Tag: Website

  • Dersim Katliamı’nın 83’üncü yıl dönümü: Yüzleşilmeden acılar son bulmayacak!

    Dersim Katliamı’nın 83’üncü yıl dönümü: Yüzleşilmeden acılar son bulmayacak!

    Orhan KURUL
    Dersim

    Tarihe Dersim Katliamı olarak geçen ve 4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulunun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu başlayan katliamın bugün 83. yıl dönümü. Katliamda resmi açıklamalara göre 16 bin, Dersim halkının anlatımlarına ve tanıklara göre 70 bin insan, çoğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere köylerde, mağaralarda, dere kenarlarında; bombalanarak, kurşuna dizilerek, yakılarak, kimyasal gaz kullanılarak, uçurumlardan atılarak öldürüldü. Katliamın 83. yıl dönümünde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü ve Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Mustafa Taşkale ile konuştuk.

    “BU TRAJEDİYİ UNUTMAK MÜMKÜN DEĞİL”

    EMEP GYK Üyesi Mustafa Taşkale Dersim Katliamı’nın cumhuriyet tarihinin yakın katliamlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Acı ve trajik olaylardan biridir. Aradan 83 yıl geçmesine rağmen Dersimlilerin yan yana geldiğinde en çok konuştuğu meselelerden biridir” dedi. Taşkale, bunun nedenini “Çünkü yaşanan olayların yakın tanıkları halen aramızda yaşıyor. Kiminin babası, kiminin dedesi, nenesi ya da kardeşi… Tanıklıklar var ve bu trajediyi unutmak mümkün değil” diye açıkladı.

    ON BİNLERCE İNSAN ETKİLENDİ

    Dersimlilerin büyüklerinin anlattığı ve tarihi kitaplara yansımış bilgilerden hareketle yaşananların “soykırım” olarak ifade edileceğini belirten Taşkale, “Dersim Katliamı’nı, katliam başlamadan önce özellikle Osmanlı’dan bu yana başlayan bir süreç olarak değerlendirmek gerekiyor. Sürekli Dersim bir ‘çıbanbaşı’ olarak görülmüştür. Bölgeye gönderilen müfettişlerin yazdığı raporlarda da Dersim’in tebdil ve tenkil yoluyla bastırılması vurgusu yapılmış, koparılması gereken bir yara olarak görülmüştür” dedi.

    25 Aralık 1935’te ilk olarak Tunceli vilayetinin idaresi hakkındaki raporun hazırlandığını hatırlatan Taşkale, “4 Mayıs 1937’de askeri operasyona başlanıyor. Bu karardan sonra on binlerce insan öldürülüyor, kadın, erkek, çocuk, yaşlı, demeden insanlar yakılıyor. On binlerce insan sürgün ediliyor, toprağından ediliyor. Kız çocukları evlatlık verilerek, erkek çocukları da YİBO’larda asimilasyon politikasının araçları haline getiriliyor” dedi.

    “YÜREKLERE SU SERPİLECEKSE TALEPLER KARŞILANMALI”

    Arşivlerin tam olarak açılması gerektiğini belirten Taşkale, Erdoğan’ın 2011 yılında ‘Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben dilerim.’ söylemlerini hatırlatarak “CHP’yi daha çok baskılamak için, CHP ile arasındaki yarışa malzeme edildi Dersim Katliamı. Dersim Katliamı’nı bir kez daha gündeme getirerek bu büyük katliamı malzeme olarak kullandı” diye konuştu. Özür dilemenin gereğinin yerine getirilmediğini belirten Taşkale, “Asıl temel taleplerden bir tanesi de Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması. Bugün bu talepler Dersimliler açısından hâlâ geçerliliğini koruyor. Dersimlilerin yaşadığı bu büyük katliamı, yaşanan bu vahşeti elbette ki unutması mümkün değildir ama yüreklere biraz su serpilecekse en azından bu temel taleplerin devlet tarafından yerine getirilmesi ve bunların gereğinin yapılması gerekmektedir” dedi.

