Tag: Redesign

  • BM: Kameralara Yansıyan Buysa, Dünyadan Gizlenenler Nasıl?

    BM: Kameralara Yansıyan Buysa, Dünyadan Gizlenenler Nasıl?

    Birleşmiş Milletler’in en üst düzey insan hakları yetkilisi olan BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, Cizre’den gelen görüntülerin şoke edici olduğunu belirterek, Türkiye’yi insan haklarına saygılı olmaya çağırdı. Al Hussein, “Acaba kameralara yansıyan buysa dünyadan gizlenenler nasıl?” diye sordu.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, başta Cizre ve Sur olmak üzere Türkiye genelinde sivillere ve gazetecilere yönelik saldırı ve tutuklamalara ilişkin açıklaması yaptı. Cizre’de sivillere yönelik saldırıları dikkat çeken Al Hussein,  ‘’Kameraman Refik Tekin tarafından çekilen görüntüler gerçekten de şok edici. Video da açık bir şekilde ellerinde silah olmayan sivil bir grup görünüyor. Bir kadın ve bir erkeğin elinde beyaz bayrak var. İçinde cenaze olan bir el arabasını iteliyorlar. Bu esnada yolun diğer tarafında askeri zırhlı bir araç görülüyor. Ateş ediyor. Refik Tekin’e de kurşunların isabet ettiği görülüyor. Tekin görüntü almaya devam ediyor. Görüntülerde akan kanı görebiliyoruz. Tekin Mardin Devlet Hastanesine kaldırılıyor. Fakat burada polis gözetiminde tutuluyor. Bulunduğu odanın kapısında polis bekliyor. Ve kendisi ‘bölücü terör örgütüne’ üye olmakla suçlanıyor’’ diye konuştu.

    Tekin’in şu anda polis gözetiminde Mardin Devlet Hastanesi’nde tutulduğunu hatırlatan Al Hussein, Tekin’in ayrıca “bölücü terör örgütü” üyeliği suçlamasıyla gözaltı emrinin olduğunu belirtti.

    ‘VAHŞETİ GÖRÜNTÜLEMEK DEĞİL YAPMAK SUÇTUR’

    “Suç olan bir vahşeti görüntülemek değil silahsız sivil insanlara ateş açmaktır” diyen Al Hussein, “Muhakkak buradaki soruşturma derinleştirilmelidir. Bu videoyu izledikten sonra bugün Türkiye’nin doğusunda, Cizre’de, dünyadan saklanan acaba daha başka neler yaşanıyor sorusu akıllara gelmektedir” dedi.

    ‘SORUŞTURMA AÇILMALI’

    Türkiye hükümetini insan hakları saygılı olmaya çağıran Al Hussein, “Türk yetkililer Temmuz-Aralık 2015 tarihleri arasında 250 askeri personelinin öldüğünü belirtiyor. Ancak Türkiye devleti güvenlik amaçlı yaptığı operasyonlarda insan haklarını korumak zorundadır. Burada yaşanan hak ihlallerine ilişkin etkin bir soruşturma açılmalıdır” şeklinde konuştu.

    ‘TÜRKİYE’NİN DOĞUSUNDAN ÇOK SAYIDA İHLAL RAPORU GELİYOR’

    BM İnsan Hakları Komiserliği’nin Diyarbakır, Cizre ve Silopi olmak üzere Türkiye’nin doğusunda çok sayıda hak ihlali raporu aldıklarına dikkat çeken Al Hussein, “Geçici güvenlik bölgeleri, sokağa çıkma yasakları gibi uygulamalar nedeniyle halkın sağlık başta olmak üzere temel hizmetlerden yararlanamıyor. Söz konusu uygulamalar sosyal ve ekonomik haklar konusunda ciddi sorunlar yaratmakta. İnsanlar su, elektrik ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılama konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır” şeklinde konuştu.

    Al Hussein, Türkiye’nin tutuklanmış veya yargılanmayı bekleyen medya mensupları konusunda  ürkütücü bir aşamada olduğunu ifade etti.

  • Avrupa Parlamentosunda, Öcalan’a Barış ödülü

    Avrupa Parlamentosunda, Öcalan’a Barış ödülü

    AP’de gerçekleştirilen Uluslararası Kürt Konferansı’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a Uluslararası Barış Bürosu’nun “Barış Ödülü” taktim edildi.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy/Brüksel

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a Uluslararası Barış Bürosu’nun “Barış Ödülü” ile İtalya’nın Palermo kentinin “Onursal Vatandaşlığı” verildi. Ödül ve belgeleri, PKK liderinin yeğeni olan HDP Urfa Milletvekili Dilek Öcalan teslim aldı.

    ocalan odul 3

    Uluslararası Barış Bürosu temsilcisi Dr. Maria Pia Indelicato, ödülü takdim ettiği sırada yaptığı konuşmada, “Nelson Mandela Apartheid rejimine karşı mücadele ediyordu, Öcalan da kendi halkının özgürlüğü için mücadele ediyor” ifadelerini kullandı.”

    Öcalan’ın hedefinin demokratik konfederalizm olduğunu da sözlerine ekleyen Indelicato, “Kürdistan’ı Halepçe katliamı yıldönümü anmasında ziyaret ettim, çok güzel bir ülke. Öcalan 17 yıldır tutuklu, tutukluluk şartları da çok ağır. Ailesini göremiyor, avukatları ile görüşemiyor. Türk devleti İmralı cezaevindeki tutsaklara yönelik baskı politikasını ağır bir şekilde sürdürüyor. Biz de olan bitenden endişeliyiz. Türk devletinden avukatların Öcalan’ın ve diğer tutsakların yanına gitmesine olanak vermesini, CPT’nin müdahale etmesini, Avrupa Birliği’nden de özgürlüğüne kavuşması için girişimde bulunmalı.” Dedi.

    Dr. Maria Pia Indelicato gazetemize verdiği reportajda, “Öncelikle Öcalan’a verdiğimiz ödülle işe başladık fakat bunun devamı gelecek, ödül sadece başlangıç. Biz Kürt’lere yardım etmek istiyoruz çünkü, şuana kadar Kürt’ler için çıkarılan sesi dünyaya yaymak ve milyonların bu sesi çıkarmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Daha fazla insanın gerçekleri öğrenmesi ve daha fazla insanın yardımları ile içinde bulunulan durum ancak değişebilir.

    Uluslararası Barış Bürosu temsilcisi Dr. Maria Pia Indelicato, Abdullah Öcalan'ın akrabası Dilek Öcalan'a ödülü takdim etti.
    Uluslararası Barış Bürosu temsilcisi Dr. Maria Pia Indelicato, Abdullah Öcalan’ın akrabası Dilek Öcalan’a ödülü takdim etti.

    Dünya genelindeki tüm kontaklarımı ve imkanlarımı Kürt’lere yardım etmek üzere kullanmak istiyorum. Daha çok insanı bilgilendirmeliyiz, insanlar bilinçlendikçe daha çok yardım edecekler ve kimse sorunu bilmeme bahanesine sığınamayacak. Barışı savunan hiç kimse Öcalan’ın hapsedilmesini kabul etmemelidir. İnsanların, dili, dini ırkı farketmiyor, önemli olan dünya barışını getirebilmektir. Öcalan gibi barış isteyen birsinin hapse konması kabul edilemezdir. İşte tamda bu yüzden ödülü Öcalan’a vermek istedik.” İfadelerini kullandı.

