkartıp daha fazla para veren başka bir Arap aileyi oraya yerleştiriyor. Tamamen çeteci bir zihniyetle hareket ediyorlar. Hiç kimse evini bir saat bile terk edemiyor çünkü o bir saat içinde tüm ev çeteci güçlerce talan ediliyor” dedi.

     

    AFRİN ZEYTİNİ YAĞMALANIYOR

    Afrin’in tek geçim kaynağının zeytinyağı ve bu Suriye’de üretilen zeytinyağının yüzde 30’una tekabül ettiğini ifade eden Hamo, “Bir zeytin ağacının meyve vermeye başlaması için on yıllık bir emek ve zaman gerekiyor. İşgalden dolayı insanlar hem rahat hareket edemiyorlar, hem de zeytinliklere bakamıyorlar. Ayrıca işgalci militanlar zeytinyağının şehir dışına çıkmasına da izin vermeyip çok ucuz fiyata üreticiden alıp yüksek rakamlarla Türkiye piyasasına sunuyorlar” diye belirtti.

     

    İNSANLAR KAÇIRILIP FİDYE İSTENİYOR

    Afrin’deki Türkiye destekli çetelerin akrabaları yurtdışında olan insanları rehin alıp para istediklerini aktaran Hamo, “Oğlu İngiltere’de olan 70 yaşındaki bir adam kaçırılıp işkence edildiği görüntüleri oğluna gönderiliyor ve kendisinden on bin pound fidye isteniyor. Bu sadece bir örnek, bunun gibi yüzlerce kaçırılma, alıkonulma ve işkence örneği var” diye kaydetti. Afrin’deki grupların cihadist olmadığını çünkü hiç bir kurallarının olmadığını söyleyen Hamo, “Türkiye ile hareket eden bu gruplar eski suçlular, uyuşturucu satıcıları, hırsızlar, yani talancılar topluluğu ve para için yapamayacakları hiç bir şey yoktur.  Türk devletinin de bütün amacı, Kürtleri Afrin’den çıkarıp dışarıdan Arap nüfusunu oraya yerleştirerek Afrin’in demografik yapısını değiştirmek” dedi.

     

    Avukat ve insan hakları aktivisti Dr Azad Dewani ise kendisinin doktorasını yaptığı ‘Terörizmin Söylemsel İnşaası: PKK ve diğer Kürt siyasi hareketlerin Türk resmi devlet söylemindeki yeri ve Kürt meselesine yaklaşımı” adlı tezi ile ilgili bir sunum yaptı. Dr .Dewani ko Afrin ve son işgalden örnekler sundu.

     

  • Londra’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    Londra’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    HİKMET ERDEN

    Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 82. yılında Londra’da düzenlenen kitlesel bir etkinliki ile anıldı. Anmada konuşan HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, “Faşizm zulmünü sürdürmekte kararlı ise bizde direnmekte kararlıyız. Onlar Yezid olmakta kararlıysa biz de Hasan Hüseyin olmakta kararlıyız” dedi.

    Londra Dersimliler Dayanışma Derneği (DERSİM-Der) tarafından düzenlenen bir etkinlikle idam edilişlerinin 82. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı. Gik-Der binasında gerçekleşen anma törenine çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Anma etkinliği kapsamında düzenlenen panele ise HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, Yazar Munzur Çem ve Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil katıldı.  Etkinlik, önce saygı duruşu ardından da Dersim katliamını ve Seyit Rıza’nın tavrını anlatan bir slayt gösterimi ile başladı. Anma etkinliği kapsamında Demokratik Güç Birliği bir açıklama yaparak, özellikle Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına dikkat çekilerek, direniş ve mücadelenin Seyit Rıza’nın direniş ruhu ile sürdüğü vurgulandı.

     

    ‘SİSTEMATİK KATLİAMLAR GELİŞTİRİLDİ’

    Anmada düzenlenen panel de ilk sözü yazar ve tarihçi Munzur Çem aldı. Dersim harekatının sadece Kürtlere yönelik olmadığını Türk olmayan tüm halklara ve kimliklere karşı bir soykırım yok etme politikası uygulandığını vurgulayan Çem, “Önce Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve daha sonra Kürtler katliamdan geçirildi. Bu olay sadece Dersimde değil sistematik bir şekilde katliamların geliştiğini görmekteyiz” diye kaydetti.

     

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının ‘8 milyon Kürt adına sesleniyoruz’ dediklerini hatırlatan Çem, şunları söyledi: “Seyit Rıza ve arkadaşları bir bütün Kürdistan için talepte bulunuyorlar. O dönem bugün ki Rojava sürecine çok benziyor. Ruslar tıpkı bugün ki gibi bir tutum içinde iken ABD ise Rojava’da ansızın Kürtleri bırakmaları gibi Kürtler yanlız bırakıldı.’’

