Kampın girişindeki köprünün altında yazılı ‘Hiç kimse bu şekilde yaşamayı haketmiyor’ cümlesi daha kampa girmeden size ne ile karşılaşacağınızı anlatıyor.
Avrupa’nın göbeğinde vahşi ormanın (the jungle) ortasında derme çatma çadırlarda umut nöbetinde olan binlerce kadın, çocuk ve genç. Kendilerinin deyimiyle hiç kimsenin bu koşullarda yaşamayı hak etmediği bir yer.
Fransa’nın liman kenti Calais’te İngiltere’ye geçebilmek için kayıtsız kamp alanında bekleyen kayıtsız insanlar.
Hiçbir yere ait değiller.
Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü, ölüm, yıkım, siyasi ve sosyal istikrarsızlığın hakim olduğu ülkelerden gelip umudu, kendi ülkelerindeki sorunların anası olan Avrupa’da arayan insanlar, aylardır o kötü koşullarda yaşam savaşı veriyor.
Londra’da faaliyet gösteren Kürt-Türk Toplum Merkezi-Day-Mer’in bir süredir yürüttüğü kampanya çerçevesinde toplanılan yardımların yerine ulaşılması için Calais’e giden grupla beraber biz de Calais’i ziyaret ettik.
Çadırdan bir ‘şehir’. Ve o şehrin çamurlu sokaklarından yürürken gözlerine bakmaya utandığımız binlerce bakış. Afgan’ı, Eritrelisi, Arabı, Farsı ve Kürdü, hepsinin kaderi de, bakışları da, umutları da bir birine çok benziyor. 5 binden fazla insan İngiltere’ye geçebilmek için kimisi 8 aydır, kimisi üç aydır o yaşanmaz koşullarda yaşam savaşı veriyor.
Hepsi ayları bulan yolculuktan sonra buraya varmış. Birçoğu Akdeniz sularında arkadaşlarının cansız bedenlerini geride bırakarak yolculuklarına devam etmiş.
Bekleyiş beklediklerinden çok daha uzun sürünce, o koşullarda bir yaşam kurmaya başlamışlar. İçlerinde her meslek grubundan insanlar da bulunuyor. Kimisi bakkaliye açmış, kimisi restorant, kimisi dişçi, kimisi cafe hatta kimisi de otel açmış. Evet, vahşi ormandaki çadırdan kentte bir otel var. Kamp alanına yeni varan insanlardan bazılarının ilk kaldığı yer.
Ziyaret ettiğimiz Cumartesi günü kamptakilerin hepsinde tedirginlik vardı. Fransa devletinin kampı boşaltmak için saldırı hazırlığında olduklarını duymuşlardı. Ve ziyaretimizden bir gün sonra da saldırı başladı. Çadırları boşaltmaya çalışan yüzlerce Fransız polisi gaz bombalarıyla, büyük iş makinalarıyla hem saldırıyor, hem de kendilerine yuva olan çadırları yerle bir ediyordu. Saldırılar bugün de halen devam ediyor.
Fransız polisi kampa Kürtlerin kaldığı bölgeye saldırmakla başladı
Fransa devleti, İngiltere’nin de baskılarıyla kamp alanını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunun için o insanlara, kampın yan tarafında demir konteynırlardan yapılan bin kişilik alana geçmesi ya da Fransa’da iltica başvurusu yapması isteniyor. Oradakiler de ne o demir konteynırlara geçmek istiyor, ne de Fransa’da iltica etmek. Hepsinin ortak amacı İngiltere’ye geçebilmek.
İngiltere hükümeti bizim hakkımızda ne düşünüyor?
Ziyaret ettiğimiz bir kaç çadırdan sorulan soruların başında geliyor. Biz daha sormadan onlar İngiltere’nin kendileri için ne düşündüğünü, acaba kapıları açıp açmayacaklarını merak ediyorlar.
İngiltere başbakanının kendileri için ‘bir avuç göçmen’ dediğini ve amaçlarının sadece manş tünelindeki güvenliği artırmak olduğu söyleyemiyoruz. Çünkü çoğunu orada yaşatan tek şey Umut! Ve bir gün İngiltere hükümetinin kendilerine İNSAN gözüyle bakacağını ve vijdanlarının bu duruma daha fazla izin vermeyip kapıları kendilerine açacağını düşünüyor birçoğu. Evet ‘size kapıları açmayacaklar’ diyemedik maalesef.
Kampta 500’den fazla Güney Kürdistanlı var
Kürdün bitmeyen çilesi…
Kampa ilk vardığımızda küçük tepenin üzerinden kampa baktığında gözümüze ilk olarak kampın üzerinde dalgalanan üç tane Kürdistan bayrağını görüyoruz. Evet koca kamp alanında bir tek Kürtler bayrak açmış. Kampın her yerinden görebildiğimiz bayrakların iki tanesi en kuzeyde, bir tanesi de tam tersi tarafta. Kuzeyde kalanların hepsi Güney Kürdistanlı (Irak), kampın güneyinde dalgalanan bayrağın olduğu bölgede de sayıları çok az olan Rojavalı (Suriye).
Ailelerimiz bizleri bu halde görmesin!
Kürdistan bayrağının dalgalandığı büyük çadır Güney Kürdistanlı gençlerle dolu. Misafirperverliklerinden nerde olursa olsun ödün vermeyen Kürtler orada da çay ve kahve ikram ediyorlar bize. Ordakilerin büyük bir bölümü gençlerden oluşuyor. Sohbet ederken çekim yapıp yapamayacağımızı sorduğumuzda, ‘ailelerimiz bizleri bu halde görmesinler’ diyerek red ediyorlar.
Sayıları 500’den fazla olan Güney Kürdistanlılar uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra kampa varmışlar. İçlerinde polis, öğretmen, şoför gibi değişik meslek gruplarından insanlar bulunuyor.
Peki küçük Dubai yolunda hızla ilerleyen Güney Kürdistan’dan neden kaçıyor bu gençler?
Daha bir yıl öncesine kadar tersine göç yaşanırken ve Avrupa’dan binlerce gencin Güney Kürdistan’a dönüş yaparken, ne oldu da bu gençler şuan bu koşullarda yaşamayı kabullenmiş? Siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş, yolsuzluk, güvenlik tehdidi gibi cevaplar alıyoruz hepsinden.
Aralarında Hewler, Suleymaniye, Duhok, Zaxo, Kerkük, Maxmurdan insanlar var. Kimisi Daiş saldırdığında kaçmış, kimisi öncesinden, kimisi de sonrasından. Güney Kürdistan’ın geleceğine umutsuz yaklaşan bu insanlar böylece umut yolculuğuna çıkmış.
Kürdistan’da bize gelecek yok!
Dana, 35’li yaşlarda. Gerisinde polislik mesleğini ve ailesini bırakarak çıkmış. Süleymaniyeli Dana, ‘Kürdistan’da bize gelecek yok’ diyor.