    KARA BİR UTANÇ OLARAK DURMAKTA

    Katliam ile ilgili meclise soru önergesi veren HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim halkının 37-38’e Tertele adını verdiğini ve Tertele’nin büyük tufan, yıkım ve yok oluş anlamına geldiğini belirterek, “Roza Şaye yani ‘kara gün’ olarak tarihe geçen bu büyük katliam, Ermeni Soykırımı’ndan sonra Türkiye’de yaşanmış en büyük katliam olarak hâlâ Türkiye tarihinin orta yerinde kara bir utançla durmaktadır. O gün yaşanan acılardan hala ders çıkarılmamış bu kara günlerle yüzleşme gerçekleşmemiştir” dedi. O dönem, Dersim’in, toplumun kendini yönettiği, devlet-iktidar-egemen güç ilişkisine girmeden varlığını sürdürdüğü bir yer olduğunu aktaran Önlü “Çok sayıda raporda Dersim’in coğrafyasının bölünerek, sosyal yapısının dağıtılması, köylerin birbiriyle bağlarının koparılması için barajlar ve blok havuzların yapılması önerilmiştir” diye belirtti.

    Önlü, şöyle devam etti: “Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasbedilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmelidir. 4 Mayıs’ın Tertele ve anma günü olarak kabul edilmesi ve bir an önce hakikat komisyonun kurularak, Dersim’in RayeHaq inancı, kültürü ve dili tanınıp, yasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Geçmişte olduğu gibi Dersim’in kültürel sınırları yeniden idari bir yapıya kavuşturulmalı ve başta Seyid Rıza ve idam edilenlerin mezarları olmak üzere, toplu katliam ve mezarlıklar ortaya çıkarılmalıdır. Ne yazık ki bunlar yapılmadan Dersim halkının acısı son bulmayacaktır.”

  • Dersim Katliamı ile yüzleşme ve özür çağrısı

    Dersim Katliamı ile yüzleşme ve özür çağrısı

    Dersim Araştırmaları Merkezi, 50 binden fazla insan yaşamını yitirdiği belirtilen Dersim Katliamı’na ilişkin “yüzleşme ve özür” çağrısında bulundu.
    1937-38 yılları arasında gerçekleşip, üzerinde 83 yıl geçen Dersim Katliamı’na ilişkin Dersim Araştırmaları Merkezi tarafından yazılı bir açıklama yaptı. 4 Mayıs’ın Dersim’e dair kıyım kararının verildiği gün olarak bilindiğine vurgu yapılan açıklamada, “25 Aralık 1935’de çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Kanunu ve ardından başlatılan operasyon hazırlıklarının bir sonraki adımındaki 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararıyla, Dersim soykırım süreci fiilen başlatılmıştır” denildi.
     Açıklamada, Bakanlar Kurulu tarafından alınan karara da yer verildi. O karar ise şöyle:
    “Son günlerde Tunceli’de vukua (meydana) gelen hadiselere dair raporlar 04 Mayıs 1937 tarihinde Atatürk ve Mareşal’in huzurları ile tetkik (inceleme) ve mütalaa edilerek (düşünülerek) aşağıdaki sonuca varılmıştır:
    1- Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, Keçizeken (Aşağı Bor) Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit (sert) ve müessir (etkili) bir taarruz harekatı ile varılacaktır.
    2- Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır ve bu toplanma ameliyesi de (çalışması) köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik 2 bin kişinin nakli tertibatı hükümetçe ele alınmıştır.
    Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe (yetinildikçe) isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen (bütünüyle) tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür. Malatya’dan ve Ankara’dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır’dan gelecek taburun tavzifi (görevleri) bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs’ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.
    Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazım.”
    ‘TARİHSEL SUÇLAR ORTA YERDE’
    Alınan bu karar sonrasında 1937-1938’de askeri operasyonların yapıldığı ifade edilen açıklamada, operasyonun ardından resmi belgelere göre 13 bin 800 insan öldürüldüğü, bir o kadarının da sürgün edildiği kaydedildi.
    Gerçekte ise, Dersim’de 50 bin kişinin katledildiği belirtilen açıklamada, “O gün Türkiye’nin bütünlüklü görünen siyasi yelpazesi bu kıyıma birlikte karar verdi. Dünün ittifakı bugün de ötekiler karşıtlığı üzerinden devam etmektedir. Ermenilere, Kürtlere ve Alevilere karşı işlenen tarihsel suçlar orta yerde duruyorken, ‘benim vatandaşım’ söyleminin hileli bir yalanın tekrarı olduğu riyasını bir kez daha tarihe iliştirmiştir. Dersim’de toprağa kefensiz düşen on binlerce insanımızın acısını yüreklerimizde taşıyoruz. Ülkeyi yönetenleri bir kez daha yaşanan bu derin acıyla yüzleşmeye ve özür dilemeye davet ediyoruz” denildi.
  • Demirtaş HDP’nin başlattığı ‘Kardeş Aile Kampanyası’na destek çağrısı yaptı

    Demirtaş HDP’nin başlattığı ‘Kardeş Aile Kampanyası’na destek çağrısı yaptı

    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kardeş Aile Kampanyası’na destek çağrısında yaptı.

    Tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden avukatları aracılığıyla mesaj gönderen Demirtaş,  koronavirüs salgınına karşı dayanışmanın önemine dikkat çekti.

    Demirtaş’ın mesajı şöyle: “İnsanlığın karşı karşıya olduğu bu zorlu zamanlarda dayanışmanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Siyasi çıkarları, iktidarları, koltukları uğruna insanların hayatını hiçe sayan kirli siyaset zihni elbette günü geldiğinde halka hesap verecektir.

    Ayrımcı, kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı politikalar moralimizi bozmasın. Sizler öncelikli olarak kendi sağlığınızı ve toplumun sağlığını korumalısınız. Öfkenizi de kurulacak ilk sandığa kadar saklayın. Çünkü siz halksınız ve öz gücünüzle de her şeyi daha güzele çevirebilirsiniz. Ne yaparsanız yapın insani değerlerin yok edilmesine izin vermeyin. Dayanışmayı büyütün ve insan olmanın erdemlerini yüceltin.

    Bütün dayanışma kampanyaları çok anlamlı ve önemlidir. Bu vesileyle HDP’nin Kardeş Aile Kampanyası da büyütülmeli, yaygınlaştırılmalıdır. Tüm dostlarımızı dayanışmayı büyütmeye, Kardeş Aile Kampanyası’na katılmaya çağırıyorum. Hepinize yürekten sıcak sevgiler.”

  • Ölüm orucundaki Mustafa Koçak hayatını kaybetti

    Ölüm orucundaki Mustafa Koçak hayatını kaybetti

    Cezaevinde “adil yargılanma” talebiyle 297 gündür ölüm orucunda olan Mustafa Koçak hayatını kaybetti.

    Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde “adil yargılanma” talebiyle 297 gündür ölüm orucunda olan Mustafa Koçak yaşamını yitirdi. Gizli tanık ifadesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Koçak’ın hayatını kaybetmesini Halkın Hukuk Bürosu Twitter hesabından duyurdu.
    Halkın Hukuk Bürosu, Koçak’la ilgili şu açıklamayı yaptı: “Müvekkilimiz Mustafa Koçak, ölüm orucu direnişinin 297. gününde şehit düşmüştür. Mustafa, adil yargılanma hakkı için, hücre hücre eriyerek, direnerek ölümsüzlüğe yürüdü. Bilin, devlet Mustafa’yı bir tanığını mahkemede dinlememek için katletti. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.”
     ‘ARTIK NEFES ALAMIYOR’ 
    Koçak’ın Ablası Ayşe Koçak, dün akşam sosyal medya hesabında kardeşi Koçak ile yaptığı telefon görüşmesini dair video çekerek, açıklamada bulunmuştu. Kardeşi Koçak’ın sağlık durumunun iyi olmadığını belirten abla Koçak, şunları söylemişti: “Koçak’la yaptığımız telefon görüşmesi tamamlanmadı malesef. Kardeşim telefonda artık nefes alamadığını ve konuşamadığını söyledi. Tahmin edersiniz haftada iki gün 10 dakikalık sesini duyuyoruz. Artık onu da duyamıyoruz. Biz ailesi olarak cezaevini arıyoruz fakat bize ve avukatlarına bilgi vermeyeceklerini söylüyorlar.  Mustafa bizim kardeşimiz ailemiz. Size bırakmayacağız. Onun orada sessizce ölmesini istiyorsunuz. Adalet Bakanlığına soruyorum. Mustafa’nın ölmesini mi bekliyorsunuz?  Dosyayı neden sonuçlandırmıyorsunuz. Sizin işiniz adaleti sağlamak değil mi? Kime hizmet ediyorsunuz.  Adalete, hukuka ve insanlığa hizmet etmeniz gerekirken, yeter artık çekin pis ellerinizi kardeşimin, ailemin ve insanların üzerinden. İnsanları suçsuz yere yargılamaktan vazgeçin ve yeter artık Mustafa’ya ses olun.”
  • Êzidî vekil Uca’dan Çarşema Sor mesajı