     

    ‘KÖKÜNDEN SÖKECEĞİZ DEDİLER’

    Türkiye’nin kuruluş süreci ve Mustafa Kemal’in Kürtlere bakış açısına da değinen Çem, Şark Islahat Planı ile “TC 1926 yılında Dersim Ali Boğazı’na bir askeri harekat düzenliyor. Bu harekatta bu bölge ‘kangren’ olarak nitelendiriliyor ve kökünden söküp atılması gerektiği söyleniyor. Kürtlerin ıslah edilmesi gerektiğini söyleyerek Şark Islahat Planı’nı devreye koyuyoralar. Bu Kürdistan’a özgü bir yasaldır. Her şeyi Türk soyuna gore yapıyorlar. Kökünden sökmek dedikleri de bu plan ile başlıyor ve soykırım politakası uygulanıyor” diye kaydetti.

     

    ‘MUSTAFA KEMAL’İN İMZASI VAR’

    Dersim 38 silahlı direnişinin 1937 direnişinden daha güçlü olduğunu belirten Çem, Mustafa Kemal’in Dersim soykırımındaki rolüne dikkat çekti. Mustafa Kemal’in Dersim katliamı öncesi “Mustafa Kemal otoriter ve diktatördü. Kürtçeyi yasakladı Kürtleri sürgün ettiren ve altında imzası bulunan kişidir. Onun haberi olmadan sinek bile uçmazdı deyim yerindeyse. Şark Islahat Planı’ndan Dersim soykırımına kadar Mustafa Kemalin imzası vardır. Ordu, Milli Eğitim, Yargı, Polis her şey ona bağlıdır. Bu harekat başta sona kadar Mustafa Kemalin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşiyor” diye ifade etti.

     

    ŞEYH SAİTLERDEN SEYİT RIZALARA..

     

    Çem’in ardından söz alan HDP eski Milletvekili Osman Baydemir ise Şeyh Sait’ten Seyit Rıza’ya büyük bir direniş sergilendiğine dikkat çekerek, “Bu rejim ile baş etmenin yolu ona karşı direnmek ve mücadele etmektir. Bunun yolu da ortaklaşmaktan ve birlikten geçer. Tarih tekerrür ediyor işte. Bugün HDP’nin eşgenel başkanlarından on binlerce Kürde kadar ya zindan da ya sürgünde yada katledildi. Ancak boyun eğdik mi. Hayır eğmedik. Tıpkı Seyit Rıza gibi bu halk boyun eğmeyecek. Seyit Rıza diz çökmedi bizler de diz çökmeyeceğiz” diye kaydetti.

    Artık müzakere ve diyalog zemininin kalmadığını söyleyen Baydemir, “Faşizm zulmünü sürdürmekte kararlı ise bizde direnmekte kararlıyız. Onlar Yezid olmakta kararlıysa biz de Hasan Hüseyin olmakta kararlıyız. Şeyh Sait ve Seyit Rızaların torunlarıyız. Aynı davanın neferleriyiz. Özgürlüğün neferleriyiz” dedi.

     

    ‘SEYİT RIZALARA SAHİP ÇIKACAĞIZ’

    Baydemir’in ardından söz alan Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil, “Mevcut rejimin Aleviler de olsa Kürtler de olsa farklı kimlik ve kültürleri ortadan kaldırılmaya çalışıldığına dikkat çekti. Dersim katliamı sırasında Türk olmayan hangi kimlik olursa olsun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurgulayan Erbil, “Bakın bugün Vatan Partisi denilen bir partinin başındakiler, iktidara gelmeleri halinde ilk işlerinin Seyit Rıza’nın Dersimdeki anıtını yıkacağını vaat ediyor. Nasıl bir nefret ve kinle baktıklarını bize gösterdiği kadar hala Seyit Rıza ve onun ardıllarından nasıl korktuklarını da bize gösteriyor. Dün Seyit Rıza ve arkadaşlarını asarak ortadan kaldırdığını düşünenler bugün devrimci, muhalif, demokrat ve özelde Kürtleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Bizler ise bu katliamlara baskılara karşı daha fazla Seyit Rızalara sahip çıkacağız. Onların yolunda ilerleyeceğiz” diye söyledi. Rojava işgali ve orada yaşanan direnişe değinen Erbil, Rojava’da İŞİD ve El Nusra çeteleri ile birlikte Kürtlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurguladı.

    Panelin ardından ise Alevi kültüründe yer alan Lokmalar dağıtılırken, deyişler söylendi. Anma etkinliği son olarak müzik dinletisi ile sona erdi.

     

  • İsrafil Erbil bir kez daha BAF Başkanlığı’na seçildi seçildi

    İsrafil Erbil bir kez daha BAF Başkanlığı’na seçildi seçildi

     

    LONDRA-Britanya Alevi Federasyonu 4. Genel Kurulu Londra merkez binasında gerçekleşti. Genel Kurulda yapılan seçimler de mevcut başkan İsrafil Erbil bir kez daha Başkanlığı’na seçildi.