4 çocuğu ve eşiyle 4 aydır kampta bekleyen Feyyaz ise ‘burada insanlıktan çıktık’ diyor. Kürdistan’da kamyon şoförü olan Feyyaz, çocuklarına daha iyi bir gelecek kurmak için, çocuklarına 4 aydır cehennemi yaşatıyor. O soğuk ormanda laylondan çadırlarda 4 çocuğuyla yaşam savaşı veren Feyyaz İngiltere’ye geçmek için bekliyor. Neden İngiltere? ‘Sosyal devlet, iş bulma koşulları, eğitim koşulları daha iyi…..’.
Kucağında 10 aylık çocuğuyla çadırın kapısında bekleyen Feyyaz’ın eşi, geride bıraktıklarını özlediğini söylüyor. Kamp koşulları kadınlar için çok daha zor. Çadırlarından hemen hemen hiç çıkmıyorlar. ‘Daha iyi bir yaşam için çıktık yola, şimdiki durumumuza bir bak. İnsanlıktan çıktık burada.’ diyor titreyen sesiyle.
Dünyayı düşünorum.. Umarım herkes eşit bir şekilde muamele görür..
Umudu diri tutanlar…
19 yaşındaki Fuad doğuştan özürlü. Deynekleriyle iki aylık yolculuktan sonra kampa varmış. Türkiye, Yunanistan, Sırbistan, Macaristan, Avusturya… denizden, ormanlardan o deyneklerle Calais’e varmış. Bir arkadaşıyla bir tane karavan gibi bir yerde kalıyor. Karavanı diğer çadırlara göre çok daha konforlu. Yüzü gülüyor, umutsuz değil. Buraya kadar vardım, 1 kilometre sonrası İngiltere, elbet geçeceğim bir gün’ diyor Fuad.
Kobaneli Doktor!
Kampın güneyinde dalgalanan Kürdistan bayrağına doğru gidiyoruz. Bir çadırın içerisinde yumurta pişirmiş yiyen 4 genç. En küçüğü 16, en büyüğü 35 yaşında. 35 yaşındaki Ahmed Kobaneli, doktormuş kendisi. Daiş saldırılarının yaşandığı günden bu yana yollarda. Uzun bir süre Türkiye’de kalmış. Daha sonra 1 aylık yolculuktan sonra Calais’e varmış. 3 aydır da Calais’te bekliyor. Neden İngiltere sorusuna; ‘Eğitim daha iyi, bir de ben İngilizce biliyorum, başka bir ülke de yeniden dil öğrenmek istemiyorum.’ Ahmed kendisine bir ay daha zaman vermiş. Bu bir aylık zaman içerisinde geçemezse Almanya’ya istemeyerek te olsa gidecek.
Kamptaki Rojavalı sayısı 20 civarında. Çok sayıda Arap olsa da Suriyeli Kürtler çok fazla oraya gelmeyi tercih etmiyor.
Her hafta tekrarlanan başarısız denemeler!
Kampta bekleyenlerin bazıları ‘Uluslararası toplum bize çare bulur, İngiltere bize kapıları açar’ diye sadece beklerken, bir kısmı her hafta bir deneme yapıyor. Özellikle İngiltere’ye geçen kamyonlar üzerinden yapılan denemelerin yüzde 85’i sonuçsuz kalıyor. İnsan kaçakçılarının da yoğun çalışmaları var kampta. Kişi başı 8 bin sterlin alan çeteler kendilerine İngiltere garantisi veriyor.
Bu yazıyı yazdığımız saatlerde Fransız polisin saldırıları devam ediyor. Boşaltma işlemi kampın en kuzeyinden, yani Kürtlerin olduğu bölgeden başlamış durumda. Daha iki gün önce ziyaret ettiğimiz çadırların çoğunun alevler altındaki görüntüleri sosyal medyaya düşüyor.
Avrupa’nın göbeğinde bir utanç sembolüdür artık Calais.
Makedonya polisi, Yunanistan ile Macaristan sınırı arasındaki bariyeri geçmeye çalışan Suriye ve Iraklı mültecilere karşı gazlı müdahalede bulundu.
İdemoni sınır noktasında yaklaşık 300 kişilik bir mülteci grubu, sınır bariyerini zorladı. Önce Yunan polis kordonunu zorlayan mülteciler daha sonra demiryolunu işgal etti ve Makedonya sınırında dikenli tellerle kurulan bir kısım bariyeri kırdı.
Makedon polisler mültecilerin sınırı geçmesini engellemek için gazlarla müdahalede bulundu.
Mülteciler müdahale karşısında geri çekilirken, çok sayıda çocuk gazdan etkilenerek, tedavi edildi. Alanda bulunan Dünya Sağlık Örgütü’ne göre aralarında çok sayıda çocuğun bulunduğu en az 30 kişi sağlık yardımı istedi.
Toplamda 7 bini aşkın göçmen ve mültecinin mahsur kaldığı İdomeni sınır kapısında durum çok gergin. Bu mağduriyet, Makedonya, Balkan ülkeleri ve Avrupa Birliği’nin kendi topraklarına alacakları göçmenlere sınırlama getirmesinden kaynaklanıyor. Tüm Pazar günü boyunca Makedonya topraklarına neredeyse hiçbir göçmenin geçişine onay verilmedi. Ancak Pazartesi sabah erken saatlerde 300 dolayında Iraklı ve Suriyeli mülteci sınırı sonunda geçmeyi başardı.
Dünya Sağlık Örgütü, sınırda mahsur kalan 7 bini aşkın kişinin yüzde 40’ının kadın ve çocuklardan oluştuğunu belirtti. Alanda iki çadır kampı kurulmuşa ancak, mülteci sayısı kampların kapasitesinden dört kat daha fazla. Bu nedenle çok sayıda kişi arazide uyumak zorunda kalıyor.
AVUSTURYA: KİMSEDEN DERS ALACAK DURUMDA DEĞİLİZ
Öte yandan mülteci politikasını sertleştiren Avusturya’dan da Berlin ve Atina’ya sert bir tepki geldi. Avusturya İçişleri Bakanı Johanna Mikl-Leitner yaptığı açıklamada göçmen krizi konusunda hiç kimseden ders almayacaklarını söyledi.
Hristiyan demokrat Bakan Mikl-Leitner, APA ajansına yaptığı açıklamada, “Kimseden ders alacak değiliz” dedi.
Yunanlı yetkililer kendi ülkelerinde sıkışan mülteciler için Avusturya’yı eleştirirken Alman Başbakan Angela Merkel de, Avusturya ve komşu Balkan ülkelerinin göç akışını keyfi bir şekilde sınırlandırdığı tepkisinde bulunmuştu.
Mikl-Leitner, Almanya’nın da Aralık ayından itibaren Avusturya ile olan sınırında filtreleme tedbirleri aldığını hatırlattı.
Avusturya İçişleri Bakanı Almanya’nın, 1 Ocak’tan bu yana 6 bini aşkın göçmeni Avusturya’ya geri gönderdiğine dikkat çekti.