    Êzidî vekil Uca’dan Çarşema Sor mesajı

    HDP’nin Êzidî vekili Felaknas Uca, Êzidî halkının Çarşema Sor Bayramı’nı kutladı.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Batman Milletvekili Feleknas Uca, Êzidî halkının ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul ettiği Çarşema Sor Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınladı.
    KAN AKITILMAZ, CAN ALINMAZ 
    Çarşema Sor (Çarşema Serê Nîsanê) bayramının, mutlak iyiliği temsil eden, kadim ve bir o kadar da anlamlı bir bayram olduğunu belirten Uca, “Mezopotamya’da, Nisan ayının 13’ünden sonraki ilk çarşamba günü kutlanan hem evrenin hem dünyanın maya tuttuğu gün dolasıyla doğanın bütün güzelliklerinin bir arada olduğu, yeniden doğuşun ve güzel günlerin habercisi olan Çarşema Sor, kin ve nefretin yerine barış ve kardeşliğin yeşerdiği gündür. Mezopotamya’da kışın bittiği ve yaşam şartlarının doğa tarafından yaratılan imkânlarla kolaylaştığı, yaşama sıkı sıkıya sarılmaya başlanan ay olarak tanımlanan Nisan ayı ‘yılın gelini’ olarak adlandırılır. Çarşema Sor’da yeşil, kırmızı ve sarı renklerde ince ipler (basımbar) örülür. İnanca göre bu renkler barışı ve yaşamı temsil etmektedir. Basımbarın, sağlık, barış ve bereket getirdiğine inanılır. Özellikle çocukların bileklerine, hastalanmasınlar diye basımbar bağlanır. Çarşema Sor’da kan akıtılması günahtır, asla can alınmaz. Bu kutsal günde farklı renklere boyanan yumurtaların bulunması şarttır” dedi.
    73 KEZ FERMANA UĞRADILAR
    Bu bayramda inançları gereği, önce 72 millet için, sonra kendileri için dua eden Êzidîlerin, şiddeti tamamıyla reddettiğine vurgu yapan Uca, ancak, sahip oldukları Kürt dili, kültürü, kimliği ve inancı nedeniyle Êzidîlerin 73 kez fermana uğradıkları, son olarak Şengal’de IŞİD barbarları tarafından kıyımdan geçirildiklerini hatırlattı. Halen IŞİD’lilerin elinde esir tutulan binlerce kadın ve çocuğun akıbetlerinin belli olmadığına dikkat çeken Uca, “Tüm bu katliamlara rağmen Şengal’de yeniden yaşamı kurmaya çalışan Êzidîler, köylerinin bombalanmasının ve işgal tehdidinin altında yaşamlarını sürdürmekteler. Türkiye’de ise kamplarda yaşam savaşı veren Êzidîlerin mezarları tahrip edilmekte, inançlarına yönelik saldırılar devam etmektedir.  Öte yandan savaştan ve kıyımdan kurtulup Avrupa’ya göç eden iki Êzidî genç de ırkçılığın kurbanı olmuş Almanya’da öldürülmüştür” ifadelerini kullandı.
    BAYRAM KUTLU OLSUN
    Ortadoğu’nun en kadim toplumlarından biri olan Êzidî toplumuna yaşatılan insanlık suçlarına karşı insanlığın sessiz kalmaması ve dayanışma çağrılarının örülmesi gerektiğine işaret eden Uca, açıklamasında şunları kaydetti: “IŞİD’in elinde halen esir olan Êzidî kadınların ve çocukların özgür günlere uyanmasını diliyoruz. Êzidîler, maruz kaldıkları katliam ve saldırılardan dolayı buruk bir şekilde kutladıkları Çarşema Sor’u, bu sene de dünyayı saran Koronavirüs salgınından dolayı hep birlikte kutlayamamaktadırlar. Tüm dünyayla beraber geçtiğimiz bu zorlu süreci bir an önce atlatıp sağlık dolu günlere kavuşmak ve önümüzdeki senelerde Çarşema Sor’u hep beraber coşkuya kutlama umuduyla, Êzidî halkı başta olmak üzere; inançlarından, kültür ve dillerinden dolayı ötekileştirilen, zulme uğrayan tüm halklara eşit, özgür, barış dolu bir dünya diliyor, yeniden doğuşun simgesi olan Çarşema Serê Nîsanê Bayramı’nı kutluyoruz!”
  • Cinsel suçlara af getirildi