     

     

  • Demirtaş ve Irmak, Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz ile bir araya geldi

    Demirtaş ve Irmak, Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz ile bir araya geldi

    Schulz: “Türkiye’nin yaptıkları kabul edilemez” Sözleriyle Brüksel’de güne damgasını vurdu.

    Haber:Erif Güler / Fotoğraf: Erem Kansoy

    HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, bir dizi temaslarda bulunmak üzere gittiği Belçika’nın başkenti Brüksel’de bugün Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz ile görüştü. Schulz, Demirtaş ile DTK Eşbaşkanı Selma Irmak ve HDP Avrupa Temsilcisi Faruk Doru’dan oluşan heyeti, AP’de bulunan makamında kabul etti.

    DEMİRTAŞ: ÖNEMLİ BİR GÖRÜŞMEYDİ

    Basına kapalı gerçekleşen görüşme 30 dakika sürdü. Ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Demirtaş, Schulz ile görüşmeyi önemsediklerini söyledi. Demirtaş, şöyle konuştu:

    “Bizce önemli ve değerli bir davranıştır. Çünkü bu görüşme özellikle Türkiye’de ağır insan haklarının yaşandığı, çözüm sürecinin sonlandırılması ve yeniden çatışmaların yaşandığı ve yine Türkiye ile AB’nin yeni müzakere başlıkların açıldığı bir dönemde gerçekleşti. Sayın Martin Schulz ile Türkiye’nin demokratikleşmesi ve insan haklarıyla ilgili görüşlerimizi paylaştık. Cizre’de çok acil bir süreç yaşanıyor. İnsani dram var, çok ağır insan hak ihlali söz konusu.”

    Demirtaş ve Irmak, Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz ile bir araya geldi 1
    HDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz

    SCHULZ: SİZİNLE GÖRÜŞEREK, TÜRKİYE’YE SİNYAL VERDİK

    Basına kapalı gerçekleşen görüşmeye içeriğine ilişkin ANF’ye bilgi veren HDP Avrupa Temsilcisi Eyüp Doru, Schulz’un Türkiye ve Kürdistan’da yaşananları kaygıyla izlediğini söyledi. Doru, AP Başkanı Schulz’un görüşmedeki konuşmasını şu cümlelerle aktardı:

    “Sizinle bir diğer görüşmemizin sebebi de aslında Türkiye’ye bir sinyal vermektir. Bu görüşme size siyasal desteğimizi vermek anlamına geliyor. Bu görüşme sonrasında bir açıklama yapacağım. Yapılan baskılar derhal durdurulmalı. Silahlarla Kürt sorunu çözülmez. Şu andaki metotlar Avrupa Birliği için kabul edilemez. Kürt sorunu ancak siyasal bir yöntem ile çözülür. Onun için derhal barış sürecine dönülmelidir.

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ardından AP’nin Sosyalist Demokratik Grup toplantısına katılarak, buradaki milletvekillerini bilgilendirdi.

  • Demirtaş AP’de Konuştu: Türkiye’yi Kızdırmamak Adına İşlenen Suçları Görmezden Gelmek

    Demirtaş AP’de Konuştu: Türkiye’yi Kızdırmamak Adına İşlenen Suçları Görmezden Gelmek

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Avrupa Parlamentosu İlerici Sosyal ve Demokrat grubu bileşenleri toplantısında konuştu. Demirtaş yaptığı konuşmada, Türk devletinin Kürdistan’daki saldırılarına değindikten sonra, Avrupa Parlamentosunun çağrı yapmaktan öte bir şeyler yapmasını ifade ederek, mülteci krizinin tartışıldığı bir süreçte sadece Türkiye’yi kızdırmamak adına işlenen suçları görmezden gelmenin yanlış olduğunu belirtti.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    AP Başkanı Schulz ile Brüksel’de bir araya gelen Demirtaş, parlamentoda düzenlenen İlerici Sosyal ve Demokrat grubu bileşenleri toplantısında da bir konuşma yaptı. Demirtaş sorunları değerlendirmek yerine çözüm önerilerini toplantıda katılımcılara sunarak, Avrupa Birliği Parlamenterlerine Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı olmaya çağırdı. Demirtaş konuşmasına Sosyal Demokratlara verdikleri imkan ve toplantılarına çağırdıkları için teşekkür ederek başladı.

    Demirtaş’ın konuşmasından kesitler; “Sayın başkan öncelikle çok teşekkür ediyorum, bizlere bu fırsatı verdikleri için, salondaki herkesi ayrı ayrı selamlıyor ve teşekkür ediyorum. Eminim bu salonda bulunan bir çok arkadaşımız Türkiye’deki durumu yakından takip ediyordur ve gelişmelerden haberdardır, dolayısıyla fazla detaya girmeden ve zamanınızı almadan, çözüm önerisiyle ilgili bir konuşma yapmak istiyorum.

    Öncelikle biz parti olarak Türkiye, Avrupa Birliği arasında yeniden başlayan görüşmeleri desteklediğimizi ve bu müzakere başlıklarının açılmış olmasını Türkiye’de haksızlıkları, insan hakları ihlallerini, demokratikleşme sürecini takip etme, açısından etkili olacağını düşünüyoruz.

    AMACIMIZ TÜRKİYE’NİN İZOLE OLMASI DEĞİL

    Demirtaş AP’de Konuştu: Türkiye’yi Kızdırmamak Adına İşlenen Suçları Görmezden Gelmek 2Türkiye’nin izole olması yada bu konuda kendini dışlanmış hissetmesi, Türkiye’de biz demokrasi ve barış yanlılarının çok ta yararına değildir öncelikle bunu belirtmede yarar var. İkincisi mülteciler konusunda Türkiye’yle tartışma yürütülmesi belirli iş birliklerinin geliştirilmesi gerektiğini de düşünüyoruz. Mülteci sorunu ne sadece Türkiye’nin ne de Avrupa’nın sorunudur. Ortak bir sorundur. O insanların güvenlik içerisinde istedikleri yerde yaşayabilmesi ve güvenlik içerisinde ülkelerine dönmelerinin sağlanması için işbirliği gerekmektedir.

    SIRF TÜRKİYE’Yİ KIZDIRMAMAK İÇİN SUÇLARI GÖRMEZDEN GELMEK YALNIŞTIR

    Hem mülteciler konusu hem de Avrupa Birliği müzakere süreci konusunda, tartışmalar ve görüşmeler sürdürülürken, sırf Türkiye’de hükümeti kızdırmamak adına işlenen suçları, insan hakları ihlallerini, görmezden gelmek ve bunun üstünü örtmek büyük bir hata ve büyük bir yanlıştır. Bu konuda bazı eleştirilerimizin olduğunu belirtmek isterim. Elbette son günlerde özellikle Avrupa Parlamentosu genel kurulu ve çeşitli etkili kurumlardan ve heyetlerden yapılan açıklamalar, bizleri bu hususta memnun etmiştir.

    İnsan hakları ihlalleri, savaştan kaynaklanan ağır insanlık suçlarıyla ilgili kesinlikle bunun üstünün örtülmemesi lazım. Türkiye’nin, yararına değil zararına olur, çünkü biz demokrasinin gelişmesini istiyoruz, hep birlikte bunun için çalışıyorsak bunun, üstünün örtülüp insan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesinin önüne geçip müzakerelerin gereğini yaparak her koşulda sahip çıkmak olmalıdır.