Yunanistan hükümeti Pazar günü yaptığı bir açıklamada kendi topraklarında mahsur kalan göçmen ve mültecilerin Mart ayında üçe katlanarak 70 bine çıkacağı uyarısında bulundu. Viyana ve Balkan ülkelerinin göçmenlere uyguladığı kota nedeniyle, geçişler yapılamıyor.
Avusturya İçişleri bakanı, “Öyle görünüyor ki bazıları açısından Avrupai çözüm, herkesin Avusturya’ya çıkmasıdır. Göç akışını frenlemeye devam edeceğiz ve biz bunu Almanya için de yapıyoruz” diye tepki gösterdi.
Avusturya, 19 Şubat günü kendi topraklarına mülteci girişini günde 80 ilticacı ile sınırladı. Diğer bir ifadeyle yılda potansiyel olarak 1,2 milyon kişinin geçişine izin verilecek. Ancak bu kotaya şu ana kadar doldurulamadı. Viyana yönetimi, geçen yıl 90 bin ilticacıyı kabul etti. Bu da Avusturya nüfusunun yüzde 1’ine denk geliyor.
Fransa’nın Calais liman kentindeki mülteci krizine yönelik çalışmalarına aralıksız devam eden Day-Mer, geçtiğimiz hafta sonu ‘the Jungle’da idi.
Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy
Ayrıca The Jungle’daki Calais valiliğinin mahkeme kararı ile başlattığı kampın güney bölümünü kapsayan ve yaklaşık 1000 mülteciyi olumsuz etkileyecek yıkım işlemlerinde son gelişmeleride değerlendirdik. haberimizi yayınladığımız şu sıralarda Calais Jungle kampında sıcak dakikalar yaşanıyor.
Yaklaşık 30 polis aracının bölgeyi sardığı, sayısız Fransız polisinin kampta hazır beklediği ve kampın güney bölümündeki çadırlardan yaklaşık 20 tanesinin yerlebir edildiği bilgisine ulaştık. Ayrıca sosyal medyada yayınlanan görüntülerde polisin kampa gaz bombaları ile saldırdığıda açıkca görülüyor.
Britanya ile Fransa arasındaki mülteci krizi Calais liman kentindeki kamp nifusunun giderek artması ile de git gide çıkmaza giriyor. Geçtiğimiz haftalarda İngiliz mahkemesinde alınan kararlar, fransız hükümetinin kampı kaldırmaya yönelik çalışmaları yine Fransız mahkemesinin kamp ile ilgili kararının yanısıra ‘the jungle’da yaşanan insanlık dramı ile gündemden düşmeyen kamp ayrıca İngiliz yardım kurumları ve gönüllüleri ile uzun süre Avrupa’nın ortasındaki ‘insanlık ayıbı’ olarak kalacağa benziyor.
Özellikle son 1 yıl içerisinde çok önemli gelişmelerin yanında, sayısız ölüm, polis saldırısı ve insan hakları boyutuyla sık sık başlıklara taşınan ‘the Jugle’ (Orman mülteci kampı) son olarak İngiliz işçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in ziyareti ile gündeme gelmişti.
Corbyn’in ziyareti ile İngiltereye geçme umutları ikiye katlanan mülteciler son günlerde ise Fransız hükümetinin ve polisinin baskıları karşısında direniyor. İngiliz aktivistler ve İngiltere’den Calais’deki mültecilere yardım eli uzatan Care4Calais ile CalAid günüllüleri kampta 7 gün 24 saat çalışmalar yürüterek, yardıma muhtaç insanların daha ‘yaşanır’ koşullarda kampta zaman geçirmelerini sağlamak üzere büyük çaba gösteriyor.
THE JUNGLE’DA SON DURUM
İngiltere’nin mahkeme kararının ardında şok bir mahkeme kararı ile de Fransa son günlerde kampın bir bölümünün kaldırılıp taşınmasına yönelik olumsuz kararını uygulamaya çalıştığı sırada yine Fransa’daki gönüllülerin Fransız mahkemesinde başlattığı karşıt dava ile şuanda adeta Kamp üzerinde deyim yerindeyse bir politik ve yasal kriz yaşanıyor.
Fransa’da uzun süredir tartışmaya neden olan Calais mülteci kampının güney tarafı boşaltılmaya başlandı.
Valiliğin tahliye kararının mahkeme tarafından uygun bulunmasının ardından kampa güvenlik gücü gönderildi. Bu gelişmenin ardından bölgede yıkım da başladı. Valiliğin hijyen gerekçesi ile kapatılmasına karar verdiği kampta 26 Şubat tarihli mahkeme kararı ile kampın sadece güney bölümündeki ‘planlı yıkım’ işlemleri dün 29 Şubat itibariyle hızlandırıldı. Fransız polisi kampa gaz bombaları atarak kalabalığı dağııp bölgeden uzaklaştırarak belediye görevlilerinin yıkıma devam etmesi için çalışıyor.
İngiltere’de de yıkıma tepkiler yükseliyor. Yıkım işlemlerinin başlaması ile Londra’da bulunan aktivistler başbakanlık önünde bu gece büyük bir eyleme hazırlanıyor.
fotoğraf AFP arşiv, daha önceki yıkım girişiminden
Geçtiğimiz gün Fransız mahkemesinin ‘kampın büyük bir bölümü tahliye edilecek’ kararı ile Fransız polisi , çadırlara yetkililer göndererek mültecilerin birinci seçenek olarak Fransaya iltica başvurusu yapmalarını böylelikle onlara kalacak yer tahsis edileceğini, ikinci olarak ise kampa önceden yerleştirilen konteynerlere ikamet için geçmeleri gerektiği ve son olarak ise bölgeyi terketme seçenekleri olduğu yönünde baskı uygularken, gönüllülerin açtığı Fransız mahkemesindeki karşıt dava ise halen devam ediyor.
İki ayrı davanın uzaması neticesinde ve yine sayısız basın mensubunun kamp ve kamp çevresinde beklemesi ile Fransa hkümeti yıkım işlemlerine başlamıştır. Fakat kampın tamamıyla ilgili bir yıkım kararı mahkemeden çıkmamıştır. Ayrıca yıkıma karşı dava da devam etmektedir.
DAY-MER ÖNEMLİ ÇALIŞMALARINA DEVAM EDİYOR
İngiltere’de yaşam sürdüren toplumumuzun da sayısız dernek, kurum ve kuruluşu mevcut iken, Avrupa’nın ‘insanlık ayıbı’ Calais’e yönelik yaptığı çalışmalar ile Day-Mer farkını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl Kasım ayından buyana başlattığı kış dönemi yardım kampanyasının yanısıra ‘the Jungle’ın politik kriz boyutuna yönelik lobi çallışmalarınıda eş zamanlı yürüten Day-Mer, uygulamaya koyduğu Calais Dayanışma Komitesi ile daha çok önemli boyutta yardımı oraya götürüp adından söz ettirecek görünüyor.