    Cinsel suçlara af getirildi

    ANKARA – HDP Milletvekili Züleyha Gülüm, AKP-MHP oylarıyla kabul edilen infaz düzenlemesiyle, cinsel dokunulmazlığa karşı, kadına yönelik yaralama, şantaj, tehdit ve çocuk pornografisini yayınlamanın kapsam içine alındığını söyledi.
    İnfaz kanununda düzenlemeleri içeren ve 90 bin kişiyi etkileyecek 70 maddelik “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.
    Yasa teklifinin en tartışmalı maddelerinden biri olan ve muhalefetin cinsel suçlara “örtülü af” getirdiği yönünde eleştirdiği düzenlemeyi değerlendiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, görüşmeler sırasında son dakika verilen bir önergeyle cinsel suçların düzenlemeye dahil edildiğini söyledi. Gülüm, “Açık cezaevine geçme koşullarını sağlayan cinsel suç faillerinin cezalarını bitirmelerine bir yıl kala izne ayrılma durumları var. İzin için 3 aylık bir süre diyorlar ama ek süre getirilerek sene sonuna kadar uygulanabilecek. Bu kapsamda bütün suçlar sayılmış, sadece ‘siyasi suçlarda uygulanmaz’ deniliyor. Her ne kadar yok deseler de cinsel suç faillerine ilişkin de tahliyeler gerçekleşecek” dedi.
    KADINA YÖNELİK YARALAMA AF KAPSAMINDA
    Getirilen ek maddenin yanı sıra infaz düzenlemesinin kadınlara ve çocuklara yönelik birçok suça af getirdiğine dikkati çeken Gülüm “Çünkü nitelikli hali hariç, kadınlara yönelik yaralama, şantaj, tehdit, psikolojik şiddet, sosyal medya yoluyla taciz suçlarını işleyenler de yararlanacaklar. Bunlar erken tahliye ve 1/2 infazdan yararlanacaklar. Oysaki bu suçlardan dolayı cezaevinde kalan erkekler ‘çıkınca seni öldüreceğim, yarım bıraktığım işi tamamlayacağım’ tehditlerine devam ediyor. Dolayısıyla yaralama ve tehdit suçunun kendisi aslında uygulamadaki durum açısından öldürme suçu gibidir. Ama bunların hepsini bırakıyorlar” diye belirtti.
    ÇOCUK PORNOGRAFİSİ YAYINLAYANLARA AF
    Çocuğuna yönelik cinsel suç faillerinin de düzenleme kapsamında cezaevinden çıkabileceğini belirten Gülüm, “Bunlar da affedilmeyecekler kapsamında tutulmadı. Çocuk pornografisini bir yerlerde oynatanlar, yayınlayanlar ve çocuğun cinselliği üzerinden birtakım eylemlerde bulunanların kendisi de çıkacak. 1/2 infaz ve erken denetimli serbestlik koşullarından dolayı daha erken çıkacak. Bir yıllık denetimli serbestlik, bazı suçlarda 4 bazı suçlarda ise 3 yıla çıkarıldı. Zaten yatması gereken sürenin yarısını yatacaklar, üstüne bir de son 3 ya da 4 yılı kalmışsa denetimli serbestlikten yararlanıp çıkıyorlar. Oranlar olarak baktığımızda, aslında madde çok hızlı bir çıkışı öngörüyor” diye konuştu.
    EVDE ŞİDDET ARTACAK
    Düzenlemenin kadınları ve çocukları koruyacak hiçbir mekanizmanın hayata geçirilmeden kabul edildiğine değinen Gülüm, “Zaten kadınlar her gün şiddete uğruyorlar. Kadınların ve çocukların en çok şiddete uğradığı yerler evin içi ve failler de genellikle yakınları. Buna rağmen bu failler bırakılıyor. Ve bunlar bırakıldığında evlerine gidecekler. Evde şiddet çok ciddi bir oranda artacak” şeklinde konuştu.
    ‘DAYANIŞMA GÜÇLENDİRİLMELİ’
    Kadınların şiddete verdikleri mücadeleyi sürdüreceklerinin altını çizen Gülüm, “Erkek yargıya karşı ‘erkek adalet’ diyerek birlikte mücadele verdik. Bugüne kadar kadına yönelik işlenmiş suçları açığa çıkaran, yargılanmasını sağlayan da kadın dayanışması ve mücadelesinin kendisi oldu. İktidarın bu yönde bir adımından kaynaklanmadı. Bugün de kadınlar arasındaki bu dayanışmanın daha çok güçlendirilmesi gerekiyor. Birbirimize fiziksel olarak temas edemezsek bile, temas edebilecek başka mekanizmalarla birbirimizin yaralarını birlikte sarabileceğimiz bir dayanışma ağını mutlaka örmemiz gerekiyor” diye seslendi.
  • Süleyman Soylu istifa etti: Pelikancılar hedef almıştı… AKP’de kimlerin hedefindeydi?