    SADECE ÇAĞRI YAPMAK YETERLİ DEĞİL

    Yine Kürt barış sürecinin bitmiş olması talihsiz bir durumdur. Yeniden barış sürecine dönülmesi konusunda, ısrarlı ve kararlı bir yol izlenmesi lazım, sadece çağırıların bu konuda yeterli olmadığını görmesi lazım. Çok kararlı bir şekilde tarafların ateşkes çağırısı yapıp tarafların yeniden görüşme masasına davet etmek konusunda ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü Türkiye’deki iç barış süreci Suriye’deki çözümü anında ve hızlı bir şekilde olumlu etkileyecektir.

    PYD, İŞİD’E KARŞI KAHRAMANCA MÜCADELE VEREN PARTİNİN ADIDIR

    Biliyorsunuz Cenevre’de görüşmeler başlamak üzere ve Türkiye kendi içindeki, yaşanan çatışmadan kaynaklı olarak ta, PYD’nin yani Suriye Kürtlerinin Cenevre’de masaya oturmasına karşı duruyor. Oysa PYD Suriye’de İŞİD’e karşı en etkili ve kahraman bir şekilde mücadele veren partinin ismidir. Şimdi PYD Cenevre’de masaya oturamazsa, Suriye’de çözüm imkansız hale gelecektir dolayısıyla, Türkiye’deki iç barış dolaylı yoldan Suriye’deki çözümü olumlu etkileyecektir dolayısıyla, bunu başarabilmiş değiliz, o nedenle Suriye’de kalıcı barışa giden yolların taşlarını döşemek istiyorsak, bu iç barıştan geçmektedir.

    AVRUPA’DAKİ MÜLTECİ KRİZİ TÜRKİYE VE SURİYE BARIŞIYLA DOĞRUDAN ALAKALIDIR

    Doğrudan Avrupa’daki mülteci krizinin çözümü de bu iki başlıkla alakalıdır, Türkiye’nin iç barış süreci ve Suriye’nin barış süreci, elbette tek başına bunlar mülteci sorununu çözer demiyorum fakat benim misyonum ve bulunduğum konum ile yapacağımız hamleler bunlardır ve bu konuda partimiz her iki başlıkta da destek sunmaya hazırdır. Hem Türkiye’nin iç barış sürecinin başlaması hem de silahsız çözümün yeniden gündeme alınması, konusunda biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız.

    Suriye’deki barış sürecinin desteklenmesi ve Suriye’nin kendi demokrasisini yeniden inşa edecek hale gelmesi için her türlü desteği sunmaya hazırız ve elbette ki hepimizin ortak sorunu olan mülteci sorunu konusunda da atılabilecek her türlü olumlu adımı desteklemeye de hazırız.

    TERÖRLE MÜCADELE ADI ALTINDA BEBEKLER KATLEDİLİYOR

    Bütün bunlar yaşanırken, köklü çözüm arayışları bir yandan devam ederken, bir yandan da ağır insan hakları ihlallerine karşı, daha duyarlı olmamız gerekiyor, bizim özellikle Avrupa Parlamentosundan ve buradaki gruplardan beklentimiz, terörle mücadele adı altında yürütülen askeri ve polisiye, operasyonlarda çok sayıda sivil zarar görüyor, siviller katlediliyor, kadınlar, çocuklar, bebekler devlet cenazelerin alınıp defnedilmesine izin verilmiyor, şuanda şu saatlerde Cizre ilçesinde 34 sivil ki bunların 28’i yaralı 4ü maalesef yaşamını yitirmiş durumda ve bir bodrumda kilitlidir çünkü saldırı altındalar ve çıkamıyorlar oradan. Bulundukları binaya top ve tank atışları yapılıyor. Ve 4 gündür biz onları oradan aldıramıyoruz. Çatışmalar ve sokağa çıkma yasağı olması nedeniyle hükümet o insanları oradan aldırmaya onay vermedi.

    İNSAN HAKLARI TAMAMEN ASKIYA ALINMIŞ

    Başbakan ile karşılaşan milletvekili arkadaşlarımız başbakana o sivilleri lütfen oradan alınmamıza izin verin, başbakanın cevabı aynen şu oldu, sizde hendekleri ve barikatları kaldırın dedik. Dolayısıyla, bu tutum insan yaşamına, hiç önem verilmediğini ve insan haklarının tümüyle askıya alındığını gösterir. Sizlerden beklentimiz hem grubunuzun parlamenterlerinin Türkiye’de yaşanan insan hakları durumuna da çok sık dikkat çekmesi ve bu konuda barış isteyenlerin demokrasi ve insan haklarından yana olanlara da destek sunmaya devam etmesi, ve biliyoruz ki bazı gruplar Türkiye’yi ziyaret etmeyi planlıyorlar, sadece bir parti ve grubundan çok parlamenterlerin ve Alman milletvekillerinin durumu yerinde gözlemlemek için, ziyaret etmesi Türkiye’de barışa destek sunabilir. Sizlere ve grubunuza Türkiye ile ilgili yürüttüğü çalışmalar için teşekkür ederim.

    Umut ediyorum ki daha barışçıl bir Türkiye, barışçıl bir Suriye, sorunlarını çözmeye doğru giden Avrupa Birliğini hep birlikte yaratırız birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğumuzu belirtirim. Çok teşekkür ediyorum.”

  • Calais’in Avrupa’da Sesi Duyuldu

    Calais’in Avrupa’da Sesi Duyuldu

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy- İngiliz basını Calais’te düzenlenen en büyük yürüyüşün mesajını, İngiliz siyasetçi üzerinden vermeyi tercih etti. ‘The Jungle’ın mültecileri herşeye rağmen, ‘NO JUNGLE NO!’ diye haykırmaya devam ediyor. Uzun zamandır Fransa ile İngiltere arasında yaşanan mülteci sorunu ile gündeme gelen Fransanın Calais liman kentindeki mülteci kampı, hafta sonu düzenlenen büyük yürüyüşte sesini Avrupa’ya duyurdu. Yürüyüşle eş zamanlı gerçekleşen Jermy Corbyn’in ziyareti, basında yürüyüşü gölgede bıraktı.

    calais 1

    Fransa ile İngiltere arasındaki mülteci sorunu ve kirli oyunları ile giderek çıkmaza giren Calais, diğer adı ile ‘the Jungle’ mülteci kampı Ocak ayının başından buyana İngiliz basınında gelişmeleri ile yer almaya devam ediyor. Ocak ayının ilk haftası başlayan ve yaklaşık 4 gün boyunca devam eden Fransız polisinin kampa saldırması, Sudan’lı Mülteci A. Rahman Heroun’un ‘ölüm tüneli’ini yürüyerek aşıp İngiltere’ye varması, yine yaklaşık 10 gün önce İngiliz mahkemesinin 3 çocuk ve 1 yetişkin mültecinin İngiltere’ye getirilmesi yönündeki olumlu kararı, geçtiğimiz hafta içerisinde 4 Suriyeli mültecinin de mahkeme kararı ile İngiltere’ye girişi ve son olarak hafta sonu düzenlenen büyük yürüyüş ile eş zamanlı olarak Jermy Corbyn’in kampı ziyareti ile Calais, ‘the Jungle’ mülteci kampındaki ‘umdun yolcuları’ seslerini Avrupa’ya duyurdu.