Day-Mer’in Calais yararına düzenlediği sergiden 2.500 Pound bağış toplandı
Yaklaşık 5 aylık süreçte 3 defa ‘the Jungle’ı hazırladığı delegasyonlar ile ziyaret eden ve her defasında tonlarca yardımı bölgeye ulaştıran Day-Mer son olarak düzenlediği Calais konulu fotoğraf sergisi ile başlayan kampanyanın yardımlarını kampa ulaştırdı. Düzenlenen kampanyada, öncelikle gerçekleştirilen fotoğraf sergisinde 2 Bin 500 Sterlin’lik bir gelir elde edilirken eş zamanlı ve 2 hafta boyunca devam eden yardım toplama kampanyasında ise 2 kamyon eşya mülteciler için toplandı.
YARDIM ‘JUNGLE’A ULAŞTIRILDI
Oluşuturduğu Calais Dayanışma Komitesi ile delegasyonlar hazırlayarak ü.üncü kere Calais’i ziyarete giderek yardım götüren Day-Mer, delegasyonlarda yer verdiği belediye meclis üyeleri, kurum ve kuruluş yöneticilerinin yanısıra parlamentoda milletvekillerine yönelik bilgilendirme toplantıları ile özel yazışmalarıyla da lobi çalışmalarına ayrıca devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta yardım kampanyasını düzenlediği fotoğraf sergisi ile hızlandıran Day-Mer komisyon yetkilileri, sergiden elde edilen yaklaşık 2 Bin 500 Sterlin’e ek olarak yaklaşık 4 tonluk gıda ve giyecek eşyaları ile toplanan bağışlarla da birlikte Bin 700 Sterlin’lik nakit yardımı bölgeye ulaştırdı. Jungle’da yasal çalışmalar yürüten Care4Calais gönüllüler kurumuna Bin 700 Sterlinlik yardım teslim edilirken, yine Care4Calais’in sorumluluğundaki yardım deposuna da 2 van ve 1 otobus bagajı dolusu yardım da teslim edildi.
Fotoğraf sergisinden elde edilen gelirin bir bölümü ile taze yiyecekler de satın alınıp bölgede yardımları dağıtan depo ya teslim edildi.
GÖNÜLLÜLER GÜN BOYU KAMP VE DEPODA ÇALIŞMA YÜRÜTTÜ
Calais Dayanışma Komitesinin organize ettiği kamp ziyaretleri ve yardım ulaştırma çalışmalarında hem kamptaki insanlık dramını yerinde inceleme adına hem de duyarlılıı artırmak adına Day-Mer yetkilileri yardımları oluşturduğu delegasyonlar ile bölgeye ulaştırıyor. Şimdiye kadar 3 kere oluşturulan delegasyonlarda gazeteciler, dernek yöneticieri, kurum temsilcileri, sendika yöneticileri, siyasetciler ve yerel yönetimlerden isimleri de bünyasine katmayı başaran Day-Mer delegasyon üyelerinin de ziyaret esnasında bölgede çalışma yürütmesine yardımcı oluyor.
Care4Calais sorumluluğundaki ve kampa yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki erzak ve kıyafet deposunda toplanan yardımların indirilip ayrıştırılması ve düzenlenmesi ile kampa gönderilecek van araçların organizasyonunda bölgedeki gönüllüler ile birlikte çalışan delegasyon üyeleri böylelikle kampı sadece gezip görmenin yanında çalışmalar da yürüterek katkıda bulnuyorlar.
Londra’da bulunan Londra Toplum Merkezindeki binasından harekete geçen Day-Mer delegasyonu komisyon üyeleri ile beraber, sabah erken saatler de ‘the Jungle’a varmasının ardından yaklaşık 1 buçuk saat kampta gözlemler yaptı. Ardından kamp yakınındaki depoya giden delegaston gün boyu buradaki çalışmalara destek sağlayarak katkıda bulundu.
CALAİS İÇİN DEV BİR AİLE
Day-Mer Calais’e sadece yardım götürme amaçlı çalışmalar yürütmüyor. Özellikle İngiltere içerisinde bölgeye yönelik duyarlılığın artırılması ve politik krizin mülteciler yararına neticelenmesine yönelik çalışmalar da yürütürken, 3 kez düzenlenen ziyaret ile oluşturulan delegasyonlarda, yaklaşık 100 kişi bölgeye götürlüdü. Ayrıca sergi ve toplantılar ilede yüzlerce vatandaşa ulaşıp konu ile ilgili bilgileri sunan Day-Mer, Calais liman kentindeki mülteclere yönelik çalışmalar yürüten duyarlı ve büyük bir aie oluşturdu.
Ekip çalışmaları ile organize edilen yardım kampanyaları ve yardımların bölgeye ulaştırılmasındaki profesyonel organizasyon ile yine bölgedeki çalışmalara emek boyutuyla da destek sunan sayısız delegasyon üyesi, Day-Mer’in çalışmalarını onaylayarak destek sunmaya devam ediyor.
DIDIF KARDEŞ KURUMUNDAN DA DESTEK
Fransa’da faaliyetlerine devam edne ve Day-meri’in kardeş kurumu olarak nitelendirilen DIDF’de ayni gün Fransa’da topladığı 2 van araçlık yardımı kampa getirerek, Day-Mer yetkilileri ile beraber depoya teslim ederek yerleştirilmesinde yardımcı oldu.
15 kişilik bir kadro ile bölgeye dayanışma amaçlı desteğe gelen DIDF yetkilileri de bölgedeki çalışmalara katılarak, Fransa’da daha fazla duyarlılık artırmaya yönelik çalışmalar yaacaklarını belirtti.
YARDIMLAR KIŞLIK KIYAFET VE YİYECEK
Day-Mer’in kardeş kuruluşu DIDF ile beraber bölgeye hafta sonu ulaştırdığı yardımlarda battaniye, yorgan, monti yünlü kıyafetler, ayakkabılar, çizmeler, çadır ve çadır yapımında kullanılacak malzemeler, hijyen malzemeleri ile kuru yiyeceklerin yanısıra yüzlerce kutu hazır yemek de depoya teslim edildi.
Kamptaki aşırı soğuk ve yağmur nedeniyle ençok gerekli malzemeler listesinin başında kıyafetler ve yine yardımların azlığı nedeniyle yemek ihtiyacına büyük katkıda bulunan Day-Mer, kış dönemindeki çalışmalarını kamptaki ihtiyaçlara yönelik hazırladı.
CALAİS ACILARIN VE UMUDUN BİRLEŞTİĞİ NOKTA OLMAYA DEVAM EDİYOR
Daha önceden de Avrupanın bu insanlık ayıbına yönelik sayısız haber ve fotoğraf hazırladığımız esnada hep belirttiğimiz gibi, yaşanan savaşlar nedeniyle Avrupanın da mülteci krizi giderek büyüyor.
Afgan, Iraklı Kürtler, Filistinliler,Nijeryalılar Rojava’lıların coğrafyadaki savaştan kaynaklı ülkelerini terk etmesi ile Britanya’ya geçme umudunun kesiştiği nokta Fransanın Calais liman kentindeki The Jungle mülteci kampında, açlık , susuzluk ve soğuk ile boğuşan mülteciler ölüm olayları ve Fransız polisinin insanlık dışı uygulamalarıylada yüzleşti.