    Süleyman Soylu istifa etti: Pelikancılar hedef almıştı… AKP’de kimlerin hedefindeydi?

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa etti. İstifa kararını Soylu, sosyal medya hesabından duyurdu.

    Soylu, istifasını duyururken, sokağa çıkma yasağının ilanının ardından ortaya çıkan görüntülerin kararını almasında etkili olduğunu belirterek, “Başlangıçta kısıtlı saatlerde de olsa ortaya çıkan görüntüler mükemmel yönetilen bu süreçle uyuşmadı” dedi.

    Süleyman Soylu, Twitter’da yayımladığı mesajında şu ifadeleri kullandı:

    “Gayretle ve titizlikle yürütülen bir süreçte, tamamen salgının önlenmesine yönelik hafta sonu sokağa çıkma kararınının uygulanmasının sorumluluğu, her yönüyle şahsıma aittir.

    Başlangıçta kısıtlı saatlerde de olsa ortaya çıkan görüntüler, mükemmel yönetilen bu süreçle uyuşmadı. Yaşadığım onca tecrübe, sorumluluk kısmı üzerimizde olan bu olayda, böyle görüntülere yol açmamalıydı.

    İyi niyetle, hafta sonunda salgını ve bulaşı bir nebze durdurabilmek adına atılan bir adımdı. Hiç bir zaman zarar vermek istemediğim Aziz Milletimiz, hayatımın sonuna kadar da sadık olacağım Sayın Cumhurbaşkanım beni bağışlasın…

    Onurla yürüttüğüm İçişleri Bakanlığı görevimden ayrılıyorum…

    Tüm dostlara, mesai arkadaşlarıma Allahaısmarladık…

    Allah milletimizi korusun…”

    Sokağa çıkma kararının son dakikaya bırakılması sonrası oluşan izdihamla binlerce insan market ve fırın önlerinde kuyruğa girmişti.

    Ortaya çıkan görüntüler sonrası Süleyman Soylu ağır eleştiri almıştı. Soylu’nun, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya da bilgi vermediği ileri sürülmüştü.

    Süleyman Soylu, bir süredir ‘Pelikan Çetesi’ olarak adlandırılan ve başında Hilal Kaplan ile eşi Süheyb Öğüt ve Selman Öğüt’ün olduğu grubun hedefindeydi.

    Selman Öğüt, sokağa çıkma yasağı kararının uygulanış biçimini sosyal medyadan ismini anmadan Soylu üzerinden eleştirmişti.

    Öğüt, “Kimi diyor ki gece 02.00’da ilan edilmeliydi. Kimi diyor ki iki hafta önce duyurulmalıydı. Ama böyle ilan edilmemesi gerektiği açık.. demişti.

    Soylu, AKP kabinesinde bir süredir rahatsızlık duyulan isimlerin başında geliyordu. Özelikle Damat Berat Albayrak ile arasında çekişme yaşandığı sıklıkla gündeme gelmişti.

    Pelikancıların özellikle harekete geçtiği ve Albayrak ile yaşanan çekişme sonrası Soylu’nun indirilmesi için düğmeye bastığı belirtiliyordu.

    İddiaya göre Berat Albayrak ve ekibi, yerel seçimlerde alınan yenilginin temel nedeninin Soylu’nun tavır ve söylemleri olduğu doğrultusunda rapor hazırlamışlardı. Soylu cephesi ise seçim sonrası, başarısızlığı Albayrak ve ekibine yüklemişti.