    calais 7

    Yaklaşık 2 yıldır giderek artan nüfusu ile ‘The Jungle’ çeşitli haberlerle gazete başlıklarında yer aldı. Barınma sorunu, açlık, susuzluk, sayısız ölümler, Fransız polisinin dayatma ve saldırıları ile yardım kampanyalarıyla haberlere konu olan mülteci kampı bu kez İngiltere’ye güçlü bir şekilde mesaj verdi. Fransız ve İngiliz akvtisitlerin birlikte düzenlediği büyük yürüyüş ile İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in kampı ziyareti ayni gün ve saatler içerisine denk geldi. Corbyn’in ziyareti ve İngiliz basınındaki populerliği büyük yürüyüşün basındaki sesini bastırdı.

    calais 8

    Calais’te büyük yürüyüş

    Son 1 yıl içerisinde hızla artan nüfusu ile ‘the Jungle’da birçok yürüyüş düzenlendi. Polis saldırılarına karşı ve mülteci hakları ile ilgili bir çok yürüyüş ve protestonun düzenlendiği kamp bölgesinde son olarak Fransız ve İngiliz sol örgütlerinin düzenlediği büyük yürüyüş ile neredeyse kamp nüfusunun yüzde 90’ı yaklaşık 4.000 mülteci Calais Şehir merkezine yürüdü. ‘Refugees Welcome’ İngiliz grubu ve Fransız ‘CNT’ sol örgütlerinin düzenlediği yürüyüş ile şehirde duyarlılık artırmak hedeflenirken Fransız hükümeti ve İngiliz yönetimine de ‘mültecileri kabul edin’ mesajı verildi.

    calais18

    Yürüyüş esnasında bir Fransız’ın kendi evinin bahçesinde eylemcilere silah doğrultup sözlü saldırıda bulunmasının ardından yaşanan arbedede Fransız saldırgana eylemciler taş ve sopalar fırlattı. Fransız polisi olaya sadece sözlü müdahalede bulundu. Kısa süren arbedenin ardından yürüyüş şehir merkezine doğru ilerledi. Calais liman kenti uzun yıllardır sol görüşlü bir kitlenin işçi sınıfı ve liman çalışanlarının kenti olarak bilinsede son dönemlerdeki sağcı yerel yönetimi ile değişen nüfusu da Calais sakinlerinin mültecilere kucak açtığını söyleyemeyiz. Şehir merkezinde yapılan konuşmaların ardından küçük bir grup limana doğru yürüyüşe geçerken eylemciler kampa geri döndü.

    calasi 16

    Limanda vapura ulaşmayı başardılar

    ‘the Jungle’da çoğunlukla, Afgan, Sudanlı, Suriyeli,Afrikalı ve Kürt’lerin oluşturduğu bir nüfus yapısı bulunuyor. Tek amaçları İngiltere’ye geçebilmek olduğunu da açıkca savunan bir grup mülteci düzenlenen büyük yürüyüşün ardından 500’e yakın eylemci limana yasadışı yollardan girmeyi başardı. Yaklaşık 150 kişilik bir grup yüksek güvenlik tellerini tam 2 kez aşarak polis engeline de takılmadan İngiltereye gitmek üzere hazırlanan vapura giriş yaptı. Güvenlik güçleri ve İngiliz sınır polisinn müdahalesinden kurtularak 50 mülteci vapurda kaldı. Tüm vapur seferlerinin güvenlik açısından iptal edildiği eylemde vapurda yapılan arama sonucunda 24 mülteci daha göz altına alındı. Vapurda mülteciler ile birlikte bulunan 11 İngiliz, aktivisit de göz altına alındı. Geriye kalan 15 kişi ile ilgili bilgi ise gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Vapurda yapılan geniş çaplı arama sonrasında geriye kalan mültecilerde gözaltına alındı. Yakalanan 11 aktvisitin No Borders grubu üyesi oldukları açıklandı.

    calais17

    Xavier Bertrand: “Cezalandırılmalıdırlar”

    Calais bölge başkanı ve eski bakanlardan, Xavier Bertrand yaptığı açıklamada “hükümeti derhal mülteci sorunu ile ilgili toplantı yapmaya çağırıyorum. No Borders aktivistlerinin yaptığı kabul edilemezdir ve cezalandırılmalıdırlar. İngiltere’ye vapur seferlerimiz de 2 saatlik gecikme yaşandı, Calais halkı ve vapur seferi yolcularımızdan özürdileriz.” İfadelerini kullandı.

      Calais Belediye başkanı: “halka saldırmak için eylem yapıldı”

    Calais belediye başkanı Natcaha Bouchart ise kendi Tweeter hesabından yaptığı ard arda paylaşımlarda yürüyüşün organizatörlerine adeta esti gürledi. Bouchart mesajlarında, “bugün yaşananlar, düzenlenen yürüyüşün mültecilerin yerel halka daha rahat saldırabilmesini sağlayan bir amacı olduğunu ısbatladı. Devletimize yürüyüş ile ilgili izin vermediğimizi net bir tavırla ilettim.” İfadelerini kullandı.

    calais 11

    Jean-Marc Puissesseau: “kamp kaldırılmalı”

    Calais liman belediyesi sorumlusu Jean-Marc Puissesseau ise yaptığı açıklamada, “artık kamp kontrol edilemez hale dönüşdü ve kampın kaldırılması artık gerekli, olaylar ekonomimizi kötü yönde etkiliyor.” Ifadelerine yer verdi.

    calais 23

    Fransız Avrupa Parlamento üyesinden sert mesaj

    Düzenlenen büyük yürüyüşe katılarak destek veren fransız Yeşil Parti siyasetcisi ve Avrupa Parlamentosu Üyesi Karima Delli ise yaptığı açıklamada, Fransız başbakanı Manuel Valls’a sert bir mesaj göndererek, “Burada insanlar kabul edilemez koşullarda yaşam sürüyor. Bu durumun devam etmesine izin veremeyiz. Ne gerekliyse derhal yapılıp sorunun çözülmesi gerekiyor.Derhal mültecilere barınma, yemek ve sağlık hizmetleri vermeliyiz bu insanları burada böyle bırakamayız” sözlerini kullandı.

    Jeremy Corbyn Calais’te

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn ilk yurt dışı ziyaretini Fransanın Kuzeyinde bulunan Calais liman kentindeki The Jungle mülteci kampını ziyaret ederek gerçekleştirdi. Jungle’dan sonra ise yaklaşık 30 mil uzaktaki Dunkirk te bulunan ve şuanda daha zor koşulların yaşandığı bölgeyi de ziyaret etti. Sky News’de yer alan bir habere göre ise Corbyn, Calais’ten İngiltereye 3.000 mülteci alınması gerektiğini söylediği yazıyor.

    Corbyn’in Calais ziyareti haberi İngiliz basınında geniş yer aldı fakat haberler ajanslardan alınan fotoğraflar ile sözleşmeli gazeteciler tarafından ayni zamanda büyük oranda BBC’nin hazırladığı haber ışığında hazırlandığıda gözlerden kaçmıyor. BBC kameralarına özel reportaj vererek Calais’in ambarından da görüntülerinin sadece BBC’de ve bir kısa belgesel şeklinde görülüyor olması da Corbyn’in BBC ile anlaşmalı olarak oraya gittiği fikrini akıllara getirmiyor değil.