Herşeye rağmen daha güzel yarınlar, iş ve ekonomik gelir umuduyla bir çok dilden, din ve ırktan insanın buluşma yeri Calais tarihte Avrupanın kanayan yarası olarak yerini aldı.
DAY-MER YETKİLİLERİ ZİYARET VE YARDIM KAMPANYASI İLE İLGİLİ NE DEDİ?
Kış dönemindeki the Jungle’a yönelik yardım çalışmalarına hız veren Daymer Yetkililerinden ve Calais Dayanışma Komitesi sorumlularından Zübeyde Aydemir ve Çınar altun gazetemize haftasonu düzenlenen ziyarette birer de demeç vererek hem izlenimlerini hemde çalışmalarına yönelik bilgileri paylaştı.
Zübeyde Aydemir
“Bu Calais’e üçüncü gidişimiz. İki ay aralıklarla bölgeye gittik ve her gidişimizde değişik katılımcılarla oluşturduğumuz delegasyonlarla gittik. Vardığımızda bizi bekleyen mülteci kampındaki değişiklikler son seferemize göre çok daha büyüktü.
İlk ziyaretimizde DayMer’den küçük bir delegasyonla gitmiştik. İkinci ziyaretimizde değişik Türk ve Kürt toplum kurumlarından katılımcılarla bölgeye gitmiştik. Son gidişimizde ise Calais ile dayanışma sergimize gelen, etkilenen bir şekilde mültecilerin haklarını savunan sınırların açılmasını savunan sıradan duyarlı, yerli halktan ve üyelerimizden 33 kişiyle gittik. Aynı zamanda Fransa’daki kardeş örgütümüz DİDİF’den de 15 kadar arkadaşımız da bize katıldılar.
Kısaca kamp alanını gezdikten sonra 60 kişiye yakın bir ekip yardım deposunda götürdüğümüz 4 van dolusu yiyecek ağırlıklı malzemelerin ayıklanmasına yardımcı olduk. Ayrıca 1700 sterlin topladığımız maddi yardımı da Care4Calis Vakfına teslim ettik.
Son ziyaretimizde bariz olan, çadırlardan daha çok insanların artık kafalarının üzerinde çatı diyebilecekleri şeklinde küçük tek gözlü odalar kurulmuştu. Daha önce çamur deryasında yürüdüğümüz koridorlara çakıl taşları atılmış, bir şekilde çamur ve yağmur suyu kontrol edilmeye çalışılmış. Restoranları, kuaför dükkanı, bakkalları, camisi, kilisesi ve hatta bir grup çocuğun ders yaptığı okulu ziyaret ettme fırsatım da oldu. Sergimize katılan çocukların yazmış oldukları barış ve dayanışma mesajları içeren kartlarını da bilhassa iletebildim.
Bütün bu manzaradan çıkardığım sonuç mülteciler İngiltere’ye gelmenin zorluğunu kanıksamış durumdalar. Mümkün olduğu kadar “normal” bir yaşamı devam ettirmeye çalışıyorlar.
Bir diğer taraftan da Fransız ve İngiliz hükümetlerinin şiddetinin dozajıda artmış durumda. Mültecilere gözdağı vererek, yıldırarak ve sınırları kapatarak orada dağıtmaya çalışıyorlar. Orada uzun süredir gönüllü çalışanların anlattıkları çok korkunç hikayeleri dinledik, örneğin tek başına buldukları mültecileri kemikleri kırılana kadar döven faşistlerin sokakları gezdikleri anlatıldı.
Sınırı geçmek için geceleri tırlara atlarken yakalanan mültecileri polisin saatlerce uzaktaki karakollara götürüp daha sonra sokağa bırakıldıkları anlatıldı. Böyle bir kampta yaşamanın kendisinin eziyet olduğu yetmiyormuş gibi gerek faşistler gerek polis tarafından gündelik tacize mülteciler maruz kalıyorlar.
Burada bize düşen bireyler boyutunda yardımlarınızı esirgemememiş, duyurulara destek olmanız ama daha da önemlisi lobi çalışmasını hızlandırmak. İngiliz ve Fransız Hükümeti’nin çıkardığı savaşların sonuçlarının sorumluluklarını almaya zorlamak gerekiyor. Bundan daha kalıcı bir çözüm söz konusu değil. Sergimize katılan fotoğraf satın alan, evinden eşya getiren, maddi destekte bulunan, kampı ziyarete giden ve orada gönüllü olarak çalışan tüm dostlarımıza üyelerimize buradan DayMer adına çok teşekkür ediyorum.”
Çınar Altun
“Malesef Batı ülkeleri dünyadaki körükledikleri savaşların mağdurlarına göz yumuyor ve kendi çıkarları için hangi mültecilere yardım edip etmeyeceğine kendisi karar vermek istiyor. Bu boşluk belliki Fransa ve İngiltereden gelen gönüllü bireyler ve ufak kurumların özveri ve insiyatifine kalmış durumda, ve bu ufak diye nitelendirdiğimiz kurumların ne kadar büyük işler başardığını ve başarabileceğini Calais’e yaptığımız ziyarette gördük. Bu son gidişimizde daha düzgün organize edilmiş yardımlar ve gelişen bir yapılanma gözlemledim. Çok zor koşullarda ortak mutfaklar, okul, gençlik merkezi ve buna benzer organizasyonlar yapılmış ve insanların en temel ihtiyaçları zorda olsa el birliyle giderilmeye çalışılıyor.
Day-Mer olarak bizde bu çabalara destek olmak ve çaresiz bir durumda olan insanlara yaşamlarını devam ettirmek için ve seslerini kamuoyuna duyurabilmek için kampanyamızı fotoğraf sergisi ve bağış kampanyası ile devam ettirdik. Kampanyamızı aynı zamanda parlementoya taşıdık ve bunun üzerinden bir çok yerli ve yabancı birey ve kurumla el ele vererek hem şu anda orada bulunan mültecilerin kışı geçirebilmelerine yardımcı olduk, hemde büyük ekonomik gücü olan yardım kurumalarına ve parlementoda kamuoyu yaratabildik.”
Oktay Şahbaz
“Day-mer olarak Calais’deki mülteci yerleşim yerlerine daha önce iki dafa ziyarette bulunmuştuk. Bu iki ziyarette daha çok buradaki insanların yaşadığı insanlık dışı durum ile karşılaşıp bunu Londra’da yaşayan Turkiye’li ve Kürt toplum ile paylaşmıştık. Bunun yanında mültecilerin bu durum hakkında kamuoyu oluşturmak için bir rapor doğrultusunda parlemento’da bir toplantı organize etmiştik.
Bu gelişimizde, yani üçüncü gelişimizde, durumun daha da kötü olduğunu gördük. İlk iki ziyaretimizde gördüğümüz insanlık dışı yaşam koşullarının yanında ayrıca faşizan ve ırkçı saldırıların yoğunlaştığını ve bunca savaş ve katliamdan kaçan insanların Fransız hükümeti ve Fransız faşistleri tarafından öldürülmeye çalışıldığını öğrendik. Kamp’da yaşam koşulları daha da kötü durumda.