    Soylu’nun çekişme yaşadığı bir diğer isim ise Adalet Bakanı Abdulhamit Gül idi. İkili arasındaki kavganın nedeni ise ‘güvenlik soruşturması’ydı.

    AKP’de, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, kapsamın geniş tutulması isteğine Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile hukukçu milletvekillerinin “İnsanlar nefes alamıyor, özgürlükçü olmalıyız” itirazları nedeniyle çıkmaz yaşandığı iddia ediliyordu.

    Erdoğan düşmanlığından bugüne: Süleyman Soylu…

    t24’te yer alan habere göre 21 Kasım 1969 yılında  İstanbul’da doğan Süleyman Soylu, aynı ilde bulunan Plevne Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. 1987 yılında DYP İstanbul İl Gençlik Kolları’nda siyasete başlayan Soylu, 1995-1999 yılları arasında Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı, 1999-2002 arasında ise İstanbul İl Başkanlığı yaptı.

    DYP’nin 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri öncesinde ANAP’la birleşme çabaları esnasında Demokrat Parti ismini alarak girdiği seçimlerde baraj altında kalması sonrasında Mehmet Ağar´ın istifasının ardından yapılan olağanüstü genel kurulun üçüncü turunda Soylu, geçerli 800 oyun 529’unu alarak genel başkanlığa seçildi. 2009 Yerel Seçimleri öncesinde, hedefinin 2007 Genel Seçimleri’nde elde edilen yüzde 5,4’lük oy oranının üstüne çıkmak olduğunu söyledi ve “Yüzde 5,4’ün altında kalırsak çekilirim” dedi. Yerel seçimlerde il genel meclisi oylamasında partisi yüzde 4 oy alınca Soylu, seçimin ertesi günü istifa edeceğini ve kongrede aday olmayacağını açıkladı.

    DP dönemindeki siyasi hayatı boyunca AKP hükümetinin politikalarını eleştiren Soylu, AKP’nin yolsuzluk yaptığı yönünde iddiaları gündeme getirmiş ve “29 Mart yerel seçimlerinde halk AKP hükümetine sarı, DP ise kırmızı kart gösterecek. AKP hükümeti, yanlış ekonomi politikası sonucu bayramları da millete zehir etti. İnsanlarımız gülmeyi unuttu. Beceriksizlik ve yetersizlikle, Türkiye’yi krizle karşı karşıya bıraktılar. Paçalarından yolsuzluk akıyor. Türkiye’de ihale ve yandaş belediyeciliği yapılmaktadır” ifadelerini kullanmıştı. Hükümet politikalarını eleştiren Soylu, 2009 yılında yapılan yerel seçimler sırasında, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasında seçim meydanlarında devam eden tartışmalar için de ”Eskiden bir film vardı. Filmin adı ‘Cazcı Kardeşler’ idi. Kendileri çalar, millete seyrettirirlerdi. Bunlar da cazgır kardeşler. Birbirlerinden farkı yok” sözlerini kullanmıştı.

    Soylu, Hükümete yaptığı eleştirilere rağmen daha sonra dönemin AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan tarafından partisinde aktif siyasete davet edildi. Süleyman Soylu 5 Eylül 2012 tarihinde gerçekleşen AKP Genel Merkezi’nde genişletilmiş grup toplantısında düzenlenen törenle resmi olarak AKP’ye katıldı.

    30 Eylül 2012 tarihinde yapılan AKP 4. Olağan Genel Kurulunda Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliğine ve ardından da AKP Genel Başkan Yardımcılığı’na seçilen Süleyman Soylu, 1,5 yıl Ar-Ge Başkanlığı görevini üstlendikten sonra 14 Nisan 2014 tarihinde Teşkilat Başkanlığı görevine atandı. 25 ve 26. Dönemlerde Trabzon Milletvekili seçildi. 64. Hükümet’te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yapan Soylu, 65. Hükümet’te yeniden görevine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak seçildi. Soylu, 7 Haziran – 1 Kasım seçimleri sonrası kurulan 67’inci hükümette görev alan ve daha sonra  istifa eden İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yerine İçişleri Bakanlığı görevine getirildi.

    Kaynak : Ahval