    İngiliz basını Calais’te düzenlenen en büyük yürüyüşün mesajını İngiliz siyasetçi üzerinden vermeyi tercih etti

    Jungle’ı ziyareti sırasında kampın büyük bir nifusu düzenlenen yürüyüşe katılması nedeniyle Corbyn kampı rahatça dolaştı. Kampta kaldığı kısa süre içerisinde mültecilerden büyük ilgi gören Corbyn, kısa zaman içerisne sadece BBC kameralarına reportaj verdi. Çok uzun zamandır yapılan eylemler Lobi çalışmaları ve gönderilen mektublar sonunda Jermey Corbyn’i Calais’e getirdi.

    calais 12

    Yapılan onca eylem ve duyarlılık çağırısını Corbyn’in Calais ziyareti adeta boşa çıkardı. Bölgede el birliği ve dayanışma ile düzenleen en büyük yürüyüş, İngiliz politikacı Corbyn’in kampı ziyaret etmesiyle ana akım medya kanallarında ve gazetelerınde ikinci plana atıldı. Corbyn’in ziyareti bir anda basında gündem olurken yine Corbyn basında bulduğu yeri akşam saatlerinde mültecilerin bir vapuru işkal etmesiyle ortadan kayboldu. Basının gündemine bu kez vapura giren mülteciler ve aktivistler oturdu.

    İşçi Partisi lideri Corbyn, kampı ziyaretinde incelemelerde bulunarak mülteciler ile konuştu. Kendi özel facebook hesabında ziyaretinin aardından, “tüm Avrupa’nın yüzleştiği mülteci krizini yakından anlamak ve yerinde görmek için burdayım. Şuan için bu sorunla iligili olarak bu sorunun kaynağıyla uğraşıyoruz. Mülteci sorunun kaynağı savaşlar ve ülkeler arası sorunlardı.” İfadelerni kullandı.

    calais 9

    Kamp çevresinde güvenlik önlemleri ve polis aldırıları

    ‘the Jungle’ın etrafında ve Calais kenti çevresinde organize edilen geniş çaplı güvenlik önlemleri yürüyüş sırasında üst düzeye çıkartıldı. Geçtiğimiz hafta ve Ocak ayı başında toplam 3 kez polis saldırısına uğrayan kampta mülteciler en büyük sorun olarak polisi görüyor. Kara kışın soğunda ayaklarında çorap dahi olmayan mülteciler insanca yaşama koşullarını bir kenara itip Fransız polisinin zulmünden kurtulmaya da çalışıyor. Kampı güvenlik ve dağıtma kaygısıyla yaklaşık 300 metre geriye çekmeyi hedefleyen operasyonlarında polis yaklaşık 4 gün boyunca mültecilere gece geç saatlerde gaz bombası ile saldırarak ardından da kampa dozer ile girdi. Sayısız çadırın yerlebir olduğu operasyonlarda liman yolu kenarındaki mülteciler uzaklaştırıldıYerel hükümet,yıkım ile ilgili kampın 1500 kişiye ev sahipliği yapan üçte birlik kısmındaki çadırların temizleneceğini çünkü sığınmacıların ısınma ve elektrik imkânı sağlayan konteynırlara taşınması gerekçesine sığınarak bir açıklamada bulunmuştu.

    calais 23

    Beyaz demir sığnaklar

    Yine geçtiğimiz hafta Jungle’a kurulan beyaz renkte büyük demir, konteynerler mültecilere barınak olarak gösterilsede mülteciler bunları kullanmıyor. Özellikle demir olmasından dolayı ve bölgedeki soğuk hava ile tam bir buz yerine dönen barınaklar ayni zamanda kullanıldığı takdirde Fransız hükümetinin kampta meşrulaşmasıda gündeme geleceğinden mülteciler konteynerleri kullanmıyor.

    calais 6

    ‘Ölüm tüneli’ni yaya olarak geçti

    Geçtiğimiz günlerde ise görülen mahkemede, bir ilki başararak Sudan’lı mülteci Abdul Rahman Haroun’un yaya olarak İngiltere’ye Calais’ten gelen ilk insan olduğu ortaya çıktı. Ağustos 2015’te Channel Tunnel’ı yaya olarak aşan 40 yaşındaki Haroun, Canterbury mahkemesindeki son duruşmada mülteci haklarını ve kazanımlarını onaylattı. Haroun Mart ayına kadar kefalet altında olacak ve ülkeye yasadışı yollardan gelmek ile tünel kurallarını ihlal etmekten yükümlü mahkemeye çıakarılacak. Kristmas günü öncesi İngiliz mahkemesince mülteciliği İngiltere’ye onaylanan Haroun 31 mil uzunluğundaki deniz altından geçen karanlık ve kısman havasız tüneli Calais’ten aşarak İngiltere’nin Folkestone bölgesinden çıktığı esnada güvenlik örevlilerince fark edilmişti. Haroun’un mahkemesi 20 Hazirana ertelendi.

    calais 3

    ‘Ölüm tüneli’ adını ölümlerden alıyor

    İngiltere’ye geçmek ümidiyle Calais liman kentinin ‘the Jungle’ mülteci kampında bekleyen yaklaşık 6.000 mülteci İngiltere’ye gelmek adına canlarını tehlikeye atıyor. Bölgede, Tırlara girmeye çalışırken, vapura girmeye çalışırken ve tren tüneline girmeye çalışırken bir çok ölüm gerçekleşti. Sadce tren tüneli olan Channel Tunnel çevresinde toplam 12 mülteci İngiltere için umuda yolculuk adına çıktıkları yolda hayatlarını kaybetmişlerdi.

    calais 4

    Binlerce mülteciye Britanya kapılarını açan mahkeme zaferi

    İlticacıların önünü açacak ve Britanya’ya ulaşmalarını sağlayacak mahkeme davası kazanıldı. Daha önceden İngiltere’ye iltica başvuru yapan fakat Home Office tarafından reddedilen 3 çocuk ve 1 yetişkin Suriyelinin avukatları yürütülen davayı kazanarak Suriyelileri Britanya’ya getirdi. Yakın aileleri İngiltere’de uzun yıllardır yaşam sürdüren Suriyeli’ler yaklaşık 11 aydır Calais’teki kampta konaklıyorlardı.

    calais 22

    Avrupa Birliği ülkelerinin Dublin III yasası uygulamasına göre İngiltere’de Home Office’in burada ailesi veya yakını olan ilticacılara incelemelerin yapıldıktan sonra iltica hakkını vermesi gerekiyordu. Konuyla ilgili davanın kazanılması ile İngiliz mahkemesi ilticacıların ülkeye getirilmesini emretti. Citizen UK grubundan kampanya yürütenlerin mahkemeye taşıdığı dava snrasında Calais’e bir grup avukatın götürülerek ayni durumdaki mültecilerin tesbiti yapılması üzere çalışmalarda başlatılmıştı.

    İlticacıların İngiltere’ye getirilmesinin ardından, ITV haber kanalının yayınladığı bir haberde, kazanılan dava neticesinde, Britanya’da ailesi  veya yakını bulunan binlerce ilticacının İngiltere’ye giriş yapma kapılarının açıldığı vurgulandı.Yine ayni haberde yer  alan bilgiye göre ise Home Office’in planlarını ‘ilticacılar, iltica taleplerini ulaştıkları ilk güvenli ükeye yapmalıdır’ ifadeleride yer aldı.

    calais 2

    Geçtiğimiz günlerde konu ile ilgili açıklamada bulunan İngiltere Mülteciler Komisyonu Policiy Menejeri Judith Dennis ise, “herkes sevdikleriyle güven içinde yaşama hakkına sahiptir. Avrupa devletleri özellikle konu çocuk ve kadınlar olunca, uygulanması gereken prosedürü derhal uygulamalıdır. İnsanları ailelerine ve sevdiklerine en hızlı en güvenli şekilde ulaştırmaları yasal olark gerekmektedir.” İfadelerini vurguladı.