Fransız hükümeti kampı dağıtmak için kampın güneyinden başlayarak hayata geçirmek istediği bir dağıtma planı olduğu ile karşılaştık. Buradaki mültecilere önerilen veya umut verecek bir vaatin olmadığını gördük. Kampda çıkarılan insanlar önce devletin mülteci kamplarına oradan da ülkelerine sınır dışı edildiklerini öğrendik. Bunun yanında polisin kampdaki mültecileri tahrik etmek için yaptığı, durduk yere biber gazı sıkmak, tazyikli su sıkmak, buldozer ve diğer iş arabalarıyla kampa girmek, gibi insalik dışı uygulamalar hakkında bilgi aldık. Bu gelişmelerden daha kötü olan ise kampa aşırı sağcı ve ırkçı Fransız gruplar tarafından yapılan saldırıların arttığını öğrenmemiz oldu. Aşırı sağcı ve ırkçı grupların kamp dışında mültecileri yakalayıp bilinçli bir şekilde kemiklerini kırana kadar dövdüklerini burdaki yetkililerden duyduk. Polisin bu tür durumlara müdahale etmediğini ve göz yumduğu bize bildirilen başka korkunç bilgiler oldu.
Day-mer olarak bu gelismelerinde içinde bulunduğu yeni bir raporu yazıp bir çok yetkili kurum ve kuruluş ile paylaşmayı düşünüyoruz. Bu anlamda mültecilere ile dayanışma içinde olmaya devam edip sınır kapıların açılması ve onların gelmeleri için elimizden geleni yapmaya Day-mer olarak devam edeceğiz.”
Londra Uluslararası Film Festivalinde Yabancı dilde en iyi film seçilen ‘Kürdistan Kürdistan’ filminin yönetmeni Bülent Gündüz, Avrupa’nın Kürtlere karşı iki yüzlü tavrını kınamak ve Türk devletinin Cizre ve Sur’daki saldırılarına dikkat çekmek amacıyla ödülü almayı red etti.
Haber-Foto: Aladdin Sinayiç
Kürt yönetmek Bülent Gündüz’ün yönettiği ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi, 50’den fazla ülkeden 800’den fazla kısa, uzun metraj ve belgeselin başvurduğu Uluslararası Londra Film Festivalinde Yabancı dilde en iyi film ödülüne layık görüldü. Hafta sonu İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Crown Plaza otelinde yapılan ödül töreninde ödüle layık görülen filmlere ödülleri verildi. ‘Kürdistan Kürdistan’ filmi de yabancı dilde en iyi film ödülüne layık görülürken, ödülü almak için sahneye çıkan filmin yönetmeni yaptığı konuşmayla ödülü almayı red etti.
Kürdistan Kürdistan filminin yönetmeni Bülent Gündüz aldığı ödülü red etti
Ödülü almak için sahneye çıkan Bülent Gündüz yaptığı konuşmada; ‘Öncelikle festival komitesine beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum, ancak ülkemde devam eden insanlık dışı savaşa dikkat çekmek ve başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa’nın ikiyüzlülüğü ve sessizliğini protesto etmek amacıyla bu ödülü almayı red ediyorum.’ diyerek ödülü almadı. 700’ye yakın davetlinin hazır bulunduğu gecede Gündüz’ün konuşması dakikalarca alkışlandı. Törenden sonra Gündüz’ün yanına gelen çok sayıda farklı ülkelerden sinamacı da Gündüz’ün tavrını desteklediklerini belirterek kendisini tebrik etti. Festival komitesi de yaptığı açıklamada, Gündüz’ün tavrını anlayışla karşıladıklarını ve büyük bir jest olarak gördüklerini ifade ettiler.
İNSANLARIMIZ KATLEDİLİYOR
Ödül töreninde yaptığı konuşmada Kürdistan’da yaşanan saldırılara değinen Gündüz şunları söyledi; ‘‘Kürt halkı yıllardır barbarlık düzeyinde devam eden saldırılara karşı özgürlük mücadelesi vermektedir. Sur, Cizre, Silopi ve Nusaybin gibi Kürt şehirleri aylardır Türk ordusunun yoğun saldırısı altında olup yüzlerce insan katledildi ve bu saldırılar halen devam ediyor. Katledilen insanların içerisinde yaşlı, kadın ve çocuklar da bulunuyor. Üç aya yakındır Cizre ve Sur’da devam eden sokağa çıkma yasağı yüzünden insanlar katledilen sevdiklerini bile toprağa veremiyor. İnsanlarımız tüm dünyanın gözleri önünde katledilmeye devam edilmektedir.’
Bülent Gündüz
KÜRT HALKININ ACILARINI NEDEN GÖRMEZDEN GELİYORSUNUZ?
Türk ordusu katletmekle yetinmeyip, katlettiği kadınlarımızın bedenini çıplak bir şekilde teşhir etmektedir. İnsanlığın bu düzeyde ayaklar altına alındığı bir dönemde Avrupalılara şunu sormak istiyorum; bugün dünyanın en barbar örgütüne karşı insanlık adına savaş veren Kürt halkının bu acılarını neden görmezden geliyorsunuz? İngiltere, Fransa ve Almanya’nın bu iki yüzlü tavrı ve sessizliği onurlu bir duruşmudur?’’
https://youtu.be/7UdgdzoNPkc
BİR SANATÇI OLARAK BU VAHŞETE SESSİZ KALAMAZDIM
Törenden sonra gazetemize konuşan Gündüz, bir sanatçı olarak halkının yaşadığı vahşete sessiz kalamayacağını belirterek şunları ifade etti;
‘‘Bir sanatçı olarak ülkemde yaşanan vahşete sessiz kalamazdım. Bu ödülü red etmemin ana sebebi, özellikle Cizre ve Sur’da yaşanan vahşete dikkat çekmek içindi. Onun dışında da yüzyıldır süren Kürt sorunu, dünyanın gözleri önünde bu kadar vahşi bir şekilde boğulmak istenmesi, ve Avrupa’nın bu durum karşısındaki iki yüzlülüğüne dikkat çekmek için bu ödülü red etmek durumundaydım. Umarım mesajımız gerekli yerlere ulaşmıştır. Kürt halkı yaşadığı tüm acılara ve vahşete rağmen halen Barış diyebilen bir halk, buna savaşla karşılık vermek sadece Türkiyenin değil Avrupa’nın da büyük bir ayıbıdır.’’
DAHA ÖNCEKİ ÖDÜLLERİ CEMİLE ALAN’A ADAMIŞTI
Kürt yönetmen Bülent Gündüz daha önce de filmin Los Angeles’ta kazandığı ödüllerden birini, ‘Cizre’de evinin önünde katledilen 10 yaşındaki Cemile’nin şahsında tüm şehitlere, diğerini ise yerinden yurdundan göç ettirilen ve küçük bedenleri sahillere vuran çocuklara’ adadığını açıklamıştı.