     

    Alevilerin Britanya’daki önemli kurumlarından biri olan ve çatı örgütü olarak bilinen Britanya Alevi Federsayonu 4. Genel Kurulu gerçekleşti. Enfield’te bulunan BAF Konferans Salonu’nda yapılan Genel Kurul’a çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra delegeler ve yüzlerce üye katıldı. Saygı duruşu ve divan seçimi ile başlayan Genel Kurul’da, ilk olarak Alevi dedesi Ali Dereli söz aldı. Dereli, Alevilerin en önemli sorunun asimile olmaları olduğuna dikkat çekerek, özellikle kendi inanış ve kültürlerinin giderek aşınmasına dikkat çekti. Dereli, asimilasyona karşı kültürlerini ve inanışlarını korumalarının ve geliştirmeleri gerektiğinin altını çizdi. İnanç gruplarının oluşturulmasını gerektiğinin altını çizen Dereli, “İnançsal hizmetleri sazımız, sözümüz ve muhabbetimizle kitlelere ulaştırmalıyız. İnancımızı bu şekilde yaşatmalıyız. Köy ve yöre derneklerin de bu inancımızı geliştirmeliyiz. Derneklerde kağıt oyunları oynamak yerine inançlarımızı kültürümüzü yaşatıp geliştirmeliyiz” diye kaydetti.

     

    ‘BİR HAYALİMİZ VAR’

    Dereli’nin ardından Tokat Alevileri yöresel elbiseleri ile yaptıkları Semah büyük beğeni aldı. Semahın ardından BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil bir konuşma yaptı.

    “Bir davamız var. Bu davayı ileriye taşıyabilmek için bir hayalimiz var” diyen İsrafil Erbil,  “Bu hayalleri gerçekleştirdiğimizde de bir hedefimiz var. Dünyanın tamamını Alevi yapmak için uğraşmıyoruz. Ama dünyanın tamamına Alevilik vardır Alevilik haktır. Aleviler de bu dünyada bu topraklar da herkesle birlikte yaşıyor olduklarını bilmelerini istiyoruz” dedi. Ortadoğu da yaşanan gericiliğe dikkat çeken Erbil, “Sevgi bizim dinimiz başka dine inanmayız. Ama Ortadoğu da petrol için varım petrolün dışındakiler için canı cehenneme diyenler ile ister istemez düşman oluyoruz. Biz bu nedenle dosta düşmana karşı tüm canlara karşı bu toplulukun olduğunu ve haklarının olduğunu söylemek yapmak gibi bir hayalimiz var” dedi.

     

    ‘EŞİKTEKİ VE DÖŞEKTEKİ EŞİTTİR’

    Herkese eşit yaklaştıklarını ifade eden Erbil, şunları söyledi: “Eşikteki ve döşekteki eşittir. Kimi cemevimiz de on aile kiminde yüz aile var. Biz hepsini eşit görerek hepsini bir çatı altında buluşturduk. Tekleştirmek gibi bir derdimiz olmaz. Birleştirmektir derdimiz. Birleşmek ve birlik cemlerimizin vazgeçilmezidir.” Aleviler hala yok sayılan bir halk ve topluluk olduğuna dikkat çeken, Erbil, resmi akıl resmi vijdanın Alevileri hala dıştaladığın ve bunu topluma sirayet ettirmeye çalıştığını söyledi. Geçmişte çocuklarına zarar gelmesin diye bazılarının Aleviliklerini gizlemek zorunda kaldığına değinen Erbil, “Bir millet devletinden daha gerici ve faşistse o milletten korkun. 15 Temmuz darbe gösterisinde bizler kafa kesmelere şahit olduk. Biz Elbistan da buna itiraz ettiğimiz de bizim milletimiz dediğimiz insanlar bize önce saldırdı. Bu gerçeği görmek zorundayız. Bunu görmeden önümüze hangi davayı hangi hayali koyabiliriz. Kendi kimliğini inkar etmek zorunda kalınıyorsa en küçük bir itiraz bile edilemiyorsa bu nasıl bi durum ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” diye ifade etti. Uyuşturucu ve çetelere karşı projeler geliştirmeleri gerektiğini kaydeden Erbil, BAF’ın Enfield bölgesinde yapmayı planladığı içerisinde Cem Evi, spor ve kültür tesislerinin de bulunduğu kompleks projesini mimarlar eşliğinde delegelere anlattı.

     

    İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

    Erbil’in ardından Genel Kurul misafiri olan İşçi Partisi Kuzey Enfield Milletvekili Adayı Feryal Clark Demir bir konuşma yaptı. Demir, yaptığı konuşma da seçim sürecine değinerek, herkesin seçimler de oy kullanmak için seçmen kayıtlarını yapmasını istedi. Demir’in ardından komisyonların faaliyet, mali ve denetleme  raporları okundu. Zaman zaman tartışmaların yaşandığı Genel Kurul’da son olarak seçime gidildi. Yapılan seçimler sonucunda Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanlığı’na bir kez daha İsrafil Erbil seçildi. Genel Kurul seçimleri ile yeni Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulları da seçildi.