    Tim Farron: “Hiç bir çocuk bunu hak etmiyor”

    Liberal Demokratların lideri Tim Farron’da açıklamada bulunmuştu. Farron, “hiç bir çocuk hele ki aile koruması yoksa derhal gözetim altına alınmadılır sahip çıkılmalıdır. Mahkemede Suriyeli çocuklar için mücadele verip kazanan herkesi ve organizasyonları tebrik ederim.” Sözlerini kullanmıştı.

    calais 5

    calais 10

     

     

  • Fotoğraflarla 2015 (Galeri)

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri)

    Telgraf gazetesindeki görevime devam ederken yeni bir yılı karşıladık. Ekip arkadaşlarım ve çevremizdeki koşulsuz destekçilerimiz ile güçlenerek yoluna devam eden gazetimiz, Londra’da yayınlanan yerel gazeteler içerisinde haber içeriği en yüksek gazete olduğunu açıkca söyleyebiliyoruz.

    Yazı –  fotoğraf: Erem Kansoy

     Londra’da yaşanan sıcak gelişmeleri anı anına okuyucularımıza aktarırken ayni zamanda Avrupa ve Ortadoğu’dan da bir çok gündemi sıcağı sıcağına okuyucularımıza aktararak bir adım önde olduğumuzu da gönül rahatlığıyla savunabiliyoruz. Kobane, Suruç, Paris, Kıbrıs bölgelerinden hazırladığımız özel haberler ve fotoğraflar ile Londra lokal gazetelerinin standartlarını aşan yayın politikamız ile emin adımlarla hedefimzde yol kat ediyoruz. Mücadeleye katkı, sevgi, barış ve kardeşlik adına ayni zamanda diasporadaki vatandaşlarımızın entegrasyon sürecine de katkıda bulunma amacını, etik ve profesyonel olarak hiç bir emekten kaçınmadan, her zaman okuyucularımıza daha iyisini suna bilme kaygısı ile çalışmalarımıza devam edeceğiz.

    2015 yılı içerisinde çeşitli bölgelerden ve Londra’dan öne çıkan bazı haber fotoğrafları;

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 1

    1-‘Remember the 5th of Nowember’ Guy Fawkes günü olarak da anılan 5 Kasım günü, Sistem karşıtı Onbinlerce Londra’lı her yıl sokaklara dökülüyor. Londra`lılar bugün polis provakosyanına tanıkliı etmiş ve çok sayıda göz altı yaşanmıştı.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 2

    2- Istanbul Okmeydanı’nından bir fotoğraf. Her yıl olduğu gibi 1 Mayıs yine Okmeydanında TC devleti polisinin çirkin saldırılarına sahne oldu. Bölgedeki savunma güçleri gün boyu polisle çatışmıştı.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 3

    3- Paris’te dünya gündemine otran saldırı. Charlie Hebdo dergisine düzenlenen insanlık dışı saldırı dünya kamuoyunda büyük lnet toplarken basında da günlerce gündemde kaldı.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 4

    4- Hükümetin eğitime ayırdığı bütcede kesintilere gitmesi ile Londra’da öğrenciler sokağa dökülmüş ve hükümeti protesto etmişti. Merkez Londra’da düzenlenen bir eylemde her fotomuhabiriin yakalayacağı kaasik bir Londra protesto fotoğrafı.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 5

    5- Kesintilere,sahtekarlık ile hortumlamalara ve yolsuzluklara karşı düzenlenen eylem ‘Anti-Austerity’ merkez Londra’ya 150.000 den fazla göstericiyi toplamıştı.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 6

    6- Türkiye ve Kürdistan siyaset tarihinin en önemli isimlerinden olan Selahattin Demirtaş 1 Kasım seçimleri öncesi Londra ve Almanya`yı ziyaret etmişti.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 7

    7- İngiliz siyasetçi Jeremy Corbyn bu yıl adından oldukça söz ettirdi. İşçi partisi liderliğine kadar uzanan siyasi yaşamında Jeremy Corbyn’e başarılar diler bizleri sadece oy istedikleri dönemlerde hatırlayıp derneklere ayağmıza kadar gelmemelerini, ara sıra ülkede yaşanan sorunlara çözüm getirmek adına sık sık bizleri ziyaret etmelerini de dileriz.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 8

    8- Suruç, Suphi Nejat Ağırnaslı mülteci kampı. Kobane sürecinde yerlerinden edilerek Suruç’ta konaklamak zorunda olan çocuklar çadırlarda eğitime devam ederken. Bir insanın ana vatanı ana dilidir!

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 9

    9- Her yıl Londra’nın ünlü Trafalgar meydanında uyuku bozuklukları ve hastalıkları ile çeşitli vakıflara yönelik duyarlılığı artırmak adına düzenlenen International pillow fight day yine bu yıl renkli geçti.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 10

    10- Calais: ‘The Jungle’ mülteci kampı, Fransa’nın Calais liman kentinde acılar ve ümitler birleşti. Çeşitli bölgelerden İngiltere’ye göç etmek isteyen yaklaşık 6 Bin mültecinin buluşma noktası Calais en çok ihtiyaçlı kamp olarak çok uzun süre gündenmde kaldı.

    Fotoğraflarla 2015 (Galeri) 11

    11- Kobane direnişi dünyaya örnek olmuş ve Daeş barbar çetelerine karşı yürütülen savaşı katlayarak artırmıştır. Arin Mirxan, Nato bombardımanı, Suruç sınırı ve Akçakale sınır kapısı ile ‘düşecek’ söylemleriylede gündemde kalan Kobane, Kürt halk mücadelesinin simgesi olmuştur. İnancın ve keleşin zaferi Kobane’de tarih yazmıştır.

  • Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa…

    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa…

    Nusaybin ve Diğer Üç Kentin Direnişi Kırılırsa, Bunu Devlet Değil, Normal Yaşamına Devam Eden Kürdistan’ın Geri Kalanı Başarmış Olacak.

    Aras Ararat

    Ölülerimizin çetelesini tutmaz olduğumuz, sinirlerimizin adeta çekilmiş olduğu, tepkimizin facebook ve twitter’daki paylaşımlardan öteye geçemediği, sürecin eylem ve direniş ruhunun kavranmadığı ve kafaların muğlak olduğu dönemlerden geçerken, Nusaybin, Cizre, Silvan ve Sur’da devam eden tarihi direnişe kulak tıkayan, göz yuman Kürtlere Latife Anamın bir kaç sözü ile yazımıza başlayalım.