DENGBÊJ EGİDÊ CİMO’NUN AKTARDIĞI SIR
‘Kürdistan Kürdistan’da yönetmen Bülent Gündüz,1990’lı yıllarda bir düğünde Kürtçe kilam okuduğu için memleketini terk etmek zorunda kalan Kürt sanatçı Delil Dilanar’ın hikayesini anlatır. Delil Dilanar yıllar sonra ülkesine köyüne döner, ancak içinde bir boşluk ve yalnızlık duyar. Bu yalnızlığında onu bekleyen sürpriz vardır. Müziğinin kökleri, çocukluğunun ve ilk müzik gıdasını, ilk mey dersleri aldığı eğitmeni dengbêj Egidê Cimo ile köyünde buluşacaklardır. Buluşmada hocası Egidê Cimo, çırağı Delil Dilanar’a müziğinin sırrını açıklayacaktır. Ve Delil, hocasının ona vereceği sırrı almak için, peşinden hiç ayrılmaz. Delil sonunda sırrı alır ve en güzel kilamları okumaya başlar. Film bir insan hikayesidir; sürgünlük, yalnızlık, ülke hasreti, aile hasreti… Usta dengbêj Egidê Cimo ile çırak Delil Dilanar’ın Kürt müziği ve ritüelleriyle yeniden buluşmasının öyküsüdür. Aynı zamanda Kürdistan’da Serhat bölgesinin kültürüyle yoğrulmuş bir sanatçının yirmi yıllık sürgün yaşamından sonra yeniden kendi kültürüyle buluşması niteliğindedir.
Kürdistan Kürdistan Filmi Yabancı Dilde En İyi Film Ödülüne Layık Görüldü
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği (AB) yetkilileriyle kasım ayında mülteci krizine karşı ortak eylem planı imzaladıktan sonra dahi sıkı pazarlığı sürdürdüğü ortaya çıktı. Yunan haber sitesi euro2day.gr, Erdoğan’ın G-20 zirvesi için Antalya’ya gelen AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile yaptığı üçlü toplantının tutanağını sızdırdı. Aggeliki Papamiltiadu imzalı haberde “Ankara vaatleriyle müzakere masasına getirdiği AB’ye tehdit ve şantaj uyguladı” denildi. İşte çarpıcı ifadelerle dolu o tutanaklar:
MÜLTECİLERİ ÖLDÜRECEK MİSİNİZ?
Tusk: İki yılda 3 milyar avro ödenmesi için anlaştık ama Davutoğlu’nın yılda 3 milyar istediğini öğrendim
Erdoğan: İki yıl için 3 milyar Avro verecekseniz, konuşmaya gerek yok. AB’nin parasına muhtaç değiliz. Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını açıp mültecileri otobüslere doldururuz. Yunanistan’a kriz sırasında 400 milyar Avro verildi. Bu paranın bir kısmıyla Suriye’de güvenli bölge kurup mülteci sorununu tamamen çözebilirdik.
Juncker: Türkiye dört yılda 8 milyar A vro harcadı…
Erdoğan: Biz o parayı kamplara harcadık. Kızlarım mülteci kampına gitti, ağlayarak döndü. (BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri) Gutteres daha iyi kamp görmediğini söyledi.
Tusk: Kamplar iyi ama Yunanistan’a Avro Bölgesi’ni kurtarmak için kredi verildi, böyle karşılaştırmalar yapmamalısınız.
Erdoğan: Bu da Schengen’le ilgili, o da bir Avrupa projesi.
Tusk: AB zor durumda, Paris saldırısından sonra Schengen Anlaşması iptal edilebilir. Bu yüzden sizinle anlaşmak istiyoruz.
Erdoğan: Anlaşma olmazsa mültecileri nasıl durduracaksınız, öldürecek misiniz?
Tusk: AB kendini daha az çekici yapabilir ama istediğimiz çözüm bu değil. Erdoğan: AB, Türkiye kıyılarında boğulan bir çocuktan fazlasıyla karşılaşır. 10 ila 15 bini bulur. Nasıl başa çıkacaksınız? Paris’teki saldırılar yoksulluk ve dışlanmışlıkla ilgili. Bunlar cahil insanlar, Avrupa’da terörist olmayı sürdürecekler.
SİZ İSTEDİNİZ, RAPORU ERTELEDİK
Juncker: Schengen dağılırsa Türkiye AB’ye vize muafiyetinden faydalanamaz. 5 Ekim anlaşmasına uyulmazsa başka çözümler aramak zorunda kalırız. İlerleme raporunu Türkiye’deki seçimlerin sonrasına ertelediğimizi hatırlatırım. Bu yüzden eleştirildik.
Erdoğan: Erteleme AKP’nin seçimleri kazanmasına yardım etmedi. Zaten rapor da bir hakaretti. Bu raporu kim hazırladı? Nasıl böyle şeyler yazarsınız? Bu gerçek Türkiye değil, gerçeği öğrenmek için bana hiç gelmediniz.
Juncker: Siz istediniz diye raporu erteledik. Avrupa’yla uzlaşmak istediğinizi sanmıştım, şimdi kendimi kandırılmış hissediyorum.
Erdoğan: Bize verdiğiniz tek bir sözü tuttunuz mu?
Juncker: Kaynaklar toplanıyor, müzakereleri ve vize muafiyetini hızlandırmaya çalışıyoruz.
Erdoğan: AB Türkiye için hiçbir şey yapmadı. Para Türkiye değil mülteciler için. Üstelik üyelik öncesi fonlarımızdan kullanıyorsunuz. Tek bir fasıl da açılmadı. Dalga geçiyorsunuz.
Juncker: Türkiye bu 53 yıl boyunca bir demokrasi değildi.
Erdoğan: Almanya ve Britanya da değildi, büyük bir savaşa da yol açtılar. Yunanistan, Portekiz, İspanya da değildi.
BRÜKSEL’DE SİZİ PRENS GİBİ AĞIRLADIK
Juncker: Çok yoğun çalışıyoruz, Brüksel’de sizi prensler gibi ağırladık.
Erdoğan: Prens gibi mi? Tabii ki, ben bir üçüncü dünya ülkesini temsil etmiyorum…
Juncker: AB hiç 28 artı 1 zirvesi yapmadı ama Türkiye için hazırız.
Erdoğan: Ben de öyle yapardım ama bunu yüzüme vurmayın. Juncker’ın böyle konuşması saygısızlık. AB Türkiye’yi istemiyor diye düşünüyorum. Öyleyse açıkça söyleyin, rahatlayalım.
Tusk: 29 Kasım’a dek anlaşmalıyız, böyle tartışmayı sürdüremeyiz. Üye ülkeleri mülteciler için para vermeye ikna etmek kolay değil.
İki günlük resmi ziyaret için Ekvator’da bulunan Türk Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan bir grup Ekvatorlu Kürt dostu tarafından protesto edildi. Protesto eden grubun içerisinde yer alan Ekvator milletvekili Diego Vintimilla Erdoğan’ın özel korumaları tarafından darp edildi.