    İki ay içerisinde 5 seferdir tümden bir kentin ev hapsinde esir alındığı, ekonominin çöktüğü, bazı mahallerde elektriksiz, susuz ve yetersiz gıdayla günlerce karanlıkta en ağır silah sesleri altında yaşadığı, 17 insanın, evinin bahçesinde, sokağın ortasında katledildiği Nusaybin’de, 70 yaşındaki Latife Ananın çığlığı bize çok şey söylüyor; “Bu saldırılar sadece Nusaybin üzerine olduğunu mu zannediyorsunuz? Nusaybin şahsında yapılan bu saldırılar tüm Kürtlere dönüktür. Nusaybin zaten düşmez, olur da düşerse bu utancı biz değil, ses çıkaramayan Kürtler yaşayacak. Aklınızı başınıza alın ve Nusaybin’e ses verin. Bunu Nusaybin için değil, kendiniz için yapmış olursunuz. Bizim anlımız ak, tarihe bir not daha düşüyoruz, buna ortak olmak da, utançtan boynu bükük yaşama da sizin elinizde”

    Yine Nusaybin’den bu sefer Nuriye Ananın çığlığını dinleyin; “Birkaç mahalleye saldırarak, devlet olunmaz. Biz kendi topraklarımızda gasp edilen haklarımızın mücadelesini veren Kürtler olarak bu mücadelede hepimiz varız diyoruz. Batıyı zaten biliyoruz, bizim kırgınlığımız Kürdistan halklarına, topyekun bir direniş olmadan saldırılar son bulmaz. Artık ateş düştüğü yeri tek yakmıyor, buraya düşen ateş tüm Kürdistan’a düşüyor.”

    ….

    Cumhuriyet tarihini geçtim, sadece son altı ayda Kürde yaşatılan vahşete bir bakın. Suruç, Amed, Ankara bombalı saldırıları, ardından Cizre, Nusaybin, Silvan, ve Sur’da yaşattıkları vahşete. Bebekleri, çocukları, dedeleri, hamile kadınları sokak ortasında tüm dünyanın gözü önünde katledip, ‘terörist’ etiketi vurulurken, gençlerimiz vahşice infaz edilip boyunlarına halat geçirip sokaklarda sürüklenirken, ölü çocuklarımızı günlerce defnedeğimiz için derin dondurucularda bekletirken, bir insanın en kutsal mekanı olan mezarlarımızı F16 savaş uçaklarıyla bombalayıp yerle bir ederken, camilerimizi, kliselerimizi, ve tarihimizi ağır silahlarla delik deşip edip yakarken, batıda linç edilirken, Atatürk büstü öptürülürken, batıdaki işyerlerimiz, otobüslerimiz sadece isimlerinden kaynaklı yakılırken, dünyanın en vahşi örgütüne sırf Kürtlerle savaşıyor diye kucak açılırken ve daha nice vahşet yaşanırken…

    Türkün yüzde doksanı bu yaşananlara tepki vermeyi bırak, bunu destekliyorsa şu ortaya çıkıyor: Türk halkının Kürtlerle bir sorunu var, hem de çok derin ve tamiri imkansız bir sorun. Geri kalan yüzde dokuzluk sözde demokrat, solcu, ilerici, aydın ve sosyaliste bakalım. Onlar bile bu kadar acıyı görmek, paylaşmak ve buna tepki göstermek yerine, utanmadan bu kadar yaşanandan Kürdün direnişini sorumlu görmektedir. Devletin bu tarifsiz ve barbarca vahşetini görmezden gelerek Hendeklerin-Barikatların ‘yanlışlığının’ felsefesini yapan kesimlere en doğru cevabı Mustafa Karasu vermiş.

    ÇARPIK DÜŞÜNCELİ-RUHLULAR

    Mustafa Karasu bu kesimler için ‘çarpık düşünce ve çarpık ruhlular’ tanımlamasını yapmıştı: “Türk devletinin saldırılarından direnişi sorumlu tutmak, dünyaya, her şeye tersinden bakmaktır. Türk devletinin bu zalim politikasına karşı yürütülen direniş kutsal görüleceğine, Türk devletinin politikalarına karşı direnildi, bunlar oldu demek, köleliği içselleştirmek anlamına gelir. Diyarbakır 5 Nolu zindanında PKK’li tutsaklar direndiğinde, bazı beyni ve ruhu teslim olmuş tutsaklar işkencelerden direnişçileri sorumlu tutuyorlardı. Şimdi de Türk devletinin ağır saldırıları ve katliamlarından direnişçileri sorumlu tutan çarpık düşünce ve ruhlular görülmektedir.” 

    TÜRKLERİN VAHŞETİNDE KÜRDÜN DİRENİŞİNİ SORUMLU GÖREN KÜRTLER

    Peki Kürdistan’da çarpık düşünceliler yok mu? Dolu, tonla da onlardan var. Ortadoğu’nun en sıcak, savaşın en acımasız olduğu bir dönemden geçerken, Türkler her alanda acımasızca saldırırken, böylesi bir süreçte kendisini korumak, direnmek ve mücadeleyi yükseltmek yerine halen hendek ve barikatları tartışmaktadır. Adeta devletin teslim alma dayatmasına hizmet eden bir tutum takınmaktadır.

    Kürdistan’daki bu amansız direnişin elbet bir kaç kentle sınırlı kalmasının yarattığı çok tehlikeli riskleri vardır. Direniş Nusaybin, Cizre, Silvan ve Sur’dan tüm Kürdistan’a yayılmadığı takdirde Türkler tüm güçleriyle bu dört kente kan kusturmaya devam edecektir. Ekonominin tümden felç olduğu, günlerce elektriksiz, susuz, yetersiz gıdayla, top ve tankların gölgesinde ölüme karşı direnişine devam edebilmesi için direnişin tüm Kürdistan’a yayılması mecburidir. Ancak Kürdistan’ın çoğunluğu aynı direnişi gösterdiği zaman inanç ve irade daha da güçlenecek, ve o zaman Türkler çözüme gelmek zorunda kalacaktır.

    TÜRKLER CİZRE VE NUSAYBİNİ 92’DEN İYİ TANIYOR

    Türkler, Cizre’yi ve Nusaybin’i 92’den çok iyi tanıyor ve tankla, topla, zorbalıkla iradesini kıramayacağını da çok iyi biliyor. Bunun için kendi yaptıklarını PKK’ye havale ederek, her şey güllük gülistanlıkken PKK’nin her şeyi mahvettiğini ve Kürtlerin PKK’ye tepki vermesini sağlama politikası yürüterek Kürtlerin iradesini kırmaya çalışıyorlar; Türklerin Cumhurbaşkanı; ‘‘Buradan bölge halkına çağrıda bulunuyorum, terör örgütü sizin maddi ve manevi varlığınızı birlikte hedef almış durumda. İnancınız namusunuzdur, bizim de namusumuzdur. İnancınıza sahip çıkın. Özgürlük hakkınızdır, yaşama hürriyetinize, seyahat hürriyetinize, ibadet, ticaret, siyaset hürriyetinize sahip çıkın. Terör örgütünün ve onun güdümündeki yapıların iradenize ipotek koymasına asla izin vermeyin. Bölücü örgütün bu ülkeyle, bu milletle, özellikle de sizin değerlerinizle hiçbir ortak yanı olmadığını artık görmüş olmalısınız. Devletin, tamamen proje ürünü bu örgütü sokağınızdan, mahallenizden, ilçenizden söküp atmasına yardımcı olun.’’