Haber: Aladdin Sinayic
Ekvator’un başkenti Quito’daki IAEN üniversitesinde konuşma yapmak için binaya girişte dışarıda bekleyen ve sayıları 50’den fazla olan Ekvatorlu Kürt dostu tarafından atılan ‘katil’ sloganları ile karşılanan Erdoğan salonda konuşma yaptığı sırada da 5 kişilik kadın grup tarafından protesto edildi.
https://youtu.be/LxMLgsGUm2I
SALONDA ‘KATİL’ SLOGANLARI YÜKSELDİ
Başkent Quito’daki IAEN üniversitesinde konuşmasına başlayan Erdoğan beklenmedik bir tepki ile karşılaştı. Dinleyiciler arasında yer alan 5 kadın Erdoğan’a ‘Katil’ diye defalarca bağırdı. Erdoğan’ın özel korumalarının müdahale ettiği protestocular salondan zorla çıkartıldı.
Así fueron maltratadas mujeres ecuatorianas por la seguridad del presidente turco pic.twitter.com/vXI1LK5vvm
Kadınlar Erdoğan’ın özel korumaları tarafından zorla dışarı çıkartılırken ‘Assasino’ (katil) diye bağırmaya devam ettiler.Konuşmasına devam eden ve çok sinirlendiği gözüken Erdoğan, ‘İşte böyle saygısız tipler de olabiliyor, böyle saygısız tiplere her zaman gerekli cevabı da vereceğiz’ dedi.
Protesto eylemi dışarıda da devam etti. İçerdeki protestoculara müdahale edilirken dışarıda bulunan 50’den fazla Ekvadorlu da protesto etmeye devam etti.Ellerinde ‘Yaşasın Özgür Kürdistan’, ‘Erdoğan Daiş’ yazılı pankart taşıyan protestocular son dönemde Kürdistan şehirlerine yönelik saldırılara dikkat çekti.
Protestocular arasında yer alan milletvekili Diego Vintimilla da Erdoğan’ın korumalarının saldırısına uğradı.
Erdoğan protestosu Ekvator basınında geniş yer buldu. Milletvekilinin korumalar tarafından darp edilmesi büyük tepkilere neden oldu. Erdoğan’ın korumalarıyla ilgili herhangi yasal bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığı öğrenilmedi.
Milletvekili Diego Vintim Erdoğan’ın özel korumaları tarafından darp edildi
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore, büyükelçilikte yaptığı bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşmada, Birleşik Krallığın, Türkiye’nin PKK ile mücadelesine Avrupa’daki en büyük desteği verdiğini söyledi. Moore, bir süre önce ‘PKK’ye katılmaya teşebbüs etmekten’ yargılanıp hapis cezasına çarptırılan Şilan Özçelik’e yapılan hukuksuzluğu da İngiltere’nin PKK ile mücadelesi kapsamında aktardı.
Cumhuriyet gazetesinden Çiğdem Toker’in haberine göre İngiliz büyükelçi Moore PYD’ye bakış açılarının Türkiye’den farklı olduğunu da söyledi. PYD’nin, Suriye Barış Görüşmeleri’nde Esad rejimine karşı “muhalif unsur” olarak yer almaması gereği konusunda, ülkesi ile Türkiye’nin aynı görüşte, ancak PYD’nin DAİŞ’le mücadelesi konusunda farklı görüşte olduklarını söyledi. Moore, PYD’nin “DAİŞ’in çıkarılmasında önemli bir aktör” olduğunu belirtirken “Bununla birlikte Türkiye’nin hassasiyetlerini de anlıyoruz” dedi.
Moore bu açıklamayı, ülkesinin Türkiye’deki sermaye piyasalarının gelişimi konusunda desteklediği projeyle ilgili olarak Büyükelçilik’te yapılan bilgilendirme toplantısı sırasında, davetli bir grup gazeteciyle görüşmesinde dile getirdi.
Büyükelçi Moore’a, Cenevre’ye davet edilen PYD heyetinin Türkiye’nin muhalefeti sonucu, masada yer almadığı anımsatılarak, hemen ardından Obama’nın özel temsilcisinin PYD’yi Kobane’de, İngiliz ve Fransız diplomatlar ile birlikte ziyaretine dair düşüncesi soruldu. Görüşmeleri basından izlediğini ve ayrıntılı bilgisi olmamakla birlikte, konunun iki yönü bulunduğunu vurgulayan Moore, şu görüşleri paylaştı:
“Cenevre görüşmelerinde, Esad’a karşı kimlerin muhalif olacağı konusunda Birleşik Krallık ile Türkiye arasında bir fikir ayrılığı yok. PYD’nin muhatap olarak bu gruplar içinde olmadığını düşünüyoruz. İkinci yön ise PYD’nin Suriye’deki olaylarda etkili aktör olup olmadığı konusudur. Zannediyorum ki, bu konuda Türkiye ile görüşlerimiz farklı. PYD, Suriye resminde önemli unsurlardan biri. Kuşkusuz, Türkiye’nin PYD’ye karşı hassasiyetleri olduğunu anlıyoruz. Naif değiliz. PYD ile PKK arasında bağlantılar olduğunu da biliyoruz. Ama PYD, DAİŞ ile mücadelede ciddi ve önemli adımlar attı. Biz de zaten bu nedenle onlarla görüşüyoruz. ABD de aynı nedenle onlara destek sağlıyor. Bu gerçek göz ardı edilmemelidir.”
Bu konunun “son derece karmaşık” olduğunu vurgulayan Moore sözlerini şöyle sürdürdü: “Birleşik Krallık, Türkiye’nin PKK ile mücadelesine Avrupa’daki en büyük desteği veriyor. PKK’nın terör örgütü olduğu konusunda farklı görüşte değiliz. PKK’nın Birleşik Krallık’taki faaliyetlerini, finansman sağlama çabalarını engellemek için biz de mücadele ediyoruz. Kısa süre önce, 21 yaşındaki bir kadın PKK’ya katılmak için dışarıya çıkmak istediği için yargılandı ve hapis cezası aldı.
Ancak, her ne kadar biz PKK’nın terör örgütü olduğunu düşünüyorsak, Türkiye’de hükümetin de Güneydoğu’da tekrar diyalog sürecini başlatması gerektiğini de düşünüyoruz. Biz de benzer bir deneyimi IRA ile yaşadık. Ve sonuçta fark ettik ki, gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Terörü sona erdirmenin, yenmenin tek yolunun IRA ile müzakere yapmak olduğunu gördük. Ama her ülkenin dinamikleri aynı değil. Bu söylediklerimle hükümetinize ne yapması gerektiğini söylemek gibi anlaşılmasını istemem. Bu benim görev alanımda değil. Barışın tesis edildiği bir Türkiye, muhakkak ki, Birleşik Krallığın da yararına olacaktır. Dolayısıyla biz, PKK ile mücadelesine desteğimizi sürdüreceğiz. Ama hükümet diyalog, barış sürecini sürdürme kararı aldığında ona da elimizden gelen desteği vereceğiz.”