    Türkler süreci tamamen bu mantık ve politika ile yürütüyorlar. Yılların tekrarını yaşıyorlar, yine gerçekleri ters yüz ederek, aşağılık ithamlarda bulunarak, iğrenç yalanlar atarak, gözlerimizin içine bakıp aklımızla alay ederek Kürde saldırıyorlar. Aç bırakarak, rahatını bozarak, psikolojisini bozarak, korkutarak, öldürerek sonuç almaya çalışıyorlar. Bu politikanın beyhude bir politika olduğuna, yine Nusaybin’den 68 yaşındaki Şükriye Ananın sözleri en iyi cevaptır: “İnsanlar aç ve susuz bırakılarak, davalarından vazgeçirilmeye çalışılıyor. Yıllardır topraklarımız gasp edilerek aç kalmış olan halklar olarak artık açlık bize işlemiyor. Her gün bombalar altında yaşamaya da alıştık, aç ve susuz da kalsak direnmekten vazgeçmeyeceğiz”

    Bu yazımda sözlerinden alıntı yaptığım üç tane ananın süreci bu denli doğru okuması, yaşanan eksiklikleri tespitleri, direnişlerindeki kararlılıkları karşısında Kürtlerin geneli nerde duruyor peki?

    Latife ananın ve Nuriye ananın kırgın ve kızgın olmalarının temelinde yatan neden nedir?

    • Direnişin mevcut kentler ile sınırlı kalması. Ve bunun sonucunda ise Türklerin mevcut direnişi birkaç kentteki ‘kamu düzeni vakası’ olarak kitlelere anlatması ve bununla beraber tüm gücünü bu kentlerde vahşice kullanması bu kentlerde ağır tahribatlar yaratmaktadır. Türklerin bu vahşice saldırıları karşısında direnişin yayılması saldırıları durduracak tek seçenek olarak duruyor karşımızda.
    • HDP’nin içerisindeki bir kesimin halen sürecin ruhunu tam kavrayamaması, direnişe anlam verememesi, hendek ve barikatların doğru-yalnışlığı tartışmasıyla kendisini meşgul etmesi, direniş karşısında muğlak bir yaklaşım içine girmesi, sürecin önündeki en büyük engellerden birisidir yine. Bu tarihi dönemde HDP mevcut durumda tarihi rolünü oynamaktan çok uzak bir pozisyondadır. Bu durum direnişin yayılmasını da geciktiren diğer önemli bir sorundur.
    • Kürt halkının dışardaki sesi olan Avrupa’da yaşayan Kürtler de aynı pasifliği yaşamaktadır. Sürecin ruhuna denk düşen bir anlayış ve pratiğin çok gerisindedir. Kürdistan’da yaşanan Türk vahşetini dünyaya anlatma konusunda sessiz, eylemsiz bir konumdadır. Bu kadar vahşet yaşanırken kürdistan’da tek bir eylem, tek bir diplomasi kampanyası layıkıyla yürütülmemektedir. Gezi sürecinde hemen her gün Londra’da kitlesel bir eylem vardı, ve kitlenin yüzde 70’i bizim Kürtlerdi. Hangi Kürde sorsan Gezi’de katledilen o gençlerin hepsinin adını yaşını bilir, ancak iki aydır Kürdistan’da katledilen yüzlerce insandan tek bir tanesinin ismini bile bilmez. Bunun yanında Fransa katliamına karşı Kürdün gösterdiği duyarlılığı maalesef şuan Kürdistan’a karşı göremiyoruz.
    • İnsan hakları kuruluşları, hukukçular, sivil toplum örgütlerinin de sessiz ve tepkisiz olması bu süreçte yaşanan diğer bir nedendir.

    Durum böyle olunca, devlet daha da fazla vahşileşme cesaretini göstererek Nusaybin’e, Sura, Cizre’ye Silvan’a daha da şiddetli saldırmaktadır. Türkiye’nin dört bir yanından, SAS komandoları, Özel harekat timleri, Terörle mücadele ekipleri, TSK içindeki özel birlikleri, tüm emniyet gücünü ve ne olduğunu halen anlamadığımız ‘Esadullah timi’ gibi güçlerini bu dört kentte toplayarak kentleri yerle bir ederek o kentlerdeki insanlara cehennemi yaşatmaya çalışmaktadır.

    Suriye şahsında şuan üçüncü dünya savaşı bugün vekaleten yaşanmaktadır. Emperyalist güçler Ortadoğu’daki konumunu güçlendirmek adına savaşa dolaylı olarak veya direk dahil olmuş durumda. Türkiye-Rusya krizi, Türklerin uluslararası alanda Daiş ile olan işbirliğinin deşifre olmuş olması ve terör destekçisi konumu Kürtlerin lehinedir. Kürtler bu süreci iyi yönettiği takdirde hem Rojava’nın güçlenmesi, hem de Kuzey Kürdistan’ın bir statüye kavuşmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Evet şuan Nusaybin ve diğer direnen kentlerde olduğu gibi ağır bedeller ödenecektir. Ekonomi çökecek, herkesin yaşamı direk olarak etkilenecek, ölümler yaşanacak, Türkler vahşice saldırmaya devam edecek… Ancak, topyekün direniş bu bedelleri en aza indirgeyecek ve çözümü hızlandıracaktır.

    2016 yılı Kürtlerin yılı olabilir… Yeter ki ruhlarımızı ve düşüncelerimizi bu çarpıklıktan kurtaralım…

    Dipnot: Nusaybin direnişinde, arkalarında gözü yaşlı analar, çocuklar, eşler, kardeşler bırakanların listesi:

    4 Eylül: Lokman Süne ( ) Türkün kurşunuyla…

    3 Ekim: Ahmet Sönmez (50) Türkün kurşunuyla…

    3 Ekim: Şahin Turan (27) Türkün kurşunuyla…

    2 Kasım: Mert Gümüş (16) Yaşanan bir patlamada yaşamını yitirdi….

    15 Kasım: Selamet Yeşilmen (44) Türkün kurşunuyla…

    16 Kasım: Abdulkadir Yılmaz (65) Hastaneye götürülemediğinden…

    18 Kasım: Hasan Dal (45) Türkün kurşunuyla…

    19 Kasım: Musur Aslan (19) Türkün kurşunuyla…

    19 Kasım: Emin Öz (55) Sokağa çıkma yasağında, hasta ve yaşlı annesiyle yaşadığı evde kendisini evin tavanına asarak yaşamına son verdi…

    20 Kasım: Muhammed Altunkaynak ( ) Türkün kurşunuyla…

    20 Kasım: Nurullah Kaplan (45) Türkün kurşunuyla…

    21 Kasım: Şerif Alper (55) Türkün kurşunuyla…

    24 Kasım: Sedat Güngör (22) Türkün kurşunuyla…

    6 Aralık: Cudi Teber (23) Türkün kurşunuyla…

    6 Aralık: Mehmet Emin İnan (55) Türkün kurşunuyla…

    7 Aralık: Fehime Aktı (56) Türkün kurşunuyla…

    7 Aralık: Mahsum Akdoğan (19) Türkün kurşunuyla…

    8 Aralık: Hakan Doğan (15) Türkün kurşunuyla…

    12 Aralık: Bilal Erdoğan ( ) Türkün Kurşunuyla…

    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 1
    Musur Aslan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 2
    Sedat Güngör
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 3
    Ahmet Sönmez
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 4
    Nurullah Kaplan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 5
    Bilal erdoğan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 6
    Cudi Teber
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 7
    Hakan Doğan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 8
    Hasan Dal
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 9
    Lokman Süne
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 10
    Mert Gümüş
    nusaybin selamet yeşilmen
    Selamet yeşilmen
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 12
    Şahin Turan
    Direniş Nusaybin, Sur, Silvan ve Cizre’den Tüm Kürdistan’a Yayılmazsa... 13
    Muhammed Altunkaynak